Bu çalI$ma; ulu önder Atatürk'ün destegi ve katkIsIyla Türk OcagI Türk Tarih Heyeti'nin yazdIgI ve ilk kez 1930 yIlInda yayInlanan "Türk Tarihinin Ana HatlarI" adlI yapItIn, özüne baglI kalarak yapIlan güncellemesidir.

TÜRK
TARiHiNiN
ANA HATLARI

Ey Türk Ulusu !
Sen yalnIz kahramanlIkta ve sava$çIlIkta degil, dü$üncede ve uygarlIkta da insanlIgIn onurusun. Tarih, kurdugun uygarlIklarIn parIltIlarI ve ba$arIlarI ile doludur. VarlIgIna kötülügü dokunan yönetimsel ve toplumsal nedenler birkaç yüzyIldIr yolunu kesmi$, yürüyü$ünü agIrla$tIrmI$ olsa da on bin yIllIk dü$ünce ve ekin birikimi özünde el degmemi$ ve tükenmez bir güç olarak ya$Iyor. Belleginde binlerce ve binlerce yIlIn anIsInI ta$Iyan tarih, uygarlIk alanInda olman gereken yeri sana parmagIyla gösteriyor. Oraya yürü ve yüksel ! Bu senin için hem bir ayrIcalIk, hem de bir görevdir !
Gazi Mustafa Kemal Atatürk
Tarihimizi inceleyiniz.
Türk Ulusunun ugradIgI bütün yIkImlar, kar$Ila$tIgI kötü durumlar ve sIkIntIlar hep kendi öz benligine, ulusal varlIgIna önem vermeyip nereden geldikleri ve ne olduklarI, hangi soydan geldikleri belirsiz birtakIm kimseleri kendisine önder yaparak, onlarIn bilinçsiz bir aracI olmasIndandIr. [1]
Gazi Mustafa Kemal Atatürk
[1] KIlIç Ali, Atatürk'ün SIrda$I KIlIç Ali'nin AnIlarI, sayfa 553.
Bu çalI$ma; ulu önder Atatürk'ün destegi ve katkIsIyla Türk OcagI Türk Tarih Heyeti'nin yazdIgI ve ilk kez 1930 yIlInda yayInlanan "Türk Tarihinin Ana HatlarI" adlI yapItIn, özüne baglI kalarak yapIlan güncellemesidir.
Güncelleyen: Sefer Yavuzaslan. 1 Nisan 2014, istanbul

KAYNAKLAR .....
Çeviri SIrasInda Eklenen Kaynaklar Göç YollarI HaritalarI ....
BU KiTAP NiÇiN YAZILDI ?
Bu kitap belirli bir amaç için yazIlmI$tIr.
$imdiye kadar ülkemizde yayInlanan tarih kitaplarInIn çogunda ve onlara kaynak olan FransIzca tarih kitaplarInda Türklerin yeryüzü tarihindeki önemi bilinçli veya bilinçsiz olarak küçültülmü$tür. Türklerin atalarIyla ilgili böyle yanlI$ bilgilenmesi, Türklügün kendini tanImasIna, benliginin geli$mesine kötü etkiler yapmI$tIr. Bu kitabIn yazIlmasInIn gerçek amacI, günümüzde bütün yeryüzünde dogal yetenegine yeniden ula$an ve bu bilinçle ya$ayan ulusumuza kötülük veren bu yanlI$larIn düzeltilmesine çalI$maktIr.
AyrIca bu çalI$ma, son büyük olaylarla özünde benlik ve birlik duygusu uyanan Türk Ulusu için ulusal bir tarih yazma gereksinimi yönünde atIlmI$ ilk adImdIr. Bu çalI$mayla ulusumuzun yaratIcI yeteneginin derinliklerine giden yolu açmak, Türk bilincini ve dogal özelliklerinin sIrlarInI ortaya çIkarmak, Türkün özgünlügünü ve gücünü kendine göstermek ve ulusal geli$memizin soyumuzun derin köklerine baglI oldugunu anlatmak istiyoruz. Bu deneme ile gereksinim duydugumuz o büyük ulusal tarihi yazdIgImIzI ileri sürmüyoruz. YalnIz bu konuda çalI$acaklara genel bir yön ve amaç gösteriyoruz.
I
BU KiTAP NiÇiN YAZILDI
ikinci bir amacImIz da evrenin olu$umu, insanlIgIn ortaya çIkI$I ve insan ya$amInIn tarihi dönemlerden önceki geçmi$i ile ilgili yakIn dönemlere kadar inanIlan yanlI$ inançlarIn önüne geçmektir. Yahudilerin kutsal saydIklarI söylencelerden çIkan bu inançlar, kaynaklarIn ele$tirisi ve son dönemlerin bilimsel bulu$larIyla artIk tümüyle önemini yitirmi$tir. Ele$tirisi tarih ve doga bilimlerine dayanIlarak yapIlan varsayImlar ku$kusuz Sifrittekvin'in [1] duyurularIndan daha bilimseldir. Bu nedenle, bu çalI$mada insanlIgIn tarihine girmeden önce evren, yeryüzü ve insan ile ilgili konular günümüzün bilimlerine dayanan kuramlar aktarIlarak açIklandI. Bunu yaparken, bo$ inançlardan sIyrIlarak tarihsel gerçekligi kavramaya çalI$tIk.
Bu kitap ulusumuz ve özellikle gençligimiz için yazIlmI$tIr. Bunun için, yalnIzca Türklerin yeryüzü tarihindeki önemi ve ortaya çIkI$larI ile ilgili kuramla yetinilmedi. insanlIk tarihinin soyumuz ile yakIndan ilgili kimi bölümleri de okuyucuya genel bir çerçeve içinde özet olarak verilmi$tir. Ancak, Türk toplumlarIndan uzak kalan öteki toplumlarIn tarihlerinden söz etme geregi duyulmamI$tIr.
Amaç ve tasarIm böyle oldugu için, gerçek amacImIzI olu$turan Türklerin insanlIk tarihindeki önemi, tarihin en eski ve eski dönemlerine etkisi
[1] Sifrittekvin, Tevrat'In yaradIlI$la ilgili bölümüdür.
2
BU KiTAP NiÇiN YAZILDI
dI$Inda kalan konular ayrIca ara$tIrIlmadI. YalnIz çerçeveyi bütünlemeye yarayan bu bölümleri kIsa ve anla$IlIr biçimde ilgili kitaplardan aktarmaya bir engel görülmedi. Bu nedenle yaradIlI$ ve insan ile ilgili bilgiler, konularI yeni kuramlarla kolay anla$IlIr biçimde anlatan yazarlarIn kitaplarIndan alInmI$tIr.
Türklerin yeryüzü tarihindeki önemi konusuna gelince, yeryüzü tarihi ile ilgili son dönemlerde BatIda yazIlIp yayInlanmI$ yapay kitaplardaki verilerle birtakIm dilbilimsel ara$tIrma sonuçlarI kar$Ila$tIrIlIp us süzgecinden geçirilerek usa uygun sonuçlara ula$IldI. Kaynak olarak özellikle FransIz kitaplarI alInmI$tIr. Çünkü ülkemizde yayInlanmI$ olan tarih kuramlarInIn büyük çogunlugu FransIz kaynaklarIndan alIndIgI için, bu yanlI$ anlayI$larIn yine FransIz bilim adamlarInIn verdikleri bilimsel veriler ve kanItlarla düzeltilmeleri yolu benimsendi.
Bu kitabI yayInlayarak dogruyu görmesini ve iyi dü$ünmesini saglamak istedigimiz insanlar Türklerdir. Türklerin yanlI$ görü$ ve dü$üncelerden çabukça kurtulmalarI ba$lIca amacImIzdIr. Bu nedenle gerçek dü$üncelerimizi çabukça yaymak istedik. Çe$itli dillerde yazIlI belgelerin ve degi$ik türdeki kaynaklarIn ara$tIrIlmasInI gelecekteki çalI$malara bIraktIk.
3
4
GiRÎ$
6
1. iNSANLIK TARiHiNE GiRi$
Ya$amImIzda ve kurumlarImIzda uzak geçmi$in izleri günümüzde de görülmektedir. Bunun nedeni ve insanlarIn birle$erek olu$turduklarI ortak toplum ya$amlarInIn ilk dönemleri yeterince anla$IlmadIkça, günümüzün yönetim, toplum ve tutumla ilgili büyük sorunlarInI anlamak güçtür. Bu güçlügü yenmek için insanoglunun nereden ve nasIl ortaya çIktIgInI bilimsel olarak anlama yetenegi gereklidir.
Dü$ününce, gerçekten insanIn günümüzü anlamasI için dünü bilmesi, dünkü i$leri kavramasI için daha önce geçmi$ günlerin ve uzak dönemlerin olaylarInI anImsamasI gerekli oluyor. Böylece insan içinde bulundugu durumun ve olaylarIn gerçek ba$langIcInI anlamak istedikçe geriye dogru gittigini anlar. MIsIr'a, Mezopotamya'ya, Akdeniz Bölgesine, Asya'nIn orta yaylalarIna ve oralarda eski dönemlerde ya$amI$ insanlara kadar gider. Ancak bu da yeterli olmaz ve daha geriye, ilk insanlara ve sonunda ilk ya$amIn ortaya çIktIgI döneme kadar iner.
Geriye dogru yapIlan bu dü$ünsel yolculuk, ancak çe$itli bilim dallarIndan birçok bilim adamInIn ve uzmanlarIn son yüzyIlda ortaya çIkardIklarI gerçeklikler alanInda olur. Bu bulu$lar geçmi$le ilgili bilgilerimizin sInIrlarInI olu$turur. Gelecek dönemlerde geriye dogru yapIlacak olan dü$ünsel yolculuktan, günümüzdekine oranla daha büyük dü$ünceler ve bilgilerle dönülecektir. Böylece, her gün yeni bulu$larla bilgilerimizin sInIrI gittikçe geni$leyecektir.
7
iNSANLIK TARiHiNE GiRi$
1.1. EVREN
ilkel insanlar yeryüzünü düz bir yer, gökyüzünü de onun yüksek damI gibi görürlerdi. Güne$ ile AyIn bu dam üzerinde veya Yerin altInda sürekli dola$arak gelip geçtiklerini sanIrlardI.
Yerin yuvarlak oldugu dü$üncesini ilk önce kavrayanlar eski YunanlIlar oldu. Ancak evrende bulunan varlIklarI onlar da yeterince anlayamadIlar. Yeri evrenin ortasInda sandIlar. Güne$in, AyIn bütün gezegen ve yIldIzlarIn Yerin çevresinde döndügünü sandIlar. insanlarIn Yer ile ilgili dü$ünceleri 500 yIl öncesine kadar böyleydi.
Daha sonra Kopernik, ortada Yerin degil Güne$in bulunmasI gerektigi dü$üncesini ortaya attI. Ancak bu gerçek, 17. yüzyIlda Galileo'nun teleskobu bulmasIndan sonra benimsendi.
Teleskobun geli$tirilmesi insanlarIn dü$üncelerinde yeni bir a$amanIn yolunu açtI, ya$ama yeni bir bakI$ açIsI getirdi, insanlarIn dü$üncelerinin ve dü$lerinin önündeki bütün sInIrlamalarI kaldIrdI.
Teleskobun geli$tirilmesi kadar önemli olan ba$ka bir bulu$ da spektroskoptur. Bu araç her hangi bir I$Ik kaynagInIn yapIsI, yerden milyonlarca kilometre uzaklardaki yIldIzlarI olu$turan temel elementeler ve sIcaklIk seviyeleriyle ilgili bilgiler verir.
8
EVREN
Evrenin süreç içinde sonsuzluga dogru geni$lemesi ancak yakIn dönemlerde anla$Ilabilmi$tir. Evrenin eski insanlarca dü$ünülen ya$I ise $a$Ilacak ölçüde kIsadIr.
300 yIl önceki inanI$a göre Yer, 5-6 bin yIl önce yaratIlmI$tIr. YaradIlI$In (TanrInIn) ürünü olan insan Basra'dan tam iki günlük yolda ve FIrat IrmagI üzerinde bulunan cennette ortaya çIkmI$tIr.
Bu inanI$lar dini kitaplarda sürekli öykü olarak anlatIlan olaylarIn aynen çevirilerinden doguyordu. ArtIk günümüzde biraz bilgili bir insanIn bu gibi söylenceleri gerçek inanç olarak algIlamasI ve onlara inanmasI olanaklI degildir.
Önümüzdeki bu kIsa dönem duvarInI yIkan Jeoloji ve özellikle Paleontoloji bilimleri oldu. Bu bilimler yardImIyla insanlIgIn ömrünün 6 bin yIl degil, daha çok, milyonlarca yIl oldugu anla$IldI.
Çok önceleri iki önemli olay gerçekten insanlarIn ilgisini çekiyordu. Bunlardan biri, yeryüzünde birçok yerde kalIn çökeltili kaya katmanlarI görülüyordu. Bu katmanlar ancak çok uzun sürelerde yIgIlmI$ ve toplanmI$ olabilirdi. Bu kayalar birçok noktada egilmi$, bükülmü$ ve öyle biçimlere girmi$ ki, bu biçimleri ancak uzun sürede etkisini gösteren birtakIm büyük güçler olu$turabilirdi. Öteki de günümüzde yeryüzünde ya$ayan yaratIklarIn kemik, kafatasI gibi sert dokularInI andIran ancak onlara bütünüyle benzemeyen birtakIm kalIntIlarIn bu kayalarIn degi$ik katmanlarInda bulunmasIydI. Bunlar insanlarda bir dü$ünce, bir ilgi uyandIrIyordu. Bu kaya katmanlarI ve aralarIndaki fosiller ancak son 200 yIldIr bilimsel
9
iNSANLIK TARiHiNE GiRi$
olarak incelenmeye ba$landI ve gerçek nitelik, nicelik degerlerini ölçecek yöntemler ve araçlar bulundu. Kayalar insanlIgIn geli$me evrelerinin gerçek ve dogal kalIntIlarInI korudular. Bu kalIntIlar yardImIyla insanlarIn anlayI$I geli$ti. ArtIk günümüzde insanlIgIn milyonlarca yIllIk uzak ve sonsuz geçmi$i kararlI olarak ara$tIrIlabilmektedir.
Uzay sonsuz bir bo$luktur. Bu bo$lugu esir [1] adI verilen görülmez bir nesnenin doldurdugu dü$ünülmektedir. YIldIzlar uzay içinde birbirlerinden çok büyük uzaklIklarla ayrIlmI$, IsI ve I$Ik saçan, çok büyük oylum (hacim) ve kütleleri olan gök varlIklarIdIr. Uzayda büyük yogunlugu ve kütlesi olan, çekim alanI içindeki nesneleri yutan ve karadelik adI verilen gök varlIklarI da vardIr.
Güne$, Yere en yakIn olan yIldIzdIr. Yer, Güne$in çevresindeki yörüngesinde ve ayrIca kendi ekseni çevresinde dönmektedir. Güne$in çevresinde dönen yalnIz Yer degildir. Güne$e degi$ik uzaklIklarda olan, Yere benzeyen ve gezegen olarak tanImlanan ba$ka gök varlIklarI da vardIr. Güne$e Yerden daha yakIn olan Utarit (Merkür) ve Venüs adlI iki gezegen vardIr. Güne$e uzaklIk sIrasIna göre yer üçüncü gezegendir. Güne$e uzaklIk sIrasIna göre Yerden sonra Mars (Merih), Jüpiter, Satürn, Uranüs ve Neptün gezegenleri vardIr. Bu gezegenlerin çevresinde dola$an daha küçük gök varlIklarI da vardIr. Güne$ ve çevresindeki yörüngelerde dönen bu gezegenler Güne$ Düzenini (Sistemini)
[1] Fizik biliminin bu konuda yaptIgI deneysel çalI$malar esirin varlIgInI kanItlayamadIgI için günümüzde yok oldugu dü$ünülmektedir.
10
EVREN
olu$tururlar. Kuyruklu yIldIzlar ara sIra uzayIn sonsuz derinliklerinden birdenbire çIkar gelirler, Güne$ Düzeni' nin içine girerler ve sonra çIkar giderler.
Görebildigimiz yIldIzIlar Güne$ Düzeninden yüzlerce milyar kilometre daha uzaktadIrlar. Evrende milyarlarca yIldIz, gökada (galaksi) olarak bilinen yIldIz kümelerini olu$tururlar. Güne$ Düzeni Samanyolu GökadasInda bulunur. YIldIzlarIn ve gökadalarIn arasInda kalan bölgeler ya$amsIz, soguk ve karanlIk uzay bo$luklarIdIr. Güne$ Düzeni, sonsuz bo$luk içinde devinen yIldIzlar ve gökadalar, bütün bunlar birlikte dü$ünüldügünde, beynimizde olu$an kavrama evren denir.
Evrenin varlIgI ve sonsuz büyüklügü bir dü$ veya dü$ünü$ degildir, gerçek varlIklarIn bütünüdür. Bu varlIklarI birbirine ve her birini ayrIca tümünün olu$turdugu bütüne baglayan, aralarIndaki uyumu saglayan kaçInIlmaz, sürekli ve genel yasalar vardIr. Evrenin varlIgInI gösteren devinim ve güç (enerji, erke) evrensel yasalara baglIdIr.
Doga, evrensel varlIklarIn birligi, evrensel yasalara baglI devinim ve güçtür. Öyleyse, doga yasalarI vardIr ve doga onlara egemendir. AyrIca doganIn kendisi de aynI yasalara baglIdIr. AynI biçimde, ulusun yöneten olmasI, yasalarI koymasI, onlarI uygulayan güç olmasI ve ayrIca bu yasalara baglI olmasI gibi.
DoganIn kendisiyle birlikte bütün varlIklar doga yasalarIna baglI olduklarIndan, canlI varlIklar ve insanlar da ku$kusuz bu yasalarIn dI$Inda ve onlardan bagImsIz olamazlar. insan gerçekten de doganIn yaratIgIdIr. Ya$amIn büyük kuralI da dogaya baglI olmaktIr.
II
iNSANLIK TARiHiNE GiRi$
Dogada hiçbir $ey vardan yok, yoktan var olmaz. Ancak, dogayI olu$turan nesneler doga yasalarI geregi biçim degi$tirirler ya da enerjiye dönü$ürler. Belirli ko$ullarda enerji yine nesneye dönü$ür. Yer ve ya$am incelenirken bu gerçek ile kar$Ila$IlIr. Öncelikle belirtilmelidir ki, insanlarIn bütün bilgileri ve inançlarI insan anlayI$InIn (zekasInIn) ürünüdür. AnlayI$ dogal bilinçten (beyin) dogar. Bu nedenle, dogayI algIlamada anlayI$ en büyük etkendir. DoganIn üstünde ve dI$Inda olan bütün kavramlar insan bilinci için uydurmadan ba$ka bir $ey degildir.
1.1.1. YER
Yer dendiginde artIk bizim YeryuvarlagImIz, kIsaca toprak, su, hava ve ya$am anla$IlmalIdIr. Çok uzak bir geçmi$te, yüksek sIcaklIk nedeniyle daha yogunluk kazanmamI$ nesnelerden olu$an bir kütle Güne$in çevresinde bir yörüngede dönerdi. Bu kütleden kopup ayrIlan parçalar bilinen gezegenleri ve Güne$ Düzenini olu$turdular.
Yeri olu$turan sIcak ate$ topu kütlesi sürekli kendi ekseni çevresinde dönerek büyük ve küçük iki kütleye ayrIldI. Büyük kütle Yeri, küçük kütle AyI olu$turdu. Yerin dI$ yüzeyi soguk uzay bo$lugu içinde uzun sürede yava$ça soguyarak katIla$tI ve yer kabugunu olu$turdu.
Yer kabugunun olu$masI için geçen sürenin iki milyar yIla yakIn oldugu söylenebilir. Ba$langIçta ate$ topu kütlesi olan Yer, soguyarak yer kabugu olu$tuktan sonra birtakIm degi$imler geçirdi. Bu degi$imler sonunda yeryüzü engebeli bir görünüm aldI. ÇIkIntIlI yerler daglarI, çukurlar su dolmasI sonucu denizleri ve gölleri olu$turdu.
12
YER
Yeryüzü çevresinde biriken ve çogunlugu oksijen olan ince bir gaz katmanI (hava) atmosferi olu$turdu. Yerde ya$am denizlerde, karalarda ve atmosferdedir. $imdilik, evrenin YeryuvarlagI dI$Indaki yerlerinde ya$am olup olmadIgI kesin olarak bilinmemektedir.
Yerin evren içinde bir varlIk olan Güne$ten geldigi, süre geçtikçe yüzey biçiminin degi$erek günümüzdeki görünümünü aldIgI belirtildikten sonra, yeryüzünde ya$amIn olu$masI incelenebilir.
Ya$amla ilgili günümüze dek edinebildigimiz bütün bilgilerin kitabI kayalardaki kalItlardIr. Bu kalItlara göre belirlenmi$ en eski kayalar hiçbir ya$am izi göstermiyorlar. Yer üzerinde karalar ve denizlerin olu$tuklarI dönemden günümüze dek geçen uzun sürenin ilk yarIsI bile hiçbir ya$am izi bIrakmamI$tIr. Ancak bu dönemden sonra kayalarda geçmi$ ya$amIn izleri görülmeye ve çogalmaya ba$lIyor. ilk ya$am belirtileri çok temel (yalIn) ya$am türlerinde görülür. Bunlar küçük hayvan kabuklarI, deniz yosunlarInIn kökleri ve ba$larI çiçege benzeyen deniz kurtlarInIn izleri ve kalIntIlarIdIr.
Sonraki bir iki milyon yIlda daha güçlü birtakIm deniz akrepleri olu$tu. Ancak denizde balIk, karada bitki ve hayvan ya$am türleri daha olu$mamI$tI. Deniz akrepleri uzun süre, yüzyIllarca ya$amIn tek türü olarak varlIklarInI sürdürdüler. Sonra çok iyi yüzebilen ilk balIklar, gözleri ve di$leriyle yeni bir yaratIk türü olarak ortaya çIktIlar.
Bu dönemde karalarda toprak daha olu$mamI$tI. Bu dönemden sonra karalarda çok çe$itli kalIn bataklIk bitkileri olu$tu. Bu bitkilerin çogu agaç büyüklügündeki yosunlar ve otlardI.
13
iNSANLIK TARiHiNE GiRi$
Bununla birlikte, yüzyIllar geçtikçe çok çe$itli hayvanlar denizden karaya çIkmaya ba$ladI. AralarInda yüz ve bin ayaklI hayvanlar, omurgalI hayvanlar, büyük böcekler, büyük sinekler, solunum yapabilen hayvanlar vardI. Bu dönemde ya$ayan hayvanlarIn yumurtalarI yalnIz su altInda geli$ebiliyordu. Bu nedenle, onlarIn bataklIk içinde veya yakInInda ya$amalarI gerekliydi. Bu hayvanlar karada ve denizde ya$ayabiliyorlardI.
Çe$itli hayvanlarIn denizden karaya çIktIklarI dönemden sonra yeryüzünün iklimi degi$ti. Kurak ve soguk bir dönem ba$ladI. Bu dönemde büyük bataklIk ormanlarI kurudu ve günümüzün ba$lIca kömür yataklarInI olu$turdular.
Kurak ve soguk dönemin ardIndan yeryüzü iklimi yeniden degi$ti, sIcak ve nemli dönem geri geldi. Yeni bir hayvan soyu olu$tu. Bu hayvanlar bataklIklara degil, kayalar arasIna yumurtlarlardI ve yerde sürünürlerdi. Bu dönemde tohumla üreyen bitkiler de olu$tu. Böceklerin türleri de artIyordu ve sert kanatlI böcekler olu$mu$tu. Yeryüzünde hiç görülmeyen çok biçimsiz yaratIklar da bu dönemde olu$tular. Bu büyük hayvanlar, sIk ormanlarIn ye$il agaçlarI arasInda sürekli ko$arlarken ve atlarlarken ön ayaklarInI kanat gibi kaldIrIrlardI. ZIpladIktan sonra ayaklarInI açarak yava$ça inerler ve ara sIra da ormanlarIn agaçlarI arasInda uçarlardI.
Bu kanat ayaklI hayvanlar ilk uçan omurgalI hayvanlardI, ancak tüyleri yoktu. Bu hayvanlar ku$larIn soyundan olmadIgI için onlarIn atasI degildir. Ku$lar ba$ka bir soydan geldiler. Ku$larIn ilk atasI yalnIzca sIçrayabiliyor ve tIrmanabiliyordu. Bir evrim
14
YER
süreci geçirdikten sonra uçabildiler. Gövdeleri önceleri pulluydu. Pullar uzadI diken biçimini aldI. Dikenler düzle$ip çatlayarak tüye dönü$tü. Ku$larIn tüylü ön ayaklarI önceleri ko$arken yalnIzca çIrpInarak hIz kazanmayI saglIyordu. Evrim geçirip kanat biçimine dönü$ünce, dogrudan uçma i$levi görmeye ba$ladI.
ilk memeli hayvanlar, aynI dönemde olu$tular. Ancak bu hayvanlar küçük yaratIklardI. Bu dönemden sonra, yine yeryüzünün iklimi degi$ti ve ya$am durdu. Birkaç milyon yIl ya$amsIz geçti. Ya$amsIz geçen dönemden sonra yeniden uzun bir sIcak ya$am (IlIman iklim) dönemi ba$ladI. SIcak dönemin ba$Inda çok volkanik etkinlikler oldu. O dönemdeki yeryüzü biçimi, bilinmeyen bir degi$im sonucu günümüzün ana karalarI biçimlerine benzemeye ba$ladI.
Bu sIcak dönemin ba$langIcIndan günümüze kadar geçen sürenin 40 - 80 milyon yIl arasInda oldugu sanIlmaktadIr. IlIman iklim döneminin ba$lamasIyla ilk kez yeryüzünde otlaklar ve otlaklarda ot yiyen hayvanlar olu$tu. Dönem ba$larInda sürüle$mi$ olarak bir arada bulunan, birbirlerini izleyen, birbirlerine benzemeye çalI$an, birbirlerinin davranI$larInI ve seslerini anlayabilen birtakIm hayvanlar ortaya çIktI. Toplumsal bir ya$amIn ilk ba$langIcInI gösteren bu hayvanlar yeryüzünde ilk kez görülüyorlardI.
IlIman iklim dönemindeki evrimle$me sonucunda bitkilerin ve hayvanlarIn günümüzde görülenlerle benzerlikleri de arttI. Çirkin ve kaba ku$aklar yava$ça günümüzün geli$mi$ memeli hayvanlarIna dönü$tüler. Bu hayvan topluluklarI evrimle$me sIrasIna göre maymunlar, kuyruksuz maymunlar ve insanlardIr.
15
iNSANLIK TARiHiNE GiRi$
Bu konuda verilen bilgilerin beyinde canlandIrdIgI ya$am evrelerinin iki ucunu, ba$langIcInI ve sonunu da aydInlatmak gerekir. Ya$amIn yeryüzünde nasIl ba$ladIgI daha bilinmemektedir [1]. Ya$amIn dogal ko$ullar altInda, ince, sulu çamur biçiminde ve yarI organik durumda bulunan nesnelerde ba$ladIgI ve sonra anla$Ilamayan bir biçimde, yava$ça bütün ya$am niteliklerinin olu$tugu dü$ünülmektedir. Günümüzde yeryüzünün hiçbir yerinde ya$amI ortaya çIkaran milyonlarca yIl önceki kimyasal ve dogal ko$ullar olu$amaz. Bu nedenle yeryüzünde yeniden ba$layan bir ya$am türü yoktur. Ancak bilim adamlarI organik olmayan nesnelerden organik nesneye benzer birtakIm zarlarI ve lifleri yapmayI ba$armI$lardIr.
Ya$amIn, büyük bir olasIlIkla her hangi bir doga dI$I gücün etkisi olmaksIzIn kaçInIlmaz dogal bir kimyasal ve fiziksel sürecin sonucunda yeryüzünde olu$tugu dü$ünülmektedir. Yoksa örnegin bir mantarI, bir sinegi ve bunlarIn olu$um sürecini, bir kristal parçasInda çok ince bir biçimde sIrayla dizilmi$ olan ögelerden veya yelle dalgalanan bir kum denizinden daha gizemli bir nitelikte sanmak ve bu iki tür varlIk arasIndaki dogal olmayan degi$ikligin nedenlerini ara$tIrmak gibi gülünç bir duruma dü$ülür.
CanlIlarIn ya$amInIn ilk evresi denizlerde olu$tu. Ancak ya$amIn kökeni bilimsel olarak "Ya$am sIcak, güne$li, sIg bataklIk suda, çamur veya kum üzerinde ba$ladI" diye tanImlanmaktadIr. Oradan kIyIlara, açIk sulara ve denizlere yayIldI. Ya$amIn ilk ortaya çIktIgI yerler ilk olu$an denizlerin kIyIlarI boyunca uzanan göller ve bataklIklar olabilir.
[1] Bu konudaki son bilgiler, ilgili güncel bilimsel yayInlardan edinilebilir.
16
YER
$imdi, canlIlarIn ya$amInIn ilk önemli evrelerinden ba$layarak son evresine gelelim. YukarIda anlatIldIgI gibi gözü, di$i, kemikleri olan ilk hayvan balIktIr. Sonraki önemli kemikli hayvan türü, karada yerde sürünenlerdir. BalIklarIn ve sürüngenlerin ortaya çIkmalarI ve evrimle$meleri ilk memeli hayvanlarIn olu$umuna neden oldu. ilk memeli hayvanlar da evrimle$erek daha geli$mi$ memeli hayvanlarIn olu$umuna neden oldular. Geli$mi$ memelilerin ya$amI toplumsal ya$amIn ba$langIcInI andIrIyordu. Geli$mi$ memelilerin evrimle$mesi sonucu maymun, kuyruksuz maymun ve insan türleri ortaya çIktI.
Evrim sürecinin a$amalarI geriye dogru izlenince, öteki memeli hayvanlar gibi insanIn da daha ilkel bir türün atalarInIn evrimle$mesinden geldigi anla$IlIr. Gerçekte, genellikle insanIn ve büyük maymunlarIn ortak bir atadan geldikleri ileri sürülür. Bu ortak ata da daha ilkel türleri olan bir soydan, ilk memeli hayvan soylarInIn birinden geliyor. ilk memeli hayvan da bir tür yerde sürünen hayvanlarIn birinden geliyor. En sonunda sürüngen de balIklardan geliyor. insanIn bu soy agacI, insan iskeletiyle öteki kemikli hayvanlarIn iskeletleri arasIndaki kar$Ila$tIrmalara dayanmaktadIr.
Dogumdan önce insan gövdesinin anne karnInda geçirdigi çok iyi bilinmeyen evreler vardIr. Bu evreler bilinirse, bu savIn dogrulugunu benimsememek olasI degildir. Gerçekte insan anne karnInda olu$urken önce bir tür balIk gibi görünür, ardIndan yerde sürünen hayvanlarI anImsatan birtakIm biçimler alIr. Sonra, ilkel memeli hayvanlarIn görünümlerini yineler, üstelik bir süre kuyrugu da vardIr. insan dogduktan sonra bile, ki$isel geli$imine insan olarak ba$lamaz. insanlIga dogru atIlmak için, genellikle ilk hayvanlarIn yaptIklarI gibi hIzlIca çIrpInIr durur.
17
iNSANLIK TARiHiNE GiRi$
KIsacasI insan, sularda olu$up çogalan ilkel bir yaratIgIn evrimle$mesi sonucu günümüzdeki biçimine dönü$tü.
insanIn ula$tIgI yüksek anlayI$, us yürütme ve yetenek düzeyi, milyonlarca ve milyarlarca ku$aktan geçerek olu$tu. ArtIk insan günümüzde doganIn sonsuz büyüklügüne ve doga içinde kendi türünün yazgIsIna gittikçe büyüyen bir istek ve bilinçle bakIyor.
1.1.2. iNSAN
Günümüzdeki insan soylarInIn ilk atalarIndan beri geçirdikleri degi$imleri izleme olanagIndan söz edilmektedir (insanIn evrimi).
Ancak ilk insanlarIn fosil olarak kalIntIlarI çok azdIr. Bu nedenle insanIn bilinen ilk atasIyla günümüzdeki insan soylarI arasInda dü$ünülen baglantI ve ili$ki sürecinin bo$luklarInI doldurmak gerekir. Yeryüzünde el sürülmemi$ ve her biri insanla ve insanIn atalarIyla ilgili birçok belgeler ve izler içeren yer altInda kim bilir daha ne kadar kalIntIlar vardIr. Özellikle Asya'da bütün bu sIrlarIn anahtarlarI saklI kalmI$ olabilir. Oysaki yakIn döneme kadar ara$tIrIlan tek bölge yalnIz BatI Avrupa'dIr. Daha yIllar önce bulunan bir kafatasI günümüze kadar bulunan bütün bilgiler üzerinde önemli etki yapmI$tIr. Büyük bir olasIlIkla insan soyuyla ilgili günümüzde bilinen bilgiler, yakIn bir gelecekte bilineceklere oranla bir hiç gibidir. insanlarIn atasI olarak nitelendirilen yaratIk, kayalar arasInda saklanan ko$ucu bir yaratIktI. Bu yaratIk agaçlara da kolayca tIrmanabiliyordu. AyaklarInIn ba$parmaklarIyla ikinci parmaklarI arasInda bir nesneyi tutabiliyordu.
18
iNSAN
Bu insan atasInIn yeryüzünde ya$adIgI dönem çok eskidir. Memeli hayvan dönemi olan bu dönem, günümüzden 40 veya 4 milyon yIl öncedir. Ancak bu yaratIk da dogal bir atadan geliyordu. Önceki ikinci ata günümüzden 140 veya 14 milyon yIl önce, yerde sürünen hayvanlar döneminde ya$amI$tIr. Bu hayvan agaçlar arasInda, ormanlIk bölgelerde ya$ardI.
insanlarIn atalarI olan bu yaratIklarIn ilk izlerinin en önemlileri birtakIm ta$lar ve çakmak ta$larIdIr. Bunlar çok kaba biçimde el ile tutabilmek için yontulmu$lardIr. Balta gibi kullanIlmI$ olmalIdIrlar. Bu ilk araçlarIn en eskileri M.Ö. 500 bin yIlIndan önceki dönemlerde yapIlmI$tIr. Ancak, ilk araçlarI yapan yaratIklarIn kemik ve buna benzer öteki izleri günümüze kadar bulunamamI$tIr. Bu nedenle bu yaratIklarI ancak bIraktIklarI ilk araçlarIn varlIgIyla anlIyoruz. ilk araçlarIn yapIldIgI dönemden ba$layarak 50 bin yIl öncesine kadar geçen 500 bin yIldan uzun bir süre içinde ya$amI$ olan insan atalarInIn kesin bir fosili bulunamamI$tIr [1].
Ancak birçok yüzyIllar boyunca, gittikçe daha çok geli$en çakmak ta$Indan yapIlmI$ birtakIm araçlar bulunmu$tur. Bu araçlarI yontmu$, üretmi$ olan yaratIklarIn kemiklerinden veya ba$ka bir organik kalIntIsIndan bir belirti kalmamI$, çürümü$ yok olmu$tur. Ancak günümüzden 50 bin yIl öncesine yakIn döneme özgü önemli kalIntIlar bulunmu$tur. Ta$tan yapIlmI$ kazmalar, burgular, bIçaklar, kargIlar ve sonunda insan kalIntIsI olduguna ku$ku olmayan kafataslarI ve öteki kemikler bulundu.
[1] Günümüzde ara$tIrma yapan antropologlar birçok fosiller bulmu$lardIr. Güncel bilgi edinmek için antropoloji biliminin yeni yayInlarI okunmalIdIr.
19
iNSANLIK TARiHiNE GiRi$
ilk insanlar, daha önce degilse bile büyük bir olasIlIkla 50 bin yIl kadar önce ortaya çIkmI$lardIr. Ku$kusuz 50 bin yIl önce ya$amI$ olan bu insanlar günümüzdeki soylarIna oranla çok kaba yapIlIydIlar. Ancak 100 bin yIl önceki atasInIn gövdesine oranla daha ince yapIlIydIlar. Ne kadar bayagI olursa olsun, bulunan bir takIm ta$ araçlar yardImIyla 500 bin yIldan beri yeryüzünde ya$adIklarInI bildigimiz eski atalarIndan çok ince ve geli$mi$ olduklarI da ku$kusuzdur.
50 bin yIl önce ya$amI$ bu insanlarIn döneminde soguklar a$IrI artInca inlerde ya$amaya ba$ladIlar. Ate$i çoktan ögrenmi$ görünüyorlardI. Bu in (magara) döneminden sonra arkalarInda birçok izler bIraktIlar. Bu insanlar in dönemine kadar açIk havalarda, su kaynaklarInIn yakInlarInda yaktIklarI ate$in çevresinde toplu olarak ya$arlardI. Ancak bu insanlar yogun soguk ko$ullara uyum saglayabilecek kadar akIllIydIlar.
Oysaki insana yakIn ve ona benzeyen öteki yaratIklar soguklarIn yogunluguna kar$I koyamadIlar ve tümüyle yok oldular. Gerçekten eski Ta$ Dönemi araçlarInIn en kaba biçimleri bir süre sonra ortadan kalkmI$lardI.
Bu insanlarIn büyük hayvanlara kar$I kullandIklarI silahlar mIzraklI kargIlar, tahta topuzlar ve büyük çakmak ta$larI gibi araçlardI.
Bu insanlar hayvan eti ve kemiklerinin ilikleriyle beslenirlerdi. Kemikleri inlerde saklarlar ve canlarI istediginde kIrIp iliklerini yerlerdi. Hayvan derilerine bürünüyorlardI. Bu derileri kadInlar hazIrlIyorlardI. Bu ilk insanlar bizim gibi genellikle sag ellerini kullanIyorlardI. Gövdenin sag yanInI yöneten beynin sol
20
iNSAN
bölümüdür. Bu nedenle, bu insanlarIn da beyinlerinin sol bölümü sag bölümlerinden daha çok büyümü$tü. Görme ve dokunma duyularInI ve bütün gövdenin gücünü yöneten beyinlerinin arka bölümleri iyi geli$mi$ti. Ancak, dü$ünme ve konu$mayla ilgili olan beyinlerinin ön bölümleri göreceli olarak küçük kalmI$tI. Beyinleri günümüz insanInIn beyni kadar büyüktü, ancak biçimi degi$ikti.
Büyük bir olasIlIkla, dü$ünme biçimleri günümüz insanIndan çok degi$ikti. Günümüz insanIna oranla dü$ünme yetileri çok az geli$mi$ti. DuygularI, yetkinlikleri, günümüz insanIna benzemiyordu. Büyük olasIlIkla hiç konu$muyorlar veya çok az, bir iki sözcük kullanIyorlardI ve konu$ma yetenekleri az geli$mi$ti.
Yeryüzünde ya$amakta olan insan toplumlarInIn günümüzdeki durumlarInI iyice anlayabilmek için geçmi$te ya$amI$ bütün insan toplumlarInIn durumlarInI, birbirleriyle ili$kilerini bilmek gerekir. Bu nedenle yeryüzünün, ya$amIn ve insanlIgIn ba$langIcI ve kökenlerine kadar geriye gitmek gerekti. Böylece doganIn gerçekte evren ve güç oldugu da anla$IldI.
Yeryüzünün olu$umu, daha sonra ya$amIn doga ve evrenin yasalarIna baglI ko$ullar içinde milyonlarca yIl önce yeryüzünde olu$tugu görüldü.
BalIk ve yerde sürünen dört ayaklI memeli hayvanlarla birlikte birçok hayvan türünün milyonlarca yIl süren evrim sonucu olu$tuklarI ve geçirdikleri degi$iklikler gözden geçirildi. Sonunda, insanIn yer yüzünde doga yasalarIna baglI dogal bir yaratIk olarak ortaya çIkIp geli$tigi anla$IldI.
21
iNSANLIK TARiHiNE GiRi$
Ancak ilk insanIn atasI güçlükle belirlendi. Çünkü onun gerçek oldugunun kanItI olan iskeletini bulmak çok güç ve geç oldu. Onun gövdesinin ve ya$amInIn varlIgI, ancak bIraktIgI bir takIm kaba ta$ araçlar yardImIyla anla$Ilabildi. Gerçekte sonralarI o kaba ve ilkel ta$ araçlar inceldi ve çe$itleri arttI. Daha sonraki dönemde yeni insan kalIntIlarI ve ta$ araçlarla birlikte tunçtan ve demirden üretilmi$ kusursuz araçlarla kar$Ila$IlIr. Ancak bütün bu kalIntIlar günümüz insanlIgIna ilk atasIyla ilgili yeterli bilgiyi veremez. Çünkü bütün bunlar yakla$Ik hesaplamalarla son insan toplumlarInIn yeryüzündeki varlIklarInIn ve ya$amlarInIn ancak karma$Ik ve belirsiz bir tablosunu yapabilir.
Oysaki geçmi$te insan toplumlarInIn nerede, ne durumda ve hangi dönemde ya$adIklarInI bilmek gerekir. OnlarIn ekinlerinin (kültür) günümüz ya$amInI, dü$üncesini, geli$mesini, kIsacasI günümüzde ekinleri olumlu veya olumsuz ne kadar etkilediklerini dogru bilmek gerekir.
Ekin, bir insan toplumunun yönetim (devlet), dü$ünce, ba$ka bir deyimle bilim, sanat ve tutum ya$amlarInda yapabildikleri $eylerin toplamI demektir ve uygarlIk da bundan ba$ka bir $ey degildir.
Bu bilgiler ancak açIk belgelere dayanarak üretilebilir. AçIk belgelerse, okunabilecek yazIlI belgelerdir. Bu belgeler, üzerinde yazI olan kagIt, deri, ta$, tugla, agaç ve madeni yapItlar, bunun gibi degi$ik biçimde kitaplar ve yazItlardIr. YazIlI belgeler, insan toplumlarInIn gerçek ve uygar varlIklarInIn güçlü tanIgI, canlI ürünleridirler.
22
TARiH
1.2. TARiH
Evrenin, Güne$ Düzeninin, YeryuvarlagI'nIn ve insanIn olu$umlarI anlatIldIktan sonra, tarihin tanImI a$agIdaki gibi yapIlabilir.
Tarih, gerçekçi bir biçimde insan toplumlarInIn ya$amlarInI, ekinlerini, ya$adIklarI yerleri ve dönemleri ara$tIran, inceleyen ve anlatan bir bilimdir.
Tarih biliminin insanlar için ne kadar önemli bir görev üstlendigi açIkça ortadadIr. Tarih bu önemli görevi yaparken, yalnIz günümüz insanlarInI aydInlatma ve dogru yolu göstermekle kalmIyor, bundan sonra gelecek insanlar için de yararlI bir egitici i$lev görüyor.
Dogrusu yarInIn kurucularI olarak, bizden önceki toplumlarIn yönetim, dü$ünce, tutum alanlarInda yaptIklarInI, bunlarIn kusursuz ve eksik, iyi ve kötü yönlerini, nedenlerini, etkenlerini, dogal veya sonraki engelleri anlamamIz, dü$üncelerimiz ve eylemlerimizin geli$mesine katkI yapar. Gelecek ku$aklarIn igrenerek anacagI bir insan, bir ulus olarak tarihe geçmekten kaçInacagIz. Bireysel ve toplumsal olarak uygarlIga en yüksek seviyede katkIlar yapan, insanlIgIn yükselmesi için çok çalI$an, gelecek ku$aklarIn yararlanabilecegi degerli ve ölümsüz bilim ve sanat ürünleri bIrakan bir varlIk olarak tarihte en saygIn, en onurlu bir yer edinmeye çalI$acagIz. ÇocuklarImIza da aynI dü$ünce ve egitimi verecegiz.
Görevini yaparken gerek duydugu bilgiyi saglamak için tarihin her bilim ve bilgiden yararlanmasI kesinlikle gereklidir. Özellikle jeoloji, antropoloji, paleontoloji, arkeoloji, filoloji, etnoloji, toplum ve doga bilimlerine
23
iNSANLIK TARiHiNE GiRi$
gereksinimi oldugu gibi, sürekli cografya bilimiyle birlikte çalI$IlmasI da kaçInIlmazdIr.
Tarihinden söz ettigimiz insan toplumunun yeryüzünde hangi konumda bulundugu, bu konumun durumu, eksiklikleri, iklimi, denize yakIn veya uzak olmasI, ülke topragI ve IrmaklarI, tarIm ve hayvancIlIk i$lerindeki yetenegiyle o toplumun tarihi arasInda sIkI bir ili$ki vardIr. AyrIca, bir ulusun hangi uluslarla tutumsal, toplumsal, yönetsel ili$kilerde bulundugunu bilmek gerekir. Bu bilgiler ülkenin konumundan elde edilebilir.
Tarihsel olaylarI zamana göre sIralamak için bir tarihi ba$langIç belirlemek ve olaylarI bu ba$langIca göre sIralamak gerekir. Tarihin ba$langIcI bütün uluslarda aynI degildir. Araplar, Muhammed'in Mekke' den Medine'ye göç ettigi (hicret) tarihi tarihlerinin ba$langIcI olarak benimsemi$lerdir. Göç tarihi ba$langIç olmak üzere yIllarIn sayIlmasIna Hicri YIlI, olay yIlI Ay YIlI (Kameri) ile hesaplanIrsa Hicri Ay YIlI, Güne$ ($emsi) YIlI ile hesaplanIrsa Hicri Güne$ YIlI adInI alIr. Bütün yeryüzü uluslarI isa'nIn dogumunu tarihin ba$langIcI olarak benimsemi$lerdir. isa'nIn dogumuna göre yalnIz Güne$ YIlI ile hesaplanan yIllara Miladi YIl denir.
Türkler bütün uygar uluslarla birlikte, Türkiye Cumhuriyeti'nin kurulu$undan beri tarihin ba$langIcI olarak Miladi YIlI ve ölçü olarak da Güne$ YIlI'nI benimsemi$lerdir.
1.2.1. TARiH DÖNEMLERi
Tarih yazInIn bulunmasIyla ba$lar. YazInIn bulunmasIndan günümüze kadar geçen süre Tarih
24
TARiH DÖNEMLERi
Dönemleri olarak adlandIrIlIr. ilk insanlarIn ortaya çIkIp yeryüzünde ya$amaya ba$ladIklarI tarihten, yazIlI tarihin ba$langIcIna kadar geçen çok uzun bir süre vardIr. Bu süre de Tarih Öncesi Dönemler olarak adlandIrIlIr. KIsaca, insan toplumlarInIn ya$amlarI bir tarih ba$langIç noktasIna göre iki döneme ayrIlIr.
- Tarih Öncesi Dönemler
- Tarih Dönemleri
Tarih öncesi dönemlerde ya$amI$ insanlarla ilgili bilgi kaynagI, yalnIzca onlarIn bIraktIklarI $eyler ve kaya resimleridir. Tarih öncesi dört döneme ayrIlIr.
- Yontma Ta$ Dönemi
- CilalI Ta$ Dönemi
- Tunç Dönemi
- Demir Dönemi
Tarih öncesi dönemlerin adlandIrIlmasI, insanlarIn ya$amlarInI korumak ve gereksinimlerini saglamak için kullandIklarI nesneye ve nesneyi i$leyi$ yöntemlerine göre yapIlmI$tIr.
Tarih öncesi dönemler, insanlarIn uygar ya$ama ve sanata dogru geli$me a$amalarInI gösterir. Gerçekten de her dönemde sürekli geli$meler olmu$tur. Ancak yeryüzünün her bölgesinde aynI sIrada ya$ayan bütün insan toplumlarI, bu geli$me a$amalarInI ayrI sürelerde geçerek ayrI tarihi dönemleri ya$amaya ba$lamI$lardIr. Kimi insan toplumlarI, ya daha uygun olduklarIndan veya çevre ve olaylarIn kendilerine uygun ko$ullarI olu$turmasIndan dolayI, öteki insan toplumlarIndan daha çabuk geli$mi$lerdir.
25
iNSANLIK TARiHiNE GiRi$
Uygarla$mI$ uluslarIn tarih öncesi dönemlerinin ne kadar sürdügünü kesin olarak bilmek olasI degildir. Büyük bir olasIlIkla, onlarIn ilkel ya$am dönemlerinde geçirdikleri süreler çok uzundur. Kaba Ta$ Döneminden sonra gelen Yontma Ta$ Dönemi, bütün insanlar için en uzun sürmü$ dönemdir. Öteki dönemler daha kIsa sürelerle birbirini izlemi$tir.
Dogu toplumlarI Yontma Ta$ Döneminden M.Ö. 12 bin yIllarInda çIkmalarIna kar$In, aynI dönem Avrupa'da bu tarihin 5 bin yIl sonrasIna kadar sürmü$tür. Ba$ka bir deyimle, Avrupa Yontma Ta$ Döneminden ancak M.Ö. 7 bin yIllarInda çIkabilmi$tir.
Tunç Dönemi en eski uygar ülkelerden Sümer'de M.Ö. 7 - 6 bin yIllarInda, MIsIr'daysa daha sonraki dönemlerde ba$lamI$tIr. Bu ülkelerde Demir Dönemi ba$larInda yazI bulunmu$ ve tarih dönemleri ba$lamI$tIr. Avrupa yazIyI bilmeksizin tümüyle dört dönem geçirmi$tir.
Yontma Ta$ Döneminde insanlar ta$larI ta$la yontarak gereksinim duyduklarI bütün araçlarI yapIyorlardI. Bu dönemde insanlar ilkel, yoksul ve sIkIntIlI bir ya$am sürüyorlardI.
Önceleri açIk havada ya$adIlar. Sonra IrmaklarIn yakInlarIndaki agaç kovuklarIna, kaya oyuklarIna ve inlere sIgIndIlar. Bu nedenle bu döneme Magara (in) Dönemi de denir. Ancak, daha çok balIk olan sularI ve av hayvanI olan ormanlarI aramak üzere sIkça yerlerini degi$tiriyorlardI. Çünkü tarImI bilmiyorlardI. AvladIklarI balIklarI, hayvanlarI ve bulduklarI bitki köklerini, yabani yemi$leri yiyorlardI. Bu insanlar elbise yapmayI bilmiyorlardI. Hayvan derilerine sarInIyorlardI.
26
TARiH DÖNEMLERi
Yontma Ta$ Döneminde geçirdikleri evrimlerle hayvanlarIn çogunlugu günümüzdeki niteliklerine ula$tIlar. Bu dönemde büyük geyikler, öküzler, atlar, boz ayIlar, aslanlar, sIrtlanlar, gergedanlar, filler ve $imdi ancak kutuplarda bulunan Ren geyikleri gibi hayvan türleri vardI. Ren geyiklerinin çok sayIda artmalarI nedeniyle Avrupa'da bu döneme Ren Dönemi adI verilmi$tir.
Ancak Yontma Ta$ Döneminde ya$ayan insanlar bu hayvanlarIn hiçbirini evcille$tirememi$lerdir. At, onlar için yalnIzca bir avdI. Bu hayvanlarla birlikte, mamut gibi günümüzde soylarI yok olan büyük hayvanlar da vardI.
Yontma Ta$ Döneminde insanlar ya öldürüp yemek için veya kendilerini korumak için hayvanlarla sava$IrlardI. insanlar birbirleriyle de kavga ediyorlardI. BalIk ve öteki av hayvanlarInIn avlanmasI ve bir inde barInacak yer, kavgalara neden oluyordu. Birbirlerini öldürüp etini yiyenler oldugu gibi mutlu olmak için ötekilerini öldürenler de vardI. Yontma Ta$ Dönemi insanlarI birbirlerinden, hayvanlardan, $im$ekten, gök gürültüsünden, kasIrgadan, gecenin karanlIgIndan ve her $eyden korkuyorlardI. Korku insanlarIn ilk ve en güçlü duygularI oldu.
Bununla birlikte bu insanlar, çok aç degillerken ve çok korkacaklarI bir $ey olmadIgInda hayvan di$lerinden gerdanlIk yapIyorlardI. içlerinden kimileri olabildigince sanatçI olmu$lardI. Bulunan Yontma Ta$ Dönemi kalIntIlarI arasInda, yüzeylerine gerçeklerine çok benzeyen hayvan resimleri yapIlmI$ ta$lar ve kemikler de vardIr.
BirtakIm inlerde boyanmI$ hayvan resimleri de
27
iNSANLIK TARiHiNE GiRi$
bulundu. Yontma Ta$ ÇagI insanlarI hayvan resimlerini oldukça ustalIkla yaparlarken, insan resimlerini çok kaba bir biçimde yapmI$lardI. Anla$IlIyor ki, uzak atalarImIz dogayI gözlemeyi ve resmini yapmayI biliyorlardI.
Yontma Ta$ Dönemi insanlarI ate$ yakmayI, ate$te IsInmayI ve yiyeceklerini pi$irmeyi ögrendiler. Ate$in etkili parlaklIgI geceleri ilkel hayvanlarI korkutarak uzakla$tIrIyordu. AyrIca ate$ insanlarI karanlIgIn verdigi korkulardan da kurtardI.
CilalI Ta$ Döneminde insanlar ta$larI parlatarak her tür araç gerecin çok daha güzelini yaptIlar. Bu dönemde Avrupa'da yeni insanlar görülmeye ba$ladI. Asya kökenli olan ve oradan gelen bu insanlar Avrupa' nIn ilkel ko$ullarInI degi$tirdiler. Bu insanlar, Asya'da ve Akdeniz Bölgesindeki geni$ alanlarda ya$ayan Türk uluslarIndandI. Türkler tarImI ve hayvancIlIgI uzun süredir biliyorlardI. Ekin ve özellikle bugday yeti$tirmeyi ögrenmi$lerdi.
Türkler keten yeti$tirmeyi, keten liflerini dokuyarak kuma$ ve elbise yapmayI ögrenmi$lerdi. Türkler atI ve köpegi evcille$tirmenin yanIsIra, bu dönemde artIk koyun, inek ve öküz sürüleri de yeti$tiriyorlardI.
CilalI Ta$ ÇagI insanlarI artIk tarIm ve hayvancIlIk ile ugra$IyorlardI. AyrIca parlatIlmI$ ta$lardan ve kemiklerden çe$itli araçlar, süsler ve silahlar yaptIlar. Bu ürünleri yapmak için gerçek üretim evleri vardI. Öteki el sanatlarI da geli$mi$ti. Örnegin, kili i$lemeyi biliyorlardI ve onu pi$irerek çe$itli süsler, çömlekler ve kaplar yapIyorlardI. Bu çe$itli sanatlarIn geli$mesi, süre geçtikçe daha çok büyüyen bir alIm satImI dogurdu.
28
TARiH DÖNEMLERi
CilalI Ta$ Dönemini ilk önce ya$ayanlar, tarImI, hayvancIlIgI ve bütün yeni sanatlarI ilk önce bulup geli$tirenler Türklerdir. CilalI Ta$ Döneminin insanlarI anItlar diktiler. Bu anItlar yere dikilmi$ 4-5 metre yüksekliginde tek parça kaba ta$lardan (menhir) olu$uyorlardI. Bu ta$lar, düz bir çizgi veya yuvarlak olu$turacak biçimde yan yana dikilirdi. Bu kaba ta$ anItlarIn neden dikildikleri bilinmemektedir.
CilalI Ta$ Dönemi insanlarI dolmen denilen yapIlar yaptIlar. Dolmenler, yere dikilen ta$larIn üstüne yatay ta$lar konarak kapatIlmakla yapIlan bir çe$it odalardI. Bu yöntemle yapIlmI$ kapalI yollar da vardI. Dolmen odalarInda insan kemikleri bulunmu$tur. Dolmenler ku$kusuz o dönemin gömütleriydi (mezar). AyrIca bu dönem insanlarI, AvrupalIlarIn tümülüs dedikleri tumba olarak adlandIrIlan yapIlarI da yapIyorlardI. Tumbalar (kurganlar) dolmenler gibi ta$tan yapIlIrlardI, ancak üstleri toprak yIgInIyla örtülürlerdi. Tumbalar da tepeciklere benzer gömütlerdi. Dolmen ve tumbalarda, tunç ve demirden yapIlmI$ araç gereçler de bulundu. Ancak en eskilerinde yalnIz ta$tan baltalar, kaba kaplar ve üzerinde resim olmayan kemikten, fildi$inden, hayvan kabuklarIndan yapIlmI$ takIlar bulunmu$tur. Bu takIlar, daha sonra göl evlerinde bulunan takIlara benzemektedir.
CilalI Ta$ Döneminde bir bölüm insanlar göçebe ya$amI bIrakarak yerle$ik ya$ama geçmeye ba$ladIlar. Bu olay insanlIk tarihinde önemli bir dönüm noktasIdIr. insanlar gev$ek ili$kili dagInIk topluluk olarak degil, birbiriyle sIkI ve yakIn ili$kileri olan bireylerden olu$an aile toplulugu, ba$ka bir deyimle boy (kabile) düzeninde yerle$ik olarak ya$amaya ba$ladIlar. Yerle$ik ya$am, uluslarIn küçük benzerleri olan bu topluluklarda dayanI$ma ekinini geli$tirdi.
29
iNSANLIK TARiHiNE GiRi$
Birlikte ya$amak için toplu ya$am kurallarI bulmak gerekiyordu. Bu kurallar süre geçtikçe günümüzdeki yasalarI olu$turdu. Ancak eski insanlarIn bulduklarI yasalarIn neler oldugunu bilmiyoruz. YalnIz, insanlarIn topluluk olarak bir arada ya$amaya ba$lamalarI kesinlikle önemli bir geli$medir ve birbirlerine kar$I a$IrI güç kullanmalarInI ve kabalIklarInI azaltmI$tIr.
CilalI Ta$ Döneminde topluluk olarak yerle$ik ya$ama geçen kimi insanlar göller üzerinde yaptIklarI bucak büyüklügündeki yerle$im yerlerinde ya$amaya ba$ladIlar. Göl bucaklarInI kurmak için kIyIya yakIn kazIklar çakIlIr, kazIklarIn üzerine agaç kütüklerinden bir dö$eme yapIlIrdI. Dö$emenin üstüne kulübeler yapIlIrdI. Kulübelerle kIyI arasInda gidip gelebilmek için, kulübelerden kIyIya agaçtan ta$Inabilir köprüler kurulurdu. Bu köprüler ak$amlarI kaldIrIlIr ve sabahlarI yine konulurdu.
YapIlan ara$tIrmalarda 40 bin kazIk üzerine kurulmu$ göl bucaklarI bulundu. Dü$ünüldügünde, kazIklarIn ve agaç kütüklerinin kaba ta$ baltalarla kesilmesi ve düzeltilmesi için çok uzun ve sabIrlI çalI$manIn gerektigi açIktIr. Bu bucaklarda insanlar güvende olduklarI duygusunu ta$IyorlardI. Güvenli ya$am, ortak çalI$manIn ve çabanIn ödülü oldu. insanlIgIn büyük bölümü M.Ö. 12 bin yIllarInda CilalI Ta$ Dönemine ula$mI$tIr.
Gerçek Maden ÇagI tunç madeninin kullanImIndan sonra ba$lar. Ancak tunç üretmek için gerekli olan kalay dogada az bulundugundan, tunçtan silah ve araç üretimi sInIrlIydI. Bu nedenle, yontma ve parlatIlan ta$tan yapIlan $eyler, araçlar ve silahlar uzun süreler kullanIldI. Bulunan tunç kaplar üzerinde bir takIm sahneler sergileyen karI$Ik resimlerin çizildigi görülür.
30
TARiH DÖNEMLERi
BakIr ve kalay madenlerini bulan insanlar demir madenini de buldular. Demir, tunçtan daha yaygIn olarak kullanIlmaya ba$landI. Tunçtan ve ta$tan yapIlan birçok $ey, demirden üretilmeye ba$landI. Gerçekte demiri eritmek ve üzerini i$lemek daha güçtür. Ancak süre geçtikçe bu güçlükler yenildi. Demir keskin kIlIç, balta ve öteki silahlarI yapmak için daha uygun bir madendir. Bununla birlikte, Demir Döneminde oldugu gibi günümüzde bile birtakIm ürünlerin yapImI için tunç, bakIr ve kalay kullanIlmaktadIr.
Maden Dönemi sIrasIyla BakIr, Tunç ve Demir dönemleri olarak üç alt döneme ayrIlIr. Demir Dönemi uygarlIgInI düzeyi önceki dönemlerden daha yüksekti. Demir madenini ve i$leme sanatInI Orta Asya'da Türkler buldu. Orta Asya'dan Tuna IrmagI kIyIlarIna ve daha sonra da Avrupa'ya yayIldI.
Avrupa'daki insanlarIn daha göl bucaklarI ve dolmenler yaptIklarI dönemlerde, doguda Türkler en önemli sanatlarI doguran bir bulu$ yapmI$lardI. Orta Asya yaylalarInda, daglarInda, ormanlarInda ya$ayan Türkler dogada yalIn (saf) olarak bulunan altIn ve bakIr madenlerini buldular. Bu madenleri ate$te eriterek onlara istenilen biçimin verilebildigini anladIlar. Bu bulu$, M.Ö. 7 bin yIlI veya daha önceki dönemlerde yapIldI. Böylece maden özlerini (filiz) i$leyerek yalIn maden elde etme sanatInI (madenciligi) ögrendiler. AltIn, süs ürünleri yapImInda kullanIlmaya ba$ladI.
BakIrdan da silahlar yapIyorlardI. Ancak bakIr çok dayanIklI olmadIgI için ta$tan yapIlan silahlar kullanImdaki yerlerini korudu. Bu dönemde önemli bir geli$me daha oldu. BakIr ile kalayIn ala$ImIndan, bakIrdan daha dayanIklI bir maden olan tunç elde edildi.
31
iNSANLIK TARiHiNE GiRi$
insanlarIn çe$itli bulu$larI, bir ülke toplumunun öteki bölgelere göçüyle veya alIm satIm aracIlIgIyla yeryüzüne yayIlmI$tIr. Tarihten önceki en eski dönemlerden beri yeryüzünün çe$itli bölgeleri arasInda birçok insan göçleri olmu$tur. Bunun ba$lIca nedenleri a$agIdaki gibi açIklanabilir.
Yontma Ta$ Dönemi insanlarI yalnIzca balIk ve ilkel hayvan avlayan avcIlardI. Bu insanlar daha iyi avlanacak yerler bulabilmek için oturduklarI yerleri degi$tiriyorlardI.
Sonra CilalI Ta$ Dönemine ula$an insanlar tarIm ve hayvancIlIkla ugra$tIklarI için, ya$adIklarI yerlerden daha verimli topraklar ve daha iyi otlaklar aramaya koyuldular. Ancak büyük göçlerin gerçek nedeni, Orta Asya'da ortaya çIkan büyük, olumsuz cografi ve iklim degi$iklikleridir. Orta Asya'nIn birçok geni$ alanlarInda ortaya çIkan bu olumsuz degi$iklikler yüzünden toplumsal ya$am olanagInIn kaybolmasI, birçok insan toplulugunun birbiri ardI sIra ba$ka bölgelere göçmelerine neden olmu$tur. Göç nedeniyle birbirinin yerini almak isteyen insanlar arasInda güçlü kavgalar oldu. Tümüyle yok edilen veya tutsak alInan toplumlar vardI. Birçok yerde de yenenlerle yenilenler karI$arak tek bir ulus olu$turdular ve aynI dili konu$maya ba$ladIlar.
Bu olaylardan çIkarIlan sonuca göre tarih, degi$ik uluslarIn karI$masIna neden olan olaylarIn ve göçlerin geçididir. UluslarIn tarih öncesi dönemlerde ba$layan bu göçleri, tarihi dönemlerde de sürdü. AkInlar, sava$lar ve toprak almalar sonucunda birbirine karI$an insan toplumlarIndan sürekli yeni uluslar ortaya çIktI. SaldIran ve toprak alan uluslar, ara sIra saldIrdIklarI yönetimleri yok ettiler. Ancak geri püskürtüldükleri de
32
SOY
oluyordu. AralarIna girdikleri yerli ulusu ara sIra özümseyerek kendilerine benzetiyorlar ya da yerli ulusça özümsenerek onlara benziyorlardI. Böylece kimi yeni yönetimler kuruluyordu. Bu insan karI$ImlarInI olu$turan bütün kökleri tanImak güçtür. Bununla birlikte, kolay incelenebilmeleri için genellikle bu insan toplumlarI yapIsal benzerliklere göre soylara ayrIlIrlar.
1.3. SOY
insanlar yeryüzünde iklimleri birbirinden az veya çok degi$ik olan çe$itli ana karalara yayIlmI$lardIr. Ya$am ve beslenme biçimleri de degi$mi$tir. Çe$itli bölgelere yayIlan bu insan toplumlarI büyük denizler, a$IlmasI güç daglar, günümüzde yok olmu$ göller, denizler gibi dogal engeller ve güçlüklerden dolayI yüzyIllarca süreyle birbirleriyle ili$ki kurmadan kendi ba$larIna ya$amI$lardIr.
Bir bölgede bulunan nesnel toplumsal ko$ullar, o bölgede ya$ayan insanlarda bir takIm ortak özellikler ve benzerlikler yaratIr. Böylece birbirinden degi$ik yerlerde, ayrI olu$an insan toplumlarI veya topluluklarI arasInda bir takIm degi$iklikler ortaya çIkar. insan toplumlarI arasInda olu$an bu degi$iklikler, onlarI bu degi$iklikler açIsIndan birtakIm türlere ayIrma egilimini uyandIrmI$tIr.
Göçler konusunda da görüldügü gibi, ilkel soylar süre geçtikçe birbirleriyle çok karI$mI$ ve yeni birtakIm birle$ik soylar ortaya çIkmI$tIr. Bununla birlikte, bütün canlIlarda oldugu gibi insan topluluklarI arasIndaki karI$Im ve aykIrIlIklar da ne kadar güçlü olursa olsun, aynI iklimin sürekli aynI nitelikleri olu$turmasI, belirli soydan kümelerin ve kümeler arasInda aracI birtakIm küçük topluluklarIn seçilmesini gerektirmi$tir.
33
iNSANLIK TARiHiNE GiRi$
Baykal Gölü yöresinden, Altaylar ve Orta Asya'dan ba$layarak Hazar Denizi ve Karadeniz bölgeleriyle Ege Denizi ve Tuna IrmagI boylarIna kadar geni$ alanlar, binlerce yIldan beri genellikle beyaz renkli olan Türklerin yurtlarIydI.
Kuzey Asya ve Avrupa ülkelerinde de beyaz insanlar ya$IyorlardI. Ancak, Kuzey Kutbuna yakIn olan Asya' nIn kuzey bölgelerinde ve güney bölgelerinde ten renginin beyazdan esmere dogru degi$tigi bölgeler vardIr. Bu nedenle beyaz soy ikinci derecede iki veya üç soya daha ayrIlabilir. SarI saçlI, mavi gözlü, uzun boylu insanlar genellikle bu ikinci derece soyda görülür.
Kuzey Asya'da ba$ka bir insan toplulugu baskIn görülmektedir. Bu toplulugu olu$turan insanlarIn genellikle derisi sarI, saçlarI kara ve sert, boylarI kIsadIr. Bu toplumu AvrupalIlar Mongoloid (Mogol) soyu olarak adlandIrIrlar. Günümüzdeki Mogolistan, Çin, Hindicin ve güneyindeki adalar ve Japonya uluslarI bu soydan gelmektedir. Mongoloid soydan insanlarIn bir kesimi Amerika'ya da geçmi$lerdir.
Afrika Ana KarasInda kara derili soy baskIndIr. Hindistan'In yerli toplumu da kara derilidir.
Amerika Ana KarasInda teni kIzIl renkli olan insanlar vardIr. insanlarI bu biçimde yalnIz ten renklerine göre soylara ayIrmak dogru degildir. Çünkü insanlarIn ten renkleri ancak ya$adIklarI sürelerde gözlemlenebilir. Oysaki insan soylarInIn geçmi$lerini, soylarIn degi$im ve geli$melerini ortaya çIkarabilmek için, ya$ayanlardan çok yeryüzünün katmanlarI altInda bulunan insan fosilleri üzerinde ara$tIrmalar yapmak gerekir. insanIn dogal tarihini ara$tIrmaya konu olan bu kalIntIlar ku$kusuz renksizdirler.
34
SOY
SoylarIn yeryüzünde bütün bölgelerde karmakarI$Ik olarak yerle$tikleri görülmektedir. Bu nedenle soylarI ayIrt etmek için gereken bilgiler, insan iskeletleri arasIndaki fiziksel degi$ikliklerden elde edilir [1]. Bu degi$iklikler a$agIda belirtilen niteliklerdir.
- KafatasInIn ve yüzün biçimleri.
- Boy ölçüsü.
Önemli ayIrdedici nitelik, kafatasInIn biçimi ve özellikle de uzunlugu ile geni$ligi arasIndaki orandIr. AynI soydan gelmekten dogan bu kalItsal ayIrdedici nitelik, her türlü etkiye kar$I çok dirençlidir ve yalnIz soylarIn karI$ImlarI sonucu yine kalItsal olarak degi$ir. Bu ayIrdedici nitelik, yeryüzüne birbiri ardInca gelmi$ ve tarihi yapmI$ insanlar arasIndaki köklü degi$ikligi olu$turmu$tur.
Burada bellegimizde birtakIm sorular ortaya çIkIyor. Günümüzde aralarInda köklü degi$iklikler olan çe$itli soylarIn her biri ayrI soylardan mI gelmi$tir, yoksa tümünün soyu aynI mIdIr ? Bu degi$iklikler sonradan mI ortaya çIkmI$tIr ?
Bu sorularIn yanItlarI daha bilinmemektedir. Ancak, soylar arasInda günümüzde görülen degi$ikliklerin tarih açIsIndan önemi çok azdIr. KafatasInIn biçimi soylarIn kümelendirilmesinde gerçekten temel ve ayIrdedici bir nitelik olurken, toplumsal olarak hiçbir anlamI yoktur. Bunun nedeni, kafatasInIn degi$memesi veya güçlükle ve geç degi$mesidir. Gerçekte onun içindeki organ olan beyin degi$mektedir. KafataslarI, biçimlerine göre brakisefal ve dolikosefal olarak adlandIrIlan ba$lIca iki temel kümede toplanIr.
[1] Günümüzde ayrIca DNA yapIlarI da incelenmektedir.
35
iNSANLIK TARiHiNE GiRi$
Türk soyunun kafatasI biçimi genellikle brakisefal türdendir.
KafatasIna ek olarak, yüz ve burun biçimleri de incelenir. Kimi insanlarIn yüzleri uzun, kimilerininki kIsadIr. Bu iki tür yüz biçimi, brakisefal ve dolikosefal kümelerde bulunabilir.
insan yüzleri kIsa - geni$ ve dar - uzun olabilir. Uzun bir yüz geni$ bir kafatasIyla veya kIsa bir yüz uzun bir kafatasIyla birle$irse biçimsizlik olur, uyumsuzluk göze çarpar. Yüzün iki özelligi daha ilgi çekicidir, burun ve çene biçimleri.
Burun sivri, uzun, yassI, büyük, küçük, düz, kIvrIk gibi biçimlerde olabilir. Çenenin biçimi de di$lerle birlikte yüzün ön bölümüne oranla düz veya ileri dogru çIkIk olabilir, düzgün çene ve çIkIk çene.
insanlar boylarInIn uzunluklarI veya kIsalIklarI ile de soylarIna ne ölçüde yakIn olduklarInI gösterirler. Uzun, orta ve kIsa boylu soylar vardIr.
insanlarda ve iskeletlerinde görülebilen ve ölçülebilen daha birçok nitelikler vardIr. Bütün bu nitelikleri, insanIn dogal tarihini ara$tIran bilim adamlarI incelerler. Örnegin gözlerin biçimi ve yüzdeki konumlarI, çe$itli soylar arasIndaki önemli ayIrdedici nitelikleri olu$turur.
Bu bilgilere göre soyun tanImI a$agIdaki gibi yapIlabilir.
AynI kandan gelen ve gövdeleri birbirine benzeyen insanlarIn olu$turdugu birlige soy denir.
36
DiL
1.3.1. DiL
Ku$kusuz insanlarIn ilk kullandIklarI diller çok ilkeldi ve dü$üncelerini iletmek için ilk önce özellikle ate$i kullanmI$ olmalIlar. KullandIklarI sözcükler, kimi kaygI, öfke, acI gibi co$ku ve kIzgInlIklarI anlatan isteksiz çIglIklar veya nesnelere tepki gösterirken dogadaki sesleri yarI bilinçli olarak yineleyen sözcükler olmalIydI. insan beyni, devinimi ve devinimle nesne arasIndaki ili$kileri kavrayIp anlatma yetenegini ancak uzun bir sürede yava$ça kazanabilmi$tir. ilkel diller çok az sayIda sözcük içeriyordu. Diller günümüzde oldukça geli$mi$lerdir ve binlerce sözcük içermektedirler.
BirtakIm geni$ bölgelere dagIlmI$ topluluklarIn kullandIgI benzer kökleri içeren diller ve aynI dü$ünceyi benzer yöntemlerle anlatan dil kümeleri vardIr. AyrIca, öteki bölgelerde bu dil kümelerinden büyük ölçüde degi$ik olan ba$ka dil kümeleri de vardIr.
Yeryüzünde ya$ayan uluslarIn kullandIklarI dillerle ilgili bir dü$ünce olu$masI için, birtakIm büyük dil kümelerine a$agIda deginilmi$tir.
Türkçe, özgün, tek ba$Ina ve bagImsIz bir dildir. Türkçe günümüzde Tuna Bölgesinden doguda Lena IrmagI ve Kingan DaglarIna dek, Kuzey Buz Denizinden Umman Denizine dek uzanan geni$ alandaki insanlarIn konu$tugu ve bu insanlar arasInda ileti$im aracI olarak kullanIlan genel bir dildir. Türkçenin köklü ayIrdedici nitelikleri ve geli$mi$ligi dogrudan Türk adInI ta$Iyan uluslarIn kullandIgI dillerde açIkça görülür. Macarca ve Fince, Türkçenin temel ögelerini içermekle birlikte, Türkçe dI$Inda ba$ka dil yapIlarInI da içermektedirler.
37
iNSANLIK TARiHiNE GiRi$
Türkçeyi Ural - Altay diye adlandIrdIklarI dil kümesine koyan AvrupalIlar, Mogolca ile aynI yapIda görürler. Bu dü$ünce bütünüyle yanlI$tIr. Gerçekte Mogolca, Türkçeden, Çinceden, Tibetçeden alInmI$ bir takIm sözcüklerin Mogollara özgü bir biçimde birle$tirilmesinden olu$mu$tur. Günümüzde yanlI$ bir biçimde Tatar olarak adlandIrIlan örnegin KIrIm, Kazan, Azerbaycan Türkleri ile KIrgIz, Kazak ve Ba$kurtlar gibi Türk boylarInIn kullandIklarI dil de az çok birtakIm söyleyi$ degi$iklikleriyle Türkçedir.
Avrupa uluslarInIn büyük çogunlugunun ve Asya' da RuslarIn, iran ve Hint uluslarInIn bir bölümünün konu$tuklarI diller günümüzde Hint - Avrupa olarak tanItIlan dil kümesinde toplanmI$tIr. Bu kümede olan Latin, Germen ve Slav dilleri büyük bir dil öbegini olu$tururlar.
Asya'nIn güneybatIsIndaki Arabistan'da AraplarIn, Yahudilerin ve Afrika'da MIsIrlIlarIn, Habe$lerin, kimi öteki uluslarIn konu$tuklarI diller Hami - Sami diye adlandIrIlan bagImsIz bir dil kümesinde gösterilir. MIsIr'In KIpti, Berberi dillerini ve genel olarak Dogu Afrika dillerini içine alan Hami dillerini ayrI bir kümede gösterenler de vardIr. Sami dil kümesi ilk önce Hami dil kümesi olarak ortaya çIkmI$ olabilir.
Asya'nIn dogu ve güneydogusunda bulunan Mogol ve Mongoloid uluslarIn dilleri de ayrI bir dil kümesinde gösterilebilir.
YukarIda belirtilen ba$lIca dil kümelerinden ba$ka her ana karada birtakIm yerel ve ayrI diller de vardIr. insan soylarInI kümelendirirken ten rengine takIlanlar oldugu gibi, günümüzde konu$ulan dillere göre de soylarI kümelendirenler görülmektedir.
38
TÜRK SOYU
1.3.2. TÜRK SOYU
Yeryüzünde insan toplumlarInIn degi$imlerini, geli$imlerini ve uluslarIn olu$umlarInI incelerken, bölgenin konumsal önemiyle birlikte soy da birtakIm konular açIsIndan oldukça önemli olarak ilgi çeker.
Soy kavramI ve tanImI günümüze kadar birçok tartI$malara ve birbirine kar$It dü$üncelere konu olmu$tur. Kimi bilim adamlarI soylarI dillerine veya ten renklerine göre kümelendirmi$lerdir. Oysaki çe$itli soylarIn melezle$mesinden olu$an kimi uluslarIn ortak dilleri oldugu gibi, aynI soydan olan kimi uluslar da degi$ik diller konu$maktadIrlar.
Ten rengine göre kümelendirmeyle ilgili olarak "1.3. Soy" bölümünde, süreç içinde çevre ko$ullarI degi$tikçe ten renginin önemini yitirdigi belirtilmi$ti. AvrupalI bilim adamlarInIn insanlIk ve insan soylarIyla ilgili verdikleri bilgiler sürekli kendi bakI$ açIlarInI yansItmaktadIr. Bu bilginler çogu kez soylarI amaçlarIna göre kümelendirmektedir. Dogrusu günümüz Avrupa' sInIn büyük uluslarI dogrudan belirli bir soydan gelmedikleri gibi, bu toplumlarIn çogunda belirgin özelliklerini korumu$ baskIn bir soy da yoktur. Bu uluslar, birbirleriyle karI$Im oranlarI aynI nicelik ve nitelikte olmayan çe$itli soylarIn olu$turdugu yepyeni toplumlardIr.
Genel olarak, geli$mesi ve yükselmesiyle insanlIgIn yazgIsIna egemen olan ögenin beyin (us) oldugu söylenebilir. Beyinden beklenen onun organik niteligi degil, her türden ba$kala$ImlarIdIr. Ya$anIlan bölgenin konumunun, bu bölgedeki toplumsal ko$ullarIn ve kalItsal özelliklerin hiç ku$kusuz beyin üzerinde büyük ve önemli etkileri vardIr.
39
iNSANLIK TARiHiNE GiRi$
AynI kökten gelen ve gövde özellikleri birbirine benzeyen insan toplulugu diye tanImlanan soyun önemi, beyinde olan degi$im dü$ünülünce bir ölçüde açIga çIkar.
Tarihin en büyük olaylarInI yaratmI$ olan Türk soyu, benligini büyük ölçüde korumu$ olan bir soydur. Tarihten önce ve tarihi dönemlerde Türk soyu da ya$adIgI geni$ alanlarda ve yurtlarInIn sInIrlarInda bulunan kom$u soylarla karI$mI$tIr. Bu karI$malardan sonra, açIkça Türk soyunun organik beyninin (us) ürünü olan ekinsel özellikleri çogunlukla baskIn oldugu için, Türk soyu kendi özelliklerini yitirmemi$tir. Ancak, uzun sürelerde öteki soylarIn büyük çogunluguna karI$an bir kesim Türkler degi$erek adlarInI ve dillerini koruyamamI$lardIr.
Tarihi dönemlerin olu$turdugu evrim süreci içinde beynin en degerli ürünü olan dilin ana ilkelerini özellikle Türk soyunun büyük çogunlugu sürekli korumu$tur. Tarihten önceki ve tarihi dönemlerde degi$ik toplumlar, uygarlIklar, yönetimler kuran bu büyük soyun insanlarI, üstün beyinlerinin degi$ik bölgelerde yarattIklarI ortak dilleri, ekinleri ve özgün kalItsal nitelikleriyle kIsa veya uzun sürelerde birbirlerinden sürekli etkilenmi$lerdir.
Görüldügü gibi tarihte sürekli göze çarpan bir birlik gösteren Türk soyu, sürekli baskIn olan özgün organik özellikleriyle, beynin en üstün ürünü olan ortak dilleriyle ve bu dille iletilen ekinleriyle, ortak tarihi anIlarIyla ve ayrIca ulusun güncel tanImIna da uyan büyük bir toplumdur. Bütün tarihte böyle büyük bir soyu bir ulus olarak görmek, özellikle günümüzdeki insan topluluklarInIn çogunda bulunmayan büyük bir güç ve büyük bir onurdur.
40
DÜ$ÜNCE
1.4. DÜ$ÜNCE
insan toplumlarInIn tarih dönemlerine girmeden önce, insanlarIn 500 bin yIl süren geli$me dönemlerinde beyinleri içinde neler olu$tuguna biraz deginmek yararlI olacaktIr.
Bu uzak dönemlerde insan kendisi ve çevresiyle ilgili ne dü$ünüyordu ?
insan önceleri ancak dogrudan duyu organlarInI uyaran $eylerle ilgileniyordu. Konu$ma yetenegi (dil) bir ölçüde geli$inceye kadar insanIn kavrama ve dü$ünme yetisi bu sInIrIn dI$Ina çIkamadI.
Dü$ünceyi belirten ve gittikçe daha geli$mi$ (karma$Ik) dü$üncelere dogru yükselmeyi kolayla$tIran nitelik, konu$ma yetenegi veya dildir. ilkel insan nereden geldigini ve niçin ya$adIgInI hiç dü$ünmezdi.
ilkel insanlar genellikle birçok $eyden korkuyordu. Ku$kusuz bu korktugu $eyleri dü$ünde de görüyordu. Korktugu $eylerin birtakIm güçleri oldugunu sanIyordu ve onlarI ho$nut etmeye çalI$Iyordu. CanlI ve cansIz varlIklar arasInda açIk bir ayrIm yapamIyordu. Örnegin, cansIz bile olsa her hangi bir $ey kendisini yaraladIgI sIrada ona ayagIyla vuruyordu. Bir akarsu yogunla$Irsa veya ta$arsa kendisine dü$man oldugunu sanIrdI. Bir dü$ünceden ba$ka bir dü$ünceye geçmesi anla$Ilamaz ve tutarsIzdI.
Ta$ Dönemi sonlarInda ya$amI$ olan insanlarIn yaptIgI resimler, onlarIn Güne$le, Ayla, yIldIzlarla ve
41
iNSANLIK TARiHiNE GiRi$
agaçlarla ilgilendiklerini gösteriyor. Bu insanlarda din kavramI ve dini inanç daha olu$mamI$tI. Onlar dü$lerinde heyecanlanIp co$uyorlardI. Gerçek olgularIn belleklerinde uyandIrdIgI görüntülerle bu dü$ler karI$arak anla$Ilmaz bir belirsizlik olu$turuyordu. Örnegin, ölülerini yiyecek ve silahla birlikte gömütlere koymalarIndan bu insanlarIn ölümden sonra bir ya$ama inandIklarI sonucu çIkarIlabilecegi gibi, ölenlerin gerçekte ölmediklerini sandIklarI da dü$ünülebilir. Ölülerini dü$lerinde görünce, onlarIn ölmedigini sanIyorlardI. Bu dü$ünce, ölülerin bir tür hortlak gibi algIlanmasInI doguruyor ve onlarla uzla$mak, öfkelerini yatI$tIrmak için ugra$IyorlardI.
ilkel insanlar babalarIndan ve büyük babalarIndan korkarlardI. Çocuklar bu ata korkusu içinde büyürlerdi. Ataya özgü nesnelere, örnegin onun mIzragIna dokunmak, oturdugu yere oturmak yasaktI. Ata bütün boy bireylerinin üstünde ve onlarIn egemeniydi. Atadan çekinmeleri, ona deger vermeleri ve saygI göstermeleri geregini analar sürekli boydaki (kabiledeki) gençlere ögütlerlerdi.
Böylece, dokunulmayan veya kötü gözle bakIlmayan kutsal bir varlIk kavramI çok eski dönemlerde insanlarIn beyinlerinde olu$tu. Sonuç olarak, boy bireylerinde atanIn öfkesinden sakInma ve özellikle o öldükten sonra da onu ho$nut etmeye çalI$ma dü$üncesi ortaya çIktI. Dogrusu, atanIn öldügüne kesin olarak inanIlamIyordu. Ata öldükten sonra bile kadInlar çocuklarIna atalarInIn ne kadar korkunç ve olaganüstü bir varlIk oldugunu sürekli yinelerlerdi. insanlar dü$manlarInI korkutmak amacIyla da kendileri için korkunç bir ki$ilik olan atadan yararlanmayI ümit ederlerdi. Sert olmakla birlikte ya$arken kendilerini koruyan atanIn, toprak altInda da koruma ve kollamayI
42
DÜ$ÜNCE
sürdürdügünü sanIrlardI. Ata korkusu, sezilemeyecek ölçüde yava$ bir degi$im sonucu boy tanrIsI korkusuna dönü$tü. Beyinleri bu dü$ünceyi a$amayan insanlar, evreni de boy çerçevesi içinde gördü. Ata korkusu, kötülügü dokunan birtakIm hayvanlara kar$I insanlarIn duyduklarI korkularla karI$tI. Böylece, kutsalla$tIrIlan ataya hayvani bir simge verilmesi, TanrI kavramInIn ba$langIcI olan a$amanIn ortaya çIkmasIna neden oldu.
BirtakIm bula$IcI hastalIklar bu hastalIklara yakalanan insanlarda gizemli bir dü$ünce uyandIrdI. HastalIk nedeniyle kimi yerlerden, nesnelerden veya kimselerden uzak durulmasI, o yerlere, nesnelere veya kimselere korkunç bir anlam (dü$ünce) yüklenmesine neden oldu. insanlarda konu$ma (dil) geli$meye ba$lar ba$lamaz, dü$ünme i$levi bu ilkel dü$ünceler üzerinde yogunla$tI. Bu yerlere, nesnelere veya kimselere sürekli bir deger verilmeye çalI$IldI.
insanlar birbirleri ile konu$arak korkularInI onaylayIp güçlendirdiler. Ortak kutsal davranI$ ve inanç kavramlarInI, geleneklerini uydurdular. Bu kutsallIk içinde yasaklI (haram) ve kirli (mekruh) olma kavramlarIna özgü dü$ünceler öne çIktI. Kirlilikten korkma duygusu, insanlarda temizlenme (arInma) kaygIsInI dogurdu. Bu temizlenme i$lemi oldukça akIllI ve yetenekli insanlarIn gözetimleri ve yardImlarIyla yapIlIyordu. ilk dinlerin ve büyücülügün tohumlarInI sürekli olarak bu olgularda aramak gerekir.
insanIn dogasInda iki kar$It egilim vardIr. Daha eski olan birincisi, her $eyi gizli tutma egilimidir. Daha yeni olan ikincisi de sözlerimizle soyda$larImIzI $a$Irtma ve onlarI etkileme istegidir. Gerçekte bunlardan daha yogun olarak, insanlarda ötekilerini egitme ve ögretme
43
iNSANLIK TARiHiNE GiRi$
duygusu vardIr. Genellikle insanlar soyda$larInIn yapmamalarI gereken $eyleri onlara bildirmekten ho$lanIrlar. Böylece nesnel gerçeklige göre degil, yalnIz ki$isel dü$ünce ve duygulara dayanarak uygulanan pek çok yasak tarihin ba$langIcInda ortaya çIkmI$tIr.
AyrIca insanlara dü$man olan güçlerin varlIgI dü$üncesi, o güçlerin insan yararIna kullanIlabilmesi olasIlIgInI dogurdu. insanlarI korkutan güçlere, özel tören ve kurallarla kurbanlar kesmek ve birtakIm armaganlar vermek gelenekle$ti. Tören, etkileyici bir ugra$ oldugu için yapIlIyordu.
insanlarIn ya$amIna egemen olan ilk anlayI$lar, deginildigi gibi bir yIgIn bilinç dI$I dü$üncelerden kaynaklanmI$tIr. Konu$ma (dil) yetkinle$tikçe kutsallIk gelenegi, kIsItlamalar ve tören biçimleri arttI ve yayIldI. ilk çobanlarIn ortaya çIkmasIyla birçok ba$ka $eyler insanlar için derin bir anlam içerir göründü. ÇobanIn, sürüsünü otlatmaya götürdügü alanlarIn ötelerinde neler oldugunu bilmesi gerekti. Gece ve gündüz hayvanlar gözetlenirken ve çe$itli yer degi$tirmeler sIrasInda gündüzleri Güne$in, geceleri Ay ve yIldIzlarIn yol göstericiliginden yararlanIlmaya ba$landI. Ancak birçok yüzyIllar geçtikten sonra yIldIzlarIn Aydan ve Güne$ten daha güvenilir bir yol gösterici oldugu kavrandI. Bundan sonra yIldIzlarIn incelenmesine önem verildi. Her $eye bireysellik ve ki$ilik yükleme egiliminde olan insanlar, yIldIzlarI gökyüzünden kendilerini denetleyen ve koruyan güvenilir bir takIm soylu varlIklar olarak dü$ünmeye ba$ladIlar.
insanlarIn ilk tarIm ile ugra$ma giri$imleri de mevsim kavramInI dogurdu. Sonunda AyIn, Güne$in ve yIldIzlarIn degi$ik dönemlerde degi$ik aralIklarla
44
DÜ$ÜNCE
görünmelerinden sayIyI ve ölçüyü kavradIlar. KIsaca, doganIn gözlenmesi ve incelenmesi insanlarda yeni dü$ünceler ve ögrenme istekleri uyandIrdI.
Konu$ulan sözcük sayIsI çogaldIkça insanIn öykü olu$turma ve anlatma yetenegi de geli$ti. Kendileriyle, boylarIyla, kutsal kavramlarla, yeryüzüyle ve her $eyin nedeniyle ilgili birtakIm öyküler anlatmaya ba$ladIlar. Böylece boy dü$üncesi ve gelenegi geli$ti. Boy düzeni, insanlarIn özgürce dü$ünmelerini ve dü$üncelerini ya$ama uygulamalarInI engelliyordu. Boy düzeni, birtakIm dü$ünceleri ve önerileri oldugu gibi benimsetmek için boy bireylerine baskI yapIyordu. Böylece, insanlarIn boy düzeninde ya$amaya ba$ladIklarI dönemden beri bu baskIlar nedeniyle ki$iliklerinin bir bölümünü bastIrmalarI gerektigi anla$IlmaktadIr. insanlIk günümüzde de aynI yolu izlemektedir.
TarImla ugra$maya ba$lamasIyla birlikte insanlarIn dü$ünme i$levlerine yeni bir takIm yargIlama evreleri egemen oldu. Ürün toplama dönemlerinde bir kesimden kimselerin kurban edilmesi, süre geçtikçe yaygIn bir gelenek oldu. AyrIca kurban kesim vergisi toplayan ve kutsal olarak tanInmI$ ilk din adamlarI takImI, kurban edilen kimselerin etinden birer parça yeme törenleri ortaya çIktI. Sözde özverinin kutsal bagI$Indan herkes payIna dü$eni alIyordu. Böylece, günümüzde birtakIm dinlerde de bulunan kurban kesme gelenegi ba$ladI.
Atalara saygI ve onlardan korkma duygusu, erkek ile kadIn arasIndaki ili$ki, bula$IcI hastalIklardan kurtulma istegi, büyü yoluyla güç ve ba$arI elde etme, ürün toplama dönemlerinde kurban kesme gibi etkenler birçok inançlarla ve kuruntularla karI$arak çapra$Ik bir bütünü olu$turuyordu. Bu çapra$Ik olgu, insanlarIn
45
iNSANLIK TARiHiNE GiRi$
ya$amlarInda özel bir yer edindi. OnlarIn aralarInda birtakIm tinsel ve duygusal baglar dogurarak ortak dü$ünmelerinin ve davranmalarInIn olu$masIna neden oldu. Bu olguya günümüzde din adI verilmektedir. insanlar bu olguyu yalIn ve dü$ünsel bir yakla$Imla kavramak yerine, birtakIm özlere, esinlenmelere, buyruklara ve yasaklara baglI karmakarI$Ik dü$üncelere dayandIrIyorlardI.
insanlarIn ya$amIyla ilgili her $eyde oldugu gibi dinde de bir evrim süreci görülür. ilkel insanda TanrI ve dinle ilgili hiçbir dü$ünce ve inanI$ yoktur. Bu kadar derin ve genel dini inanI$, insan beyninde (us) yava$ça olu$tu. Din dü$üncesi, insanlar toplumsal ya$ama geçince geni$lemeye ba$ladI, sonra teklik kavramIna ula$tI, sonunda doganIn gücü ve büyüklügüyle daha çok anla$Ilabilen gerçek bir nitelik aldI. Görüldügü gibi insanlar toplum olarak ya$amaya ba$ladIktan sonra, öteki toplumsal kurumlar gibi din kurumunu da olu$turmu$tur.
TanrI kavramInI ve onun sIrlarInI bulan ve günümüzde de bulmayI sürdüren insan anlayI$IdIr. insanlarIn çalI$malarInI ve geli$melerini etkileyen birçok etken vardIr. Din de bu etkenlerin ba$lIcalarIndandIr. Bu nedenle insanlIgIn tarihinden söz ederken, din dü$üncesinin kaynagIndan ve insan toplumlarInIn i$leyi$leri üzerindeki etkisinden söz etmemek bir eksiklik olabilir. Din dü$üncesi insanlarI, kurnazlIgIn ögelerinden ve her türlü kötülükten kurtaracak, yönetecek ve koruyacak bir gücün buyruguna uymaya hazIrlar.
insanlarIn bu içten ve belirsiz egilimleri gururlu, anlayI$lI, becerikli veya düzenbaz bir takIm insanlarIn büyücü, din adamI ve hakan olarak ortaya çIkmalarIna neden oldu.
46
DÜ$ÜNCE
Günümüzün uygarlIk düzeyine ula$masIna kadar insanlIgIn ya$amInIn geçtigi yol, i$te böyle bir yoldur. insanlarIn korku ve güçsüzlük duygularI, beyinle ilgili son ve çok yeni bilimsel bulu$lar yardImIyla yok oldu. Bundan sonra insan gerçegi daha açIk görmeye ba$ladI. Benligindeki gücü ve bireyi oldugu toplumun toplumsal gücünü anlamaya ba$ladI. ArtIk onun için her türlü geli$menin, barI$In ve güvenligin kaynagI toplumdur.
47
48
2. TÜRK TARiHiNE GiRi$
2.1. TÜRKLERiN ANA YURDU
Türklerin Ana Yurdu Asya Ana Kara$IndadIr. Asya, Ege Denizinden Japon Denizine, Hint Okyanusundan Kuzey Buz Denizine kadar uzanan çok büyük bir ana karadIr.
Asya Ana KarasInIn dogusundaki Büyük Okyanus kIyIlarInda Kore YarImadasI ve onun güneyinde yarIm daire biçiminde denize uzanan Çin ülkesi vardIr.
Asya Ana KarasInIn güneyinde Hint Okyanusuna uzanan büyük Hint YarImadasI vardIr. Hint YarImadasInIn dogusunda Sumatra, Java, Borneo ve Filipin adalarI içine dogru uzanan Hindicin YarImadasI ve batIsInda Arap YarImadasI göze çarpar.
Asya Ana KarasInIn batIsInda Karadeniz ve Akdeniz arasInda Anadolu vardIr. Anadolu'nun kuzeybatIsInda Anadolu gibi büyük Asya Ana KarasIna baglI olan Avrupa bulunur.
Avrupa altI ana karadan biri olarak bilinmesine kar$In gerçekte ayrI bir ana kara degildir. Asya Ana KarasInIn batIya dogru uzantIsIdIr.
Dogudan batIya uzanan yaylalar, Asya Ana KarasInIn ba$lIca alanlarInI olu$turur. Bu yaylalarIn geni$ligi ve yüksekligi orta bölgelerde büyük oranda artar. Kore YarImadasI, Himalaya SIra DaglarI, Hazar Denizi ve Baykal Gölü arasInda bulunan alanlar Yeryüzünün en yüksek ve geni$ yaylalarIdIr. Göklere ba$InI uzatan daglar ve korkunç kum çölleriyle yemye$il sevimli su boylarI bu alanda yan yana bulunurlar. Bu
49
TÜRK TARiHiNE GiRi$
bölgede yeryüzünün degi$ik seviyelerdeki en geni$ yüksek düzlükleri görkemli daglarla çevrilmi$tir.
Asya Ana KarasInda bulunan büyük KadIrgan (Kingan) DaglarI, Baykal Gölü, Altay DaglarI, idil (Volga) IrmagI, Hazar Denizi ve Hindiku$, Pamir, Karakurum, KaranlIk daglar ile SarI IrmagIn çevreledigi bölgeye Orta Asya YaylasI denir. Türklerin Ana Yurdu, Orta Asya YaylasIdIr.
Orta Asya'nIn güneyinde yükselen Himalaya DaglarI, Çin içlerinden ba$layarak dogudan batIya uzanan ve Kafkaslardan KIrIm'In içine kadar varan büyük bir sIra dagdIr. Bu sIra dagIn gökyüzüne 8840 metreye dek uzanan tepeleri a$Ilarak kuzeyde Baykal Gölüne dogru ilerledikçe Karakurum, AltIn, Üstün, Arka ve KaranlIk daglarIn sIralI gövdeleriyle kar$Ila$IlIr. Bunlardan sonra, Pamir DaglarI kökünden ayrIlIp Dogu Türkistan'I (Sincan Uygur Özerk Bölgesi) ikiye bölerek Turfan ili ötesindeki Gobi Çölüne saplanan TanrI DaglarIna varIlIr. Daha kuzeyde Sibirya'ya dogru uzanan Altay DaglarI bulunur. Balka$ ve Aral göllerinin kuzeyinde ucu bucagI belirsiz otlaklar uzanIr.
Orta Asya'nIn güneyinde Çin'in, Hindistan'In sulak ovalarI ve iran yaylalarI, kuzeyinde de Sibirya vardIr.
Tarih dönemlerinden binlerce yIl önce Türk Ana Yurdunda, $imdi yerlerini çöller, kumsallar, bozkIrlar, bataklIklar, sIg göller kaplayan engin iç denizler vardI. ilk uygarlIklarIn gür sürgünleri bu denizlerin kIyIlarInda ve bu denizlere dökülen derin sularI olan IrmaklarIn güzel ve verimli ovalarInda ortaya çIkmI$tIr.
50
BÜYÜK GÖÇLER
2.2. BÜYÜK GÖÇLER VE UYGARLIKLAR
Yeryüzünün ba$ka yerlerindeki insanlar kaya ve agaç kovuklarInda daha en yogun ilkel ortamlarda ya$arken, Orta Asya'da i$lenmi$ kereste uygarlIgI Maden Dönemine dek ula$mI$tI. insanlIkla hayvanlIgI gerçek ve açIk olarak ayIran hayvanlarI evcille$tirme dönemi, ilk önce Orta Asya'da ba$lamI$tIr. AyrIca, dogayI insan istencine boyun egdiren ve tarImIn ilk evresi sayIlan çiftçilik de Orta Asya'da ba$lamI$tIr. Arpa, bugday, çavdar gibi ekinlerin ve koyun, keçi, at, deve gibi hayvanlarIn ilk ortaya çIktIgI yer de Orta Asya'dIr. Bu ekin bitkilerinin ve hayvanlarIn atalarI olan ilkel türler günümüzde bile daglarda ya$amaktadIr. Kafkas DaglarIndan TanrI DaglarIna ve Gobi Çölü içinden doguya uzanan eski Türk denizi, belirtilen görkemli daglarI örten buzlardan çIkan sularla besleniyordu.
Buz Döneminin sona ermesi, büyük Türk denizi bölgesindeki iklim ko$ullarInI degi$tirdi. Asya Ana KarasInIn kuzeyi ile en yüksek daglarIn doruklarInda bulunanlar dI$Inda kalan bütün buzullar yava$ça eridi. Su kaynaklarI azaldI, giderek küçülen denizlerin yerlerinde göller ve bataklIklar kaldI. Irmaklar, çaylar cIlIz derelere döndü ve birçoklarI kurudu. Yeni kara parçalarI ortaya çIktI. Bol yagmurla sulanan ye$il ovalar kurak ve çorak çöl durumuna geldi. Milyonlarca insan barIndIran yurtlarda ya$am ko$ullarI verimsizle$ti. BuzlarIn erimesi ve geni$ iç denizlerin kurumasIyla birlikte Orta Asya'nIn kapIlarI arkasIna kadar açIldI. Bu dönemden sonra Orta Asya'dan Çin'e, Hindistan'a, Ön Asya'ya, Kuzey Afrika'ya ve Avrupa'ya binlerce yIl süreyle büyük insan topluluklarI aktI. Yük ta$Iyan yaban hayvanlarInIn evcille$tirilmeleri de bu dönemde çok büyük ölçüde arttI. Günümüzden 800 yIl öncesine kadar en az 9 bin yIl süreyle, ara sIra önünde durulmaz
51
TÜRK TARiHiNE GiRi$
yIkIcI ve yutucu seller gibi, ara sIra kumlar altIndan yürüyen gizli sular gibi Türklerin büyük göçleri, akInlarI ve uygarla$ma çabalarI sürmü$tür. Birçok bilim adamI iklim degi$ikligi nedenlerini aydInlatmak için günümüzde de çalI$maktadIr.
Daha iyi yurtlar aramaya giden Türkler ayrIldIklarI bölgelerden çIkan en uygun gördükleri yollarI izleyerek uygarlIklarI ile birlikte dört bir yana yayIldIlar. TarIma elveri$li verimli ovalar ve bol sulu akarsular, göller, denizler aradIlar. Kar$Ila$tIklarI ilkel yerlilerle sava$Ip onlarI ya ba$ka yerlere sürdüler ya da içlerine girerek uygarla$tIrdIlar. Yerlilere oranla çok yüksek anlayI$larI ve geli$mi$ silahlarIyla sava$larda üstünlük saglamada, yerle$mede ve egemenliklerini yürütmede güçlük çekmediler. Bo$ bulduklarI alanlarda da begendikleri yerlere yerle$erek oralarIn yerli uluslarI oldular.
Kuruyan Türk Ana Yurdu Orta Asya'nIn dogu bölgesinde bulunanlar kendilerine yakIn olan Çin'e göçtüler. Çin, çölle$en alanIn ve onu çeviren daglarIn ötesindeki SarI IrmagIn suladIgI verimli bir ova ile ba$lar. Bu ovadan batIya ve kuzeye geçi$ yollarI az sayIda ve dardIr. Çin'in ilk dönemlerinden söz edilirken, Çin UygarlIgInIn ba$langIcInI 100 bin yIl, 2 milyon yIl önceye götüren uydurma öykülerle birle$tirilerek sonradan üretilmi$ söylence kaynaklarI bir yana bIrakIlIrsa, Türklerin Kuzey Çin'e ilk girdikleri zaman M.Ö. 7 bin yIllarIdIr.
Yeni bulunan sanat yapItlarI ve dü$ünce anlatan çizgi biçimindeki yazIlara (ideogram) bakIlarak, bu insanlarIn o döneme göre geli$mi$ bir uygarlIklarI oldugu, tarImI iyi bildikleri ve Göge, Yere, suya, Güne$e, yIldIzlara taptIklarI ve kaplumbaga kabuguyla
52
BÜYÜK GÖÇLER
gelecegi okuduklarI belirlenmi$tir. Bu insanlar kuzeye arka semt, doguya güne$in agaçlar arasIndan belirdigi yer, güneye yIrtIcI hayvanlarla dolu orman, batIya güne$in uyumak için yuvasIna giren ku$lar gibi çekilip gittigi yer derlerdi. UygarlIk bilgileri, yüksek ve soylu töreleri, içten ve yalIn inançlarIyla Çin'e yerle$en Türklerin orada çaglar boyunca geli$tirdikleri uygarlIk son yüzyIllara gelinceye dek yeryüzünün en önemli uygarlIklarIndan birisi olmu$tur.
Ba$ka bir göç dalgasI Asya'nIn güneyindeki en uç çIkIntI olan Hint YarImadasIna olmu$tur. indüs (Sint), Ganj, Brahmaputra gibi büyük Irmaklarla sulanan ve kuzey sInIrlarI ulu Himalaya DaglarIyla çevrilmi$ olan Hindistan YarImadasI, kuzeydogu ve kuzeybatIda iki dar geçitle Türk yurtlarIna açIlIr. Çin'de oldugu gibi Hindistan'da da yerlilerin uygarlIklarI yoktu. Tarihten önceki dönemlerde Hindistan'da maymun sürülerine benzeyen [1] kara derili insan topluluklarI ya$Iyordu. Türk yurtlarIna açIlan iki geçitten girerek bu ilkel yerlileri güneye dogru süren Türklere Dravitler adI verilir. BirtakIm Dravit boylarInIn Kol, Bil gibi birkaç Türkçe köklerini koruyan adlarla anIldIgI ve Dravitlerin Hindistan'da geli$mi$ bir uygarlIk kurduklarI, Harappa ve Mohencodaro'da yapIlan yeni arkeolojik bulgularla ortaya çIkarIlmI$tIr.
Son dönemlere gelinceye kadar, Hint UygarlIgInIn göreceli olarak yeni sayIlabilecek bir uygarlIk oldugu sanIlIyordu. Ancak yeni bulu$lar, bu yanlI$ bilgiyi düzelterek eski Hindistan UygarlIgInIn eski Çin, MIsIr ve Mezopotamya uygarlIklarIyla çagda$ oldugunu dogrulamI$tIr.
[1] Bu tanImI Chicago Üniversitesi dogu dilleri Profesörü H. H. Gowen yapmI$tIr. Histoire de l'Asie, sayfa 21.
53
TÜRK TARiHiNE GiRi$
BatIya binlerce yIl sürekli yIgInlarla yaptIklarI göçlerinde Türkler ba$lIca iki yolu izlemi$lerdir. Bunlardan biri, kuzey yolu olarak bilinen Ural DaglarI ile Hazar Denizi arasIndan ve Karadeniz'in kuzeyinden geçen yoldur. ikincisi, güney yolu olarak adlandIrIlan, Himalaya DaglarInIn kuzey ve güney etekleri boyunca batIya giden yoldur. Güney yolundan KafkaslarI geçtikten sonra kuzey yolunu izleyen topluluklar da olmu$tur. Kuzey yolundan gitmek, buzlarIn erimesinden sonra ortaya çIkan bataklIklar yüzünden güney yolundan gitmekten daha güçtü. Bu nedenle kuzey yolunu izleyenler gittikleri yerlere daha uzun sürelerde ula$mI$ olmalIlar.
Güney yolunu izleyenler Mezopotamya'ya, Anadolu'ya ve oradan Akdeniz ve Ege Denizi adalarIna geçmi$lerdir. Ön Asya'ya gelenlerin bir bölümü Suriye ve Filistin üzerinden MIsIr'a gitmi$lerdir. iberlerin de Hazar Denizi yöresinden bu yolu izleyerek Afrika'nIn kuzeyine ve oradan ispanya'ya geçtiklerini belirten ara$tIrmacIlar vardIr. Kuzey yolunu izleyenlerin bir bölümü Trakya'ya ve Tuna IrmagI boylarIna yerle$tiler. SonralarI Trakya' ya yerle$en kimi Türk boylarI Makedonya'ya, Tesalya'ya ve en sonunda Yunanistan diye anIlan yarImadaya gidip yerle$tiler. Çanakkale ve istanbul bogazlarIndan geçerek Anadolu'ya batIdan girenler de Trakya ve Tuna IrmagI bölgelerine yerle$mi$ Türk boylarIndandIr.
Türklerin a$agI Mezopotamya'ya geldikleri dönemde Irmak boylarI bataklIktI. Oluklar ve su yollarI yaparak sularIn tarIm alanInda yaptIgI yIkImI gidermek ve topragIn düzenli sulanmasInI saglamak için bu göçmen topluluklarIn gösterdikleri üstün beceri, daha ilk geldikleri sIralarda bile uygarlIk seviyelerinin yüksek oldugunun göstergesidir. BunlarIn bir yandan Dicle ile
54
BÜYÜK GÖÇLER
FIrat, öbür yandan Kerka ile Karon IrmaklarI boylarIyla agIzlarInda kurduklarI uygarlIk, güzel sanatlarIn, yönetimin ve toplumsal ya$amIn geli$mesine çok katkI saglamI$tIr. Bu uygarlIk, Sümer - Akat - Elam UygarlIgI olarak adlandIrIlIr.
Türklerin en az 7 bin yIldan beri yerle$ip yerli toplum olarak kendine yurt edindigi Anadolu'da yapIlan ara$tIrmalar, günümüzde M.Ö. 4 bin yIlI olarak belirlenen Anadolu UygarlIgInIn ba$langIcInI her an birkaç yüzyIl daha geçmi$e götürmektedir [1]. Anadolu uygarlIklarI tarihçilerinden Felvc Sartiaux ve Garstang' In da belirttikleri gibi içerdigi eski uygarlIk yapItlarInIn arkeolojik incelenmesi açIsIndan el degmemi$ olarak nitelenebilecek durumdaki Anadolu'da ara$tIrma sürdükçe, ilk göçlerden beri buraya belli bir uygarlIgIn getirildiginin ortaya çIkarIlacagInI söylemek dogru olur.
[1] Türk arkeologlar i. K. Kökten, O. Belli Anadolu'da kaya üstlerinde ve in duvarlarInda birçok Ana TanrIça ve hayvan resimleri buldular. BunlarI, M.Ö. 13 bin yIlIndan beri degi$ik dönemlerde Asya'dan göçen Türklerin yaptIklarInI kanItladIlar. AyrIca yabancI ara$tIrmacIlar da çogunlugu Güneydogu ve Orta Anadolu'da olan Göbekli Tepe, A$IklI ve Çatal Höyük gibi Ta$ Dönemi yerle$melerini buldular. Bilim çevrelerinin çogunlugu benimsemese de bulgular, ilk olarak Göbekli Tepe'de M.Ö. 12 bin yIlInda ba$layan Ta$ Dönemi UygarlIgInI Türklerin kurduklarInI göstermektedir. Bunu kesin olarak kanItlayacak insan iskeletlerinin antropolojik bulgularI açIkça belirtilmeden, onlarIn Akdeniz soyundan olduklarI yönünde temelsiz görü$ler ileri sürülüyor. Ancak bu yerle$im yerlerinde bulunan Ana TanrIça heykelleri ve onlarIn dini törenleri, ölü gömme gelenekleri, Türklerin Totemizm, CanlIcIlIk, Gök - Yer tanrI ve $amanizm dinleri inançlarInI yansItmaktadIr. Özellikle duvarlara ve kilimlere yaptIklarI süsleme biçimleri, günümüzde bile Anadolu'daki kilim ve halIlarda da görülmektedir. Prof. Dr. Afif Erzen, Dogu Anadolu Ve Urartular. Prof. Dr. Abdülkadir inan, Tarihte Ve Bugün $amanizm. James Mellaart, Çatal Hüyük, A Neolithic Town in Anatolia.
55
TÜRK TARiHiNE GiRi$
Anadolu UygarlIgInIn Mezopotamya veya MIsIr UygarlIgI kadar eski olmadIgI savI dogru degildir. Çünkü belirtildigi gibi Mezopotamya ile Anadolu'ya yerle$en insanlar aynI soydandIrlar. Bu nedenle geldikleri yerlerden aynI uygarlIgI getirmi$ olmalarI dogaldIr. Bogazköy kazIsI alt katmanlara dogru indikçe elde edilen yapItlar ve KarkamI$ kalIntIsInIn alt katmanInda bulunan 1. KarkamI$ yapItlarI bu gerçegi dogrulayan kanItlardIr.
Anadolu'daki Eti UygarlIgInIn büyüklügü gün geçtikçe daha iyi anla$IlmaktadIr. Eti birligi içindeki yönetimlere ve öteki kom$u ülkelere uzanan yollarI, görkemli tapInaklarI, heykelleri, MIsIr'dakilerden çok daha üstün Sfenksleri (kadIn ba$lI aslan heykeli) ile Bogazköy'ün toprak örtüsü altIndan insanlIgIn $a$kIn bakI$larI önünde ortaya çIkan Eti UygarlIgI, parlaklIgI ve dü$ünce seviyesinin yüksekligi açIsIndan olaganüstü bir geli$menin göstergesidir.
MIsIr'a giden Türkler yerle$mek için bo$ bulduklarI Nil IrmagI agzInI (deltasInI) seçtiler. MIsIr UygarlIgInI ilk kuranlarIn Asya'dan geldiklerini MIsIr'In eski tarihi ile ugra$an bilim adamlarInIn çogu onaylamaktadIr. Nil Bölgesinde birdenbire Yontma Ta$ Döneminden Maden Ta$ Dönemine geçilmi$ olmasI, iki dönem arasInda bulunmasI gereken ara sanatlarIn MIsIr'da görülmeyi$i, Suriye'deki birtakIm inlerde bulunan ve MIsIr'a gidenlerce yapIlmI$ olmasI dogal görünen en eski yapItlar ve son olarak antropolojik incelemelerin ortaya koydugu sonuçlar Asya'dan MIsIr'a yapIlan göçü dogrulamaktadIr. Bilim adamlarInIn bu gerçeklikler içinde açIkça belirtmekten kaçIndIklarI konu, Orta Asya'dan, Altaylardan gelenlerin Türk boylarIndan
56
BÜYÜK GÖÇLER
ba$kasI olamayacagIdIr. Asya'dan gelenlerin Türkler oldugunu kanItlamak, ku$kusuz herkesten önce Türk ara$tIrmacIlarIn görevidir.
Anadolu ile MIsIr arasIndaki Suriye ve Filistin bölgelerineyse, tarihin bildigi eski dönemlerden beri Mezopotamya ve Eti uygarlIklarInI kuran uluslarIn ortak özelliklerini ta$Iyan bir ulusun egemen oldugu da yeni ara$tIrmalarIn açIga çIkardIgI gerçeklerdendir.
BatIya giden Türklerin bir bölümü de Dogu Ege Bölgesinde yerle$meyi uygun buldular. Günümüzde tarihin M.Ö. 4 - 5 bin yIllarInda kuruldugunu belirttigi Akdeniz UygarlIgI, Truva, Girit, Lidya ve iyonya adlarI verilen bölgeleri ve evreleriyle birlikte insanlIk yetenek ve ba$arIsInIn en degerli incileriyle süslü bir tacI olmu$tur.
Güzel ve çekici yapItlarIyla seçkinle$en bu Akdeniz UygarlIgInI kimler yarattI ? 20. yüzyIlIn en üst düzeydeki begenilerini daha M.Ö. 2 bin yIllarInda Knossos SarayInda yaratan ve büyüleyici güzellikteki sanat yapItlarInI sonsuzluga armagan eden ulus kimdir ?
Bu soruyu Prof. Eugene Pittard kendi tümcesiyle a$agIdaki gibi sormaktadIr.
"Akdeniz'in bütün bu CilalI Ta$ Dönemi brakisefalleri sürekli aynI soydan mIydIlar ? "
ilk, Orta ve Son Miken dönemlerinde Akdeniz adalarIna yerle$tikleri antropoloji biliminin somut ve olumlu kanItlarIyla dogrulanan bu brakisefal uluslarIn,
57
TÜRK TARiHiNE GiRi$
yeryüzünün brakisefal insanlar kaynagI olan Orta Asya'dan, Türk Ana Yurdundan dogal olaylarIn yarattIgI olumsuz ko$ullar yüzünden ayrIlmalarI gereken boylardan olduklarI bizce ku$kusuzdur. Girit AdasInda ve Truva kentinde bulunan en eski CilalI Ta$ Dönemi yapItlarI ile Hazar Denizinin dogusundaki Türk yurtlarInda bulunan yapItlar arasInda belirlenen benzerlik, Akdeniz UygarlIgInI kuran insanlarIn soylarInI gösteren kanItlardandIr.
Anadolu'nun batIsInda Ege Denizi kIyIlarInda ve Yunan YarImadasInda yükselen uygarlIklar, Anadolu' nun iç bölgesindeki, Mezopotamya'daki ve Orta Asya' daki eski uygarlIklardan ayrI olarak dü$ünülemez. YakIn dönemlere kadar insanlarIn bilgileri, bütün Akdeniz Bölgesini kapsayan bagImsIz bir Yunan UygarlIgInIn varlIgInI dü$ünüp onaylayacak kadar dü$ük seviyedeydi. Bu uygarlIgIn Greklerin oldugunun ve ancak MIsIr UygarlIgI ile ili$ki kurdugunun dü$ünülmesi, tarih bilgisinin kesinlik çemberiyle çevrilmi$ bir gerçegi, bir temel önermesi olarak biliniyordu.
UygarlIklarIn dogu$u ve yayIlI$I olaylarInIn daha geni$ kapsamlI dü$ünülmesi ve incelenmesine giri$ildigi yIllardan beri artIk o ilkel anlayI$ ortadan kalkmI$tIr. Bu ilkel anlayI$ yerini, bütün tanrIlarI, gelenekleri, bilim ve sanat yapItlarIyla Yunan UygarlIgInIn köklerini kendisinden önceki uygarlIklarda, özellikle Eti UygarlIgInda aramak gerektigi gerçegine bIraktI. 20. yüzyIla kadar kökenleri varsayIma dayanan bir Grek UygarlIgIna baglanan Lidya ve Frigya uygarlIklarI gibi, BatI Anadolu uygarlIklarInIn da gerçekte Eti UygarlIgIna dayandIklarInI $imdi artIk kolay çürütülemeyecek bilgiler güçlendirmektedir. Bu konuda çalI$an birçok bilim adamI arasIndan,
58
BÜYÜK GÖÇLER
örnegin Garstang'dan [1] alInan a$agIdaki birkaç tümce, günümüz biliminin görü$ünü anlatmaya yeterli olabilir.
"... Yunan tanrIlarInIn kökenini Anadolu'da arayabiliriz. (Sayfa 41)
... Lidya'nIn yönetimsel ve toplumsal kurumlarInIn örgütlenme biçimleri bütünüyle ve dogrudan Etilerden alInmI$tIr. (Sayfa 147)
... Bir Eti heykelindeki sanat biçimi eski Yunan sanatInda aynen görülüyor. (Sayfa 212)
... Eti yazItlarI ve yazIlI yönetim belgelerinin incelenmesi ilerledikçe belki de bütün Yunan geleneklerinin buradan çIktIgI görülecektir. (Sayfa 184) "
Yunan bilimi, sanatI ve dü$üncesinin bütün kökleri BatI Anadolu'da oldugu gibi, Roma UygarlIgInIn kökü de BatI Anadolu'dadIr. Roma UygarlIgInIn temelini kuran Etrüsklerin italya'ya Anadolu'dan gittikleri kesindir. Etrüsk sanatIyla Eti ve Lidya sanatlarI arasInda büyük bir ili$ki oldugu belirlenmi$tir. AmerikalIlarIn eski Sari kenti kalIntIlarInda yaptIklarI ara$tIrmalar gibi her yeni inceleme, bu ili$kinin derinligini daha açIk olarak göstermektedir. Etrüsklerin italya'da kurduklarI uygarlIktan sonralarI Avrupa'nIn büyük ölçüde yararlandIgI da ku$kusuzdur.
Orta Asya'dan yapIlan büyük göçlerin Dogu Asya, Ön Asya ve Akdeniz bölgelerinde tarihe armagan ettigi uygarlIklarIn geli$imleri kIsaca gözden geçirildi. AynI biçimde Avrupa tarihi de a$agIda kIsaca incelendi.
[1] Liverpool Üniversitesi arkeoloji Profesörü John Garstang'm Eti imparatorlugu (The Hittite Empire) adlI kitabIna bakInIz.
59
TÜRK TARiHiNE GiRi$
Orta Asya'dan çIkIp Hazar Denizi ve Karadeniz'in kIyIlarInI izleyerek göçen Türk boylarInIn bir bölümü Avrupa içlerine dalarak Atlas Okyanusu kIyIlarIna kadar gittiler. ilk gidenlerin izinden yava$ça ancak aralIksIz süren göçler, Avrupa'nIn o dönemler içinde bulundugu agIr ilkel ya$am ko$ullarInI degi$tirdi. Göç edenler yol edindikleri alanlara ve yerle$tikleri bölgelere CilalI Ta$, BakIr, Tunç ve Demir dönemleri sanatlarInI götürdüler.
Keltlerin Hazar Denizinin güneyinden, Kafkasya, Ukrayna ve Tuna OvasI yolundan batIya giderlerken yol üzerinde yaptIklarI yapItlar bulunmu$tur. Ligürlerin Keltlerden çok daha önceki dönemlerde Avrupa'nIn batIsIna kadar gittikleri ve bütün italya'ya yayIldIklarI da bilinmektedir. SakalarIn soyundan olan Kimerlerse, Keltler Avrupa'ya gelmeden önce KIrIm ve Danimarka yarImadalarInda yerle$mi$lerdi [1].
Avrupa'daki degi$ik sanat dönemlerinin bu göçlere baglI olarak olu$tuguna artIk kar$I çIkan yok gibidir. AvrupalIlara tarImI, ilkel hayvanlarI evcille$tirmeyi ve çömlekçilik sanatlarInI da Asya'dan göç edenler ögretmi$lerdir. Dü$ünceleri, sanatlarI ve bilgi seviyeleri Avrupa yerlilerinden çok yüksek olan Asya'dan gelenler, Avrupa'yI in ya$amIndan kurtarmI$lar ve dü$ünsel olarak geli$me yoluna yöneltmi$lerdir.
Arkeolojik ara$tIrmalarda elde edilen kalIntIlardan anla$IldIgIna göre M.Ö. 2 bin yIllarInda Avrupa'da bakIr araçlar bile pek az bulunurken o tarihte birdenbire tunç araçlarIn çogaldIgI görülür. Tunç madenini elde etmek için bakIrla birlikte kullanIlmasI gerekli olan kalay madeni, Avrupa' da yalnIz Fransa'da
[1] Charles Joseph Steur, Ethnographie des peuples de l'Europe avant Jesus-Christ.
60
ANA YURTLARINDAN AYRILAN TÜRKLER
bir yerde küçük ölçekli bir damar olarak bulunur. Ancak, bu kalay madeninin eski dönemlerde bulunup i$letildigiyle ilgili hiçbir kanIt yoktur [ 1 ].
Tunç madencilik sanatI için gerekli olan kalay madeninin Avrupa'ya son yüzyIllara kadar bütün yeryüzünün çogunlukla tek kalay madeni kaynagI olan Türk Ana Yurdu Orta Asya'dan gittigi kanItlanmI$ bir gerçekliktir. Madenin ve madencilik sanatlarInIn eski uygarlIk yerlerinden Mezopotamya ve MIsIr ülkelerinde bulunmadIgI da kesindir. Jaqu.es de Morgan'm dedigi gibi maden "Geleneklerin bize parmagIyla gösterdigi daglarda bulunmu$tur".
2.3. ANA YURTLARINDAN AYRILAN
TÜRKLER
Böylece yeryüzüne ilk kez yayIlmaya ba$layan Türkler, gittikleri yerlerde boylarInIn, önderlerinin (bey) veya yeni yerle$tikleri bölgelerin adlarIyla anIlmI$lardIr. Bu adlarIn çogunun söyleni$i süre geçtikçe degi$mi$, ilk bakI$ta anla$Ilmayacak duruma gelmi$tir. Yerle$tikleri bölgelerin eski adlarI veya kendilerince belirlenen yeni adlar verilmi$ boylar oldugu gibi, ilk adlarI yüzyIllar boyunca degi$erek ba$kala$mI$ olan boylar da vardIr. AynI bölgede birden çok boyun yerle$tigi dönemlerde bu boylarIn birlikte kurduklarI yönetim, örnegin Eti, Selçuklu ve OsmanlI yönetimlerinde oldugu gibi, en
[1] Kalay Avrupa'ya günümüzde bile Hindistan, Büyük Okyanus adalarI ve Çin'in batI bölgelerinden gelmektedir. Türkistan kalaylarInIn dI$ satImI ta$Ima giderleri yüksek oldugu için durgunla$mI$tIr.
61
TÜRK TARiHiNE GiRi$
güçlü olan ve yönetimi elinde bulunduran boyun veya soyun adIyla anIlIrdI.
ilk olarak Türklerin verdigi ve söyleni$leri süre geçtikçe degi$mi$ boy ve yerle$im bölgesi adlarI köklerinin belirlenmesinde dil bilimi tarih biliminin yardImcIsIdIr.
YurtlarIndan ayrIlan Türklerin gittikleri bölgelerdeki çevre ve iklim ko$ullarIna, yerlilerle karI$Im oranlarIna baglI olarak yeni boylar ve bu boylarIn yönetimsel, toplumsal etkenler altInda kayna$masIndan yeni uluslar olu$mu$tur. Bu olaylar içinde üzüntü verici olarak ilgi çeken bir durum da Türklerin ana dillerini kaybetmede veya yerli dillerle az ya da çok ölçüde karI$tIrmada gösterdikleri çabukluktur.
Ulusal benligin korunmasI açIsIndan önemli olan ana dilin yitirilmesi (asimile olma) kolaylIgI, yeni bir dil ögrenmede Türklerin yerlilere oranla daha yetenekli olmasIndan kaynaklanmI$ olabilir. Ana dili yitirme egilimi ayrIca yerlilerin daha kalabalIk olmalarIndan, Türklerin gittikleri yerlerde yönetimi yerlilerin almasI ve egemenliklerini daha çabuk tanItmak istemeleri gibi nedenlerinden de ortaya çIkmI$ olabilir.
OsmanlI imparatorlugunun son yüzyIllarInda örnegin Girit'e, Arnavutluk'a, $am'a veya Bagdat'a giden Türklerin oralarda Grekçe, Arnavutça ve Arapça dillerini konu$malarI o dönemde ya$ayan ku$aklarIn tanIk oldugu olaylardandIr. AyrIca, günümüzde dogu illerimizde dedenin yalnIz Türkçe, babanIn hem Türkçe hem Kürtçe ve torunun yalnIz Kürtçe konu$tugu Türk köylerinin bulunmasI da aynI durumu dogrulayacak ve bütün Türklügü uyanmaya çagIracak bir olaydIr.
62
TÜRK ANA YURDU
2.4. GÖÇLERDEN ÖNCE VE SONRA TÜRK ANA YURDU
Doga bilginlerinin Orta Asya'da varlIgInI belirttigi büyük iç denizin ve ona akan IrmaklarIn, çaylarIn çevresinde kurulan uygarlIgIn yeryüzünün öteki bölgelerine yüzyIllarca süreyle ta$InmasI ve yayIlmasI "2. 2. Büyük Göçler Ve UygarlIklar" bölümünde anlatIldI. Bütün bu göçlerin oldugu dönemlerde Türk Ana Yurdunda neler olupbitti ?
iklim degi$ikliginin getirdigi kuraklIk ve onun kaçInIlmaz sonucu olan bütün bu göçler, ku$kusuz Orta Asya'daki ana uygarlIgIn geli$mesini yava$lattI. SarI Irmak, KIzIlIrmak, indüs, Ganj, FIrat, Dicle, Büyük ve Küçük Menderes, Nil IrmaklarI gibi en verimli sularIn kIyIlarIna, Akdeniz Bölgesi gibi e$siz güzellikteki kara parçalarIna göçen bu uygarlIk, seçerek yerle$tigi bu bölgelerde dogal geli$imini sürdürerek yükselirken, Orta Asya'nIn bu göçlerden olumsuz etkilenmesi ku$kusuz kaçInIlmazdI.
insan yeteneginin uygarlIk diye adlandIrIlan ürününü yaratan bilim ve sanat daha çok verimli ovalarI, çevreyle ili$ki kurmada ve ula$Imda kolaylIklarI olan bölgeleri sever. Yeni dogan büyük bir uygarlIk, örnegin Orta Asya'da oldugu gibi iklimsel nedenler, ba$ka birçok bölgelerde görüldügü gibi bir ba$kentin yakIlmasI veya bir yönetimin yIkIlmasI gibi yönetsel nedenler, yeni bir dinin ho$görüsüz katI kurallar uygulamasI gibi toplumsal nedenlerin baskIsIyla yerini degi$tirebilir. Akdeniz UygarlIgI döneminde bölgenin çe$itli yerlerinde yeti$en bilim adamlarI, sanatçIlarI, dü$ünürleri, her kö$eden ozanlarI degi$ik aralIklarda kendilerini çeken uygun ko$ullarIn oldugu Sart, Atina,
63
TÜRK TARiHiNE GiRi$
iskenderiye gibi yeni kentlerde toplanarak buralarIn uygarlIklarInIn yükselmesinde etkili olmu$lardIr. Türk tarihinin yakIn dönemlerinde bu durumu dogrulayacak örnekler çoktur.
Kubilay Han yeni kurdugu HanbalIk (günümüzde Pekin) ilinde uygarlIgIn hIzla geli$mesi, bu ilin Çin'de en üstün bir bilim ve dü$ünce yeri olabilmesi için bütün Uygur bilim adamlarInI ve matematikçilerini Çin'de toplamak istedi. Birçok bilim adamInI getirtti. Bilimin HanbalIk SarayInda önem kazanmasInda, ku$kusuz Uygur bilim adamlarInIn getirilmesinin katkIsI vardIr.
Ancak bilim adamI göçü, ku$kusuz Uygur ülkesinin bilimsel geli$mesini de yava$latmI$tIr. AyrIca, Türk UygarlIgInIn be$igi yakIn yüzyIllara gelinceye kadar Ka$gar, Semerkant, Ta$kent, Buhara, Konya, istanbul gibi iller arasInda degi$medi mi ? islam biliminin ve sanatInIn be$igi yönetimle ilgili karI$IklIklar nedeniyle yüzyIllarca $am'dan Bagdat'a, Bagdat'tan Kurtuba'ya ta$InIp durmadI mI ?
Böylece, tarihin ilk dönemlerinden beri görülen en önemli kuraklIk nedeniyle Türk Ana Yurdu UygarlIgI da yerini degi$tirmi$tir. Öte yandan, ana yurt Orta Asya' da göçlerden sonra artIk hiçbir uygarlIgIn ya$amadIgI sonucunu çIkarmaya çalI$mak dogal olarak dogru olmaz. Türk Ana Yurdu Orta Asya'da yapIlan arkeolojik ara$tIrmalar, en eski Türk UygarlIgInIn orada aranmasI gerektigini yeteri kadar kanItlamI$tIr.
Hazar Denizinin güneyinde A$kabat yakInlarIndaki Anav kazIsInIn ba$kanI Pumpelly, burada bulunan uygarlIgIn günümüzden 11 bin yIl önce kuruldugunu belirtmi$tir. Ara$tIrIlan öteki bütün eski uygarlIklardan hiçbirine hiçbir bilim adamInca bu kadar eskiye giden
64
TÜRK ANA YURDU
bir süre verilmemi$tir. Pumpelly çalI$masI için uygun buldugu küçük ve önemsiz bir ilçeyi örten topraklarI kazmI$tIr. Tarih ve arkeoloji alanlarInda biraz bilgisi olanlarIn bile bildigi gibi, topragIn agaçlarI bogan açgözlü sarma$Iklar gibi kendi içine gömdügü ve yüzyIllar boyunca izlerini belirsiz bir duruma getirerek unutturdugu eski illerden, tümünün degilse bile, bir bölümünün yerini dogru belirleyerek bulmak güçtür.
Bununla birlikte kumlarInIn altI ana uygarlIgIn gömülü oldugu bütün bir gömüt olan Türkistan, bilimin bu yetersiz ara$tIrma giri$imini ödülsüz bIrakmamI$ ve Pumpelly'e en degerli belgeleri vermi$tir. AmerikalI bilim adamI bu belgeleri bilimin bagImsIz gözüyle inceledikten sonra Türk Ana Yurdunun bu kesiminde CilalI Ta$ (Neolitik) Dönemi uygarlIgInIn M.Ö. 9 bin, hayvanlarI evcille$tirmenin M.Ö. 8 bin, madenciligin M.Ö. 6 bin yIllarInda ba$ladIgInI bildirmi$tir. Pumpelly böylece madenciligin, $imdiye kadar ba$ladIgI en eski yer olarak bilinen Sus Bölgesinden bin yIl önce Anav'da ba$ladIgInI belirtmi$tir.
Morgan'In da söyledigi gibi Türklerin Ana Yurdu $imdiye kadar çok az ara$tIrIlmI$ bölgelerden biridir. Tarihçileri yoran, yanIltan ve uygarlIgIn kökeniyle ilgili bilinmeyenleri açIga çIkaracak olan anahtar oradadIr. Bilimin kazmasI orada i$lemeye ba$ladIgInda, bulunan belgeler açIk ve bagImsIz bilimin I$IgInda incelendigi ve degerlendirildiginde, insanlIgIn geli$im (evrim) tarihi gür I$Iklarla aydInlanacak ve yazIlI oldugu gerçek kitabIn içinden okunacaktIr. Bu kitap, haritalarIn Türkistan dedigi Orta Asya YaylasIdIr. O bölgenin üst üste yIgIlmI$ en eski uygarlIklarIn be$igi oldugunu atalarIn kulaktan kulaga ilettikleri bilgilere dayanarak oradaki dag çobanlarI bile bilmektedir.
65
TÜRK TARiHiNE GiRi$
M.Ö. 9 bin yIllarInda kurulmu$ olan eski Türk UygarlIgInIn bir süre sonra söndügünü, tümüyle tarihe gömüldügünü dü$ünmek ve öne sürmek yanlI$tIr. Bu uygarlIk bir yandan Çin, Hindistan, Mezopotamya gibi yeni göç bölgelerinde geli$irken, öte yandan kendi ana yurdunda da geli$meyi sürdürdü. iklimin bozulmasI ve ya$am ko$ullarInIn büyük ölçüde güçle$mesi, onun ancak geli$me hIzInI yava$latmI$ ve ya$am alanlarInI küçültmü$tür.
Türklerin yalnIz sava$la ba$kalarInIn ülkelerini ele geçirme amacI ve çabasIyla ya$ayarak uygarlIga yararlI (dost) olmadIklarI yolundaki dü$manca sav ve suçlamalarIn artIk dönemi geçmi$tir. 200 yIllIk HristiyanlIk ülkülerinin dogurdugu bu ilkel dü$ünce ve ögütlerle insanlIgIn bir bölümüne ötekine kar$I kin ve dü$manlIk duygularI a$IlamanIn ne kadar insanlIk ve uygarlIk dI$I oldugunun anla$IlmasI dönemi artIk gelmi$tir.
Türkleri her ulusun tarihinde görülen birtakIm güç kullanma eylemleriyle tanItmayI yüzyIllarca amaç bilmi$ olanlarIn, bu davranI$larInda ne ölçüde temelsiz ve yersiz olduklarInI görmeleri için bütün geçmi$i bir yana bIrakarak, yalnIzca 1. Dünya Sava$InI ve bunun çe$itli a$amalarI içinde yalnIz Alman ve FransIz uluslarInIn sava$ yöntemlerini anImsamak yetmez mi ?
KaynagI HristiyanlIk bagnazlIgI olan ve yüzyIllarca Türklere kar$I yürütülen dü$manca yönlendirmelerin sürekli gerçekçi ve bagImsIz kalmasI gereken bilimin özü içine de sokulmasI üzüntü verici bir durumdur. Tarihin derinligindeki bu anlayI$In en açIk belirtisi, Sümer, Elam uygarlIklarInIn Mezopotamya Bölgesinde ilk kez bulunmalarInI izleyen yIllarda görülmü$tür. O dönemde belgelerin anla$IlIr tanIklIgInI dinleyen
66
TÜRK ANA YURDU
gerçek bilim adamlarI, bu uygarlIklarIn kökeninin Türkistan oldugunu belirtmeyi bilimin onur borcu bilmi$lerdi.
Ancak yüzyIllarIn nasIrla$tIrdIgI dü$manlIk, bilimin bagImsIz olarak ortaya koydugu gerçege saldIrmakta gecikmedi. Türklerin en eski ve en yüksek uygarlIklarIn kurucularI olduklarInIn onaylanmasI, HristiyanlIk ve Avrupa için en yumu$ak deyimle bir gurur sorununa dönü$tü. O dönemde seçkin bilim adamI gibi görülen, gerçekçi ve yansIz davranmasI gereken E. Renan, duygularInI açIkça belirten a$agIdaki tümcelerle yeni gerçegin kendisi üzerinde yaptIgI etkiyi çok güzel anlatmI$tIr.
"Topraklar altIndan çIkarIlan bu eski ve yüksek Babil UygarlIgInI Türkler, Finovalar, Macarlar gibi $imdiye kadar yIkImdan ba$ka bir beceri göstermemi$ ve kendilerine özgü hiçbir uygarlIk yaratmamI$ soylar nasIl yapmI$ olabilirler ? Gerçek, ara sIra gerçege benzemez gibi görünse de Samilerden ve Arilerden önceki uygarlIklarIn en üstününü, en degerlisini kuranlarIn Türkler, Finovalar, Macarlar oldugu gibi ulu orta bir dü$ünce yerine, eger konu ba$tan sona kadar açIklayIcI belgelerle bize anlatIlIr ve kanItlanIrsa inanIrIz. Ancak bu kanItlarIn, dü$üncenin onayIndan dogacak sonucun yIkIcIlIgI oranInda [1] güçlü olmasI gerekir." [2]
Burada göz önünde olan acIklI (!) sonucun, Türklerin ilk uygarlIklarIn kurulu$una yaptIklarI büyük katkIlarIn onaylanmasInIn gerekliligi oldugunu
[1] italik yazIlan deyimi biz ekledik.
[2] Ernest Renan, Histoire du Peuple d'Israel.
67
TÜRK TARiHiNE GiRi$
daha çok açIklamaya gerek yoktur. Ernest Renan'm benimsedigi dü$ünce akImIna bir süre sonra yine Türkler için olumsuz olan ba$ka bir egilim katIldI. Bütün uygarlIklarIn ilk kuruculugunu Sami soylara dayandIrma çabasIndaki bu akImIn en ate$li kI$kIrtIcIsI Joseph Halevy oldu. Burada her iki yanIn Türklerle ilgili dü$manca ve sevimsiz kuramlarInI, sözlerini yineleyerek konuyu uzatmak gereksizdir. izlenmesi gereken dogru yakla$Im (yöntem), bilimin aydInlanmasInI yedi kollu $amdan I$IklarIndan, kilise kandillerinden veya bagnazlIk ate$inin alevlerinden degil, ancak gerçekligin I$IgIndan almasI olmalIdIr.
Bütün eski uygarlIklarI kuranlarIn dogudan ve özellikle Orta Asya'dan geldikleri genel denilebilecek bir çogunlukla onaylandIgIna göre, Orta Asya'dan kimlerin gelebilecegi ara$tIrIlmalIdIr. Hint ve Çin yerlilerinin, SlavlarIn ba$Indan beri belirtilen uygarlIk bölgelerine göç ettikleriyle ilgili hiçbir belge yoktur.
Türklerin göçlerine gelince, bilinen bütün tarih bu konuyla ilgili belgelerle doludur. Ba$ka hiçbir soy, milyonlarca ki$ilik toplumlar ölçeginde göçü gerektiren ana yurdundaki iklimsel ve dogal degi$imlerle kar$Ila$mamI$tIr. Türkistan'a kom$u Hindistan, Çin ve Japonya gibi ülkeler yüzlerce milyon insanla doludur. Türkistan ise OsmanlI Türklerinin göçünden biraz sonralara kadar süren göçler yüzünden bombo$tur. OsmanlI Türklerinin Anadolu'ya geli$i binlerce yIl süren göçlerin tarihte göze çarpan son dönemidir. Günümüzde koskoca Orta Asya'da nüfus ve ya$am birkaç Irmak, çay ve göl kenarlarIna sIgInmI$, belki gittikçe küçülen illerle sInIrlI gibidir.
Orta Asya'da bulunan her hangi bir soyun orada bir kök bIrakmaksIzIn son bireyine kadar batIya geldigi
68
TÜRK ANA YURDU
dogru degildir. Sözü edilen TokarlarIn, AvrupalIlarIn TuranI dedikleri ve bizim Türk dedigimiz toplumdan olmadIklarInI kanItlamak oldukça güçtür. Buna ek olarak küçük ve geçmi$ten beri önemsiz bir boyun, Çin, Hindistan, Ön Asya, Avrupa, Kuzey Afrika kIyIlarIna binlerce yIl süreyle belki 50 milyon ki$i kestirilebilen büyüklükte göçler vermesine inanmak güçtür.
iran'da ayrI bir soyun varlIgI dü$ünülse, belirtmesi ve kanItI güç olan her hangi bir nedenle göçmeleri gerektigi var sayIlsa bile, bu ülkenin yeryüzünün belirtilen geni$ bölgelerini dolduracak, her gittikleri yerde yönetim ve egemenliklerini kuracak büyüklükte insan toplumlarInI üretmesi olasI degildir. iran'da böyle bir soy ya$asaydI, göçmesi gerektiginde öncelikle en yakIn ve verimli bölgeler olan Mezopotamya ve Anadolu kIyIlarIna yerle$mesi gerekirdi. Sümerlerin ve ElamlarIn iran'In eski yerlileri olduklarInI kim ileri sürebilir ? Sogd ve Baktriyan bölgelerinde de durum böyledir.
Oysaki bunlarIn yanInda son üç bin yIllIk bilinen dönemde bile birçok yere yayIlmalar yapmI$, her yerde büyük küçük belki yüzden çok yönetim kurmu$ ve birçok uygarlIk yaratmI$ bir Türk soyu vardIr. Bu son göçler ve kurulan yönetimler, M.Ö. 10 bin yIllarInda ba$layan olaylarIn yinelenmesinden ba$ka bir $ey degildir.
Günümüzde dü$ünen insanlIgIn çok ilgisini çeken genel tarihin ve uygarlIk tarihinin karanlIk dönemlerini açIklamak için, Türk soyunu temel almaktan ba$ka çIkar yol yoktur. Bu temel benimsenince, bütün açIklanmasI güç görünen sorunlar aydInlanacak ve tarihte bo$ bIrakIlan veya soru i$aretleriyle doldurulan bo$luklarIn yerlerini gerçek bilgiler alacaktIr.
69
TÜRK TARiHiNE GiRi$
Gerçekçi ve bagImsIz AvrupalI bilim adamlarInIn dü$üncelerinden ve kanItlarIndan da yararlanarak savunulan kuramImIzda hiçbir soyu ve ulusu küçümseme ve a$agIlama amacI yoktur. Kendi ulusunu sevdigi kadar ba$ka ulusal ki$ilik ve varlIklara saygI duymak Türklügün ayIrdedici özelliklerindendir.
"Bu Kitap Niçin YazIldI" adlI ilk bölümde belirtildigi gibi bu çalI$manIn amacI, yüzyIllarca çok yersiz ve gerçek dI$I suçlamalara ugratIlmI$, ilk uygarlIklarI kurarken yaptIgI çalI$malarI ve katkIlarI yadsInmI$ olan Büyük Türk Ulusuna tarihi gerçeklere dayanan onurlu geçmi$ini anImsatmaktIr.
AyrIca on bir bin yIllIk onur veren ve alIn yükselten bir geçmi$ Türk Ulusuna bo$ ve gereksiz bir övünç vermeyecegi gibi, her ulusun tarihinde görülmü$ ve görülebilecegi gibi ön sIradan birkaç yüzyIl geride kalmI$ olmak da ümitsizlik vermez.
Gazi Mustafa Kemal Atatürk, tarihi söylevlerinin sonunda yurdun kar$Ila$abilecegi agIr ko$ullarI ve bütün kötü durumlarI belirttikten sonra, a$agIdaki sözleriyle gençlige seslenmi$tir.
"Ey Türk Geleceginin Gençligi,
i$te bütün bu durum ve ko$ullar içinde bile görevin Türk bagImsIzlIgInI ve Cumhuriyetini kurtarmaktIr. Bunun için gerek duydugun güç Türk Ulusunun soylu özünde vardIr."
ÇalI$mamIzI yönlendirerek bu yapItIn olu$masInI saglayan Türk Ulusunun tarihi büyüklügünün üstün ki$iligi büyük önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk, yukarIda anImsatIlan söylevine ek olarak a$agIda belirtilen söylevinin de yazIlmasInI istemi$tir.
70
TÜRK ANA YURDU
71
Ey Türk Ulusu !
Sen yalnIz kahramanlIkta ve sava$çIlIkta degil, dü$üncede ve uygarlIkta da insanlIgIn onurusun. Tarih, kurdugun uygarlIklarIn parIltIlarI ve ha$arIlarI ile doludur. VarlIgIna kötülügü dokunan yönetimsel ve toplumsal nedenler birkaç yüzyIldIr yolunu kesmi$, yürüyü$ünü agIrla$tIrmI$ olsa da on bin yIllIk dü$ünce ve ekin birikimi özünde el degmemi$ ve tükenmez bir güç olarak ya$Iyor. Belleginde binlerce ve binlerce yIlIn anIsInI ta$Iyan tarih, uygarlIk alanInda olman gereken yeri sana parmagIyla gösteriyor. Oraya yürü ve yüksel ! Bu senin için hem bir ayrIcalIk, hem de bir görevdir !
Gazi Mustafa Kemal Atatürk
72
ÇiN
TOPRAKLARI TOPLUMSAL KÖKENi UYGARLIGI YÖNETiM TARiHi
73
74
3. ÇiN
3.1. ÇiN TOPRAKLARI
Çinliler ülkelerine Orta HakanlIk anlamIna gelen Chong Kuo adInI verirler. Günümüzün Honan ili topraklarIna Çeu HakanlIgI döneminde verilen bu ad sonralarI genelle$mi$tir. Sin veya $in de denilen Çin sözcügünün M.Ö. 3. yüzyIlda egemen olan Tsin (T'sin) HakanlIgI adIndan geldigi söylenir. [1]
Eski tarihçilerden Ptolemee Çin'i kuzey ve güney olmak üzere ikiye ayIrIr. Orta Çag gezginlerinden Marko Polo ile Odorik de anIlarInda Çin'in ikiye ayrIldIgInI, Kuzey Çin'e Katay [2], Güney Çin'e Manzi denildigini yazarlar. Bu gezginler ayrIca, Kuzey Çin'deki Katay Ulusunun güneydeki ulusu barbar olarak gördügünü de bildirirler.
[1] 1.10.1949 tarihinde Çin'de Çin Halk Cumhuriyeti kurulmu$tur.
[2] HItay, KItay veya Hatay da denir. Bu ad Kuzey Türk dillerindeki Katay sözcügünden alInmI$ olmalIdIr. Katay sözcügü, tabya, sIgInak, güçlendirilmi$ savunma anlamlarIna gelir.
Eski dönemlerde HItay ülkesinin varlIgI ve insanlarInIn güzelligi çok tanInmI$tI. Bu tanInmI$lIgIn izleri a$agIda örnekleri verilen OsmanlI Türk ozanlarInIn yapItlarInda da görülür.
"Bir mülke güzar etse sanur halkI o mülkün, olduklarI yer memleketi Çin-ü HatadIr." Nefi
"Her satIrI dilni$ini re$kfermayi ebruyu dilberanI Hata ve her kelime-i anberakini sermaye bahsi tabla-i attan sabadIr." Fuzuli
75
ÇiN
Çin'in eski tarihiyle ilgili bilgiler, Konfüçyüs ve ögrencilerinin ku$aktan ku$aga sözlü olarak iletilmi$ bilgileri ve gelenekleri derleyip topladIklarI kaynaklara dayanmaktadIr. Çinliler kendilerini Han OgullarI diye anarlar.
Çin, toprak, soy ve tarih birliginden yoksun bir ülkedir. Çin'in gerçek sInIrlarInI kuzeyde Çin $eddi, batIda Sichuan DaglarI ve güneyde GökIrmak (Yang Tse Kiang) OvasInI çevreleyen sIra daglar olu$turur. Bu sInIrlarIn dI$Inda kalan bölgeler Mançurya, Mogolistan, Dogu Türkistan ve Tibet gibi yabancI sömürge niteligindeki ülkelerdir. Gerçek Çinli insan bu ülkelerde ya hiç bulunmaz ya da çok seyrek ve önemsiz sayIda dagIlmI$ durumda bulunur. iki büyük Irmak, sInIrlarI yukarIda belirtilen gerçek Çin ülkesini birbirinden tümüyle degi$ik iki bölgeye ayIrIr. Bu bölgelerden birisi, 4700 km uzunlugundaki SarI IrmagIn (Huang Ho) ve onun kollarIndan Akçay'In ovalarInIn olu$turdugu Kuzey Çin'dir. Ötekiyse, 5.500 km uzunlugundaki yeryüzünün en büyük akarsularIndan GökIrmagIn ve 1760 km uzunlugundaki Sikiyang ÇayInIn ovalarIndan olu$an Güney Çin'dir.
3.1.1. KUZEY ÇiN
Mogolistan'In güneyindeki yüksek yaylalarla ba$layan Kuzey Çin, sIcagI ve sogugu bol olan bir bölgedir. TopragI verimlidir ve batIdan doguya dogru verimi artar. SarI Irmak bu bölgede kollarIyla birlikte 1,5 milyon km2 büyüklügünde engin bir ovayI sular. Anadolu'nun Menderes IrmagI gibi SarI Irmak da sIkça ta$ar ve ara sIra yatak degi$tirir. Tarihin yazdIgI birtakIm büyük sel baskInlarInda bir milyondan çok insanIn bogulup sürüklendigi olmu$tur. YüzyIllardan beri araba ve kagnI tekerleklerinin oydugu yollar
76
ÇiN TOPRAKLARI
üstünden kervanlar aralIksIz bu ovayI ba$tan sona geçerek Çin $eddinin ötesindeki ülkelere ipekli kuma$ ve çay ta$IrlardI. BatIda yüksek olmayan insan sayIsI, doguya dogru gittikçe artar ve en dogudaki $antung ilinde 586 ki$i/km2'ye çIkar (2004 yIlI). Agaç yogunlugu da insan yogunlugu gibi batIdan doguya dogru gittikçe artar.
3.1.2. GÜNEY ÇiN
Güney Çin, Kuzey Çin'den bütünüyle degi$ik bir görünüm sergiler. Bu bölgedeki ova daha düzdür. GökIrmak ve bütün kollarI SarI Irmaga oranla gemi ta$ImacIlIgIna daha uygundur. Bu nedenle bu bölgede jong ve kayIk, deve kervanlarInIn yerini almI$ ve kagnI yok denecek kadar azalmI$tIr. Dü$ük debisi ve derin sularIyla Güney Çin'in ana damarI olan GökIrmak, düz ve sInIrsIz bir ovada göller ve bataklIklar olu$turarak Dogu Çin Denizine dökülür.
Güney Çin'de sIcak iklime yakIn bir muson iklimi vardIr. Hava kuzeydeki gibi sert degildir, yagI$lar kuzeye oranla daha çok ve düzenlidir. Güney Çin topraklarI verimlidir ve çaydan kafur agacIna kadar genellikle her tür bitkiyi yeti$tirebilecek niteliktedir. GökIrmak boylarIndaki bütün topraklarda ülkenin ba$lIca varlIklarIndan biri olan pirinç yeti$tirilir. Güney Çin'in her yerinde insan sayIsI yüksektir.
Güney Çin'deki ovanIn, güneyde sona erdigi bölgede yalçIn daglar yükselir. Bu daglarIn güneyindeki Güney Çin Denizi kIyIlarInda, Çinlilerle yüzyIllarca süren ili$kilerine kar$In özelliklerini korumu$ degi$ik soylardan uluslar vardIr. Bu bölgede Sikiyang ÇayIndan ba$ka önemli su kaynagI yoktur. En batIda Tibetli topluluklar, onlarIn güneyinde bütün Hindicin sInIrI
77
ÇiN
boyunca Tayiler, Kueycheu Bölgesinde Miao Seular ya$ar. Yolsuz ve geçitsiz dik daglarIn tepelerinde, yüzyIllardan beri ovalarda, derelerde ve deniz kIyIlarInda ya$ayan insanlarla ili$iklerini kesmi$, uygarlIgI benimsemeyen ve ondan uzak duran ilkel topluluklar ya$amaktadIr. Büyük bir olasIlIkla, bu topluluklar Çin'in ilk ilkel yerlilerinin soyundan gelmektedirler.
3.1.3. ÇiN'E BAGLI ÜLKELER 3.1.3.1. TiBET
Tibet, Çin'in batIsInI a$Ilmaz bir kale gibi kaplayan ve yüksekligi 4-5 bin metre arasInda degi$en çok büyük bir yayladIr. Suyu az, topragI killi, kumlu ve birçok yerinde tuzludur. Bitki güçlükle yeti$tigi için agaç yoktur ve seyrek çalIlIklar vardIr. Kurutulmu$ hayvan dI$kIsIndan (tezek) ba$ka yakacak yoktur. Yogun kuraklIgIn, kuru sogugun, yogun ve sürekli yellerin etkili oldugu bir iklimi vardIr. Doguda 6 bin metreye kadar çIkan yükseklikleriyle Sichuan SIra DaglarI, güneyde ve batIda bir yarIm daire gibi Himalaya DaglarInIn yüksek ve ko$ut sIrtlarI, kuzeyde yüksekligi 6 bin metreyi a$an büyük KaranlIk SIra DaglarI [1] Tibet'i çevrelerler.
[1] BatIda AltIn, Üstün ve Arka SIra DaglarIyla ba$layan Çinlilerin Kuen-Lun dedikleri çok büyük daglarIn Türkçe adlarI Türkçe kitaplarIn hiçbirinde görülmedi. E. Reclus'a göre bu daglarIn Kulkun, Kurkun olarak da adlandIrIldIgI, Hintlilerin Aneuta, Asya Türklerinin Karangu, Anadolu Türklerinin KaranlIk Dag olarak adlandIrdIklarI anla$IlIyor. E. Reclus, Nouvelle Geographie Üniverselle, 7. cilt, sayfa 253.
Karangu sözcügü Anadolu Türkçesinde vardIr ve kimi illerde günümüzde de kullanIldIgI ku$kusuzdur. Bu sözcük Fuzuli'nin a$agIdaki ko$ugunda da görülmektedir.
78
ÇiN TOPRAKLARI
Bu daglarIn arasIndaki Tibet YaylasInda, yere çarparak kIrIlmI$ ayna parçalarI görünümünü andIran sayIsIz göller vardIr. Toprak, üzerinde çalI$an kimselere kuru bir ekmekten ba$ka bir $ey vermeyecek kadar cimridir. insan sayIsI dü$üktür. Toplum bilgisiz ve bo$ inançlarIn etkisindedir. Ancak yurt sevgisi ve kIskançlIgI çok yüksektir. Günümüze dek Tibet yeryüzünün içine en az girilebilmi$ ve incelenebilmi$ alanlarIndan biridir.
3.1.3.2. MOGOLiSTAN
Dogusundaki ve güneyindeki daglarIn yapIsI ve konumlarI Mogolistan'a [1] duvarlarI delikli bir kale görünümü verir. Bu daglar a$IlInca yüksekligi 900 -1200 metre arasInda degi$en geni$ bir yaylaya ula$IlIr. KuzeybatIya dogru açIlIp geni$leyen yaylanIn dogusunu Büyük Kingan DaglarI, kuzeyini ve kuzeybatIsInI kimi tepeleri 4 bin metreye çIkan Ar DaglarI [2] çevirir.
Dogu Türkistan'dan Mançurya sInIrlarIna kadar Mogolistan'In ortasI, Çinlilerin Kum Denizi ve Türklerin Gobi adInI verdikleri ucu bucagI belirsiz bir çöldür. Gezici kum tepeleri, karma karI$Ik kayalIklar ve bitkisiz bataklIk çamurlarIyla örtülü çöl görünümü, kuzeyde ve kuzeybatIda Altay DaglarI eteklerine yakla$tIkça degi$ir.
Gam günü itme dili bimardan tigin dirig
HayIrdIr vermek Karangu gecede bimara su. Fuzuli
KaranlIk sözcügü Çagatay Türkçesinde de Karangu diye söylenir. Abel Pavet de Courteille, Dictionnaire Turk-Oriental, sayfa 138.
[1] 1945 yIlInda Mogolistan iki bölgeye ayrIldI. Toplam yüzölçümün % 57'si olan kuzeybatI bölgesi bagImsIz DI$ Mogolistan, % 43'ü olan güneydogu bölgesi Çin Halk Cumhuriyeti'ne baglI iç Mogolistan'dIr.
[2] Altay DaglarInIn öteki adI Ar DaglarIdIr, J. De Guignes, 1. cilt.
79
ÇiN
Altay DaglarInIn eteklerinden sonra, yüksek çayIrlIklar, ormanlar, sayIsIz çaglayanlar ve yan yana dizilmi$ göller bulunur. Çölün güneyi gözün eri$emeyecegi kadar geni$ otlaklarla ku$atIlmI$tIr.
Mogolistan iklimi kI$ ve yaz aylarInda da çetindir. Ocak ayInda sIcaklIk -30 °C ye kadar dü$er, Temmuz ayInda 38 ile 45 °C ye kadar yükselir. Bütün çöllerde oldugu gibi Gobi Çölünde de gece ve gündüz arasIndaki sIcaklIk degi$imi büyüktür. Kimi günlerde sIcaklIk degi$imi 48 °C'ye kadar yükselir. Yaz aylarInda kuraklIk, çok seyrek yagan sagnak yagmurlar dI$Inda genellikle yogun ve süreklidir.
Bu uçsuz bucaksIz alanlarI yurt edinen ulusun çogunlugu günümüzde hayvan sürüleri ve çadIrlarIyla göçebe olarak ya$amaktadIr. Kuzeye Kalkaslar, doguya Kalmuklar, batIya Çakarlar ve onlarIn batIsIna KIrgIzlar yerle$mi$lerdir.
3.1.3.3. MANÇURYA
Mançurya [1], Mogolistan gibi verimsiz ve yoksul bir ülke degildir. Birçok maden yataklarI vardIr ve büyük daglarI çam, köknar, kayIn, ceviz ve me$e ormanlarIyla örtülüdür. iklim ko$ullarI çetin olmasIna kar$In iyi ve bol ürün veren iki güzel ovasI vardIr. Bunlar kuzeyde Cungarya (Çungarya) ve güneyde Leao-ho ovalarIdIr.
AtalarI Tunguzlar olan Mançular göçebelikten uzakla$mI$, topraga baglanmI$ dinç ve çalI$kan çiftçilerdir. 17. yüzyIl ortalarIndan 20. yüzyIl ba$larIna kadar bütün Çin'e egemen olan Mançu Boyu Mançurya' nIn geli$mesi için çalI$mI$tIr.
[1] 1953 yIlInda Çin yönetimi Mançurya'yI Heilongjiang, Liaoning ve Jilin diye anIlan üç özerk bölgeye ayIrdI.
80
ÇiN TOPRAKLARI
3.1.3.4. DOGU TÜRKiSTAN
Günümüzde Sincan Uygur Özerk Bölgesi diye de anIlan Dogu Türkistan, Çin'in batIsIndaki Tibet ile Mogolistan arasIndan dogudan batIya dogru uzanIr. Çinlilerin Tien Shan diye andIklarI Dogu Türkistan'I üç yanIndan ku$atan büyük TanrI DaglarI, ülkeyi kuzeyde Çungarya ve güneyde Ka$garya adlarIyla iki bölgeye ayIrIr. Çok seyrek, aralIklI kayIn ve çam ormanlarI bulunan çIplak daglarI, granit kayalIklarI, çakIl ve ince sarI kumla örtülü ovalarIyla Dogu Türkistan dokunaklI bir görünüm sergiler.
Kuzeyde TanrI ve güneyde Karakurum daglarInda, batIda Pamir YaylasInda bulunan su kaynaklarI, Ka$garya Bölgesinin ye$illikten tümüyle yoksun kuru bir kumsal olmasInI önler. Karakurum'dan inen Karaka$ ve Yarkent, Pamir'den gelen Ka$gar, TanrI DaglarIndan inen Aksu ve Tavu$kan [1] çaylarI, eskiden belki Tunalar, Ronlar ve Renler gibi büyük Irmaklar olan bu akarsular $imdi kuraklIktan çatlamI$ topraklar üstünde ancak birbirine eklenerek ya$ayabiliyorlar. Bu çaylarIn birle$mesinden olu$an TarIm IrmagI, Dogu Türkistan'In biricik su kaynagIdIr.
TanrI ve Karakurum daglarIndan dökülen binlerce çaglayanIn olu$turdugu ovalara akan sularI toplayan TarIm IrmagI, önce çalI$kan Türk çiftçisinin Irmak kIyIlarInda açtIgI sIralI ve düzgün su yollarI bulunan bölgeyi geçer. Sonra yakIcI güne$in kIzdIrdIgI kumlar içinden cIlIz bir sIzIntI olarak akIp AptallI köyü yakInIndaki Karaburan Gölüne dökülür. Karaburan Gölünün uzun boylu ve sIk sazlIklarI arasIndan çIkIp
[1] Tavu$kan, Çagatay Tûrkçesinde tav$an demektir. A. P. de Courteille, Dictionnaire Turk - Oriental.
81
ÇiN
yapay ve dogal birçok su yolunu sulayarak Lop Gölünün 6 metre yükseklige ula$an kamI$larI arasIna girer. Lop Gölü, geleneklerin bildirdigi, tarih ve öteki bilimlerin dogruladIgI, eski Çinlilerin Si Hay (BatI Denizi) adInI verdigi Asya iç denizinin günümüzdeki kalIntIsIdIr. Milattan önceki dönemlerde KaranlIk ve TanrI daglarI arasIndaki 2 milyon km2' den büyük uçsuz bucaksIz alanI kaplayan, derinligi kimi yerlerde 900 metreyi geçen bu koca denizden günümüze ancak alanI 2 bin km2 olan yarI bataklIk bir göl kalmI$tIr.
"Eski dönemlerde bu yörede gerçek iç denizler vardI. Günümüzde TanrI DaglarInIn dogudaki uç noktasInIn kuzey ve güney bölgelerinde bulunan küçük göller bu denizlerden kalmI$tIr. Dogu Türkistan ile BatI Çin uluslarI gelenek olarak koruduklarI genel bir inanI$la bu bölge sularInIn yava$ça eksildigini belirtirler."
"Bu yörenin göllerinin çogu tuzludur."
"Dogu Türkistan'da tarIma uygun olmayan çöllerin, ekilebilen topraklara oranInIn ne oldugunu kesin olarak söyleyebilmek olanaklI degildir. Ancak tarIma uygun olmayan alanlarIn yerle$im ve tarIm alanlarIndan çok daha büyük oldugu kesindir. Ye$il alanlar, Irmaklar boyunca birkaç yüz ile birkaç bin metre geni$ligi geçmeyen dar kara parçalarI biçimindedir. Bu kara parçalarInIn ötesi bütünüyle daha el degmemi$ IssIz bölgelerdir. Gobi Çölünün ba$langIcI bu bölgelerdir. Türkler, TarIm IrmagIndan Hotan ÇayInIn dogusuna kadar uzanan bölgeye Gobi degil, Taklamakan adInI verirler. Deniz dalgalarI gibi yürüyen gezici kumlar, burada kuzeyden gelen güçlü yellerle savrularak 60, 100 ya da 130 metre yüksekliginde tepeler olu$turur. Hotan ÇayInIn batIsInda yüksek kum tepeleri olu$maz.
82
ÇiN TOPRAKLARI
Kimileri 30 metreyi geçse de çogu ancak 5-6 metre yüksekliginde gezici tepecikler biçiminde kuzeybatIdan güneydoguya dogru yürürler. KumlarI daha devingen olan iki uçtaki tepecikler, ortadakilere oranla daha öne dogru çIktIklarI için, kum tepecikleri düzenli ayça (hilal) biçiminde görünürler."
"Havada uçu$arak gökyüzünün maviligini gizleyen ince tozlardan çöle yakla$IldIgI anla$IlIr. Güne$ dogduktan ancak saatlerce sonra açIk olarak görülebilir. AyrIca dogu yelleri estiginde bütün gün kapalI oldugu da görülür. Böyle günlerde evlerin içinde ögleyin I$Ik yakmak gerekir. Yarkent Bölgesinde 1,5 aylIk gezisi sIrasInda Henderson, gökyüzünde dalgalanan ince toz bulutlarI yüzünden çevredeki büyük daglarI hiç, yakIn sIrtlarI da çogu kez görememi$ ve yörenin genel görünü$üyle ilgili yakla$Ik bir bilgi edinemeden geri dönmü$tür."
"Çok küçük toz taneleri biçiminde ve az oranda yagdIgInda tarlalara gübre yerine geçen bu tozlar, çok güçlü yellerle yIgInlara dönü$ünce çiftçiler için bir yIkIm olur."
"Bütün Dogu Türkistan bozkIrlarI kum tepeleriyle örtülü degildir. Kum tepeleri, özellikle kuzey yelleri ile sürüklendikleri güney ve güneybatI bölgelerinde görülür."
"KaranlIk DaglarIn eteklerindeki çok geni$ çöllerin yüzeyi toprak yerine çakIl yIgInlarIyla örtülüdür. Günümüzde kullanIlmayan alIm satIm yollarInIn 1300 -1400 yIl önce bu bölgeden geçtigi dönemlerde, bölgeye yakIn köylülerin kervan süren ürün satIcIlarIna çakIllarda kaymamalarI için tahta ayakkabI giymelerini ve develerin ayaklarIna öküz derisinden yapIlmI$ çarIk geçirmelerini ögretirlerdi. YazIlI Çin tarih belgelerinde
83
ÇiN
bu çakIl tarlalarI ve kum dö$eli eski Irmak yataklarI büyük bir korkuyla anlatIlIr."
"Hotan HakanlIgInIn egemen oldugu dönemlerde, gerçekte kumlar daha günümüzdeki kadar geni$ alanlarI örtmüyordu. Yine çöl o dönemde bile tarIm alanlarInI olumsuz yönde etkiliyordu. Eskiden Hotan ilinin batIsIndan kuzeybatIya dogru akan büyük bir IrmagIn sonradan tümüyle kurudugu ve bir yöneticinin tarlalarI emziren, ürünü yeti$tiren suyun yeniden gelmesi için kendini IrmagIn canavarIna kurban verdigi anlatIlIr."
Dogu Türkistan'da kuruyan sularla ilgili ku$aktan ku$aga sözlü olarak aktarIlan daha pek çok bilgi vardIr.
"Jhonson 360 bucagIn bir gün içinde Taklamakan Çölünün kumlarI altIna gömüldügünü ileten bir gelenegi anlatIr. ÇobanlarIn bu bucaklarIn yerlerini bildikleri, ancak kumlarIn altInda kalan altIn paralarI ve degerli $eyleri kendileri almak için kimseye bildirmedikleri söylenir. Gerçekten Jhonson ve öteki ara$tIrmacIlar Hotan ve Kirya yakInlarInda kumlar altInda eski kent kalIntIlarI bulmu$lardIr."
"Dogu Türkistan eski dönemlerde yapIlmI$ yapIlarIn çok uzun süre korunabildigi bir bölgedir. YagmurlarIn yok denecek kadar azlIgI, havanIn kurulugu, yIlda iki kezden çok kar yagmamasI nedeniyle, 800 yIl önce kerpiçten yapIlmI$ duvarlar bile ilk yapIldIklarI gibi kalIrlar. Kum, örttügü yapIlarIn korunmasIna yardImcI olur. Bu nedenle bir kum tepesi yerini degi$tirince altIndaki eski yapIlar kum altInda kaldIklarI dönemdeki nitelikleriyle ortaya çIkarlar." [1]
[1] Elisee Reclus, Nouvelle Geographie Üniverselle, 7. cilt, sayfa 114 - 119.
84
ÇiN TOPRAKLARI
Çinlilerin Gedik adInI verdikleri ve deniz yollarInIn kapalI oldugu dönemlerde Çin'i yeryüzünün batIsIna baglayan eski ipek Yolu bu bölgeden geçerdi. Tibet yollarI güvenlik önlemlerinin yoklugu nedeniyle i$lemedigi için, büyük deniz yolculuklarI ba$layIncaya kadar ipek Yolu tek büyük ürün alIm satIm yolu olarak kalmI$tIr. Ancak o dönemlerde ipek Yolunun çölden geçen birçok yerinde kervanlarIn kum dalgalarIyla bogu$malarI kaçInIlmazdI. En korkunç yel, Kurukdag yönünden esen Karaboran kasIrgalarIdIr.
M.S. 7. yüzyIlda ya$amI$ Çinli gezginlerden Yuan Chang ipek Yolu ile ilgili a$agIdaki bilgiyi verir.
"Ara sIra kum IrmaklarI, ara sIra da yakIcI yeller yolu keser. Yolda bu olaylarla kar$Ila$anlar canlarInI kurtaramazlar. Bu yüzden, nice kervanlar kayboldu."
Çölün cinlerle dolu olduguyla ilgili birçok bo$ inanç vardI. Ünlü gezgin Marko Polo anIlarInda bu bo$ inançlarI uzun uzun anlatIr. Kum kasIrgalarIndan, kavurucu yellerden ve susuzluktan kurtulan kervanlar TarIm IrmagInIn kuzey kIyIsInI izleyerek Turfan, Kuça, Ka$gar yönünden veya güney kIyIsInI izleyerek Hotan ve Yarkent yönünden giderlerdi. Mezopotamya'nIn büyük illerine, Akdeniz'in ve KIzIldeniz'in ürün alIm satIm limanlarIna bu bölgelerden ula$mak için daha aylarca yürümek gerekirdi.
Genel görünümü dokunaklI olan Dogu Türkistan, kentlerin kuruldugu sulak ovalarda canlanIr. Su yolu açma ve sulama i$lerine çok önem veren ve bu i$lerde usta olan Türkler, su boylarIndaki tarIm alanlarInI geli$tirmek için topraklarIn verimini artIrmI$lardIr.
"Hotan ve Yarkent illerinin bütün harImlarInda (bahçelerinde) düzgün sIralI ekilmi$ dut agaçlarI vardIr.
85
ÇiN
Çok tatlI meyveler veren armut, elma, $eftali, kayIsI agaçlarI ve asmalarIn dallarI birbirleriyle kucakla$Ir. iller ve köyler ye$illikler içinde saklIdIr. AsmalarIn ve sarma$IklarIn dolandIgI çardaklarla örtülü yollarda, çiçekler, yapraklar, meyveler geçenleri gölgelendirir. Evlerin teraslarI kokulu çiçeklerle, harImlar güllerle süslenmi$tir. Çölün korkunç IssIzlIklarIndan çIkan yolcu buralarIn gölgeliklerine, güler yüzlü harImlarIna girince kendini cennete gelmi$ sanIr." [1]
3.2. ÇiN'iN TOPLUMSAL KÖKENi
Günümüzdeki Çin Halk Cumhuriyeti 1949 yIlInda kurulmu$tur ve yüzölçümü 9,6 milyon km2' dir. 2012 yIlInda, Çin'de ya$ayan insan sayIsI, yeryüzündeki toplamIn be$te birine e$it olan 1,4 milyardIr. Çin'in yüzölçümü Avrupa'nInkinden 580 bin km2 daha azdIr.
Çin'e baglI ülkelerden Dogu Türkistan'In yüzölçümü 1,66 milyon km2, insan sayIsI yakla$Ik 50 milyondur. iç Mogolistan'In yüzölçümü 1,18 km2, insan sayIsI 25 milyondur. Tibet'in yüzölçümü 1,23 milyon km2, insan sayIsI 3 milyondur. Mançurya'nIn yüzölçümü 794 bin km2, insan sayIsI 115 milyondur. Günümüzde bagImsIz olan DI$ Mogolistan'In yüzölçümü 1,565 milyon km2, insan sayIsI 3 milyondur.
Çin'e baglI ülkeler ayrIca incelenseler bile Çin'de bir soy birligi görülemez. Degi$ik birçok kuram Çinlilerin batIdan, kuzeyden veya güneyden gelmi$ olduklarInI belirtmektedir. BatIdan geldiklerini ileri süren kuram, Çinlilerin ilk ortaya çIktIklarI yerin Ka$gar Bölgesi oldugunu öngörmektedir.
[1] E. Reclus, Nouvelle Geographie Üniverselle, 7. cilt, sayfa 120.
86
ÇiN'iN TOPLUMSAL KÖKENi
BirtakIm toplum bilimciler de ilk Çin toplumunun iki ayrI soydan olu$tugunu, bunlardan birinin yerli toplumu ve ötekinin Orta Asya'dan gelerek soylu kesimi olu$turmu$ sava$çIlar toplulugu oldugu dü$üncesini ortaya koyuyorlar [1].
Bu kuramlara dayanarak günümüzün Çin Ulusu için ortak bir soy belirlemek olanaklI degildir. Ancak, Çin tarihinin ba$ladIgI günden beri sürekli baskIn ve akInlara ugradIgI ve bu akInlarIn sürekli kuzeyden ve batIdan, kIsaca Türk yurtlarIndan geldigi kesindir. Özellikle Kuzey Çin'e çok eski dönemlerden beri büyük Türk topluluklarI sürekli göçmü$lerdir. YazIlI Çin tarih kaynaklarI, M.Ö. 2202 - 202 yIllarI arasInda Çin'de hakan boylarI olan Hiyalar, Yinler, Çeular ve Tsinlerin batIdan, ba$ka bir deyimle Türkistan'dan geldiklerini belirtmektedir [2].
AyrIca arkeolojik bulgular da Çin'de Türk UygarlIgI ve egemenliginin günümüzden en az 4 bin yIl önce ba$ladIgInI göstermektedir. Çin'de aralIksIz olarak 2 bin yIl egemen olan bu hakan boylarInIn, Çin'e birkaç ki$iyle bir aile gezisi yapIyormu$ gibi gelmedikleri ku$kusuzdur. Boy ve hakanlIk olu$turabilmek için akInlarIn ancak büyük insan topluluklarIyla yapIlmI$ olmasI gerekir. Orta Asya YaylasInda ortaya çIkan iklimsel degi$ikliklerden kaynaklanan kuraklIklar ve bu kuraklIklarIn genel ya$am ko$ullarInI güçle$tirmesi yüzünden ba$layan silahlI göç akInlarInIn, Çinlilerin soy özelliklerinin degi$mesinde çok önemli bir etken
[1] Rene Grousset, Histoire de VExtreme - Orient, 1. cilt, sayfa 179.
[2] Ferdinand von Richthofen, China, 1. cilt, 8. kitapçIk. Marcel Granet, La Civilisation Chinoise.
87
ÇiN
oldugu yadsInamaz bir gerçekliktir. Kuzey Çin'e yapIlan Türk akInlarInIn geçici gel git olaylarI olarak kalmayIp, yüzyIllarca süren yönetimsel egemenlikleriyle birlikte yapIlmasI bu etkiyi derinle$tirmi$tir. Çin'e göç eden Türklerin uygarlIk seviyelerinin yerlilerinkinden çok daha yüksek olmasI da Çin'de uygar ya$amIn hIzla geli$mesini saglamI$tIr.
Son dönemlerde Çinliler üzerinde yapIlan antropolojik ara$tIrmalar, Türklerin Çin toplumunun soyu üzerindeki etkisinin derinliginin ve bu etkinin ba$langIcInIn belki M.Ö. 6-7 bin yIllarIna kadar gidebilecegini dogrulayacak niteliktedir. Bu yeni ara$tIrmalara göre, Çin'in yüksek ölçüde brakisefal (hyperbrachicephale) Türklerle en çok ili$kisi bulunan kuzey bölgelerinde dolikosefallik oranI azalmakta ve brakisefallik oranI yükselmektedir. Çin'in güneyine dogru gidildikçe bu oran tersine dönmektedir. Kuzey Çin'de ortalama boy 167 cm ve ten rengi daha açIktIr. Güney bölgelere gidildikçe ortalama boy azalIr, kimi yerlerde 161 cm'ye kadar iner ve ten rengi koyula$Ir.
"insanlIgIn ba$lIca iki kafatasI biçimi, yüksek ölçüde brakisefallik ile a$IrI dolikosefallik birbirleriyle karI$tIrIlIrsa Çinlilerin antropolojik yüz yapIsI (kafatasI) ortaya çIkar." [1]
Çinliler brakisefallik özelligini, gerçekte çok az oranda brakisefal olan [2] Mogollardan almI$ olamazlar. Çin'in batIsIndaki illerden Kansu'da ya$ayan ve Çinli
[1] Eugene Pittard, Les Races et L'Histoire, sayfa 492.
[2] J. Deniker, Essai d'une Classification des Races Humaines. Eugene Pittard, Les Races et l'Histoire, sayfa 459.
88
ÇiN UYGARLIGI
olarak tanInan milyonlarca insan, günümüzde de özgün Türklük özelliklerini korumaktadIrlar. Bununla birlikte Çin, soylarIn en çok karI$tIgI ülkelerden biridir. Bu karI$ImIn belirtileri Çin'in her yerinde göze çarpar. Kanton'da ya$ayan bir Çinli ile SarI Irmak bölgesinde ya$ayan bir Çinlinin benzerlikleri olmadIgI gibi, Mavi Irmak kIyIsInda ya$ayan bir Çin köylüsü de bu iki türden hiçbirine benzemez. Bu türlerden her hangi biri gerçek Çin yerlisi olarak gösterilemez. Günümüzde ya$ayan Çinli, büyük oranda Türk soyu karI$mI$ ve eski dönemlerde uygarlIgI olmayan Çin yerlisidir. Türk soyunun karI$Im oranI, kuzeye, güneye, doguya, batIya, ovaya veya daglIk bölgelere göre artar ya da eksilir. Çin'in tarihiyse, ba$tan sona büyük Türk Yönetim ve UygarlIk tarihinin bir bölümü, belki de birkaç yapragIdIr.
3.3. ÇiN UYGARLIGI
3.3.1. ÇiN'DE TÜRK UYGARLIGININ
GEÇMi$i
Tarihin öteki en eski uygarlIklarIyla çagda$ olan, Çin'in eski yerlilerinin yaratmadIgI, yayIlmacI bir ulusun Çin'e getirdigi bir uygarlIgIn varlIgI ortaya çIkmI$tIr [1]. Bu uygarlIgIn MIsIr'dan veya Elam'dan (Mezopotamya) geldigini öne süren kuramI Çin tarihi uzmanlarInIn (Sinolog) hiçbirisi benimsememektedir.
[1] Andersson ve Arne'nin Dogu Türkistan, Kansu, Honan ve Mançurya'da yaptIklarI kazIlar. Johan Gunnar Andersson,
- An Early Chinesse Culture.
- Preliminary Report on Archeological Research in Kansu.
Ture Algot Johnsson Arne, Painted Stone Age Pottery from the Province of Honan, China.
89
ÇiN
Öyleyse bu uygarlIgI kimler, nereden getirmi$tir ? Çin'de kazI yapan kurulun ba$kanI tarihçi ve arkeolog Andersson, Kansu ve Honan'da çIkarIlan yapItlarla Hazar Denizinin dogusundaki Anav kazIsInda bulunan yapItlarI kar$Ila$tIrmI$tIr. Andersson kar$Ila$tIrIlan yapItlarIn aynI uygarlIgIn ürünü oldugunu, Çin'deki uygarlIgIn kesinlikle Türkistan'dan gelen büyük göç topluluklarIyla önceleri Kansu Bölgesine ve oradan bütün Çin'e yayIldIgInI savunmaktadIr [1]. Bu büyük göçün nedeni Orta Asya Türk Yurdunda ortaya çIkan iklim degi$iklikleri ve bunun sunucunda artan kuraklIktIr. AynI bölgelerde kazIlar ve ara$tIrmalar yapan Arne de Çin'de bulunan ilk uygarlIk yapItlarInI batIdan gelerek egemenligini ve uygarlIgInI kuran uygar yayIlmacIlarIn getirdigini belirtiyor [2].
Tarihçi Sinolog Karlgren Honan ve Mançurya'da bulunan CilalI Ta$ Döneminden kalan yapItlarIn belki Çin'in yerli uygarlIgInIn en eski yapItlarI olabilecegini belirtiyor. Ancak Karlgren, bu yerli uygarlIgIn Çin'in batIsIndan gelmi$ ve yerli olmayan bir ulusun getirdigi daha yüksek bir uygarlIgIn etkisi altInda geli$tigini ortaya koymu$tur. Karlgren ayrIca, yüksek uygarlIgIyla Çin yerlisini Ta$ Döneminden çIkararak geli$tirmi$ olan bu ulusun kimligini "Hiç ku$kusuz Türk soyundandI /" diye belirtmektedir [3].
[1] Johan Gunnar Andersson,
- An Early Chinesse Culture.
- Preliminary Report on Archeological Research in Kansu. Marcel Granet, La Civilisation Chinoise.
[2] Ture Algot Johnsson Arne, Painted Stone Age Pottery from the Province of Honan, China.
[3] Bernhard Karlgren, Comptes rendus de J. G. Anderson, Arkeologiska Studier i Kina.
90
ÇiN UYGARLIGI
UygarlIk, büyük Çin ülkesinin her yerinde aynI dönemde geli$memi$tir. UygarlIk, çok eski dönemlerde ilk olarak Çin'in kuzeyinde SarI Irmak bölgesinin küçük bir yerinde kurulup geli$ti ve Çin'in öteki yerlerine buradan yayIldI [1].
M.Ö. 9000 yIlInda ortaya çIktIgI belirlenen bu önemli uygarlIk [2] Orta Asya Türk Yurdundan yalnIz Çin'e degil, ayrIca Mezopotamya, MIsIr ve Hindistan'a da göç etmi$tir. Önce MIsIr ve Mezopotamya'da, sonra Hindistan'In kuzeyinde ve Hazar Denizi yöresinde bulunan sanat yapItlarIndaki ortak özellikler [3], Türk UygarlIgInIn Çin'den ba$ka yerlere de yayIldIgInI göstermektedir. M. Aurel Stein, Raphael Pumpelly, Andersson, Arne, Richthofen ve Karlgren gibi bilim adamlarI Orta Asya'nIn eski uygarlIklarIn ana yurdu oldugu dü$üncesinde birle$mektedirler.
YukarIda belirtilen tarih ve arkeoloji bilim adamlarInIn ula$tIklarI bilgilere dayanarak a$agIdaki güçlü sonuçlar çIkarIlabilir. Yerbilimci Pumpelly'e göre M.Ö. 9000 yIlInda ortaya çIkan ana Türk UygarlIgI Mezopotamya'ya, Anadolu'ya, MIsIr'a nasIl ve hangi nedenlerle gitmi$se, Kuzey Çin'e de aynI nedenler yüzünden gelmi$tir. Eski Türk Yurdunun batIsIndan ayrIlanlar Hindistan'a, Anadolu'ya, Mezopotamya'ya göç etmi$ler ve dogu bölgelerinde bulunanlar da sonradan Çin adI verilmi$ olan bölgelere gitmi$lerdir.
[1] Henri Maspero, La Chine Antique, 1. cilt, sayfa 5.
[2] Herbert H. Gowen, Histoire de l'Asie, sayfa 18.
[3] Marcel Granet, La Civilisation Chinoise.
Andersson ve J. Arne, önceki sayfada belirtilen yapItlar. Ferdinand von Richthofen, China.
Rene Grousset, Histoire de l'Extreme - Orient, 1. cilt.
91
ÇiN
Kuzey Çin'in ana yurda daha yakIn olmasI, Türklerin iklimi ve topragI gibi dogal ko$ullarInI Mezopotamya ve MIsIr gibi uzak ülkelerinkinden ku$kusuz daha iyi bilmeleri nedeniyle, Türk UygarlIgInIn ilk önce bu bölgeye yayIldIgI söylenebilir.
3.3.2. DiN VE DÜ$ÜNCE
Çin'de dini ya$amIn ba$langIcI çok eski dönemlere dayanIr. ilkel Çin dininin oldukça yalIn olan temel ilkelerine göre en kutsal yer, ailenin içinde ate$ yaktIgI ev ocagIydI. Bu ilkel dinde evin iç ve dI$ kapIlarI da kutsaldI. Bu inanI$lar, Türklerin en eski dini inançlarI ve gelenekleridir.
Eski dönemlerdeki dini inançlarda tarIm ya$amInIn da önemi büyüktü. Eski Çin UygarlIgI ve dini, eski Orta Asya Türkleriyle Küçük Asya'nIn birtakIm eski uygarlIklarInda oldugu gibi özellikle topraga ve tarIm ilkelerine dayanIrdI [1]. Toprak ve ürün kaldIrma tanrIlarI en önemli tanrIlar arasIndaydI. Göge tapma inancI da ku$kusuz mevsimler, yagI$ ve kuraklIk gibi hava olaylarIyla çok ilgili olan tarIm ya$amIndan çIkmI$tIr.
Sonra Toprak tanrIsI, Yer tanrIsI olmu$ ve Gök tanrIsI da bütün evreni düzenleyerek yöneten ulu TanrI seviyesine yükseltilmi$tir. Daha sonra hakanlar Gögün Oglu sanInI kullanmaya ba$lamI$lardIr. iki büyük tanrIdan Gök tanrIsInIn erkek, Yer tanrIsInIn di$i olduguna ve evrendeki her $eyin bu tanrIlardan dogduguna inanIlIrdI [2].
[1], [2] Rene Grousset, Histoire de l'Extreme - Orient, cilt 1, sayfa 183, 185 - 190.
92
ÇiN UYGARLIGI
3.3.3. ÇiN'DE YA$AYAN DiNLER
Çin'in geleneksel dinleri Konfüçyûs, Tao ve Buda dinleridir. islam ve Hristiyan dinleri geleneksel degildir. Buda dini Hindistan'dan gelmi$tir.
islam dini Çin'de daha çok 13. yüzyIlda yayIlmI$tIr. Yönetim verilerine göre günümüzde Çin'de yakla$Ik 30 milyon Müslüman ya$amaktadIr. BirtakIm kaynaklara göreyse Müslüman sayIsI yakla$Ik 60 milyondur.
HristiyanlIk Çin'e 6. yüzyIlda girmi$tir. Yönetim verilerine göre günümüzde Çin'deki Hristiyan sayIsI yakla$Ik 50 milyondur.
Çin'e Milattan Önceki yIllarda girmi$ olan Yahudi dininin günümüzde önemli bir varlIgI yoktur.
3.3.3.1. KONFÜÇYÛS DiNi
Bir dü$ünür olan Konfüçyüs'ün gerçek adI Kung Fu Tseu'dur. Çince olan bu adI AvrupalIlar Latinceye Konfüçyûs olarak uydurmu$lardIr. M.Ö. 551 yIlInda Çin'in kuzeyindeki Shantung Bölgesinde küçük bir ilçede dogmu$tur. AtalarInIn eski Yin Hakan Boyundan oldugu söylenir [1]. Genel ya$ama yönetimde görevli olarak girmi$ ve bir süre sonra i$ini bIrakarak uzun gezilere çIkmI$tIr. O sIralarda Çin'de karI$IklIk her yeri sarmI$, genel töre bozulmu$ ve yozla$ma toplumun her kesimine girmi$ti. Konfüçyûs ulusun bu durumuna üzülüyordu. Okudugu kutsal kitaplardaki dü$üncelerin etkisiyle eski geleneklerin, töre ve erdem ilkelerinin canlandIrIlmasI ve toplum düzenine egemen olmasI için
[1] Henri Cordier, Histoire generale de la Chine, 1. cilt, sayfa 146. Yinler için "3.4. Çin'in Yönetim Tarihi" konusuna bakInIz.
93
ÇiN
bir atIlIm ba$latmak istiyordu. Eski ilkeleri kendi görü$üne göre degi$tirerek ve yenilerini de yaparak yeni bir töre ögretisi kurdu. Birkaç arkada$I ile birlikte gezgin alperenler gibi köyden köye, ilden ile dola$arak dü$üncelerini ögretti ve bunlarI her bölgeye yayacak yardImcIlar edindi. Böylece, ileride yüzlerce milyon insanIn özünü etkileyecek büyük bir din olmasI kaçInIlmaz olan Konfüçyüs Ögretisi dogdu.
Konfüçyüs, hiçbir yenilik yapmadIgInI, ortaya hiçbir yeni ilke koymadIgInI belirtirdi. Genel anlamIyla bir din olu$turmaktan öte, dönemin töresel bozukluklarInI yok edecek bir ögreti kurmayI amaçladI. Ortaya koydugu a$agIdaki töre ilkeleri çok yücedir (temizdir).
"insan ya$amI ve çalI$masInda gücüyle oldugu kadar erdemiyle de kendini göstermelidir. AnayI, babayI ve atalarI ho$nut etmenin, onurlandIrmanIn yolu budur. Anaya, babaya saygI temel ilkedir. Bu ilke geni$leyince yurda ve yönetime sevgi ve baglIlIk olur."
"Toplumun her kesiminin degi$ik görevleri vardIr. Büyükler yasalara (tüzeye, türeye) uymaya, alçak gönüllü ve tutumlu olmaya özen göstermeli, ülkeyi ustalIkla, güçle ve erdemle yönetmeli, ulusun her bireyini kendi çocugu gibi sevmelidir. Ulus da onlarI baba gibi sevmelidir."
"Ulus HakanInI sevmelidir. Ancak bu sevgi, ulusun bütün nesnel gereksinimlerinin saglanmasIyla kazanIlabilir. Yönetim bir aile babasI gibidir. Aile de yönetimin küçük bir örnegi olmalIdIr. BabanIn karIsIna ve çocuklarIna kesinlikle egemen olmasI gerekir."
Konfüçyüs demokrattI. "Ulusun sesi TanrInIn sesidir" ilkesini savunurdu. Ögretilerinde çok az dogaüstü (metafizik) ilkeler vardIr. "Ya$amIn ne oldugunu bilmeden ölümü nasIl anlayabiliriz" derdi.
94
ÇiN UYGARLIGI
Konfüçyûs daha çok yönetim töresi (siyasi ahlak) egitimine önem vermi$tir. A$agIdaki sözleri önemlidir.
"Ülkeyi yönetenlerin dogru olmasI gerekir. HakanIn kendisi dogruysa, ülkeyi yasalar koymadan da yönetebilir. Dogru degilse uymayacagI yasalarI uygulamasI neye yarar ? "
"Hakan agIrba$lIlIgInI korumayI bilirse ulus ona saygI gösterir. Sevecen ve cana yakIn olursa ulus ona açIk yüreklilikle baglanIr. iyilerin degerini yükseltir, kötüleri dogru yola götürürse ulus iyilik yolunda yürür."
"Büyüklerin erdemi yele, küçüklerin erdemi otlara benzer. Üstünden yel geçen otlar egilir. Yönetimini erdeme dayandIran yönetici kutup yIldIzIna benzer. Bütün yIldIzlar onun önünden ba$InI egerek geçer, o sürekli yerinde durur."
Konfüçyüs'ün önemli ilkelerinden biri de herkesin birbirini sevmesi, herkesin kendisi kadar ba$kalarInI da dü$ünmesidir. Bu dinde din adamI takImI yoktur. Herkes tapInmayI bildigi gibi yapar.
Konfüçyûs M.Ö. 479 yIlInda 73 ya$Inda ölmü$tür. Ülkesine kazandIrdIgI din özellikle bir Çin Ulusunun olu$umunda, iç ve dI$ bütün karI$IklIk ve ayrIlIk akImlarIna kar$In Çin birliginin korunmasInda en önemli etken olmu$tur.
3.3.3.2. TAO DiNi
Tao dinini eski Çin'in Konfüçyûs düzeyinde ünlü olan bir ba$ka büyük dü$ünürü Lao Tseu kurmu$tur.
95
ÇiN
Lao Tseu'nun gerçek adI Tan ve aile adI Li'dir [1]. Lao Tseu da Konfüçyüs gibi ya$amInIn bir anInda kamu görevinden ayrIlmI$, bilim, ara$tIrma ve dü$ünmeyle ugra$mI$tIr. Ögretisi TanrInIn birligine ve bütünüyle dogaüstüne dayanIr ve özün sonsuzlugunu benimser. Ögretisinde evren, bakmakla görülemeyen, dinlemekle i$itilemeyen, aranmakla bulunamayan, özünde varlIk ve yokluk olan bir yaratIcInIn, Tao'nun yapItIdIr. Konfüçyüs Ögretisi insanlarIn nesnel isteklerini ve ya$amIn gerçek ko$ullarInI temel alIr. Bu nedenle daha canlI ve ögreticidir. Tao Dini ise yalnIz öze ve özün isteklerine önem verir, nesnel ya$amI dü$ünmez.
Lao Tseu da Konfüçyüs gibi yönetim ile ulusun ili$kileri ve toplumun yönetimiyle ilgili ilkeler koymaya çalI$mI$tIr. Ancak koydugu ilkelerin i$levi çok ayrIdIr. Lao Tseu yönetimin toplumun i$ine olabildigi kadar az karI$masI, özellikle egitim ve ögretim konularIna hiç karI$mamasI gerektigine inanIr, "Ulus ancak bagImsIzlIgInI kendi elinde tutarsa ve i$lerini kendi kendine yaparsa sürekli var olabilir" derdi. Tao Dini sonradan gelen dü$ünürlerin yaptIgI degi$ikliklerle çok bozulmu$tur. Lao Tseu'nun koydugu TanrInIn birligi kuramI, çok tanrIlI putlara tapInmaya dönü$mü$tür. SimyacIlIk, gelecegi bildirme ve sihirbazlIk gibi dogaüstü yöntemlerin uygulandIgI bir dine dönü$mü$tür.
[1] Ya$lI çocuk anlamIna gelen Lao Tseu gerçek adI degildir. Gerçek adI gelenege göre Tan'dIr. Ak saçlI ve ak ka$lI dogdugu için Çinliler kendisine Lao Tseu adInI verdiler. Çeu HakanlIgInIn ba$kenti Loyang'da kamu görevlisiydi. Günümüzdeki adI Honan olan ilin Kiyocin ilçesinde M.Ö. 604 yIlInda dogdu. Onun oglu, Vey Hakan boyunu kuran Topa Türklerinin HakanI Tugan KaganIn beyidir. Bu bilgilere göre, Konfüçyüs gibi Lao Tseu adI verilen dü$ünür Tan'In da Türk oldugu benimsenebilir. Henri Maspero, La Chine Antique. Henri Cordier, Histoire generale de la Chine.
96
ÇiN UYGARLIGI
3.3.3.3. BUDA DiNi
M.S. 1. yüzyIlda Çin'e giren Buda dini ancak 4. yüzyIla dogru Hunlar döneminde yayIlmaya ba$ladI. Hunlar Çin'de yönetimle ilgili amaçlarI için Buda dinini genel bir din durumuna getirmeye çalI$mI$ olmalIlar. ilk sIralarda Çin bilim adamlarInIn güçlü tepkisiyle kar$Ila$an Buda dini, Çin'de ancak eski geleneklere uyarlandIktan sonra 8. yüzyIl ba$larInda tutunarak geni$ ölçüde yerle$ebildi. Bu dini kuran Saka Muni [1] insanlar arasInda toplumsal kesim ve boy ayrIlIgI yerine genel ve kapsamlI bir karde$lik kurmayI amaçladI. Yalan söylemeyi, hIrsIzlIgI, adam öldürmeyi ve tüm canlI varlIklara kötülük yapmayI yasaklIyordu.
Ancak Saka Muni'nin insanlardan istedigi bunlarla sInIrlI degildi. Yeryüzü ile baglarIn kesilmesi, yalnIz ya$ama ve hiç evlenmeme ilkelerine de uyulmasInI istiyordu. Konfüçyûs ve Tao dinlerini destekleyenler bu ilkelere kar$I çIkarak Buda dininin Çin'den tüm öteki dinleri çIkarmasInI ve yayIlmasInI ancak önleyebildiler.
Çin, dinlerin ve inançlarIn özgünlüklerini çok az koruyabildikleri bir ülkedir. Orada bütün dinler, en uzak geçmi$in bilinçsizlik dönemlerinden kalan geleneklerin, uydurmalarIn ve bo$ inançlarIn etkisiyle gerçek inançlarInI yitirmi$lerdir. Bu etki, yalnIz dini inançlarda degil, bütün toplumsal ya$am alanlarInda açIk olarak görülür. 400 milyon [2] insanIn degersiz bir yIgIn durumuna gelmesinin en önemli nedeni budur.
[1] Gerçek adI Saga Moni Bor Kagan'dIr. Rene Grousset, Histoire de l'Extreme - Orient, 2. cilt, sayfa 469.
[2] Çin'in 1930'lu yIllardaki insan sayIsIdIr. 2012 yIlIndaki insan sayIsI yakla$Ik 1,4 milyardIr.
97
ÇiN
3.3.4. DiL, YAZI VE YAZIN
Çince tek heceli bir dildir. Sözcükler biçim degi$tirmez ve çekim eki almazlar. Bütün sözcükler tek heceli ve degi$mez biçimde oldugu için Çincenin sözcük sayIsI açIsIndan oldukça yoksul diller arasInda oldugu sanIlabilir. Ancak her sözcügün degi$ik seslerle söylenebilmesi ve her degi$ik söylemin anlamI degi$tirmesi, Çincedeki sözcük sayIsInI 100 bine kadar artIrmaktadIr. YazIda, her sözcügün harfi yerine geçen ve sayIlar gibi dü$ünce belirten ayrI bir tür harf kullanIldIgI için Çin Alfabesinde sözcük sayIsI kadar harf vardIr.
Çin harfleri üç kümeye ayrIlIr. Birinci kümedekiler Siyang adI verilen anlatImsal ve resimsel harflerdir. Eskiden tümüyle resimsel olan alfabeden kalan harflerdir. ikinci kümedekiler dü$ünceyi çizgilerle anlatmaya yarayan biçimlerdir. Bunlara simge (çe $e) denir. Üçüncü kümedekiler anahtar veya kök denilen ses ögeleridir. Yeni Çin Sözlügünde 214 tane anahtar harf vardIr.
Her biri bir sözcük olan harflerin sayIsI, çogunun kullanIlmamasI nedeniyle 40 bine kadar azalmI$tIr. Günümüzün Çin aydInlarI ögrenimi kolayla$tIrmak ve genelle$tirmek için harflerin sayIsInI 10 bine indirmeye çalI$maktadIrlar. Gerçekte en çok kullanIlan ve Çincenin okunup yazIlmasI, konu$ulup anla$IlmasI için yeterli olan sözcük (harf) sayIsI 7-8 bin kadardIr.
Çinliler yazIlarInI fIrça ile yazarlar. YazInIn dizileri harfler yukarIdan a$agIya yazIlarak olu$turulur.
98
ÇiN UYGARLIGI
Soy, toprak, tarih ve yönetim birliklerinden yoksun olan Çin'de tam bir dil birligi de yoktur. Mançurya ve iç Mogolistan gibi Çin'e baglI ülkeler ayrI dü$ünülse bile, Çin'de çok sayIda yöresel dil ve söyleyi$ karmakarI$Ik duruma gelmi$tir. YalnIz Yunnan ilinde on degi$ik söyleyi$ vardIr. AyrI söyleyi$lerle konu$an Çinliler birbirleriyle anla$amazlar. Biri Pekinli, öteki Kantonlu iki Çinli birbirinin sözlerini anlayamaz. Foukiyen'de dogan bir Çinlinin $ansi'de dogan ba$ka bir Çinli ile konu$abilmesi için her iki yerin dilini bilen bir çevirmen gereklidir [1]. Bu dil karI$IklIgI, ancak Çin alfabesindeki eski harfler bIrakIlIp Çin yazIsIna Latin alfabesi uyarlanarak giderilebilir.
ilk basImevi Çin'de kurulmu$tur. M.S. 6. yüzyIl ortalarInda tahtadan harflerle veya tahta üzerine oyma yazIlarla kitap basIlmI$tIr. M.S. 1040 yIlInda da daha geli$mi$ matbaa harfleri yapIlmI$tIr. Ancak, Çinliler yeni bulu$ konusunda gösterdikleri ba$arIyI, Avrupa'da geli$en yeni baskI yöntemlerini izleme ve uygulamada gösterememi$lerdir. Çin'de tipografik baskI yönteminin kullanIlmasI oldukça yenidir.
Çin yazInI uzun geçmi$ dönemlerden buyana korunarak günümüze kadar ula$mI$ en eski yazIn olarak bilinir. Eski Çin KitaplIgI, King adI verilen kutsal kitaplar, 24'ü tümüyle korunmu$ bilinen tarih kitaplarI, dü$ünce, gök bilimi, sava$çIlIk sanatI, yazIn ve yasalar (tüze) ile ilgili birçok yapIttan olu$maktadIr.
Çin yazInInIn en geli$mi$ dönemleri Çeu, Tsin, Han, Tang, Song ve Cengiz OgullarI hakanlIklarI dönemleridir.
[1] Georges Maspero, La Chine.
99
ÇiN
3.3.5. RESiM, YAPI VE HEYKEL
SANATLARI
Geçmi$ten sözlü olarak iletilen bilgilere göre, Çin'de resim yapma çok eski dönemlerde dogmu$ ve çok deger verilmi$ güzel sanatlardandIr. Sözlü olarak iletilen bir gelenege göre Çin'de ilk resimi M.Ö. 1600 yIllarInda bir bakan yapmI$tIr. Çin'de M.Ö. 7. ve 8. yüzyIllarda Tang HakanlIgI döneminde resim yapma sanatInIn ileri bir seviyede oldugu anla$IlIyor. Çin'in en büyük ressamI olarak bilinen Wu Tao Tzu {Tseu) bu dönemde yeti$mi$tir. Resim yapma sanatI Çin'de M.S. 2. yüzyIlda çok ileri bir seviyeye ula$mI$tIr.
Çin yapI sanatI, ortaya koydugu yapItlardaki dayanIklIlIk ve süreklilik yetenegiyle birlikte birbiri üzerine geçirilmi$ çatIlarI ve ince biçimiyle ayrI bir özellik gösterir. Bu çatI biçiminin göçebelik dönemlerine özgü çadIr biçimlerinden kalma bir anIdan dogdugu söylenir. Evlerin iç süslemeleri çok ince ve özenlidir. Çinlilerin evlerindeki $eylerin süsüne olan bagImlIlIgI ba$ka hiçbir ulusta görülmemi$ düzeydedir.
ilk dönemlerde kabartmalar ve heykeller az oranda yapIlmI$tIr. Heykel sanatI ürünlerinin en eskileri Topa Türklerinin kurdugu Vey HakanlIgI döneminde, 5. yüzyIlda yapIlmI$ olan yapItlardIr.
Çin sanatçIlarI daha çok küçük ve ince yapItlarIn üretiminde geli$mi$lerdir. Madenden, fildi$inden, ye$im ta$Indan minik heykeller yapImInda, tunçt i$çiliginde, kuma$ üzerine i$lemeler yapmakta, kagIt üretiminde ve özellikle ipekçilikte, çinicilikte Çin sanatçIlarI gerçekten ayrI bir olgunluga ve ileri ustalIk seviyesine ula$mI$lardIr.
100
ÇiN UYGARLIGI
3.3.6. ÇiNiCiLiK VE iPEKÇiLiK
Çinicilik ve ipekçilik Çin'i yeryüzüne tanItan ba$lIca iki uranIdIr (sanayi). BatI, Çin'i ilk kez ipegi ve ipekli kuma$larIyla tanImI$tIr. ilk kez Çin'de üretilen kagIt BatIya Semerkant üzerinden gitmi$tir. Sürekli ileri düzeyde olan çinicilik sanatI özellikle M.S. 15. ve daha sonralarI 17. yüzyIllarda en ileri dönemine ula$mI$tIr. Çinli çini ustalarInIn büyük boyutlardaki görkemli vazolardan küçük fincanlara kadar tüm çini ürünleri yapImInda gösterdikleri üst düzeydeki ustalIgI ve ince sanat anlayI$InI begenmemek olasI degildir.
3.3.7. TARIM
Eski Çin'in en ba$ta gelen varlIk kaynagI tarImdI. KullanIlan araçlarIn ilkelligine ve üretim yöntemlerinin eskiligine kar$In bütün Çin Ulusunu besleyen ve ya$atan tarImdI. Çinli çiftçinin topraga verdigi önem ve ona gösterdigi özen dü$ün de ötesindedir. TopragI önemsemeyen ve tarlasInI bakImsIz bIrakan çiftçilere çok agIr yaptIrImlar uygulanIrdI. Çiftçiligin onurunu ve kutsallIgInI göstermek için hakan her yIl bir köylü gibi giyinerek çift sürer ve kendisinden sonra yönetimin en büyük görevlileri de onun yaptIklarInI yinelerlerdi.
TopragIn sulanmasI için küçük ve büyük su yollarI açIlmasIna en eski dönemlerden beri çok önem verilirdi. Su yollarInIn kenarlarInda bambu kamI$larI yeti$tirilirdi. ÇalI$kan ve kusursuz bir çiftçi olan Çinli tarIm üreticisi meyve ve çiçek harImlarInIn (bahçe) bakImI ve düzenlemesinde de çok ustadIr. TopragIndan en yüksek seviyede yararlanmasInI bilir. Birçok yerde Çin köylüsü pirinç ürününü kaldIrdIktan sonra yeni tarIm dönemine kadar i$siz kalmamak için su yollarInda balIk yeti$tirir.
101
ÇiN
102
3.4. ÇiN'iN YÖNETiM TARiHi
Çin'in ulusal dinlerinden birisi olan Tao dininde ya$atIlmI$ bir dini öyküye göre evrenin babasI Pan Ku veya Hu Tuen ölünce ba$I daga, gözleri güne$e ve aya damarlarI çaylara ve Irmaklara, saçlarI, agaçlara, gövdesinin kIllarI bitkilere dönü$ür. Bunlara Gök (Tien), Yer (Ti) ve insan (Jen) ögeleri de katIlIr. Daha sonra Be$ Hakanlar dönemi ba$lar.
Be$ hakanIn her biri, bir veya birkaç uygarlIk ögesinin yaratIcIsI, tümü birden Çin Ulusal UygarlIgInIn yaratIcIsI ve simgesi olarak sayIlIr. BunlarIn en ba$Inda 1. Hakan Fu Hi ve onun kadar önemli görülen kIz karde$i Niu Hua gelir. Konfüçyüs ve kimi eski Çin tarihçilerinin dü$sel degil gerçek bir hakan gibi gördükleri Fu Hi Çin'de bütün örgütleri ile iyi bir yönetimin ilk kurucusu olarak sayIlIr. M.Ö. 3350 veya 2953 yIllarInda egemen oldugu söylenen Fu Hi ile öteki dört hakanIn ya$amlarI ve varolu$larIyla ilgili bilgiler gerçeklikten daha çok söylencelerle karI$tIrIlmI$tIr. Bu hakanlarIn kimilerini ejderha, kimilerini de öküz ba$lI olarak anlatan söylenceler vardIr.
Hakan Fu Hi'nin Türk soyundan olma olasIlIgI çok yüksektir. En eski yazIlI Çin tarih kaynaklarInIn bildirdigine göre Fu Hi Dogu Türkistan'In dogu bölgesi sayIlabilecek Kansu ilinde dogmu$tur [1]. Türklerin Kansu'ya en geç M.Ö. 4000 - 5000 yIllarInda girdikleri arkeolojik bulgulara dayanarak belirlenmi$tir. Eski bir Çinli ressamIn yaptIgI resminde Hakan Fu Hi'nin yüz çizgilerinin Çinli türüne özgü niteliklerden çok degi$ik olmasI da ilgi çekicidir.
[1] Henri Cordier, Histoire generale de la Chine, 1. cilt, sayfa 57.
ÇiN'iN YÖNETiM TARiHi
3.4.1. ÜÇ HAKANLIK DÖNEMi
Çin'de Be$ Hakanlar döneminden sonra Üç HakanlIk dönemi ba$lamI$tIr. Çin tarih kaynaklarIna göre Hakan Yu Ti Shun {Shuen) M.Ö. 2208 yIlInda ölünce yerine ba$bakanlIk görevini yürüten Yu seçilerek 1. Hiya Hakan Boyunu kurdu. O döneme kadar hakanlarI ulusun büyükleri seçerlerdi. YIt'nun hakan olmasIndan sonra bu gelenek ortadan kaldIrIlarak hakan boylan (hanedanlar) düzeni kurulmu$tur.
Egemenlikleri M.Ö. 22. yüzyIlda ba$layan Üç HakanlIk boylarInIn ku$kusuzca Türk olduklarI dü$ünülebilir. Bu hakanlarIn ve boylarInIn ya$adIklarI yerler Çin'in $ensi, $ansi gibi kuzey illeridir. Joseph De Guignes Türklerin kökeni ve tarihiyle ilgili tanInmI$ çalI$masInda bu konuda a$agIdaki bilgiyi vermektedir.
"$ensi, $ansi ve Peçeli illerinin kuzey bölgelerinde eskiden tanInmI$ bir ulus ya$ardI. SonralarI Hunlar, Türkler, Macarlar, Tatarlar adlarIyla tanInan uluslar Çinlilerin $angyang olarak adlandIrdIklarI bu ulustan ortaya çIkmI$lardIr".
En eski yazIlI Çin tarih kaynaklarI da Hiya, Yin, Çeu ve Tsin hakanlIklarInI kuranlarIn batIdaki Türkistan Bölgesinden geldiklerini belirtmektedir [1]. Çinlilerin kökeni üzerine yaptIgI ara$tIrmalarda Richthofen [2] de aynI sonuca ula$mI$tIr.
[1] Edouard Chavannes, Les Memoires historiques de Se-Ma Ts'ien, 3. cilt, sayfa 26.
[2] Ferdinand von Richthofen, China, 1. cilt, 8. kitapçIk.
103
ÇiN
Çin hakan boylarInIn dogmalarI ve sona ermelerine neden olan tarihi olaylar hep aynI gibidir. ilk kurucu hakanlarIn tümü güçlü, çalI$kan ve kendi dü$üncelerini uygulayabilen kimselerdi. BuyruklarIna bir uçtan öteki uca bütün ülke boyun eger ve uyardI. OnlarIn dönemlerinde ülke sInIrlarI geni$ler veya hiç olmazsa ülkeye yapIlan sürekli akInlarla delinerek a$Ilmaktan kurtulurdu. Yönetim altIna alInmI$ olan yerler hakana kar$I yapmalarI gereken görevlerini ve sorumluluklarInI eksiksiz yerine getirirlerdi. UygarlIk en güzel çiçeklerini açmaya ve yasalar tüm yerlerde egemenligini yürütmeye ba$lardI.
Ancak çogu ulusal kahramanlar arasIna giren hakanlIgIn bu atalarI ölüp gidince, yozla$ma çabucak saray kapIsIndan içeri girer ve sonraki hakanlar eglenceden ba$ka bir $ey dü$ünmezlerdi. HakanlIgIn yönetimi açgözlü ve hIrsIz bakanlarla hadIm agalarIna kalIrdI. ArtIk bundan sonra yönetim görevlisi yasa dI$I gelir elde etmeye ba$lar, sava$çI soygun yapar, vergiler çalInIr, kaynak (hazine) bo$alIrdI. AyrIca genel görevler aksar, su yollarI bakImsIzlIktan bozulur, su ta$kInlarI tarlalarI basar, açlIk, karga$a ve genel kaygI ovalarI ve daglarI kaplardI.
BakImsIz tarlalarda kendiliginden üreyen dikenler gibi bin bir çe$it gizli birlikler ve silahlI ayaklanma düzenleyen örgütlenmeler ortaya çIkardI. Sonunda bu örgütlerin önderlerinden biri veya dI$arIdan gelen akIncIlarIn ba$I, eski hakan boyunu devirir ve bozulan yönetim düzenini yeniden onarmaya çalI$IrdI. Ulus da i$lerin artIk yolunda gidecegi ümidiyle yeni geleni alkI$layarak ba$a geçirirdi. Böylece bir hakanlIk yIkIlIr ve öteki kurulurdu. Dogrusu Çin'in 4 bin yIllIk yönetim tarihi bu olaylarIn dönemsel olarak yeniden ortaya çIkmasIndan olu$maktadIr.
104
ÇiN'iN YÖNETiM TARiHi
3.4.1.1. BiRiNCi HAKANLIK HiYALAR DÖNEMi (M.Ö. 2202-1766)
Hiya (Hia) HakanlIgInI kuran Yu önceki Hakan Shun (Shuen) döneminde 15 yIl ba$bakanlIk yapmI$ degerli bir yöneticiydi. Yu, Türk soyundandI [1] ve ulusu ona Büyük Yu sanInI vermi$ti. Yu döneminde bataklIklar kurutulmu$, IrmaklarIn yataklarI onarIlIp akIntIlarI giderilmi$, büyük ölçüde yönetimin kaynagI kullanIlarak arklar iyile$tirilmi$ ve birçok yeni su yollarI yapIlmI$tI. Bir kaya üzerinde bulunan ve okunan yazIsInda Yu çalI$malarInI a$agIdaki gibi anlatIr.
"Sellerin neden oldugu yIkImlarIn giderilmesi ugruna uzun süredir çolugumu çocugumu iyice unuttum. $imdi Yu Lu DagInIn tepesinde dinleniyorum. Çaba ve önlemle i$leri ba$armadIkça yüregim rahat etmedi. Hiç durmadan çalI$mak benim için dinlenme yerine geçiyordu. i$lerimi bitirince, yaz ortalarInda kurban keserek TanrIya borcumu ödedim. ArtIk doganIn düzensizligi yok oldu. Güneyden gelen büyük su akIntIlarI denize akItIldI. Üzüntüm, acIm durdu."
Önceki hakanlarIn yaptIgI gibi, Yu ölmeden önce bakanlarIndan birini ölümünden sonra yerine geçecek ki$i olarak atadI. Ancak ulusunun büyükleri YIt'nun oglu KVyi hakan olarak seçtiler. Yu yenilikçi ve ilericiydi. Oglu Ki ise sava$çI ve yayIlmacI oldu.
Hiya HakanlIgInIn son hakanI Kie (Kieh, Chieh) atalarInIn yolundan ayrIldI, eglence ve savurganlIga daldI. ileri gelen yöneticiler ve önderler bu yolsuzluklara öfkelendiler. Ülke yönetimi ilk hakan Yu döneminden beri 20 büyük beylige ayrIlmI$tI. Kie açIkça yakInan beylerin tümünü tutukladI. Küçük bir bölgenin beyi
[1] J. De Guignes, Yu'nun Türk oldugunu yazar. Histoire Generale Des Huns, Des Turcs, Des Mogols, 1. cilt, 2. kitapçIk, sayfa 21.
105
ÇiN
olan Tang hapisten çIkInca hIzla Hiya Hakan Boyuna kar$I örgütlendi. Kendisine katIlan öteki beylerin de yardImIyla ba$kente yürüdü ve Kie kaçtI. Tang onun yerine geçerek Yin veya Shang adI verilen yeni bir hakan boyu kurdu.
3.4.1.2. iKiNCi HAKANLIK YiNLBR DÖNEMi (M.Ö. 1766-1122)
"3.4.1. Üç HakanlIk Dönemi" bölümünde Yinlerin de Hiyalar gibi Türk olduklarIna deginildi. Kie'yi yenerek Yin HakanlIgInI kuran Tang yigit, giri$imci, atIlgan bir adamdI. iyi bir konu$macIydI. Ulusu ve orduyu Hiyalara kar$I ayaklandIrmada söylevlerinin büyük etkisi oldu. Bu konu$malarIn birinde ulusuna a$agIdakileri söyledi.
"Hiyalar çok insan öldürdüer. TanrI artIk onlarIn batmasInI istiyor. Hiyalar suçludur. Ben TanrInIn öfkesinden korkarIm, onlara yaptIrIm uygulamazsam TanrI bana yaptIrIm uygular.
Onlara yazgIlarI olan yaptIrImI uygulamak için bana yardImcI olunuz. Bana inançla ve güvenle baglanmaktan korkmayInIz. Sözümden dönmeyecegim, HiyalarI devirecegim. Ancak buyruklarIma uymayacak ve dinlemeyecek olursanIz bütün çocuklarInIzla birlikte hepinizi öldürecegim, benden bagI$lamamI beklemeyiniz [1]."
Son HiyayI dü$ürdükten sonra hakanlIgIn dört kö$esinden toplanmI$ ulusunun sözcülerine kar$I da a$agIdaki sözleri söylemi$ti.
"Ey ulusumun büyükleri, ey ulusum, uyanIk olunuz, sözlerimi iyi dinleyiniz. Hiya oglu olan hakan dogru yoldan çIktI. YaptIgI kötülükler ile bütün beyliklerin toplumlarIna acIlar çektirdi. Ulusumuz bu kadar uzun süren bir sIkIntIya dayanamayarak durumunu tanrIlara bildirdi. TanrInIn sonsuz istenci, erdem yolunda olanlarI mutlu ve ugurlu, kötülük ve
[1] G. Pauthier, P. L. Bazin, L'Univers, Chine moderne, sayfa 63.
106
ÇiN'iN YÖNETiM TARiHi
eglenceye sapanlarI da sürekli mutsuz ve acIklI yapmI$tIr. Bu nedenle, HiyalarIn ba$Ina acI ve kötülük yagdI. AnlayacagInIz gibi ben onlara kar$I çIkmakla ancak TanrInIn bu açIk ve uymayanlar için korkunç olan buyruguna uydum."
"Ulu TanrI ulusu öz sevgi ile sever ve korur. Büyük suçlu Kie'yi kaçmaya ve boyun egmeye yönelten olayIn gerçek nedeni i$te bunda aranmalIdIr."
"Baharda agaçlarIn ve tüm bitkilerin yeniden canlanmasI gibi ulusumuz da $imdi öyle yeniden canlandI, eski gücüne ve yetenegine kavu$tu."
"Bütün beyliklerinizi ve çoluk çocugunuzu korumayI üstlendigim bugünde yeri gögü incitmekten korkuyorum. içimde derin uçurumlara atlamayla kar$I kar$Iya olanlarIn duydugu ilk korku var."
"Beyler ! Her birinizin yönetecegi alanlarI belirledim. Tüzeye uygun olmayan yasalarI ve gelenekleri bIrakInIz. Kendinizi tembellige ve eglenceye dalmaktan koruyunuz."
"Bütün i$lerde en büyük özenle bilincimi dinleyecegim. YanlI$ yapar, suç i$ler ve kötülük ederseniz onlarIn bütün sorumlulugu benim üzerime yüklenecektir. Oysaki benim yanlI$larImdan size dü$ecek hiçbir pay yoktur."
"Sözlerim i$lerin iyi yolda gitmesini özleyen içten dilekle söylenmi$tir. Ba$arIya ula$mayI umalIm." [1]
Çin hakanlarI içinde Tang en çok güven ve saygInlIk kazananlardan biridir. 650 yIla yakIn süren Yinler Dönemi barI$ içinde geçmi$tir. Yin Boyunun son hakanlarI ku$aktan ku$aga artan bir yozla$maya dü$tüler ve eglenceden ba$ka amaç, kötü yönetimden ba$ka araç tanImamaya ba$ladIlar. Son Hakan Shou {Cheou) Sin acI çektirme ve eglencede tümünü geçmi$ ve son Hiya HakanI Kie gibi o da toplumu yönetiminden bIktIrmI$tIr. Sonra beyleriyle de arasI açIlmI$ ve onlarI
[1] G. Pauthier, P. L. Baziti, L'Univers, Chine moderne, sayfa 64-65.
107
ÇiN
tutuklamI$tIr. En sonunda tutukladIgI beylerinden biri onu tahttan indirmi$tir.
BakanlarIndan ve döneminin bilinen bilgelerinden Pi Kan, Hakan Shou Sin'i kötü yoldan çevirmek için uyarmak istemi$ti. Shou Sin ona a$agIdaki kar$IlIgI vermi$ ve dogru özlü bakanInI çabucak öldürtmü$tü.
"Sözlerin gerçekten bir bilgeye yara$acak sözlerdir. KazandIgIn büyük ünle orantIlI degerde gördügüm dü$üncelerini ilgiyle dinledim. Ancak egemenin kalbi yedi deliklidir diye bir atasözü vardIr. Dogru olup olmadIgInI bilmiyorum. $imdi gözümle görüp anlayacagIm."
Çin tarihçileri bu olayI Shou Si'nin acImasIzlIkta ula$tIgI seviyeye bir örnek olarak anlatIrlar.
3.4.1.3. ÜÇÜNCÜ HAKANLIK ÇBULAR DÖNEMi (M.Ö. 1122-256)
Bütün Çin hakan boylarInIn kurucularI gibi Çeu (Chou, Zhou) Boyunun ilk hakanI Ji Fa da degerli bir kimseydi. Birçok Çin tarihçisi ve Konfüçyüs gibi dü$ünürler onu örnek alInmaya deger bir hakan diye nitelendirirler. $ensi ilinde Çeu Bölgesi beyiydi. Hiya ve Yin hakan boylarInIn kurucularI gibi o da Türk'tü [1]. Tarihte ona Cenkçi Hakan anlamIna gelen Wu Wang sanI verilmi$tir. Çin'de ilk yaptIrIm yasasI M.Ö. 10. yüzyIlIn ortalarIna dogru 5. Çeu HakanI Mu (Muh) Wang döneminde düzenlenerek uygulanmI$tIr.
Çeular dönemi özellikle derebeylik düzeninin çok kök salmasIyla göze çarpar. ilk yIllarda sayIlarI 21 olan beylikler 200 yIllIk süre içinde 125'e ve daha sonra
[1] "3.4.1. Üç HakanlIk Dönem? bölümünün ba$Inda belirtilen kaynaklara bakInIz.
108
ÇiN'iN YÖNETiM TARiHi
156'ya çIkmI$tI. Beyliklerin çogaltIlmasInIn nedeni, ayrIca önemli birer güç olu$turabilen büyük beyliklerin yok edilmesi olabilir. Ancak ula$Ilan sonuç, yönetim düzeninin temelden sarsIlmasIydI. Beyler aralarInda üstünlük yarI$ma ba$ladIlar ve bu yarI$ta öne geçenler de ayrI yönetimler kurma çabasIna giri$tiler. HakanlIgIn düzeni bozuldu. Karga$a önlenemez duruma geldi. Genel ya$am dogal yolundan çIktI.
Karga$a M.Ö. 800 - 300 yIllarI arasInda sürüp gitti. Karga$anIn toplum ya$amInIn her alanIna yayIlmasI Çin aydInlarInI ve dü$ünürlerini tasalandIrdI. Toplum için yeni bir düzen kurmak isteyen dü$ünürler çIktI. Dü$ünceleri ve ögretileri Çin'de büyük birer din olan Konfüçyûs ve Lao Tseu bu dü$ünürlerdendir.
ÇeularIn son hakanI Nan Wang 59 yIl egemen olduktan sonra yerine birini bIrakmadan ölünce beyler arasInda hakan olma sorunu ortaya çIktI. BunlarIn içinde Tsin Boyundan Cheng kIsa sürede öteki beylere egemen olarak yeni bir hakan boyu kurdu.
3.4.2. HAKANLIK DÖNEMi TSiN HAKANLIGI (M.Ö. 249-202)
Üç HakanlIk Döneminde Çin bir hakana baglI birçok beyliklerle yönetilirdi. Bu beyliklerin sayIsI hakanlIgIn güçlülügü veya yetersizligine göre artar ya da eksilirdi.
Tsinlerin [1] egemenlik döneminin ilk yIllarInda
[1] Tsin (T'sin), Thsin (Th'sin) olarak yazIlan hakan boyu adInIn Tüzün veya Tosun sözcüklerinden bozulma oldugu Türk dili ve tarihi uzmanlarInca kanItlanmI$tIr. Tosun, genç boga, soylu, köklü anlamIna gelir. Tüzün, düzen anlamIna geldigi gibi Kutadgu Bilig'de ve Müller'in Turfan Uygur yazItlarIyla ilgili çalI$masInda soyluluk anlamInda kullanIlmI$tIr.
109
ÇiN
derebeylik düzenine kar$I ba$lattIklarI sava$ M.Ö. 221 yIlInda kesin bir ba$arIyla sona erdi. Çin, tarihinde ilk kez yönetim birligi olan bir hakanlIk oldu. Tsin boyu binlerce yIldIr Kansu Bölgesindeki beyligi yönetiyordu. Büyük bir olasIlIkla Tsinler, geçmi$ten beri $ensi ve Kansu illerinde ya$ayan Yüeçi Türkleri soyundandIrlar. AyrIca Çinlilerin Hiungnu diye andIklarI Hun Türkleri soyundan olduklarI da söylenir [1].
Tsin Hakan Boyunu kuran hakanIn gerçek adI Chao Cheng'dir. HakanlIgI kurduktan sonra ona Ulu Hakan anlamIna gelen Shih {Shi, Che) Huang Ti sanI verilmi$tir.
Cheng tahta çIktIgI sIrada Çin etleri dökülen çürümü$ bir gövdeye benziyordu ve 28 yIllIk bir sava$tan sonra bu yIkIntIdan saglam bir hakanlIk kurdu. Kuzeyden ve batIdan yüzyIllardan beri süren çe$itli Türk BoylarInIn akInlarInI durdurdu. HakanlIgIn iç ve dI$ güvenligini saglam ögelere dayandIrdI. Daha sonra tüm ülkede yenile$me ve geli$tirme çalI$malarIna ba$ladI.
Cheng'in en belirgin özelligi devrimci olmasIydI. HakanlIk içinde uygulanan bütün yasalarI, kurallarI iyile$tirdi ve birle$tirdi. Zaman ve takvim hesaplarInI kendi dönemine göre yeniledi. Türk takviminin bütün Çin'de kullanIlmasI için buyruk yayInladI. Genel kamuoyu ara$tIrmalarI yaptIrdI. KarmakarI$Ik vergi, tartI ve ölçü düzenlerini bir tek düzende birle$tirdi. Uydurma inançlarla ve bunlarI yayanlarla sava$tI. Cheng'in en büyük ba$arIlarIndan biri yazI ve harf
[1] En tanInmI$ Çin tarihçelerinden Chavannes, Tsinlerin ya$adIklarI yerlerde bulunan toplumlarIn genellikle Türk olduklarInI belirtir. Les Memoires historiques de Se-Ma Ts'ien, 1. cilt, sayfa 197.
110
ÇiN'iN YÖNETiM TARiHi
devrimiydi. Cheng bu yenilikleri yapmak için ugra$tI. Tutucu ve gelenekçi din adamlarI genç devrimcinin kar$IsInda yer aldI. Cheng yenile$me çabalarIna kar$I koyanlara ve onlarIn tüm yakInlarIna ölüm yaptIrImI uygulanacagInI duyurdu.
Ancak tutucu din adamlarI kesimi yenile$meye yine kar$I koymayI sürdürdü. Bu yeniliklerin kutsal kitaplarIn yasalarIna uymadIgI savI her yere yayIldI. Cheng sonunda ulusunun, ülkesinin esenligi ve mutlulugu için yaptIgI her giri$ime kutsal kitaplarIn yasalarInI gerici davranI$larInIn aracI olarak kullanIp kar$I çIkanlara soru$turma yapIlmasI buyrugunu verdi. Yakalananlar suçu birbirlerinin üstüne atmaya çalI$tIlar. Bunlardan 460 ki$iyi ate$e attIrdI. Cheng, yeniliklere kar$I silah ve bayrak gibi kullanIlan bütün kitaplarIn hakanlIgIn her kö$esinde son yapraklarIna kadar toplanarak yakIlmasI buyrugunu verdi. Bu arada, yazIlI tarih kaynaklarInI olu$turan bütün kitaplar da yanmI$tIr.
Gerçekte Cheng Çin $eddini yaptIran ki$idir. Çin'i kuzeyden gelen akInlara kar$I korumak için yapIlmI$, sonraki yüzyIllarda birçok kez bakIm ve ek de yapIlan bu duvarIn uzunlugu 3300 kilometredir. Ba$ka bir deyimle, istanbul-Ankara arasIndaki uzaklIgIn yakla$Ik 7 katIdIr. DuvarlarIn ortalama yüksekligi 8 ve geni$ligi 6 metredir. Bütün Çin $eddi, oylumu yakla$Ik 160 milyon m3 olan bir yapIyI olu$turmaktadIr [1]. Cheng bu duvarlarI yaptIrmak için milyonlarca i$çi kullanmI$tIr.
[1] Çin $eddinin yapImIna Cheng'in babasInIn döneminde ba$lanmI$ ve kimi kom$u beyler kendi sInIrlarI içinde olan bölümleri yaptIrmI$lardIr. Cheng hakan olunca bu dagInIk parçalarI birle$tirerek Çin'in kuzey sInIrlarIna ba$tan sona kadar duvar ördürdü.
111
ÇiN
Cheng'in önemli i$lerinden biri de ba$kentin yerini degi$tirerek hakanlIk için yepyeni bir ba$kent kurmasIdIr. Yeni ba$kentin kurulmasInI çabucak bitirmek için hakanlIgIn bütün illerinin, ilçelerinin varlIklIlarI ve ileri gelenleri arasIndan 120 bin aileye yeni ba$kentte ev yaparak yerle$meleri buyrugunu vermi$ti.
Cheng, ülke yönetiminde tüzeye (yasaya) dayanan sert bir politika izlerdi. "YalnIz iyilik, yumu$aklIk ve sevimlilikle i$ yürümez" derdi. Ülke içindeki birçok direni$i kIrmak gerektiginde genellikle güç kullandIgI için eski Çin tarihçileri kendisini sevgiyle anmazlar. Bu tarihçilerden biri onu a$agIdaki sözlerle anlatmI$tIr.
"Koca burunlu, iri gözlü, gögsü yIrtIcI ku$larIn gögsüne benzer, çakal sesli, iyilik ve yardIm bilmez, kalbi insanlarI parçalamaya hazIr kurtlarIn ya da kaplanlarIn kalbine benzer."
Çin'de büyük ve kurtarIcI devrimler yapan, ülkeye günümüzde de kullanIlan Çin adInI veren ve ülkede o döneme kadar olmayan birligi yalnIzca ki$isel istencinin gücü ve 37 yIllIk aralIksIz çalI$masIyla saglayan hakanI eski Çinli tarihçiler i$te böyle anlatIyorlar.
Cheng M.Ö. 221 yIlInda öldü. Tsin HakanlIgI da birkaç yIl içinde yIkIldI. OgullarInIn çocuk denecek ya$ta olmasI, sarayda hadImagalarInIn ve açgözlü birkaç bakanIn yönetimde etkin olmalarIna neden oldu. Kendilerinin kar$IsInda gördükleri hakanlIgIn en degerli ve emektar yöneticilerini, beylerini öldürerek i$e ba$ladIlar. Genç hakanI sarayda eglence ya$amIna baglayarak ülkeyi diledikleri gibi soymaya koyuldular. Orduda ve ulusta ho$nutsuzluk arttI. Bir yandan Çin'in kuzeyinde bulunan Hun HakanlIgI ordularI Çin $eddini
112
ÇiN'iN YÖNETiM TARiHi
a$arak $ensi ve $ansi illerini M.Ö. 201 - 154 yIllarI arasInda sürekli akInlarIyla sIkI$tIrIrken, öte yandan da M.Ö. 209 yIlInda hakanlIgIn birçok kö$esinde birdenbire güçlü ayaklanmalar ortaya çIktI.
3.4.3. HAN HAKANLIGI DÖNEMi (M.Ö. 202 - M.S. 220)
Cheng'in oglu Erh Shih Huang Ti öldürüldü ve yerine yegeni Tseu (Tsu) Ying hakan oldu. Tseu Ying, Tsin HakanlIgInIn yIkImIna neden olan hadImagasI Chao Kao'yu öldürdü. i$leri düzeltmek için elinden geleni yaptIysa da ba$aramadI. Sonunda ayaklananlara boyun egdi. KarI$IklIk dönemi yeniden ba$lamI$tI ve ayaklanma kIsa sürede bütün Çin'e yayIldI.
Eski derebeylerinin ogullarI ve torunlarI da ayaklandIlar. Cheng'in ölümünden sonra daha 13 yIl geçmi$ken, M.Ö. 208 yIlInda hakanlIk içinde birçok derebeylik yine kurulmu$tu. Ayaklanan derebeylerin içinde en çok ikisi tanIndI. Bunlardan birisi olan Hiang Yu yürekli, kahraman ve katI bir sava$çIydI. Dövü$meyi çok iyi bilir ama yönetimden anlamazdI. Çin tarihçilerine göre 70 kadar sava$ kazandIktan sonra sava$ alanInda öldü.
Öteki tanInmI$ derebeyi Liu Pang (Kao Huang Ti) ise sagduyulu, dü$ünceli ve kararlI oldugu kadar yönetimde de yetenekli bir önderdi. AyrIca örnek olabilecek kadar yigit bir sava$çIydI. Hiang Yiu'nun ölümünden sonra hakan olma sava$Inda yalnIz kalInca, birkaç yIl içinde tüm ayaklanan derebeylerini egemenligi altIna alarak Han HakanlIgInI kurdu. HanlarIn bir Hun boyundan geldikleri söylenir. Liu Pang iyi bir yönetimle birçok güvenilir ve saygIn yardImcI kazandI. DanI$manlarInI
113
ÇiN
ve üst düzeydeki beylerini en degerli ve yetenekli adamlardan seçti. OnlarI yararlI olacaklarI i$lerde kullanmayI bildi. Böylece Cheng'in kurdugu yönetim birligini yeniden olu$turdu.
Bir gün Liu Pang bir $ölende bakanlarIyla yüksek orunlu (rütbeli) beylerine, "Ben nasIl ve nereden güç alarak hakanlIga kadar yükseldim ?" diye sordu. Beyler ve bakanlar sIrayla kendisinin yetkinligini, yigitligini ve ba$ka birçok yeteneklerini dile getirdiler. Liu Pang ise onlara a$agIdaki sözleri söyledi.
"YanIlIyorsunuz. Gerçekte ben ancak güvendigim adamlarIn her birinin egilimini ve yetenegini iyi ölçmeyi, ölçüm sonucuna göre ona i$ vermeyi bildigim için ba$arIlI oldum. Bugün bu seviyede bulunabilmemin gerçek nedeni budur."
Liu Pang en çok sevilen ve sevilerek buyruguna uyulan ba$buglardan biriydi. Öldükten sonra ona Yüce Ata anlamIna gelen Kao Tsu sanI verildi. KarIsI Lu çok küçük olan oglunun yerine uzun yIllar hakanlIgIn i$lerini yürüttü. YazIlI Çin tarih kaynaklarI LIt'yu "Sert ve egilmez, gerektiginde duygusallIga kapIlmadan ve acImadan güç uygular" diye nitelemektedir.
Han Boyu hakanlarI Çin'in geli$mesine büyük katkIlar yapmI$lardIr. HanlarIn döneminde Çin'de karga$a kökünden kesilmi$, yönetimin egemenligi ve gücü artmI$, dini ve toplumsal ya$am yapIlan yeniliklerle geli$mi$, yazIn çok ileri gitmi$tir. HanlarIn 6. hakanI Wu Ti'nin M.Ö. 140 - 87 yIllarI arasInda 53 yIl süren yönetimi sIrasInda Çin'in sInIrlarI bir kat daha geni$lemi$, öteki ülkelerle ve Güney Çin ile ili$kiler arttIrIlmI$tI.
114
ÇiN'iN YÖNETiM TARiHi
Çin yönetimlerinin geçmi$ten beri ba$lIca korkusu, Çin'in kuzeybatIsInda $ensi, $ansi ve Kansu illerinden olu$an bölgede ya$ayan Yüeçi Türklerinin [1] veya Hun HakanlIgInIn egemenligi altIna girmekti. Çin hakanlarI yönetsel yöntemlerle Yüeçüeri anla$mazlIga dü$ürmeyi ve sürekli birbirleriyle çatI$tIrmayI ba$armI$lardI. Yenilen Yüeçilerin büyük bir bölümü yurtlarInI bIrakarak ili IrmagI ovalarIna çekilmi$lerdi. Bunlar, bir süre sonra Hindistan'a dogru inerek Hint tarihinde yer almI$ olan Yüeçi Türkleridir.
Yüeçilerin uzakla$masIndan sonra güçleri artan Hunlar Çin'i daha özgür ve güçlü baskIlarla vurmaya ba$ladIlar. 6. Han HakanI Wu Ti HunlarI saldIrIya kI$kIrtmak için Yüeçilere elçi gönderdi. Chang Chien {Kien) adInda bir subay olan elçi HunlarIn eline geçti. 10 yIl tutsak kaldIktan sonra kaçmaya uygun bir durum buldu ve görevini bitirmek için Çin'e dönmeyerek yolculugunu sürdürdü. Fergana, Toharistan bölgelerine yerle$mi$ ve Hunlarla aralarIndaki anla$mazlIgI unutmu$ olan Yüeçiler Çin HakanInIn elçisine yüz vermeyerek geri çevirdiler. Dönü$ yolunda Chang Chien'i Hunlar yeniden yakalasa da o yine kaçtI ve elçi olarak ayrIldIgI Çin'e ancak 14 yIl sonra dönebildi.
Chang Chien'in gezilerinden yönetim ve orduyla ilgili sonuçlarIn ötesinde tutumsal sonuçlar elde edildi. O döneme kadar Fergana ve daha batIdaki bölgelerle Çin arasInda ürün alIm satImI Hindistan üzerinden yapIlIrdI.
[1] Yüeç, Tûrkçede sava$çI demektir. Yüeçilerin Türklükleri ile ilgili L. V. Poussin'in "L'Inde, aux temps des Mauryas et des Barbares, Grecs, Scythes, Parthes et Yue-tchi" adlI yapItInIn 331. sayfasInda Richthofen ve S. Levi'den alInan yazIlara ve bu iki yazarIn çalI$malarIna bakInIz.
115
ÇiN
Chang Chien'in ilginç elçilik gezilerinden sonra Turfan üzerinden dogru ve kestirme bir yol izlendi. ipek Yolu diye tanInan bu yol M.S. 1. yüzyIlda Roma'ya kadar uzandI. Çin'in güney kIyIsIndaki Tonkin'den ba$layan deniz yolu ve Hindistan yolu tümüyle kullanImdan kalkmadIysa da Turfan ve Ka$gar'dan geçen yeni yol son yüzyIllara kadar ana alIm satIm yolu olarak kullanIldI.
3.4.4. M.S. 300 YILINDAN SONRA ÇiN
M.S. 3. yüzyIlda Hanlar, Çin'in kuzey sInIrlarInI korumalarI için kimi Hun Türk boylarIyla anla$mI$lardI. Hanlar, HunlarIn Çin $eddinin iç yanlarIna ve özellikle $ansi iline yerle$melerini uygun bulmu$lardI. M.S. 304 yIlInda yerle$en Hunlardan Çao (Chao) Boyu Beyi Liu Yuan bagImsIzlIgInI duyurdu. M.S. 311 yIlInda sonraki Çao HakanI Liu Tsung bir baskInla Çin'in ba$kentini hakanla birlikte ele geçirdi. Çin HakanInI bir süre sofrasInda içki dagItan hizmetçi olarak kullandIktan sonra öldürdü. Yeni Çin HakanI Min Ti güvenli bir yerde oturmak için ba$kenti degi$tirdi. Liu Tsung 316 yIlInda yeni ba$kenti de ansIzIn basarak aldI. Yeni Çin HakanI da öncekiyle aynI yazgIyI payla$tI ve Kuzey Çin HunlarIn eline geçti.
Bu sIrada Çin'in dogu sInIrInIn kuzey bölgesinde ve Kingan DaglarI eteklerinde yerle$en Siyenpiler Çeli Bölgesini ele geçirdiler. Böylece durum kötüle$ince, Çin HakanI ba$kenti daha güneyde günümüzde Nankin denilen ile ta$IdI. M.S. 420 yIlIna kadar ancak güney illerinde egemenligini sürdürerek dü$kün ve güçsüz olarak ya$adI.
M.S. 420 yIlInda Çin Ordusu beylerinden Liu (Lieu) Yu adInda üst düzeydeki bir subay Han HakanlIgInI
116
ÇiN'iN YÖNETiM TARiHi
tümüyle ortadan kaldIrdI. Song HakanlIgI adInda yeni bir hakanlIk kurdu. Song HakanlIgI egemenligi de ancak 60 yIl sürdü. Daha sonra aynI yüzyIl içinde iki hakanlIk daha degi$ti.
Güneyde beyler hakanlIklar kurarken, kuzeyde de dalgalarla gelen yeni Türk akInlarI SarI Irmak ovalarInI kaplIyordu. Yeni gelen Türklerin kurduklarI ba$lIca Türk yönetimlerine a$agIda deginilmi$tir.
$ensi ve $ansi illerinde ikisi de Hun olan iki hakan boyunun sIrayla kurduklarI Çao {Kuzey Han) HakanlIgI. ilk hakanlIgI, Çinlilerin Yuan Hai diye andIgI Hakan Liu Yuan kurmu$tur. M.S. 304 - 328 yIllarI arasInda egemen olan 1. Çao HakanlIgInI büyük bir kurultay Çin HakanlIgI olarak duyurmu$ ve HanIna da TanrIkut [1] sanI verilmi$tir. M.S. 320 - 352 yIllarI arasInda egemen olan 2. Çao HakanlIgInI çok tanInmI$ Hun beyi Shih Le kurmu$tur.
Çao HakanlIgInIn dogusunda Siyenpüerin kurdugu Yen HakanlIgI vardI. Çaolar ile Yenler yIllarca çarpI$Ip durdular ve sava$larI da M.S. 352 yIlIna kadar sürdü. Bu tarihte Siyenpiler $ansi ilini ele geçirerek 2. Çao HakanlIgIna son verdiler.
$ensi'de bir Türk Boyunun önderi olan Fu Kien'in (Fu Chien) M.S. 351 yIlInda kurdugu 11. Tsin HakanlIgI.
YukarIdaki yönetimlerden daha önemli olan Topa Türk HakanlIgI, sonunda tümünü egemenligi altIna almI$tIr.
[1] Çinlilerin Tanyu dedikleri, FransIz yazarlarIndan alInarak birtakIm Türkçe kitaplarda Tanju diye yazIlan sözcügün kökeni TanrIkut'tur.
117
ÇiN
3.4.5. TOPA TÜRKLERi VEY HAKANLIGI DÖNEMi
Topa Türklerinin kurdugu yönetime yazIlI Çin tarih kaynaklarInda Vey (Wei) HakanlIgI adI verilmi$tir. Tarihçilerin uzun süredir Tunguzlardan saydIklarI Topalar gerçek yurtlarI Dogu Mogolistan olan bir Türk boyudur. Onlara Hato Türkleri de denir [1]. M.S. 380 yIlInda yönetimleri Çin'in en güçlü hakanlIgI olmu$tu. Siyenpilerden 386 yIlInda $ansi ilini ve Çeli'nin (Pecili) bir kesimini, ayrIca Nankin'e kadar sürülmü$ olan Çin HakanIndan 422 yIlInda Loyang, Honan ve Shantung bölgelerini aldIlar. Topalar 494 yIlInda ba$kentlerini daha güneyde bulunan Loyang iline ta$IdIlar. [2]
Topa Türkleri Çin'de yüksek bir uygarlIk dönemi ba$latmI$lardIr [3]. Topa hakanlarIndan Topa Tao 425 -445 yIllarI arasInda Kuzey Çin'e ek olarak günümüzde Dogu Türkistan denilen Turfan, Kara$ar, Kuça ve Ka$gar bölgeleriyle birlikte bütün Orta Asya'ya egemen oldu. Yönetim ve güç dengesindeki bu geli$menin en önemli sonucu Çin ile BatI arasIndaki ürün alIm satIm
[1] P. Pelliot, Topalann Türk kökenli oldugunu ve Topa sözcügünün eskiden Takbuat diye söylendigini belirtiyor. T'oung Pao, S. 79.
Rene Grousset, Histoire de l'Extreme - Orient, sayfa 250.
Topa (Hato) Türkleriyle ilgili daha çok bilgi için Joseph De Guignes'in çalI$masIna bakInIz.
[2] Son bilgilere göre Topalar 166 yIlInda Dogu Mogolistan'da Tan Shihuai önderliginde bir hakanlIk kurdular. AralIksIz baskIyla Han yönetimini güçsüzle$tirdiler. Tsao Tsao ve oglu Tsao Pi 220 yIlInda Kuzey Çin'i ele geçirerek Loyang'I ba$kent yaptIlar. Bu ilk Kuzey Çin egemenligi 266 yIlInda sona erdi. K. H. Gardiner and R. R. de Crespigny, T'an-Shih-Huai and the Hsien-pi Tribes of tine Second Century A.D., 1977.
[3] Çin tarihinde en önemli heykelleri Topalar yapmI$tIr.
118
ÇiN'iN YÖNETiM TARiHi
yollarInIn yeniden açIlmasIdIr. Ancak M.S. 534 yIlInda Topa HakanlIgInIn ikiye ayrIlmasI sonucu, sInIrlarI Dogu Çin Denizinden Pamir DaglarIna kadar uzanan geni$ ülke Dogu ve BatI Topa hakanlIklarI adlarIyla ikiye bölündü.
M.S. 577 yIlInda Topa hakanlIklarI yeniden birle$tiler. Ancak, utkularIyla ünlü Topa Beyi Yang Kien (Chien) Topa Boyu güçsüzle$tigi için 581 yIlInda hakanlarI tahttan indirdi. Yang Kien, Sui (Suey) adInda yeni bir hakanlIk kurarak Wen Ti sanInI aldI. 589 yIlInda Güney Çin HakanlIgInIn tümünü ele geçirdi. Böylece, kuzeyi ve güneyiyle bütün Çin'i kapsayan büyük bir hakanlIk kurdu. 609 yIlInda sInIrlar yeniden Dogu ve Güney Çin denizlerinden Turfan'a dek uzandI.
Sui HakanI Yang Ti Kore'yi ele geçirmek için giri$tigi sava$larIn üçünde de yenildi. Yenilgiler orduda çok ho$nutsuzluk yarattIgI için beyler kendisini M.S. 618 yIlInda tahttan indirerek öldürdüler. Genel duruma egemen olan en yetenekli Bey Li Yuan öteki kar$ItlarInI yok ederek Tang HakanlIgInI kurdu.
3.4.6. TANGLAR DÖNEMi (M.S. 618 - 907)
Tang HakanlIgInI yönetenler sava$çIlIk yetenekleri, ileri görü$leri ve sagduyularIyla tanInmI$ Topa Türkleri Beyi Li Yuan (Kao Tsu) ile genç bir kahraman olarak herkesçe çok sevilen oglu Li Shihmin'dir (Tai Tsung). HakanlIk dagIldIgI sIrada her yerde ortaya çIkan sorunlar ve karga$alarIn tümü M.S. 622 yIlIna kadar dört yIl içinde yok edildi. Sonra hakanlIk o döneme kadar görülebilmi$ en geni$ sInIrlarI içinde bir kez daha kuruldu. 626 yIlInda ya$lI Bey Li Yuan ülke yönetimini ogluna bIrakarak çekildi. Genç Hakan Li Shihmin
119
ÇiN
yalnIz Tang HakanlIgInIn gerçek kurucusu degil, ayrIca Çin tarihinin en büyük hakanI olarak tanIndI. Dönemin en yüce Türk beyleri, büyük bir Türk birligi kurmak isteyen Li Shihmin'in çevresinde toplanmI$lardI. Gerçekte Li Shihmin yüzyIllardan beri Çin'in verimli ovalarInI i$leterek varsIlla$mI$ ve gev$emi$ olan Topa Türklerinin sava$çIlIgIna pek güvenmezdi. O bu konuda daha çok doganIn sert ve çetin ko$ullarI içinde ya$amanIn kendilerine verdigi yigitlik özelliklerini koruyan, ülkenin kuzeyinde ve batIsInda ya$ayan Türk boylarIna güvenirdi.
Li Shihmin M.S. 649 yIlInda öldü. Oglu sava$ alanlarInda dogup büyümesine kar$In çabuk çözüldü. BabasInIn sevdigi bir kadInI alarak bütün yönetimi ona verdi. Üstünlükleri kadar kusurlarI da büyük olan bu kadIn döneminde ülkede mutsuzluk arttI ve ordunun düzeni bozuldu.
Üstünlüklerini yitiren Tang HakanlIgInIn egemenligi altInda kalmak istemeyen Göktürkler ayaklandIlar. Bütün Ka$gar, Hotan, Yarkent, Kuça çevresi ve ili Türkleri Tang HakanlIgI yönetiminden ayrIlarak Göktürklere katIldIlar. Orhun Türkleri de Kutlu Han yönetiminde 682 yIlInda bagImsIzlIklarInI duyurdular.
Daha sonralarI gelen hakanlarIn yetersizligi bozulmayI körükledi. M.S. 960 yIlIna kadar süren yeni bir karga$a dönemi ba$ladI. Birbiri ardIndan devrilen hakan boylarI ortaya çIktI. Bu dönem Be$ HakanlIk Dönemi diye adlandIrIlIr. Be$ Hakan boylarInIn hiçbirisi ülkenin genel durumuna egemen olamadI. Bu sIrada Oguz Türklerinden Hakan Li Tsun Hsu (Chuang Tsung) M.S. 910 - 960 yIllarI arasInda 50 yIl Kuzey Çin'e egemen olan bir yönetim kurdu. Mançurya Yöresinden
120
ÇiN'iN YÖNETiM TARiHi
gelen Kataylar da günümüzde Pekin denilen Yenting ilçesinde M.S. 907 - 1125 yIllarI arasInda egemen olan bir hakanlIk kurdular. Sonra 1154 yIlIna kadar egemen olan AltIn Hanlar geldi.
3.4.7. CENGiZ HAN DÖNEMi
Cengiz Han dönemini tarih kitaplarI Mogol YayIlmasI diye adlandIrIrlar. Cengiz Han'In sava$çIlarInIn ve büyük beylerinin yakla$Ik yüzde doksanI Türk olduguna göre, bu dönemi Türk-Mogol YayIlmasI diye adlandIrmak ve Cengiz Han HakanlIgInI gerçek bir Türk-Mogol HakanlIgI olarak dü$ünmek dogru olur. "YayIlmanIn ilk gününden sonuna kadar Türk ögesi sürekli Mogol ögesinden üstün olmu$tur" [1]. Cengiz HanIn ba$bakanI Dede Tunga gerçek bir Türk'tür. Çin'deki Cengiz Han ordularInIn da en büyük beyleri ve bilim adamlarI genellikle bütünüyle Türk'tür. Neredeyse bütün Çin topraklarInIn alInmasInI tek ba$Ina gerçekle$tirdigi söylenebilecek degerli ve büyük bir sava$çI olan ordularIn Ba$ Beyi (KomutanI) Bayan Türk'tür.
Yine Kubilay HanIn ordusunda en büyük beylerden Ali Yaya [2] Uygur Türklerindendir. Ordunun köprü kurma, mancInIk yapma gibi tüm uzmanlIk gerektiren i$lerini Uygur mühendisleri yapardI. O dönemlerde Uygur bilim adamlarInIn kitaplarI Çinceye çevrilirdi. En yüksek matematikçiler, cografyacIlar Uygurlardan yeti$iyordu. SarI Irmak kaynaklarInIn ara$tIrIlmasI ve Çin haritalarI çizimi için Çin'e Uygur bilim adamlarI çagrIlIrdI. Bu Uygur bilim adamlarI yalnIz ordu için çalI$makla kalmamI$lardIr. Okul ve kitaplIklar açarak,
[1] Rene Grousset, Histoire de l'Ext.reme - Orient, sayfa 488. [2] Ali Yaya, Müslüman olan Türklerdendir.
121
ÇiN
IrmaklarI gemi ta$ImacIlIgI için düzenleyerek, illeri ve genel yollarI yaparak Çin'de bilimin ve uygarlIgIn geli$mesine de çok büyük katkI yapmI$lardIr.
Cengiz Han, TarIm Bölgesi, Altay ve TanrI daglarI yörelerinde ya$ayan Türklerle birle$tikten sonra Çin'e yürüdü. Önce kuzeyden Pekin'e inerek AltIn Han ordusu ile sava$tI. AltIn Han ordusunun direnci uzun süre kInlamadI. Sava$ uzayInca yönetimi beylerinden birine bIraktI. Cengiz Han yine Dogu Türkistan'a döndü ve batIya yöneldi.
M.S. 1210 - 1234 yIllarI arasInda 24 yIl süren Çin' deki sava$I Cengiz Han ordularI kazandI. Bununla birlikte Çin'de güçsüz bir direnç Cengiz Han'In ölümünden sonraki döneme kadar sürdü. Sonunda oglu Oktay Han ve Çin Sava$InI yöneten torunu Kubilay Han (batI Türk dillerinde Kupla [1]) direni$in yalnIz sava$la sona ermeyecegini görerek yönetsel önlemler aldIlar.
Önce güneyde, Gök IrmagIn ötesinde dayanmaya çabalayan Song HakanlIgIyla anla$arak kuzeydeki AltIn HanlarI ortadan kaldIrdIlar. Son AltIn Han sava$ alanInda kendini öldürdü. Sonra Güney Çin'e yürüyüp kolaylIkla SonglarI yok ettiler. Böylece, bir yandan Hülagü HanIn Bagdat'ta Abbasi yönetimini ortadan kaldIrdIgI sIrada, öte yandan karde$i Kubilay Han da Çin'de uzak ve yakIn geçmi$ten kalan hakanlIk boylarInI ortadan kaldIrarak onlarIn yerine geçti.
Cengiz Han OgullarI HakanlIgInIn Çin'i yönetimi M.S. 1260 yIlInda ba$ladI. Ancak öteki yönetimlerin tümüyle ortadan kaldIrIlmasI M.S. 1279 yIlIna kadar
[1] Hupla ve Kupla, dogu Türk dillerinde ate$ çIkaran araç ve kIsa kIlIç demektir. A. P. de Courteille, Dictionnaire Turk-Oriental.
122
ÇiN'iN YÖNETiM TARiHi
sürdügü için tarihçiler Cengiz Han OgullarI yönetiminin M.S. 1280 yIlInda ba$ladIgInI belirtirler. Kubilay Han 1264 yIlInda yönetimini Changton'a ta$IdI. Burada HanbalIk ilini kurarak ba$kent yaptI. HanbalIk [1] iline günümüzde Pekin adI verilir. Kubilay HanIn kurdugu hakanlIga Çinliler Yuan adInI verdiler.
3.4.7.1. YUAN HAKANLIGI, KUBiLAY DÖNEMi
Yuan Boyunun ilk hakanI Kubilay Han Çin tarihinin en büyük ki$iliklerinden biri oldu. Çevresine aldIgI degerli ve çogunlugu Türk olan çalI$ma arkada$larInIn yardImIyla Çin'i birkaç yüz yIldan beri yoksun kaldIgI dirlige ve güvenlige kavu$turdu. DarmadagInIk olmu$ yönetim düzenini yeniden kurdu. Her alanda büyük ve köklü yenilikler yaptI.
HakanlIgIn bütün yollarInI onararak agaçlandIrdI ve yeniden birçok yol yaptIrdI. Yol boylarInda belli aralIklarla kervansaraylar yaptIrdI. Yönetim ileti$iminin düzenli yapIlabilmesi için 200 bin atla çalI$an bir ileti$im düzeni olu$turdu. HakanlIk Su Yolunu onararak ba$kentin beslenmesi için gereken yiyecegin bu su yolu üzerinden ta$InmasInI sagladI. Çin'de öteden beri ara sIra görülen kItlIga ve genel açlIga kar$I köklü önlemler aldI. Gerektiginde her yerde yönetim adIna tarIm ürünleri satIn alan ve genel üretimi denetleyen bir kurum olu$turdu. Böylece ambarlarda toplanan ekini kItlIkta yoksullara yiyecek ve tohumluk olarak parasIz dagIttIrdI.
Kubilay HanIn Maliye BakanI $emsettin Ömer adInda bir Türk, yeryüzünde ilk kez hakanlIgIn her yerinde aynI
[1] BalIk sözcügü eski Türkçede il anlamInda da kullanIlIrdI. Örnegin HanbalIk, eski deyimle Han BalIk, Han ili demektir.
123
ÇiN
degerde olan kagIt parayI üretti ve kullanIm düzenini olu$turdu. Bu kagIt paralarIn Kanton'dan Trabzon'a, Pekin'den Bagdat'a kadar kullanIldIgI ve altIn para degerinde oldugu söylenir. Kubilay HanIn öteki iki bakanI da Türk'tü. Bunlardan biri SemerkantlI Ahmet, öteki Uygur olan Sanga'dIr. Marko Polo, anIlarInda kagIt paralarla ilgili a$agIdaki bilgiyi verir.
"KagIt paralarI herkes sevinçle alIyor. Çünkü Büyük HanIn ülkesinde her yerde alIcI ve satIcIlar arasInda paralar en katIksIz altIn degerinde alInIp veriliyor..."
Kubilay Han Buda dinine egilim göstermekle birlikte bütün dinleri özgür bIraktI. AlmalIk, Tokmak, Kereyit ve Öngüt Türkleri Hristiyan oldular. Nasturi dinini yayanlar Ka$gar Bölgesi ile Altay NaymanlarI, Gobi UygurlarI, Kansu TangutlarI arasIna yayIldIlar. M.S. 445 yIlInda Kuzey Çin'den çIkarIlan Nasturiler, yönetimin bu yeni ho$görüsü üzerine yine geldiler. Kubilay HanIn koruma birliklerini olu$turan 30 bin HazarlI Alan Türkü de Hristiyan oldu.
Marko Polo. Polo ailesinden Venedikli iki alIcI satIcI uzun süre istanbul'da kaldIktan sonra, iyi bir alIm satIm yapmak amacIyla M.S. 1260 yIlInda Güney Rusya' daki KIpçak (AltInordu) HanlIgIna geldiler. KIpçak HanI Barka'mn idil IrmagI kIyIsIndaki sarayIna konuk oldular. Oradan Buhara'daki Çagatay HanlIgIna geçtiler. Buhara'da üç yIl kaldIktan sonra Hülagü'nün iran'dan Kubilay'a. yolladIgI bir kurula katIlarak Otrar, AlmalIk, Be$balIk yoluyla HanbalIk (Pekin) iline geldiler.
Kubilay Han yönetimi uzak yerlerden gelen bu yabancIlara konuk severlik gösterdi ve onlara kar$I iyi davrandI. Onlara, BatI ülkelerindeki alsatçIlarIn Uzak Dogu ülkeleriyle hiç ku$ku duymadan ürün alIm satImI yapabileceklerini bildirdi. M.S. 1266 yIlInda Nikolove
124
ÇiN'iN YÖNETiM TARiHi
Mafeo karde$ler Çin'den ayrIldIlar. 1269 yIlInIn Nisan ayInda ancak Suriye kIyIsIndaki Afca'ya gelebildiler.
1271 yIlInda Polo karde$ler yine Çin'in yolunu tuttular. Bu kez yanlarInda Nikolo'nun oglu Marko da vardI. M.S. 13. yüzyIlda Dogu ve Uzak Dogunun olaylarInI, yönetsel ve toplumsal ya$amInI anlatan en önemli çalI$ma olarak bilinen anIlarIn yazarI, bu genç Marfco'dur. Kilikya'daki [1] Ayas kentinden küçük Asya'ya çIkan gezginler Buhara Bölgesindeki sava$lar nedeniyle Mardin, Musul, Bagdat, Basra, Horasan, Ni$apur, Belh yoluyla Pamir DaglarI eteklerinden geçerek Ka$gar, Yarkent, Hotan, Kansu yönünden M.S. 1275 yIlInda Kubilay HanIn HanbalIk kentindeki yazlIk sarayIna vardIlar. Kubilay Han alsatçI gezginleri çok iyi kar$IladI. Genç Marfco'yu HanbalIk ilindeki sarayInda konuk etti. Marko Polo Çin SarayInda 17 yIl kaldI.
3.4.7.2. KUBiLAY'IN AVRUPA
YÖNETiMLERiYLE iLi$KiLERi
Kubilay Han Çin'in dI$ alIm satImInIn geli$mesi için BatI ülkeleri ile ili$kiye çok önem veriyordu. Çin'e Bey olarak ilk geldigi ve daha hakanlIk kurmadan önceki dönemden beri Avrupa ile ili$kiye ba$lamI$tI. Fransa KiralI 9. Lui M.S. 1253 yIlInda Guillanme de Rubruques adInda bir elçi göndermi$ti. 1287 yIlInda Kubilay Han da Raban Sau adlI bir Uygur kökenli elçisini Fransa KiralI Güzel Philippe, ingiltere KiralI 1. Edward ve Roma'da Papa ile görü$meye gönderdi. Çin limanlarIna genellikle gösteri$li ipek kuma$lar, i$lenmemi$ ipek, misk kokusu ve ravent bitkisi almaya gelen Venedikli alsatçIlarIn sayIsI çogaldI.
[1] Çukurova Bölgesine BatIlI tarihçiler Kilikya adInI verirler.
125
ÇiN
3.4.7.3. KUBiLAY DÖNEMiNDE ÇiN UYGARLIGI
Kubilay Han tüm dü$ünce akImlarInI korudu. Onun döneminde resim ve yazIn geli$ti. Özellikle ordu, sava$, avcIlIk ya$amlarInI anlatan resim sanatI ve dram yazInI en yüksek seviyeye ula$tI. Chao Mong FIt'nun resimleri Kubilay Han dönemindeki birçok ki$iyi, çe$itli boylardan insan görünümlerini ve önemli tarihi olaylarI anlattIklarI için çok degerlidir.
Çin'de binlerce yIldan beri gelip geçmi$ neredeyse tüm hakan boylarInda oldugu gibi Cengiz Han OgullarI Boyu da Kubilay HanIn ölümünden sonra yozla$makta gecikmedi. Kubilay HanIn yerine geçen torunu Timur Olcay tu [1] döneminden sonra bu boydan artIk degerli ve yetenekli hakan yeti$medi. M.S. 1333 - 1368 yIllarI arasInda hakan olan Dogan Demir (Togan Timur) döneminde Güney Çin'de GökIrmak boylarInda yava$ça ayaklanmalar ba$ladI.
1351 yIlInda görülen ilk ayaklanma dokuz yIlda bütün Güney Çin'e yayIldI. Gök IrmagIn ötesindeki bölge, kuzeyle baglarInI keserek bagImsIzlIgInI duyurdu. AyaklanmayI yönetenlerin çogu bilgisiz, soyguncu çete önderleriydi. Bir süre sonra bunlarIn içinden Chu Yuan Chang adInda bir Çinli üstünlük sagladI. Bu adam yoksul bir çiftçinin ogluydu. Öteki çete ba$larInIn ulusu bagImsIzlIk ülküsünden sogutan, kaba güçle baskI ve kIyIm yapan yagma ve talan düzenleri yerine insanlIk ve türe yolundan giderek kendini ulusa sevdirmi$ti. KIsa sürede ötekileri yok ederek genel ayaklanmayI denetimi altIna aldI. Güneydeki ayaklanmanIn önemini
[1] Olcaytu, dogu Türk dilinde mutlu ve kutlu demektir. Dictionnaire Turk - Oriental, A. P. de Courteille, sayfa 77.
126
ÇiN'iN YÖNETiM TARiHi
ve büyüklügünü göremeyerek önceden önlem almayan Kubilay HanIn oglu Dogan Timur, bir gün güneylilerin çabukça Gök IrmagI geçip Pekin kapIlarIna geldiklerini gördü. Türk Beyi Timur Boga ile arkada$larI hakanIn dizlerine kapanarak kaçmamasI için yalvardIlar. Dü$man üzerine yürümeye ve bu ugurda ölmeye hazIr olduklarI güvencesini verdiler. Dogan Timur yardImsever, bilime ve türeye dost, iyi yürekli bir hakandI. Ancak, yigitlikten ve dirençlilikten yoksun oldugu için beylere kulak vermeyerek Karakurum'a çekildi. Böylece Cengiz Han OgullarI HakanlIgInIn 108 yIl süren Çin egemenligi sona erdi.
3.4.8. MiNGLER DÖNEMi (M.S. 1368 - 1644)
AyaklanmanIn önderi Chu Yuan Chang (Tai Tsu) kurdugu hakanlIga Ming adInI verdi. Onun döneminde Çinlilerin Mogolistan'a yaptIklarI akInlarIn çogunda agIr bozgunlara ugrayarak geri çekilmeleri gerekti. Ara sIra da Karakurum'a kadar ilerlediler. Chang'm ölümünden sonra çabucak egemenlik kavgasI ba$ladI. Chang kendinden sonra yerine torunu Kien Wan'In geçmesini istemi$ti. Ancak oglu Yung Lo bu adaylIgI yersiz bularak küçük torunun üstüne yürüdü ve yerine geçti.
Ülkenin birçok yerinde ayaklanmalar, bagImsIzlIk akImlarI ve hakanlIgI tanImama egilimleri ba$ladI. Yung Lo karga$ayI yatI$tIrmak için bir süre dI$arIya sonuçsuz sava$lara çIktI. Yung Lo'dan sonra, yönetimde ve sava$çIlIkta yeterli yetenekleri olmayan hakanlar geldi. Çin saraylarInda geçmi$te de görülen hadImagalarI etkisi yeniden ortaya çIktI. HakanlIgIn ordularI, yüksek yargIsI ve il yönetimleri bunlarIn eline geçti. Çin $eddi büyük oranda onarIlmasIna kar$In kuzeyden ve batIdan gelen Türk akInlarI Çin'e yeniden yayIlmaya ba$ladI.
127
ÇiN
128
3.4.9. MANÇU HAKANLIGI DÖNEMi (M.S. 1644 - 1912)
Ming HakanlIgInIn tümüyle yok olmasIna yol açan MançularIn sava$I M.S. 1621 yIlInda ba$ladI. Çin'in kuzeydogusunda Sungarya bölgesinde oturan Mançular, TunguzlarIn soyundandI ve Ölçenlere de yakIndIlar. Mançülafm önderi Nurhaci tüm Mançu boylarInI bir hanlIk altInda toplayarak Minglerle sava$a girdi. ilk saldIrIda Mukden'i alarak ba$kent yaptI.
Bir iki yIl sonra Nurhaci öldü. Yerine geçen oglu Abakay, Çeli iline yaptIgI birçok akInlarIn birinde Pekin kapIlarIna kadar dayandI. Çin HakanI bütün ordularInI toplayarak Mançulara gönderdi. Ancak bu sIrada iç illerde ayaklanan kimi eleba$Ilar bo$ bulduklarI alanI ele geçirerek bagImsIzlIklarInI duyurmaya giri$tiler. Bunlardan biri, bir aralIk hiçbir dirençle kar$Ila$madan 1644 yIlInda gelip Pekin'i aldI. OrdularIyla birlikte gitmeyerek sarayda kalan hakan ele geçmemek için kendisini astI. Çin Beyi (KomutanI) ordularInIn öcünü almak için Mançular ile anla$Ip sava$a ara verdi. Mançular, Pekin'i kurtarma ve öç almada tüm güçleriyle kendisine yardIma hazIr olduklarInI bildirdiler. Çin Beyi bu öneriyi benimsedi. Ancak Mançular bir kez Pekin'den içeri girince Çin Beyine;
"Yollarda çok yorgun dü$tük, Pekin dinlenmek için iyi bir yer, burada kalacagIz"
dediler ve hakanlIk tahtIna oturdular. 1912 yIlInda cumhuriyetin kurulmasIyla Çin'den atIlIncaya kadar 268 yIl Mançular bu taht üstünde dinlendiler.
HiNDiSTAN
TOPRAKLARI TARiHi UYGARLIGI
129
130
4. HiNDiSTAN
4.1. HiNDiSTAN TOPRAKLARI
Hindistan, Asya Ana KarasIndan Hint Okyanusuna dogru uzanan üç büyük yarImadadan biridir. Dogudaki Hindicin ile batIdaki Arap yarImadalarI arasIndadIr. Hindistan, büyüklügü ve konumu nedeniyle Asya'nIn öteki bölgelerinden ayrI bir ana kara gibidir. Güneydeki ucu e$lek çizgisine (ekvatora) yakIndIr. Hindistan'In bir uzantIsI olan Seylan AdasI, e$lek çizgisinden kuzeye dogru 6. enlem üzerindedir. Kuzey sInIrlarI da Pamir ve Karakurum daglarI yörelerinde 37 derece kuzeye kadar uzanIr. Böylece Hindistan'In kuzey ve güney dogrultudaki uzunlugu 3 bin kilometreye yakla$Ir. indüs (Sint) [1] ve Brahmaputra IrmaklarI arasIndaki boylam açIsI, 67 derece batIdan 98 derece doguya dek 31 derecedir. Yüzölçümü 3,2876 milyon km2 olan Hindistan Türkiye'nin yakla$Ik 4 katI büyüklügündedir.
Hindistan sözcügü, belirli bir soyun veya soylarIn ana yurdunu degil, ancak konumsal kavram anlatan bir deyimdir. Doga bu kara parçasInI çok açIk çizgilerle ayIrmI$tIr. Kuzeyde, kuzeybatIdan güneydoguya uzanan yüksek Himalaya DaglarI Hindistan'I Tibet'in çöl olarak nitelendirilebilecek yaylalarIndan ayIrIr. Hindistan'In güneyi Hint Okyanusu kIyIlarIdIr. Doguda, Ganj ve Brahmaputra IrmaklarI hiç geçit vermeyecek ölçüde dik daglarI çevrelerler. Bu iki Irmak bir üçgen ova içinde birle$erek Hint Okyanusuna dökülür.
[1] Pamir DaglarI Tacikistan sInIrlarI içindedir. Karakurum DaglarI ve indüs Bölgesinin büyük bir bölümü de 1947 yIlInda bagImsIz olan Pakistan sInIrlarI içindedir.
131
HiNDiSTAN
Bu geni$ ülke birbirine kar$It özellikleri olan iki bölgeden olu$ur. Birisi, kuzeyde Ganj ve Pencap (Be$ Irmak) düzlüklerinin olu$turdugu ovalIk bölgedir. Ganj ve indüs IrmaklarInIn çIktIklarI kaynaklara yakIn olan yerler Hindistan'da kurulan uygarlIklarIn dogup geli$tikleri bölgelerdir. Hindistan tarihinin önemli olaylarI da bu bölgelerin çevresinde geçmi$tir. Dicle, FIrat ve Nil IrmaklarInIn bulunduklarI bölgelerin tarihindeki i$levleriyle Ganj ve indüs IrmaklarInIn Hindistan tarihindeki i$levleri aynIdIr. Milattan önce ve sonra Hindistan'I ele geçiren uluslar sürekli kuzeyden veya batIdan gelerek indüs IrmagInIn çIktIgI yörelerden Pencap'a girmi$lerdir. Hint YarImadasInI gerçekte indüs IrmagInIn güneyinde bulunan kayalIk Dekkan YaylasI olu$turur. YaylanIn batI kIyIlarI çok dik ve yüksektir, dogu yönünde gittikçe alçalIr. Godavari, Kitsna ve Kavei adlarInda üç büyük Irmak batIdan doguya dogru yaylayI geçerek Hint Okyanusuna dökülürler.
Kuzey ve güneydeki bu kar$It bölgeler arasInda da dogudan batIya Vindiya, Satpura sIradaglarI ve Narmada, Rapti IrmaklarI uzanIr. SIradaglar arasInda kalan bölge Narmada Deresidir.
Hindistan'In tarihi yazgIsI, yeryüzündeki konumu, toprak ve iklimsel niteliklerinden okunabilir. Ülkenin kenarlarI açIkça tekdüze biçimde görünürken iç bölgeleri oldukça karI$Ik ve iç içedir. iklimi, sIcak olan Yengeç Dönencesi iklimidir. Bu iklim, muson iklimi olarak da adlandIrIlIr. Yaz dönemleri IlIk ve yagI$lI, kI$lar kuru ve soguk geçer. Yaz dönemleri özellikle Ganj OvasInda çok sIcaktIr. KI$ dönemleri kuzeyde ve tepelerde serindir. Ülkenin ya$amI, yIlIn altI$ar aylIk dönemlerinde kar$It yönlerden esen yellerin etkisi altIndadIr. KasIm ayIndan ba$layarak kuzeydogudan esen yel Haziran ayIna dogru kar$It yönden eser. Hint
132
HiNDiSTAN TOPRAKLARI
Okyanusundan su buharlarInI ta$Iyarak tüm Hindistan üzerine sel gibi bo$alan yagmurlarI olu$turur. Yagan bu yogun yagmurlar, yer altIndaki su kaynaklarInI besler, IrmaklarI suyla ve kazIlmI$ olan çukurlarI da toprakla doldurur. Himalaya tepelerindeki buzullarI besler ve mevsimler doga üzerinde etkisini gösterinceye kadar her $eyin ya$amasInI saglar. Güne$in ve suyun etkisiyle yerden ya$am fI$kIrIr. SIk ormanlarda otlarIn ve sarma$IklarIn arasInda kaplan, yIlan, fil, ayI, gergedan, yIrtIcI hayvanlar, ku$lar, böcekler ve beyaz karInca gibi korkunç hayvanlar dola$Ir.
Yeller ve yagmurlar yegin gök gürültüleriyle, yIldIrImlarla ba$layarak öylece biter. iklimin sIcaklIgI insanlarI gev$etir. Yegin yagmurlar, $im$ekler ve gök gürültüleri de insanIn tinselligini etkiler. Hintlilerin gev$ek, uyu$uk, gizemli olmalarInda iklim ve doga ko$ullarInIn etkisi çoktur.
Hint ulusu, yeryüzünün öteki yerlerinden daha çok karI$Ik bir toplumdur. Kuzeydeki Ke$mir, Pencap ve Raçput bölgelerinde beyaz soyun tüm özelliklerini ta$Iyan insanlar ya$ar. Dekkan YaylasI ormanlarInda, güneyde Nilgiri ormanlarInda koyu ve açIk kara tenli insanlar ya$ar. Bununla birlikte Afrika yerlilerinde oldugu gibi dudaklarI kalIn ve saçlarI kIvIrcIk degildir. Himalaya'nIn yüksek yaylalarInda ve Birman Bölgesinde ise çIkIk elmacIk kemikli ve çekik gözlü sarI insan türü ya$ar. Bu kadar çe$itli soylar binlerce yIl sürede birbirleriyle karI$mI$tIr. Bu nedenle Hindistan'da her renkten ve her türden insan görülür. Ancak bu kadar çe$itlilik arasInda saçlarIn ve gözlerin tümüyle kara olmasI ilgi çekicidir.
133
HiNDiSTAN
4.2. HiNDiSTAN TARiHi 4.2.1. TARiHTEN ÖNCEKi DÖNEMLER
Hint UygarlIgInIn geçmi$i konusunda bütün bilim çevreleri aynI dü$üncede degildir. Son dönemlerde bulunan resim yazIlarI (piktogram) dI$Indaki yazIlI anItlar iskender'den sonraki dönemlerde yapIlmI$tIr. Hindistan yazIlI tarihi olmayan bir ülkedir. islam Dönemi tarihini Müslüman tarihçiler yazmI$lardIr. islam'dan önceki dönemlerin tarihini de batIlI bilim adamlarI belirlemeye çalI$maktadIrlar. Bu bilim adamlarI yazIlI Grek, Latin, iran, Çin, Türk ve Arap tarih belgelerinin ve son dönemlerde arkeoloji biliminin yardImlarIyla islam döneminden önceki Hint tarihini belirlemeye ugra$Iyorlar. Bu nedenle, Hint UygarlIgI ve tarihindeki olaylarIn kesin olu$ zamanlarI (süredizini), özellikle tarihten önceki dönemler için daha öngörüden öteye geçememi$tir.
Hint toplumunu iyi bilmeyenler, Hintlilerin kutsal kitabI olan VedialarIn hiçbir dönem ve tarih yazmadIgInI, Buda'nIn ya$adIgI dönemi en az 200 yIllIk ve HristiyanlIgIn ilk dönemlerinde egemen olan en tanInmI$ bir Hint HakanInIn egemenlik dönemini de 200 - 300 yIllIk bir yanIlgIyla belirleyebildigini ögrenince ku$kusuz $a$IrIrlar. Hindistan'In yazIlI ve ortak bir tarihi yoktur. Çünkü bu ülkenin ne bir konumsal veya geleneksel olarak olu$mu$ bir ba$kenti, ne onu belirli anIlarla yakIndan ilgilendiren inançlarI ve ne de ortak bir gelecek umudu vardIr. Hindistan'da hiçbir dönem gerçek bir birlik olmamI$tIr. Ancak Hint toplumunu yabancIlara kapatan toplumsal ve dini bir düzen, yapmacIk bir birlik görülmü$tür. Hindistan toplumu kendi içinde bile birle$memi$ ve birbirinden ayrI ya$ayan kesimler olarak kalmI$tIr. Hindistan'da tarihten
134
HiNDiSTAN TARiHi
önceki dönemler daha tümüyle bilinmemektedir. Çünkü yazI kullanIlmadan önceki dönemlerden kalan yerli belgeler günümüze dek konuyu aydInlatacak ölçüde ara$tIrIlmamI$ ve incelenmemi$tir.
Günümüzde ormanlIk bölgelere yerle$mi$ kara tenli insanlarIn eskiden bütün ülkeye yayIldIklarI sanIlmaktadIr. Kara tenliler, kendilerinden daha çok geli$mi$ toplumlarca günümüzde ya$adIklarI bölgelere sürülmü$lerdir. Dil bilimcilerin savIna göre bunlarIn kökeni Hindicin, Malezya adalarInda ya$ayan ve dilleri Malayo-Polinez dil kümesini olu$turan uluslardan olan MundalardIr. Ülkeye tren, telefon ve elektrik gibi çagda$ uygarlIk ögelerinin gelmesine kar$In eski insanlarIn en ilkel özelliklerini koruyan MundalarIn Hindistan' daki güncel sayIsInIn on milyon oldugu sanIlmaktadIr.
Hindistan'a ve yerli toplumuna ilk egemen olanlar Altaylardan gelen Dravitlerdir. Dravitlerin Hindistan'I ne zaman ele geçirdikleri daha kesin olarak belirlenebilmi$ degildir [1]. Dravitlerin kara tenli olduklarI dü$üncesi yanlI$tIr. Onlar kara tenli degil, Türk soyunun bütün özelliklerini ta$Iyan bir ulustur. Günümüzde Pakistan sInIrlarI içinde bulunan Belucistan'da ve en çok da Güney Hindistan'da ya$ayan Dravitler eski dönemlerde bütün Hindistan'a egemen olmu$lardIr.
[1] Hindistan'da ve Pakistan'da günümüze kadar yapIlan ara$tIrmalar sonucu bulunan en eski yerle$im yeri, M.Ö. 7 bin yIlInda kurulan Mehrgarh adlI Ta$ Dönemi yerle$im yeridir. FransIz arkeolog J. F. Jarrige eski indüs UygarlIgInIn bu ilk yerle$im yerini Pakistan'In Belücistan Bölgesinde Mehrgarh diye anIlan yörede ortaya çIkarmI$tIr. Böylece, eski Türk boylarInIn Hindistan'a ilk olarak M.Ö. 7 bin yIllarInda geldikleri dü$ünülebilir.
Jean-François Jarrige, Nouvelles recherches archeologiques au Baluchistan. Les fouüles de Mehrgarh.
135
HiNDiSTAN
Dravitler Hindistan'da geli$mi$ bir uygarlIk kurdular. Ara$tIrmalar, sonraki akInlardan önce Hindistan'In bir uygarlIgI ya$adIgInI göstermektedir. Bu uygarlIk BakIr ÇagInda ortaya çIkmI$tIr. Hindistan Arkeoloji Kurumu müdürü John Marshall Sint Bölgesindeki eski Mohenjo Daro ve Pencap Bölgesindeki eski Harappa kentlerinde M.Ö. 3000 yIlI ba$Inda var olan bir uygarlIgIn izlerini ortaya çIkarmI$tIr. Bu ulusun düzenli bir kent ya$amI kurdugu, pamuklu kuma$lar dokudugu, yüzeyi kara boyalI kIrmIzI çömlekler yaptIgI ve hayvan besledigi anla$IlmI$tIr. AyrIca bu ulus, çakmak ta$Indan silahlarI, bakIr araç ve kaplarI, altIn ve gümü$ süs ürünlerini, Ege vazolarI niteliginde mavi ve beyaz çinili vazolarI da yapabiliyordu. KazIlarda bulunan ta$, fildi$i veya çini mühürler önemlidir. Bu mühürlerin üstünde yazI yerine kullanIlmI$ resimler vardIr. YazI, çivi yazIsIndan ayrIdIr. Mühürler üzerindeki hayvan resimleri Kis'de bulunan resimlere çok benzemektedir. Mohenjo Daro'da bulunan alçIdan küçük bir heykel Sümerli insana benzemektedir.
Bu Hint heykeli sakallI ve brakisefal bir insanI gösterir. Hindistan'da ara$tIrmalar yapan Sir John Marshall a$agIdaki bilgiyi iletir.
"Hindistan'daki eski uygarlIk yalnIz Mezopotamya ile ili$ki kurmakla kalmaz. Bu uygarlIk ayrIca eski iran, Ön Asya'nIn büyük bir bölümü ve daha batIda Dogu Akdeniz Bölgesini kaplayan çok büyük ekin bölgesinin bir parçasIdIr."
Öte yandan, Sümer ve eski Hint dilleri arasInda birtakIm yakInlIklar da göze çarpmaktadIr. Bütün bu ortak noktalar Sümerlerin ve Dravitlerin Mezopotamya ve Hindistan'a gelmeden önce uzun süre bir arada ya$adIklarInI gösteren kanItlardIr. Yakla$Ik M.Ö. 1000 yIlI ba$larInda Türkistan'dan gelen yeni bir akIn Dravitlerin bir bölümünü güneydeki Dekkan Bölgesine
136
HiNDiSTAN TARiHi
sürdü. Bir bölümü de kendilerine yabancI olmayan yeni gelenlerle karI$tIlar. Günümüzde sayIsI yakla$Ik 150 milyon olan Dravitler yogunlukla Hindistan'In güneyinde ve dogu kIyIlarInda ya$amaktadIrlar. Mundalar ise Dogu ve Orta Hindistan'daki birtakIm dar bölgelerde varlIklarInI sürdürmektedirler.
Kendilerine özgü bir uygarlIk yaratmI$ olan Dravitler bu uygarlIgI sonradan gelen yayIlmacIlara kar$I da korumu$lardIr. Milattan sonraki ilk yIllarda Güney Hindistan'da Dravit UygarlIgInIn çok ileri oldugunu Grek ve Latin tarih kitaplarI yazmaktadIr. Dekkan YaylasInIn kuzeybatIsInda ya$ayan Maratlann da dillerini yitirmi$ Dravitler olduklarI sanIlmaktadIr. Ancak güneydeki Dravit boylarIndan Tulugular, Kanareler ve Tamiller çogunlukla sonradan gelen yayIlmacIlarIn dinlerini ve yönetimleri altIna girmeyi benimsedikten sonra da kendi uygarlIklarInI korudular. Bunun ötesinde dillerini Dekkan YaylasInda ya$ayan Gondalar adlI iki milyon ilkel yerliye de ögretmi$lerdir (GondalarIn günümüzdeki sayIsI bilinmemektedir). Hindistan'a sonradan gelenler üzerinde Dravitlerin etkisi olmu$tur. Bu etki dinde ve dilde de görülmektedir. Bu kar$IlIklI etkile$imlerin ayrIca daha gerçekçi olarak ara$tIrIlmasI gerekir. Ancak Hint anlayI$Ina son bilgeligini kazandIranlar Hindistan'a sonradan gelenlerdir.
4.2.2. TARiHi DÖNEMLER
4.2.2.1. M.Ö. 1000 YILINDAN SONRA
M.Ö. 1000 yIllarInda indüs IrmagInIn kuzey bölgesi üzerinden Hindistan'a yeni bir yayIlma akInI yapIldIgI kesindir. Bu akIndan sonra Hindistan'da ayrIcalIklarI yukarIdan a$agIya dogru kesin ölçülerle sInIrlanmI$
137
HiNDiSTAN
olan toplumsal kesimlerin olu$turdugu Kast düzeni ortaya çIkmI$tIr. Bu durum, yeni gelenlerin Hindistan ikliminde ya$amI$ toplumla karI$maktan çekinmeleriyle açIklanabilir. Ancak Kast düzeni yeni gelenler arasInda da derin uçurumlar yarattI ve Brahman denilen din adamlarI, sava$çIlar, çiftçiler olmak üzere toplumu üç kesime ayIrdI.
Brahmanlar, kendilerine kutsal bir tinsel üstünlük saglamak için bu kesimleri kapalI topluluklar biçiminde düzenlediler. Bu kesimleri olu$turan Kast düzeni ve özlerin bir gövdeden ba$ka bir gövdeye geçmesi inancI, Hindistan'daki ko$ullarIn sonucudur. Brahmanlar bu inancI topluma yayarak kendi çIkarlarInI koruyan bir çe$it dini yönetim düzeni kurmu$lardIr.
Hindistan tarihiyle ilgili ilk yazIlI belgeler Vedalar adIndaki kutsal kitaplardIr. Vedalar ku$aktan ku$aga sözle iletilmi$ ve ancak M.Ö. 6. yüzyIldan çok sonralarI yazIlabilmi$tir. VedalarIn verdigi anla$Ilmaz bilgilere göre Dravitlerden sonra gelenler önceleri yerel ve daha sonralarI da genel yönetimleri kurdular. Bu nedenle Hindistan tarihinin M.Ö. 6. yüzyIldan önceki dönemleri ile ilgili belirsizlikler vardIr. M.Ö. 6. yüzyIldan sonraki dönemlerse Budizm ve Jainizm (Jain Dharma) dinlerinin ortaya çIkmasIyla bir ölçüye kadar bilinmektedir. Bu dinler M.Ö. 6. yüzyIlIn ilk yarIsInda dogmu$tur.
Buda, bir Saka Boyu Beyinin ogluydu. Himalaya DaglarI etegindeki Kapilavastu (Kabila Vastu) ilinde dogdu. Jainizm dinini kuran Rishabha {Adinatha) ise Ganj OvasInda bir ürün alIm satIm yeri olan Ayodhya ilinde dogdu. Bu sIralarda Kuzey Hindistan'da Ganj IrmagInIn kuzeyinde ara sIra birle$en bagImsIz boylar, güneyindeyse ba$kenti Rajagriha olan Magada HakanlIgI vardI. Magada HakanlIgI bir süre sonra geçmi$ bir
138
HiNDiSTAN TARiHi
dönemde Hindistan'In ba$kenti olan Ganj IrmagI kIyIsIndaki Pataliputra ilinde ilin adIyla anIlan kaleyi yaptIrdI. AyrIca Ganj Bölgesinde ba$kenti Sravasti (Savatthi) olan Kosala, ba$kenti Kosambi olan Vatsa ve Ganj IrmagI ile Gücerat arasInda Malva hakanlIklarI vardI. Budizmin kutsal kitabI indüs IrmagInIn batIsInda Gandara (Kandahar) iliyle Hindiku$ DaglarI arasInda M.Ö. 6. yüzyIldan sonra 16 büyük yönetim oldugunu yazar. Bu belge o dönemde Hindistan'In indüs IrmagInIn batIsIyla da ilgilendigini gösterir.
Vedalar ile iskender dönemlerini ayIran M.Ö. 800 -326 yIllarI arasIndaki sürede de birtakIm Türk boylarI kuzeybatIdan Hindistan'a gelmi$lerdir. Bunlar Hint Çitleri, Toharlar veya Pahlikalar denilen ve Baktriyan' dan gelen Çit {Saka) Türkleridir.
4.2.2.2. PERS VE iSKENDER DÖNEMLERi
AkamanI$ (Pers) HakanI 1. Dara (1. Darius), M.Ö. 517 - 509 yIllarI arasInda Hindiku$ DaglarInI geçerek indüs Bölgesini ele geçirdi. Bu olay sIradan bir sInIr olayIndan daha önemlidir. 1. Dara, Kandahar, Kabil ve indüs bölgelerini ele geçirerek üç ayrI il ve il yönetimi olu$turdu.
Bu dönemden sonra ara$tIrmalar için Hindistan'a yapIlan geziler ba$lar. M.Ö. 400 yIllarIna dogru iran'a yaptIgI gezi sIrasInda Herodot Hindistan ile ilgili de bilgi topladI. Daha sonra bir Grek doktoru Hindistan üzerine bir kitap yazdI. Hindistan'In batI sInIrlarI üzerine güçlü AkamanI$ HakanlIgInIn yerle$mesi Hindistan'In içinde de bir örnek oldu. Ganj OvasIndaki küçük beyliklerin en güçlüsü olan Mayada Beyligi sIrayla bütün küçük beylikleri ele geçirerek büyük bir hakanlIk kurdu ve yönetimin ba$Ina da Nanda Hakan Boyu geçti.
139
HiNDiSTAN
AkamanI$ HakanlIgIna konan Büyük iskender M.Ö. 326 yIlInda Hindistan'daki AkamanI$ illerini de almak istedi. iskender, indüs IrmagInI geçerek Pencap'In dogusuna dek ilerledi. Yorulan sava$çIlarI ayaklanInca Ganj Bölgesine kadar gidemedi. Bilindigi gibi iskender indüs IrmagI boyunca Hint Okyanusu kIyIsIna kadar indikten sonra batIya yönelmi$ti.
4.2.2.3. MORYA HAKANLIGI, ASOKA
iskender'in yayIlma akInInIn somut sonuçlarIndan biri Hint HakanlIgInIn kurulmasI olmu$tur. Sava$In Hindistan'da yarattIgI tepki Hint Morya HakanlIgInI dogurmu$tur. Pataliputra ili Kandragupta'nm kurdugu yeni hakanlIgIn ba$kenti oldu. Kandragupta M.Ö. 273 -232 yIllarI arasInda Kuzey Nanda Hakan Boyunu yok ederek Magada yönetimini ele geçirdi ve Morya Hakan Boyunu kurdu. 3. Morya HakanI Asoka egemenligini güneyde Misor ili ve Seylan AdasIna dek geni$leterek yeryüzü tarihinde ün kazandI.
Asoka, Kalinga Bölgesine açtIgI kanlI sava$ta büyük bir özsel bunalIm geçirdi. Kaba güç kullanmaktan korktu ve Budizmi benimseyerek Budist din adamlarI kuruluna girdi. Tutkulu bir Budist olan Asoka, bu dini yaymak için Akdeniz Bölgesine dek Budist din adamlarI gönderdi. Hindistan'In her yerine agaçlar diktirdi, yollar boyunca kuyular kazdIrdI, hastaneler yaptIrdI, tIpta kullanIlan bitkilerin yeti$tirilmesi için genelge yayInladI. Ancak Hint HakanlIgI bu özsel giri$imlere dayanamadI. 3. Hakan Asoka'dan sonra gelen güçsüz hakanlarIn dönemlerinde yönetim dagIldI. Morya Hakan Boyu yerine geçen Sunga Hakan Boyu ancak Ganj Bölgesini yönetimi altInda tutabildi. Kalinga Bölgesi bagImsIz oldu. Dekkan YaylasInIn güneyine de M.Ö. 221 - M.S. 203 yIllarI arasInda Satakarni (Salivahana) HakanlIgI egemen oldu.
140
HiNDiSTAN TARiHi
4.2.2.4. GREK EGEMENLiGi GREK DÖNEMi
M.Ö. 2. yüzyIl ba$Inda batIdan gelen Grek baskIsI iskender dönemindeki baskIdan daha çok etkili oldu. M.Ö. 250 yIlIna dogru Seleucid KiralI 2. Antiochus'un Baktriyan Beyi Diodot güç kullanarak kIrallIk tacIna el koydu. BatIda Seleucid ve sonra Part yönetimlerini kuran Arsacid HanedanI, kuzeyde gittikçe artan Çit akInlarI arasInda sIkI$Ip kalan ve aralarInda yönetim için kavga eden amaçsIz Grekler güçsüzle$mi$ olan Hindistan'da utku aradIlar. Bu olmayacak dü$leri kovalayanlar Kabil'i M.Ö. 205 ve Pencap'I M.Ö. 185 yIllarInda ele geçirdiler. Ganj OvasIna dek ilerlediler ve kutsal Udh kentini ku$attIlar. Ancak bu kez Hintliler Grekleri yendiler.
4.2.2.5. SAKALARIN EGEMENLiGi, ÇiT (SiT) DÖNEMi
Altaylarda ortaya çIkan bir olaya gösterilen tepki Orta Asya'yI ve Hindistan'In kuzeyini etkiledi. Hunlar ya da Hyungnular Altaylarda büyük ve güçlü bir hakanlIk kurmu$lardI. Yüeçüer [1] Çin'in Kansu iline ve Gobi'de Tuen Huang bölgesine yerle$mi$lerdi. Grekler Yüeçüere Toharlar veya Hint Çitleri derlerdi. HunlarIn yakInInda bulunan ve Çinlilerin Ayaile diye de andIklarI Yüeçüer Hunlara kar$I koymaktan çekinmediler. Ancak, M.Ö. 170 yIlIna dogru Yüeçüer büyük bir yenilgiye ugradIlar. 100 bin ki$iden çok oldugu sanIlan Yüeçi Boyu batIya dogru göç etti. Önce Balka$ Gölüne dökülen ili IrmagI bölgesine yerle$tiler, ancak Hunlar onlarI bu bölgeden
[1] Yüeç, Çagatay Tûrkçesinde sava$çI demektir.
Abel Pavet de Courteille, Dictionnaire Turk - Oriental.
141
HiNDiSTAN
de sürdüler. En sonunda Fergana ve Öküz IrmagI (Oksus, Amuderya, Ceyhun) bölgesine geldiler.
iran imparatorlugunun kuzeydogusunda bulunan Baktriyan ülkesinde Sakalar ya$Iyordu. Türkistan'In dogusundan gelip buraya yerle$en Sakalar Yüeçilerin baskIsI sonucu biraz daha güneye göç ettiler.
Yüeçiler ele geçirdikleri Baktriyan'da kaldIlar ve sonralarI burasI Toharistan diye anIldI. Yüeçilerin baskIsIyla güneye göç eden Sakalar önce Kandahar Bölgesine yerle$tiler. Kandahar artIk Sakastan veya Seistan diye anIldI. Sakalar buradan Pencap'taki Grek prensliklerine akIn ederek doguda Matara ve güneyde Gücerafa kadar olan bölgeyi ele geçirdiler. Sakalar Seistan'daki ve daha batIdaki Partlar (Pehleviler) ile birle$tiler. Bir süre sonra Sakalar Pencap'I Yüeçilerin baskIsIyla onlara bIraktIlar. Ancak M.S. 5. yüzyIla dek Sint Bölgesinde ve Sakastan adInI alan Kandahar'da egemenliklerini sürdürdüler.
4.2.2.6. YÜEÇiLERiN AKINI KU$HAN HAKANLIGI
ilerlemeyerek Hindiku$ DaglarI yöresinde kalan Yüeçiler (Toharlar) Baktriyan'I M.Ö. 125 yIlInda ele geçirmi$lerdi. Yüeçilerin ba$Ina geçen çok güçlü Ku$han Hakan Boyu bütün Yüeçi boylarInI birle$tirdi.
Yüeçilerle Toharlar aynI ulus mudur ? Ünlü bilim adamlarI C. hassen, F. Richthofen, S. Levi, L. V. Poussin, Ku$han Hakan Boyunun yönettigi Yüeçilerin Toharlar oldugunda birle$mektedirler. L. V. Poussin, bu konuda a$agIdaki bilgileri vermektedir.
142
HiNDiSTAN TARiHi
"Daha sonralarI Turu$ka olan Tohar sözcügünün yanInda Türk (Çince Tukyu) adI vardIr. Kani$ka sözcügü Grek dilinde Kanerki olmu$tur. Bunun gibi Turu$ka sözcügü de Turkuva, Tourkoi olmu$tur. Ke$mir tarihinde Kani$ka bir Turu$ka'dIr. Kandahar'In Türk hakanlarI Kani$ka'ya baglI olduklarInI söylerlerdi ve Sanakrit dilinde yazIlmI$ kaynaklarda da Turu$ka adIyla bilinirler."
Richthofen ve S. Levi, ToharlarIn ilk önce Hotan'da yerle$en Yüeçüer oldugunu belirtmektedirler.
Bu açIklamalara göre, Tohar da denilen Yüeçilerin ve ba$larIndaki Ku$han Hakan Boyunun Türk olduguna kesinlikle ku$ku yoktur. Bu boyun 1. hakanInIn Kozula veya Kuyula Kara adInda bir kimse oldugu son bulgular ile anla$IlmI$tIr. Bilim adamlarI Eugen Hultzsch ve Sten Konow, Kozula (Kozola) ve Kuyula (Kuzüla) adlarInIn Türkçe oldugunu onaylIyorlar. Bu hakan, M.S. 1. yüzyIlIn ilk yarIsInda Kandahar ve Pencap'I Sakalardan alan 1. Kadfises'tir. M.S. 1. yüzyIlIn sonunda Ku$han HakanlIgInIn 3. hakanI Kani$ka döneminde ba$arIlI sava$larla Ayodya, Benares ve Pataliputra'ya kadar ilerleyerek bütün Ganj Bölgesini ele geçirdiler.
Hindistan'a egemen olmalarI ve Türklük özelliklerini korumalarIyla birlikte Grek ve iran dini törenlerinin yapIlmasInI özgür bIraktIlar.
Yüeçilerin hakanlarI kendilerini "HakanlarIn hakanI" ve Çin gelenegindeki gibi "Gökyüzünün oglu Devaputra" diye nitelendirirlerdi. Orta Asya'da Ka$gar ve Yarkent'e, iran'In bir bölümüne ve Hindistan'a bir süre egemen oldular. Ku$han HakanlIgI batIda Roma imparatorlugu ve uzak doguda Çin HakanlIgI ile aynI seviyedeydi.
143
HiNDiSTAN
Budizm Asoka döneminden sonra biraz gerilemi$ti. Ancak Kani$ka'mn Budizmi korumasI kar$ItlarI BrahmanlarI ve Jainizmi geriletti. Kani$ka'mn bu destegine kar$IlIk olarak Buda TapInagI da hakanIn adInI ölümsüzle$tirdi. Budizmi yayan din adamlarI M.S. 75 yIllarInda Pamir YaylasInI geçerek Dogu Türkistan'a ve Çin'e girdiler. Bundan sonra bütün olaylara kar$In Hindistan ve Çin Budizmin gölgesi altInda ili$kilerini bin yIl boyunca aralIksIz sürdürdüler. Birçok dü$ünce ve din çalI$malarI Sanskritçeden Çinceye çevrildi.
Kani$ka dönemi, insanlIk tarihinin en önemli dönemlerlerinden biridir. Bu hakanIn yönetim dönemi kesin olarak bilinmemekle birlikte, M.Ö. 57 ile M.S. 200 yIllarI arasInda oldugu sanIlIyor. Hanlar yönetimindeki Çin ile Ku$hanlar yönetimindeki Hindistan arasInda Pamir DaglarI ve Türkistan'dan geçen düzenli ürün alIm satIm yollarI açIlmI$tI.
Ku$hanlar, Hakan Vasudeva'dan sonra Hint ve iran yönetimlerini yitirdiler. Ancak Kabil ile birlikte Pencap'In bir kesiminde, Kandahar'da ve Baktriyan' da egemenliklerini korudular. M.S. 425 yIlInda Hun Türklerinin akInlarI sonucu Baktriyan'dan ayrIlan Ku$han HakanI Kitara Kandahar'a çekildi. Hun Türkleri Kandahar'I da ele geçirince, Ku$hanlar Çitral ve Gilgit ovalarIna çekildiler. HunlarIn M.S. 6. yüzyIl ortalarInda yenilmesinden sora Ku$hanlar yine ortaya çIkarak M.S. 9. yüzyIla kadar Kandahar'In bir bölümüne egemen oldular.
Milattan sonraki ilk yüzyIllarda deniz ula$ImInda Hindistan yararIna büyük ilerlemeler oldu. Eskiden Fenikeli alsatçIlarIn ve Hakan Süleyman'In gemileri Hindistan kIyIlarIna geldiler. Hindistan ile Mezopotamya arasInda deniz yoluyla kurulan ili$kiyi Vedalar anlatIr.
144
HiNDiSTAN TARiHi
iskender döneminde onun Donanma Beyi Neark, indüs IrmagInIn Hint Okyanusuna döküldügü yerden Dicle Bölgesindeki yönetim üssüne bir donanma götürmü$tü.
MIsIr, KIral Ptoleme döneminde KIzIldeniz limanlarI ile Hindistan arasInda ili$ki kurmu$tu. Ancak M.S. 50 yIlIna dogru Hint Okyanusunda sürekli esen yellerin yönleri artIk bilindigi için deniz ta$ImacIlIgI daha kolayla$tI. Gemiler Hindistan'a giderken sürekli olarak esen güneybatI ve dönerken de kuzeydogu yellerinden yararlanIrlardI. Böylece deniz yoluyla ürün alIm satImI Bengal Körfezi'ne, Ganj IrmagInIn Hint Okyanusuna döküldügü yere ve daha doguya, Malaka YarImadasIna, Sumatra, Java, Borneo ve Hindiçin'e kadar uzandI. Deniz yoluyla kurulan bu ili$kiler Hint UygarlIgInI ve SanatInI Annam, Java ve öteki adalara yaydI.
Bu tutumsal degi$iklikler, yönetimin de geli$mesine neden oldu. O döneme kadar Kuzey Hindistan'In bir uzantIsI gibi kalmI$ olan Güney Hindistan büyük bir önem kazandI. Deniz üzerinden yapIlan alIm satImla varsIlla$an kIyI hakanlIklarI, ülkenin iç bölgelerini gölgede bIraktIlar. Ganj OvasI her yere ya$am dagItan ana damar olma i$levini yitirdi. Çit soyundan olan Saka Boyunun yönettigi Gücerat Bölgesi Sanskrit ekininin ve ba$kentleri Ujjaini de Brahma dininin be$ikleri oldular.
Dekkan YaylasInda ya$ayan kom$ularI Satakarnüer Çitlerden (Sakalardan) kIyI illerini almaya ugra$tIlar. Hindistan'In en güneyindeki bölgede ya$ayan eski Pandiya Hakan Boyu baharat alIm satImIndan çok yararlanIyordu. Burada Roma imparatoru Agustus'un da bir heykeli yapIlmI$tI. Pandiya HakanlIgI M.Ö. 20 yIlInda Roma imparatoru Agustus'a. elçiler göndermi$ti. Roma imparatorlugu döneminde Hindistan BatIya çok büyük ölçülerde dI$satImI yapIyordu.
145
HiNDiSTAN
4.2.2.7. SURA$TRA VE MALVA SAKA, ANDRA HAKANLIKLARI
Sakalar Miladi süreç ba$ladIgI sIralarda Sura$tra' ya (Gücerat) yerle$mi$ler ve Malva'ya yayIlmI$lardI. Gücerat ve Malva tiginleri, daha güneyde Mahara$tra Bölgesine yerle$en K$aharata (Kshaharata) Hakan Boyu Saka Türkleri soyundan olup Kani$ka'ya baglIydIlar.
Daha güneyde, Dekkan YaylasInda Andra HakanlIgI vardI. Bu yönetim önceleri Morya HakanlIgIna baglIydI. Morya HakanlIgI M.Ö. 220 yIlInda yIkIlmadan önce Andra yönetimi bagImsIzlIgInI elde etti. Andra hakanlarI Hintliydi ve Satakarni sanIyla anIlIrdI. Sura$tra, Malva ve Konkan bölgelerini yöneten K$atrapa (Kshatrapa) HakanlIgInI M.Ö. 401 - 388 yIllarI arasInda Guptalar, Andra HakanlIgInI da M.Ö. 225 yIlInda Pallavalar yIktI. K$atrapa ve Andra yönetimleri Roma imparatorlugu ile ürün alIm satIm ili$kileri kurmu$lardI.
4.2.2.8. GUPTA HAKANLIGI
Magada ülkesinde ulusal Gupta Hakan Boyunun M.S. 318 - 535 yIllarI arasInda yönettigi Gupta HakanlIgI kuruldu. Gupta HakanlIgInIn ilk büyük hakanI M.S. 320 yIlInda tahta çIkan Kandragupta (Chandragupta) idi ve ba$kenti Pataliputra iliydi. Egemenlikleri bütün Ganj Bölgesini kaplamI$tI. Kandragupta'nm M.S. 330 -380 yIllarI arasInda hakan olan oglu Samudragupta, yarImadanIn güneyindeki Dekkan YaylasIna sava$ açtI ve bu bölgeyi yönetimi altIna aldI. Samudragupta kuzeyde Nepal'I de ele geçirdi, ancak batIda Sint Bölgesine dek ilerleyemedi. Samudragupta'dan sonra gelen ve M.S. 380 - 415 yIllarI arasInda hakan olan 2. Kandragupta Malva'yI, Gücerat'I ve Sura$tra Saka HakanlIgInI ele geçirdi. Kumaragupta'nm hakan oldugu
146
HiNDiSTAN TARiHi
M. S. 415 - 455 yIllarI arasInda Gupta HakanlIgI en parlak dönemine ula$tI. Skandagupta'nm hakan oldugu M.S. 455 - 467 yIllarI arasIndaki dönem sonunda Hun Türklerinin akInlarI kar$IsInda Gupta HakanlIgI gerilemeye ba$ladI. Gupta Dönemi, Hindistan tarihinin önemli dönemlerinden biridir.
4.2.2.9. AKHUNLAR
Gupta HakanlIgI döneminde Akhunlar Hindistan'a büyük akInlar yaptIlar. AkhunlarI Araplar, Heyatile ve Grekler de Eftalit HunlarI diye anarlardI. Akhunlar, Cücenlerin baskIsIyla Orta Asya'dan ayrIlan eski Hun Birliginin bir koludur. M.S. 385 - 420 yIllarI arasInda Öküz IrmagInIn dogusundaki Çay ArdI'nI, M.S. 425 yIlIna dogru Baktriyan'I ele geçirdiler ve Sasanilerin yönetimindeki iran'a akIn yaptIlar. $ah Behramgûr ile yaptIklarI sonuçsuz sava$tan sonra M.S. 428 yIlInda Hindistan'a girdiler. Önce Gupta HakanI Skandagupta' nIn sert direni$iyle kar$Ila$tIlar. iran $ahI Firuz da saldIrIya geçtigi için Akhunlar iran'a geri gittiler. Sava$ta $ah Firuz yenildi ve öldürüldü. iran'I denetim atIna alan Akhunlar, M.S. 502 yIlInda yönetime gelen Hakan Toraman yönetiminde Hindistan'a döndüler.
Akhunlar, M.S. 502 - 542 yIllarI arasIndaki Hakan Toraman ve oglu Mihirakula dönemlerinde bütün indüs Bölgesini ele geçirdiler. Ba$kentleri Pencap'ta bulunan Saka kenti Sakala'ydI. Malva'ya dek ilerledilerse de AkhunlarI Multan'da Ujjayini KiralI Yasodharman yendi. Bu yenilgiden sonra Hindistan'daki Akhun egemenligi Ke$mir Bölgesiyle sInIrlI kaldI. Ke$mir'e M.S. 565 yIlIna kadar egemen oldular ve daha sonra bir bölümü Hindistan'In kuzeybatIsInda ya$ayan Sakalarla karI$tI. Sogdiyan ve Baktriyan'a çekilen önemli bir bölümü de
147
HiNDiSTAN
M. S. 566 yIlInda Göktürklere (Tukyular) yenildiler. Bu tarihten sonra bu Akhunlar da Göktürklerle karI$tIlar. Akhun akInlarIyla Gupta HakanlIgInIn yIkIlmasI ve Akhun egemenliginin de sona ermesiyle Hindistan'da bir takIm küçük yerli beylikler ortaya çIktI.
4.2.2.10. HARSA VE PALALAR
Genel parçalanma sIrasInda Doab Bölgesini Hunlara kar$I savunan Tanesvar Beyligi ün kazanmI$tI. Bu boydan Malva HakanInI yenen Harsa (Harsa), M.S. 606 yIlInda Kanoj'u ele geçirdi ve ba$kenti yaptI. Kuzey Hindistan'In tüm yönetimleri, Magada, Kamarupa, Valaphi, Orta Bengal ve Malva beylikleri isteyerek veya güçle baskI sonucu Har$a'nm egemenligine girdiler. Harsa güneydeki Dekkan Bölgesine de uzanmak istedi, ancak ba$aramadI.
Harsa, Hint yazInInIn koruyucusu olarak tanInmI$tIr. Kendisinin de birçok yazIn yapItlarI vardIr. Dindar olan Harsa tutucu bir Budistti. Onun döneminde Hindistan ile Çin yönetimleri arasIndaki ili$kiler çok iyiydi.
Ancak, Çin ile yapIlan bir sava$ta Hintliler yenildiler ve M.S. 648 yIlInda Har$a'dan sonraki hakanlarI tutsak dü$tü. Bu sava$ sonucunda Kanoj KIrallIgI ikincil duruma geriledi. Bu durumdan yararlanmak isteyen Ke$mir KiralI, M.S. 740 yIlInda Kanoj KiralInI yenilgiye ugrattI ve ba$kenti yagmaladI.
Bir süre sonra Ganj Bölgesinin egemenligi M.S. 7201060 yIllarI arasInda Bengal'in Pala Boyuna, 1060-1202 yIllarI arasInda da Brahman olan Sena Boyuna geçti. SenalarIn egemenligi 1202 yIlInda ülke Müslüman Türklerin eline geçene kadar sürdü.
148
HiNDiSTAN TARiHi
4.2.2.11. RAJPUT HAKANLIGI
Rajputlar da Brahman dinini benimseyen Çitlerdir (Sakalar). Çitlerin ya$adIklarI bölge Rajputana diye anIlIr. M.S. 5. yüzyIlda Hindistan'a yapIlan Hun akInlarIna katIlan HunlarIn Gujara kolu ayrIlIga dü$erek Gücerat Bölgesine yerle$ti. GujaralarIn Parihara veya Partihara Boyu Kanoj'u ele geçirerek M.S. 816 -1080 yIllarI arasInda egemen oldu. Tomaralar, Kokanlar, Paramalar ve Kalukyalar da Çit soyundandIr. M.S. 9. yüzyIlda Tomaralar Delhi'ye yerle$tiler. Kokanlar da Ajmir'e yerle$tikten sonra Delhi'yi de alarak güçlü Ajmir-Delhi (Rajput) HakanlIgInI kurdular.
4.2.2.12. MÜSLÜMAN TÜRKLER VE
BABÜR HAKANLIGI
Hindistan'In kuzeyinde derebeyler birbiriyle kavga ederken batI ufuklarInda beliren Müslüman Türkler ülkenin ya$amInI çok önemli ölçüde etkilediler. islam dini M.S. 712 yIlIndan beri Sint Bölgesine yayIlmaya ba$ladI. M.S. 988 yIlInda tüm Kabil Bölgesi Müslüman olmu$tu. Gazneli Mahmut yönetiminde Gazne Türkleri M.S. 1001 yIlInda Hindistan'a akInlara ba$ladIlar. Gazne Türkleri 18 yIlda Hindistan'In ortalarIna kadar ilerlediler.
Önceleri Afganistan'da Herat ile Gazne arasInda Gaznelilerin egemenligi altInda ya$ayan Gorlülar [1], Afganistan'da güçsüzle$en Gazneliler yönetimini M.S. 1148 yIlInda yIktIlar. Gorlülar Hindistan'a da girerek Gaznelilerin egemen olduklarI bütün topraklarI aldIlar.
[1] Gorlülar, Kara HItay Türkleridir. Gor veya Gur adI Kara HItay hakanlarIna verilen Gürhan sanIndan türemi$ olmalIdIr.
149
HiNDiSTAN
M.S. 1200 yIlInda bütün Kuzey ve Orta Hindistan büyük Gor Türk HakanlIgInIn ülkesi oldu. iç sava$lar nedeniyle Gor Türk yönetimi güçsüzle$ip parçalanInca, geçmi$te bir süre çalI$mI$ beylerden Aybey adInda bir Türk Kölemeni Hindistan'daki Gor ülkesini ele geçirerek M.S. 1210 yIlInda Hint HakanI oldu.
Aybey'in kurdugu Hint Türk Kölemenler yönetimi M.S. 1290 yIlIna kadar sürdü. Kölemenleri Afgan Türklerinden KIlciler izledi. KIlciler, M.S. 1320 yIlIna kadar Delhi'ye egemen oldular. M.S. 1321 yIlInda Tugluk Türk Boyu KIlcilerin yerine geçti. TugluklarI AvrupalIlar yanlI$lIkla Taglak diye adlandIrIrlar.
M.S. 14. yüzyIlIn ba$larInda Delhi Türk hakanlarI Dekkan, Misor ve Karnat bölgelerini de aldIlar. Ancak, 14. yüzyIlIn sonunda Bengal, Uttar Prade$ ve Dekkan bölgelerindeki Türk beyleri hakanlIk güçsüzle$ince önce özerk daha sonra bagImsIz oldular. Böylece, Türk birliginin yönetimindeki Hindistan 12 tane bölgesel beylige ayrIldI.
Hindistan'da Tugluklar yönetimindeki büyük Türk HakanlIgI parçalandIgI sIrada Timur Han Hindistan'a girdi ve M.S. 1388 yIlInda Delhi'yi ele geçirdi. Timur bütün Hindistan'I alabilirdi. Ancak buraya yerle$ince, daha önce gelip kalan Türkler gibi soyun degi$ecegini, dogacak çocuklarIn yerli toplum gibi gev$ek olacagInI, bir iki ku$ak sonra gücün ve sava$çIlIgIn azalacagInI anlayarak 5 ay 17 gün kaldIktan sonra çIkIp gitti. Timur'un Hindistan'dan çIkmasInI gerektiren ba$ka nedenler de vardI.
Tugluklardan sonra Delhi'de önce Seyitler ve sonra Lodiler egemen oldular. M.S. 1527 yIlInda Lodilerden
150
HiNDiSTAN TARiHi
ibrahim döneminde Timur HanIn torunu Babür Han Delhi Türk Beyligini aldI. Babür HanIn Hindistan'da kurdugu hakanlIgIn Mugal veya Mogul HakanlIgI olarak adlandIrIlmasI yanlI$tIr.
Babür Han yalnIz Pencap, Doab ve Uttar Prade$'e egemen olmu$tu. Babür Handan sonra gelen hakanlar Hümayun, Ekber, Cihangir, $ahI Cihan ve Evrengizip, Babür HanIn ba$lattIgI ülke topraklarInI geni$letmeyi sürdürerek tüm Hindistan'I ele geçirdiler. HakanlIgIn kurucusu Babür Han Türk anlayI$InIn görkemli simgelerinden ve yenilgi bilmeyen bir kahraman olan Timur Hana yara$Ir bir Türk sava$çIsIydI. M.S. 1659 -1707 yIllarI arasInda Evrengizip'in döneminde hakanlIk yozla$tI ve gerileme ba$ladI. Bu gerileme, iran $ahI Nadir'in Hindistan'a sava$ açmasIna, ingiliz ve FransIzlarIn da Hindistan'a yerle$mesine neden oldu. Bir ürün alIm satIm kurulu$u olarak Hindistan'a gelen ingilizler gittikçe güçlendiler. Babür HakanlIgInIn en son hakanI 2. BahadIr $ahI M.S. 1858 yIlI Ekim ayInda yakInlarIyla birlikte ingilizler yakalayarak Hindiçin'deki Yangon (Rangoon) iline sürdüler.
"4.2. Hindistan Tarihi" bölümünde anlatIlanlardan ortaya çIkan sonuç, M.S. 1858 yIlInda ingilizler alana kadar Hindistan'In Türk UygarlIgI ve egemenligi altInda bir ülke olmasIdIr.
151
HiNDiSTAN
4.3. HiNT UYGARLIGI
4.3.1. DiNLER 4.3.1.1. VEDiZM VE BRAHMANiZM
Hindistan çe$itli dinlerin ya$amasIna uygun bir ülkedir. Bu ülkede gökyüzü aylarca açIktIr ancak, çabucak kara bulutlarla kaplanarak $im$ekler ve gök gürültüleriyle yogun yagmurlarIn yagmasI da seyrek degildir. SIcaklIk insan gövdesinde uyu$ukluk yaratacak kadar yüksektir. Yoksullugun yanI sIra, sIcak iklim ko$ullarI da çok yiyecek yedirmez. Bütün bu nedenler Hintlilerde gizemli $eylere inanmaya uygun bir özsel durum yaratmI$tIr.
Hindistan'In en eski yazIlI dini belgeleri VedialardIr. Genellikle uygun olarak görülen kurama göre Vedalar, Zerdü$t'ün AvestasIna yakIn bir dille M.Ö. 7. yüzyIlda yazIlmI$tIr. Brahman denilen din adamlarI kesiminin önem kazanmasInIn nedeni, gerçekte Hint dininin dI$ görünü$e ve törene dayalI olmasIdIr. Vedalar, kurban törenlerine özgü kutsal yakarI$larIn yazIlI oldugu dergi ve kitapçIklardIr. BunlarIn en eskisi kurban törenleri sIrasInda okunan kutsal yakarI$larI içeren Rigveda (Rig Veda) dergisidir. Samaveda [Sama Veda), Rigveda' daki yakarI$larIn özetlerini içeren kitapçIktIr. Yajurveda ko$uk biçiminde düz yazIlmI$ kurban yakarI$larIdIr. VedalarIn dördüncüsü Atharvaveda (Atharva Veda) ise büyücülük yakarI$larInI içeren kitapçIklardIr.
VedalarIn yazIldIgI dile Veda Sanskritçesi denir. Bu dil Zentçe ile birlikte Hint - iran dillerinin en eski örnegidir. VedalarIn gerçekte kutsal yakarI$lar kitabI olmasI Hint dini dü$üncesinin sonraki geli$imi için
152
HiNT UYGARLIGI
önemli olmu$tur. Vedalar, gerçekte bir takIm dini inancI anlatmaktan daha çok, dini törenler ve kutsal yakarI$lar kitabIdIr. Bu durum, Hint dini dü$üncesinin VedalarIn harflerine ba$langIçtan beri baglI kalmasIyla birlikte özgürce dü$ünmesi için de uygun bir ortam saglamI$tIr. VedalarIn tanrIsI Deva'dIr. Deva, Gök veya I$Ik anlamIna gelir. Deva adInIn belirttigi gibi tanrIlarIn çogu kutsal Gök ile ilgiliydi.
Öteki tanrIlar, yIldIzlI Gök tanrIsI Varuna, Gögün yIldIrImla belirtilen gücü îndra ve çe$itli güne$ tanrIlarI Surya, Mitra, Vi$nu'dur. U$as güne$in dogu$u, Rudra ise fIrtIna anlamIna gelir. Bu tanrIlar için yapIlan tapInma yalnIzca törenle kurban etmedir.
Ancak bu tanrIlar çok degi$ken ve kurban töreni çok önemli oldugu için bu törenin ögeleri TanrI olarak benimsendi. Bu nedenle tören ate$i, ate$ tanrIsI Agnis ve kurbandan önce içilen içki de içki tanrIsI Soma olarak benimsendi.
Kurban töreni sIrasInda söylenen Brahman veya Brahma deyimleri için de durum böyledir. insanlarla tanrIlar arasInda anla$ma yakarI$lar aracIlIgIyla olmuyor muydu ? Böylece yakarI$In, ba$ka bir deyimle Brahman'In tanrIlarI baskIlama, baglama gücü oldugu ve dolayIsIyla tanrIlardan üstün oldugu inancI dogdu.
Sonuçta dini törenin kendisi olan Brahman en büyük TanrI ve törenin görüntüsü de Veda tanrIlarI olarak duyuruldu. Törenin ve din adamlarI kesiminin dinsel güçleri TanrI ile birle$ti. Böylece, Veda dininin özünden Brahman dini ortaya çIktI. Bu degi$imin sonucunda din adamlarI herkesin giremeyecegi kapalI bir toplumsal kesim olu$turdular. AyrIca, özün bir gövdeden ba$ka bir gövdeye göç etmesi inancI da dogdu.
153
HiNDiSTAN
154
4.3.1.2. UPANi$ATLAR
Hint dü$üncesi uzun bir süre bu tanrIlara ilgi duymadI. Bu egilim yakla$Ik olarak M.S. 6. yüzyIlda Vedalara eklenen Upani$atlar ile son sInIrIna ula$tI. Upani$atlar dü$ünsel ve dinsel içerikli bir takIm ögretilerdir. Bu yeni yapItlarda açIkça ortaya çIkan din inancI özün (ruhun) göçüdür. Bu inanca göre öz bir gövdeden ayrIlarak yeni bir ölümlü gövdeye geçer ve böylece sürekli ya$ar (reenkarnasyon). Bu yeni gövdenin hangi türden olacagI, yaratIgIn ya$amInda izledigi ya$am yoluna veya yaptIgI davranI$lara baglIdIr.
Upani$atlar ayrIca soyut bir TanrInIn birligi ilkesi de ortaya çIkardI. Buna göre özün temeliyle evrenin ya da tanrIsallIgIn temeli aynIdIr. Bu tanrIsal varlIk Brahma deyimiyle belirtilmi$tir. Oysaki bu ad önceleri kurban törenlerinde okunan yakarI$a verilirdi. Daha sonra bu deyimden özel bir topluluk tanrIsI Brahma ortaya çIktI.
Anla$IlacagI gibi Hint özü eski dönemlerden beri dini gizemcilige (tasavvufa) egilim göstermi$tir.
Upani$atlarIn etkisinde kalan birçok Brahman din adamI, olagan toplumsal ya$amI bIrakarak ormanlara çekildi. Bu din adamlarI, ormanlarda dü$ünmeye dalarak öz göçünden kaynaklandIgIna inandIklarI kötülüklerden kurtulmaya çalI$tIlar. Jainizm ve Budizm de bu ortamda dogmu$tur.
4.3.1.3. JAiNiZM
Jainizm ögretisinin (dininin) kurucusu Mahavira "Büyük kahraman" sanI verilen Vardhamana'dIr. M.Ö. 6. yüzyIlIn sonlarInda Ganj OvasInIn dogu bölgesinde
HiNT UYGARLIGI
ya$adIgI sanIlmaktadIr. Jainizm ögretisi veya dini, özsel bagImsIzlIk, özgürlük, e$itlik ve kurtulu$ kavramIna dayanIr. Jainizm insana özgü en yüce kusursuzlugun ortaya çIkarIlmasIna ugra$Ir. Bu ögretiye göre yeryüzü ya$amIyla kirlenen öz, ancak kendi üzerine çekilerek esenligini saglayabilir. Brahman dindarlarI (yoga) Brahman inancIna baglI kalIrken, Jainizm hiçbir tanrIsallIgI tanImaz. Budizm gibi Jainizm de TanrI tanImayan bir dindir. Jainizme göre evren ölümsüzdür ve hiçbir yöneticinin yardImI olmaksIzIn varlIgI kendi gücüne dayanIr.
YukarIda anlatIldIgI gibi, öz dI$ çevre (nesne) ile ili$ki kurunca kötülükle kar$Ila$Ir ve öz kötü bir gövdeye göçer. insan dini kurallara uyarak dI$ çevreyle ili$kiye engel olmalIdIr. Jainizmin belirgin özellikleri, yeme içme ve tinsel isteklerden uzak durma, dogruluk, insan ve hayvan ya$amIna saygI, yumu$ak ba$lIlIk ve her tür a$IrI güçten kaçInmaktIr. Jainizme inananlar ikiye ayrIlIr. Bir bölümü bir kat giysi giymeyi dini suç saymazlar, ba$ka bir bölümüyse çIplak gezerler.
4.3.1.4. BUDiZM
Buda dininin kurucusu Siddharta, M.Ö. 5. yüzyIlIn ba$larInda Hindistan'In Uttar Prade$ iline yakIn ve bugünkü Nepal sInIrlarI içinde bulunan Kapilavastu Bölgesinde dogmu$tur. Çocukken ona SakalarIn akIllIsI anlamIna gelen Sakyamuni derlerdi. 29 ya$Inda Gotama sanIyla yalnIz ya$amak ve dü$ünmek için Mayada Bölgesine çekildi. 6 yIl sonra gerçeklige ve dü$ünsel olgunluga ula$tIgInI belirterek bu anlama gelen Buda sanInI aldI. Bundan sonra birkaç kez Ganj Bölgesini dola$Ip kurtulu$u duyurdu ve kutsal yapIlar yaptIrdI. Magada ve Kosola hakanlarI Buda'yI korudular. Buda 80 ya$Inda Uttar Prade$'in Ku$inagar ilçesinde öldü.
155
HiNDiSTAN
Budizm gerçekte bir dinden daha çok bir dü$ünce akImI gibi görünür. AcI çekme konusuyla sInIrlI, üzülme ve duygulanmayla ilgili bir ögretidir. Bu ögretinin yalnIz insanI ilgilendiren bir din oldugu da söylenebilir. Budizm, insanlIga yararlI bir konu olan beslenme istegi ile ugra$madIgI için onu dogaüstü bilinmezlik alanIna atmI$tIr. Yeryüzünün ve insan özünün sonsuzlugu üzerine dü$üncesini soranlara Buda a$agIdaki yanItI vermi$tir.
"Bu konularI bilmek barI$ ve kutsallIk yolunda bir geli$me saglamaz. Gerçekte barI$I ve dirligi saglayan, üzüntünün gerçekligini, nedenlerini anlamak ve yok edecek çözümleri bulmaktIr."
Buna göre Budizm kuramI, insanIn olaylarIn kesin nedenlerini bilemeyecegini varsayan olguculuga benzemektedir. Buda inancIna göre yeryüzü ve nesnel benlik geçici görüntülerle sürekli olmayan olaylarIn olu$masI ve geli$mesidir. Ancak, özün (ruhun) varlIgInI ve benligi (Ego) yadsIr. Budizmin amacI, öz göçünden kurtulup varolu$un ötesindeki Nirvana denilen yüksek mutluluga ve sonsuz ya$ama ula$maktIr.
Sonsuz mutluluk Nirvana ümidi, karamsarlIgI bir içsel dirlige çevirir. Budizm'in kaba güçle uygulanan baskIya katlanma ve kar$IlIk vermeme ilkesi insanlIgIn en degerli varlIklarIndan biridir. Bu ilkelere dayanan Buda töresi çok erdemli ve yücedir. Buda, kurban kesmek yerine en sIradan hayvan ya$amInI korumayI, dogru ve erdemli toplumsal bilinçte olmayI, temiz ya$amayI ve yoksullara yardIm etmeyi buyurur. Buda din adamlarI kesinlikle dogru ve yoksul olmalIdIrlar.
Özün göçünü engellemek için ya$ama tutkusunu, ki$isel eglenceyi ve bencilligi yok etmek gerekir. Bu
156
HiNT UYGARLIGI
dü$üncelere dayanarak Buda a$IrI istegin yok edilmesini, payIna dü$enden vazgeçmeyi ve toplumsal dayanI$mayI, ba$ka bir deyimle ba$kalarI için kendi isteklerinden vazgeçmeyi ögütlemi$tir. Brahman dininde kurban etme çok önemli bir tapInma olurken, Buda bu ilkeye hiç ilgi göstermedi.
Budizm Ganj Bölgesinde dogdu. Doab ve Pencap bölgelerine, M.Ö. 4. yüzyIl sonunda Morya HakanlIgI buralarI ele geçirdikten sonra girebildi.
Buda'nIn ya$amInIn son döneminde ve daha sonra gizemli bir takIm insanlar ortaya çIktI. Bu insanlar Sakyamuni kadar önemli oldular. Bu Buda adaylarInIn çogu ve kutsal din adamlarI gerçek tarihi Buda'yI ikinci seviyeye atmI$lardIr.
Bunlar, gerçek Buda'nIn hiç dü$ünmedigi birtakIm söylenceler çIkardIlar. Bu öyküler, birtakIm dü$leri, iç ya$am için yeni kaynaklarI ve tapIlacak konularI üretti. Buda adaylarI, insanlara Buda gibi yalnIz dini dü$ünce dersi vermekle yetinmediler. Daha ileri giderek ölümden sonra özlerin tertemiz yeniden dogup ya$ayacaklarI dü$sel bir öteki ya$amdan söz ettiler.
4.3.1.5. HiNDU DiNi
Budistlik, M.Ö. 3. yüzyIldan M.S. 7. yüzyIla kadar Hint UygarlIgI ve sanatI üzerinde çok etkili olmu$tur. Ancak Budizm en parlak döneminde bile bütün Hindistan'a yayIlmamI$tIr. Brahmanizme de inananlar vardI. M.S. 8. yüzyIldan beri BrahmanlIga inananlar çogaldI ve Budizmi tümüyle yok etti. M.S. 8. yüzyIldan günümüze kadar Hindistan, Brahman tanrIlarIndan ba$ka TanrI tanImamI$tIr. BrahmanlIk yüzyIllarIn etkisiyle Hint ulusal dinine dönü$mü$ ve Hinduizm
157
HiNDiSTAN
olmu$tur. Hint dini, toplumun bütün inançlarInI ve tapInmalarInI birle$tiren bir dindir. Bu din Hint üçlüsü diye anIlan üç biçimli TanrI temeline dayanIr. Bunlar Brahma, Vi$nu ve $iva tanrIlarIdIr.
Brahma evrenin özü ve yaratIcIsIdIr. Heykellerde dört ba$lI ve dört kollu gösterilir. Ara sIra yanInda sanat tanrIçasI olan karIsI Sarasvati bulunur.
Vi$nu Hindistan'In en eski tanrIlarIndandIr. Eski Vedalarda güne$ tanrIsIydI. Dört kollu olarak anlatIlIr. KarIsI güzellik ve yeryüzü tanrIçasIdIr. Vi$nu yaradIlI$ dönemlerinde yeryüzünün koruyucusudur. Vi$nu'nun insan biçimindeki simgeleri Kri$na ve Rama'dIr.
Hint üçlemesinde Sina'nIn yIkIcI bir i$levi vardIr. Korkutma tanrIsIdIr. DoganIn sonsuz güçlerini simgeler. Ölüm, ya$amanIn ko$ulu olan yaradIlI$ yasasIdIr. $iva, yeryüzündeki degi$imleri yapan yIkIcI güçleri simgeler. iyi, kötü, koruyucu, yIkIcI olma veya olmamanIn ötesindeki bu sIr, $ivaizm'dir. Heykellerde $iva çIplak ve dört kolludur. iki insan gözünden ba$ka alnInda da bir gözü vardIr.
4.3.2. TOPLUM VE AiLE
Hinduizm ya da Hinduluk, bir din olmaktan daha çok toplumsal bir örgütlenmedir. Özünü, kast düzenine göre örgütlenmi$ bir toplumsal kesim olu$turur. Kast kesimi, dogal olarak aralarInda evlenebilen ve birlikte yemek yiyebilen insanlardan olu$an topluluklarIn kümesidir. Kast düzeni ilkesine uymamak, kast kesimi dI$Indan bir kadInla evlenmek, özellikle yabancI bir elden yiyecek almak kast kesiminden çIkarIlmayI gerektirir. Kast düzeni ayrIca bir ugra$I (meslek) birligidir. Herkesten atasIndan ögrenip üstlendigi
158
HiNT UYGARLIGI
ugra$I yapmasI beklenir. Ancak bu kesin olarak gerekli bir kural degildir. Bu yöntem, degi$ik kesimlerden olu$an ve ba$ka yöntemlerle düzenin saglanmasI güç olan bir toplumda iyi bir çözüm gibi görülür. A$agIda belirtilen dört temel kast kesimi vardIr.
- Brahmanlar. Kurban törenlerini yapan ve egitimden sorumlu bilgeler ve din adamlarI kesimi.
- K$atriyalar. Güç ile düzeni koruyan sava$çI kesimi.
- Vai$yalar. AlsatçIlar, topragI olanlar, çiftçiler kesimi.
- $udralar. i$çiler ve köleler kesimi.
AyrIca Paryalar denilen, kast düzeni ve yerle$im yerlerinin dI$Inda ya$ayan, pis i$lerle ugra$an ve dokunulmazlar diye anIlan bir kesim de vardIr. Vedalarda belirtilen bu kesimler dI$Inda günümüzde birçok kesimler türemi$tir. Kast, Hindistan'In yönetim örgütü birimi ve köyün temelidir. Köy aynI kastta olan insanlarIn ya$adIgI bir yerdir.
Hindistan'da kent yönetim düzeni yoktur. Kent, belediyesi olmayan köylerin birle$iminden olu$mu$tur. En büyük yönetim yetkisi ve güç Raca'nm elindedir. Bir köy agasIna veya büyük bir bölgenin önderine Raca denir. Hakan Asoka, Raca sanIyla yetinmi$tir. SonralarI büyük hakan anlamIna gelen Mahraca sanI ortaya çIktI. Raca, kast töre ve türe düzenlerini saglama, yönetim bölgesini koruma ve yaptIrImlarI uygulamaktan sorumludur. BunlarI yapabilmek için yönetim bölgesi gelirinin onda birini alabilir.
Aile yönetimin küçük bir örnegidir. Evlenen çocuklar baba evinden ayrIlmaz ve varlIklar payla$Ilmaz. Birden çok kadInla evlenmeye izin verilir. E$ olacak kadIn para ile satIn alInIr. KIz çocugu aileye yük olarak görülür ve erkenden evlenmesi önerilir. Bu durum çok küçük ya$ta olan kIz çocuklarInIn evlendirilmeleri
159
HiNDiSTAN
gelenegini dogurmu$tur. KocasI ölen kadIn bir daha evlenmez. YalnIz ya$amasI, sIkça oruç tutmasI ve kaynanasInIn tutsagI olmasI gerekir. Bu sIkIntIlI ya$ama katlanmak yerine kimi kadInlar kendilerini yakarlar. Tüm bu karma$Ik örgütlenmenin ana nedeni yalnIzca gelenektir. Hindistan'da yasalar ve düzen yoktu. AvrupalIlarIn Hindistan için yasa dedigi $eyler kesinlikle bizim bildigimiz anlamdaki yasa ve yargI düzeni niteliginde degildi.
4.3.3. DiL, YAZI, YAZIN, BiLiM VE DÜ$ÜNCE
Hindistan'In eski dilleriyle ilgili bilgiler çok azdIr. Hintli yazarlar, daha çok yazInda kullanIlan yazI dillerine önem verirlerdi. Konu$ulan dillerle ugra$mazlardI. En begenilen dil Sanskritçe idi. Bu dil tanrIlarIn, BrahmanlarIn, hakanlarIn, bilge ve okumu$ adamlarIn diliydi. Dogrusu bu dil, dil bilimcilerin ürettigi bilimsel bir dildir. Hint dil bilimcileri, bütün öteki Hint dillerinin Sanskritçeden çIktIgInI ileri sürerler. Brahmanizm, Budizm ve Jainizm Sanskritçeyi yazI ve kutsal dil olarak benimsemi$tir. Ancak kimi Budistler ve Jainalar Sanskritçe ile öteki dillerin karI$ImlarInI da kullanIrlar. AyrIca Dravitlerin ve eski yerlilerin kullandIgI diller de vardIr.
Hindistan'In yazIsI da karI$Ik ve çe$itlidir. ilk yazIlI belgeler Asofca'nIn yazItlarIdIr. Bu yazItlar iki ayrI yazI (alfabe) ile yazIlmI$tIr. Biri Kharo$thi veya Kharosthi denilen yazIdIr. Arami yazIsIna çok yakIndIr ve sagdan sola yazIlIr. E$ek derisi üzerine yazIlan yazI anlamIna gelir. Bu yazIyI AkamanI$ yazIcIlarI indüs Bölgesine M.Ö. 5. yüzyIlIn ba$larInda getirmi$lerdir. Hindistan'In yalnIz kuzeybatI bölgelerinde kullanIlmI$tIr. Bu yazI M.S. 200 yIllarInda kesin olarak yok olmu$tur.
160
HiNT UYGARLIGI
ikincisi Brahmi yazIsIdIr ve soldan saga yazIlIr. Arami yazIsIndan dogmu$tur ancak çok bozulmu$tur. Hindistan'a, Eskiden Fenike ve Samilerle yapIlan alIm satIm etkinlikleriyle girmi$ olmalIdIr. Hindistan'da kullanIlan tüm yazIlar Brahmi yazIsIndan dogmu$tur. Ancak süre geçtikçe çIkan çe$itli yazIlarla ilk yazI arasInda çok degi$iklikler olmu$tur. Brahmi yazIsI Hint UygarlIgIyla Sanskritçenin girdigi her yere gitmi$tir. Hindiçin'deki Hint AdalarI, Kmer, Tayland, Java dilleri Sanskrit alfabesini aldIlar. AyrIca Yavana veya Yona denilen iyon yazIsI da görülmü$tür.
Hint yazInInda önemli bütün yazIn türleri vardIr. Bu yazIn, bilim anlamIna gelen Vedalar ile ba$lar. Brahman gelenegi, Veda adI altInda çe$itli konularda pek çok yapItI toplamI$tIr. Bu kitaplIgIn en eski bölümü dini ko$uklardan ve yakarI$lardan olu$ur. Vedalar, Hint dü$üncesinin tükenmez bir kaynagIdIr. 19. ve 20. yüzyIlIn dini, toplumsal ve yönetsel yenilikçileri bile bu önemli yapIttan yararlanmaktadIrlar. Veda yazInInda ses bilimi (fonetik), tapInma, dil bilgisi, dil kökenbilimi (etimoloji), ölçü ve bilimsel kurul ile ilgili birtakIm yapItlar da vardIr.
Sutra adI verilen bu yapItlar Hint biliminin temelidir. Tüzenin bütün kollarInI da içermektedir [1]. Hindistan bilimin her alanIyla da ugra$mI$tIr. Günümüzde kullanIlan ve Arap rakamlarI diye bilinen rakamlar, özellikle matematikte önemli olan sIfIr (0),
[1] Hint yazInInda Ramayana ve Mahabharata'nm yerleri büyüktür. Bunlar en eski Hint öyküleridir. Ramayana, Kosola HakanInIn oglu ve karIsInIn a$klarInI ve ya$adIklarI yIkImlarI anlatIr. Mahabharata ise iki boyun Doab Bölgesindeki sava$larInI anlatIr. Bunlar M.Ö 4. yüzyIlda düzenlenmi$ ve milada kadar eklemelerle bitirilmi$tir.
161
HiNDiSTAN
gerçekte Hindistan'da bulunmu$tur. Hindistan, özellikle dü$ünce alanInda kendine özgü dü$ünceleriyle tanInmI$tIr. Çok çe$itli dü$ünce okullarInda ya$amIn sorunlarI ile yüzle$mede uygulanan insanlIgIn bütün dü$ünce yöntemleri ögretilir. Hindistan'da ülkeye özgü ku$kucu, özdekçi (materyalist), alaycI ve TanrI tanImaz inançlar vardIr. Brahmanizm dü$ünce okullarI açmamI$tIr. Jainalar usa, Budistler TanrI için çalI$maya dayanan ugra$Ilar olu$turmu$lardIr. Hindistan'da sanatlar yazIn ve bilim kadar önem kazanmI$tIr. Dü$ünce ve gölge oyunu ancak belirli sInIrlar içinde özgürdür. Müzik yöntemi çok karI$IktIr. Dans, müzikle uyumludur. Heykel ve resim sanatlarI çe$itli araçlarla aynI dü$ünce ve inançlarI anlatIr.
4.3.4. HiNT SANATI
Morya HakanlIgInIn 3. HakanI Asoka (M.Ö. 268 -232) Budizme inandI ve bu dinin erenlerinden oldu. Asoka dini yaymak için yazIlI anItlar ve birçok Hint sanat yapItlarI yaptIrdI. Ulusa Buda töresini ögretmek için ülkenin tüm yerlerinde kayalara veya özellikle yaptIrdIgI mermer direkler üzerine yazIlar yazdIrdI. Bunlar, inanç konusuna deginmeden aile ve toplum degerlerini korumayI, bütün yaratIklarI esirgeyerek sevmeyi ve yoksullara yardImI ögütleyen buyruklardIr. Asoka, insan ve hayvanlar için hastaneler, harImlar kervansaraylar yaptIrarak ulusuna örnek oldu. Bu dü$ünceler sanat alanInda da uygulandI.
Hindistan'da Moryalardan önce de yapI ve heykel sanatI vardI. Ancak bu sanatlarda genellikle kil, agaç ve fildi$i gibi dayanIksIz nesneler kullanIldIgI için o dönemden günümüze bir $ey kalmamI$tIr.
Moryalar döneminde yapI direkleri ve heykeller
162
HiNT UYGARLIGI
ta$tan yapIlmaya ba$landI. Bu yenilikte yalnIz Grek ve Pers etkisini görmek dogru degildir. AkamanI$lar ve iskender'den sonraki hakanlarla Ku$kusuz Asoka her tür ili$kiyi kurdu. AyrIca Dara'nIn Persepolis'teki yüz sütunlu salonuna benzer bir salonu da Asoka ba$kenti Pataliputra'da yaptIrmI$tI. Hint sanatI, Sümer, Elam, AkamanI$, özellikle hayvan resimlerinde MIsIr ve ta$ yapI direklerinde de Eti ve iyon sanatlarIndan etkilenmi$tir. Moryalardan sonra gelen Ku$han, Andra ve Gupta hakanlIklarI dönemlerinde dI$arIdan gelen dü$üncelerle yerli ögelerin birle$mesinden Hindistan'a özgü bir sanat biçimi dogmu$tur. Sanatsal güzellikler özellikle Ku$hanlar döneminde geli$mi$tir.
Hindistan'da önemli yapI, resim ve yazIn yapItlarI Müslüman Türklerin döneminde yapmI$tIr. Delhi Türk HakanlIgI ve onu izleyen yerel Türk hanlIklarI Hint sanatI üzerinde çok etkili olmu$lardIr. Müslüman Türkler Hindistan'da bölge ve döneme göre eski yerli geleneklerle Arap - iran sanatInI birle$tirerek yeni bir sanat biçimi geli$tirdiler. Hindistan'daki Müslüman Türklerin yapI sanatI 13. yüzyIlda Aybey, iltutmu$ ve Alaattin KalacI dönemlerinde olu$mu$tur. Ajmir' deki büyük cami ve Delhi'deki ünlü Kutbül - islam Camisi bu dönemde yapIlmI$tIr. Dekkan'da yapIlan cami ve türbelerde iran etkisinden çok OsmanlI Türklerinin etkisi görülür.
Babür Han ve sonraki hakanlar da yapI sanatInI, resimi ve yazInI geli$tirerek korudular. Özellikle Babürlerin döneminde iran ve OsmanlI Türklerinin etkileri çogaldI. Ekber Han döneminde istanbul'dan giden Mimar Sinan'In ögrencisi Yusuf Delhi, Agra ve Lahor'da güzel saraylar yaptI. Türklügün en canlI sanat ve uygarlIk yapItI örnekleri olan bu anItsal yapIlar yeryüzü toplumlarInIn begenisini kazanmaktadIr. Bu
163
HiNDiSTAN
yapItlar mermer ve sert ta$tan yapIldIklarI için Hindistan'In mavi gökyüzünün altInda sonsuza kadar ya$ayacaklardIr.
Babür'ün anIlarInI içeren Babümame, Hindistan' daki Türk yazInI ve yönetimiyle ilgili sürekli degerini koruyan bir ba$yapIttIr. KIsacasI Türkler Hindistan'da insanlIgIn bütün eylemlerini kapsayan kendine özgü eksiksiz bir uygarlIk yaratmI$lardIr.
Hint UygarlIgI, toplumsal kesim ayrIcalIgIna ve soyluluk temeline dayanan bir uygarlIktIr.
164
KALDE ELAM ASUR
TOPRAKLARI
TOPLUMSAL KÖKENi
SÜMER, AKAT, ELAM HAKANLIKLARI
ASURLULAR
SÜMER UYGARLIGI
165
166
5. KALDE, ELAM, ASUR
5.1. TOPRAKLARI
Kaide, Elam, Asur ülkeleri, doguda iran'In Zagros DaglarInIn, kuzeyde Anadolu'nun Güneydogu Toros DaglarInIn, batIda Arabistan'In Nufud ve Suriye çöllerinin, güneyde iran Körfezinin çevreledigi bölgedir. Bu bölge içinde, Dogu Anadolu daglarIndan çIkan ve güneydogu yönünde birbirine ko$ut olarak akan iki büyük Irmak vardIr.
Bunlardan biri Dicle IrmagIdIr. Bu Irmak Ergani'nin kuzeyindeki Maden ve Genç daglarIndan (Güneydogu Toroslar) çIkar, DiyarbakIr'dan geçtikten sonra Siirt'in güneyine kadar dogu yönünde gider. Bu bölgede özellikle kuzeyden gelen Anbar, Batman, Garzan, Güzel ve Botah çaylarIyla birle$tikten sonra güneydoguya dönerek iran'In Zagros DaglarIna ko$ut olarak akar. Cizre, Musul ve Bagdat illerinden geçtikten sonra, Basra'nIn kuzeyinde FIrat IrmagIyla birle$ir. Daha sonra $attülarap adInI alIr ve iran Körfezine dökülür.
Musul'dan sonra dogudan gelen Büyük ve Küçük Zap, Bagdat'In güneyinde Diyale çaylarI Dicle IrmagI ile birle$ir. Basra'dan sonra Karun ve Cerrahi çaylarI, Dicle IrmagInIn da birle$tigi $attülarap IrmagI ile birle$ir.
Dicle IrmagInIn uzunlugu 1900 kilometredir. AkI$ hIzI, Eylül ayI ortalarInda 55 m3/s iken $ubat ayI sonunda 2263 m3/s' ye yükselerek büyük degi$iklik gösterir. YatagI derin, kenarlarI dik ve dayanIklIdIr.
167
KALBE, ELAM, A SUR
Dicle IrmagInIn ilk ve gerçek adI Dikle'dir [1].
ikincisi FIrat IrmagIdIr [2]. Bu Irmak, Erzurum yakInIndaki daglardan çIkar. Önce Egin yöresine kadar batIya, sonra güneye akar. Van Gölü ile AgrI (Ararat) arasIndaki kaynaklardan çIkIp batIya giden ba$ka bir kolla birle$tikten sonra Harput ile Malatya arasInda birçok kIvrIm yapIp güneye yönelir. Birecik, Barak (Carablus), KarkamI$'tan güneye, daha sonra güneydoguya döner. Bagdat'ta Dicle IrmagIna en yakIn konumuna ula$tIktan sonra tekrar batIya dogru dönerek uzakla$Ir. Sonunda Basra'nIn kuzeyinde $attülarap IrmagIyla birle$ir.
Tarihten önceki ve iskender dönemlerinde bu iki Irmak ayrIca iran Körfezine dökülürlerdi. Körfez kIyIsI da günümüzdeki konumunun 200 km kuzeybatIsInda idi. Süre geçtikçe iki IrmagIn getirdigi çamurlarla doldu. FIrat IrmagInIn dogusundaki bölge de bataklIktI.
FIrat IrmagInIn uzunlugu 2800 km'dir. Suyu Dicle IrmagI suyunun yarIsI kadardIr. YatagI derin degildir. KenarlarI dayanIksIzdIr, su ta$kInlarInda IrmagIn suyu kolaylIkla çevreye yayIlIr. Her yIl Nisan ve MayIs aylarInda, kaynaklarIndaki daglarda karlar eriyince bu Irmaklar ba$Ibo$ bIrakIlIrsa aniden ta$arlar, çevrelerindeki bütün alanlarI saglIksIz ve kullanIlamaz bataklIklara çevirirler. Bu nedenle, su ta$kInlarInI önlemek ve sularIndan yararlanabilmek için Irmak bölgelerinde ya$ayanlarIn IrmaklarIn kenarlarIna
[1] Kimi tarihçiler Ok anlamIna gelen Digle oldugunu belirtirler. AvrupalIlar Tigre, Samiler Dicle diyorlar. Kimi tarihçiler de AkatlarIn Diklat dediklerini belirtirler.
[2] FIrat'In eski adI Sel anlamIna gelen Burat'tIr.
168
TOPRAKLARI
setler ve birçok su yollarI yapmalarI gerekir.
Dicle ve FIrat [1] IrmaklarInIn suladIgI alan düzdür. Bu bölgenin, doguda iran'In Zagros DaglarI ve kuzeyde Anadolu'nun Güneydogu Toros DaglarIna kadar uzanan alanlarI dalgalIdIr. Bölgenin iklimi çok degi$kendir. KI$ özellikle daglIk bölgelerde serttir. YazIn da yakIcI ve kurutucu sIcaklar olur. TopragIn kurumasI Irmaklardan su yollarIyla ta$Inan sularla engellenir.
Eski uluslar, daha çok güneybatIdan gelen ve çekirge getiren yellerden korkarlardI. Kötü öz dedikleri bo$ inancI onlarda yaratan bu yeldir.
YukarIda 5. bölümün ba$lIgInda belirtilen Kaide ülkesi, Dicle ve FIrat IrmaklarInIn güney kesimlerindeki topraklardIr. Süre geçtikçe iki IrmagIn getirdigi tortularIn (çökeltilerin) olu$turdugu, iran Körfezinden Bagdat'In kuzeyine kadar olan bu topraklar çok verimlidir.
Asur ülkesi, Kalde'nin kuzeyinde günümüzde Musul adI verilen bölgedir. Elam, Kalde'nin dogusundadIr ve Karun IrmagI bölgesini de kapsar.
Bu ülkelerin Dicle ve FIrat IrmaklarI arasIndaki tarIm alanlarI $a$Ilacak ölçüde verimliydi. Her $eyden önce, ekin (tahIl) yeti$en bir alandI. Orada bugday ve arpa, otlar gibi dogal olarak kendiliginden yeti$irdi. DarI (mIsIr) ile susam çogunlukla bu bitkilerin dikmelerinden (fidan) yeti$tirilirdi. Irmaklar ve su yollarI
[1] Güneydogu Toros DaglarInIn güney eteklerinden ba$layan, Dicle ve FIrat IrmaklarI arasInda kalan uzun, dar ve düz bölgeye Araplar Beynennehreyn, El Cezire, Irak ve eski YunanlIlar da Mezopotamya demi$lerdir.
169
KALBE, ELAM, A SUR
boyunca portakal ve öteki meyveler, özellikle hurma agaçlarI yeti$tirilirdi. Hurma agaçlarI çe$itli besinlere ek olarak kuma$ üretimine kadar ulusun bütün gereksinimlerini kar$IlardI.
Otlaklarda iri gövdeli sIgIr ve koyun sürüleri otlardI. IrmaklarIn kenarlarInda kaz ve ördek sürüleri uçardI. Irmaklar sazan balIklarIyla doluydu. E$ek, manda ve aslan gibi ilkel hayvanlar ya$ardI.
Bu ülkelerde yapI yapmak için ta$ yoktu. Çok ince kil vardI ve kilden kerpiç ve tugla yapIlIrdI. Toprak altInda zift bulunurdu.
5.2. TOPLUMSAL KÖKENi
Daha insanIn olmadIgI, ilkel hayvanlar ve bitkiler ile dolu oldugu tarihten önceki dönemlerinde Kaide, Elam, Asur ülkelerine birtakIm boylar gelip yerle$tiler. Bu ülkelerin yerli uluslarI oldular. Bu insanlar ta$I ve bakIrI i$lemesini, geldikleri yerlerde çok önceden ögrenmi$lerdi.
ilk gelen boylar bu topraklara yakla$Ik olarak M.Ö. 7000 yIllarInda yerle$mi$lerdir. Bu tarihten sonra bu uluslar, bütün insanlIgIn ilk tarihi dönemlerinden birini ba$latmI$lardIr. Eski MIsIr tarihi bu uluslarIn tarihinden daha sonra ba$lamI$tIr.
Bu tarih döneminin ba$lamasIndan sonra, ikisi Kaide ve biri Elam ülkelerinde olan üç ulus, birbirleriyle ili$ki içinde görülürler. Bu uluslardan Sümerler Kalde'nin güney kesimindeki Sümer Bölgesine ve Akatlar diye anIlanlar da Kalde'nin kuzeyindeki
170
TOPLUMSAL KÖKENi
Akat adI verilen bölgeye yerle$mi$lerdi. En eski yazIlI belgelere göre bu uluslar Kalde'ye Kalam adInI vermi$lerdi.
Elamlar, Kalam'In kuzeyinde bulunan ve kendi adlarInI verdikleri ülkeye yerle$mi$lerdi. Sümerler, Akatlar ve Elamlar diye anIlan bu üç ulus, Baykal ile Balka$ gölleri arasIndaki Altaylardan gelen Türk boylarIdIr.
M.Ö. 2100 yIllarInda Babil çevresinde görülen Samileri, KuslularI ve onlarIn kuzeye kaçIp Ninova çevresine yerle$en ve M.Ö. 1300 yIlInda güçlenince Asurlular denilen ba$Ibo$larInI eski Türk boylarIndan ayIrmak gerekir. Bu topluluklar, Türk boylarIndan degildir. Babillilerle AsurlularIn tarihleri, tarih içinde tarihtir. Örnegi çok görülecegi gibi gerçekte Türklerin önceden yarattIklarI yüksek bir ekini (kültürü) vardIr. Bu ülkelere gelmeden önce onlarIn uygar ya$amlarI oldugu, kentlerde oturduklarI ku$kusuzdur. ArtIk Türk Ulusunun madencilikle ve çe$itli sanatlarla ugra$an ileri bir toplum oldugu ortaya çIkmI$tIr.
Sümerler, Akatlar daha M.Ö. 5000 yIlInda büyük mutlulugu ve varlIgI yaratan uygarlIklar kurdular. Sümerler daha o dönemlerde çiftçilerden, ürün alIp satanlardan ve her çe$it sanatkarlardan olu$an bir toplumdu [1].
Bu uluslar daha ilk geldikleri sIralarda IrmaklarIn su ta$kInlarIndan korunmak için kentlerini kendi yaptIklarI yapay tepeler üzerine kurdular. Tugladan evler, tapInaklar ve saraylar yaptIlar. OnlarIn sIgIr, at, koyun ve keçi sürüleri vardI. TarImsal üretimi ve tarIm
[1] Alexandre Moret, Georges Davy, Des Clans aux Empires.
171
KALBE, ELAM, ASUR
alanlarInI sulamayI biliyorlardI. Su yollar kazarlar ve sulama düzenleri yaparlardI. Demiri, gümü$ü i$lerler ve madenden silahlar üretirlerdi. Heykel sanatI ilk dönemler yöntem açIsIndan az geli$mi$ olsa da sonradan geli$mi$tir. Ancak yazIlarI büyük bir geli$mi$ligin göstergesidir. YazIda o dönemde bile yalnIz resimler kullanIlmIyordu. Dü$ünceleri anlatan sesleri belirten (fonetik) i$aretler de kullanIlIyordu. Sümerler en az M.Ö. 7000 yIllarInda yazIyI bulmu$lardI [1].
AkatlarIn da Orta Asya'dan gelen Metler, Elamlar ve Sümerlerle aynI soydan olan bir Türk Boyu oldugu bilinmektedir [2]. Akatlar, Arabistan'dan aynI bölgeye gelen Samiler ile karI$tIrIlmamalIdIr.
Sümerler ile AkatlarIn birlikte mi yoksa ayrI mI geldikleri daha bilinmemektedir. Ancak, bu iki boyun adlarInIn sürekli birlikte anIldIgI gerçektir ve Elamlar' In da katIldIgI bir birlik içinde ya$adIklarI görülmü$tür.
Elamlar da Sümerler gibi ve belki de Orta Asya'daki aynI toplum içinden gelmi$ Türk Boyudur. Elamlar, Samilerden kesinlikle ayrIdIr ve dilleri Türkçedir. Bir takIm yazIlI anItlar ElamlarIn dilinin Türkçe oldugunu güçlendirmektedir [3].
Elamlar, Sümerler gibi Babillilerden çok daha eski dönemlerde büyük bir uygarlIk kurmu$lardIr. Elamlar M.Ö. 2300 yIllarInda uzak ülkeleri alarak egemen olmu$lardIr. ElamlarIn ba$kenti olan Sus ilinde toprak altIndan çIkarIlan geometrik biçimlerle
[1] Louis Joseph Delaporte, La Mesopotamie.
[2], [3] François Lenormant, Histoire Ancienne de l'Orient.
172
ARKEOLOJiK BULGULAR
süslenmi$ tabaklar, parlatIlan ta$tan yapIlmI$ gereçler, sert ta$tan yapIlmI$ vazolar, silahlar ve bakIr kaplar, ayrIca Sus kentinin 170 km batIsIndaki bölgede çakmak ta$Indan ve camdan yapIlmI$ silahlar, çe$itli çanak ve çömlekler Elamlar üzerine söylenenleri dogrulamaktadIr.
Ur, Uruk, Nippur ve daha birçok büyük Türk kentinin, Babil ve Ninova'dan çok daha eski tarihi geçmi$leri oldugu anla$IlmI$tIr.
5.3. ARKEOLOJiK BULGULAR
19. yüzyIlIn ortalarIna gelinceye kadar bütün bu belirtilen gerçekler daha topraklarIn altInda gizemini koruyordu. Babillilerin ve NinovalIlarIn Yahudilerle ili$kilerini yalnIz Yahudilerin kutsal kitabI Bilde anlatIrdI. Öte yandan Herodot gibi Yunan gezginleri bu ülkeler üzerine birtakIm bilgiler veriyorlardI. Ancak bu ülkelerin yerli toplumlarInIn yazIlarI okunamIyordu. Bundan ba$ka tarihi metinlerin birçogu kalIntIlar altInda topraklara gömülüydü.
Sözde Ninova'nIn kurucusu Ninüs, sözde Babil'i yaptIran karIsI Semiramis ve acIklI bir durumda Ninova'nIn yIkIntIsI içinde ölmü$ gibi gösterilen yanlI$ ve kötü davranI$lI Sardanapal ile ilgili kimi tarihçiler uydurma öyküler anlatmayI üsteliyorlardI.
19. yüzyIlIn ortalarIndan beri FransIz, ingiliz, Alman, AmerikalI ara$tIrma kurullarInIn ara$tIrma ve incelemeleri ilk uygarlIgI kuranlarI bilim çevrelerine tanItmaya ba$ladI. Özellikle bu eski insanlarIn yazIlarInI okumak çok önem kazandI. Gerçek tarih gömütten çIkIyordu.
173
KALBE, ELAM, A SUR
YazIlI belgelerde, anItlarda ve el yapImI yapItlarda bulunan yazI Sümerlerin yazIsIdIr, dil de Türk dilidir [1]. Bu yazI çivi yazIsIdIr (Cuneiforme). Bu ülkelere sonradan gelen Samiler aynI yazIyI kullanmI$lardIr. Dogrusu, bütün BatI Asya'da M.Ö. 1200 yIlIna kadar ba$ka yazI yoktu ve Fenike Alfabesi bu tarihte bulundu.
5.4. iLK UYGARLIKLARIN KURUCUSU
Bu Türk UygarlIgInIn ortaya çIktIgI alanIn sInIrlarI ve bu sInIrlarIn gerileri özenle incelendiginde, bu uygarlIgIn ilk be$igi ve kaynagInIn Orta Asya oldugu anla$IlIr. Orta Asya'dan göçlerin ba$lamasIndan sonra aralIklarla MIsIr, Adalar [Ege) Denizi Bölgesi, Anadolu da Eti, Hazar Denizinin güneyinde Met ve iran uygarlIklarInIn ortaya çIktIgI görülür. Bütün bu uygarlIklarI kuranlarIn kimler oldugu, kIsaca Justin diye bilinen Latin tarihçi Marcus Junianus Justinus' un a$agIdaki tümcelerinden anla$IlmaktadIr.
"Bütün öteki uluslar egemen olmadan önce, YakIn Asya ba$tan sona 1500 yIl süreyle, MIsIrlIlardan ve tüm öteki uluslardan çok daha eski bir ulus olan Çitlerin {SakalarIn) egemenligi altInda kaldI".
AsyalIlarIn sözlü olarak ilettikleri verilerden Troge Pompe'nin çIkarttIgI bilgiler, bilimin yeni bulu$larI ile dogrulanmI$ ve yazIlI kanIt olarak bir gerçeklik olmu$tur. Asur ülkesinde yapIlan ara$tIrmanIn ortaya koydugu çok önemli ve hiç beklenilmeyen sonucu,
[1] Türk dilbilimci A. C. KasIm, Sümercenin eski bir Türk dili oldugunu yaptIgI çok kapsamlI ve önemli bir çalI$mayla göstermi$tir. Ataki$i Celiloglu KasIm, "Sümerce" Kesin Olarak Türk Bilidir.
174
SÜMER, AKAT, ELAM HAKANLIKLARI
eski insanlarIn Scythes dedigi toplumlarIn Ariler ve Samilerden önce bütün BatI Asya üzerinde yüksek bir uygarlIk seviyesine ula$tIklarI ve yeryüzünün bu bölgesinde ilk uygarlIklarIn dogu$unda en çok payI olduklarInIn ortaya çIkmasIdIr. Eski insanlarIn üstü kapalI olarak TuranI dedikleri Çitlerin {SakalarIn) soyu, Altay soy kümesindendir [1].
5.5. SÜMER, AKAT, ELAM HAKANLIKLARI
Sümerlerin, AkatlarIn ve ElamlarIn kurduklarI hakanlIklar çe$itli tarihi biçim ve özleri sergilerler. BunlarIn yönetim biçimleriyle Altaylarda tarihin bildigi ilk Türk yönetim biçimleri arasInda büyük bir benzerlik vardIr. Türklerin ilk yönetim düzenleri, belirli sInIrlar içindeki ortak ülkede, özerk ya da bagImsIz olan kentlerin veya boylarIn yönetimlerinin olu$turdugu birliktir. Her kenti yöneten bir bey oldugu gibi ayrIca bunlarIn üstünde bütün birligi yöneten bir de hakan vardIr. Gerektiginde bir öteki kentin veya boyun önderi bütün birligin hakanlIgInI üstlenir.
Kaide ve Elam'da hakanlIk yönetimi dini yönetimle birle$mi$ gibi görünüyor. Bu ülkelerde ayrIca tüm kentlerde kent tanrIsI bulunurdu. Kent tanrIsInIn yetkisi kentin hakanInda da bulunurdu.
HakanlarIn, özellikle de genel kurulun ba$Ina geçenlerin, kendini TanrI yerine koymasI veya bütün kentlerin tanrIlarInI yok ederek onlarIn kendi tanrIlIgIna tapmalarI için baskI yapmasI veya o tanrInIn yetkisinin elinde oldugunu belirterek kendine kesin olarak boyun egilmesini istemesi gelenegi Samilerin döneminde
[1] François Lenormant, Histoire Ancienne de l'Orient.
175
KALBE, ELAM, A SUR
ba$lamI$tIr. Her kent kendi tanrIsI için bir tapInak, hakan için bir saray ve ulus için konutlar yapardI. Genel kurul binasInI kolayca korumak için çevresine bir kale duvarI yapIlIrdI.
Daha ba$langIçta Kaide ve Elam'da birçok kentler yapIlmI$tI. Ancak bunlarIn tümü günümüzde toprak altIndadIr. Son dönemlerde izleri bulunup birer birer ortaya çIkarIlmaya ba$lanmI$tIr. $imdiye kadar bilinen ve hakan kenti denilen kentler 11 tanedir.
Bu kentlerden adlarI Uruk, Ur [1] ve Adap olan üç tanesi Sümer'dedir.
AdlarI Kish, Aksak, Opis ve isin olan dördü Akat'tadIr.
AdI Mari olan Orta FIrat üzerindedir.
Dicle Nehrinin kaynaklarIna yakIn bölgedeki Gutiyum'dur.
ikisi de Elam'daki Sus kentinden ba$ka, Avan ve Anan HamazVdir.
TanrI EnliVin tapInagInIn bulundugu Nippur kenti ve Sümer'deki benzeri Laga$ (Tello) kentidir.
Daha yerleri bilinmeden belirtilen birtakIm ba$ka büyük kentler de vardIr.
Hakan kenti denilen büyük kentler birbiri ardInca gelen çe$itli hakan boylarInIn ba$kentleri olmu$tur.
[1] Ur, Tûrkçede hendek veya hendek ile çevrilmi$ kale demektir.
176
SÜMER, AKAT, ELAM HAKANLIKLARI
Böylesine dar bir bölgede ba$kent olabilecek bu kadar çok kentin yapIlmasI, çe$itli hakanlarIn ba$kentlerini degi$tirmeleri, bu hakanlIgIn ülke yönetim düzeni, kamu gelir gider yönetim düzeni, ordu düzeni ve kaynaklarI olan yüksek bir uygarlIgI oldugunu gösterir.
Böyle bir yönetim örgütünün olu$abilmesi iki kar$It etkenin varlIgI ile açIklanabilir. Her $eyden önce, her kent toplumsal bagImsIzlIgInI korumak istiyordu. Öte yandan da ya$adIklarI ülkenin ko$ullarI özellikle ortak ve sIkI çalI$mayI gerektiriyordu. Çünkü Dicle veya FIrat IrmagI ta$tIgInda yalnIz bir ki$inin veya bir kentin topragI degil birden çok kentin topragI sular altInda kalabiliyordu. Bu nedenle bu yönetim ilkesi Kaide ve Elam Türklerinin bagImsIz, uygar ve çalI$kan olma özelliklerine uygundu.
Kentlerin böyle bir düzen içinde yönetilmeleri ve çalI$malarI sonucu ülke çok geli$ti ve varlIklI oldu. Her bölgeye kentler yapIldI. Hurma ve öteki meyve agaçlarI, meyve harImlarI (bahçe), verimli tarIm alanlarI ülkeyi kaplIyor, varlIk getiriyor ve uran (sanayi) geli$iyordu. Kentlerin alI$veri$ yerlerine ve tapInaklarIna varlIklar yIgIlIyordu.
Mezopotamya harImI, M.Ö. 5000 - 4000 yIllarInda batIdaki çölün kumlarI ile dogudaki dik daglarIn arasInda gözleri bir cennet güzelligiyle kama$tIrIyordu. Bu harIm tüm tarihi boyunca, çignenmenin yIkImIndan uzak kalamayacaktI.
Güvenligin genellikle daha iyi oldugu dönemlerde, Elamlar, Sümerler ve Akatlar birbirine sIkIca bagImlI degillerdi. Her birinin kendi sInIrlarI içinde ayrIca yönetimleri vardI. Ancak güvenligin süre geçtikçe daha çok kötüye gitmesi, saglam bir birlik kurma
177
KALBE, ELAM, A SUR
gerekliligini hakanlara anImsattI. Böylece, güçlerini kom$ularIna tanItmak, üretim ve dü$ünme yetilerini daha iyi biçimde geli$tirmek amacIyla ortak bir yönetim kurdular.
Bu döneme kadar Sümerler, Akatlar ve Elamlardan her birinin kendi içlerinden çIkmI$ hakan boylarI vardI. Bundan sonra bu boylar bir yönetime baglI olacaklardI.
Yeni yönetim örgütlenmesi böyle olmakla birlikte yine de bilinen on bir tane hakan kenti bagImsIz olarak görülüyordu. Samiler M.Ö. 2225 yIlInda yönetime geçene kadar hakan kentleri belli dönemlerde sIrayla birligi yönetti. Birligin yönetimi;
üç kez Sümerlere,
dört kez Akatlara,
iki kez Elamlara,
bir kez Mari kentine ve
bir kez de kuzeydeki Gutiyumlulara
geçti. AyrIca, Laga$ gibi bir boy olu$turmu$ olan kentlilerin genel kurulu yönetmesi gibi olaylar bile olmu$tur.
Bu durum, yönetim birliginin sürdürülmesiyle birlikte bir kentin birligin hakanlIgInI kendi yararIna kullanmadIgInI, genel olarak birlik yönetiminin yüzyIllarca ölçülü biçimde sürdügünü gösterir.
AyrIca belirtmek gerekir ki, gücü ve birligi elinde tuttuguna inanIlan bir TanrI vardI. Hakan kenti olmayan Nippuf&a oturan bu TanrI, Kalde'nin birinci
178
KALAM'DA iÇ ÇEKi$MELER
dini gücü olan Enlil'dir. Yönetime geçen hangi hakan boyu olursa olsun, hakanI seçen ve ona yeryüzünde kendi adIna davranma yetkisi veren Enlil'di.
Enlil sava$ ilan eder, sözle$me ve anla$ma yapar, yasalarI uygular ve bunu yalnIz Kaide ve Elam için degil, sonradan Kalde'nin kuzeyine gelip sokulmu$ olan Samiler için de yapardI. Nippur ve Enlil'in, 1. Ki$ ve 1. Uruk Hakan boylarI dönemlerinden beri var olduklarI sanIlmaktadIr.
5.6. KALAM'DA iÇ ÇEKi$MELER VE SAVA$LAR
Sümer kentlerinden birinin hakanI benzersiz olma tutkusuna kapIldI. TanrI Enlil'den Sümer, Akat ve Elam ülkelerine egemen olma buyrugu aldIgInI ileri sürerek M.Ö. 3050 yIlInda kom$ularIna saldIrdI.
Bu hakanIn torunu da aynI davranI$I gösterdi. Öteki hakanlar bunun üzerine yürüdü. Böylece, yönetimin düzeni, i$levselligi zedelendi ve gücü azaldI. Bu durumdan yararlanan Agadeli Sargon adInda birisi ortaya çIkarak M.Ö. 2850 yIllarInda Kalde'de bir hakanlIk kurdu. Kalde'ye bütünüyle egemen olduktan sonra Amanos DaglarI (Toroslar) ve Suriye yönlerine akInlar yaptI. Elamlar artIk tek ba$larIna bagImsIzlIklarInI koruyorlardI. Sargon'un ogullarI ve torunlarI hakanlIgIn güçlenmesi için çalI$tIlar. iran Körfezinde büyük bir donanma yaptIlar. Dogudan iran'a, kuzeyden Anadolu'ya girdiler. BatIdan Akdeniz kIyIlarIna kadar ilerlediler ve Fenike'ye yerle$tiler.
Eskiden beri MIsIr ile var olan ili$ki çogaldI ve geli$ti. Bu yüzden bir takIm MIsIr dü$ünce ve ögretisi
179
KALBE, ELAM, A SUR
Kalde'ye geçti. Böylece, Kaide hakanlarI Firavunlara öykünerek kendilerini o döneme kadar tapInaklarda kapalI duran tanrIlarIn yerine koydular. insanlarI kendilerine taptIrdIlar.
Bu geli$melerden sonra Sümerler ayaklandIlar. AyaklanmanIn sunucunda M.Ö. 2648 - 2623 yIllarI arasInda Sargon Boyunun yerine geçtiler. Bu dönem, Sümerlerin 4. Uruk HakanlIgI dönemiydi. Anla$IldIgIna göre daha önce üç Ur veya Uruk HakanlIgI dönemi ya$anmI$tIr. ilk hakanlarInIn adI Urkhom'dur. Ur kentini bu hakan yaptIrmI$tIr. Kenti görkemli anItlarla süsledi. KapIlarI tunçtan bir tapInak ve yüksek bir piramit bu tür anItlardandIr [1].
4. Sümer Hakan Boyu döneminden sonra ülkeye yabancI bir boy gelip egemen oldu. Bu yeni boy M.Ö. 2622 - 2598 yIllarInda Dicle IrmagInIn dogusundan, Hazar Denizi yöresinden geliyordu. Bu olaydan sonra Mezopotamya'nIn kuzeydogu bölgelerine yeni bir göçün oldugu anla$IlIyor. Kalde'yi ele geçiren yabancI boyun yönettigi bir yüzyIl boyunca MIsIr firavunlarI karadan ve denizden bunlara kar$I akInlar yaptIlar. 120 yIl egemen olduktan sonra M.Ö. 2497-2475 yIllarI arasInda Sümerlerin ayaklanmasI üzerine ülkeden çIkarIldIlar. Yeniden yönetime gelen Sümer hakanlarI bir yandan Filistin ülkesine akInlar yaptIlar, öte yandan eski dost ve soyda$larI Elamlar üzerine akIn yaparak Sus kentini ele geçirdiler.
[1] Günümüze kadar yapIlan kazIlarda Urkhom soyundan Hakan Gudea'nIn M.Ö. 3600 yIlInda yapIlmI$ 8 heykeli bulunmu$tur.
180
SÜMER, AK AT, ELAM
Bu olaydan sonra Kaide ülkesinde yine büyük bir karI$IklIk oldu. Bu sIrada Gudea ve Dungi'den sonra gelen Hakan Bur-Sin, Asur KiralI Zariku'yu M.Ö. 2390 -2385 yIllarInda yönetimine bagladI. Zariku adI ilk kez duyuluyordu.
Bur-Sin'den sonra gelen Hakan Gimü-Sin kuzeyden gelecek saldIrIlara kar$I Dicle ve FIrat IrmaklarI arasIna bir duvar yaptIrdI. Hakan Gimü-Sin ve sonra gelen ibi-Sin dönemlerinde, M.Ö. 2380 - 2358 yIllarI arasInda ülkeye güneyden ve dogudan saldIrIlar yapIldI. ilk önce Elamlar kendilerini toplayIp kar$I saldIrIya geçtiler. Elamlar Mezopotamya'yI ele geçirdiler ve Filistin'e dek ilerlediler. Elam HakanI Kudur-Mabuk (Kudur-Mabug) Filistin HakanI sanInI aldI. Ancak yenilenler burada da Elamlara kar$I saldIrIya geçtiler. ElamlarI geri püskürterek Mezopotamya'ya kadar izlediler ve onlarI yendiler. Böylece, Kaide HakanlIgI FIrat IrmagInIn yukarIsIndaki isin kentinde yerle$en bir Filistinli Sami hanedanIn yönetimine geçti. Buna kar$In M.Ö. 2307 -2095 yIllarInda ElamlI bir boy Larsa'yI koruyarak buraya yerle$ti.
5.7. SÜMER, AKAT, ELAM
HAKANLIKLARININ SONU
Bu karI$Ik ve olagan dI$I durum M.Ö. 2225 - 1926 yIllarI arasInda 1. Babil HanedanInIn ortaya çIkarak Akat ve Sümer ülkelerine egemen olmalarIna neden oldu.
Böylece, tarihlerinin ilk dönemlerinden beri binlerce yIl birlikte ya$adIktan sonra birbirlerine kIskançlIkla dü$man olan ve uzun yIllar birbirleriyle vuru$an Sümerler, Akatlar ve Elamlar arasInda süregelen sava$lar Samilerin egemen olmalarIyla sona erdi.
181
KALBE, ELAM, A SUR
5.8. ASURLULAR
AsurlularIn ortaya çIkmasIna Kaideliler neden olmu$tur. Asurlular, sava$lar ve göçler sIrasInda kuzeye çIkan bir kesim Samiler Ku$lular ve Hazar Denizi yöresinden gelen birtakIm boylarIn olu$turdugu bir topluluktur. Asurlular Dicle Bölgesinin daglIk yörelerinde ayrIca birtakIm kentler yaptIlar ve M.Ö. 2500 yIllarInda bu kentlerde küçük ölçekli yönetimler kurdular. BunlarIn en önemlisi Asur {Assur, Kalat Sharkat) kentiydi. Tarihteki Asurlular adI da Asur kentinden gelir. AyrIca Kalak (Calah), Ninova gibi öteki ünlü kentleri de yaptIlar.
Asurlular uygarlIkta genellikle Anadolu'daki kom$ularI Etilerin, güneydeki kom$ularI Sümerlerin ve AkatlarIn gerisinde kaldIlar. Ancak, kom$ularI çe$itli nedenlerle güçsüzle$tikten sonra Asurlular kendilerini göstermeye ba$ladIlar.
M.Ö. 1300 yIllarIna dogru üstünlük Babil'den Asurlulara geçti. Kaide ve Asur ülkeleri tümüyle Asur KiralI 1. Salmanasar'm yönetiminde birle$ti.
M.Ö. 1100 yIlInda kIral olan 1. Tiglatpileser batIda Filistin ve Akdeniz'e kadar uzanan topraklarI aldI. 42 tane ulusu yendigini övünerek anlatIr.
Bundan sonra bir yozla$ma dönemi ba$ladI. Bu yozla$manIn sorumlusu KIral Sardanapal'dIr. Daha sonra, M.Ö. 850 ve 745 yIllarInda yönetime gelen 3. Salmanasar ve 3. Tiglatpileser gibi kahraman kIrallar Suriye'yi yeniden alarak Yahudilere ve Fenikelilere egemen oldular. Bu tarihte Asur yerine Kalak kenti yönetimin ba$kenti oldu.
182
ASURLULAR
AsurlularIn en üstün hanedanI ünlü SargonlardIr. Bu hanedanlIgI M.Ö. 722 yIlInda kuran 2. Sargon, eglenceye dü$kün kIrallardan birinin Ba$ Beyiydi. 2. Sargon önemsiz boylarla degil, büyük yönetimlerle kaygIsIzca çarpI$tI. Çetin bir sava$çIydI. Babil'i iki kez aldI ve Babil KiralI Marduk Baladan'I (Merodach Baladan, 2. Marduk Aplaiddina) yendi. Yenilginin baskIsI Marduk Baladan'I ülkeden kaçIrttI. Birle$en Suriyeliler ve MIsIrlIlarI yendi, Yahudi KIrallIgInI yok etti. KIbrIs'I vergiye bagladI. 2. Sargon ayrIca bilimi ve sanatI sevdi. Ninova KitaplIgInI o yarattI. Ba$kent yapIlan Ninova kenti yakInInda çok büyük Khorsabat sarayInI yaptIrdI.
Asur gücü, KIral Asurbanipal ile Asur tarihindeki en üst seviyeye ula$tI. Asurbanipal MIsIr'a girdi ve Tep'in güneyine kadar ilerledi. Karadeniz'den Nil IrmagIna ve iran Körfezine kadar bütün yönetimler Asurbanipal'^ baglandIlar.
Birkaç yIl sonra, M.Ö. 612 yIlInda bu görkemli yönetim, Met HakanI Kiyaksares'in akInlarI altInda eridi. Asur yönetimi yIkIntIsIndan Met HakanlIgI dogdu. Metlerle birlik olan Babilliler ikinci kez Babil KIrallIgInI kurdular, Suriye ve MIsIr'In büyük bölümünü ele geçirdiler. Babilliler Anadolu'da LidyalIlarIn hakanInI yenmek için Metlere yardIm ettiler. Babil KiralI 2. Nabukodonosor (2. Nabukudurriusur) Babil'i onardI ve geli$tirdi.
Babillilerin son kiralI Baltazar (Nabonidus, Nabunaid) oldu. AkamanI$ (Pers) HakanI Kuru$ (Keyhüsrev) M.Ö. 539 yIlInda Baltazar'I yendi ve Babillilerin alkI$larIyla Babil'e girdi. Kuru$, Babil KiralI 2. Nabukodonosor'un M.Ö. 600 yIlInda Babil'e tutsak olarak getirdigi Yahudileri özgür bIraktI.
183
KALBE, ELAM, A SUR
5.9. SÜMER UYGARLIGI
Günümüze kadar ortaya çIkarIlan tarihi belgeler, insanlIgIn ilk uygarlIklarIndan biri oldugu anla$Ilan Sümer UygarlIgInIn uzun süredir Ön Asya uluslarInI etkiledigi kesin olarak kanItlamI$tIr. Tarihi belgeler ayrIca, özellikle AkatlarIn ve ElamlarIn tümüyle Sümer UygarlIgInIn etkisinde kalarak yüksek bir uygarlIk seviyesine ula$tIklarInI da kesin olarak göstermi$tir.
5.9.1. TARIM VE HAYVANCILIK
Sümerler hayvancIlIkta ilerlemi$lerdi. HayvanlarI evcille$tirerek onlardan yararlanIyorlardI. Koyun, keçi ve domuz besliyorlardI. OnlarIn yünlerinden kuma$ dokuyorlardI. Evlerinde dokuma araçlarI oldugu gibi, degi$ik araçlarI olan dokuma evleri de vardI. TarImda da ilerlemi$lerdi. Saban, düven (dügen) gibi yakIn dönemlere kadar var olmu$ çe$itli tarIm araçlarInI kullanIrlardI. Su yollarIyla tarlalarI sulayarak ekin yeti$tirirlerdi. Büyük tarIm alanlarInda özellikle Irmak kenarlarInda dayanI$mayla su yollarI açIlIr, bilimsel olarak nitelenebilecek yöntemlerle IrmaklarIn sularI denetlenir ve sulama yapIlIrdI. Sümer'in varlIgI tarIma ve alIm satIma dayanIrdI. Tümüyle tarImsal üretime göre yapIlanmI$ olan ülke topraklarInIn bir bölümü hakanIndI. Bireysel giri$imle kurulan çiftliklerin topraklarI da vardI.
Sümerler bakIrdan, altIndan araçlar ve gereçler yapIyorlardI. Madenleri i$lemeyi ve ala$Im yapmayI biliyorlardI. Sürekli kullandIklarI sIradan araçlar, MIsIrlIlarIn tarih dönemlerinde kullandIklarI araçlardan daha çok geli$mi$ti. Önce bakIrI, sonralarI altInI süs ürünleri yapImInda kullandIlar. KadInlarIn inci ve degerli ta$lardan gerdanlIklarI vardI.
184
SÜMER UYGARLIGI
Mezopotamya'da ta$ bulunmadIgI için Sümerler yapIlarInI güne$te kurutup ürettikleri kerpiç tuglalar ile yaparlardI. Tugladan yapIlmI$ büyük yapIlarI ve anItlarI vardI. Örnegin, KI$ kentinde ortaya çIkarIlan saray büyük bir alan üzerine tugladan yapIlmI$tIr. Bu sarayda ve ortaya çIkarIlan öteki yapIlarda tugladan yapIlmI$ büyük yapI direkleri (sütun) bulunmu$tur. YapIlardaki duvar süslemeleri $a$kInlIk uyandIracak ölçüde kusursuzdur.
5.9.2. URAN (SANAYi)
Bulunan yapItlardaki süslemeler, Sümerlerin sedef i$lemeciligini de bildiklerini gösteriyor. KI$ kentindeki sarayIn yapIsI ve süslemeleri Eski Sümer ülkesinin geli$mi$ligini, yapI ustalarInIn ve sanatkarlarIn yüksek yeteneklerini yansItmaktadIr.
Böylesine eski bir çagda ta$ direk, kemer, kubbe gibi batIya ancak binlerce yIl sonra girebilen yapI biçimlerini Sümerler yapIlarInda yaygIn olarak kullandIlar. Kemer ve kubbe yapI yöntemini tarihte ilk önce Sümerler bulmu$tur. Sümerlerin yapay tepeler üstüne kurduklarI Babil Kulesi gibi tapInaklar kusursuz yapI örneklerinden sayIlabilir.
Sümerlerin ileri düzeydeki yapIlarInIn yansIttIgI yüksek uygarlIk seviyesi, gömütlerdeki degerli ürünlerde de görülmektedir. AltIn ve gümü$ten yapIlmI$ araç gereçler, mutfak kaplarI, silahlar, degerli madenlerden yapIlmI$ araçlar, ortaya çIkarIlan gömütlerde çok sayIda bulunmu$tur. Bu gömütlerde sedef süslemeler çok görülmektedir. Bulunan hakan gömütlerinde altIn ba$lIk, hakanIn adInIn yazIlI oldugu altIn kupa, gümü$ kemer; altIn, gümü$, sedef gerdanlIklar ve küpeler; altIn heykeller ve igneler vardIr.
185
KALBE, ELAM, ASUR
Heykel sanatInda da çok beceri kazanmI$lardI. Bir kadIn hakan gömütünden çIkarIlan gümü$ten bir inek ba$I ve iki di$i aslan kafasI büyük bir yetenegin ürünüydü. Yine bu gömütte bulunan e$ek heykeli kusursuz bir gerçekçi sanat yapItIdIr. Sümerlerin heykel sanatInda ula$tIklarI bu ileri seviye ancak M.Ö. 5. yüzyIlda YunanlI sanatçIlarda görülebiliyor. Sümer HakanI Gudea'nm heykelinin günümüze dek bulunan heykeller arasInda belli bir insanI en gerçekçi biçimde gösteren ilk heykel oldugu belirtilmektedir. Sümer heykel sanatI yalnIz yöntem olarak degil ülkü açIsIndan da ileriydi. Heykeller çogunlukla saraylarI süslemek için kullanIlIrdI. Babilliler ve Asurlular yapItlarInI Sümer yapItlarIna benzetmeye çalI$arak Sümer sanat gelenegini sürdürmü$lerdir.
Sümerler uygar ve çok varlIklI ülkelerine dI$arIdan gelecek saldIrIlarI engellemek, uygarlIklarInI korumak için güçlü bir ordu olu$turmu$lardI. Sümer'de orduda görev alan erlere bir ödeme yapIlmazdI. Her yurtta$ bir sava$çIydI ve sürekli sava$a çagrIlacakmI$ gibi hazIr olurdu. Hakan da sava$a katIlIr ve ön sIrada sava$IrdI.
5.9.3. ULUSALCILIK VB YASA
Sümer toplumu saygInlIgInI, soylulugunu, ulusal onurunu koruyan ve ulusal degerleriyle övünç duyan bir ulustu. Ülkeleri dü$manIn eline geçtiginde onlar için çalI$mazlardI. Sümerlerin tüm ülkede ayaklanmalarI sonucu Sargon egemenliginin sona erdigi bilinmektedir.
M.Ö. 1900 yIlInda uygulanan Hamurabi yasalarI eski Sümer yasalarI ve geleneklerinin derlenmesinden olu$mu$tur. Dogrusu Babil UygarlIgI her ögesiyle Sümer
186
SÜMER UYGARLIGI
UygarlIgIndan türemi$tir. Hamurabi yasalarI bu bölgede ilk kez ortaya çIkan yasalar kitapçIgI da degildi. Sümerlerin 3. Ur HakanlIgInIn Dungi döneminde derlenen yasalar kitapçIgI Hamurabi yasalarInIn çok benzerlerinin temelini olu$turur. Daha önce örnegin Urukagina döneminde derlenmi$ yasalar da vardI.
Ancak, Sami Hamurabi yasalarInIn yaptIrImlarI Türk Sümer yasalarInIn yaptIrImlarIndan daha agIrdI. Örnegin ailede e$lerden birinin ötekini aldatmasInIn yaptIrImI Hamurabi yasalarInda ölümken, Sümer yasalarInda bo$anmaya yeterli bir neden bile degildi. AynI biçimde, Sümerler tutsaklara kar$I da daha içten davranIrlardI. Bir tutsagIn kaçmasInIn Hamurabi yasalarIndaki yaptIrImI ölümdü. Oysaki Sümerler biraz para ödetme yaptIrImIyla yetinirlerdi. Sümerlerin düzenli yargIlarI vardI. Düzenli tapu i$lemleri yapIlIrdI. Kamu egemenligi ile birlikte bireysel varlIk da geçerliydi.
Sümerlerde aile kurumu tek e$lilige dayanIrdI. KadIn ve erkek özgürce görü$ürlerdi. Bir erkek ile sözlenen kIz evlilikten önce kayInbabasInIn evinde kalabilirdi. Evliligin dini bir içerigi yoktu. Evlilikten sonra kadIn aile varlIklarInIn ortagI olurdu. Erkek, kadInIn istegi olmaksIzIn ortak varlIklarI satamazdI. Aile borçlarIndan e$lerin her ikisi de sorumluydu. KadInIn tutumsal bir gelecegi vardI ve istedigi i$i yapabilirdi. i$liklerde, alI$veri$ yerlerinde çalI$abilirdi ve yüzü açIk olarak gezerdi.
5.9.4. EGiTiM VE ÖGRETiM
Sümerlerin egitim ve ögretim düzeni kusursuzdu. Erkek ve kIz çocuklarI bir arada egitim görürlerdi. Okullarda okuma yazma, dilbilgisi, yazI yazma (kompozisyon), cografya, matematik, alan hesaplama
187
KALBE, ELAM, ASUR
yöntemleri, uzunluk ölçme, ölçekler ve yazIn ögretilirdi. Yüksek okullarda hekimler ve mimarlar gibi meslek adamlarI yeti$tirilirdi. Sümerlerin çok tanrIlI bir dini vardI. TanrIlarIn niteligi ve görünümü insana benzetilirdi. TapInaklar tanrIlarIn evleriydi ve buralarda insan gibi bir ya$amlarI vardI. TanrIlar insanlarIn mutluluklarI ve dü$künlükleriyle yakIndan ilgiliydiler. YaptIrImlarI ve ödülleri yeryüzünde verirlerdi. Sümerler özün ölümsüzlügüne inanIrlardI, ancak öldükten sonra yeniden dirilmeye (öteki ya$ama), cennet ve cehenneme inanmazlardI.
5.9.5. DiN VB BiLiMLBR
Sümerler en büyük tanrIlarIna Dingir adInI vermi$lerdir. Kimi Sümer dilbilimcileri Dingir adInIn, TangrI, Tengri veya TanrI sözcüklerinden türedigini belirtmi$ler ve üstelik Sümerlerin Türk olduguna daha birtakIm sözcüklerle birlikte bunu da kanIt olarak göstermi$lerdir. Buna ek olarak, Sümerlerde Enlil, Mama, Nintar ve sonraki dönemlerde olasIlIkla onlardan kalan Bel, Bin, Annon gibi tanrIlar da vardIr. Bu son tanrIlardan Bel nesneyi biçimlendiren ve yeryüzünü düzene sokan güç, Bin evreni yöneten anlayI$, Annon ise güzel sanatI yaratan güçtür.
Sümer dininin ya$ama uygulanmasI incelendiginde somut bir ögretiye baglI oldugu anla$IlIr.
Sümerler ayrIca Güne$, Ay ve kimi yIldIzlar gibi gökyüzündeki nesnelere de TanrI olarak taparlardI. Gök varlIklarInIn devinimleriyle yeryüzü olaylarI arasInda ili$kiler kurarak gelecegin önceden bilinebilecegine inanIrlardI. Sümerler bu inançlara baglI olarak Güne$e, Aya ve yIldIzlara önem verdiler. Böylece gökyüzündeki
188
SÜMER UYGARLIGI
varlIklarIn devinimlerini gözlemlemeye ve incelemeye ba$ladIlar. Ay ve Güne$ tutulmalarInIn zamanlarInI belirlemeye yöneldiler ve hesapladIlar. Gezegenlere adlar verdiler. TapInaklardaki çok katlI kulelerden gök varlIklarInIn gözlemlerini yapabiliyorlardI. Böylece Sümer'de gök bilimi geli$meye ba$ladI. Yeryüzünde ilk kez bir yIlIn 12 ay oldugunu, bir ayIn 30 gün, bir günün 24 saat oldugunu hesapladIlar, Güne$ saatine ve Ay yIlI hesabIna dayanan takvimi buldular. Dört aritmetik i$lemi buldular, bugün kullanIlan çarpIm ve bölüm tablolarInI hesapladIlar, daireyi 360 dereceye böldüler. Böylece, aritmetik ve geometrinin temellerini attIlar.
Sümer dini inancInda tanrIlarIn yaptIrImlarI ve ödüllendirmeleri yeryüzü ya$amIyla ilgiliydi. Bu nedenle, Sümerler hastalIklarI tanrIlarIn verdigi yaptIrImlar gibi algIlarlardI. Ba$ka bir deyimle, tanrIlara kar$I i$lenen bir kusur yüzünden hastalanIldIgIna inanIrlardI. Bu inanca göre, hastanIn tanrIlarI mutlu etmesi gerekirdi. TanrIlarIn kusuru bagI$lamasInI saglamak için din adamlarI aracI olurlardI.
Ancak daha olumlu iyile$tirme yöntemleri de vardI. Hasta topluma açIk bir alana yatIrIlarak yakalandIgI hastalIkla ilgili insanlarIn görü$ alInIrdI. HastalIgI iyile$tirme yöntemi, bu görü$lerden çIkan sonuca göre belirlenerek uygulanIrdI. Ba$arIlI olan iyile$tirme yöntemi tapInaklarIn duvarlarIna kazInarak yazIlIrdI. iyile$tirmede çe$itli otlar ilaç olarak kullanIlIrdI. iyile$tirme yöntemleri, ilaç olarak kullanIlan bitkilerin insan gövdesine etkileri ve gövdenin bitkilere kar$I duyarlIlIgInIn incelenmesiyle Sümer'de hekimligin ilk somut temelleri atIlIyordu.
189
KALBE, ELAM, ASUR
5.9.6. YAZIN VB YAZI
Sümerlerin yazInInda (edebiyat) da çok yapIt vardIr. YazIn ilk önce dini ve kahramanlIk öyküleriyle ba$ladI. YaradIlI$ ile ilgili söylenceler, dini ve ulusal kahramanlIk öyküleri yaratIldI. Sonraki dönemlerde Sümer ülkesinin dü$manlarIn eline geçmesi üzerine dokunaklI agItlar yazIldI. Bu yapItlar Sümerlerin yazIn yeteneginin görkemli kanItlarIdIr. Sümer yazInI, ba$lIca Sami dillere ve öteki dillere de çevriliyordu.
Sümer'de yazIn yapItlarIndan ba$ka birçok ileti (mektup) de yazIlmI$tIr. BunlarI yazmak için bir yazIcIlar kesimi de olu$mu$tu. YazIcIlar sözle$me ve ileti gibi yazIlarI kil tabletler üzerine yazarlardI.
Günümüzdeki bilgilere göre tarihte bilinen ilk yazI Sümerlerin yazIsIdIr. Sümerler bu yazIyI ana yurtlarI Orta Asya'dan getirmi$lerdir ve bütün ön Asya'da yüzyIllarca kullanIlmI$tIr. Sümerleri izleyen uluslar bu yazIyI kullanmI$lardIr. Sümer yazIsI yukarIda belirtildigi gibi çivi yazIsIdIr.
5.9.7. YAPI VB KBNTLB$MB
Sümerler önceleri tapInaklarInI yapay olarak olu$turduklarI tepeler üzerlerine yaparlardI. Ziggurat dedikleri bu tepelerin en ünlüsü Babil Kulesi olarak anIlan tepe ve tapInaktIr. Zigguratlar, yeraltI, yeryüzü, gök gibi evrenin bölümlerini anlatIyor ve Göge, TanrIya giden yolu gösteriyorlardI. BunlarIn en görkemli yeri, büyük kemerli giri$i ve büyük kubbeydi. KapIlarInda altIn ve gümü$ süslemeler vardI, duvarlarI renkli resimler ve öteki süslemelerle bezenmi$ti. Sümerlerin özel ya$amlarI da yüksek uygarlIk seviyelerinin bir göstergesiydi. Orta kesimden bir Sümerlinin tugladan
190
SÜMER UYGARLIGI
yapIlmI$ iki katlI ve duvarlarI beyaz boyalI evine kemerli bir kapIdan girilirdi. Evin üst katInda aile ya$ardI ve alt katInda konuklarI agIrlamak için geni$ bir oda vardI. Evin altInda su tesisatI vardI. Bir evdeki oda sayIsI 12-14 arasIndaydI. Yemek masalarI, arkalI ve yastIklI sandalyeler, altIn veya gümü$ i$lemeli karyolalar ve varlIklI evlerde halIlar evin mobilyasInI olu$tururdu. Yemekler metal çatalla yenirdi.
YukarIda özetlenerek verilen, arkeolojik ve dil bilimsel incelemeler sonucunda elde edilen bilgilerin bile Sümer UygarlIgInIn degerini ve Sümerlerin genel uygarlIk tarihindeki önemini yeterince gösterdigi kanIsIndayIz [1].
[1] Charles Leonard Woolley, Les Sumeriens.
191
192
MISIR
MISIR VE NiL TOPLUMSAL KÖKENi MISIR TARiHi MISIR UYGARLIGI
193
194
6. MISIR
M.S. 19. yüzyIla kadar MIsIr'In dogru olarak tarihi bilinmiyordu. Bu konuda bilinen bilgiler söylencelerle karI$mI$tI. MIsIrlIlar da geçmi$lerinin 2000 veya 3000 yIldan öncesini bilmiyorlardI.
MIsIr'In tarihi, bugüne kadar MIsIr topraklarInda birçok bilim adamInIn yaptIgI ara$tIrmalarda bulunan yapItlar ve MIsIrlIlarIn yazIsInIn M.S. 1822 yIlInda okunmaya ba$lamasIndan sonra ortaya çIkmI$tIr.
6.1. MISIR VE NiL
MIsIr ülkesi Afrika Ana KarasInIn kuzeydogu bölgesindedir. Asya ile Afrika arasInda bulunan dar Süvey$ Bölgesi iki ana kara topraklarInI birle$tirir. Afrika Ana KarasI, kuzeyde Akdeniz ve doguda KIzIldeniz ile çevrilidir. MIsIr'In batIsI ve güneyi çöllerle kaplIdIr.
MIsIr'a genellikle hiç yagmur yagmaz. Gökyüzü sürekli tümüyle açIk ve mavidir. Gündüzleri parlak güne$ yakIcIdIr, geceleri çöllerde oldugu gibi serindir. Eger büyük bir Irmak olan Nil ülkenin ortasIndan geçmeseydi, MIsIr bir çölden, ta$lIk ve çIplak bir ovadan ba$ka bir $ey olmazdI.
MIsIr ülkesi Nil IrmagInIn bir armaganIdIr. Dogrusu, MIsIr topraklarInI yaratan Nil IrmagIdIr.
Nil, yeryüzünün en büyük IrmaklarIndan biridir. Bu Irmak, ba$lIca Habe$istan'dan gelen Gök Nil ile E$lek Bölgesindeki Victoria ve Albert gölleri yakInIndan gelen Ak Nil'in birle$mesinden olu$ur. Nil IrmagI güneyden kuzeye dogru akar. Günümüzün MIsIr
195
MISIR
topraklarIna gelmeden önce be$ ve girdikten sonra bir olmak üzere altI tane çaglayan olu$turur. BunlarIn sonuncusu MIsIr'In Asuan (Siyen) ilindeki Asuan ÇaglayanIdIr. Asuan'dan sonra Nil IrmagI Akdeniz'e dogru yönelir. YatagInIn sagInda ve solunda kayalIk tepeler vardIr. Nil IrmagInIn geçtigi alanIn uzunlugu 1000 km'dir. Bu alanIn ortalama geni$ligi ise 15 km'dir ve hiçbir yerde 20 km'yi geçmez.
Bu alan ara sIra dar bir geçide dönü$ür. Kuzeydeki Kahire kenti yakInlarInda Nil IrmagI "V" biçiminde birtakIm kollara ayrIlIr ve bir üçgen olu$turur. Bu üçgen bölge, çok eski dönemlerde Akdeniz'in bir körfeziydi. Binlerce yIldIr Nil IrmagI getirdigi çamurlarla bu körfezi doldurarak Nil OvasI'nI olu$turdu ve her yIl da bir metre kadar doldurmaktadIr. Nil IrmagInIn denize dökülmeden önce ayrIlan kollarI ve kIyInIn çevreledigi üçgenimsi bu bölgeye YunanlIlar alfabelerindeki "A" (delta) harfine benzeterek Delta adInI vermi$lerdir. Üçgenimsi bölgeyi içine alan Nil OvasI, A$agI MIsIr diye de anIlIr. Nil'in, uzun ve dar olan güneydeki dere bölgesine de YukarI MIsIr denir.
Tüm MIsIr, Nil OvasI (A$agI MIsIr) ile Nil Deresinden (YukarI MIsIr) olu$ur. Bu dar ve uzun bölgenin dogusunda Arap, batIsInda Libya, güneyinde Nübye kum çölleri vardIr.
Haziran ayInda Nil IrmagInIn kIyIlarI kurur. Irmak artIk yatagInI suyla doldurmaz ve yeni buharla$mI$ gibidir. Bitkiler, hayvanlar ve insanlar güçlükle soluk alIrlar. Öyleki MIsIr ölecek sanIlIr, ancak her yIl genellikle aynI dönemde, 20 Haziran'a dogru Nil IrmagI canlanIr. Çünkü Habe$istan daglarI üzerindeki karlar erir ve E$lek Bölgesinde yogun yagmurlar yagar. Bu nedenle Nil IrmagI kabarIr, ta$ar ve tüm ovayI doldurur.
196
MISIR VE NiL
YalnIz yüksek tepeler üzerine yapIlmI$ köyler, adacIklar gibi ortada kalIr. Bu köyler yüksek yollarla birbirine baglIdIrlar. IrmagI tutan bentler 15 Haziran dolayInda kaldIrIlIr.
Nil ta$maya ba$ladIgI günlerde güzel mavi rengini yitirir. Ye$il renkli ve saglIga dokunan bir su akar. Nil IrmagInIn, güneyindeki Bahri Gazal denilen bataklIk bölgeden getirdigi bitkisel nesneler bu kirlilige neden olur. Ye$il Nü birkaç gün içinde daha da kabarIr ve bir kez daha rengini degi$tirir. Bu kez sularI kIrmIzI bir çamurla karI$Ik kan gibi akar. Nil IrmagInIn daglIk bölgelerdeki yataklarI kenarlarIndan koparIp getirdigi volkanik toprak kIrmIzI çamuru olu$turur. KIrmIzI NiV in suyu serindir ve içilebilir.
Agustos ve Eylül aylarInda Nil IrmagInIn suyu en üst seviyesine yükselir. KasIm ayI sonlarInda yava$ça Irmak yatagIna girer. Toprak üzerinde verimli bir mil katmanI bIrakIr. AralIk ayInda hafifçe sürülerek mil katmanI toprakla karI$tIrIldIktan sonra ürün tohumu ekilirdi. Dört ay sonra sorunsuzca kusursuz bir ürün elde edilirdi. ilkbaharda topraklar ürünlerle dolardI ve sayIsIz çiçeklerle süslenirdi. MIsIr bulutsuz bir I$Ikla aydInlanIr ve ya$amaktan mutludur.
Eski insanlarIn ba$ka yerlerde yiyeceklerini, giyeceklerini ve barInacaklarI yerleri elde etmek için genellikle çok zaman ve emek harcamalarI gerekirdi. Oysa MIsIr'In topraklarI ve iklimi insanlarIn ya$amInI kolayla$tIrIyordu. MIsIrlIlar altI ay çalI$maksIzIn, güçlük çekmeden istedikleri gibi ya$ayabilirlerdi. Çünkü Nil IrmagI onlar için çalI$Iyordu. Kaideliler gibi eski bir uygar toplum olmalarI için doga MIsIrlIlara yardImcI oluyordu.
197
MISIR
AynI nedenler ve gereksinmeler dogrultusunda Sümerler, Akatlar, ElamlarIn yaptIklarI gibi MIsIrlIlarI da örgütlenmi$ bir yönetim kurmaya yönelten $ey ülkelerinin özellikleridir.
Nil IrmagInIn her yIl ülke topraklarInI sulamasI sonucu, MIsIr da Mezopotamya gibi yeryüzünün en verimli ülkelerindendir. Ülkede bugday o kadar çabuk yeti$ir ki, yIlda iki üç kez ürün alInabilir. Bugday, arpa, darI (mIsIr), her türlü ekin (tahIl) ve sebze MIsIr'da eskiden beri yeti$en ürünlerdir. Mercimek, nohut ve bakla MIsIr'da dogal olarak yeti$irdi. KayIsI, incir ve nar agaçlarI boldu. Hurma agaçlarI genellikle toplu olarak bulunurdu.
Nil IrmagI kIyIlarInda göletler ve su yollarI boyunca birçok su bitkileri yeti$irdi. Papirüs ve lotus bu bitkilerin en çok bilinenlerindendir. MIsIrlIlar papirüs liflerinden bir tür kagIt yaparlardI ve bu kagItlara yazarlardI. Özellikle, papirüs bitkisi Nil OvasInda (A$agI MIsIr), yemi$i yenilen lotus bitkisi de YukarI MIsIr'da yeti$irdi ve çiçeklerinden süs yapIlIrdI.
MIsIrlIlarIn sIgIr, koyun ve keçi sürüleri vardI. Yük ta$Imada e$ek kullanIrlardI. Asya'dan gelen at süs hayvanIydI. Her türden köpekleri vardI. Nil IrmagInda timsah, suaygIrI, yIlan balIgI, turna balIgI ve $i$erek karnI havada yüzen $a$IrtIcI fahaka balIgI çoktu.
MIsIr'da kaz, ördek, güvercin, kumru, keklik, yabani ördek boldu. MIsIr'In kimi yerlerinde taptIklarI ve leylege benzeyen ibi$ ku$larI da vardI.
MIsIrlIlar avcIlIgIn tüm çe$itlerine çok dü$kündüler. Ülkede her türden çok av hayvanI vardI. ilk dönemlerde aslan ve ceylan da çoktu.
198
TOPLUMSAL KÖKENi
MIsIr'In tarIma ve oturmaya elveri$li topraklarInIn toplam yüzölçümü 30 bin km2 'yi geçmez. Bu küçük bölgede 13 milyon insan ya$Iyordu [1]. MIsIr'In eski dönemlerindeki nüfusu da 13 milyondan az degildi. Bu kadar küçük bir alanda bu kadar çok insanIn varlIk içinde ya$ayabilmesi, MIsIr topraklarInIn ne kadar verimli oldugunu göstermeye yeterlidir.
6.2. MISIR'IN TOPLUMSAL KÖKENi
Büyük bir uygarlIk kurmu$ olan MIsIr Ulusu nereden gelmi$tir ?
"Eski MIsIrlIlar Nil IrmagI kIyIlarIna çok eski dönemlerden beri yerle$mi$ler ve orada tarih öncesi dönemlerin akI$I içerisinde uygarlIklarInI yava$ça kurmu$lardIr. Bir görü$e göre bu uygarlIgI kuranlar Kuzey Afrika'da günümüzde bile ya$ayan Tuareglerin soyundandIrlar." [2]
Yeni bulgulardan çIkarIlan sonuçlar Nil Deresi ve OvasInda ilk önce Ta$ Döneminin, sonra M.Ö. 5000 yIlIna dogru Tunç Döneminin ya$andIgInI göstermi$tir. Kalde'den gelen boylar, tunç madenini MIsIr'a Asya'dan getirmi$ olmalIdIrlar. Kalde'den gelenler, önceden Nil IrmagI kIyIlarIna yerle$mi$ olan yerli toplumla o dönemde karI$mI$ olmalIdIrlar.
[1] 2011 yIlInda MIsIr'In nüfusu 81 milyondur.
[2] Tuareg sözcügü, Targui sözcügünün çoguludur. Tuaregler Kuzey Afrika'ya Hazar Bölgesinden gelen Türklerden olmalIdIrlar. Çünkü Kuzey Afrika'da Hazar bölgesine özgü ta$ araçlar bulunmu$tur. J. J. M. de Morgan, L'Humanite Prehistorique, Esquisse de Prehistoire Generale.
199
MISIR
MIsIrlIlar, Asya'dan gelip olasIlIkla Süvey$ Bölgesi üzerinden geçerek MIsIr'a yerle$en boylardan olu$an bir ulustur. Ancak bu ulus, MIsIrlIlarIn tarihi ile ilgili bir $eyler bilinmeye ba$ladIgI dönemin çok öncesinde MIsIr'a yerle$mi$ti.
Birçok bilim adamI, MIsIr toplumunun kökeninin Asya topraklarInda oldugunu belirtmektedir. Morgan ve Petrie düzeyindeki bilim adamlarI, FiravunlarI çok ileri bir uygarlIga dogru götüren süreci ba$latan bu soyun be$iginin çok sayIda bitki türünün geldigi Mezopotamya oldugunu onaylamaktadIr [1]. Pittard, MIsIr toplumunu olu$turan bir soyun AsyalI anlamIna gelen Amu (Aamu) adInI ta$IdIgInI belirtmektedir [2]. Jacqu.es de Morgan'm bu konuyu aydInlatan dü$ünceleri de a$agIda kIsaca verilmi$tir.
"Büyük bir olasIlIkla birtakIm sanatlarIn Dicle, FIrat, Kerka IrmaklarIndan Suriye, Filistin ve Nil Bölgesine geçtigi gerçege benziyor.
Bu sanatlarIn YakIn Asya'nIn kuzeyindeki keçi ve koyun ülkelerinden gelmeleri olasIdIr. MIsIr'a ilk göçenler Orta AsyalIlar olmalI veya en azIndan çok eski dönemlerde MIsIr'a ilk önce bu insanlarIn ekini (dü$ünceleri) girmi$ olmalIdIr. Bu insanlar MIsIr'a ilk geldiklerinde yontma ta$tan yapIlmI$ silah ve araçlar kullanan yerlileri buldular. Yine bu insanlar Afrika'nIn kuzey kIyIlarInda yontma ta$ sanatlarI yerine ba$ka sanatlarla ugra$an yerlilerle kar$Ila$mI$ olmalIdIrlar.
Bu insanlarIn gereksinimlerine en uygun olan Hazar sanatIydI." [3]
[1] J. J. M. de Morgan, L'Humanite Prehistorique, sayfa 299-306. W. M. F. Petrie, Eastern Exploration, Past and Future, sayfa 71.
[2] Eugene Pittard, Les Races et L'Histoire, sayfa 508.
[3] J. J. M. de Morgan, L'Humanite Prehistorique, sayfa 299-306.
200
TOPLUMSAL KÖKENi
"Madenlerin MIsIr'da bulunmadIgI kesindir. Çünkü BakIr Dönemine ula$mI$ insanlar MIsIr'In Nil OvasIna yerle$meden önce bu bölgede ya$ayan kimse yoktu. Buna ek olarak, MIsIr'da bakIr madeni de azdIr. Madenler ancak gelenegin parmagIyla bize gösterdigi yerde, YakIn Asya'nIn kuzeyinde bulunmu$tur.
ilk dönemlerde Nil OvasInIn en azIndan güney bölgelerine kIvIrcIk saçlI AfrikalI ve belki kimi LibyalI boylar yerle$mi$lerdir. Ancak CilalI Ta$ sanatInI bilen bu insanlar gelmeden önce buralarda Yontma Ta$ Dönemi insanlarI ya$IyorlardI. Nil OvasInIn güneyinde CilalI Ta$ Dönemi sürerken düz saçlI AsyalI boylar MIsIr'a bakIrI getirdiler. AsyalIlarIn çok uzun süreden beri Nil OvasIna yerle$tikleri bilim çevrelerinde bir gerçeklik olarak benimsenir." [1]
"MIsIr'a uygarlIk Asya'dan gelmi$tir." [2].
MIsIrlIlarIn en eski hakan (kIral) tanrIlarIna Horus denirdi. Onlar Horus'u MIsIr'In dogusunda bulunan ülkelerin tanrIsI olarak tanIdI. Bu durum, onlarIn köklerinin doguda, Asya'da oldugunun bir göstergesidir. MIsIr'In daha eski toplumuna kar$I Horus'a inananlarIn yaptIklarI sava$ birtakIm anItlar üzerinde resimlerle anlatIlIr. Bu yapItlar Louvre Müzesindedir. Resimlerdeki kimi ki$iliklerin görünümleri Sus ilindeki sava$çIlara benzemektedir. Bunu onaylayan bilim adamlarIna göre, Horus'a inanan boylar gerek Süvey$ Geçidi, gerekse KIzIldeniz ve öteki yollarla Asya'dan MIsIr'a ilk gelen insanlar degildir. Bunlardan önce aynI yollardan gelen ba$ka AsyalIlar da vardIr.
[1], [2] J. J. M. de Morgan, L'Humanite Prehistorique, Esquisse de Prehistoire Generale, sayfa 306 - 314.
201
MISIR
AyrIca, MIsIr hakan tanrIlarIna verilen eski adlarIn anlamI Demirci demektir ve adlarIn çevirisinde bu sözcük kullanIlmI$tIr. Bu hakanlar yalnIz sava$çIlIkla degil, ayrIca madencilikle de ugra$an insanlardI. [1]
Günümüze kadar elde edilen bulgular, M.Ö. 5000 yIllarInda Asya'dan gelen beyaz soydan insanlarIn ilk MIsIr toplumunu olu$turduklarInI kesin bir biçimde göstermektedir. Bu soy Nil OvasIna yerle$ti ve boy düzeninde topluluklar olu$turdu. Her boyun beyi (önderi), dini ve yasalarI vardI.
Bu bölümde ve "2. Türk Tarihine Giri$" bölümünde Türklerin genel göçleriyle ilgili verilen bilgilerin içerdigi kanItlar, MIsIr'In Nil OvasIna yerle$erek ilk MIsIr UygarlIgInI kuranlarIn Türkler oldugunu gösterir.
6.3. MISIR TARiHi
MIsIr tarihi ba$ladIgInda geli$mi$, düzenli tarihi bir yazI yoktu. Ba$lIca yazIlI belgeler yalnIzca heykellerde, piramitlerde, tapInaklarda görülen utku, kahramanlIk ve ya$am öyküleri, kIrallarIn buyruklarI, yönetimsel yazI$malar ve ki$isel sözle$melerdir. Bu belgeler de yansIz degildir. Tümü tapInaklarda bulunmu$tur ve dini egilimlerin etkisiyle yazIlmI$tIr. Kalan belgelerin tümünün incelenmesinden sonra, bir yöntemle olaylar ve hanedan yönetimleriyle ilgili gerçekçi bilgilere ula$ma olanagI dogmu$tur.
[1] Gustave Fougeres, Georges Contenau, Rene Grousset, Pierre Jouguet, Jean Lesquier,
Les Premieres Civilisations, Sayfa 28.
202
MISIR TARiHi
Nil OvasIna ilk yerle$enler, Orta Asya'dan degi$ik yollarla ve birbiri ardInca gelen Türk boylarIdIr. Bu boylar da bütün Türklerin çogunlugu gibi brakisefal türdendir. Bu insanlarIn türüne Akdeniz Bölgesi türü diyenler vardIr [1]. Bu benzeyi$in nedeni, Adalar (Ege) Denizi Bölgesindeki toplumlarIn kökenlerinin de Türk olmasIndandIr.
MIsIr'da Türklerle birlikte dolikosefal Sami ve Hamiler de vardIr. Sami ve Hamilerle karI$ma sonralarI olmu$tur. Bu nedenle MIsIr'da $imdiye kadar bulunan iskeletlerde ve heykellerde brakisefal ve dolikosefal türlerinin her ikisi de görülmü$tür.
Türkler Nil OvasIna gelip yerle$tikleri sIrada düzenli tarIm ve sulama yöntemlerini, hayvancIlIgI ve çe$itli madencilik sanatlarInI çok önceden biliyorlardI. AyrIca güçlü bir toplumsal örgütlenmeleri de vardI. MIsIr'da uygarlIgIn çabuk geli$me nedenlerini Türk toplumunun bu niteliklerinde aramak gerekir.
MIsIr'In ilk toplumunu olu$turan boylarIn MIsIr bayragInda ayrIca birlik simgeleri vardI. Simgeler kurt, $ahin gibi hayvanlarIn ve güne$in tablolar üzerine çizilmi$ resimleri veya bir hayvan derisi üzerine çapraz çizilmi$ oklar gibi $eylerdi. AyrIca bu simgelerin kutsallIgI vardI. Eski MIsIr toplumu önceleri bu simgeler çevresinde toplanan boylardan olu$uyordu. BoylarI beyler yönetirdi. Bu beyler Soru [2] sanIyla anIlIrlardI. Daha sonralarI bu boylar birle$tiler.
[1] A. Moret, Le Nil et la Civilisation Egyptienne, sayfa 44. [2] Soru Han adIndaki Sam sözcügüne benziyor.
203
MISIR
Yerle$tikleri topraklara Nome [1] adInI verdiler.
BoylarIn birtakIm simgeleri, MIsIr UygarlIgInIn sona ermesine kadar Nomelerin adlarI olarak kaldIlar. Simgeler süre geçtikçe tanrIla$tIrIldI. Öte yandan bu tanrIlar, Samlardan daha üst seviyede bulunan e$siz önderler ve TanrI hakanlar {kIrallar) olarak tanIndIlar.
Nomeler önceleri bagImsIz yönetimler (beylikler) olarak örgütlenmi$lerdi. SonralarI bütün beylikler bir hakana baglanarak birle$tiler ve MIsIr Ulusal Kurulu genel bir yönetim olarak örgütlendi. Böylece, MIsIr tarihi M.Ö. 4 - 5 bin yIllarInda ba$ladI.
Her Nome'nin bir ba$kenti vardI. Yönetimin ba$Inda olan Gök TanrI Nut, TanrIça Het ile birlikte ba$kentteki yüksek duvarlI $atosundaydI. TanrIlarIn sanI Nep idi. TanrI adIna yönetimi hakanlar veya Nome beyleri yürütürdü. Her durumda egemenlik TanrIya dayanIrdI. Yönetimin gücü TanrIdaydI ve yönetici yönetimi TanrI adIna yürütürdü. Kaide ve Elam'da da ilk tarih ve uygarlIk döneminde yönetim biçimi ve niteligi aynIydI.
Tarih Döneminin tanrIlarIndan Horus ve Hathor [2] gibi kimi tanrIlar, yerel tanrIlarIn üstünde ve genel ulusal tanrIlar seviyesindeydi.
Horus, Güne$i, doguyu, dogu ufuklarInI belirtir ve
[1] Nome sözcügü el anlamIna gelir. Burada kara parçasI ile ilgilidir ve ülke anlamIndadIr.
[2] Horus adI Hor veya Hr olarak yazIlmI$tIr. Or, Ur sözcükleri Türkçedir ve gökyüzü, güne$ anlamlarIna da gelir. Ogus, Ogur sözcükleri de Horus'a dönü$mü$ olabilir. Hathor, Hatun, Hor olmalIdIr. Hathor, Horus'un karIsIydI.
204
MISIR TARiHi
simgesi bir dogan ($ahin) ku$udur. MIsIr UygarlIgInIn ilk kuruldugu Nil OvasInda yönetim bu tanrIlar adIna yürütülürdü. Ba$ka boylar da TanrI Set [1] adIna YukarI MIsIr'I ele geçirdiler. A$agI MIsIr ile YukarI MIsIr bu tanrIlar için birçok sava$lar yaptIlar. insanlarIn tanrIlar için birbirlerine dü$man olup çatI$malarI uygarlIk tarihinin ilgilenmesi gereken bir konudur. MIsIr tarihinin ba$langIcInda oldugu gibi yönetimin dini nitelikli olmasI, insanlarIn beyninde sürekli birbirine dü$manlIk duygularI beslemelerine ve yok yere kan dökülmesine neden olmu$tur.
TanrI Horus adIna birçok hakanIn yürüttügü MIsIr egemenligi, M.Ö. 3315 yIlIna kadar yakla$Ik 1700 yIl sürdü.
Bu tarihten sonra YukarI MIsIr'daki Tinis kenti Prensi Menes, TanrI Horus'un simgesi olarak onun adIna kIral oldu ve Tinis HanedanInI kurdu. Tinis kIratlarI, törenlerde çe$itli sanlarla birlikte Horus'un bir sanInI da kullanIrlardI. Bu sanlarIn her birine kiralIn seçtigi bir Nome simgesi de eklenebilirdi.
TanrI Horus'un sanI Aga ve Kagan gibi sanlardan biriydi [2]. Kagan kavramInIn dü$ünülemeyecek kadar bir büyüklügü ve gücü vardI. Daha sonralarI din adamlarI kiralI övmek için onu ayrIca Kagan sanIyla anarlardI [3].
[1] Se, Türkçede Yer demektir. Yer tanrIsI ve karanlIk tanrIsI olan $efin Se ile anlam olarak ilgisi görülüyor.
[2], [3] Aa sözcügü, Aha ve Ka sözcügüyse Kha, Qa olarak yazIlmI$tIr. Bu sözcükler, Büyük ve Han anlamlarIna gelen Aga ve Kagan olmalIdIr.
A. Moret, Le Nil et la Civilisation Egyptienne, sayfa 135, 136, 140, 142.
205
MISIR
Prenslere AtI Aga [1] ve saray kadInlarIna Khet Hor sanI verilirdi. Tinis kIrallarInIn saraylarIna büyük ev anlamIna gelen Per Aa [2] denirdi. Bu san, Menfis döneminde dogrudan kiralI belirtirdi. Türkçe kar$IlIgI Firavun olan Pharaon sanI, Per Aa sanIndan türemi$tir.
Türkler tarihten çok önceki dönemlerde MIsIr'a yerle$meye ba$lamI$lardIr. Tarihe yakIn dönemleri de orada ya$ayarak MIsIr UygarlIgInI kurmu$lar ve tarih dönemlerini ba$latmI$lardIr. MIsIr'da ilk uygarlIgI ve tarihi hakanlIgI Türkler kurmu$tur. Yöneticiler, MIsIr UygarlIgInI kuran Türklerin döneminde ve sonraki dönemlerde güç kaynagI olarak inanIlan TanrI Horus adIna egemenliklerini yürütmü$lerdir.
Tinis kenti pensleri ancak yüzlerce yIllIk ugra$larI sonunda egemenliklerini elde edebilmi$lerdir. Tinis HanedanI bireyleri, taptIklarI balIgIn kollarI baglI bir AsyalInIn ba$Ina sopa ile vurmasInIn resmini yapmakla övünürlerdi [3].
Sami kökenli MIsIrlIlar, M.Ö. 1400 yIllarIna kadar kIrallarIna AsyalI ve Eti Türklerini yenen sanInI vererek
[1] Bu sözcük HatI-A olarak yazIlIr. AtI sözcügü eski Türkçede yegen anlamIna gelir. Gerçekte bunlar hakanlarIn ogullarI degil, yegenleriydi. Necip AsIm YazIksIz, Orhun Abideleri, sayfa 84, 137, 140.
AtIa sözcügü Türkçede Ata demektir. Bu anlama da uygundur. Hüseyin KazIm Kadri, Türk Lügati.
[2] Burada da Aa, Aga, Büyük anlamIna gelir.
A. Moret, Le Nil et la Civilisation Egyptienne, sayfa 159.
[3] A. Moret, G. Davy, Des Clans aux Empires, sayfa 62, $ekil 9.
206
MISIR TARiHi
onlarI yüceltmeye çabalamI$lardIr [1].
Samüerin bu tinsel (ruhsal) durumlarInI incelemek gerekir. MIsIrlI Samilerin, uygarlIk ve egemenliklerini ele geçirdikleri Türklerin MIsIr'daki varlIklarIna kanIt olabilecek bütün belgeleri ortadan kaldIrmak için ellerinden geleni yaptIklarIndan ku$ku duymamak gerekir. Firavunlar döneminden önce kesinlikle var olan Türklerin uygarlIklarI ve büyük çalI$malarI ile ilgili bilgileri ve tarihlerini FiravunlarIn yaptIrdIklarI piramitlere kendileri yapmI$ gibi yazdIrmalarI bu dü$ünceyi dogrulamaktadIr [2].
Firavunlar tapInaklarIn duvarlarIna koyduklarI yazItlara yalnIz kendi çalI$malarInI abartIlI olarak yazdIrmI$lardIr. AyrIca, yazItlar üzerine yazIlmI$ önceki FiravunlarIn adlarInI sildirerek kendi adlarInI yazdIrIrlardI. Örnegin, 2. Ramses gibi babasInIn adI yerine kendi adInI yazdIranlar bile vardI. 2. Ramses, ba$kalarIndan çaldIgI utkulara (yengi) kendisininmi$ gibi sevinirdi [3].
Bu nedenle, MIsIr UygarlIgInIn gerçek kurucularIna uygar insanlIgI götürecek yol, Asya'nIn ilk uygarlIgInIn daha iyi tanInmasI olacaktIr [4].
[1] A. Moret, G. Davy, Des Clans aux Empires, sayfa 146.
[2] A. Moret, Le Nil et la Civilisation Egyptienne.
[3] E. Lavisse, Histoire de France et notions sommaires d'histoire generale, sayfa 12.
[4] Gustave Fougeres, Les Premieres Civilisations, sayfa 28.
207
MISIR
6.4. MISIR'IN TARiH DÖNEMLERi
MIsIr tarihi ba$lIca iki büyük döneme ayIrIlabilir. 1. Dönem, M.Ö. 5000 - 3315 yIllarI arasI yakla$Ik 1700 yIl süren Hakan TanrIlar Dönemidir. "6.2. MIsIr'In Toplumsal Kökeni" ve "6.3. MIsIr Tarihi" bölümlerinde Türklerin 1. Dönemi nasIl kurduklarI anlatIldI. MIsIr UygarlIgInIn ba$lamasI ve geli$mesi bu dönemde olmu$tur. Bu dönemin ayrIntIlI tarihi, arkeolojik incelemeler ilerledikçe açIga çIkacaktIr.
2. Dönem, Firavunlar Dönemidir. ilk Firavun Menes' tir. Menes'ten sonra birbiri ardInca birçok Firavun gelmi$tir. Kolayca anImsanabilmesi için Firavunlar Dönemi 26 hanedanlIga ayrIlIr. Firavunlar tarihi de be$ döneme ayrIlabilir.
1. Eski imparatorluk Dönemi. Bu dönemde ba$kent önceleri Tinis, sonra Menfis kenti oldu.
2. Orta imparatorluk veya 1. Tep (Thebes) Dönemi. Bu dönemde Tep ba$kent oldu.
3. ikesuslar dönemi.
4. Yeni imparatorluk veya 2. Tep Dönemi.
5. Sais Dönemi. FiravunlarIn bagImsIzlIk sürecinin son dönemidir. Nil OvasIndaki Sais kenti bu dönemde ba$kenttir.
6.4.1. BiRiNCi DÖNEM, BSKi iMPARATORLUK
Eski imparatorluk Dönemi KIral Menes ile ba$ladI. ilk kIrallar YukarI MIsIr'da Tinis kentinde oturduklarI için Tinis HanedanI adInI aldIlar. Sonra ba$kenti Menfis kentine ta$IdIlar. Menfis ba$kent olduktan sonra Eski imparatorluk Döneminde tahta çIkan FiravunlarIn aileleri de Menfis HanedanI diye anIldI.
208
MISIR'IN TARiH DÖNEMLERi
Menfis kenti günümüzün Kahire kenti yakInIndaydI. Menfis kentini Firavun 1. Pepi yaptIrmI$tIr [1].
Menes, güçlü ve yararlI yasalar yapmI$ örgütçü bir kIral anIsI bIrakmI$tIr. A$agI ve YukarI MIsIr'I birle$tirerek yönetti. Menes'ten sonra gelen en ünlü Firavunlar Keops, Kefren ve Mikerinos'tur.
Bu Firavunlar, Kahire'nin güneybatIsInda bulunan Gize kenti yakInlarInda kendi adlarIna birer piramit yaptIrmI$lardIr. Bu kIrallardan sonra, Menfis kentini yaptIran 1. ve 2. Pepi gibi sava$çI kIrallar geldi. Bu kIrallar M.Ö. 2500 yIlIna dogru MIsIr egemenligini doguda Sina YarImadasIna ve güneyde Habe$istan DaglarIna kadar geni$lettiler. KIzIldeniz'de ürün alIm satImI yaptIlar.
Bundan sonra, birkaç yüzyIl süren iç karI$IklIklar yüzünden Eski imparatorluk battI.
6.4.2. iKiNCi DÖNEM, YENi iMPARATORLUGUN BA$LANGICI
MIsIr M.Ö. 2160 yIlIna dogru karI$IklIktan kurtuldu. Tep ili prensleri ülke yönetimini ele geçirdiler. Tep ili ba$kent oldu. Dönem ba$Inda yönetime gelen Firavunlar sava$çIydIlar. KarI$IklIk döneminde birbirinden ayrIlan MIsIr'In kuzeyi ve güneyindeki Eski imparatorluk topraklarInI yeniden yönetimleri altInda birle$tirdiler. Sina YarImadasInI yeniden yönetimlerine bagladIlar. Sina Geçidini güçlü bir sInIr bölgesi olarak düzenlediler. MIsIr gemileri Suriye kIyIlarI boyunca Beyrut kenti kuzeyindeki Biblos kentine kadar gittiler. Habe$istan'In kuzey daglarI yeniden ele geçirildi. Ancak MIsIr sInIrlarI
[1] A. Moret, Le Nil et la Civilisation Egyptienne, Sayfa 143.
209
MISIR
yalnIz birinci çaglayandan ikinci çaglayana kadar geni$letilebildi. Burada da güneyden gelecek akInlara kar$I güçlü bir sInIr bölgesi düzenlediler.
Nil IrmagInIn yatagInI degi$tirterek Moris Gölünü ve YunanlIlarIn Labirent dedikleri ünlü Gömüt SarayInI Tep HanedanlIgI FiravunlarInIn yaptIrdIklarI söylenir.
Bu dönemde Suriye ve Filistin Elam egemenligi altIndaydI. Bu nedenle Elam HakanI Kutur, Filistin HakanI sanInI da ta$ImaktaydI.
6.4.3. ÜÇÜNCÜ DÖNEM, iKESUSLAR DÖNEMi
Yakla$Ik M.Ö. 1700 yIllarInda Hiksoslar da denilen ikesuslar MIsIr'I ele geçirdiler. ikesuslar, Kaide ve Elam yörelerinden çIkIp Suriye ve Filistin'i geçerek MIsIr üzerine yürüdüler. ilk gelen küçük ikesus boylarI MIsIr'a anla$arak girdiler ve iyi kar$IlandIlar.
Büyük ikesus topluluklarI düzenliydiler ve çok iyi silahlanmI$lardI. BoylarIn önderleri güçlü ve yetenekli beylerdi. Bu güçler Sina'daki saglam sInIrI baskInlar yaparak geçtiler. MIsIr ordusunu yendiler ve MIsIr'I egemenlikleri altIna aldIlar. YüzyIl kadar süren güçlü bir hakanlIk kurdular. YukarI MIsIr'dan Kalde'ye kadar uzanan bölgeye ve Girit AdasIna egemen oldular. Her yerde hakanlarInIn adI yazItlara yazIldI.
Menfis kentini, Nil OvasIndaki Tenis ve Avaris gibi kentleri ba$kentleri yaptIlar. Ba$kent daha çok Avaris kentiydi. Bu bölge yaz döneminde ordularIna düzenli egitim ve uygulama yaptIrdIklarI saglam bir konaklama yeriydi.
Nübye Bölgesindeki Kuslularla da birlik olmu$lardI.
210
MISIR'IN TARiH DÖNEMLERi
ikesuslarla aynI soydan olduklarI anla$Ilan Kuslular, Sami MIsIrlIlarca a$agIlanan bir toplumdu. Bir sInIra kadar özerkligi olan Tep prensleri ikesuslara kar$I ayaklanmak için uygun ko$ullarI gözetliyorlardI. Sonunda uygun ko$ul olu$tu. ikesus hakanlarI süre geçtikçe iki büyük yanlI$lIk yapmI$lardI.
Birincisi, FiravunlarIn yönetim yöntemlerini, saray tören ve geleneklerini uygulamaya ba$ladIlar. Ba$ka bir deyimle MIsIrlIla$tIlar ve MIsIr kIrallarI gibi Firavun oldular. Onlar gibi Firavun hanedanlarI kurdular.
ikincisi îkesus hakanlarInIn, yönetimi güç ve geni$ bir bölgeye egemen olma tutkusuna kapIlmalarIydI. Bu yanlI$lar yüzünden ikesus hakanlarInIn istençleri güçsüzle$erek yönetimleri yozla$tI. Tep prenslerine kar$I uzun bir iç sava$ açtIlar. Yava$ça nesnel ve özsel güçlerini yitirdiler. Sonunda Avaris kenti yerlileri onlarI ku$attIlar. Bunun sonucu, MIsIr'da ikesus egemenligi M.Ö. 1580 yIlInda sona erdi.
6.4.4. iKBSUSLARIN KÖKENi
Ancak ikesuslarIn MIsIr'a egemen olmalarI, MIsIr tarihinde sIradan bir iç dönem olmaktan daha önemli bir olaydIr. Bu olay genel yeryüzü tarihine geçmi$ önemli bir olgudur.
Etilerin M.Ö. 1925 yIlInda Babil'i ele geçirdikleri sIrada MIsIr 12. HanedanlIk Dönemindedir. M.Ö. 1760 yIlInda Babil'deki gezginler olayI, MIsIr'da M.Ö. 1788 yIlInda ba$layan 13. HanedanlIk Döneminde olmu$tur. 13. HanedanlIk Döneminin sonunda, M.Ö. 1680 yIlInda Asya'dan bir göç dalgasI daha geldi ve ikesuslar A$agI MIsIr'a egemen oldular. YukarIda belirtilen büyük olaylar arasIndaki ili$kiler açIkça ortadadIr.
211
MISIR
Asya içlerinden gelenler, FIrat Bölgesi üzerinden Akdeniz'e ula$Ip kIyI boyunca ilerleyerek Nil OvasInI (A$agI MIsIr) ele geçirmeye giri$tiler.
ikesus yayIlmasInIn yava$ ve barI$çIl olarak ba$ladIgI çogunlukla benimsenmi$tir. Kasitler de Babil'i aynI yöntemle ele geçirmi$lerdi. ikesuslar kalabalIktI. 11. MIsIr HanedanlIgInIn ba$langIcInda onlar Suriye' ye geldikleri sIrada iyi kar$IlanmI$lardI.
M.Ö. 1925 yIlInda Etilerin Babil'i almalarIndan 25 yIl sonra Beni Hasan gömütlügündeki bir gömütün duvarIna kazInarak çizilmi$ resim, Asya'dan gelenlerin Nil OvasInIn uzagInda Nil Deresine yerle$tiklerini dogrulamaktadIr. Bu AsyalI göçmenler, oku, mIzragI ve bumerang denilen bir tür atma silahI olan, çe$itli renkte yün elbiseli 37 sava$çIdan olu$an bir boydu. Nome Beyinin (yöneticisinin) yanIna gidi$leri a$agIdaki gibi anlatIlmI$tIr.
E$ekler üzerinde Asya'da üretilmi$ olan antimon tozu yüklüydü. SIrmalI degerli giysiler giyinmi$ olan kadInlarIna bir çalgIcI ve bir sava$çI e$lik ediyordu. Bu küçük boyun Heqa Khast denilen Beyi (önderi), Nome Beyine armagan edecegi keçiyi önünde sürüyordu. Beyin adI ibsha idi. Bir kIral yazIcIsI Nome Beyine bir tablet verdi. Tablette "Amular Nome Beyine antimon tozu vermek için geldiler" diye yazIyordu. Bu AsyalIlar, yönetimin onayIyla Beni Hasan'a yerle$mi$lerdi.
Onlar MIsIr'a ne varlIk aramaya gelen alsatçIlar ve ne de küçük sanatkarlardI. Onlar, Firavundan konukseverlik isteyen küçük bir göçmen boydu ve Beni Hasan Nomesine yerle$tirildiler. Bu olayIn $imdiye kadar bulunan yalnIz tek belgesi vardIr. Bu boy Filistin
212
MISIR'IN TARiH DÖNEMLERi
Ulusundan degildir. OnlarIn, M.Ö. 1925 yIlInda Kaide' deki bunalIm yüzünden MIsIr yoluna dü$mü$ göçebe bir Türk boyu oldugunu onaylayacak kanItlar vardIr.
Firavunlar, bu göç olayIndan sonra Filistin'de korkunç gözdagI veren durumlarla kar$Ila$tIlar. Amu diye andIklarI AsyalIlarIn baskIsIyla MIsIr ordusu geri çekildi ve AsyalIlarI sIkIntIda olan yoksullar gibi gördüler. Firavunlar bir süre daha egemenliklerini korudular.
M.Ö. 1788 - 1660 yIllarI arasIndaki 13. HanedanlIk Döneminde ikesuslar Nil OvasIna girdiler ve en azIndan, A$agI MIsIr'I egemenlikleri altIna aldIlar. Bir MIsIr Beyi oldugu anla$Ilan Manethon'un utkan ikesuslara Hiksos adInI verdigi Yahudi Yosef tarihinde yazIlIdIr. Bu yapIta göre Hiksos adI, hakan soyuna degil, beylere verilmi$tir. Hakan anlamIna gelen Hik ve toplum içinde çoban anlamInda kullanIlan Sos sözcüklerinden olu$mu$tur.
Eski MIsIrlIlar boy beyine (önderine) genellikle Heqa derler. Shos sözcügü KIpti dilinde çoban anlamIna gelir. Sha'sou sözcügünü de eski MIsIrlIlar Arabistan ve Filistin'deki göçebeler için kullanmI$lardIr. Büyük bir olasIlIkla sözcügün kökeninin anlamI ve söyleni$inde yanlI$lIk vardIr. Çünkü Türkçe ikesus sözcügüne yakIndIr [1].
[1] îke sözcügü, elinde bulunduran, iye, bey anlamIna gelir. Hüseyin KazIm Kadri, Türk Lügati, sayfa 513, 514. Sus, Elam'In ba$kentidir. îksus veya ikesus, Sus ilini yöneten, Sus'un Beyi anlamIna gelir.
Heqa sözcügü AsyalIlar için bile MIsIr'da oturan Bey anlamInda kullanIlmI$tIr. îke sözcügü, Heqa olmu$tur. A. Moret ve G. Davy, Des Klans aux Empires, sayfa 266.
213
MISIR
6. Firavun HanedanIndan Batlamyoslar dönemine kadar, AsyalI boylarIn beylerine Hiksos sanI verilmi$tir. 18. Firavun HanedanI bile AsyalI boylarIn bir kesimine bu sanI verdi.
Nil Deresinden önce Suriye ve Babil ülkelerini de bu AsyalIlarIn ele geçirdikleri söylenmektedir.
A$agIdaki tümceleri bir Firavun yazdIrmI$tIr.
"Bilinmeyen bir soydan insanlar dogudan geldiler, ülkemizi almak için sava$tIlar ve kolayca ele geçirdiler. Önderlerini tutsak ederek kIral oldular. Menfis'te oturdular, en iyi yerlerine ordu birlikleri yerle$tirdiler. Dogu sInIrI ile Avaris'i güçlendirdiler ve oraya 240 bin ki$ilik ordu birligi koydular. YazIn Avaris'e gelirlerdi. Sava$çIlarIna bugday dagItIrlar, aylIklarInI verirlerdi. YabancIlarI korkutmak için sava$çIlarInI düzenli olarak egitirlerdi."
Bu öykü, Yosefin tutsak ettigi Manethon'un bir öyküsüdür. Eski MIsIr yönetimlerinin ugranan yIkImlarI yazma gelenegi yoktu. Ancak MIsIrlIlar, bu yayIlma giri$imlerinden kurtulduklarInI övünerek anlatIrken, bir yandan da gerçegi bildirmi$ oluyorlardI.
ikesuslar, tarihsel belgelere AsyalI Amular diye yazIlmI$tIr [1]. Bu belgelerde Sami ve MIsIrlI olmayan ikesus adlarI da vardIr.
Bu insanlarIn kökeni Anadolu'da olmalIdIr. ikesuslarIn kökeni Filistin'de olamazdI. Çünkü MIsIrlIlarIn sürekli yenilgiye ugrattIgI Filistinliler yalnIz
[1] A. Moret, G. Davy, Des Clans aux Empires.
214
MISIR'IN TARiH DÖNEMLERi
ba$larIna Nil OvasInIn güçlü savunma engellerini a$amazlardI. Bunu yapabilen insanlar güçlü Avaris ordu yerle$kesinde sava$ egitimlerini sürdürdüler. Bunlar güçlü ve yigittiler, tunç ve demir kIlIçlarla iyice silahlanmI$lardI. AtlarI ko$uluydu, korkunç sava$ arabalarI kullanIyorlardI. MIsIrlIlar ikesuslardan önce bunu bilmiyorlardI.
FiravunlarIn kötü yönetilen kara tenli sava$çIlarInI ve yardImcI güçlerini yenenler, MIsIrlIlardan daha iyi silahlanmI$ olan sava$çI îkesuslardIr. ikesuslarIn bu ba$arIsInIn arkasInda Kaslar, Etiler gibi yeni gelmi$ uluslardan birinin onlarI yönetmesi olmalIdIr. ikesuslarIn MIsIr'a gelmek için geçtikleri Suriye topraklarInda yapIlacak ara$tIrmalar, onlardan kalan birçok izleri ortaya çIkaracaktIr.
Yahudilerin Filistin'e ilk yerle$meleriyse, yakla$Ik olarak M.Ö. 1300 yIllarInda 19. MIsIr HanedanlIgI döneminde olmu$tur.
6.4.5. iKESUS HAKANLIGININ BÜYÜKLÜGÜ
ikesuslarIn MIsIr OvasIndaki egemenlikleri M.Ö. 1660 - 1580 yIllarI arasIndadIr. Bu kIsa sürede ikesuslarIn MIsIr'da büyük bir hakanlIk kurduklarI görülür.
MIsIr'In bütün verimli topraklarI ülkeyi yöneten tek bir hakanIn egemenligi altIna girdi. MIsIr anItlarInda ikesus hakanlarInIn adlarI bilinmektedir. MIsIr'In 15, 16 ve 17. hanedanlIklarInI ikesuslar Döneminde YukarI MIsIr'daki Tep prensleri kurdular. Ancak onlarI, öteki küçük kIrallIklardan çok daha güçlü ve yönetimin
215
MISIR
ba$Indaki ikesus hakanlarI yönettiler. AdlarI belgelerde Apofis (Apophis) ve Khian (Khyan, Khayan) diye yazan iki ikesus HakanI, bütün MIsIr'I ele geçirerek kesin olarak egemen oldular.
ikesuslar, MIsIr törelerine, FiravunlarIn yönetim ve ba$kanlIk düzenine kendilerini çabuk kaptIrdIlar. FiravunlarIn saray töreni ve törelerini benimsediler. Kendi heykellerini Firavun gelenegine göre yaptIrdIlar. Binlerce tablet üzerine hiyeroglif yazIsIyla adlarInI yazdIrdIlar.
MIsIr tanrIlarInIn tapInaklarInI bile yeniden diriltip korudular. Ancak kendileri Avaris, Tanis, Mezopotamya ve Anadolu'da tapIlan TanrI BeVe taptIlar [1]. Hakan Khian, TanrI Bel ile birlikte MIsIrlIlarIn tanrIsI Ra'ya da tapIyordu. Çünkü Asya'yI ve MIsIr'I kendi yönetimi altInda birle$tirmeyi amaçlIyordu.
Khian, adInI "Ülkeleri olan" (ülkelerin egemeni) diye yazdIrdI. AyrIca, AsyalI Bey veya Hakan anlamIna gelen önceki sanI Heqa Khast'I da korudu. Bu büyük egemenlik dü$üncesi ve giri$imi, bütün uygar Doguda benimsenmi$ gibi görünüyor. Khian adI Tep kentiyle 1. çaglayan arasIndaki bir granit kaya parçasI üzerinde yazIlI oldugu gibi, Nil OvasIndaki (A$agI MIsIr) bir heykel üzerinde de yazIlIdIr. Onun adI ayrIca, Filistin'de Gezer öreninde, Bagdat'ta bulunan kayadan yapIlmI$ bir küçük aslan heykelinde ve Girit AdasIndaki Knossos kentinde Minas SarayI öreninde Arthur Evans'm yaptIgI ara$tIrmada yerden çIkarIlan bir mermer kapakta yazIlI olarak bulunmu$tur.
[1] Bel tanrIsInIn Türkistan'da Yeni Çay yöresinde eski Türklerin taptIklarI bir TanrI oldugunu V. V. Bartold bildirmektedir.
216
MISIR'DA ÇÖKÜ$
Hakan Khian'm YukarI MIsIr'dan iran Körfezine dek tüm uygar dogu ülkelerini gerçekten egemenligi altIna aldIgI veya tüm bu ülkelere MIsIr ile Suriye arasInda bulunan bölgenin orta yerindeki Avaris kentinden ordularIyla egemen oldugu onaylanabilir.
Dogal olarak böyle bir hakanlIk ya$ayamazdI. Çünkü böyle bir hakanlIkta özsel, dinsel ve yönetsel bir birlik ilkesi aramak bo$unadIr.
MIsIr'daki ve dogu ülkelerindeki ikesus egemenligi, toprak ele geçirmekten ba$ka bir $ey degildir. Bu nedenle ikesus egemenligi geçici olmu$tur. HunlarIn M.S. 5. yüzyIlda Avrupa'yI korkutan egemenlikleri de benzer nedenlerle kIsa sürmü$tür.
MIsIr'da ve dogu ülkelerinde ikesus egemenligi M.Ö. 1600 yIllarIna dogru sona erdi. YukarI MIsIr prenslerinin ikesuslara kar$I elde ettikleri ba$arIda AsurlularIn da önemli ölçüde katkIlarI olmalIdIr.
6.5. MISIR'DA ÇÖKÜ$ VE NEDENLERi
MIsIrlIlara kar$I Kade$ OvasI'nda sava$an Eti ordusunu olu$turan sava$çIlar, yalnIz Anadolu'dan katIlan insanlar degildi. Bu orduda aynI soydan olan birçok topluluklar da vardI. Özellikle, Girit AdasI'ndan ve günümüzde Yunanistan denilen ülkeden katIlan insanlar da bulunuyordu. Bu insanlar ülkelerini bo$ bIrakarak, Anadolu'dan gelen soyda$larI ile birlikte 2. Ramses'in ordusuna kar$I sava$a gitmi$lerdi. Kade$ Sava$I olumlu sonuçlanmadIgI için bunlar dagIldIlar. Bu durumu saldIrI için uygun bulan Doriler ilk önce birçok çete gönderdiler. ArdIndan, M.Ö. 1200 yIlInda Epir Bölgesinin kuzeyinden güçlü kollarla inen Doriler
217
MISIR
günümüzde Yunanistan denilen ülkeyi ve sonra Girit AdasI ile birlikte öteki Ege adalarInI da ele geçirdiler.
YayIlmacI Doriler geçtikleri yerleri kan ve ate$ içinde bIraktIlar. Bu ilkel saldIrI önünde $a$kInca bir kaçI$ma oldu. YurtlarI baskInla ellerinden alInan bu insanlar korkunç olmu$lardI. Bu olayla ilgili olarak 3. Ramses döneminden kalan bir belgede "Adalar artIk durgunlugunu yitirmi$tir" diye yazmaktadIr. Karalarda da durum aynIydI. Ege adalarIndan ve Trakya'dan Anadolu'ya güçlü bir göç akInI ba$ladI. Bu büyük karI$IklIgIn sonucunda Etilerle aynI soydan olan insanlar Eti HakanlIgInI yIktIlar [1].
Bu sIralarda Pelesati adInda bir topluluk da MIsIr sInIrInda göründü. Bunlar kadInlarI ve çocuklarIyla birlikte karadan kagnIlarla Suriye üzerinden ve denizden gemilerle gelmi$lerdi. Hiçbir ulus bu insanlarIn önünde dayanamamI$tI. 3. Ramses onlarI ancak Magedo'da durdurabilmi$ti. Bununla birlikte, M.Ö. 1193 yIlInda Pelesatilerin kendi adlarInI verdikleri Filistin (Palestin) ülkesine yerle$melerine engel olunmadI.
Böylece, Firavunlar Suriye'yi yitirdiler ve bu yeni korku verici durum kar$IsInda MIsIr sInIrIna çekilerek savunma yapmaya boyun egdiler.
Firavunlarda ortaya çIkan yetersizlik, içeride de korkutucu karI$IklIklarIn olu$masIna yol açtI. Ülke birtakIm küçük prensliklere ayrIldI. Sonuç olarak MIsIr ülkesi Habe$istan Papaz KIrallarInIn yönetimine geçti. Daha sonra M.Ö. 7. yüzyIlda MIsIr'I Asurlular aldIlar. Menfis kentine saldIrarak ele geçirdiler ve
[1] Gustave Fougeres, Les Premieres Civilisations, sayfa 214.
218
MISIR UYGARLIGI
yIktIlar. Günümüzde kentin kalIntIsI bile yoktur. Tep kentini de yIktIlar. Bu olaydan yakla$Ik 10 yIl sonra A$agI MIsIr'da Saisli bir prens, AsurlularIn orada bIraktIgI orduyu püskürterek MIsIr'dan çIkarmayI ve bütün MIsIr'a egemen olmayI ba$ardI.
6.6. MISIR UYGARLIGI
6.6.1. FiRAVUN
MIsIr UygarlIgInI kuran Türklerin Döneminden sonra MIsIr'I yönetenlere Firavun (Pharaon) denildigi bilinmektedir. Firavun gözle görülen bir TanrI sayIlIrdI. Bu TanrI ayrIca, evreni yöneten büyük güne$ tanrIsI i?a'nIn oglu olarak tanInIyordu. MIsIrlIlar Firavunlara taparlardI. Firavun, güne$i belirten ve simgesi dogan ku$u olan Türklerin ulusal tanrIsI Horas'tur.
Firavun gün dogarken uyandIgI sIrada dogan güne$ gibi selamlanIrdI. Onun adIna tapInaklar yapIlIrdI. Tüm MIsIr topraklarI yasal olarak Firavunun idi. Firavunun görkemli sarayI ve bir sürü i$çileri vardI. BunlarIn bir bölümü yüzünden sinekleri kovarlar, ötekiler de bir güne$likle onu güne$ten korurlardI. Onun için çalI$an ba$ka bir kesim de onun okunu ta$Irlar ve ahIrInI yönetirlerdi. Firavunun i$ini görmek büyük bir onurdu ve i$lerini yapan görevliler büyük yönetici sayIlIrlardI.
6.6.2. ÇE$iTLi TOPLUMSAL KESiMLER
Eski MIsIr'da din adamI çoktu ve saygInlIklarI vardI. Din adamlarI kiralIn verdigi topragIn gelirleriyle geçinirlerdi. Din adamlarIndan sonra, çok gelenegi olan sava$çIlar gelirdi. Firavun onlara da toprak verirdi. Ancak kiralIn canI sava$ yapmak isteyince buyruguna
219
MISIR
uymalarI gerekirdi. Oysaki Sami ve Hami MIsIrlIlar sava$çI degillerdi ve orduda görev almamak için kaçarlardI [1]. Firavunlar ordularInI genellikle Anadolu insanlarIndan olu$tururlardI.
Daha sonra yönetim görevlileri gelirdi. Görevliler vergi toplama, mühendislik, yapI yapma gibi i$lerde çalI$an kimselerdi. Bunlar kendilerini önemli adam sanIrlar ve yoksul toplumu a$agI görürlerdi.
6.6.3. TOPLUMSAL YAPI
Toplum i$çiler ve köylülerden olu$mu$tu. Her ugra$In (meslegin) çalI$anlarI ve alsatçIlar, yönetimin denetimi ve baskIsI altIndaki sIkI kurallara baglI topluluklarIn üyeleriydi. Kendilerini mutlu görmezlerdi. Çok çalI$IyorlardI ve genellikle tutsak gibi karInlarInI ancak doyurabiliyorlardI.
MIsIr'da o dönemlerde de dokumacIlIk, boyacIlIk, kuyumculuk, minecilik, camcIlIk gibi bilinen sanatlar vardI. MIsIr çok ürün alIm satImI yapardI. Ülkede bulunmayan kereste ve maden gibi $eyler dI$arIdan alInIrdI.
Köylülerin kendi topraklarI olmadIgI belirtilmi$ti. Bunlar Firavunun, din adamlarInIn ve sava$çIlarIn topraklarInda çalI$IrlardI. Belirli bir ölçüde ekini vergi olarak vermeleri gerekliydi. Yoksa sopa ile dayak yerlerdi veya ba$ a$agI Nil IrmagIna atIlIrlardI. Bir yapI, bir yol, bir su yolu yaptIrmak için insanlar güç kullanIlarak baskIyla çalI$tIrIlIrlardI. AyrIca bu sIrada denetleyicilerin sopasI da ba$larIndan eksik olmazdI.
[1] Albert Malet, Jules Isaac, L'Orient et la Grece.
220
MISIR UYGARLIGI
Dayak düzenli bir yönetim aracIydI. Tutsak insanlara hayvanlar gibi davranIlIrdI. TutsaklarI elinde tutanlarIn, onlarIn ya$amalarI veya ölmelerini belirleme yetkileri vardI. AnlatIlmaya çalI$Ilan böyle bir yönetim, ku$kusuz uygar ve insancIl olarak nitelenemez.
6.6.4. DiNi iNANÇLAR
MIsIrlIlar Güne$, Ay, Nil IrmagI ve hayvanlar gibi yüzlerce tanrIlara taparlardI. MIsIr tanrIlarI içinde en çok tanInmI$larI hayvan tanrIlardI. Her ilin kedi, timsah, kurbaga veya aslan, kurt, çakal, leylek, akrep gibi bir hayvan tanrIsI vardI.
Kendisine tapIlan hayvanIn türünden olan bütün hayvanlar o bölgede kutsal olarak görülürdü. BunlarI öldürenlere uygulanan yaptIrIm ölümdü. Böyle özel tanrIlardan ba$ka, güne$ gibi toplumun taptIgI tanrIlar da vardI.
M.Ö. 1. yüzyIla kadar MIsIrlIlarIn dini inanI$larI böyleydi. Bu yüzyIlda, iskenderiye ilinde bir kediyi öldüren bir RomalIyI MIsIrlIlar çabucak öldürdü.
MIsIrlIlar, taptIklarI tanrIlarIn kimilerini bir hayvan ba$lI insan gövdesi veya insan ba$lI hayvan gövdesi biçiminde gösterirlerdi. Hayvanlardan özellikle Apis öküzüne taparlardI. Din adamlarI bir tapInagIn içine seçilmi$ bir öküz koyarlardI. Bu öküzü beslerler ve onun i$lerini yaparlardI. Toplum gelir bu öküze tapardI. Öküz ölünce, onu mumyaladIktan sonra özenle yapIlmI$ bir gömüte gömerlerdi. Bu gülünç inanç ve davranI$larIn nedeni a$agIdaki gibi açIklanabilir.
ilkel insanlar doganIn güçlerinden korkarlardI. ilkel insanlar neredeyse hayvanlarla birlikte ya$arlardI.
221
MISIR
Konu$amayan, ancak birçok $eyi anlayabilen bu hayvanlar inananlarIn gizemli ve kutsal varlIklarI oldular. TaptIklarI tanrIlar ve hayvanlar arasInda iyilik ve kötülük dü$ünenleri de vardI. Yeni yiyecekler istemek için iyilik dü$ünenlere taparlardI. Kötülük tanrIlarIna da kötülüklerinden korunmak için taparlardI.
MIsIr'da TanrI inancInIn ba$langIcI, evreleri gözden geçirilince; MIsIr UygarlIgInI kuran Türklerde bayrak gibi boy birligini gösteren, Türklerin de kutsal saydIgI dogan ve kurt gibi hayvan simgelerini Sami ve Hami MIsIrlIlarIn özel tanrIlarI yaptIklarI görülür.
Sami ve Hami MIsIrlIlar ayrIca Türklerin en büyük yaratIcI olarak gördükleri evrenin güçlerine taptIlar. Özellikle güne$ onlarIn tanrIsI oldu. Ancak Osiris adI verilip TanrI olarak benimsenen güne$ battIktan sonra korkunç bir karanlIk basar. KaranlIk, TanrI olmalIdIr ve ona Set adI verilir. TanrI Set'in kararttIgI geceyi aydInlatan Ay ise TanrI isis olarak benimsenir. Ertesi gün ufuktan dogan güne$ TanrI Osiris'in oglu olarak görülür ve ona da Güne$ Horus denir.
KaranlIk tanrIsI $efin kötülügü AyIn I$IgIyla yok olunca, ortada saygI deger Güne$ Horus ve Ay isis kalIyor. Ancak, ortalarda görülmeyen Horus'un babasI Osiris'i de unutmamak gerekirdi.
HayvanlarIn ve doga güçlerinin yüzlercesine tanrI diye insanlarI taptIrmanIn saçma oldugunu sonunda anlayan din adamlarI önemli tanrIlarI üçe indirdiler. Baba Osiris, ogul Horus ve ana isis olan bu üç tanrI Teslis inancInIn da temelidir. Temiz ve bilgisiz insanlarI yüzlerce tanrIya taptIrma veya tanrIlarI belli kümelerde toplama ve en sonunda da bir TanrI'ya taptIrma, ülke yönetim anlayI$InIn dogurdugu sonuçlardIr.
222
MISIR UYGARLIGI
Hangi tapInagIn egemeni ve buna baglI olarak din adamlarI güçlenerek öteki tapInaklara egemen olursa, o tapInagIn din adamlarI kendi tanrIlarInIn büyüklügünü tanItmaya ve öteki tanrIlarI önemsiz yapmaya çalI$IrlardI. Sonuçta, Tinis HanedanIndan KIral 1. Pepi' nin yaptIrdIgI Menfis ba$kent olunca, buraya yeni ve en büyük bir TanrI gerekti. Tinis kentinin din adamlarI bir çIkar yol buldular. Tinis (Helyopolis) kentinin yerel tanrIsI insan biçimindeki Atum'du {Autum, Amon, Amun). Ancak bu tanrIyI tüm MIsIrlIlar benimsemezdi. MIsIr'da genellikle Güne$ ile ilgili bir tanrIya tapmaya alI$IlmI$tI. Önceden tapIlan Osiris'i veya Horus'u da yeniden TanrI yapmak istemiyorlardI. BunlarIn yerine, Güne$in simgesi olan Ra'yI en üst seviyedeki TanrI yaptIlar.
Böylelikle, yerel tanrIyla Güne$i bir yaptIlar ve Atum-Ra (Amon-Ra) tanrIsInI ortaya çIkardIlar. Din adamlarI, Amon-i?a'nIn en büyük TanrI oldugunu, öteki tanrIlarI, insanlarI ve her $eyi onun yarattIgInI herkese anlattIlar ve bu konuda dersler vererek ögrettiler. 2. Ramses döneminde artIk kesin güçlü olan TanrI, bir insan simgesiyle bir güne$ kavramInIn din adamlarInIn anlayI$larI ve yetkileriyle birle$tirilmesinden dogan Amon-i?a'dIr.
MIsIrlIlar, insan ölünce özünün agzIndan kaçtIgInI, günün birinde gövdesine yeniden girecegini sanIrlardI. Bunun için ölünün gövdesini saglam olarak korumak gerekirdi.
Ölünün gövdesi mumyalandIktan sonra sargIlarla sIkIca baglanIrdI. Böylece ölünün gövdesi mumyalanmI$ durumda ve ölen kimsenin toplumdaki yerine uygun bir gömüte konurdu. Piramitler de kIrallarIn mumyalarI için büyük gömütleri olu$turuyorlardI.
223
MISIR
MIsIrlIlar süre geçtikçe özün sonsuzluguyla ilgili yeni bir inanca kapIldIlar. Bu inanca göre, her ölünün özü TanrI Osiris'in ba$kanI oldugu bir yargI yerinde yargIlanIrdI. Öz (ruh) tartIlIr, eger kötü eylemleri çoksa yok edilirdi. Kötü eylemleri çok degilse, ya$amInda yaptIgI kötülükleri açIklamasI gerekirdi. Öz yaptIgI kötü eylemleri anlatIrdI. Örnegin, ilk önce "Kimseyi öldürmedim, tanrIlara kar$I görevlerimde suç i$lemedim" gibi $eyler söylerdi. Sonra da iyi eylemlerine geçerek "Açlara ekmek verdim, susuzlara su verdim, çIplaklara giysi verdim" gibi $eyler söylerdi. Temizligi kesinle$en öz ölümsüz yapIlarak serin, kokulu bir havada ya$ar ve TanrInIn sofrasInda yemek yerdi.
Böylece MIsIr'da, ölümden sonra yeniden dirilerek ya$ama veya TanrInIn yargIlama günü (ahiret), kötü ve iyi eylemlerin kar$Ila$tIrIlmasI (mizan), sIrat köprüsü, cennet ve cehennem inançlarI ortaya çIktI.
6.6.5. DiN ADAMLARI VB DiNi TÖRENLER
Ku$kusuz MIsIrlI din adamlarI temiz ve bilgisiz toplumdan daha çok bilgili, varlIklI ve çIkarcIydIlar. Bu nedenle, FiravunlarIn yardImcIlarI ve danI$manlarI olabiliyorlardI.
Din adamlarInIn dogrudan ülkeyi yönettikleri görülmü$tür. Din adamlarI istedikleri kadar TanrI yaparlar veya onlarI birkaç kümede toplarlardI. Eger güçlü olmalarIna ve çIkarlarIna katkI yapacaksa, tüm yeryüzünü yalnIz bir TanrI çevresinde toplamaya ve kendileri için çalI$tIrmaya ugra$IrlardI.
Din adamlarI insanlarI özellikle tapInaklarda dini törenler yapIlIrken etkilerlerdi. Çok tanrIya tapInma, birçok dini töreni ve din adamInI gerektiriyordu.
224
MISIR UYGARLIGI
TapInagIn ortasInda bulunan dar ve karanlIk bir odada yerel TanrI her gün koku, yiyecek, kuma$ gibi armaganlar alIrdI. Bayram günleri TanrInIn heykeli gösteri$li alaylarla ilin içinde dola$tIrIlIrdI. TapInaklara kurbanlar da verilirdi. En begenilen kurban bogaydI. Dini törenler bilinen yakarI$larla (dua) yapIlIrdI.
6.6.6. SANATLAR
MIsIrlIlar özellikle tanrIlarIna tapInaklar, ölülerine gömütler yaptIlar. Bu yapIlar genellikle çok büyüktü. Ancak toplumun evleri kerpiçten ve sIradan yapIlardI. Gömütler genellikle kayalara oyulmu$ yapay inlerdi ve ölüler yere de gömülürdü. MIsIr'da bütün sanatlar yapI sanatIna bagImlIydI. YapI sanatInIn esin kaynagI da dindi.
TapInaklar çok büyüktü. Bunlarla ilgili bir dü$ünce olu$masI için örnek olarak Tep yakInIndaki Karnak tapInagI anlatIlabilir. TapInagIn günümüze dek kalan salonunda 24 m yüksekliginde iki sIralI ta$ direkler vardIr. AyrIca sagda ve solda daha yüksek yedi sIra ta$ direkler görülür. Bütün bu direklere ilk bakI$ta bir direk ormanI denebilir. Tümü 134 tane, 16 sIra direktir. Bu direkler ve duvarlar mavi, sarI, kIrmIzI renkli resim ve yazIlarla süslüdür. Her tapInagIn kapIsInda 30 m yüksekliginde iki dikili ta$ direk bulunurdu [1].
Özellikle Firavun gömütleri piramit biçimindedir. En önemlileri Menfis yakInIndaki üç piramittir. BunlarIn en eski ve yüksek olanI KIral Keops'un piramididir. Yeni yapIldIgInda yüksekligi 146 metreydi. Günümüzdeki
[1] istanbul AtmeydanI'ndaki dikili ta$ MIsIr'dan getirilmi$tir. Bu dikili ta$ M.Ö. 1700 yIlInda 3. Tutmes'in yaptIrdIgI bir ta$ direktir.
225
MISIR
yüksekligi 138 metredir. Günümüze dek yapIlan hiçbir yapIda bu denli çok ta$ kullanIlmamI$tIr. Bu piramidin yapImInda ne kadar emegin ve sürenin yok oldugu dü$ünülmelidir. Keops piramidini yapmak için 100 bin ki$inin 20 yIl çalI$tIgI söylenir [1].
Kim bilir ne kadar i$çi dayak altInda ölmü$tür ! Büyük bir olasIlIkla, Firavun Keops'un gömütü MIsIr Ulusuna ve orada çalI$an tutsak insanlara büyük degerler ödetmi$tir. inanIlmayacak ölçüde büyük gömütler olarak kullanIlan bu anlamsIz yapIlar, daha mühendislik ugra$InIn yeni ortaya çIktIgI bir dönemde yapIlmI$lardIr.
Bu anItlar, FiravunlarIn uzun süreli egemenlik dönemlerinde MIsIr'In kaynaklarInI tüketmi$lerdir. Büyük sava$lar yapmI$ kadar MIsIr'In yIpranmasIna da neden olmu$lardIr.
MIsIr'da yalnIz tanrIlarIn ve FiravunlarIn heykelleri yapIlmI$tIr. MIsIrlI heykel ustalarI ta$ direklere ve direk ba$lIklarIna çok önem vermi$lerdir. Üstlerine kabartma lotus, papirüs ve hurma yapraklarI yaparlardI. Ta$ direkler ve heykeller, kabartma resimler ve kutsal yazIlarla süslenirdi. Heykel sanatçIlarI degi$ik ölçüde çe$itli heykeller ve birçok Sfenksler yapmI$lardIr. En eski dönemlerden beri insan yüzünü heykellerde kusursuz olarak yapmI$lardIr.
BoyanmI$ resimin de büyük önemi vardI. YapIlarIn yüzeylerini, iç duvarlarInI, büyük salonlarIn direklerini, kIsacasI yapI ve heykel ustalarInIn bo$ bIraktIklarI yerleri süslemek ressamIn i$iydi. Resimlerde gölge ve
[1] Keops piramidinde kullanIlan ta$lar, uzunlugu 96-150 cm arasInda degi$en yakla$Ik 2,5 milyon tanedir.
226
MISIR UYGARLIGI
doga görüntüsü yoktu. MIsIrlI ressamlar dogadan yararlanmazlardI. Resimlerini genellikle öncekilere benzetirlerdi.
6.6.7. YAZI, YAZIN, MÜZiK VB BiLiM
MIsIrlIlar çok erken dönemde Hiyeroglif yazIsInI biliyorlardI. ilk dönemlerde bu yazIyla bir nesneyi anlatmak için onun resimi yapIlIrdI. Örnegin, bir ku$u anlatmak için bir ku$ resmi çizilirdi.
Daha sonra ku$ resmi harf gibi kullanIldI. Ancak yazI karI$IktI. Çabuk yazmak için tek olan harfleri kullandIlar. Yava$ça yazI geli$ti ve degi$ti. MIsIr'da papirüs denilen uzun ve geni$ saplI bitkinin sapInI ince tablet boyutlarInda keserek yan yana koydular. Bu ilk katmanI olu$turdu. Çe$itli katmanlarI zamkla yapI$tIrIp üst üste koydular. Böylece, koyu renkli bir tür sert kagIt elde ettiler. isten yapIlmI$ mürekkep ve yontulmu$ kamI$la bu sert kagIt üzerine yazI yazdIlar. YazIyI sagdan sola yazarlardI. Daha sonra kitaplar ortaya çIktI. MIsIrlIlar kitaplarI özün ilaç kaynagI dedikleri kitaplIklara koydular.
MIsIrlIlar çok konu$urlardI. Düz yazI ve ko$uk olarak çok söylemi$ler ve yazmI$lardIr. Onlar yazIlarI tapInaklardaki ta$ tabletler ve papirüsler üzerine yazdIlar. Okunan bu yazIlara göre MIsIr yazInI ilk Firavunlar döneminde genellikle dini bir niteliktedir. Ancak ara sIra özleri ayaklanan kimilerinin, toplum ya$amInIn sevinçli ve üzüntülü her evresini yazdIgI dini nitelikte olmayan yazIn örnekleri de görülür.
MIsIr'da müzik ya$amI ve ko$uk biçimiyle ilgili dogru bilgiler yoktur. Bununla birlikte arp ve flüt çalarak $arkI söyledikleri anla$IlmaktadIr.
227
MISIR
Sümer, Akat ve Elam ülkelerinde çok önceleri bulunan ve uygulanan bilimler MIsIr'da da geli$mi$tir. Aritmetik, geometri ve temel gök bilimi (astronomi) MIsIr'da toprak, yapI ve din gereksinimlerine baglI olarak geli$mi$tir.
MIsIr'da hekimlikle ilgili kitaplar da bulunmu$tur. Bu kitaplar ikesuslar döneminden kalmI$tIr [1].
Her türlü bilimde ileri gidenler din adamlarIydI. Bilim, doktorluk gibi i$lerle sürekli onlar ugra$IrdI.
Moret, eski MIsIr yazIn ve sanatIyla ilgili a$agIdaki bilgileri vermektedir.
"MIsIrlIlarIn yazIn ve sanat alanlarInda tümüyle dü$ünsel olan yapItlarI çok az görülür.
MIsIr'da sanat, bilim, yazIn tümüyle din ve yönetim için çalI$mI$tIr. MIsIr UygarlIgInIn ayIrdedici özelligi budur.
Özsel (tinsel) yazIn, soyut dü$ünce, bilimsel ara$tIrma, sanat için sanat ve bagImsIz ekin (kültür) eski MIsIr'da az görülen $eylerdi. MIsIr'In büyük yapItlarI genel ve ortaktIr. Bu yapItlar belirli bir sanat anlayI$Ina baglI olarak yapIlmI$lardIr. Bu anlayI$In temelinde, din yoluyla toplumu etkileme amacI vardI. Bu nedenle MIsIr'In ko$ullu sanat begenisi, genellikle büyük sanatçIlarIn yeni bulu$ alanlarInI daralttI." [2]
[1] Bu kitaplar Berlin ve Leipzig'dedirler.
A. Moret, Le Nil et la Civilisation Egyptienne, sayfa 523.
[2] A. Moret, Le Nil et la Civilisation Egyptienne, sayfa 541, 542.
228
ANADOLU
ETi HAKANLIGI FRiGYA LiDYA
229
230
7. ANADOLU
7.1. ETi HAKANLIGI 7.1.1. TOPRAKLARI, ADI VE NiTELiKLERi
Asya sözcügü Eti [1] dilindeki Assuva sözcügünden türemi$tir [2].
M.Ö. 2000 yIlInIn ortalarIna dogru Anadolu'nun batI kIyIlarInI belirtmek için Etilerin yazIlarInda Assuva sözcügünü kullandIgI görülmü$tür. MIsIrlIlar sözcügü iasia'ya çevirerek yazIlarInda Anadolu'nun güney bölgelerini belirtmek için kullanmI$lardIr. Homeros'un ilyada kahramanlIk öyküsündeyse Assuva sözcügü Asios olmu$ ve Efes ile Sart ören yerleri arasInda bulunan, eskiden Kayster denilen Küçük Menderes Bölgesindeki bir ovanIn adI olmu$tur.
YunanlIlar Assuva sözcügünün tüm Anadolu'nun ve onun baglI oldugu büyük bir kara parçasInIn adI oldugunu çok geç anlayabilmi$lerdir.
Anadolu sözcügü dogu ülkesi anlamIna gelir. Günümüzde Anadolu YarImadasIna Küçük Asya da denir. Bu deyim, Anadolu YarImadasInIn Büyük Asya' ya baglI oldugunu belirtir. Küçük Asya, Ön Asya'nIn da bir parçasIdIr. Ön Asya, Mezopotamya'yI, Suriye'yi,
[1] Burada anlatIlan Eti Ulusu, çagda$ batI yapItlarInda Hittite, Heteen, Hetheen, Hethit adlarInI alan, eski YunanlIlarda Khettaios, eski ibranilerde Kheti, Khetim, Asurlularda ve Babillilerde Khatti, Khati ve MIsIrlIlarda Khta, Khaiti, Khati denilen ulustur.
[2] Felix Sartiaux, Les civilisations anciennes de l'Asie Mineure, sayfa 5.
231
ANADOLU
iran'I, Van Gölü Bölgesini ve Arabistan'I bile içine alIr (Harita No: 1) [1].
Küçük Asya, kuzeyde Karadeniz ve Marmara Denizi, batIda Adalar (Ege) Denizi, güneyde Akdeniz ve Suriye topraklarI ile çevrilmi$ bir yarImadadIr. Bu ülkede ilgi çekici, birbirine kar$It iki bölgesel özellik vardIr. BatI kIyIlarIna yakIn yerler Avrupa topraklarI ile aynI özelliktedir. Deniz kIyIlarI çok girintili çIkIntIlIdIr. iklimi yumu$ak ve gün I$IgI boldur.
Anadolu YarImadasInIn üçte ikisi geni$ ve dalgalI bir yayladIr. YaylanIn orta bölgesinin yüksekligi 1 km kadardIr. KIyIlardan uzakla$tIkça iklim sertle$ir ve soguk artar. Yel güçlü eser, kI$lar uzun ve çetin, yazlar ise kIsa ve sIcak olur. Ters nitelikteki kIyI bölgeleriyle yaylanIn görünümleri degi$iktir. Yaylada tepeler ve küçük sIra daglar çoktur. AkIntIsIz tuzlu göller ve geni$ bozkIrlar da vardIr.
Karadeniz ve Akdeniz kIyIlarI Adalar (Ege) Denizi kIyIlarI gibi girintili çIkIntIlI degildir. Ye$ilIrmak (iris) ve onun kolu Kelkit ÇayI (Likas), Sakarya IrmagI (Sangarios) ve KIzIlIrmak (Marassantiya) kuzeydeki Karadeniz'e dökülür. Güneyde Toros DaglarInIn yalçIn yaylalarI kimi yerlerde dik kIyIlara yakla$Ir ve Adana, Mersin, Antalya ovalarInI olu$turmak için kIyIlardan uzakla$Ir.
BatIda neredeyse birbirine ko$ut akan Irmaklar vardIr. Bergama (Pergama, Pergamon) Bölgesinden geçen BakIr ÇayI (Kaik), Sart (Sardes) yakInIndan geçen ve izmir'in kuzeyinden denize dökülen Gediz ÇayI (Hermos), killi tortusuyla Efes Koyunu dolduran Küçük
[1] Haritalar kitapta yok, ayrIca ek olarak basIlmI$.
232
ETi HAKANLIGI
Menderes (Kayster) ve Milet Körfezini tümüyle kumla dolduran Büyük Menderes (Meandre) IrmaklarI varlIklI, üretken, tarIm yapmaya uygun ve geli$mi$ kentlerin kurulmasIna uygun büyük ovalar olu$turmu$lardIr. Güneye akan Seyhan, Ceyhan, FIrat ve Dicle IrmaklarI da önemlidir.
Küçük Asya, öteki iki büyük niteligiyle de tarihin büyük evrelerine egemen olmu$tur. Mezopotamya'ya ve ayrIca Adalar (Ege) Denizi kIyIlarIna egemen olan Anadolu YaylasI, geçmi$te sürekli Dogunun eski uygarlIklarInI Akdeniz UygarlIgIna baglayan büyük bir yol olmu$tur. Bu nedenle Anadolu'nun verimli kIyIlarIyla çorak topraklarInI birle$tiren nesnel baglar, onun kIyIlarInIn ve ovalarInIn varlIklI uluslarInI da yaylasInIn güçlü ulusuna bagImlI yapmI$tIr.
7.1.2. TOPLUMSAL KÖKENi VE DiLi
Küçük Asya Ulusu, Hitit {Hittite) ve benzeri adlarla tanItIlmI$ Türklerdir. Bunlar Tarih Öncesi Dönemde Orta Asya YaylasIndan batIya yapIlan göç dalgalarIyla Anadolu'ya gelip yerle$en Türk boylarIdIr. Bu boylar, Mezopotamya'nIn ilk yerli ulusu Sümerlere ve iran' In batIsIna ilk yerle$en Elamlara yakIn olan Türk soyundandIr. Gerçekten Adalar Denizine, Yunanistan'a ve Trakya'ya bile ilk yerle$enler de aynI soydandIr.
Etilerin dili Sami veya Hint-Avrupa dillerinden degildir. Etilerin gerçek dili de Elamca ve Sümerce gibi eski Türkçedir. [1]
[1] Eti yazItlarInI okuyan Hititolog M. Selçuk Ar, Eti HakanlIgInIn konu$ma dilinin eski Türkçe oldugunu belirlemi$tir. Çivi YazIlI Kaynaklara Göre Türkçe-Etice-Hurrice ArasIndaki Baglar Üzerinde Yeni Ara$tIrmalar.
233
ANADOLU
Etiler, brakisefal soydan, çIkIk elmacIk kemikli ve burunlarI egimlidir. Samiler bu özellikleri ta$Imazlar, ancak Sümerler ve Elamlarda da aynI özellikler görülür [1].
7.1.3. YÖNETiM TARiHi
M.Ö. 2300 yIllarInda Samiler eski adI Kane$ olan Kayseri'de ürün alIm satImI yaparlardI. OnlarIn çevresindeki toplum eski Etilerdi. Etiler daha Ta$ ve Maden dönemlerinde belirli bir uygarlIk seviyesine ula$mI$lardI. Onlar hayvan beslerler, tarIm yöntemlerini bilirler, araçlarI kullanIrlar, kayIk (tekne) yaparlar, agaçtan veya kerpiçten yapIlar yaparlardI. Yontma Ta$ Dönemi sonunda resim sanatInda da oldukça beceri kazanmI$lardI. Etilerin bu dönemlerdeki tarihleriyle ilgili yeterli bilgiye daha ula$IlamamI$tIr. Çünkü Küçük Asya'da günümüze dek bulunan ilgili belgeler, yapItlar daha yeterli ölçüde çözümlenebilmi$ degildir.
YunanlIlar $a$Ilacak bir unutkanlIkla Etilerle ilgili öykülerden ba$ka hiçbir $ey iletmemi$lerdir. Etilerin önemli olduklarInI bile anlayamamI$lardI. Bununla birlikte a$agIdaki gerçeklikler kesinle$mi$tir.
Anadolu'ya ilk yerle$en Etilerin uygarlIk alanInda ilerlemeleri en geç M.Ö. 3000 yIlInda ba$lamI$tIr. Büyük ölçekli alIm satIm yapmI$lar, at kullanmI$lar, demircilik gibi sanatlarda ilerlemi$lerdir. Onlar dini inançlarI ve dilleriyle insanlIgIn genel geli$imine katkI yapmI$lardIr.
[1] Gustave Fougeres ve dört arkada$I, Les Premieres
Civilisations, sayfa 137. Felbc Sartiaux, Les civilisations anciennes de l'Asie
Mineure, sayfa 16, 17. A. Moret, G. Davy, Des Clans aux Empires, sayfa 274.
234
ETi YÖNETiM TARiHi
Etilerin Anadolu'ya gelerek yerle$tikleri dönem, Sümerlerin Mezopotamya'ya yerle$tikleri dönemden sonra degildir [1]. Onlar, büyük bir olasIlIkla Orta Asya YaylasIndan batIya göçen toplumlarIn öncülerinden biridir [2] [3]. Eti HakanlIgInIn yönetim yeri KIzIlIrmak kIvrImInIn içindeki bölgeydi. Etilerin ba$kenti Hattu$a$ günümüz Çorum ilinin Bogazköy ilçesindedir.
BagImsIz kentleri bir yönetimde birle$tirerek Eti HakanlIgInI kuran Labarna'dIr [4]. Labarna adI sonralarI yazIlI buyruklarda hakanlIgIn yasalarInI belirtmek için kullanIldI. Labarna'dan sonra, 1. Hattusil ve 1. Mursil yönetime geldiler. M.Ö. 1925 yIlInda Halep'i ve Babil'i ilk ele geçiren Hakan 1. MursiVdir. Etiler Babil ülkesine yava$ça degil, fIrtIna gibi hIzla girdiler. Tek akInla Babil'i dü$ürdüler. Sava$ Etilerin utkusuyla sonuçlandI ve Babil'in 1. HanedanI yIkIldI. Bu utkudan sonra Etiler Babil'i Sümerlere bIrakarak yurtlarIna geri döndüler.
[1] Eugene Cavaignac, Population et Capital dans le Monde Mediterraneen Antique, sayfa 54.
(2] A. Moret, G. Davy, Des Clans aux Empires, sayfa 275.
[3] Edinburg Üniversitesinden Ulf-Dietrich Schoop, 2007 yIlInda Bogazköy yakInIndaki ÇamlIbel öreninde yaptIgI kazIda M.Ö. 6 bin yIlIndan daha eski dönemlerde kurulmu$ yerle$im yeri ve yapIlarI ortaya çIkarmI$tIr. Bu bulgular, Sümerlerle Etilerin birbirine yakIn dönemlerde Mezopotamya'ya ve Anadolu'ya yerle$tiklerini desteklemektedir.
[4] Eti Hakan Boyunu Labarna'dan çok önce ya$ayan Pithana'nIn kurdugu oglu Anitta'nm yazItIndan anla$IlmI$tIr. Ancak Anitta ile Labarna arasIndaki dönem daha aydInlanmamI$tIr. AyrIca, $imdiye kadar M.Ö. 2300 yIlIna tarihlenen Eski Tunç ÇagI Alacahöyük hakan gömütlerinin M.Ö. 2800 yIlIndan kaldIgI kesinle$mi$tir. Bu bulgular, Eti tarihini daha geriye götürerek Anadolu tarih sIralamasInI degi$tirecek niteliktedir ve Pithana ile Anitta'nIn M.Ö. 2 binden önce ya$adIklarInI göstermektedir. Erich Neu, Der Anitta-Text.
Unsal YalçIn, Alacahöyük ilk Tunç ÇagI Kral MezarlarI Üzerine.
235
ANADOLU
Sonra, ba$kent Hattu$a$'ta Hakan 1. Hantili yönetime geldi. Hakan 1. Hantili'den sonra sIrayla 1. Zidanta, Ammuna, 1. Huzziya ve M.Ö. 1700 yIlInda Telipinu adlarIndaki hakanlar yönetime geldi. Hakan Telipinünun Bogazköy'de yazIlI bir buyrugu bulundu. Buyruk, sava$ sIrasInda hakanIn yoklugunda onun adIna yönetimi yürüteceklerle ilgili bir yönergedir.
MIsIr Firavunu 3. Tutmes M.Ö. 1500 - 1450 yIllarI arasInda Ön Asya'ya saldIrdIgInda Büyük Etilerden ba$ka kimseden söz edildigini duymadI. Etiler, kuzeyin sisleri içinde kaybolmu$ uzak bir ulus gibi anlatIlIyordu. Birçok MIsIr Firavunu Orta FIrat Bölgesinde sava$lar yaptI, ancak Etilerle kar$Ila$madI. Bununla birlikte Etilerin eski utkularI Hakan Telipinünun anIlarInda ya$Iyordu. Hakan Saustatar (Saussatar) yeni bir hakan boyu kurdu. Bu boydan Hakan 1. Tudhaliya M.Ö. 14501430 yIllarI arasInda uzak atalarI gibi Halep'i aldI. Bir yandan Firavunlarla öte yandan DiyarbakIr (Mitanni) Bölgesindeki Hurrilerle, Dicle ve FIrat Bölgesindeki hakanlarla sava$tI. Eti korkusu bu yönetimlerin geneline yayIlmI$tI. Önceleri birbirlerine dü$man olan bu yönetimler yakInla$tIlar.
7.1.3.1. BiRiNCi SUPPiLULiUMA
M.Ö. 1395 yIlInda yönetime gelen Eti HakanI 1. Suppiluliuma, Anadolu'da karI$IklIk çIkaran boylarI düzene soktu. Hakan 1. Suppiluliuma, Kuzey FIrat Bölgesini geçerek Suriye'nin kuzeyindeki beylikleri M.Ö. 1370 yIlInda yenilgiye ugrattI. Sonraki 15 yIlda Suriye'de birtakIm hazIrlIklar yaptI.
M.Ö. 1354 yIlInda Eti ordusu Güney Suriye'ye yürüdü. Lupakki ve Tessub-zalmas (Tarhunta-zalma) adlarIndaki Eti beyleri MIsIrlIlarIn hiçbir direni$iyle
236
ETi YÖNETiM TARiHi
kar$Ila$madan $am iline kadar ilerlediler. ArdIndan 1. Suppiluliuma bölgeye gelerek Halep ve KarkamI$ kentlerine ogullarInI yerle$tirdi. OgullarInIn adlarI Telipinu ve Piyassili idi. Bu dönemde beylikler ile anla$malar yapIldI.
MIsIr'In durumu bu sIralarda oldukça ürkütücüydü. M.Ö. 1352 yIlInda Firavun 4. Amenofis öldü. Ülke derin bir karI$IklIga sürüklendi. Firavunun oglu yoktu ve dul karIsI Eti HakanIna ba$vurdu. Koca olarak bir Eti Tigini istedi ve Eti HakanI oglu Zannanza'yI gönderdi. Ancak üst düzeydeki MIsIrlI yöneticiler Türk Tigini Zannanza'yI öldürdüler. Bunun üzerine Eti HakanI 1. Suppiluliuma çabucak MIsIr topraklarInI ele geçirdi ve birçok tutsak aldI. Sonunda MIsIr ile anla$ma yapIldI.
Bundan sonra Eti HakanInIn ilgisi FIrat Bölgesine yöneldi. M.Ö. 1350 yIlInda Mezopotamya'nIn kuzeyinde bulunan Mitanni (DiyarbakIr) ili Hurri Hakan Boyunun eline geçti. Sonra Mitanni ili Asur KiralI Assurballit'e bIrakIldI. Bunun üzerine Hakan 1. Suppiluliuma'nm buyruguyla KarkamI$ ilindeki oglu Piyassili Mitanni ilini ele geçirdi.
M.Ö. 1350 yIlInda Hakan 1. Suppiluliuma öldü. Eti HakanlIgI yönetimine güçlü ilkeler koymu$tu. Onun anIsI sonraki 150 yIl unutulmadI. TorunlarI için Unutulmaz Ata oldu.
Etiler için yIkIm hazIrlayan Asur yönetimi Hakan 1. Suppiluliuma döneminde güçlenmeye ba$ladI.
7.1.3.2. iKiNCi MURSiL
1. Suppiluliuma öldükten sonra yönetimi birkaç ay ogullarIndan 2. Amuvandas sürdürdü. Ondan sonra
237
ANADOLU
öteki oglu 2. Mursil (Mursili) çok genç ya$ta hakan oldu. Yeni hakan genel bir ayaklanmayla kar$IlandI. 2. Mursil babasInIn degerli oglu oldugunu gösterdi. HakanlIgInIn ilk 10 yIlInI Küçük Asya'da aralIksIz sava$larla geçirdi. Bu sava$lar bir birini izleyen yIllarda Ga$galarIn ya$adIgI KIzIlIrmak ile Karadeniz kIyIlarI arasInda, Kilikya'da (Çukurova), Pamfilya'da (Antalya) ve yeniden Ga$galarIn bölgesinde oldu. Güçlü Kilikya KiralI, 2. MursiVin kar$IsInda çok ugra$sa da sonunda yenildi. Kilikya KiralI KIbrIs'a (Alasia) kaçarak Etilerin elinden kurtuldu.
2. Mursil Kilikya'da 66 bin ki$iyi yok etti. Pamfilya KIrallIgInI da kendine bagladI.
HakanlIgInIn 9. yIlInda 2. Mursil Ankuva'da (Ankara) görüldü. Bundan sonra 2. Mursil sava$çI ordusuyla Azzi (Erzurum) topraklarInI ele geçirdi. Eti ülkesinin sInIrlarInI Malas (Dicle) Bölgesine kadar geni$letti ve Suriye'nin kuzeyinde durumunu güçlendirdi. 2. MursiV in yönetimindeki Suriye beyleri MIsIr'In denetimindeki Filistin'e kadar yayIlmI$lardI.
2. Mursil ordusunu o dönemdeki adlarIyla Bitinye, Frigya, Paflagonya bölgelerinden olu$an Bala ülkesine gönderdi. Bala ülkesini alarak ordu birlikleri için üsler yaptIrdI ve sIkI düzen getirdi. Eski adI Nif (Nemf) olan Kemalpa$a (izmir) ilçesindeki ünlü kabartma resimler (bas rölyef) 2. MursiVin adInI korumu$tur. O çok güçlü ve yigit, sava$çIlIkta da çok yetenekli bir hakandI. Ordusunu her yIl MayIs ayInda toplayarak kI$ dönemine kadar sava$IrdI. 2. Mursil ve beyleri bu dönemde sava$çIlIk yeteneklerini geli$tirirlerdi.
Eti HakanlIgI, 2. Mursil döneminde 1. Suppiluliuma' nIn sagladIgI yüceligi ve saygInlIgI korudu.
238
ETi YÖNETiM TARiHi
7.1.3.3. iKiNCi MUVATALLi
2. Mursil M.Ö. 1322 yIlInda öldü. OgullarI 2. Muvatalli M.Ö. 1322-1295, 3. Hattusil M.Ö. 1290-1260 ve 2. Muvatalli'nin oglu 3. Mursil M.Ö. 1295-1290 yIllarI arasInda Eti HakanI oldular. 2. Muvatalli'nin hakan oldugu dönemde, 3. Hattusil Karadeniz Bölgesindeki illeri yönetti.
2. Muvatalli Eti HakanlIgInI yönetmesini bildi. MIsIr ile yaptIgI sava$larda birçok MIsIr prensini yönetimi altIna aldI. Eski MIsIr belgeleri Suriye ve Anadolu uluslarInIn 2. Muvatalli'nin egemenliginde oldugunu belirtir. AyrIca KIbrIs toplumu da onun yönetimi altIndaydI. MIsIr KiralI 2. Ramses ile Suriye'nin Kade$ OvasI'nda sava$an Eti HakanI 2. Muvatalli'dir.
7.1.3.4. KADE$ SAVA$I
Büyük Eti HakanI 2. Muvatalli, bölgenin öteki yönetimleriyle yaptIgI görü$melerde sava$In ko$ullarInI önceden hazIrlamI$tI. Çe$itli anla$malarla MIsIrlIlara kar$I güçlü bir birlik olu$turmu$tu. Kuzeyden büyük bir sava$In yakla$tIgInI anlayan genç 2. Ramses, saldIrIyI kar$Ilamak üzere Suriye'nin kuzeyine dogru ilerledi. M.Ö. 1297 yIlInda Kade$ OvasInda 2. Muvatalli'nin ordusuyla sava$tI. AyrIntIlarI bilinen insanlIgIn bu ilk büyük ova sava$Inda Eti ordusu çok ustaca bir yöntemle MIsIr ordusunu ikiye ayIrdI.
2. Ramses'in birlikleri hiçbir $ey bilmeksizin yürüyorlardI ve sava$ düzenine geçmiyorlardI. Kade$ OvasI Sava$InIn ilk a$amasInda 2. Ramses'in ordusu dagIldI ve birlikleri karI$Ik bir durumda kaçtIlar. Eti sava$ arabalarI onlarI olanca hIzlarIyla izlediler ve korkunç bir karI$IklIk oldu. Ancak 2. Ramses ve korumalarInIn tutsak alInmama veya yok edilmemeleri
239
ANADOLU
sIra dI$I ve dokunaklI bir olaydIr. Eti sava$ arabalarI 2. Ramses'in ordusunu yönettigi yere girer girmez, göz önündeki avI bIraktIlar ve yagmacIlIga giri$tiler. Böylece 2. Ramses yeniden sava$mak için önlem alabilecegi yeterli süreyi buldu. Geriden gelen yeni birliklerle durumunu düzeltti. Eti sava$ arabalarI 2. Ramses'in üzerine yürüselerdi, kesinlikle onu yok ederlerdi. Bu sava$ta her iki ordu da birbirine üstünlük saglayamadI.
7.1.3.5. ÜÇÜNCÜ HATTUSiL
3. Hattusil (Hattusili) hakan oldugu sIrada bilgelige ula$mI$ bir kimseydi. Kade$ OvasI Sava$I bitmemi$ti ve sürüyordu. Bu sIrada MIsIr ile Eti ülkeleri arasIndaki Amurru KIrallIgI Etilere verdigi sözü tutmadI, Kilikya ve daha batIdaki beylikler Etilerden ayrIldIlar.
Sonunda Eti ile MIsIr arasInda M.Ö. 1270 yIlIna dogru ünlü savunma ve saldIrIda birlik anla$masI yapIldI. ilk önemli yazIlI anla$malardan sayIlan bu anla$manIn hiyeroglifle yazIlmI$ olanI MIsIr'In Tep kentinde, çivi yazIsIyla yazIlmI$ öteki e$i Eti ba$kenti Bogazköy'de bulunmu$tur. Anla$manIn yazIlI$I, güncel uluslararasI anla$malara benzemektedir. Büyük Eti HakanI ve MIsIr Firavunu, iki yönetimin ili$kilerinde birbirlerine e$it seviyede sayIlIyorlardI. Bu anla$ma sonucu Amurru KIrallIgI Eti yönetimine baglI kaldI.
3. Hattusil Kaidelilerle sürekli iyi ili$kiler kurdu. Kaide HakanI Kada$man Turgu, 2. Ramses ile yapIlan sava$ta 3. HattusiVe yardIm etti. 3. Hattusil dogru olarak, gerçek saldIrInIn Asur'dan gelecegini görüyordu. Asurlular Etilerin ülkesine saldIrmaya ba$ladIlar. 1. Salmanasar kuzeyde Eti ordularI ile kar$Ila$tI. Sava$ ba$layacagI sIrada ya$lI olan 3. Hattusil M.Ö. 1260 yIlInda öldü. YapIlan sava$I 1. Salmanasar kazandI.
240
ETi YÖNETiM TARiHi
4. Tudhaliya, babasInIn ölümünden sonra Eti ülkesinin hakanI oldu.
7.1.3.6. DÖRDÜNCÜ TUDHALiYA
4. Tudhaliya'm annesi, KIzovalI Puduhepa adInda bir hatundu. KIzova veya KIzzuvatna, o dönemde iç Anadolu'dan Akdeniz'e uzanan bölgedir. KocasInIn ve oglunun hakanlIgI dönemlerinde Puduhepa yönetimde çok etkiliydi. Puduhepa oglunu gittikçe artan ölçüde etkisi altIna aldI. AsurlularIn ilerlemesine kar$I, onu MIsIr ile sIkI ili$ki kurmaya yöneltti. M.Ö. 1260 yIlIna dogru Eti HakanI büyük kIzInI Firavunla evlendirdi. 4. Tudhaliya, yönetimindeki Kilikya Beyiyle birlikte MIsIr'a damadI 2. Ramses'i görmeye gitti. Böylece MIsIrlIlarla Etiler dost oldular.
4. Tudhaliya'nm Amurru KIrallIgIndaki egemenligi sürüyordu. Amurru KiralIyla yapIlan anla$mayla Asurlu alsatçIlarIn deniz kIyIsIna ula$malarI ve AmurrularIn Asurlularla ili$ki kurmalarI engelledi. Buna kar$IlIk, Asurlular 28 bin Eti yurtta$InI tutsak alarak öç aldIlar. Bu olaydan sonra Asur'un Kalde'ye yönelmesi Etilerin sorunla ugra$Ina son verdi. Ancak daha sonra Eti HakanlIgI, Dorilerin baskIsIyla ortaya çIkan göç dalgalarInIn altInda kaldI.
7.1.3.7. ÜÇÜNCÜ ARNUVANDA
M.Ö. 1230 yIlInda 4. Tudhaliya yönetimi ogluna bIraktI. Böylece oglu 3. Arnuvanda (Amuvandas) Eti HakanI oldu. 3. Arnuvanda, Asurlularla Kaideliler arasIndaki sava$lar ve MIsIr ile kurulan iyi ili$kilerden yararlanarak KarkamI$'I ele geçirdi. Ancak, batIdan gelen yeni göç dalgalarI kaygI vericiydi ve üstelik KIbrIs'a dayanmI$tI. Etilere BaglI beylikler de göçleri durduracak güçte degildi.
241
ANADOLU
3. Arnuvanda'dan sonra 2. Suppiluliuma adInda bir hakanIn daha Eti yönetimine geldigi bilinmektedir. Ancak M.Ö. 1200 yIllarInda etkili bir bunalIm ba$ladI. Bu bunalIm sonucunda Eti HakanlIgI beklenilmeyen bir biçimde artIk ortadan kalktI.
Dorilerin Yunanistan'dan sonra Ege adalarInI da ele geçirmeleri ve buralardaki yerli toplumlarIn Anadolu' ya girmeleri sonucunda Eti HakanlIgI yok olmu$tur. AynI soydan boylarIn MIsIr ufuklarInda görüldügü ve Filistin'e yerle$erek buraya kendi adlarInI verdikleri bilinmektedir.
7.1.4. ETi UYGARLIGI
7.1.4.1. YÖNETiM VE ORDU
Eti HakanlIgI artIk tümüyle üzerinde çalI$maya deger tarihi bir büyüklüktür. M.Ö. 1400 - 1300 yIllarI arasInda hakanlIk en yüksek düzeyine ula$tI. Hattu$a$ veya Bogazköy sürekli ba$kent oldu. HakanlIgIn yönetim üssü sürekli KIzIlIrmak (Marassantiya) kIvrImI içinde kalmI$tIr.
Eti ülkesinin sInIrlarI her yönden belirlenebilir. Eti HakanlIgI bütün Küçük Asya'yI kaplIyordu. Ancak kimi yerlerde ara sIra Eti ülkesine baglI beylikler de olmu$tur. Gerçekten Büyük Eti HakanI 3. Hattusil, kendi döneminde Karadeniz kIyIsInda Eti HakanlIgIna baglI bir beylik kurmu$tu. Anla$Ilan Küçük Asya'yI dolduran her Türk Boyu, kendi Etisinin ayrIca yönettigi küçük Eti denilen bir tür küçük hakanlIk veya beylik kurmu$tu. Küçük Etiler, ba$kenti Hattu$a$ olan Büyük Eti HakanlIgIna {Kaeti) kendilerine özgü kar$IlIklI tüzel kurallarla baglIydIlar. Küçük Etileri yöneten beylerin toplandIgI genel kurul, Büyük Eti HakanlIgI yönetimini olu$turuyordu.
242
ETi UYGARLIGI
Görüldügü gibi, KIzIlIrmak ile Karadeniz arasInda gezici Ga$ga ve bunun gibi Kafkas yöresinde Manda adInda Türk boylarI vardI. Büyük Eti hakanlarInIn Küçük Etilerle e$it veya onlarI yönetimleri altIna aldIklarI ko$ullarda yaptIklarI anla$ma ve sözle$meler vardIr. Bogazköy'de bu yazIlI anla$malardan çok bulunmu$tur [1].
Bu anla$malar incelendiginde, Eti HakanlIgInIn gerçekten bir dayanI$ma birligi (federasyon) oldugu görülür. Birligin temel ko$ulu orduya yardIm yapmaktI. Eti ordusu ulusal bir temele dayanIyordu. Bu ordu, sava$çI olma ve orduya çalI$ma ko$uluyla toprak verilen gönüllülerden olu$turulmu$tu. Bunlar hakana baglI kalacaklarIna ant içerlerdi. Birlik içindeki öteki Eti boylarInIn ordularI, bu ulusal ana ordunun çevresinde toplanIrlardI.
Kade$ OvasI Sava$Ina katIlan Eti HakanlIgInIn ordu birliklerinin adlarI MIsIr yazItlarInda bulunmu$tur. Bu birliklerin adlarI ve bölgeleri a$agIda belirtilmi$tir.
- Eti ulusal çekirdek ordusu.
- KIzova ordusu; Samsun'un güneyi.
- Masa, Karkiya, Pitassa; Kütahya, Mugla, Konya.
- Lukka; Antalya'nIn batI bölgesi.
- Dardaniya; Truva, Çanakkale BogazInIn güneyi.
- Egeler, Girit ve öteki Ege Denizi adalarI.
- Akalar, Akaeli, Yunanistan.
- Nihiriya; Mittani, DiyarbakIr Bölgesi.
- KarkamI$, Kodi; iskenderun ve Halep bölgeleri.
- Nuhassi; Halep'in güneyi.
- Kade$; Suriye'de Asi IrmagI üzerinde.
- Ugarit, Arat; Suriye'de eski Fenike Bölgesi.
- Aruna; israil'de Hadera kIyI kenti çevresi.
- Mesenet; Nerede oldugu bilinmiyor.
[1] Eugene Cavaignac, Population et Capital dans le Monde Mediterraneen Antique, sayfa 75 - 77.
243
ANADOLU
Eti ordusunda serüven arayI$Inda olan uzaklardan gelmi$ paralI sava$çIlar da vardI. Bu orduda Çanakkale BogazI yöresinden sava$çIlarIn olmasI, incelenmesi gereken bir konudur. Eti ordusunda Çanakkale'den sava$çI birliklerin olmasI, Büyük Eti HakanlIgInIn Truva'ya dek uzandIgInI kanItlar. Ordu birlikleri yaya sava$çIlardan ve sava$ arabalarIndan olu$turulmu$tu. Her sava$ arabasInda biri arabacI, öteki sava$çI ve bunlarI kalkanIyla koruyan bir yardImcIyla birlikte üç ki$i bulunurdu.
Her ordu birliginde 1000 piyade eri ve 100 sava$ arabasI vardI. Ancak bu ölçünün genel olup olmadIgI bilinmemektedir. Eti sava$çIsInIn gövdesi çok güçlü, silahlarI da geli$mi$ti. KullanIlan silahlar demir kalkan, ucu demir mIzrak, iki tarafI keskin balta, uzun hançer ve kIlIçtI. Günümüzden çok uzak geçmi$te ya$amI$ olan bu insanlar, üstünde tüyü dalgalanan madeni sava$ tulgasI (tolga, ba$lIk) kullanIrlardI.
7.1.4.2. TÜZE VE DiN Tüze (Hukuk)
Etiler ülkesindeki bütün yasalarIn içeriklerini ve tüzel yargIlamanIn nasIl yapIldIgInI kesin olarak ortaya çIkarmak güçtür. Bilindigi kadarIyla, hakanIn yargIlama egemenligine veya buyruguna kim kar$I çIkarsa, tüm yakInlarIyla birlikte yok edilirdi. Bu yaptIrIm, genel tüze kuralI degildi ve yalnIz böyle durumlarda uygulanIrdI. Eti tüzesinde adam öldürme suçuyla ilgili yasalarIn ardIndan, orduda görevli olan kimselerin konutlarIyla ilgili bölüm gelir. Daha sonra toprak ve dini konularla ilgili yasalar vardIr. Evlilikle ilgili yasada, e$lerin e$itligi ve erkegin kadIna bir armagan vermesinin temel ilke oldugu görülür. Aile ya$amIyla ilgili yasada da ayrIntIlI yaptIrImlar vardIr.
244
ETi UYGARLIGI
Eti tüzesinde kadInlara ayrIcalIk tanIyan birçok yasanIn bulunmasI ilgi çekicidir. Eti ülkesinde kadIn özgürlügü yüce bir gelenekti (töreydi). KadInlar ülke yönetiminde görev alIrlar, yargIçlIk yaparlar ve erkekler gibi sava$a giderlerdi. Eti Hatununun (Ece, KIraliçe) Hakan düzeyinde yasal yetkileri vardI. MIsIr ile yapIlan ünlü anla$mada, MIsIr KiralI 2. Ramses ve Eti HakanI 3. Hattusil'in imzalarInIn yanInda Hatun Puduhepa'nm da imzasI vardIr.
Mara$'ta bulunan bir Eti kadIn heykelinin ba$lIgI Türkmen kadInlarInIn ba$lIgIna benzemektedir. Bu biçimdeki ba$lIgI Kartal Köyü kadInlarI günümüzde de kullanmaktadIr. AynI ba$lIgIn kimi Etrüsk anItlarInda da bulunmasI ara$tIrmaya deger bir konudur. Eti anItlarI içinde bir kadIn ba$bug heykeli bulunmu$tur.
Bir Etilinin topragI olmasI için orduda görev almasI gerekirdi. HIrsIzlIk ile önemli olarak ilgilenilir ve yaptIrIm uygulanIrdI. Genel yükümlülükler ile ilgili yasalarda eksikler vardIr. Ancak buna kar$In, birçok yaptIrIm uygulama yöntemleri vardIr. Ölüm yaptIrImI yalnIz çok özel durumlarda sInIrlI olarak uygulanIrdI. Eti yasalarInIn en ilgi çekici özelligi Sümer ve Akat yasalarIna benzemesidir.
Etiler çevrelerindeki toplumlarI egitmi$lerdir. Bu egitimin etkileri, Etilerin yönetimindeki bölgelerde bulunan yapItlarda görülmektedir.
Bu yapItlar özellikle Yahudilerin eski yasalarInda görülmektedir. Etilerin çok yaygIn alIm satIm etkinligi vardI. Parayla alI$ veri$te Etiler çagda$larI Asurlulardan çok ilerdeydi. Bu konuda çok ilerleyen Kaidelilerin soyda$larI Etileri etkiledikleri kesindir. Etilerin tutsaklIk ile ilgili yasalarI da vardI.
245
ANADOLU
Eti tüzesinin kendine özgü bir niteligi oldugu gibi, Sümer, Elam ve Ege toplumlarInIn tüzelerine benzeyen özellikleri de çoktur.
Din
Eti HakanlIgInIn ba$kenti Hattu$a$ yakInInda YazIlIkaya tapInagI bulunmu$tur. Ku$kusuz burasI 3. Hattusil döneminde Eti ülkesinin din kurumunu yöneten en üst seviyedeki tapInaktI. Dini bir töreni gösteren bir resim buradaki kayalar üzerine oyularak çizilmi$tir. Resimde, her ikisi de adanmI$ olan soldaki erkekle sagdaki kadIn ortada bulunan büyük bir insan kalabalIgIna dogru yürürler. Orada birer TanrIça ve TanrI ile kar$Ila$Irlar. TanrIça, kendi kendine bir daga dogru yürüyen yabani bir hayvan üstündedir. TanrI, TanrIçaya kar$I gelmi$tir. ilkesel olarak TanrIça, KadIn TanrI veya Ana, egemen bir ki$iliktir ve kocayI, üstü tanImayan dogurgan doganIn simgesidir. Bu resim, M.Ö. 1950 yIllarInda Ege adalarInda ve Girit AdasInda bile görülür. Bu resimlerde, yabani hayvanlarca sarIlmI$ olarak daglara yürüyen TanrIça açIkça görülmektedir.
YazItlarda egemen olansa TanrIça Güne$ ve TanrI Teshup gibi ba$ka varlIklardIr. TanrIça Güne$in tapInagI dogudadIr. TanrIça Güne$, hakan boyu dininin ana özüdür. E$ey ayrIlIgIna kar$In Hakan TanrIçadan söz ederken kadInlIgInI önemsemiyor. TanrI Teshup ise bir erkektir, ba$Inda tolga vardIr, sakallIdIr, elinde çifte balta vardIr ve $im$ek çaktIrIr. Teshup Etilerin ulusal tanrIsIdIr. Onun için her yere tapInaklar yaparlardI.
Eti tapInaklarInda daha birçok tanrI vardIr. Büyük Eti'yi olu$turan Küçük Etiler (boylar) gibi, bu tanrIlar da bir birlik içinde örgütlenmi$lerdi. Tiginler ile anla$ma yapanlarIn tanrIlarInI birbirinden ayIrdetmek olasI degildir. Hakan kendisini TanrIça Güne$ ile özde$
246
ETi UYGARLIGI
kIlmakla birlikte kötü durumlarda çevresinde bulunan din adamlarIna da danI$IrdI.
AyrIntIya girmeden, birtakIm degi$imlere ugramI$ Eti dini inanç ve törenlerinin batI toplumlarIna girdigi belirtilmelidir. AynI dini inançlar uzun süre sonra Etrûsklerde de görülür.
7.1.4.3. SANAT
Günümüze dek anla$Ilabilen Eti tarih belgeleri Eti sanatIyla ilgili çok degerli bilgiler vermektedir. Kültepe Höyügü ören yerinde M.Ö. 2000 yIllarIndan kalan belgeler bulundu. Bu yapItlarIn giysilerle ilgili oldugu açIkça bellidir. Etiler, Anadolu YaylasInIn çetin iklimine uygun olarak mantolarInI uzun, ba$lIklarInI yüksek ve ayakkabIlarInI kIvrIk biçimde üretirlerdi.
Eti ba$kenti Bogazköy (Hattu$a$) ve çevresindeki yakla$Ik 2 km2 alanda kabartma heykeller ve TanrI resimleriyle süslü kapIlar bulundu. Kentin tarihi çok daha eski olmakla birlikte M.Ö. 1300 yIlIna dogru yagma edildigi için, kalan yapItlar genellikle Eti HakanlIgInIn son dönemlerinin ürünüdür. Bogazköy' den uzak olmayan Alacahöyük'te de bir Eti SarayI vardIr. Bu saray dini töreni gösteren kabartma heykeller ile süslüdür. Alacahöyük yakInlarInda YazIlIkaya vardIr. AynI türden bir dizi tarihi yapItlar bir yandan batIda izmir'e kadar, öte yandan da Toros DaglarIna, Suriye'nin güneyine ve Mezopotamya'ya kadar yayIlmI$tIr.
$anlIurfa'nIn CeylanpInar ilçesinin güneybatIsInda bulunan Suriye'nin Tel Halaf ilçesinde ortaya çIkarIlan Peçeli TanrIça yapItI önemlidir. Eti sanatI KarkamI$ ve Zincirli'de M.Ö. 8. yüzyIla dek özelliklerini korumu$tur. Bu tarihten sonra Asur sanatInIn etkileri de görülür.
247
ANADOLU
illerin savunma yapIlarI, Ön Asya'da veya ba$ka yerlerde görülenlerle aynIdIr. Saray, Miken yapIsIndaki gibi boylamasIna uzun degil, Kaide ve Girit AdasIndaki gibi enlemesine geni$ yapIlmI$tIr. Bogazköy SarayInda ta$ direkler yoktur, ancak M.Ö. 2000 yIlInda yapIlan Zincirli SarayInda vardIr. Önemli süslemeler duvarlarIn ve direklerin alt bölümlerine yapIlan kabartmalardIr. Böyle güzel kabartma süsleri yapan Etilerin sanatI gerçekten anlatIlmaya degerdir. Bogazköy'de bir kapIyI süsleyen sava$ tanrIsI, Etilerin heykel sanat yapItlarInIn çok degerli bir örnegidir. AyrIca küçük tunç heykeller de degerlidir.
Eti sanat biçimleri, M.Ö. 3000 yIlInda Sümerlerden alInmI$tIr. Etiler çivi yazIsInI da Sümerlerden aldIlar. MIsIr ile ili$ki kurduktan sonra oradan da birtakIm uygarlIk ögelerini aldIlar. Hiyeroglif yazIsIna benzer bir yazI geli$tirdiler. Ancak Etilerin kendi hiyeroglifi ile yazIlmI$ yazItlar da bulunmu$tur. Eti hiyeroglif yazItlarI daha okunmamI$tIr. Alacahöyük'teki sfenksler MIsIr'dakilerden esinlenerek yapIlmI$tIr.
Eti ve Girit saraylarI yapIlarInIn benzerligi, bu iki ülke uluslarInIn karde$ Sümer UygarlIgIndan dogrudan veya dolaylI olarak etkilendiklerini gösterir.
Eti sanatI, ku$kusuz Suriye'yi ve daha ötesindeki ülkeleri etkilemi$tir. Kudüs'teki aslanlI ta$ direkler Eti yapI ürünüdür. Asurlular uzun bir süre Sümer sanat biçimlerinden ba$ka bir $ey görmediler. Ta$ direkli Bit Hilani SarayI yapI biçiminin Etilerden alIndIgI Asur yazItlarInda belirtilmektedir.
Asurlular heykel sanatInda Eti süs biçimlerinden etkilenmi$lerdir. KIsaca, Etileri sanat alanInda yaratIcI uluslar arasIna koymak çok yerinde olur. Eti ile Sümer
248
FRiGYA
bilimleri ve yazInlarI aralarInda benzerlikler vardIr. Etiler dI$arIdan aldIklarI sanatlara da kendi sanat anlayI$larIna özgü bir biçim vermi$lerdir.
Alacahöyük ören yerinde bulunan çe$itli müzik araçlarInIn resimleri incelendiginde, Etilerin gitar, ney gibi müzik araçlarInI kullandIklarI ve müzikle de ugra$tIklarI anla$IlmaktadIr. Tarihçiler ve soylara özgü müzikleri ara$tIran bilim insanlarI, Yunanistan'da görülen ba$lIca müzik araçlarInIn Asya'dan ve ku$kusuz Etilerden alIndIgInI onaylamaktadIrlar. YunanlIlar yalnIz müzik araçlarInI degil, müzik sanatInIn temellerini de Etilerden almI$lardIr [1].
7.2. FRiGYA
7.2.1. TOPLUMSAL KÖKENi VE TOPRAKLARI
Frigya'ya ilk yerle$en topluluklar, Anadolu'ya Etiler ile birlikte gelen Türk boylarIdIr. Bu Türk boylarI, Çanakkale ve istanbul bogazlarIndan geçerek Anadolu' ya gelen aynI soydan Trakolarla karI$mI$lardIr. Trakolar ilk kez M.Ö. 3000 yIllarInda 1. Truva kentini yapmI$lar ve burada bir hakanlIk kurmu$lardIr [2]. Frigya adI, Anadolu'ya geçen Trako topluluklarI içinde ötekilerine
[1] Eugene Cavaignac, Population et Capital dans le Monde Mediterraneen Antique.
[2] Türk dilbilimci Çingiz Gara$arlI TruvalIlarla ilgili boy, ki$i ve yer adlarInI inceleyerek Türkçe kökenli olduklarInI ve Truva UygarlIgInI eski Türklerin kurdugunu göstermi$tir. Çingiz Gara$arlI,
- Troyalilar Türk idiler.
- The Turkic Civilization Lost in the Mediterranean basin.
249
ANADOLU
egemen olan boyun adIndan geliyor olmalIdIr. Ülkeye bu adI veren boyun ilk göçenlerden mi, yoksa sonradan gelenlerden mi oldugu daha bilinmemektedir. Ancak, Tuna IrmagI kIyIlarIndan ve Trakya yönünden ayrI dönemlerde birçok insan topluluklarInIn bogazlardan geçerek Anadolu'ya girdikleri bilinmektedir. BunlarIn bir kesimi Truva kentini önce yIkmI$lar ve sonra yeniden yaparak buraya egemen olmu$lardIr. Ba$ka bir kesimi de Frigya ülkesinin geri kalan bölgesinde Frigya HakanlIgInI kurmu$lardIr.
KIsaca Frigler de denilen FrigyalIlar ile TruvalIlar eskiden soyda$ ve kom$uydular. Sonra tek hakanlIk yönetiminde birle$tiler. 2. Truva kenti ören yerinde bulunan ve M.Ö. 2000 - 2400 yIllarI arasInda yapIldIgI dü$ünülen saraylar, degerli süslemeler bu hakanlIgIn o dönemdeki varlIgInI ve uygarlIgInI gözler önüne sermektedir.
Birbiri ardInca gelip Marmara Denizi kIyIlarIna, göllerin çevrelerine, Sakarya ovalarIna yayIlan ve yerle$tikleri bölgelere kendi adlarInI verenlerden MisyalIlara, Bitinyelilere, PaflagonyalIlara deginmek gerekir. Frigya'ya gelen bu topluluklar Frig boylarI olarak tanInIrlar. Friglerin en yogun olarak yerle$tikleri yerler Sakarya IrmagI boylarIyla Truva ve Lidya'nm dogusundaki verimli yaylaydI. M.Ö. 13. yüzyIlda yeni bir Trako-Frig akInI tüm batI Anadolu'ya yayIldI. Bu akInla Yunanistan'da, Tesalya ve güneyinde yer alan bölgelerdeki Dori yayIlmasI yakIndan ilgilidir.
Bu sürekli göçlerle Anadolu içinde sayIlarI artan Frigler, Eti HakanI 3. Hattusil'in ölümünden 110 yIl sonra, M.Ö. 1155 yIlInda Küçük Asya'nIn Bogaziçi'nden iç Toroslara dek uzanan bölgesini ele geçirerek egemen olmu$lardI. Truva Sava$I sIrasInda TruvalIlara yardIm
250
FRiGYA'NM YÜKSELME DÖNEMi
etmek ve destek olmak için kurulan Ön Asya birliginin olu$umunda Truva ile derin ve özel dostlugunu sürdüren Frigya'nm büyük katkIsI olmu$tu.
Frigya yeteri kadar güçlenince Eti HakanlIgInIn egemenliginden kurtulma kavgasIna giri$ti. Bu sIralarda Eti HakanlIgInIn gücünün çok azalmasI, Friglerin Eti egemenligine son vermelerini kolayla$tIrdI. Etiler yava$ça KIzIlIrmak Bölgesinden Güney Kapadokya'da bulunan günümüz Tufanbeyli ilçesindeki eski Komana yöresine ve Kuzey Suriye'deki KarkamI$ ile Akdeniz kIyIlarI arasInda kalan bölgeye sürüldüler.
7.2.2. FRiGYA'NIN YÜKSELME DÖNEMi
Friglerin en önemli kenti, Anadolu'nun ortasInda Sakarya IrmagI kIyIsInda kurulmu$ olan Gordiyum [1] idi. M.Ö. 8. yüzyIlda sInIrlar doguya dogru geni$ledikçe Kapadokya bölgesindeki Komana (Adana - Tufanbeyli), Mazaka (Kayseri), Tuvanuva (Nigde - Kemerhisar) gibi kentler de önemli Frigya illeri olmu$lardI. Etiler ile Frigler bu illerde uzun süre bir arada ya$amI$lardI. Frigya, güneybatI yönünde de Pisidya, Likya, Karya [2] bölgelerinin birle$tigi yerdeki Burdur (Askaniyos) Gölüne kadar geni$lemi$ti.
Frigya'nm Lidya'daki egemenligi, BatIlIlarIn Atyades dedigi, Lidya'nIn Ata Boyunun hakanlIgI döneminde ba$lamI$tI. Bu geni$lemenin sürekli artmasI sonucu bir dönem Frigya HakanlIgInIn sInIrlarI Anadolu'nun iki ucuna, Ege Denizinden YukarI FIrat OvasIna kadar
[1] iskender'in kördügüm öyküsünde deginilen ildir.
[2] Pisidya, Anadolu'nun Göller Bölgesinin; Likya, Antalya ve Fethiye arasIndaki Teke YarImadasInIn; Karya, tüm Mugla ili ve Denizli, AydIn illerinin güney bölgelerinin, eski adIdIr.
251
ANADOLU
uzandI ve bu bölgedeki tek yönetim durumuna geldi. Frigya deniz kIyIlarIna dogru degil, iç bölgelere yayIlmak istiyordu. Çünkü Frigler tümüyle bir köylü ve tarIm toplumuydu. Frig hakanlarI bütün çaba ve ilgilerini tarIma yogunla$tIrIrlar, bir öküzü kesene veya bir sabanI yok edene ölüm yaptIrImI uygularlardI. Frigya hakanlarInIn genellikle Midas veya Gordiyos sanlarI ile anIldIklarI görülür. Bu sanlarIn hakan boyu adlarI oldugu dü$ünülmektedir.
ilk Frig HakanI diye bilinen Gordiyos; karasaban, pulluk ve öküz arabasI boyundurugunu oka baglamak için kullanIlan ve kördügüm denilen çözülmez dügümü ilk bulan ki$i sayIlIrdI. Kördügüm, baglI oldugu araba ile birlikte büyülü bir ulusal varlIk gibi korunurdu.
7.2.3. FRiGYA UYGARLIGI
7.2.3.1. DiN
FrigyalIlarIn tarIma verdikleri büyük önemin dinlerinde iz bIrakmasI dogaldI. Gerçekten Frigya tanrIlarInIn en ba$Inda toprak tanrIlarI geliyor. KadIn tanrIlarIn en büyügü olan Ana TanrIçaya Nana [1] denirdi. Kimi yörelerde Ana TanrIçaya Ma veya Kibele de denirdi. Nana, büyüme ve geli$me tanrIçasIydI. Frigya'nIn üçüncü önemli tanrIsI, Nana'nm oglu olan ve Atte veya Ata da denilen Ati'ydi.
Kibele, Ati, RomalIlarIn Bakus adInI verdigi eglence ve mutluluk tanrIsI Diyonisos sonradan Friglerden YunanlIlara geçen tanrIlardIr.
[1] Nana, Tûrkçede ana veya büyük ana anlamIndaki nine sözcügüdür. Anadolu'da nene diye de söylenir.
252
FRiGYA UYGARLIGI
TanrIsal kutsallIk yüklenen bir kara ta$a tapInma gelenegi, günümüz Eski$ehir ilinin BallIhisar köyünde bulunan Frigya kenti Pesinunte'de {Pessinus) RomalIlar dönemine kadar sürmü$tür [1].
Frig tapInma törenlerinin kendine özgü niteligi kaval, davul ve dümbelek ezgilerinin yarattIgI co$ku içinde kendinden geçmektir. HIristiyan gelenegi olan $arap ve ekmekle kutsama töreninin kökeni içkili ve eglenceli dini törenlerdir. Bu törenlerin de en seçkin yurdu Frig ülkesiydi [2].
7.2.3.2. SANAT
Friglerin yaptIgI birçok kale, kent ve tapInagIn kalIntIlarI bulunmu$tur. Frig sanatI, Nigde-Kemerhisar' da bulunan eski Tuvanuva'dan Manisa'nIn Sipil DagIna dek Anadolu'nun her yöresinde kayalar üzerine i$lenmi$ güzel anItlar dizisi olarak görülür. Örnegin, Ramsey ve Perrot'un M.Ö. 9. veya 8. yüzyIldan kaldIgInI belirttikleri Afyon'un AyazIn köyündeki gömüt gibi en eski Frig yapItlarInda büyük ölçüde Eti sanatInIn izleri oldugu için bunlarI gerçek Eti yapItlarIndan ayIrabilmek güçtür. Sartiaux, Ayazin'deki gömütü a$agIdaki gibi anlatIr.
"Kayaya oyulmu$ bu gömütün önünde yerde oturan iki aslan yavrusu görülmektedir. YavrularIn üzerinde agIzlarI açIlmI$, kaslarI güçlü bir biçimde gerilmi$ ve ba$larI gür yelelerle örtülü iki ürkütücü aslan giri$i korumaktadIr. Gömütün dikdörtgen biçimindeki kapIsI aslanlarIn pençeleri arasInda açIlmaktadIr." [3]
[1] Mekke'deki Kabe'de bulunan Hacerül Esvet ta$Ina tapInma geleneginin kaynagI bu Frig inancI olmalIdIr.
[2], [3] F. Sartiaux, Les civilisations anciennes de l'Asie Mineure.
253
ANADOLU
Frigya'nIn Nakoleya kenti gömütlügünde bulunan Midas adlI bir hakanIn yine kayaya oyulmu$ görkemli gömütü gibi daha sonraki dönemden, M.Ö. 7. yüzyIldan kalan ba$ka birtakIm yapItlarda da Yunan türü bir ön yüzey üzerinde yerli halIlarda bulunan geometrik süsleme biçimleri görülür.
Bir Yunan gelenegi Frigleri madenlere su verme yöntemini ve madenlerin gizemlerini ilk bulanlar olarak gösteriyor. Ba$ka bir gelenek de dokuma, örme sanatInI yetenekli Frig dokuma ustalarInIn buldugunu iletir. Bu inanI$lara kar$In eski Eti, Mezopotamya, Girit ve MIsIr toplumlarInIn M.Ö. 2000 yIlInda dokumacIlIk ve madencilik sanatlarInI gerçekten yüksek bir seviyeye çIkardIklarI artIk günümüzde bilinmektedir. Ancak Friglerin yeni araçlar ve yöntemler bularak müzigin geli$mesine önemli katkI yaptIklarI gerçektir.
Homer, Friglerin hayvan sürülerini, atlarInIn hIzInI ve üzüm baglarInIn verimliligini övmektedir.
7.2.4. FRiGYA'NIN ÇÖKÜ$Ü
Frigya HakanlIgInIn ba$lIca iki dü$manI Asur ile $ahin Hakanlar Döneminde büyük bir güce ula$an Lidya'ydI. Asur, Frigya'dan çekiniyor, Lidya ise Frigya'yI kendi yayIlma ve ilerleme amacIna bir engel olarak görüyordu. Lidya HakanI Krezüs'ün batI bölgelerini koparIp almasIna ve M.Ö. 7. yüzyIlda Saka Boyu olan Kimerlerin akInIyla tüm Karadeniz kIyIlarInI kaybederek Sakarya'nIn batIsIna atIlmasIna kar$In, Frigya yine Asur'a bile kar$I koyabilecek kadar gücünü koruyabildi. Ancak yIldan yIla ya$ama gücü azaldI, Lidya'nIn etkisi ve ona bagImlIlIgI sonucunda önemsiz bir hakanlIk durumuna geldi. Frigya sonunda M.Ö. 6. yüzyIlda iran' dan gelen Metlerin saldIrIlarIyla yIkIldI.
254
LiDYA
7.3. LiDYA
7.3.1. TOPRAKLARI VE TOPLUMSAL
KÖKENi
Anadolu YaylasInIn batI yamaçlarInda Menderes OvasIna ko$ut olarak doguya dogru yükselen Gediz OvasI, Lidya UygarlIgInIn be$igidir. Eti ülkesiyle Ege Denizi kIyIlarInI birle$tiren bu bölge MeonyalIlar, Trako-Frigler, $artlIlar veya $artlar, Etiler ve LidyalIlar gibi çaglar boyunca üst üste gelip yerle$mi$ birçok Türk boylarInIn yurdu olmu$tur. Bu bölgeye Lidya adI M.Ö. 7. yüzyIldan sonra verilmi$tir. Homer Lidya adInI bilmez, bu bölge için Meonya deyimini kullanIr.
Eti birligine baglI denizci uluslardan MeonyalIlar oldugu anla$Ilan Maunnalar, Tur$alar (Turshalar) [1] ve büyük bir olasIlIkla $artlar da denilen Sardanalar, kIsacasI Lidya' ya ilk yerle$en tüm uluslar eski MIsIr'In Pentaour [2] adlI ko$uklarInda anlatIlmaktadIr.
MeonyalIlarla LidyalIlar Gediz OvasInIn iç kesimine, Tur$alar ile $artlar (Sardanalar) da kIyI kesimine yerle$mi$lerdi. Daha sonra, M.Ö. 8. ve 7. yüzyIllar arasInda Tur$alar italya'ya ve $artlar Sardunya AdasIna göç etmi$lerdir. Roma UygarlIgInIn temelini atan Etrüsklerle Tur$alarIn aynI soydan olduklarInI birçok bilim adamI onaylamI$tIr. Etrüsklerin italya'ya Küçük Asya'nIn Lidya Bölgesinden gittiklerini Herodot da söylemi$ti. 20. yüzyIlIn ba$langIcInda Amerika Birle$ik
[1] "Les Tyrsenes, Les habitams de Tyrrha, Les Thyrrhenes, Les Turshas" deyimlerinin tümü aynI anlama gelir.
[2] Pentaour, 2. Ramses'in ba$arIlarInI övmek için papirüsler üzerine yazIlmI$ ko$uklar dergisidir.
255
ANADOLU
Devletleri'ndeki Princeton Üniversitesinin Sart ören yerindeki kazIlarda elde ettigi bulgular sonucu Lidya, Eti ve Etrüsk dilleri arasInda belirlenen yakInlIk bunu dogrulamaktadIr. Ta$ yapItlara yazIlmI$ Lidya dili daha tümüyle çözülemese de Lidya ve Eti dilleri arasInda önemli benzerlikler ortaya çIkarIlmI$tIr [1]. AyrIca Lidya takIlarInIn, süslemelerinin, tunç ve fildi$i yapItlarInIn sanat biçimi ile Etrüsk yapItlarInIn sanat biçimi arasInda da çürütülemez benzerlikler vardIr. [2]
7.3.2. HAKAN BOYLARI
7.3.2.1. ATALAR
LidyalIlar tarihlerinin ilk döneminde adI Atalar [3] olan bir hakan boyunun yönetimi altIndaydIlar. Atalar, Trakya'dan geçip sonralarI Frigya'ya yerle$en ve Trako da denilen Türk boyundandI. M.Ö. 1200 - 1100 yIllarI arasInda egemen olduklarI anla$Ilan Atalar Friglerin, Frigler de Büyük Eti HakanInIn egemenligi altIndaydI. Büyük Eti adI o dönemdeki Eti HakanI 1. Mursü'e verilmi$ olan sandIr.
AtalarIn ba$kentinin adI, Asya anlamIna gelen Asia idi. Eti dilindeki kökü Assuva (Assouwa) olan Asya adInIn Lidya dilindeki kökü de Sart kentinin en eski adI olan Asie sözcügüdür [4].
[1] M. Selçuk Ar, Çivi YazIlI Kaynaklara Göre Türkçe-Etice-Hurrice ArasIndaki Baglar Üzerinde Yeni Ara$tIrmalar. L. S. Bajun, Hitto-Luwian Historical Phonology. A. A. Korolev, Hitto-Luwian Languages. V. V. Shevoroshkin, The Lydian Language.
[2] Gustave Fougeres, Les Premieres Civilisations.
[3] Atyades Boyu veya AtI OgullarI.
[4] F. Sartiaux, Les civilisations anciennes de l'Asie Mineure.
256
LiDYA HAKAN BOYLARI
7.3.2.2. ETi BOYU, HERAKLiTLER
M.Ö. 11. yüzyIlIn ba$langIcInda Lidya bir Eti Boyu olan Heraklitlerin yönetimine geçti. Heraklitler, Etilerin bir tanrIsI olan Sandonn'un soyundan geldiklerini ileri sürerlerdi. Lidya içindeki kaleleri ve savunma yerlerini kullanarak ordunun gücüne dayanan bir derebeylik düzeni kurmu$lardI. Ba$kente Asya yerine Hide (Hyde) adInI vermi$lerdi. Bu ad sonralarI Sart kenti içindeki kalenin (akropol) adI oldu.
7.3.2.3. $AHiN HAKANLAR BOYU, MERMENATLAR
Küçük Lidya beylikleri bagImsIzlIklarInI korumakta çok kararlIydIlar. Utkular elde etmi$ Mezopotamya sava$çIlarIndan bagImsIz kalabilmelerinin bir nedeni de onlara uzak olmalarIydI. YüzyIllar boyunca süren bu dayanma sonunda sarsIlmaya ba$lamI$tI. Ancak bu sIrada Lidya Hakan Boyu degi$ti. Küçük Menderes Bölgesinin günümüz Tire ilçesindeki ba$kenti Tirrha'nIn tigini ünlü Giges'in, Heraklit HakanI Kandavul'u tahttan indirmesi sonucu degi$iklik olmu$tu. Yeni boy, bir süre daha savunma ve kar$I koymayI ba$arIyla yapabildi. YunanlIlar, Mermenatlar veya $ahinler Boyunu kuran Giges'i ilk tiran ve ayrIca hakanlarI tahttan indirerek ülke yönetimini kendi eline alanlarIn ilk örnegi olarak görürlerdi.
7.3.2.4. GiGES'iN TUTUM YÖNETiMi
Giges Lidya hakanlarInIn en büyüklerinden biri olmu$tur. Giges kendi döneminde Lidya ülkesini büyüttü, geli$tirdi ve YunanlIlar arasInda olaganüstü bir saygInlIk kazanmasInI sagladI.
257
ANADOLU
Ülkenin varlIklI ve mutlu olmasInIn tutumsal geli$meye baglI oldugunu anlayan Giges tutum yönetimine çok önem vermi$tir. Tutum yönetimini, iki uçtaki dI$ satIm yerleri olan doguda Asur ve batIda iyonya arasInda kalIcI bir barI$I amaçlayan ili$kilere dayandIrmI$tI.
Asya'nIn dogusu ile batIsI arasInda ana ürün aktarma bölgesi olunca, Lidya'nIn elde edecegi gelirin yüksekligini daha önce Kandavul da kestirmi$ti. Deniz kIyIsIyla KIzIlIrmak'In ötesindeki ülkeleri birbirine baglayan ana yol üzerinde konaklama yerleri ve geçi$ (gümrük) vergisi alacak yerler yaptIrmI$tI. Bu uzun ürün alIm satIm yoluna Hakan Yolu adI veriliyordu.
Giges tutumsal yönetimde ba$arIlI oldu. Onun döneminde Lidya en önemli alIm satIm bölgesi oldu. Lidya'nIn ana alIm satIm yolu, batIda Efes'ten ba$layIp Sarftan ve Bogazköy'den geçerek günümüz Musul kenti yanIndaki Ninova'ya giden yoldu. Öteki ikincil yollar, kuzeyde eski adI Misya olan BalIkesir ilinden M.Ö. 635 yIlInda Giges'in LidyalIlarI yerle$tirdigi Ezine ve Lapseki ilçelerine, Marmara'da Erdek yakInIndaki altIn madenlerini denetlemek için eski adI Kirmasti olan Mustafa Kemalpa$a ilçesine, Karadeniz bölgesinde de ba$lIca alIm satIm yeri Sinop'a dogru uzanIyorlardI.
Güneydeyse, özellikle varlIklI bir alIcI ve ayrIca Asur yönetimine kar$I dengeleyici bir güç olan MIsIr'a dogru Giges'in çizdigi ürün alIm satIm ve genel ula$Im yolu Milet'ten geçiyordu.
7.3.3. KiMERLERiN YAYILMASI
Giges'in büyük emeklerle, özenle kurdugu uzla$ma ve dengeye dayanan dI$i$leri yönetimi Trakolar ile Saka
258
KiMERLERiN YAYILMASI
Boyu Kimerlerin bir kasIrga gibi Anadolu'yu basan akInlarIyla altüst oldu. Bu yayIlmacIlar sava$çIlIkta Amazonlarla yarI$an kadInlarIyla birlikte M.Ö. 7. yüzyIl ba$Indan beri yeniden korku verici akInlar yapIyorlardI. KIrIm ve Trakya bölgelerini geçerek Anadolu'ya gelen bu Saka Türk Boyu, KIzIlIrmak ile Sakarya IrmaklarI arasInda bulunan Paflagonya Yöresini üs yapmI$tI.
Kimerler bu egemen bölgeden bütün kom$u ülkelerin topraklarIna yIkIcI akInlarla saldIrIyorlardI. Asurlular onlarI Kapadokya'da durdurabilmi$lerdi. Bundan sonra Kimerler sessiz, durgun ve dirlik içinde ya$ayan Frigler üzerine atIldIlar ve onlarla sava$tIlar. Midas Boyundan olan son Frig HakanI bozguna ugramanIn üzüntüsü içinde kendini öldürdü. Frigya' nIn ba$Ina gelenler ve ardIndan M.Ö. 663 yIlInda Truva ile Eolya'daki Lidya'nIn alIm satIm bölgelerini ve Edremit Körfezinin kuzey kIyIsIndaki Antandros'u Kimerlerin ele geçirmesi Giges'i kaygIlandIrdI.
Giges yeni Asur KiralI AsurbanipaVden yardIm istedi. Ancak yansIz bir iyilik dileme sözünden ba$ka destek elde edemedi. Sonunda yalnIz kendi gücüne dayanarak Kimerlerin üzerine yürüdü. M.Ö. 660 yIlInda Kimerleri yendi ve beylerinden ikisini tutsak ederek Ninova'ya yolladI. AyrIca, Asur ülkesi de aynI kötü durum içindeyken yardImInI esirgeyen ve kendisini yalnIz bIrakan AsurbanipaVin kar$IsInda olan MIsIr KiralI 1. Psammtik ile Giges anla$ma yaptI. Bu arada iyonya kentlerinden Kolofon'u ele geçirdi.
Lidya'nIn M.Ö. 660 yIlInda kazandIgI utkuyla elde ettigi dirlik uzun sürmedi. Yetenekli ve güçlü bir bey olan ToktamI$'m Kimerlerin ba$Ina geçmesi durumu yeniden degi$tirdi. ToktamI$ öç almak için M.Ö. 652 yIlInda Lidya üzerine bir akIn yaptI ve Giges sava$
259
ANADOLU
alanInda öldü. Asurbanipal, ta$ yazItlara Giges ile ilgili a$agIdakileri yazdIrmI$tIr.
"Bana kar$I ba$kaldIran MIsIr KiralI 1. Psammtik'in yardImIna gitti. Ben bunu duyunca TanrI Asur ile TanrIça Ishtar'a 'Ölü gövdesi dü$manlarInIn önüne yIkIlsIn, kemiklerini alIp götürsünler' diye yakardIm. TanrI Asufa böylece yakardIm ve dilegim yerine geldi. Ölü gövdesi dü$manlarInIn önünde yIkIldI ve kemikleri götürüldü. Benim adImIn ünü ve ululugu ile yendigi Kimerler onu yendiler ve ülkesini ba$tan sona yIktIlar, yagma ettiler. Kendisinden sonra tahta oglu çIktI." [1]
ToktamI$'In ele geçirdigi Lidya yagma edildi ve yIkIldI. Kimerler Sart kentine de girdiler. YalnIz Sart kenti iç kalesini (akropol) ele geçiremediler. Yagma ve yayIlma Efes kentinden günümüz AydIn ilinin Tekin köyündeki Menderes MagnesyasI'na dek ilerledi.
Bütün bu olaylara kar$In Lidya, uzun süre yenilgisini onaylamadI ve açIkça belirtmedi. ToktamI$ Asur üzerine yürümek için Kilikya'da sava$ hazIrlIgI yaparken AsurlularIn saldIrIsIna ugrayarak yenildi ve M.Ö. 650 yIlInda Kilikya'da öldü. Kimerler artIk hIzla bozgunluga sürüklendiler. Met ülkesine egemen olan Saka HakanI Madya son Kimer HakanI Kobos'u M.Ö. 633 yIlInda yendi. M.Ö. 630 yIlInda Miletliler Sinop'u ve M.Ö. 570 yIlInda da LidyalIlar Antandros'u Kimerlerden geri aldIlar.
Lidya, kendinden uzaklarda, Mezopotamya'nIn dogu ufuklarInda yava$ça kümelenen, bu kez artIk bütün varlIgInI sonsuza kadar batIracak olan yeni fIrtInalarI hiç bilmeden, yeniden kavu$tugu dingin ve gönençli ortam içinde ya$Iyordu. Öte yandan Küçük Asya'da
[1] C. F. Jean, La litterature des Babyloniens et des Assyriens.
260
LiD YA 'NIN B ÜYÜKL ÜG Ü, YIKILMA SI
barInamayan Kimerler de güneye çekilerek Suriye ve MIsIr içlerinde dagIlIyorlardI.
Giges'in kurdugu Mermenat veya $ahin Hakanlar Boyu 2. Ardys, Sadyat (Sadyatta), Alyat (Alyatte) ve Krezüs (Karun) adlarInda dört hakan yeti$tirdi. Bunlar çabalayarak atalarI Giges'in açtIgI yoldan ba$arIyla yürüdüler. Lidya büyük bir yönetim gücüne ula$arak varlIklI bir hakanlIk, Sart kenti de Küçük Asya'da ba$lIca bilimin, dü$üncenin ve sanatIn be$igi oldu.
7.3.4. LiDYA'NIN BÜYÜKLÜGÜ VE YIKILMASI
$ahin hakanlarIn sonuncusu olan Krezüs'ün M.Ö. 561 - 546 yIllarI arasIndaki dönemi, Lidya için gerçek bir bolluk ve yükselme dönemiydi. Lidya'nIn varlIgI bütün yerlerde görkemli tapInaklar, saraylar, anItlar yükseltiyor ve Krezüs dü$ünürlere, bilim adamlarIna, ozanlara aylIk ödenekler baglIyor, konuk evleri açIyordu. Truva'yI da içine alan Eolya, iyonya ve Karya bölgelerindeki bütün kentler Lidya'nIn egemenligi altIna girmi$lerdi. Uzun süre Lidya'nIn egemeni olan Frigya, Lidya'ya baglI duruma gelmi$ti. Misya ve Paflagonya ile Bitinye aynI seviyeye dü$mü$lerdi. Lidya egemenligi Likya dI$Inda Karadeniz'den Toroslara, Ege Denizinden KIzIlIrmak'a kadar geni$lemi$ti.
Bütün bu bölgelerden gelen varlIklar Lidya'nIn kendi varlIklarIyla birle$mi$, Sart kenti altInIn ta$tIgI bir kaynak (hazine) olmu$ ve bir yeryüzü bankasI durumuna gelmi$ti. Giges, alIm satImda denetlenmesi çok güç olan ekin (tahIl) ve yiyeceklerin kar$IlIklI degi$imi ve maden külçeleriyle ödeme yöntemlerini kaldIrarak büyük bir geli$me sagladIgI için parayI bulan
261
ANADOLU
ki$i olarak tanInmI$tIr. HakanlIgIn ve ulusun varlIklarI bu dönemde tarihte e$i görülmemi$ sayIlabilecek bir seviyeye ula$mI$tI.
Ancak bu büyüklük ve görkemin güçsüz bir yanI vardI. Para gücüyle her istedigini elde edebilen Krezüs, yurt savunmasInI da yalnIz para gücüne dayandIrdI. Birçok yerden, karmakarI$Ik soy ve uluslardan toplama paralI erlerle ordu kurmu$tu. Para için toplanmI$, ana yurda kar$I özveriden ve her türlü ulusal duygudan yoksun olan bu ordu yalnIz Krezüs'ün degil, bin yIllIk Lidya HakanlIgInIn sonsuza kadar yok olmasInIn ve tarihe gömülüp gitmesinin ba$lIca nedeni olmu$tu.
Krezüs, Keyhüsrev diye de tanInan AkamanI$ HakanI Kurus'tan çekiniyordu. AyrIca e$inin babasI Met HakanI Astiyages'in ölümüne neden olan Kuru$' tan igreniyor ve ondan öç almak istiyordu. Her ikisinin özündeki dinmeyen, doyumsuz utku ve egemenlik tutkusu da bu hakanlarI boy ölçü$meleri kaçInIlmaz iki kar$It durumuna koymu$tu.
Sonunda ilk açIk dü$manca adImI Krezüs attI. isparta'dan ordu birlikleri, MIsIr ve Babil kIrallarIndan yönetim destegi sözleri aldIktan ve ordusunu yeni paralI sava$çI birlikleriyle güçlendirdikten sonra, M.Ö. 546 yIlInIn sonbaharInda ansIzIn KIzIlIrmak'I geçerek Pterya (Bogazköy) üzerine atIldI. Krezüs'ün kar$IsIna hIzla gelen Kuru$ sava$a girmeden önce anla$ma önerisinde bulundu. Krezüs, Kurus'un korktugunu, kendine güvenmedigini sandI ve büyüklük duygusuna kapIlarak anla$ma önerisini geri çevirdi. Bunun üzerine Kuru$ bütün güçleriyle Lidya ordusu üzerine yüklendi.
Krezüs'e destek sözü vermi$ olan Babil KiralI Nabonid ise Kuru$ ile anla$mI$tI. Krezüs bozgunluk
262
LiDYA'NIN BÜYÜKLÜGÜ VE YIKILMASI
içindeki ordusuyla Lidya içlerine kadar geriledi. Buradaki son kar$I koyma denemesi de Lidya atlI birlikleri atlarInIn Kuru$'un ordusunun ön sIralarIna dizdigi develerden ürkmesi yüzünden bo$a çIktI. Lidya yenildi ve Sart ku$atIlarak ele geçirildi. Bir odun yIgInI üzerinde kendini yakarak ölmek isteyen Krezüs tutsak edildi. Böylece, yeryüzü tarihinde Lidya HakanlIgI dönemi de kapandI. Krezüs, iran'da günümüz Hamadan ilindeki eski Ekbatan kentinde 20 yIllIk bir tutsaklIk ya$amIndan sonra M.Ö. 525 yIlInda öldü.
263
264
EGE BÖLGESi
YUNANiSTAN
EGE UYGARLIGI
AKA iLLERi VE SÖMÜRGELER
GREK TOPLUMUNUN OLU$UMU
SOYLAR VE ULUSLAR
GREKLERDEN ÖNCEKi YUNANiSTAN YERLiLERiNi iNCELEME
265
266
8. EGE BÖLGESi |i|
Yunancadaki sözcüklerin birçogunun Hint-Avrupa adI verilen dil kümesi dI$Indaki dillerin sözcüklerinin köklerinden geldigi, ayrIca Sami dilleri sözcüklerinin köklerinden gelenlerin çok az oldugu bilinmektedir. Hint-Avrupa ve Sami dillerinden olmayan sözcükler özellikle Yunanistan'In eski bölge adlarInda görülür. Türk dili kökünden gelme olasIlIgI çok yüksek ve dil bilimcilerin önemli ve güvenli incelemeler yapmalarIna degecek olan bu sözcüklerle ilgili bir dü$ünce olu$turmak için birkaç örnek vermek gerekir. [2]
Örnegin ion, Grek öykülerinde ionlann veya Yunan Ulusunun atasIdIr. ion önce Atik ülkesine geldi. Sonra Peloponez'e geçti, burada prens ve kIral oldu. Daha sonra yine Atik ülkesine döndü ve orada da Atina KiralI seçildi. Bu öykü, ion {iyon) soyunun göçlerini anlatIr. iyonya, genel olarak Anadolu'nun Adalar (Ege) Denizi kIyIlarInI içine alan ülkenin adIdIr. iyonya adI Anadolu' ya, Dorilerin Yunanistan'a ve Ege adalarIna yayIlmasI sonucu doguya sürülen Akalarla (Achaeans) birlikte gelmi$tir. KIsacasI iyon Aka soyundandIr, hakandIr ve egemendir. B. E. Keresteciyan'm Türkçe - FransIzca sözlügünün 33. sayfasInda a$agIdaki açIklamalar vardIr.
" iye (T. orl): Seigneur, maitre. iyemek: Dominer. ai (Sumerien): Pere; iau (na) (Basque): maitre, seigeur.
[1] Ba$lIktaki Ege Bölgesi; Anadolu'nun Ege Denizi kIyIlarInI ve Yunanistan'I; KIbrIs, Girit ve Ege adalarInI kapsar. Bu bölümde geçen Adalar Benizi de Ege Denizidir.
[2] Türk dilbilimci Çingiz Gara$arlI, Akdeniz Bölgesinde konu$ulan ilk dilin eski Türkçe oldugunu, bu bölgede ilk uygarlIklarI Türklerin kurdugunu; Grekçede, Arnavutçada, italyancada bulunan birtakIm boy, ki$i ve yer adlarInIn da eski Türkçe kökenli olduklarInI göstermi$tir.
The Turkic Civilization Lost in the Mediterranean basin.
267
EGE BÖLGESi
En Mongol iige (uieke) singfie grand, ainsi que l'atteste Ebül-ghazi (Chedjerei Turquie, pa. 43).
Ce vocable serait-il une forme mitigee de agha ou aga (veyez ce mot)."
Hermann Vâmbery'nin Almanca yazIlmI$ Türk-Tatar dillerinin etimolojisi sözlügünün 27. sayfasInda iy sözcügü açIklanIr. Bu sözcükle birlikte eg, ey, et, it sözcükleri de açIklanIr. Bu sözcükler bey, koruyan, iye (elinde bulunduran) anlamlarIna gelir.
Uygurcada ige, ite, iti, idi sözcükleri bey, koruyan, iye, TanrI anlamlarIna gelir.
Çagataycada ege, eye sözcükleri bey, koruyan, iye, TanrI anlamlarIna; eylemek sözcügü korumak, iye olmak anlamlarIna gelir.
Azericede yeymek, eymek sözcükleri korumak, iye olmak, egemen olmak anlamlarIna gelir.
Hüseyin KazIm Kadri'nin Türkçe sözlügünün 513. ve 514. sayfalarInda iye, ike, ite sözcüklerinin çe$itli Türk dillerinde koruyan, elinde bulunduran, egemen ve TanrI anlamlarIna geldigi açIklanmI$tIr.
YukarIda verilen bilgilere göre, anlam ve tarihi olaylar açIsIndan iyon (ion) sözcügünün Türkçedeki iye sözcügünden geldigi dü$ünülebilir. Bu sözcügün aynI anlama gelen Türkçe aka, eke, eti, ata sözcükleri kümesinden olma olasIlIgI da ilgi çekicidir.
Yöre, yurt, ilçe, il ve bölge adlarIndan ilgi çekici sözcükler de çoktur. Örnegin, Yunanistan kuzeyden güneye dogru gözden geçirilirse, Tesalya'nIn güneyinde ve Peloponez Bölgesinin kuzeyindeki yerlere verilen Akhai ve Egiale adlarInIn Aka yurdu anlamIna gelen Akaeli sözcügünün anlamI ve kanItI oldugu görülür.
268
YUNANiSTAN
Dar bir bogazla karadan ayrIlan uzun adanIn adI Eubee (öbe), Türkçede çadIr, ev anlamIna gelen oba sözcügüyle aynIdIr. BatIdaki daglarIn olu$turdugu bir yükseklige verilen Acarnanie adI, Türkçede yükseklik anlamIna gelen akarI sözcügünün bir türevini andIrIr. Peloponez'de dag geçitlerinin bulundugu Arcadia Bölgesinin adI, daglarIn geçit veren yerleri anlamIna gelen Türkçe argIt sözcügünden gelebilir. Adalar Denizinin adI olan Egee sözcügü ile Türkçe ege, eke, sözcükleri arasIndaki benzerlik de kesindir.
8.1. YUNANiSTAN
8.1.1. TOPRAKLARI
Avrupa'dan Akdeniz'e çIkan üç büyük yarImadadan birisi olan en dogudaki Balkan YarImadasInIn güneyine günümüzde Yunanistan adI verilir. Ülke topraklarI doguda Adalar (Ege), batIda Yunan denizleri ve güneyde Akdeniz ile çevrilmi$tir. Kuzeyde belirli sInIrlarI yoktur. Eski cografya bilgini Strabon'a göre Yunanistan'In kuzey sInIrI, Ambrasi (Arta) Körfezi ile Pene (Salambriya) IrmagI arasIna çekilen bir çizgiyle gösterilebilir. SInIrlarI böylece belirlenen topraklar, yüzölçümü 55 bin km2 olan küçük bir ülkedir. Uzunlugu 410 ve geni$ligi 210 kilometredir.
Çok engebeli olan ve depremlerin sürekli sarstIgI bu ülkenin her yanI sarp ve dik uçurumlu daglarla kaplIdIr. Daglar genellikle, kayalIklardan olu$mu$ ve çIplaktIr. Yüksek tepeler 2 bin metreyi geçer. En yüksek tepe, kuzeydeki Olimpos SIra DaglarInIn 3 bin metreye yakla$an tepesidir. YunanlIlar tanrIlarInIn Olimpos DagI üzerinde oturdugunu söylerlerdi. Yunanistan'da sürekli sIra daglar olu$maz. içlerinden geçen kimi IrmaklarIn dar ve derin geçitleri onlarI birbirinden ayIrIr. Tesalya
269
EGE BÖLGESi
ve Beotya ovalarInda oldugu gibi, bu sIra daglar eski göllerin tabanInI olu$turan tarIma çok elveri$li ovalarIn çevresini de ku$atIrlar.
Korent Geçidi Yunanistan topraklarInI iki degi$ik bölgeye ayIrIr. Geçidin kuzeyindeki daha büyük bölgeye Karasal Yunanistan ve güneyindeki küçük bölgeye Mora veya Peloponez denir. Bu bölgelerin her biri de birçok daha küçük bölgeye ayrIlIr. Bu küçük bölgelerin ba$lIcalarI a$agIda belirtilmi$tir.
Karasal Yunanistan'da: Tesalya (Tesalia), Etolya (Etolia), Beotya (Beotia) ve Atik (Attica) bölgeleri.
Peloponez'de: ArgIt (Arkadia), Argolit (Argolis, Argos), Elit (Elis, Eleia), Lakonya (Lakonia) ve Mesenya (Messenia) bölgeleri.
8.1.2. KARASAL YUNANiSTAN
Kuzeydeki Karasal Yunanistan'da bulunan Tesalya OvasI Yunanistan'In öteki ovalarIndan daha büyüktür. Eskiden keçi yeti$tirilmesiyle tanInmI$ olan bu verimli ova daglarla çevrilmi$tir. BatIda Pende SIra DaglarI ve doguda Olimpos, Ossa, Peliyon daglarI yükselir. OvanIn kenarlarIndan geçen Küçük Pene IrmagI, Olimpos ve Ossa daglarI arasIndan geçtikten sonra Adalar Denizine dökülür. Irmak daglarIn arasIndan akarken, eskiden görüntüsünün güzelligi ve gölgeliklerinin serinligiyle ünlü bir geçit olu$turur.
Tesalya'nIn güneyi geçilmesi güç daglarla kapalIdIr. YalnIz Öta DagIyla deniz arasIna sIkI$mI$ Termopil Geçidinden geçilebilir. Yunanistan'In gerçek kapIsI olan bu geçitten sonra daglarIn her yönde birbirlerine
270
YUNANiSTAN
karI$tIgI bir bölgeye girilir. Orta kesime yakIn olan 2459 m yüksekligindeki Parnas DagI bölgenin en yüksek dagIdIr. Bu dagda sularI duru güzel pInarlar vardIr. Parnas DagI çevresinde bulunan derin ovalar Fosit Bölgesini olu$tururlar. Bölgenin ba$lIca kenti Delf'te tüm Yunanistan'In en kutsal tapInagI bulunuyordu.
Daha doguda verimli bir ova olan Beotya Bölgesi vardIr. Beotya'nIn da güneyi Tesalya gibi, Helikon ve Siteron daglarIyla çevrilidir. KuzeybatIsInda Kopayis Gölü bulunur. Bu gölün sularI kI$ yagmurlarIyla ta$ar ve çevresindeki topraklarI verimi artIran bir balçIkla örter. Beotya verimli bir tarIm bölgesiydi ve burada en önemlisi Tep olan birçok kent vardI.
Karasal Yunanistan'In güneydogu ucunda bir geminin ba$I gibi denize dogru çIkan Atik YarImadasI ise daglIk ve topragI az bir yerdir. Bu bölgeyi arIlarIyla ünlü Himet, mermerleri tanInmI$ Pantelik ve Parnas daglarI kapladIgI için tarIma uygun çok az yer kalIr. Ancak daglar denize dogru ilerleyerek güneyde Egin Körfezi kIyIlarInda güzel ve dogal limanlar olu$tururlar. KIyIya yakIn tek bir kayanIn dibinde Yunan tarihini en çok etkilemi$ olan Atina kenti yükselir.
Adalar Denizi yönünde bulunan bölgelerin, Yunan Denizi yönündekilerden daha çok tarihi önemi vardIr ve bu durum önemlidir.
Yunan Denizi yönünde bulunan Akari (Acarnanie) ve Etolya (Etolia) bölgeleri derin dereler ve aralarIndan geçilmesi çok güç daglarla kaplIdIr. Önemli Yunan yollarI bu yörelerden uzaktadIr.
Bu nedenle, o yörelerin insanlarI sürekli Yunan toplumundan uzak gibi kalmI$lardIr.
271
EGE BÖLGESi
8.1.3. PELOPONEZ
Doguda Egin Körfezi ile batIda Korent Körfezi arasIndaki Korent Geçidi Peloponez Bölgesini Karasal Yunanistan'a baglayan bir köprü gibidir. Geçidin kimi yerlerde geni$ligi ancak 5 kilometredir, kuzey ucunda Megar ve güney ucunda Korent kentleri kurulmu$tur. Karasal Yunanistan gibi Peloponez Bölgesini de daglar çe$itli yörelere ayIrmI$tIr. Küçük bir isviçre gibi olan orta kesimi ArgIt (Arkadia) Yöresidir. Oldukça verimli ve yüksek ovalarI olan bu yörenin kuzeyinde ormanlarla kaplI Erimant DagI vardIr. Beotya'da oldugu gibi bu yörede de en önemlisi Stimfal Gölü olan birkaç göl vardIr.
ArgIt Bölgesinde birtakIm sIra daglar yükselir ve tümü denize dogru birer burunla sonlanIr. Bu sIra daglarIn en önemlisi, güneyde 2400 m yüksekligi olan ve Tenar Burnuyla sonlanan Tayget SIra DaglarIdIr. Tayget DaglarInIn batIsInda Mesenya, dogusunda Lakonya yöreleri uzanIr. Lakonya topraklarInI Örotas IrmagI sular. Bu IrmagIn kenarInda Atina'nIn kar$ItI olan isparta kenti yükselir.
Adalar Denizi yönünde limon ve portakal agaçlarI ormanIyla örtülü verimli bir ova daha vardIr. Bu ova Argolit veya Argos OvasIdIr. Elit Yöresi Peloponez Bölgesinin kuzeybatIsIndadIr ve Yunan Deniziyle çevrilidir. Elit Yöresinin güneyinde ve deniz kIyIsIna yakIn olan Olimpiya (Olempya) da Delf gibi YunanlIlarIn kutsal kentiydi.
8.1.4. DENiZ VE KIYILAR
Yunanistan, kIyIlarI en girintili çIkIntIlI ülkelerden biridir. Deniz kIyIlarI 2000 kilometreden uzundur.
272
YUNANiSTAN
Daglar her yerde YunanlIlarI birbirinden ayIrmasIna ve yayIlmalarIna engel olmasIna kar$In deniz tersine onlarI birbirine yakla$tIrIr. Dogrusu Yunanistan tarihsel önemini özellikle denize borçludur.
Adalar Denizi kIyIlarInIn girintileri, çIkIntIlarI ve dogal sIgInaklarI Yunan Denizi kIyIlarIndan daha çoktur. Yunan Denizi kIyIsInda, Yunan YarImadasInIn bütün geni$ligine yayIlan derin Korent Körfezi vardIr. Adalar Denizinde güneyden kuzeye dogru Argolit (Nauplia), Egin, daha kuzeyde Termopil Bölgesi boyunca ilerleyen Maliyak (Egriboz) ve Magnesi YarImadasInI olu$turan Pagazetik (Golos) körfezleri gibi birçok körfez vardIr.
8.1.5. ADALAR
Yunanistan kIyIlarInI çevreleyen denizler, adalar ve adacIklarla doludur. Bu adalarIn kimileri karaya çok yakIndIr ve haritada karanIn uzantIsI gibi görünürler. Korsir (Korfu), Lökat (Lefkas), itak, Kefalonya, Zasint (Zanta) adalarI; Peloponez'in güneyindeki Siter (Cerigo), Egin Körfezinde Egin ve Salamin adalarI; dar bir bogazla karadan ayrIlmI$ olan büyük ve uzun Öbe (Egriboz) AdasI bu adalardandIr.
Bir IrmagIn geçidine atIlmI$ ta$lar gibi Adalar Denizine saçIlan öteki adalar da Avrupa ile Küçük Asya (Anadolu) kIyIlarI arasInda sIralanIr. Adalar Denizinin güneyinde Yunanistan'a daha yakIn olan Kiklad adalar kümesi vardIr. Bu adalardan Delos'ta ünlü bir tapInak ve Paros'ta büyük ölçüde mermer içeren ocaklar vardIr. Küçük Asya'nIn en yakInIndaki adalar Güney Sporat adalar kümesini olu$tururlar. BunlarIn en önemlisi Rodos Ada$IdIr. Derin girinti ve çIkIntIlarI, yarImadalarI ve körfezleriyle tümüyle
273
EGE BÖLGESi
Yunanistan kIyIlarIna benzeyen Küçük Asya kIyIlarInda da baglarIyla ünlü üç büyük ada bulunur. Bunlar Edremit Körfezi giri$indeki Midilli, Çe$me ve Karaburun yarImadalarInIn kar$IsIndaki SakIz, Ku$adasI Körfezinin güneyindeki Sisam adalarIdIr. Uzakta, Ege Denizinin güneyindeki büyük ve daglIk Girit AdasI da dogu batI dogrultusunda uzanIr.
8.1.6. iKLiMi, GELiR KAYNAKLARI
Herodot "Yunanistan'In payIna çok güzel bir iklim dü$mü$tür" diyor. Gerçekten Yunanistan'In iklimi MIsIr veya Irak'In ikliminden daha IlIman ve canlI ya$amIna daha uygundur. SIcak ve kuru yazlarI, tatlI ve oldukça yagmurlu kI$larI, güne$li ilk ve son baharlarIyla BatI Anadolu iklimine benzer. Genellikle hava öylesine temiz, bulutsuz ve açIktIr ki, ufukta daglarIn, kIyIlarIn ve uzak adalarIn sInIrlarI sürekli belirgin olarak görülür.
Yunanistan'In çe$itli gelir kaynaklarI vardIr, ancak çok sInIrlIdIr. Ku$kusuz eski dönemlerde daglarda günümüzdekinden daha çok agaçlarI olan me$e ve çam ormanlarI vardI. Bu ormanlarda geyik ve domuz avlanIrdI. IrmaklarIn kIyIlarI boyunca yükselen çInar agaçlarInIn güzel gölgeleri vardI. Ancak tarIma ve otlaklara çok az alan kalIyordu. Bugday ve arpa gibi ekinlerle üzüm, zeytin, incir ve portakal agacI gibi Yunanistan topragInI seven meyve agaçlarI ovada yogun olarak yeti$iyordu. TarIm yapmak ve meyve agaçlarI yeti$tirmek için daglarIn yamaçlarInda topraktan sekiler (teras) yapIlIyordu. Topraktan az oranda elde edilen ürünlere, denizden elde edilen ürünlerin gelirleri de ekleniyordu. YunanlIlar balIk tutuyorlar ve her türlü balIklarI, özellikle de sardalya ve palamut balIklarInI tüketiyorlardI.
274
EGE UYGARLIGI, GENEL BAKI$
8.2. EGE UYGARLIGI
8.2.1. GENEL BAKI$
1880'li yIllardan beri Girit AdasInda, Yunanistan'da ve Anadolu'da yapIlan ara$tIrmalarda ula$Ilan bulgular eski bir Akdeniz UygarlIgInI ortaya çIkardI. Kesinle$en ve artIk tarihte yerini alan bu uygarlIgIn be$igi Girit, ba$kenti Knossos'tur (Cnossos). Akdeniz'in ve özellikle Ege Denizi Bölgesinin Greklerden önceki yerlilerinin o dönemin ileri uygarlIgInI kurmak için gerekli özel nitelikleri ve yetenekleri vardI. Ku$kusuz bu insanlarIn tarihi Hint - AvrupalI denilen toplumlardan daha eskidir ve soylarI da Sami toplumlarInIn soyundan degildir.
Adalar Denizi Ulusunun uygarlIk düzeyi açIk bir biçimde görülmeye ba$ladIktan sonra Fenikelilerin abartIlmak istenen uygarlIktaki etkinliklerinin önemi azaldI. Fenikelilerin Akdeniz'deki egemenlikleri M.Ö. 1100 - 800 yIllarI arasIndadIr.
Kaide ve Nil OvasI tarih dönemlerini ya$arken, Ege Bölgesinde gelecegin uygarlIgI olarak gösterilebilecek bir uygarlIk doguyordu. Avrupa'nIn ilkel boylarI ise, daha birçok yüzyIllar boyu koyu karanlIklar içinde sürüneceklerdi [1]. Gelecege tutkun olan Egeler, küçük adalarda, daglIk bölgelerde ve karadan kolaylIkla ula$Ilamayan kIyIlardaki kentlerde ya$arlardI. Bu kentler bütün yeryüzü yollarIna açIktI.
Ege Denizi Bölgesi Asya, Afrika ve Avrupa Ana KaralarI arasInda aracI olan bir bölgedir ve tüm öteki yerlerle ula$ImI kolaydIr.
[1] Gustave Glotz, La Civilisation Egeenne.
275
EGE BÖLGESi
Bu bölge insanlarI Akdeniz'i ba$tan sona serbestçe dola$arak uygarlIklarInI sürdürebilecekleri uygun yerlerde kalIp yerle$tiler. Elveri$li yerlerle alI$ veri$ yapmayI ögrendiler. Bu dönemde deniz yoluyla ürün alIm satImInIn ve sömürge kurmanIn ögrenilmesi yeryüzü tarihindeki büyük yeniliklerdendir.
Egeler beden egitimi ve dans ile çok ugra$IrlardI. Egitim yaparken gövdenin tüm konum ve devinimlerini görmeleri, süre geçtikçe resim yapma yeteneklerini geli$tirdi. Dans etmeleri, ezgi söyleme, çalgI kullanma ve konu$ma yeteneklerini artIrdI. Güzel sanatlar ve ko$uk Adalar Denizi kIyIlarInda sürekli bir deger oldu.
Egeler ta$tan, madenlerden yapItlar üretmeyi ve tarImI bölgeye göç etmeden önce biliyorlardI. Adalar Denizi Bölgesinde bilgilerini ve becerilerini daha çok geli$tirdiler. Dönemin geli$mi$ ve büyük sanatkarlarI oldular. Egelerin uygarlIkta olaganüstü ilerlemeleri, dogal ko$ullarla onlarIn yeteneklerinin etkile$meleri sonucunda ortaya çIkmI$tIr.
8.2.2. KAZILAR
YakIn yIllara kadar Greklerden önce Yunanistan' da ne oldugu konusunda hiçbir dü$ünce yoktu. Bu ülkenin eski ulusunu ararken Pelasges, Gariens ve Leleges sözcükleri söylenirdi. Ancak bu söylemler, Homer döneminden daha önceki tarihi olaylarIn eski yorumlarIna veya gerçekçi olmayan çabalara dayanIyordu. Çok uzak bir geçmi$ten birtakIm bilgiler ve kalIntIlar biliniyordu, ancak açIklanamIyordu. Yer altIndan çIkarIlan çok degerli vazolar Avrupa müzelerine götürüldüler. Rodos AdasInda yapIlan ara$tIrmalardan sonra derin yer katmanlarI altInda Greklerle hiçbir ilgisi olmayan her çe$it ürün ve M.Ö. 2000 yIlIndan önce kurulmu$ kentler bulundu. Saraylar, alI$veri$ yerleri,
276
EGE UYGARLIGI DÖNEMLERi
evler, çok sayIda sanat yapItlarI, resimler, heykeller, çiniler, araçlar, silahlar, takIlar, kIsaca özgün ve ileri bir uygarlIgIn kalIntIlarI ortaya çIkarIldI. Bütün bunlarIn ne oldugu bilinmiyordu. 1875 yIlIndan buyana Alman Heinrich Schiliemann'm ve ondan sonra öteki bilim adamlarInIn ba$arIlI ara$tIrmalarI sonucu birçok yerde yüzyIllarca karanlIk içinde kalan geli$mi$ bir uygarlIk ortaya çIkarIldI. Bu uygarlIgI kuran ulus Hint - AvrupalI toplumlardan daha eski ve soylarI Sami soyundan degildir [1].
Adalar Denizi UygarlIgInI ilk kuranlar Orta Asya'dan gelmi$ Türklerdir. Güney Rusya ve Tuna bölgelerine çok eski dönemlerde yerle$mi$ Türklerin uygarlIgI da M.Ö. 3500 yIlInda Makedonya, Tesalya ve Korent bölgelerine kadar yayIlmI$tI.
Yunanistan içinde Torikos (Thoricos) ve Orhomen (Orchomene) adInda Greklerden önceki dönemlerde kurulmu$ kent kalIntIlarI ve yazI bulunmu$tur.
Akdeniz, insanlIgIn geli$mesinde çok etkili olmu$tur. Adalar Denizi UygarlIgI, Ön Asya'nIn yerli uluslarInIn örnegin, Sümerlerin ve özellikle Etilerin etkileri altInda kalmI$tIr. Adalar Bölgesindeki en eski uygarlIk Girit AdasIndaki Minos (Minoan) UygarlIgIdIr.
8.2.3. EGE UYGARLIGI DÖNEMLERi [2]
Knossos HakanI Minos, Ege UygarlIgInIn kurucusu olarak görülür ve bu nedenle bu uygarlIga Minos UygarlIgI adI verilir.
[1], [2] Gustave Glotz, La Civilisation Egeenne, sayfa 2, 23.
277
EGE BÖLGESi
Minos UygarlIgI, Eski Minos UygarlIgI (E.M.), Orta Minos UygarlIgI (O.M.) ve Son Minos UygarlIgI (S.M.) olarak üç büyük döneme ayrIlIr. Bu dönemler de kendi içlerinde birinci, ikinci ve üçüncü dönemler olarak üçe ayrIlIrlar. Bu uygarlIk çaglarI Girit AdasIndaki Knossos kentinin egemen oldugu dönemlerdir. Bu ayrIm bütün Adalar Denizi Bölgesi için geçerli degildir.
Girit'ten ba$ka öteki adalarda da CilalI Ta$ Dönemi insanlarInIn izleri görülür. Adalar tarihi de Girit tarihi dönemleri gibi her biri kendi içinde üç döneme ayrIlan üç büyük döneme bölünebilir. Yunanistan adI verilen Akaelin'de, Peloponez'de CilalI Ta$ Döneminin yapItlarI yoktur. Tesalya'da bulunanlarsa Girit'teki Minos UygarlIgInIn BakIr Dönemi yapItlarIdIr.
Adalar Denizi UygarlIgI en azIndan M.Ö. 3000 yIlInda önemli bir düzeye gelmi$tir. M.Ö. 4000 yIlInda da uygarlIk izleri vardIr. Ancak Minos UygarlIgInI inceleyen bilim adamlarI, bu uygarlIgIn geli$iminin M.Ö. 2400 - 1400 yIllarI arasInda oldugunu benimsiyorlar.
Egeler MIsIr ile çok ili$kide bulundular. Egelerin MIsIr'da ve MIsIrlIlarIn da Egelerin ülkesinde yapItlarI bulundu. Son Minos UygarlIgInIn ya$adIgI dönemler M.Ö. 1580 - 1400 ve M.Ö. 1400 - 1200 yIllarI arasIdIr.
Adalar UygarlIgIndan günümüze kalan yazIlI yapItlar daha okunmadI. Bu nedenle onlarIn tarihteki gerçek yerlerini bulmak güçle$iyor. KurumlarIna, gömütlerine, kullandIklarI araç gereçlere, ressam ve heykel ustalarInIn yapItlarIna bakIlInca bu ulusun soyu ve nesnel, tutumsal, toplumsal, dini, sanat ya$amlarI tanInabilmektedir. AyrIca aynI dönemde ya$ayan öteki toplumlarla kar$Ila$tIrma yapIlabilecek konular da bulunabilmektedir.
278
EGE UYGARLIGI DÖNEMLERi
Yunan kahramanlIk öykülerinde ve söylencelerinde adalarIn eski toplumlarInIn egitici izleri de vardIr. Eski MIsIr belgelerinde bu boylar Deniz Ulusu veya Keftiler diye adlandIrIlmaktadIr.
Adalar Bölgesinin ve özellikle de Akdeniz'in gerçek uygarlIk be$igi olan Girit AdasInIn, Ta$ ÇagIndan ba$layarak Grekler dönemine kadar geçen sürenin incelenmesi gerekir.
8.2.3.1. M.Ö. 6000 - 4000 ARASI
M.Ö. 6000-4000 yIllarI arasInda çe$itli dönemlerde Orta Asya YaylasIndan çIkIp Anadolu yoluyla denizden ve Karadeniz'in kuzeyi, Tuna OvasI, Makedonya yoluyla karadan gelen Türk boylan Adalar Denizi Bölgesinin topraklarIna yerle$mi$lerdir.
Adalar Denizi Bölgesindeki en eski uygarlIk Girit AdasInda kurulmu$tur. Girit AdasIna ilk yerle$im, yeryüzünün birçok öteki bölgelerindeki yerle$imler kadar eski degildir.
Girit'e yerle$en Türkler uygarlIklarInI yava$ ancak sürekli olarak geli$tirmi$lerdir.
8.2.3.2. M.Ö. 4000 - 3000 ARASI
M.Ö. 4000 yIlI sonuna dogru bütün Adalar Denizi bölgesinde büyük bir degi$im oldu. Bölüm 8.2.2'de belirtildigi gibi, Tuna Bölgesinde ve Güney Rusya'da bir birlik olarak kurulmu$ Türk UygarlIgI, daha M.Ö. 3500 yIlIna yakla$Irken Trakya, Makedonya ve Tesalya'ya girmi$ti. Bu uygarlIk yava$ça M.Ö. 3000 yIlIna dogru Korent Körfezine kadar bütün Yunanistan'a da yayIldI.
Çok degi$ik yöreler olmasIna kar$In bu uygarlIk tüm
279
EGE BÖLGESi
bölgede bütün özellikleriyle kuruldu. Onun yapItlarI Makedonya daglarInIn tepelerinde, Tesalya'da, 1. Orchomene'in (Orhon) yuvarlak evlerinde ve bölgenin her yerinde bulunur.
Ancak bu uygarlIk ile Girit UygarlIgI arasInda baglantI yoktur. Arada yerle$im olmayan adalar vardI.
M.Ö. 3000 yIlIna dogru Adalar Bölgesinde ve bütün doguda büyük bir akIm türedi. Bütün adalara göç eden insanlar yerle$ti. Bu ilk yerle$en ulus, Grekler sonradan genellikle Pelasglar veya KaryalIlar (Carians) olarak adlandIrsalar da onlar degi$ik dönemlerde kitlelerle Asya'dan gelen Egelerdi.
"Kesinlikle bunlar Grek degillerdi" [1]. Bu insanlar Tesalya yoluyla Avrupa'dan da geliniyorlardI. Egeler, kesinlikle o dönemlerde Ön Asya'da degi$imlere neden olan göç dalgalarI ile gelen boylardandI.
Çanakkale BogazI yakInIndaki HisarlIk Tepesi bu dönemin ilk yerle$im yeri oldu ve 1. Truva (Troie) kenti yapIldI.
KIbrIs AdasInda Ta$ Dönemi ya$anmamI$tIr. KIbrIs AdasIna ilk yerle$enler Maden Dönemi insanlarIdIr.
Bütün bu kayna$malar içinde, Yunanistan'a ilk kez yerle$erek Greklerden önce uygarlIgI kuranlar Asya'dan kuzey yoluyla Tuna üzerinden gelen Türk boylarIdIr. Madencilik bu dönemde ortaya çIktI. BakIrdan belirli silahlar, sivri veya keskin araçlar yapIldI. AltIn ve gümü$, süslemelerde ve takI yapImInda kullanIlmaya ba$landI.
[1] Gustave Glotz, La Civilisation Egeehne, sayfa 37.
280
EGE UYGARLIGI DÖNEMLERi
Adalar (Ege) Bölgesi uygarlIklarInIn dönemleri
Z V

(
J-.
¦-r\ Q
t/î C/5 l/i O O p p rn
s: S
• „ _ 1_| ¦—-

SON M S 1 1—1 ^-O 1 OO 1 —j o ] i—1 -\o 1 to t—L (=) 1 (2400- I g 1
~; Si Z =) o O Ln Oo O Q 7—L O o to o (O o
-*-
TUNÇ
II. Saraylar ( 1700 — 140O )
_ BakIr
I. Saray- )
lar { 2600 1 § |h| devri — 1750) — I »
i »
5
Tunç
yi O p p
) ) ) ) ) ) ) )
— *— ki .—. -1 —
—¦
)
Tunç
Sao mikeiîlik
Mlken
)
Ç/i t/1 p
) )
'—«

BakIr
to »o 23 '
*o
8"
~ ; - -
I X
to ' to „
O —'
I
to
(Acheens)
(Prehel-
I
j—¦ n
(O (
o 2,
—i
o )r iS — ¦ ¦—"
to ^ _5
0 — m
° ^- SL
1 s- -
I £ s1
I ~ —
Si 0
to «S
s
)t"
n )
i E*
& ÎT
r) ...
e
D
- —
--' r .
3

w
281
EGE BÖLGESi
Girit'te BakIr ve Tunç dönemleri arasInda 5-6 yüzyIl geçti (1. ve 2. dönemler, M.Ö. 3000 - 3400 arasI).
Maden sanatlarI, Girit'te ve öteki adalar içinde kendiliginden bir geli$me sonucu ortaya çIkmamI$tIr. Bütün yeryüzünü yakIndan veya uzaktan alt üst eden dogunun sürekli yayIlmacIlarInIn birbiri ardInca gelen etkileri altInda geli$mi$tir. M.Ö. 3000 - 3400 yIllarI arasInda Asya'nIn brakisefal insanlarI adalara yeniden geldiler. Girit AdasInIn kuzey kIyIlarIna çIktIlar ve özellikle çevredeki küçük adalarI aldIlar. Girit'in kuzeydogu kIyIsInda Moklos (Mochlos) öreninde onlarIn en eski bakIr araçlarI ve gömütleri bulunmu$tur.
M.Ö. 3000 yIlInda yapIlmI$ vazolar üzerindeki resimler ve renkler yüksek uygarlIk yapItlarIdIr. Bunlar ilkel bir toplumun gereksinimleri için yapIlmI$ $eylerin çok üstündedir. Evlerinin süslemeleri, varlIklarInIn ve kendilerine güvenlerinin tanIklarIdIr.
Eski Minos UygarlIgI, M.Ö. 2800 - 2400 yIllarI arasIndaki 2. dönemde daha çok geli$ti. Bütün maden ve öteki sanatlar bu dönemde daha çok ilerledi. Girit ve Adalar toplumlarI artIk Anadolu'nun bütün kIyIlarI, Suriye, MIsIr ve Akdeniz'in batI kIyIlarIyla çe$itli ili$kiler ba$lattIlar.
Korent Körfezinin güneyindeki Peloponez Bölgesine yerle$im, yakla$Ik Adalarla aynI dönemlerde yapIldI ve sürekli Adalarla sIkI ili$ki korundu. Bu dönemde Korent yakInIndaki Argolit Bölgesinde ortaya çIkan uygarlIk, Girit UygarlIgI ile ili$ki içindeydi. Bu uygarlIk Yunanistan'la da ili$ki kurdu, ancak yava$ geli$iyordu. Tuna IrmagI kIyIlarIndan gelen Türklerin kurdugu bu uygarlIga, ba$kentlerinin adI Miken (Mycene) oldugu için Miken (Mycenienne) UygarlIgI denmi$tir. Mikenlerin
282
EGE UYGARLIGI DÖNEMLERi
özgün adI FransIzcada Acheen ve ingilizcede Achaean denilen Aka'dIr. Akalar Yunanistan'a Trakya'dan ilk gelen Türklerdir.
8.2.3.3. M.Ö. 2400 - 2000 ARASI
M.Ö. 2500 yIllarIna dogru ikinci kez Avrupa ve Asya'da büyük bir karI$IklIk görüldü. Yeni yayIlmalar ba$ladI. Türkler yine Trakya'yI geçerek bir kesimi Tesalya' ya, öteki kesimi de HisarlIk Yöresine geldiler. HisarlIk'a yeni gelenler 1. Truva kentini yIktIlar ve yIkIntIlarI üzerine 2. Truva kentini yaptIlar. Tesalya'yI alanlar güneydeki kentlerle ili$ki kurmadIlar. Tesalya' nIn güneyindeki Otris DaglarI yüzyIllarca geçilmez bir engel oldu. Ancak 2. Truva kentiyle ili$kiyi sürdürdüler. Tesalya ve 2. Truva kentlerine yeni gelen insanlar aynI boydandIr ve evleri aynI biçimdedir. Bu uygarlIgIn 2. Truva kentinden ba$ka yerlerle çok ili$kisi yoktu. Ancak kalelerle çevrili yüksek yerlerdeki kentleri ilgi çekicidir. Orta Yunanistan ise güneyle ili$ki içindeydi. Orta ve Güney Yunanistan kentleri aynI uygarlIkta birle$iyordu. 2. Orhon (Orchomene) kenti çevresinde birçok yeni kent yapIldI. Orta ve Güney Yunanistan kentlerinde Tunç Dönemine geçiliyordu.
8.2.3.4. M.Ö. 2000 - 1750 ARASI
Yunanistan M.Ö. 2000 yIllarInda bir kez daha karI$tI. Hazar Denizi kIyIlarInda ya$ayan insanlar yeniden bütün yönlere yayIldIlar. iran ve Hindistan'a girdiler. OnlarIn Mitanniler adIndaki boyu DiyarbakIr Bölgesine yerle$ti. Bütün doguda bu baskInIn etkisi duyuldu. MIsIr kendisini savunmada çok sIkIntI çekti. Filistin'de yeni bir ya$am dogdu. 2. Truva (yanIk kent) yIkIntIlar altInda kaldI ve sonra sIradan bir köy durumuna geldi. Yeni göç dalgalarI Avrupa'ya da yayIldI.
283
EGE BÖLGESi
Bu dönemin sonlarIna dogru Trakya Bölgesinden yeni bir yayIlma oldu ve yeniden Tesalya'ya girdiler. Eski toplumun üzerine saldIrarak Orta Bölgeye yerle$tiler. BunlarIn büyük bir bölümü Otris (Othrys) DaglarInI geçtiler.
Yeni gelenler de güçlü Türk soyunun uygarla$mI$, anlayI$lI ve yönetici kesimindendi. YIktIklarI yerleri yeniden yapmaya ba$ladIlar. 2. Orhon'un yIkIntIlarI üzerine 3. Orhon kentini yaptIlar. Korent Bölgesini aldIlar ve Adalar ile yogun ili$kiler ba$lattIlar. Girit UygarlIgI Adalar aracIlIgIyla birlige girdi.
8.2.3.5. M.Ö. 1900 - 1400 ARASI
Ancak bu dönemde Girit AdasIna Asya'dan gelen yeni bir yayIlma akInI oldu. Girit AdasInda yeni bir hakan boyu ortaya çIktI. Bu boy yeni bir yazI getirdi ve çabukça egemenligini kurdu. Böylece yarIm yüzyIl geçti.
M.Ö. 1700 yIlInda Girit daha çok güzelle$ti ve geli$ti. Bu çagIn en yüksek uygarlIk seviyesine çIkarak 300 yIl bu geli$mi$ligini korudu. Bu dönemde yeni saraylar, kusursuz ve geli$mi$ her tür sanat, uygar ya$am, türe ve gönenç önemli olarak ilgi çeker. Ancak Girit'te daha yönetim birligi yoktur.
8.2.3.6. MiKEN EGEMENLiGi (M.Ö. 1400-1200)
Giritliler Akalar ile ürün alIm satIm ugra$IlarInI birle$tirmi$lerdi. Ancak sonunda AkalarIn Giritlilere gereksinimi kalmadI. YalnIz ba$larIna her yerle, özellikle de MIsIr ile alIm satIma giri$mi$lerdi.
Akalar M.Ö. 1400 yIlIna dogru Girit AdasInI aldIlar.
284
DORiLERiN YAYILMASI
Anadolu'daki Etilerle daha sIkI ili$ki kurdular. Eti ve MIsIr tarihinde görüldügü gibi, Etiler M.Ö. 1297 yIlInda MIsIr ile Kade$ OvasInda sava$tIlar. Eti ordusunda birçok dost hakanlIgIn ordusu vardI. Bunlar arasInda Dardanlann (Dardanien), Truvalüann, Yunanistan'dan AkalarIn ve Adalardan Egelerin ordularI da vardI. Eli silah tutan AkalarIn çogunun ülkelerinin savunmasInI göz ardI ederek Eti ordusuna katIldIklarI söylenebilir.
Kade$ OvasI Sava$InIn sonuçsuz kalmasI yüzünden bu ordularIn bir bölümü dagIldI. Bu dagIlmadan sonra Akalar kötü bir durumda kalarak güçlerini yitirdiler ve Dorilerin saldIrIsI kar$IsInda büyük yIkIma ugradIlar.
8.2.4. DORiLERiN YUNANiSTAN'A VE ADALARA YAYILMASI (M.Ö. 1200)
M.Ö. 1600 yIlIndan ba$layarak Balkanlardan çIkIp Epir Bölgesini ve Pindos DaglarInI a$an birtakIm boylarIn düzensiz birlikleri ara sIra Yunanistan içerilerine kadar sokulmu$lardI. Dori adI verilen bu insanlar önceleri yerli toplumun güvenini kazanarak onlarIn dostu gibi göründüler. Ancak Mikenlerin en güçsüz oldugu M.Ö. 1200 yIlInda kuzeyden yeni gelen öteki Dorilerle birlikte Miken ülkesini ele geçirmeye ba$ladIlar.
Belki bu yayIlma bir an için atlatIldI. Miken kaleleri kendilerinden beklenen görevi yaptIlar. Ancak Doriler üç boydan olu$an bir orduyla yine geldiler. Bir bölümü batI yolunu izleyerek Epir, Etolya, Akarnani ve Elit'i aldI. Ötekiler de dogudan ilerleyerek Fosit, Korent, Argolit, Lakonya ve Miken'e egemen oldular. Peloponez Bölgesinde AkalarIn bir bölümü kaçInIlmaz olarak Dorilere boyun egdiler. Bir bölümü de ArgIt (Arkadia) YaylalarIna ve Atik DaglarIna sIgIndIlar.
285
EGE BÖLGESi
Karasal Yunanistan'I ele geçirdikten sonra Doriler sIrayla Ege adalarIna da saldIrdIlar. Deloz, Tera, Girit, Karpatos ve Rodos yayIlmacIlarIn eline geçti.
Doriler yollarI üstündeki her $eyi kIrIp yIkIyorlardI. Tüm Akaeli (Achaie, Achaea) kentleri sIrayla yakIldI. YurtlarInIn silahla alInmalarI ve saldIrIlar kar$IsInda korkuya kapIlan Adalar Denizi Ulusu (Egeler) ülkenin her yerinden kaçtI. Bu $a$kInca bir kaçI$tI.
Her $eyi göze alarak yeni yurt arayan yenilenler de korkunç oldular. SarsIntI AdalarIn genelini etkiledi. Bu durumu MIsIr Firavunu 3. Ramses bir belgesinde "Adalar artIk durgunlugunu yitirmi$tir" diye anlatIr. Karasal Yunanistan da aynI durumdaydI. Küçük Asya' ya dogru güçlü bir göç akInI ba$ladI. Anadolu'nun batI kIyIlarI göçmenlerle doldu. Bu göçmen topluluklarI sonunda Etiler üzerine saldIrdIlar. Eti ba$kentini aldIlar. FiravunlarIn gücüne kar$I bir denge olu$turan ve AsurlularI hakanIn buyrugunda tutan Etilerin ya$amI böylece sona erdi.
Öte yandan bu göçmenlerden Palesati diye de anIlan Tökerler (Teucrian) Boyu MIsIr sInIrlarInda görüldü. Palesatiler, kadInlarI ve çocuklarI öküz arabalarIna, kagnIlara yIgIlarak karadan ve denizden gelmi$lerdi. Hiçbir ulus bunlarIn önünde dayanamamI$tI. 3. Ramses onlarI Magedo'da durdurabildi. Ancak Palesatilerin kendi adInI verdikleri Palestin (Filistin) ülkesine M.Ö. 1193 yIlInda yerle$melerine engel olamadI.
M.Ö. 1200 yIlInda ülkelerinin silahla ellerinden alInmasIyla AkalarIn ve Egelerin ya$adIgI yIkIm, 200 yIl önce Giritlilerin kar$Ila$tIgI durumla aynI degildi.
Girit UygarlIgInI bilen Akalar, onu korumu$lardI.
286
MiNOS UYGARLIGI
Oysa Arnavutluk'tan çIkan kIrIcI Doriler uygarlIk adIna ne varsa yIktIlar. Pindos'tan isparta'ya kadar Dorilerin geçtigi yerler yIkIldI. Giritliler limanlarI bIrakarak daglara sIgIndIlar. Akdeniz'e egemen olan Knossos kenti yIkIlarak kalIntIlarI yakIldI. YüzyIllarIn örttügü yIkIntI üzerinden 3 bin yIllIk bir ölüm durgunlugu geçti.
Bütün bu yIkImlar yerel ve geçici bir fIrtInanIn belirtisi degildir. Bu olaylar genel ve kesin bir karma$a durumunun olu$masIdIr. Tarihsel bir kIyaslama yapIlIrsa, Girit UygarlIgInIn Miken UygarlIgIna (Akalara) boyun egmesi, Roma imparatorlugunun Yunanistan'I ele geçirmesine benzetilebilir. Dorilerin akInlarIysa, barbar boylarIn yayIlmalarI ve geli$meyi yok eden bir Orta Çag karanlIgIdIr [1].
8.2.5. YUNAN UYGARLIGI ANADOLU'DAN DOGDU
Minos (Girit) ve Miken uygarlIklarInI kuran Egeler ve Akalar, Dorilerin ülkelerini ele geçirmelerinden sonra toplu olarak Anadolu'ya göç etmi$lerdi. Çogu BatI Anadolu kIyIlarIna yerle$ti ve uygarlIgInI yeniden kurarak geli$tirdi. Bu uygarlIk yeniden Yunanistan'a da geçti ve Yunan UygarlIgInIn temelini olu$turdu.
Yunan UygarlIgI adI verilen bu uygarlIk, AkalarIn ve Egelerin kurup geli$tirdikleri uygarlIktIr.
8.2.6. MiNOS UYGARLIGI
Eski Girit Ulusunun erkekleri i$lemeli gösteri$siz bir giysi giyerler ve bellerine kemer takarlardI. KadInlarIn
[1] Gustave Glotz, La Civilisation Egeene.
287
EGE BÖLGESi
gece giysilerinin günümüz hanImlarInInkine benzerligi $a$kInlIkla görülmü$tür. Giritli kadInlar toplumsal begeniye (moda) uygun olarak geni$leyen (klo$lu) veya uzun etekler, kurdelelerle süslenmi$ bluzlar, açIk (dekolte) gömlekler ve günümüzün moda giysisi satI$ yerlerinde sergilenebilecek $apkalar giyiyorlardI. Resim sergisi için kullanIlan bir duvar üzerine yapIlmI$ Giritli bir hanIm resminde, gece giysisi çok güzel süslenmi$ ve duru$u çok çagda$ oldugu için kendisine Parisli hanIm adI verilmi$tir.
KadInIn gece giysisindeki bu $a$kInlIk uyandIran uygarlIk belirtileri konutlarda da görülmektedir. Girit kentlerinde çok katlI, balkonlu ve teraslI evler vardIr. KalIntIlarI bulunmu$ olan saraylarIn yapIlarIndaki güzelligin yanInda, gerçek bir ya$am kolaylIgI (konfor) duygusu uyandIran iç düzenlemeleri ilgi çekicidir. Uzun koridorlar, geni$ ve kapalI geçitler, çe$itli merdivenler, özel daireler, tören salonlarI, tapInak, ülke kaynagInI koruyan yapI (hazine), hakanIn üretim ve satI$ yerleri birbiri ardInca sIralanmaktadIr.
Hakan e$i Hatunun dairesinde banyo salonu, yatak odalarI ve kusursuz su donanImI vardIr. Çünkü Giritli mühendisler suyolu yapma ve sulama yöntemlerini büyük bir ustalIkla uyguluyorlardI. Knossos SarayIna yeraltIndaki atIk su yolu agIna açIlan birçok atIk su borularI dö$enmi$ti.
8.2.6.1. OYUNLAR
Minos UygarlIgInIn en çok ilgi çeken bir özelligi de dans ve beden egitimi gibi gövdenin yetkinligini geli$tiren egitimlere büyük önem verilmesidir. Greklerin bu konuda Giritlileri örnek aldIklarI kesindir.
288
MiNOS UYGARLIGI
Knossos SarayInda 400 izleyicinin oturabilecegi gerçek bir tiyatro vardI. Dini bayramlarda tiyatroda müzik ve dans gösterileri yapIlIrdI. Giritli baletlerin büyük bir ünü vardI. Çünkü onlar uzun süre sonra, M.Ö. 9. yüzyIla dogru, Yunan ozanI Homer'in ya$adIgI dönemde bile anImsanIyorlardI.
Giritliler güç ve yetenek egitimlerini, ko$mayI, boksu ve daha çok da boga güre$lerini seviyorlardI. Bu boga güre$leri bugün ispanya'da yapIlanlardan çok daha az kanlIydI. Çünkü boga öldürülmüyordu. Duvar ve vazo resimlerinin gösterdigi Giritli boga güre$çileri yalnIzca bogayla oynayarak boynuzlarIna asIlIyorlardI. Üstelik ürkütücü sIçrayI$lar yaparak bir ba$ vuru$uyla kendilerini yigitçe havaya fIrlatIyorlardI.
8.2.6.2. SANAT
Gövdeye ve anlayI$a (zekaya) dayalI oyunlarInIn degerini bilen bu yetkin gövdeli ulus ayrIca sanatçIydI. DoganIn tüm güzelliklerini iyi algIladIklarI için, onlarI tutkuyla anlatabilmi$lerdir. Bu nedenle Girit Ulusu tüm sInIrlamalardan uzak, özgür, canlI ve özgün bir sanat yarattI.
Girit sanatInIn en önemli yapItlarI saraylarIn duvarlarInI süsleyen boyalI resimler ve kabartmalardIr. Sanatkarlar, bitkilerden, deniz hayvanlarIndan, dini törenlerden, dans ve oyunlardan, saray ya$amIndan aldIklarI konularI çok çe$itli kurgularla süsleyerek büyük bir yetenekle çizmi$lerdir. Bir tablo, kabuklu deniz hayvanlarInIn, mercanlarIn üstünde ve balIklarIn arasInda yüzen yunus balIklarInI, öteki resim de bir salonda konu$mak için toplanmI$ veya localarIndan bir gösteriyi seyreden güzel Knossos hanImlarInI gösteriyor.
289
EGE BÖLGESi
Giritli sanatkarlarIn, özellikle süsleme sanatlarInIn gerektirdigi ince eli$leri yapImInda da çok yetenekli olduklarI anla$IlmaktadIr.
Knossos HakanInIn üretim evlerinde, resimli, i$lenmi$ veya mineli vazolar, çini veya altInla i$lenmi$ fildi$inden heykelcikler, demir parçalarI altIn veya gümü$ kakmalI ve saplarI kristal akik veya balgam ta$Indan kIlIçlar ve hançerler gibi her çe$it üstün sanat yapItlarI üretiliyordu. Ressamlar gibi süsleme ustalarI da doganIn gerçek gözlemcileriydi.
8.2.6.3. ALIM SATIM
SanatlarIn geli$imi, Girit AdasInda varlIklI, çok güzel begenili ve ya$amayI seven bir toplum oldugunu kanItlIyor. Bu toplum uranI (sanayisi) ve deniz alIm satImIyla varlIklI olmu$tu. Gerçekten Fenikelilerden önce Giritliler giri$imci i$ adamlarI, denizci, sanatkar ve alIm satImla ugra$an kimselerdi. Ba$ucu kalkIk, uzun ve dar gemileri olan Giritli denizciler Akdeniz'i dogudan batIya ilk kez geçen denizcilerdir.
8.2.7. MiKEN UYGARLIGI
Miken ülkesi önemini konumuna borçluydu. Çünkü Korent Körfezinden Argolit Körfezine giden en kIsa yolun geçtigi bogazI denetliyordu.
Argolit yollarIndan en sIk geçen alsatçIlarIn çogu Giritliydi. Güçlü yapIda ve yigit sava$çIlar olan Mikenli Aka beyleri Girit UygarlIgInIn tutkunu oldular. Knossos hakanlarInIn saraylarInda oldugu gibi, saglam konaklarInda güzel resimlerin olmasInI istiyorlardI. Giritli sanatçIlarI ülkelerine çektiler. Çok süre geçmeden
290
MiKEN UYGARLIGI
önemli kentleri Miken, Tirinte ve Tep'teki toplumsal begeni (moda) Girit toplumsal begenisinin etkisi altIna girdi. HanImlarIn gece giysileri, oyunlar, saray ya$amI, tümüyle Girit begenisini izledi.
8.2.7.1. YAPILARI
Miken kentleri iki bölgeden olu$uyordu. Yakla$Ik 1 km2 alanI olan bir tepe üzerinde yükselen kale (akropol) veya yukarI kent ve yukarI kentin dibinde ovaya yayIlan a$agI kent bulunurdu. Bu bölgelerin ikisi de kocaman ta$larIn harçsIz olarak üst üste konmasIyla yapIlmI$ duvarlarla çevrilmi$ti.
Bu ta$larIn 9 m uzunlugunda ve 6 m kalInlIgInda olanlarI, yakla$Ik büyük bir lokomotifin agIrlIgIna kar$IlIk gelen 120 ton agIrlIgIndadIr.
Üstündeki ta$ diregin (sütun) iki yanInda birer tane ayakta duran büyük aslan kabartmasI oldugu için aslanlar kapIsI adI verilen bir kapIdan Miken Kalesine çIkIlIyordu. Bu kapInIn yakInlarInda kayalarIn içerisine oyulmu$ birçok gömüt bulunmu$tur. Bu gömütler Miken hakanlarInIndIr. Gömütlerde altIn takIlar ve taçlar, mücevherler, güzel süslenmi$ silahlar vardI. Gömütlerin birinde bulunan ölünün gövdesi MIsIr mumyalarI gibi mumyalanmI$ ve yüzünde ince altIn sacdan yapIlmI$ bir maske vardI.
HakanIn sarayI kalenin tepesine yapIlmI$tI. Saray, Girit saraylarI gibi güzel resimlerle süslenmi$ti, ancak iç düzeni Girit saraylarIna benzemiyordu. Megaron adInI verdikleri ana salonun ortasInda dört ta$ direkle çevrilmi$ bir ocak ve tavanda bir delik bulunuyordu. OcagIn dumanI bu delikten dI$arI çIkIyordu.
291
EGE BÖLGESi
8.3. AKA iLLERi VE SÖMÜRGELER
Doriler Yunanistan'I aldIktan sonra karI$IklIklar ortaya çIktI. M.Ö. 1200 - 800 yIllarI arasInda ülke bir tür Orta Çag karanlIgInI ya$adI. Dorilerin ele geçirdigi tüm kentlerde sava$çI ve bagImsIz çalI$an veya kendi ugra$IsI olan kesimlerin yanInda bir de tutsak kesimin ortaya çIktIgI görüldü. Tutsak kesimin, bu utku kazanmI$ sava$çI kesimin topraklarInda çalI$masI gerekliydi.
8.3.1. iYONLAR VE DORiLER
Bu dönemde Helen denilen ulusu olu$turan ba$lIca iki ayrI soy olan iyonlar ve Doriler anla$amadIklarI için birbirlerine kar$I gelmeye ba$larlar.
8.3.1.1. iYONLAR
iyonlar, ana ugra$IlarI denizcilik olan bir ulustu. Dorilerin Yunanistan'I ele geçirmesinden sonra onlar yalnIzca Atik Bölgesinde tutunabilmi$lerdi. Ancak onlar sonralarI Kiklat adalarIna ve buradan topluca Anadolu kIyIlarIna dagIldIlar. iyonlar, FransIzcada Acheen, ingilizcede Achaean denilen Aka soyundan gelirler. Geli$mi$ algIlama ve anlayI$, üst düzeyde dü$ünme, ileri görü$lülük, yaratIcIlIk, giri$imcilik gibi yetenekler ve özgürlük tutkusu gerçekte iyonlarda görülen belirgin özelliklerdi.
8.3.1.2. DORiLER
iyonlarIn tersine, ancak uzun süreden sonra denizlere açIlabildiler, denizci ve sömürgeci olabildiler. Peloponez ve özellikle de Lakonya, Mesenya, Argolit bölgeleri Dorilerin be$igiydi.
292
iYONLAR VE DORiLER
8.3.1.3. iYONLARIN YAYILMASI
M.Ö. 12. ve 8. yüzyIllarda Yunanistan toraklarI dI$Ina iki kez göç dalgasI olmu$tur. M.Ö. 12. - 10. yüzyIllar arasIndaki ilk göç dalgasI Dorilerin yayIlmasI döneminde olmu$tur ve bu yayIlmanIn sonucudur. ilk önce, Tesalya'dan ve Beotya'dan yayIlmacIlarIn kovdugu Akalar denizden Anadolu'ya gittiler. Akalar, Çanakkale BogazI ve Truva Bölgesiyle izmir arasIndaki kIyIlara yerle$tiler. Bu ilk göçmenlere karI$Ik soylu anlamInda Eoliler (Eoliennes, Aeolians) ve yeni yurtlarIna da Eolya (Aeolis, Aeolia) adI verildi. Eolilerin kurduklarI 12 kentin önemlileri, Lesbos (Lesvos) da denilen Midilli AdasIndaki Midilli ve Foça'nIn kuzeyindeki Kime veya Kimi de denilen Sime (Cyme) kentleridir.
Orta Yunanistan'In Öbe, Atik ve Argolit yörelerinden giden yeni göçmenler Kiklat adalarInI ele geçirdiler. Daha sonra Eolilerin güneyindeki Anadolu kIyIlarIna yerle$tiler. Bu göçmenler iyonlardI ve yeni yurtlarIna iyonya adI verildi. iç bölgelere dogru yükselen ovalarIn agIzlarIna 12 kent kurdular. Ba$lIcalarI kIyIda Foça, izmir, Efes, Milet ve adalarda çok limanI olan SakIz (Chios) ve Sisam (Samos) kentleridir.
Kiklat adalarIndan Afrika'nIn kuzeyine bir göç daha oldu. Oraya giden göçmenler, Bingazi ve çevresinde geldikleri yerin adIyla ilgili olan Siren adInI verdikleri sömürgeyi kurdular. Makedonya'daki Halkidiki YarImadasIna, Öbe AdasIndan göçenler yerle$tiler. Bu ad Öbe'deki Halki kentinin adIndan gelmektedir. Ege Denizinin dogusuna ve kuzeyine giden göçmenler, ilk yerle$melerinden sonra M.Ö. 8. yüzyIlda Akdeniz'de ve Karadeniz'de birçok sömürge kurdular. Trakya kIyIlarIna yerle$tiler. Bogazlarda Abidos, Hellespont, Bizans ve BalIkesir ilinin Marmara Denizi kIyIsInda Sizik adlarIndaki orta ölçekli limanlarI kurdular.
293
EGE BÖLGESi
Karadeniz'in fIrtInalI kIyIlarInIn yolculuga pek uygun olmamasIna kar$In göçmenler kuzeye dogru ilerlemeyi sürdürdüler. Bu bölgedeki sömürgeleri iyonya'nIn Milet kentinde ya$ayan iyonlar kurmu$tur. Karadeniz'in güney kIyIlarIndaki Sinop ve Trabzon önemli sömürgeleriydi. Asya'daki Türk yurtlarIndan Karadeniz'in kuzey kIyIlarIna gelen Saka adIndaki Türk boyu, Tuna, Bug ve Don IrmaklarInIn denize dökülen yerlerinde istirya, Olbiya ve Tanais kentlerini kurdu. Bir süre sonra Anadolu'daki Milet kentinin 90 sömürgesi oldu. Karadeniz kIyIsIndaki kentler de yerle$im yerleri degil, Milet'in sömürgesi oldular. Bu sömürgelerden agaç, maden ve ekin (tahIl) alInIrdI.
8.3.1.4. BATI AKDENiZ
Karadeniz kIyIsIndaki sömürge kentlerini Miletliler yapmI$tI. Akdeniz'in batIsIndaki sömürgeleri de Foça yöresine yerle$en iyonlar yaptI. Onlar geldiklerinde Foça'da KartacalIlar ve Etrüskler vardI. iyonlar, burada tutunmalarInIn geregi olarak, Etrüskler ve KartacalIlarla kanlI sava$lar yaptIlar.
En önemli Foça sömürgesi, M.Ö. 600 yIllarInda kurduklarI Marsilya'dIr. Marsilya yöresi kent ya$amIna birçok dogal yararlIlIk saglIyordu; dogal bir koy, koyun önünde denize kar$I limanI savunmaya uygun küçük adacIklar ve karada dogal yüksek bir tepe. BunlarIn tümü, büyük bir Irmak olan i?on'un (Rhöne) denize döküldügü yerin çevresindedir. Marsilya çevresinde, dogudaki Nikaia (Nice), Antipolis ve batIdaki Agathe (Agde) gibi kIsa sürede birçok sömürge ortaya çIktI.
FoçalI denizciler ispanya'nIn güneyindeki Tartesse (Andalousie) Bölgesine ve Atlas Okyanusuna dek gittiler.
294
iLK YUNAN UYGARLIGI
MarsilyalI Pytheas ise iskoçya'nIn kuzeyinde sisler arasInda yitmi$ adalara dek gitti. Ba$ka bir yurtta$I da Afrika kIyIlarI boyunca Senegal'e kadar gitti.
8.3.1.5. SÖMÜRGELERiN NiTELiKLERi
Karadeniz kIyIlarIndaki sömürgeler gibi, Galya ve ispanya kIyIlarIndaki i$letmeler de birer alIm satIm ürünleri deposu ve yerlilerle yapIlan alI$veri$ yeriydi. Marsilya kentinde üstün ve köklü bir uygarlIk da geli$mi$ti. Karadeniz sömürgeleri, yeni yurtlar edinen göçmenlerin varlIklI olmalarI için sömürülmü$lerdi. Ancak Akdeniz'in batIsIndaki sömürgeler böyle degildi. Bu sömürgeler daha çok özel giri$imin ürünüydü ve ana yurtlarI Anadolu uzak oldugu için ana yurtla yönetim baglarI kalmamI$tI.
8.3.2. iLK YUNAN UYGARLIGININ BE$iGi
M.Ö. 800 - 500 yIllarI arasInda uygarlIgIn öncüleri ve geli$tirenleri yoksul ve gerilemi$ Yunanistan degil, Akdeniz'deki varlIklI sömürgelerdi. Bu uygarlIklarIn en önemli be$igi de iyonya'ydI.
iyonlar dü$üncelerinde bir birlik kurmu$lardI. ilk 12 kent Dilek YarImadasInIn Mikal (Mykale) Burnunda bulunan Poseidon TapInagI çevresinde toplandIlar. Bu kentler Yunanistan'In ilk yazIn dili olan iyonca konu$uyorlardI. iyoncayI yazIn dili olarak geli$tiren Homef&ir. Homer ko$uklarInI iyonya'da yazmI$tIr.
Ancak, iyonya'da sanat ve bilim doguyla sürdürülen ili$kiler sonucu geli$ti. LidyalIlar gibi iyonya yapI ustalarI da ince ta$ direkleri (sütun), süslü ba$lIklarI olan tapInaklar yaptIlar. Bu yapI ustalarI böylece iyon
295
EGE BÖLGESi
yapI biçimini yarattIlar. Efes'teki Artemis ve Sisam'daki Hera tapInaklarI bölgedeki en güzel yapItlardIr. Yunan bilim ve sanatI da iyonya'da dogmu$tur.
M.Ö. 7. yüzyIlda cografya bilgini, matematikçi ve dü$ünür olan Miletli Tales'in yeryüzü genelinde bir ünü vardI. GalyalIlara tarImI, alfabeyi ve para kullanmayI ögreten FoçalI iyonlardIr. Yoksul ve yIkIlmI$ olan Yunanistan'In da uygarlIkta yol göstericisi BatI Anadolu olmu$tur.
Daha çok Dorilerin yönetimi altInda kalan Sicilya ve Güney italya sömürgelerinin de uygarlIga büyük katkIlarI olmu$tur. Sicilya'nIn çe$itli tanInmI$ yapIlarI ve Güney italya'daki Pöstüm tapInagI, Dori sanat biçimini yansItan yalIn ve üstün yapItlardIr. Ünlü matematikçi ve dü$ünür Pisagor Kroton da ya$amI$tIr.
Doriler Peloponez'in güney uç bölgesine geldikten sonra yava$ça Girit ve Rodos adalarInI ele geçirdiler. iyonya'nIn güneyinde istanköy (Kos) AdasIna dogru uzanan Bodrum ve Datça yarImadalarI burunlarIndaki Knit (Cnide) ve Halikarnas bölgeleriyle istanköy AdasIna yerle$tiler. Bu yörelere Dorit adI verildi. Doriler iç bölgelere yayIlmadIlar, kIyIdaki Dorit Bölgesiyle sInIrlI kaldIlar.
Yunanistan içindeki küçük yönetimlerin birbirleriyle sava$malarI ve tümündeki iç ayaklanmalar nedeniyle büyük karI$IklIklar oldu. Sava$ta yenilenler uzaklara güvenli yerle$im yerleri aramaya gidiyorlardI. italya'nIn güneyinde, Akalar Sibaris, Kroton, Metapont, Kaulonia ve Doriler Tarant sömürge kentlerini kurdular. Kentlerin topraklarI kIyIdan iç bölgelere kadar uzanIyordu. UygarlIkta geli$meleri nedeniyle bu sömürgelere Büyük Yunanistan denildi.
296
GREKLERiN UYGARLIGA KONMASI
italya'dan sonra Sicilya'da da sömürgeler kuruldu. Bu sömürgeleri Hellat olarak adlandIrIlan bölgenin Greklerinden olan Korentliler, MegarlIlar ve Lokrililer kurdular. Bu Grekler Büyük Sicilya AdasInIn güneyi ve dogusundaki Agriyant, Katon ve Siraküze sömürge kentlerini kurdular.
iki limanI olan Siraküze Akdeniz'in büyük alIm satIm yerlerinden biri oldu. Sicilya Grekleri de Güney italya'ya yayIlarak Kalabra Bölgesinde Reggio, Kampani Bölgesinde Kum ve Napoli kentlerini yaptIlar. Böylece italya'da ve Sicilya'da yerle$erek çogaldIlar. insan sayIsI, Tarant Siraküze'sin de 80 bine ve Sibaris'te 300 bine yakla$tI. Büyük Yunanistan denilen sömürge topraklarI daha verimli oldugundan, Hellat ülkesinde yalnIzca $arap, ekin ve zeytinyagI üretiliyordu. Tarant Körfezinde yün uranI ilerledi.
italyan sömürgelerinde varlIgIn artmasIndan sonra kIsa sürede toplumsal yozla$ma ortaya çIktI.
Bu sömürgelerin Yunanistan ile yönetim olarak hiçbir bagI yoktu. Ancak dinleri ve dini törenleri aynIydI. Sömürgelerin izledikleri ürün alIm satIm yöntemleri, dini baglIlIga ek olarak yava$ça çIkar ili$kilerini de geli$tirdi ve özel bir durum dogurdu. Yunanistan ve sömürgeleri alIm satImda kar$IlIklI olarak birbirlerine çIkarlar sagladIlar. Yunanistan'In önemli büyük alIm satIm bölgesi Korent kenti oldu.
8.3.3. GREKLERiN UYGARLIGA KONMASI
M.Ö. 6. yüzyIldan sonra sömürgeler gerilemeye ba$ladI. Sömürgeler güçten dü$ünce, Yunanistan Asya kökenli Türk Boyu iyonlardan ve SicilyalI Dorilerden kalan degerli uygarlIklarIn üstüne kondu.
297
EGE BÖLGESi
8.3.4. ATiNA SÖMÜRGELERi
M.Ö. 5. yüzyIlda öncekilerden çok degi$ik olan Atina sömürgeleri ortaya çIktI.
Sömürgeleri özel giri$imciler degil, Atina yönetimi kurdu. Atina yönetimi sömürge topraklarInI parçalara bölerek yoksul yurtta$larIna dagItIyordu. Toprak alanlar da Atina'nIn yargIsIna, yasalarIna ve vergilerine baglI olurlardI. AyrIca bu göçmenler Atina'ya gelip yurtta$ olmanIn çIkarI ve ayrIcalIgInI kullanabiliyorlardI. Bu nedenle, bu tür sömürgeler Atina topragInIn bir parçasI veya uzantIsI sayIlabilir. Atina yönetimi, bu sömürgeleri Ege Denizi yollarInI ve Atina'ya baglIlIgIndan ku$ku duydugu yönetimleri izleyen ordu birliklerinin üsleri olarak kullanIrdI. Bu sömürgeler kesinlikle alIm satIm yerleri olmadIlar. Önemli Atina sömürgeleri, Trakya kIyIsIndaki Amphipolis ve Karadeniz kIyIsIndaki Sinop kentleriydi.
8.3.5. BiR iYONYA iLi, MiLET
iyonya kentlerinin yapIsal özellikleri en önemli ve eski kenti Milefe benzer. iyonya'nIn incisi olan Milet, Roma imparatorlugu döneminde bile MIsIr'daki, bütün Karadeniz kIyIsIndaki ve yeryüzündeki büyük kentlerin ana yurdu olmaktan kIvanç duyardI. Milet kenti, 3 km uzunlugunda, 800 - 1000 m geni$liginde ve bir kent için gerekli bütün ko$ullarI barIndIran bir yarImada üzerinde kurulmu$tur. Karadan ayrIlmI$ olan yarImadaya yüksek duvarlarla kapatIlmI$ bir geçitle ula$IlIrdI. YarImadanIn güvenli birer dogal sIgInak olan dört koyu vardIr. Kentin en önemli yeri, kuzeybatIda bulunan limanIydI.
iki büyük aslan limanIn giri$ini korurlardI. Giri$te
298
GREK TOPLUMUNUN OLU$UMU
üç sIra rIhtIm ve ta$ direkli geni$ geçitler vardI. Gemicilerin ve göçmenlerin koruyucusu Apollon TapInagI limana egemendi. AlIm satIm ürünü ta$Iyan sayIsIz Milet gemisi güçlü bir donanmanIn korumasInda bu limandan tüm yönlere giderlerdi. Milet, alIm satImInI geli$tirmek için bir uran olu$turdu. Milet, Lidya'dan dokumacIlIgI, kuma$ boyamayI, süslemeli kuma$ ve halI üretim sanatlarInI ögrendi. Milet yünleri çok aranan bir üründü ve Güney italya'da bile alIcIsI bulunurdu. SibarlI Elkistens' in üzerinde çiçekler ve insan resimleri bulunan mantosu dogu biçimi süsleme sanatInIn bir ba$yapItIdIr. Miletli alsatçIlar Akdeniz'in bütün alI$ veri$ yerlerine giderek bulu$urlardI.
Milet, Öbe AdasInIn ürün alIm satImI yapIlan kentleriyle çalI$IrdI. Bu nedenle Halkis ve Eretria kentleri arasIndaki sava$a girmesi gerekli oldu. Milet, Çanakkale BogazIndan Kafkasya'ya kadar kurdugu sömürgelerle Karadeniz Bölgesindeki alIm satImIn tekeli konumuna geldi.
Foça kentinin tersine, Milet'in BatI Akdeniz'de sömürgesi yoktu, ancak tüm Yunanistan kentleriyle alIm satIm ili$kileri vardI. Milet, Etrüsk limanlarIyla da alIm satIm yapIyordu. M.Ö. 480 yIlIna kadar Atik vazolarInI ve ürünlerini Etrüsk ülkesine satanlar iyonlardI. Sibaris kentinin yIkIma ugramasI Milet'te ulusal yas tutulmasIna neden olmu$tu.
8.4. GREK TOPLUMUNUN OLU$UMU
Bilimsel olarak dogrulugu kanItlanmadIgI sürece her kuram yanlI$tIr. Grek tarihini ortaya çIkarmak ve yazmak için de yalnIz kuramlara ba$vurmak dogru sonuç vermez. Tarihi gerçekler, dar çerçeveler içinde kalmakla ortaya çIkarIlamaz. En eski dönemlerden beri
299
EGE BÖLGESi
yeryüzünün birçok bölgesinde oldugu gibi, Yunanistan adInI alan ülkede de Dorilerin yayIlmasIndan sonra çe$itli uluslarIn soylarI karI$mI$tIr. KarI$malar sonucu fizyolojik olarak özgün bir soy kalmamI$tIr. Bu nedenle özgün olarak tanImlanabilecek bir Grek soyu yoktur, ancak bir Grek toplumundan söz edilebilir. Grek toplumunda yüz benzerlikleri olsa da bir o kadar da degi$iklikler vardIr.
Degi$iklikleri çevre ve soy arasIndaki ili$kiye baglamak da eksiksiz ve yeterli bir bilimsel açIklama olmaz. ToplumlarI tanImlayabilmek için tarih bilimine ba$vurmak gereklidir. Çevrenin ve dogu$tan var olan özelliklerin etkileri göz ardI edilemez, ancak bu etkiler toplumlarIn tarihi geli$imine göre degi$ir. ToplumlarI olu$turan ve geli$tiren süreçler, tarihsel olaylarIn sonuçlarIna dayanarak incelenmelidir.
Atina'dan isparta'ya kadar görülen çevresel ve toplumsal degi$ikliklere göre buralarda birbirine benzer iki toplumun ve aynI iki uygarlIgIn varlIgI olanaklI degildir. Bu nedenle Grek toplumunu ve uygarlIgInI ararken, Grek toplumunu olu$turan ve özellikle Grek öncesi var olan toplumlara özgü yüksek anlayI$I ve yaratIcIlIgI açIklamak gerekir. Genellikle söylendigi gibi "Yüksek bir Grek anlayI$I ve yaratIcIlIgI" yoktur.
Bu konuda ba$ka bir durum da ilgi çekicidir. Grek toplumu, hiçbir dönemde küçük Grek prensliklerini birle$tirerek gerçek bir birlik ve büyük bir yönetim kuramadI. Bu yeteneksizlik nerden geliyor ? Sorunun yanItInI verebilmek için de tarih biliminin yardImIna gereksinim vardIr. Tarih, Grek toplumunda iki tür egilimin birbiriyle çatI$ma içinde oldugunu göstermi$tir. Bu egilimler, ulusal birlik çabalarI ve kentlerin bencilce ayaklanmalarIdIr.
300
ÖYKÜ SEL KANITLAR
Bu karga$a durumu, Greklere kar$In Makedonya' nIn utkusunun Yunanistan Birligini nasIl sagladIgInI açIklIyor. Genel tarihi ilgilendiren de Makedonya'nIn çe$itli Grek kentlerini birle$tirerek yönetimi altIna almasIdIr. Kendini begenmi$ yönetim biçimi içine kapanIp kalmI$ olan her bir küçük Grek yönetiminin, toplumu dI$Inda büyük bir etkinlik gerçekle$tirme ve sürdürme yetenegi yoktu. Belirtilmelidir ki, Yunanistan' dan ispanya'ya dek tüm barbar toplumlarda uygarlIgI yaratanlar, BatI Anadolu'ya yerle$en denizci ve alsatçI uluslardIr. Gerçekte RomalIlarIn tanIdIgI Grekler, çe$itli soylarIn karI$ImIndan olu$an bir toplumdur.
Bu karma toplumun olu$turdugu uygarlIkta özgün çe$itlilikler erimi$ ve silinmi$tir. Bu uygarlIk birligi, gerçekte ulusal duygulardan yoksundu. Bu nedenle Grek toplumuna Grek Ulusu denemez.
8.5. SOYLAR VE ULUSLAR
8.5.1. ÖYKÜSEL KANITLAR
insanlarda oldugu gibi, uluslar da ya$amlarInIn ilk günlerini anImsayamazlar.
Yunanistan diye anIlan topraklarIn eski tarihiyle ilgili Grekler de hiçbir $ey bilmiyorlardI. OnlarIn bilgileri eski söylencelerde oldugu kadardI. Bu söylencelerde, insanlarIn ba$larIndan geçen olaylar tanrIlarInkiyle karI$Iyordu. Bu söylenceler, Homer'in ko$uklarI gibi yapItlarda toplandI. Tukididis'in (Thucydide) ve Aristo' nun eski dönemlerle ilgili tarih bilgileri de öykülere dayanan kuramlardan ba$ka bir $ey degildir. Bu öykülere göre büyük Grek boylarI soylarInIn bir kahramandan veya bir TanrIdan geldigine inanIrlardI.
301
EGE BÖLGESi
Bu tür söylencelerden biri a$agIdadIr.
Helen bütün Greklerin babasIdIr. Helen'in Aiolos, Doros ve Ksutos (Ksuthos) adInda üç çocugu oldu. Ksutos'tan da Akayos (Achaios) ve iyon adlarInda iki çocuk dogdu.
Geçmi$te Yunanistan'da ya$amI$ olan toplumlara geleneksel olarak verilen Eoliler, Doriler, Akalar, iyonlar veya YunanlIlar gibi adlarIn ku$kusuz yukarIdaki öyküde belirtilen adlarla ilgisi vardIr. AyrIca öyküde Akayos ile iyon'un karde$ olarak anIlmalarI, tarihte bilinen Akalarla iyonlarIn aynI soydan olduklarInIn belirtisidir.
Böyle birtakIm kahramanlar kendilerini uluslarInIn yerine koyunca, onlarIn ba$Indan geçen ilginç olaylar da uluslarInIn öyküsel (mitolojik) tarihleri olur.
AyrIca aynI söylenceler Yunanistan'In çe$itli yerlerinde anlatIlIr ve aynI din kurallarI vardIr. Bu söylenceleri ve dini törenleri Yunanistan'a önceden göç etmi$ ve izlerini bIrakmI$ belli bir ulus aktarmI$tIr. Miken HakanI Agamemnon'un yönettigi Argos kenti Tesalya'da 1. Argos diye tanIndIgIna göre, Tesalya'dan yola çIkan bir ulusun Beotya'da bir süre kaldIktan sonra güneye indigi ve Argolit (Argolide) adInI verdigi bölgeye yerle$tigi kolayca dü$ünülebilir. Bu ulus kendisi ile birlikte kahramanInIn veya daha dogrusu tanrIsI Agamemnon'un dinini de götürdü.
Tarih Döneminde, biri Korent Körfezinin, öteki Tesalya'nIn güneyinde bulunan iki Aka yurdu (Akaeli) bilinir. Homer'in ko$uklarIna göre Akalarla veya Aka ellilerle Agamemnon'un soylarI aynIdIr ve Akalar onun yönetimi altIndadIr. Bu degi$ik kanItlar AkalarIn göç
302
DiLBiLiMSEL KANITLAR
tarihini belirlemektedir. Akalar Tesalya üzerinden gelerek Peloponez'e yerle$tiler. Sonra Doriler onlarI Peloponez'den sürdüler. Yurtsuz kalan Akalar, yeni yurtlarInI bulmak için Asya'ya dogru göçtüler.
ArgItlIlarla KIbrIslIlarIn dilleri arasInda belirlenen benzerlik bu göçü açIklamaktadIr. AyrIca iyonlar ile AkalarIn 12 kentten olu$an bir birlik kurmalarI, onlarIn aynI soydan olduklarInI dü$ündürmü$tür. AyrIca LidyalIlar ile Etrüsklerin giysilerinde bulunan $a$kInlIk verici benzerlikler, Etrüsklerin Küçük Asya' dan deniz yoluyla italya'ya göçtüklerine inanma geregini ortaya koymu$tur.
Sonraki ara$tIrmacIlarIn buldugu bu benzerliklerin tümü önemlidir. Bu veriler $u veya bu kuramIn kanItlarInI olu$turabilirler. KuramlarI incelemekle birlikte, açIklamaya çalI$mak da gerekir. Bunlar belirlenen olaylara bir anlam verirse, o durumda önemli olabilirler. Bu söylenceler, özellikle Greklerin tarihte kendi soylarInI nasIl dü$ündüklerini ögrettigi için ilgi çekicidirler.
8.5.2. DiLBiLiMSEL KANITLAR
Eski dil bilimcilere göre soylar ve diller karI$Ir. Kar$Ila$tIrmalI dil bilgisi yöntemini daha iyi bilen yeni dil bilimciler, Yunanistan'In eski dilleri üzerindeki çalI$malarInI çok ileri seviyelere çIkardIlar. Eski dil bilimciler iyonlar, Eoliler ve Doriler için üç dil kümesi olu$turdular. Yeni dil bilimcilerse ArgIt ve KIbrIs dilleri için yeni bir dil kümesi daha olu$turdular. Bu son dil kümesi ArgIt, KIbrIs ve Antalya'da bulunan Pamfilya dillerini içerir. Bu diller arasIndaki benzerlikler onlarIn aynI dilden türediklerini dogrulamaktadIr.
303
EGE BÖLGESi
Bu ortak kök dil Balkanlarda konu$ulmu$ en eski dildir. Bu dil, daglar içinde ayrI kalmI$ ArgIt yöresi, Anadolu'da Antalya ilinde bulunan eski Pamfilya ve KIbrIs AdasI gibi yerlerde korunabilmi$tir. Ancak yeni yayIlmalar nedeniyle bu yerler öteki Grek yurtlarIyla ili$kilerini yitirdiler. YayIlmacIlar Grek yurtlarIndaki toplumlara kendi dillerini konu$malarI için baskI yaptIlar.
Tarih Döneminde, Halkidiki YarImadasInda, Kiklat ve Öbe adalarInda, italya'da, Anadolu'nun Halikarnas' tan Foça'ya kadar uzanan Ege Denizi ve Karadeniz kIyIlarInda, Küçük Asya'da konu$ulan dil iyonca idi. Bu yerlere Atina da eklenebilir. Atik dili daha eski olsa da Asya'da konu$ulan iyonca ile aynI kökten oldugu ku$kusuzdur. iyoncanIn özgünlügü $a$kInlIk vericidir. Ku$kusuz yöresel söyleyi$ ayrIlIklarI vardI, ancak yazI dili aynIydI. Eolilerin yöresel dilleri de çe$itli kümeler olu$turuyordu.
Dillerin en önemlisi, Foça'dan eskiden Hellespont denilen Çanakkale BogazIna dek Anadolu kIyIlarInda konu$ulan Asya diliydi. Tesalya' da ve Beotya'da da Asya dili konu$ulurdu.
Tesalya dili, Asya diliyle Beotya dili arasInda bir aracI i$levi görüyordu.
Yunan YarImadasInIn batI bölgelerinde konu$ulan diller genellikle birle$mi$ti, ancak bu birle$me yapaydI.
Gerçek Grekçe diye bilinen dilde bulunan birçok sözcügün kökeni, Hint - Avrupa dil kümesindeki dillerle açIklanamaz. Bu sözcükler, Hint - Avrupa dil kümesi dI$Indaki bir dilden gelmektedir ve hiçbiri kesinlikle Sami dilinden degildir.
304
DiLBiLiMSEL KANITLAR
ArtIk Greklerin bu sözcükleri Ege Bölgesinde ya$amI$ uluslardan aldIklarI onaylanmalIdIr. Tarih Dönemine kadar KIbrIs, Girit ve Limni adalarInda kullanIlan dil Hint - Avrupa veya Sami dilleri degildi. Greklerden önce konu$ulan bir dildi. Yunanistan'daki yer adlarInIn çogunu Grek diliyle açIklama olanagI yoktur [1]. Egelerin dilinin, Grek dilinin olu$umuna büyük bir katkI yaptIgI yanIlgIsIz onaylanabilir. [2]
Hint - Avrupa dil kümesinde bulunan genel Grek dilini konu$an topluluklar nerede ve hangi dönemde ya$adIlar ?
Bunu hiç kimse bilmiyor. Bilinmeyen yalnIz bu degildir. Genel Grek dilinin olu$turdugu dil kolunun Hint - Avrupa dilleri kökünden nerde ve ne zaman ayrIldIgInI da kimse bilmiyor. Dil bilimciler, TrakyalIlarla Frigler arasInda eski insanlarIn belirledigi yakInlIgI onaylamasalar da TrakyalIlarIn Greklere yakIn olmadIklarInI onaylamaktadIrlar. Bu yakla$Ima göre, TrakyalIlarla Greklerin uzun süredir birbirinden ayrI olduklarInI ve Grek toplumunu olu$turan göçmenlerin ardI$Ik olarak BalkanlarIn batIsIndan geldiklerini onaylamak gerekir.
Eski Yunanistan dilleri arasIndaki ili$kileri kesin olarak belirlemek de kolay degildir. iyonca ile yapay dedigimiz Hint - Avrupa dil kümesi arasInda ArgIt, KIbrIs ve Eoli dilleri aracI dil gibi görünmektedir.
[1] Auguste F. V. Jarde, La formation du Peuple Grec.
[2] Türk dilbilimci Çingiz Gara$arlI, Akdeniz Bölgesinde ilk uygarlIgI kuranlarIn Türkler ve konu$ulan ilk dilin eski Türkçe oldugunu gösteren önemli bulgulara ula$mI$tIr.
- The Turkic Civilization Lost in the Mediterranean basin.
- Troy ahlar Türk idiler.
305
EGE BÖLGESi
8.5.3. ARKEOLOJiK KANITLAR
Yitik uygarlIklar ile ilgili kendilerinin bIraktIgI somut belgeler kadar dogru bilgi verebilecek ba$ka hiçbir $ey yoktur.
Alman arkeolog Heinrich SchUiemann'In yaptIgI ara$tIrmalar sonunda, Miken UygarlIgI dönemi tümüyle aydInlatIlmI$tIr. Arkeolog Arthur Evans'm yaptIgI ara$tIrmalar sonunda da Ege ve Girit uygarlIklarI tümüyle aydInlatIlmI$tIr. Böylece, Homefin ya$adIgI dönemin bin yIl öncesi ortaya çIkarIlmI$tIr. Makedonya' da, Beotya'da, Fokit'te (Phocide), Tesalya'da yapIlan ara$tIrmalarsa Balkanlardaki ilk insan yerle$imleri ve Ege UygarlIgIndan daha önceki Yeni Ta$ dönemlerini ortaya çIkarmI$tIr.
Truva'da yapIlan titiz bir ara$tIrma ile Yeni Ta$ Döneminin 1. Truva'sIndan Grek - Roma döneminin 9. Truva'sIna kadar geçen bütün dönemler aydInlatIldI. Arkeolojik incelemeler sonucu bulunan eski uygarlIklar "8.2. Ege UygarlIgI" bölümünde anlatIldIgI için yeniden deginilmedi.
8.5.4. ANTROPOLOJiK KANITLAR
"Bir toplum göreceli bir sürede dilini, töresini, ara sIra sanatInI degi$tirir, ancak aynI sürede boyunu, rengini, kafatasInIn biçimini yitiremez."
Eski YunanlIlarIn rengiyle ilgili bilgiler eksiktir. Ressamlar neredeyse hiçbir $ey bIrakmamI$lardIr. M.Ö. 4. yüzyIla kadar portre yapmayI bilmeyen YunanlI heykel ustalarInIn yaptIklarI Grek biçimi dü$ünce ürünüdür. Bu biçim gerçege ne ölçüde yakIndI ? Grek burnu tanInmI$tIr. Ancak, Sokrat'In burnu gibi kaç tane Grek burnu vardI ?
306
iNCELEME
En kesin bilgi gömütlerde bulunan kemiklerin veya kafataslarInIn ölçülerinden alInabilir. Ancak bilimsel olarak ölçülen iskeletler çok azdIr. Örnegin, 7 tane kafatasI 1 brakisefal, 2 mezosefal, 3 dolikosefal, 1 ultradolikosefal olarak kümelenirse, bu sayIsal veriden Grek öncesi Yunanistan toplumunun dolikosefal bir soy oldugu sonucu çIkarIlabilir mi ? Her ülkede birbirinden degi$ik gövde biçimlerinin birlikte görüldügü hiç unutulmamalIdIr. Önemli olan, sürekli hangi türün daha çok oldugunun bilinmesidir. Miken, isparta ve Navplia'daki (Nauplie) gömütlerde bulunan 4 kafatasI brakisefal veya brakisefale yakIndIr. Bunun gibi 2. Truva'da bulunan bir kafatasI da brakisefaldir.
Günümüz Yunan toplumunda ten rengi incelenirse yakla$Ik % 10' unun sarI$In ve % 90'InIn esmer oldugu görülür. SarI$In renk, YunanlIlarIn kahramanlarIna ve tanrIlarIna verdikleri renktir. A$il ve Helen sarI$IndI. SarI$Inlara Greklerin verdikleri deger, bu biçimin Yunan toplumunda az oldugunu gösterir. Grek insanI, özellikle esmer bir Dolikosefaldir. Sonuç olarak Grek toplumu belli bir soydan gelmemektedir. Bu toplum çe$itli soylarIn karI$ImIndan olu$mu$tur.
8.6. GREK ÖNCESi YUNANiSTAN YERLiLERiNi iNCELEME
Buraya kadar çözümlenen çe$itli kaynaklardan alInmI$ bilgiler, a$agIdaki konularIn incelenmesini gerektirmektedir.
Yunanistan'da Greklerden önceki yerlilerin dili Hint-Avrupa dil kümesinden degildir. Yunanistan'daki yer adlarI bu dilin izlerini korumu$tur. Örnegin, Yunanistan'daki Larisa adI Asya'da da görülür. Larisa, kale duvarI ve derin çukur gibi yapIlarla savunmasI güçlendirilen kent anlamIna gelir.
307
EGE BÖLGESi
Yunanistan'In ilk yerlileri Pelasgians veya Pelasges diye adlandIrIlIr. Bu sözcük Gerek dilinden degildir. Bir bilim adamInIn PelasglarIn gövdelerinin, özlerinin özelliklerini tanImlayInca ve büyük bir titizlikle bu ulusun çevik, çok tutkulu, çok anlayI$lI, saglam istençli, canlI, güçlü bir soy oldugunu onaylayInca insan dü$e dalar. Bu ulusun Egelerle ve Giritlilerle aynI soydan olduguna ve aynI dilin degi$ik söyleyi$ini konu$tuguna ku$ku yoktur.
Kade$ OvasI Sava$Inda AkalarIn ve Egelerin bir arada oldugunu ileten MIsIr belgesi, Eti tarihinin "7.1.4.1. Yönetim Ve Ordu" bölümünde belirtilmi$ti. Bu belgenin büyük bir önemi vardIr.
Pelasglara Akalar da denir (Acheens, Achaians). Akalar adIndaki ulusun varlIgI MIsIr belgeleriyle de onaylanmI$tIr. Akalar Grek geleneklerinde de ya$adI. Homer ko$uklarInda, Yunanistan'In eski ulusunu belirtmek için Akalardan ba$ka bir ad bilmez ve kullanmaz. Yunanistan günümüzde de Akaeli (Achaie) adInI korumaktadIr.
AkalarIn Orta Asya'dan kuzey yoluyla batIya göçen Türk boylardan olduklarI bilinmektedir. Akalar, Güney Rusya'ya ve Tuna IrmagI kIyIlarIna çok eski dönemlerde yerle$mi$ler ve ortak bir uygarlIk kurmu$lardIr. Keltler ve Ligürler buralarda durmayIp Tuna OvasI boyunca batIya, Atlas Okyanusu kIyIlarIna dek gittiler. Bu göç dalgasInda Dalmaçya (illirya) Yöresinde kalIp yerle$en boylar da olabilir. Tuna IrmagI kIyIsIndan Trakya, Makedonya, Tesalya yoluyla güneye inen ilk AkalarI doguya süren ve illirya Yöresinden gelen Dorileri de bilim adamlarI genellikle Akalarla soy ve dil yakInlIgI olan aynI ulusun boylarI diye belirtirler. Bu bilim adamlarIna göre Grek toplumu daha sonra yava$ça olu$mu$tur.
308
ESKi iTALYA
VE
ETRÜSKLER
ESKi iTALYA TARiHTEN ÖNCEKi DÖNEM TARiH DÖNEMi ETRÜSKLER ETRÜSKLERiN EGEMENLiGi ETRÜSK UYGARLIGI
309
310
9. ESKi iTALYA VE ETRÜSKLER
9.1. ESKi iTALYA 9.1.1. iTALYA'NIN KONUMSAL TARiHi
italya, doguda Adriyatik, batIda Ligurya ve Tiren denizleri arasInda uzanan 1000 km uzunlugunda ve geni$ligi 240 - 170 km arasInda degi$en bir yarImadadIr. Güneyinde Sicilya, batIsInda Sardinya ve Korsika adalarI vardIr. Jeologlar italya topraklarInIn önceleri Afrika Ana KarasIyla birle$ik oldugunu ve Akdeniz'i ikiye ayIrdIgInI dü$ünürler. Eskiden var olan Septe BogazI, süre ilerledikçe tabanInIn çökmesi ve açIlmasIyla sular altInda kalarak bugünkü duruma gelmi$tir. Apenin DaglarI, italya YarImadasI boyunca uzanIr. Kuzeyinde bulunan Alp DaglarI, yarImadayI Avrupa Ana KarasIyla birle$tirir. Yunan Denizine dogru uzanan güney ucunun biçimi yarImadaya bir çizme görünümü verir.
YarImadanIn geni$ligi yeterli olmadIgI için büyük Irmaklar olu$mamI$tIr. Tiren Denizine dökülen Tiber ve kuzeyde Adriyatik Denizine dökülen Po IrmaklarI en çok bilinenleridir. Önemli sayIlabilecek gölleri hiç yok gibidir. iklimi, kuzeyden güneye dogru algIlanabilecek oranda degi$ir. Güney Bölgesinin ve özellikle Sicilya AdasInIn iklimi, Afrika iklimini andIrIr. YarImadanIn ortasInda kI$ yok gibidir. Uzun geçen kuraklIktan sonra
311
ESKi iTALYA VE ETRÜSKLER
sürekli yagmurlar ba$lar. Bu yagmurlar birçok bataklIk olu$turur. Bu nedenle sItma hastalIgI çok görülür. italya YarImadasI ormanlarla kaplIdIr. TopragI verimlidir ve her çe$it tarImsal üretime uygundur.
9.1.2. TARiHTEN ÖNCEKi DÖNEM
9.1.2.1. iLK UYGARLIKLAR
italya'nIn en eski insanlarI Avrupa'nIn öteki yerlerinde oldugu gibi, tarihten önceki Ta$ Döneminde ortaya çIktIlar. AvcIlIk, balIkçIlIk ve meyve toplama o dönemdeki insanlarIn önemli ugra$larIydI. Genellikle inlerde otururlar ve birtakIm ilkel küçük barInaklar yapmayI da bilirlerdi. Ta$larI yontarak silahlarInI, araç ve gereçlerini yaparlardI. HayvanlarIn derileri, kemikleri, boynuzlarI ve agaç parçalarI üzerinde çalI$IrlardI. Giysileri hayvan derisindendi. Hayvan di$leriyle süsler yaparlardI. Toplumsal ya$am algIlarI birlikte ya$adIklarI e$lerinin ve çocuklarInIn dI$Ina çIkmIyordu. TarImI ve hayvanlarI evcille$tirmeyi bilmiyorlardI.
Birçok yüzyIldan sonra CilalI Ta$ Dönemi ba$ladI. ilkel konut, çakmak ta$I üretim aracI, silah, balta, çekiç ve balIk aglarI gibi bu dönemden kalan birçok yapItlar bulunmu$tur. Dönemin insanlarI hayvanlarI evcille$tirebiliyor ve çömlek yapabiliyorlardI. Ölülerini topraga gömüyorlardI. Toplumsal ya$am kavramI olu$mu$tu ve küçük köylerde topluca ya$IyorlardI.
Bu sIrada Küçük Asya UygarlIgI italya'ya girmeye ve etkilemeye ba$lamI$tI. CilalI Ta$ Döneminin sonunda altIn ve bakIr madenleri görüldü. Dönemin insanlarI bu madenleri önceleri takI yapImInda kullandIlar. Daha sonra madenlerden araçlar yapmayI, tarImI, un ve bugday ekmegi üretimini de ögrenmi$lerdi.
312
TARiH DÖNEMi
M.Ö. 1800 yIlInda yine Küçük Asya UygarlIgInIn etkisi altInda Tunç Dönemi ba$ladI. Bu dönemde ölüler yakIlIyordu. Üretim geli$ti. Yakla$Ik M.Ö. 1000 yIlInda dI$arIdan italya'ya demir gelmeye ba$ladI. Böylece, italya'nIn Tarih Öncesi Dönemi sona erdi. Ba$langIçta demir de takI yapImInda kullanIldI. SonralarI demir madeni Etrürye'de bulununca kullanImI yaygInla$tI.
9.1.3. TARiH DÖNEMi
Tarih Dönemi Etrüsk UygarlIgInIn M.Ö. 12. yüzyIlda italya'ya girmesiyle ba$lamI$tIr. M.Ö. 8. yüzyIldan kalan gömüt ta$larI üzerinde Etrüsk yazIlarI bulunmu$tur. Bütün insanlIgIn ve uygarlIgIn sürekli geli$mesini saglayan a$agIdaki üç etkendir.
- içerideki bulu$lar ve geli$meler.
- Uygar bir ulusun göçü ve yayIlmasI.
- Ba$ka bir uygarlIgIn barI$çIl amaçla gelmesi ve etkilemesi.
Birinci etken eski italya tarihide kesinlikle hiç görülmemi$tir. Son incelemeler italya'da uygarlIgI geli$tirenlerin dI$arIdan gelen Etrüskler ve italya'da kurulan Grek sömürgeleri oldugunu göstermi$tir.
italya'nIn ilk yayIlmacI toplumlarInIn belirlenmesini saglayan a$agIdaki üç bilgi kaynagIdIr.
- Gelenekler.
- Antropoloji bilimi.
- Etnoloji bilimince hazIrlanan italya'da soylarIn bölgelere dagIlImInI gösteren harita.
Roma'ya baglI italya birligi kurulmadan önce, M.Ö. 400 yIlInda italya'da soylar karI$Ik dagIlmI$lardI.
313
ESKi iTALYA VE ETRÜSKLER
GalyalIlar ve Keltler kuzeyde Po OvasIna yerle$tiler. Günümüz Venedik Bölgesinde Venetler, Alp ve Apenin SIra DaglarInIn birle$tigi yerlerde Ligürler, Toskana Bölgesinde Etrüskler ya$Iyordu. Apenin SIra DaglarInIn ortasInda ve güneyinde Ombriler, Sabinlerle birle$mi$ italyotlar; Latiyum'da Latinler; Samni'de Samniler ve dogusunda YapIglar; Büyük Yunanistan denilen bölgede Grek sömürgeleri vardI. M.Ö. 8. yüzyIlIn ba$Inda Akalar da Güney italya kIyIlarIna çIktIlar ve a$agIdaki be$ kenti kurdular. [1]
- Sibaris, kalabalIk bir ildi. HayvancIlIk ve doguyla Etrüskler arasInda yaptIgI alIm satImla varlIklI oldu.
- Metapont, bugday tarImI yapan bir kentti.
- Kroton, insanlarInIn güzel ve güçlü olmasIyla tanInmI$ bir kentti. AyrIca bu kentler sömürgeler de yaptIlar. Bir ara savunma ve dI$ i$lerini yöneten güçlü bir birlik de kurdular. Bu birlik yerlilerle iyi geçiniyordu. Kroton kenti, Orta italya'da uygarlIgIn geli$mesine Grek sömürge kentlerinden daha çok katkI yapmI$tIr.
- Kaulonia ve Poseidonia kentleri.
M.Ö. 6. yüzyIlIn sonuna dogru bu kentler arasInda anla$mazlIk çIktI. Birbirleriyle sava$arak yok oldular. Böylece, Dorilerin kurdugu Grek sömürgesi Tarant Güney italya'da en güçlü kent oldu.
9.1.4. ESKi TOPLUMLAR
Önceki bölümde verilen bilgilere göre Roma birligi kurulmadan önce italya, soylarI, dilleri ve yönetimleri tümüyle ayrI olan çe$itli toplumlarIn yurduydu.
[1] Son ara$tIrmalar Kaulonia ve Poseidonia kentlerini de AkalarIn kurdugunu göstermi$tir. John K. Papadopoulos, Magna Achaea, sayfa 377.
314
ESKi TOPLUMLAR
Yunan tarihçileri, özellikle Herodot ve Aristo ancak M.Ö. 5. yüzyIlIn ba$Inda italya tarihiyle ilgilenmeye ba$ladIlar. Özellikle de Etrüskleri ele aldIlar. Bu nedenle italya'nIn M.Ö. 5. yüzyIldan önce yazIlmI$ tarih bilgi kaynagI yoktur. Antropologlar ayrI Ta$ dönemlerinden kalan brakisefal ve dolikosefal türlerin kafataslarInI buldular ve incelediler. Kesin bir sonuca ula$amadIlar. italya'nIn en eski toplumu geleneklere göre Ligürlerdir, ba$ka bir kurama göreyse Afrika'dan gelmi$ dolikosefal bir toplumdur.
Arkeolojik ara$tIrmalar, eski italya toplumlarInIn soy dagIlIm (etnoloji) tarihini Avrupa'nIn genel tarihine baglI göstermektedir. Bu kurama göre, M.Ö. 2000 yIlInda BaltIk Denizi kIyIlarInda ve iskandinavya' da birçok boydan olu$an bir toplum vardI. AynI dili konu$an bu boylar tarImI biliyorlardI. Çogalma gibi çe$itli nedenler yüzünden bunlar bir gün güneye dogru göçmeye ba$ladIlar. Günümüz Almanya, ingiltere, Fransa, ispanya, italya ülkelerine yayIldIlar.
Böylece, Orta ve BatI Avrupa'da büyük bir yönetim kuruldu. YayIlmacIlarla yerli toplum birbirine karI$tI. Ortada Hint - AvrupalI diye anIlan bir soy yoktu. Bu nedenle, kurulan yönetimde bir soy birligi de yoktu. Bu ülkede ba$langIçta ancak yönetimde bir birlik vardI. Yeni gelenler baskIyla dillerini yerlilere benimsetmeye ba$ladIlar. Geçtikleri yerlere yeni adlar verdiler. Yakla$Ik olarak M.Ö. 1500 yIlInda özellikle iç nedenler yüzünden bu Avrupa yönetimi dagIldI. Bu yönetimin yIkIlmasIndan sonra olu$an birçok degi$im sonucu çe$itli diller ortaya çIktI [1].
Bu kuramIn daha gerçekçi olabilmesi için bir ek yapIlmasI gerekir. BaltIk Denizi kIyIlarIndan ve iskandinavya'dan güneye gelenlerin kökenleri Orta Asya
[1] Leon Homo, L'Italie Primitive et Les Debuts de L'imperialisme Romain.
315
ESKi iTALYA VE ETRÜSKLER
YaylasIdIr. Bu insanlar, kuzey yolunu izleyerek dogudan batIya binlerce yIl boyunca göç etmi$lerdir [1]. Tarihten önceki ve sonraki genel göçler bu konuyu aydInlatIr. Keltler ve italyotlar bu dagIlmadan sonra uzun süre birlikte ya$adIlar. Bu nedenle, dilleri arasInda büyük bir yakInlIk vardI. Bu dil italya'nIn eski dillerini olu$turmu$tur. ilk italya yerlileri, M.Ö. 1500 yIlInda dogudan gelip Dogu Alpleri geçerek Orta italya'ya girdiler [2]. $ahinler ve Ombriler de M.Ö. 1000 yIlInda italya'ya geldiler. Ombriler son gelenlerdi ve dilleri Kelt diline çok benzerdi. Ombriler tarihe büyük bir ulus olarak geçmi$lerdir. M.Ö. 1000 yIlI ba$Inda italya'da en güçlü olan Ombri yönetimiydi. Villanova kenti yüksek bir uygarlIgIn be$igi olmu$tu.
italyotlarIn gelmesiyle Ligürler daglara çekildiler. Dorilerin DalmaçyalIlara (illiryalIlara) baskI yaparak Yunanistan'a geldikleri tarihle, italyotlarIn italya'ya göç ettikleri tarih aynIdIr. Dori baskIsI yüzünden Venetler ve YapIglar da Dalmaçya'dan italya'ya göç ettiler.
9.2. ETRÜSKLER 9.2.1. GENEL BiLGiLER
Etrüskler, önderleri Atas (Atys) ve oglu Türsen'in (Tyrsen) yönetimi altInda, BatI Anadolu'nun Ege Denizi kIyIlarIndan deniz yoluyla italya'ya göç etmi$lerdir. Etrüskler LidyalIlarla soyda$ olduklarInI biliyorlardI. Etrüsklerin toplumsal ya$amlarI, dini inançlarI, giyinme gelenekleri, müzikleri, özellikle de denizcilikteki ve alIm
[1] Victor Duruy, Histoire des Romains.
[2] Eski RomalI ozan P. Vergilius Maro, Georgics ve Aeneid adlI yapItlarInda PelasglarIn Enotr Boyunun italya'ya ilk yerle$en toplumlardan oldugunu, italya adInIn EnotrlarIn ital adlI hakanIndan geldigini ve TruvalIlarIn italya'ya göçünü anlatIr. Çingiz Gara$arlI, TroyalIlar Türk idiler, sayfa 50.
316
GENEL BiLGiLER
satImdaki olaganüstü yetenekleriyle ilgili arkeolojik bulgular LidyalIlarla olan yakInlIgI dogrulamaktadIr. YapI biçimleri, resimleri ve el i$lemeleri kar$I çIkIlamaz bir ölçüde dogu özelligini yansItmaktadIr.
M.Ö. 1200 - 1300 yIllarInda TurkalarIn (Turscha) ve Türsenlerin (Tyrsens) denizden gelerek MIsIr'I ele geçirdikleri eski MIsIr belgelerinde yazIlIdIr. Limni AdasInda bulunan bir yazInIn da Etrüsk diline çok yakIn bir dille yazIldIgI görülmektedir. Etrüskler kesinlikle BatI Anadolu'dan gelmi$lerdir. Etrüsklerle LidyalIlar, Etiler, Frigler ve TruvalIlar soyda$tIr. Son bulgular, Etrüsklerle Türklerin genetik özelliklerinin yakInlIgInI [1] [2], Etrüsklerin BatI Anadolu'dan italya' ya deniz yoluyla gelen Türk boylarI oldugunu [1] [3] [4] ve Etrüsk UygarlIgInIn italya'da M.Ö. 1200 yIlInda belirdigini [1] [3] dogrulamI$tIr. AyrIca M.Ö. 6. yüzyIldan kalan yazItlarda Etrüsk ve italik dilleri karI$ImI adlar görülür. Bu karI$ImIn olabilmesi için M.Ö. 6. yüzyIldan önce uzun bir süre Etrüsklerin ve italyotlarIn birlikte ya$adIklarI ku$kusuzdur.
Etrüsk dilinin Hint-Avrupa dillerinden olmadIgI da kesinle$mi$tir. Limni AdasIndaki yazIt, Etrüsk yazItlarI, eski Lidya ve Truva dilleri üzerinde yapIlan incelemeler, Etrüsk dilinin Grek öncesi dönemlerde Anadolu'da kullanIlan dile çok yakIn, eski bir Türk dili oldugunu göstermi$tir [3] [4] [5]. AyrIca Etrüsk alfabesi de Orta Asya kökenli bir Türk alfabesidir [4].
[1] Alberto Piazza, Origin of the Etruscans: novel clues from the
Y chromosome lineages. [2] Cristiano Vemesi, The Etruscans: A Population - Genetic Study,
Mitochondrial Diversity among the Etruscans. [3] Çingiz Gara$arlI, TroyalIlar Türk idiler.
[4] Adile Ayda, Etrüskler (Tursakalar) Türk idiler: ilmi Deliller. [5] M. Selçuk Ar, Türkçe-Etice-Hurrice ArasIndaki Baglar.
317
ESKi iTALYA VE ETRÜSKLER
KIsaca Etrüskler, Türsenler, Turkalar, TruvalIlar, Pelasglar Yunanistan'a, Ege adalarIna ve Anadolu'ya eskiden beri yerle$en Türk boylardIr. Bunlara Akalar, Ekeler ve Etiler dendigi bilinmektedir.
M.Ö. 13. yüzyIlIn sonuna dogru, Dorilerin baskInI sonucu Yunanistan ve Ege adalarIndan AkalarIn veya Pelasglann önemli bir kesiminin BatI Anadolu'ya göçü, bu sIrada kItlIk ya$anan BatI Anadolu'da [5] ya$am ko$ullarInI daha da agIrla$tIrmI$ olmalIdIr. Böylece, BatI Anadolu'da yogunla$an Türklerin bir kesimi küçük kümelere ayrIlarak göçe ba$ladIlar. Etrüskler denilen Türk topluluklarI italya kIyIlarIna çIktIlar ve daha sonra iç bölgelere girdiler. ilk olarak Campania Bölgesinde Kapu (Capua) kentini kurdular. Ancak, kendi adlarIyla anIlan Etrürye Bölgesine yerle$tiler. Bu sIrada bölgede Ombriler ya$Iyordu. Etrüsklerin uygarlIk seviyesi daha yüksekti. Küçük kümelere ayrIlIp denizden geldikleri için yayIlma çabuk olmadI. Ombriler yava$ça Apenin DaglarIna çekildiler. Bundan sonra Etrüskler kentlerini kurmaya ba$ladIlar.
Etrüskler 12 kentin olu$turdugu IlImlI bir birlik kurdular. Bu olu$um bütünsel bir birlik degildi. YalnIz kötü durumlar ortaya çIkInca birle$irlerdi. Diledikleri gibi ya$ama özgürlüklerini koruyorlardI. Her kenti kendi hakanI yönetirdi. Ancak M.Ö. 4. yüzyIlda Lukumonlar denilen soylu sInIfIn yönettigi bir cumhuriyet ortaya çIktI. Önemli kentleri Arretium, Caere, Clusium, Cortona, Vetulonia, Vulci, Volaterrae, Volsinii, Perusia, Populonia, Rusellae, Tarkunya (Tarquinia) ve Kapu (Capua) idi. Tarkunya kenti, kurucusu büyük Hakan Tarkun'un (Tarchun, Tarquin) adInI ta$ImaktadIr [1]. [2] [3] [4] [5] (Dip notlar sonraki sayfadadIr.)
Etrüskler, yüksek uygarlIklarIndan aldIklarI güçle yerli toplumu da yönetmeye ba$ladIlar.
318
GENEL BiLGiLER
UluslarIn köklerinin belirlenmesinde yer adlarInIn incelenmesi (toponimi) çalI$malarI önemlidir. Buna göre bütün bu yer adlarInIn dilbilimiyle incelenmesi, Etrüsklerin kökeninin belirlenmesinde çok önemlidir. Latince ilgeç olan sondaki ium'lar atIlarak geri kalan sözcügün en çok hangi dil ile ili$kisi oldugunu ara$tIrmak gerekir. Kapu (Capua) ve Tarkun (Tarchun, Tarquin) sözcüleri açIkça ilgi çekicidir.
Türk dilbilimci Çingiz Gara$arlI, Etrüskçenin eski bir Türk dili, Tarku sözcügünün de Etrüsklerin soy adI oldugunu ve Türk anlamIna geldigini göstermi$tir. TroyalIlar Türk idiler.
The Turkic Civilization Lost in the Mediterranean basin.
Adile Ayda, Etrüskçe ile Türkçeyi kar$Ila$tIrarak iki dilin aynI kökten geldigini göstermi$tir. AyrIca, Etrüsklerin Türk kökenli oldugunu belirleyen 74 kanIt da ortaya koymu$tur. Etrüskler (Tursakalar) Türk idiler: ilmi Belitler.
italyan genetik bilimcilerin ara$tIrmalarI, Etrüsklerin kökeniyle ilgili çok önemli kanItlar ortaya çIkardI. 80 eski Etrüsk iskeleti DNA'larI günümüzün çe$itli uluslarInIn DNA'larI ile kar$Ila$tIrIldI. Etrüsklerin genetiginin %98,2 oranla en çok günümüz Türkiye Türklerine yakIn oldugu ortaya çIkmI$tIr. Cristiano Vemesi, The Etruscans: A Population - Genetic Study, Mitochondrial Biversity among the Etruscans.
italyan genetik bilimci Alberto Piazza'nm ara$tIrmalarI, M.Ö. 1200 yIlInda Etrüsklerin Anadolu'nun Ege Bölgesinden Orta italya'daki Toskana Bölgesine göç ettiklerini gösteren önemli kanItlara ula$tI. Toscana Bölgesinde Etrüsklerin torunlarInIn ya$adIgI Volterra, Murlo ve Casentino ilçelerinden 263 ki$inin DNA'larI Kuzey ve Güney italya, Sardinya, Sicilya, Limni adalarI, Güney Balkanlar ve BatI Anadolu Bölgesinde ya$ayan 1264 ki$inin DNA'larIyla kar$Ila$tIrIldI. A. Piazza, Etrüsk DNA'larIna en çok uyanlarIn Türkiye Türklerinin DNA'larI oldugunu bildirdi. Göçü doguran önemli etkenin, M.Ö. 13. yüzyIlIn sonuna dogru BatI Anadolu'da ortaya çIkan kItlIk oldugunu anlattI.
- Alberto Piazza'nm bildirgesi. The Guardian, 18-06-2007, The enigma of Italy's ancient Etruscans is finally unraveled.
- Alberto Piazza, Origin of the Etruscans: novel clues from the Y chromosome lineages.
319
ETRÜSKLERiN EGEMENLiGi
320
9.2.2. ETRÜSKLERiN EGEMENLiGi
VE YAYILMASI
Eski tarihçi Katon eski italya'nIn yakla$Ik tümünün Etrüsklerin egemenliginde oldugunu yazmaktadIr. Bir ba$ka eski tarihçi Titus Livius, "Roma'nIn kurulu$undan önce Etrüskler karaya ve denize egemen oldular. italya' nIn eski toplumu, ülkelerini çevreleyen denizlerden batIdakine Etrüsk Denizi, dogudakine de Etrüsklerin sömürge kenti Adriya'd&n etkilenerek Adriyatik Denizi diyorlardI" diye bildirmektedir.
Yine eski tarihçilerden Dionysius of Halicamassus, "Eski bir dönemde Latinlere, Ombrilere ve öteki birçok italya toplumuna Etrüsk deniyordu. Birçok tarihçi, Roma'nIn bir Etrüsk kenti oldugunu söylüyorlardI" diye belirtir. Eski tarihçilerin bu açIklamalarI ilk dönemlerde Etrüsklerin neredeyse bütün italya'ya egemen olduklarInI gösteriyor.
Etrüskler güneye, kuzeye ve batIya olmak üzere üç yöne dogru yayIldIlar. Latiyum'u ele geçirerek önce Güney italya'ya yayIlmaya ba$ladIlar. ArdIndan Volsque Bölgesini ele geçirdiler. Sonra çok verimli bir yer olan Campania Bölgesini yeniden aldIlar. Grek sömürgesi olan Kum (Cumes) kentine kadar ilerlediler. Greklerle yönetim, alIm satIm ve dü$ünce alanlarInda ili$kilere giri$tiler.
M.Ö. 6. yüzyIl ba$larInda YunanlIlar sömürgelerini geni$letmeye ba$ladIlar. Tüm yönlerden Etrüskleri çevirmeye giri$tiler. Etrüskler de bunun üzerine KartacalIlarla anla$tI. Eskiden beri Grek ve Aka sömürgeleriyle Fenikeliler arasInda süren çeki$me Fenikelilerin yok edilmesinden sonra KartacalIlarIn üzerine kalmI$tI.
ESKi iTALYA VE ETRÜSKLER
Birle$ik Etrüsk ve Kartaca donanmasI, Marsilya'yI kuran FoçalIlarIn donanmasI ile Alalia (Elbe, Korsika) AdasI açIgInda sava$a tutu$tu. Bu sava$, Akdeniz'de denge saglamak için yapIlan ilk deniz sava$IydI.
FoçalIlar sava$I kazandI, ancak çok kayIp verdiler ve saldIrIyI sürdüremediler. Üstelik sömürgeleri Korsika AdasIndan da çekilmeleri gerekti.
Bütün italya'nIn Etrüsklerin, ispanya ve Sicilya AdasInIn da KartacalIlarIn egemenliginde oldugunu onaylayan bir anla$ma yapIldI.
Etrüskler Korsika AdasInI ele geçirerek ürün alIm satIm i$i yaptIlar. Tiren Denizi kIyIlarIndaki Grek sömürgelerini ortadan kaldIrdIlar. Sonra Kuzey italya' yI ele geçirmeye koyuldular. Bolonya (Bologne) ve Po OvasInI aldIlar. Ombrileri yönetimleri altIna aldIlar. Etrüsk yayIlmasIna kadar daha bu yörelerin yerlileri ilkel boy düzeninde ya$IyorlardI. Etrüskler bu boylarI kent ya$amIyla tanI$tIrdIlar. Bu toplumlar sonra birçok kentlerin kurucularI oldular. Latin Bölgesindeki eski kentlerle Etrüsk kentlerinin yapIsal özelliklerinin aynI oldugunu eski Roma tarihçileri onaylamaktadIr.
9.2.3. ETRÜSK UYGARLIGI
Etrürye (Etrurie) ülkesi ve Etrüskler, M.Ö. 8. yüzyIlda Orta italya'da uygarlIgIn be$igi ve kaynagI olmu$tu. italya'daki öteki hiçbir ulusun ekini Etrüsk ekini seviyesinde degildi [1]. Etrüskler italya'nIn en
[1] Leon Homo, L'Italie Primitive et Les Debuts de L'imperialisme Romain.
321
ETRÜSK UYGARLIGI
uygar olanI ve uygarlIgIn öncüsü bir ulusuydu [1]. Onlar iyi mühendis ve yapI ustalarIydI. Düzenli bir çalI$mayla italya'yI geli$tirdiler. BataklIklarI kuruttular, ormanlarI i$lettiler. IrmaklarIn yataklarInI düzenleyerek sularIn akI$InI denetlediler.
Ta$ yapI sanatInI italya toplumlarIna ögreten Etrüsklerdi. Onlar Pompei kentinin kurucularIydI. Eskiden kalma kiremitler, yemek tabaklarI, vazolar; altIndan, gümü$ten ve fildi$inden yapIlmI$ takIlar çok eski ve ileri bir Etrüsk UygarlIgInIn kanItlarIdIr.
Etrüsklerin oymacIlIk sanatI Atina'da tanInmI$tI. Her yerde Etrüsk üretimi i$lenmi$ aynalar ve altIndan yapIlmI$ kopçalar aranIrdI.
Çagda$ kuyumculuk bile bir dönem Etrüsk begenisini (moda) izledi [2].
Yeryüzünün becerikli, uzman çömlekçileri ve en iyi vazo yapanlarI Etrüsklerdi. Sanat alanInda yeryüzünün öncüsü ve ögreticisiydiler [3].
O dönemlerde Greklerin daha bilmedigi, yapIlarda kemer ve yuvarlak dam (kubbe) yapmasInI biliyorlardI.
Etrüsk gemileri Küçük Asya ve MIsIr'a ürün alIm satImI yapmaya giderlerdi. Galya kIyIlarIndan kalay madeni ve BaltIk Denizi kIyIlarIndan da kehribar getirirlerdi.
[1] Victur Duruy, Histoire des Romains. [2], [3] id.
322
ESKi iTALYA VE ETRÜSKLER
9.2.4. LATiYUM VE ROMA'DA ETRÜSK HAKANLARI
Latiyum Bölgesinin tarihi, ancak Etrüsk döneminde öykülerden kurtularak açIklIga kavu$tu [1]. Roma'da Etrüsk hakanlarInIn varlIgI tarihi bir gerçekliktir. Etrüsk döneminden önce Roma'da kIrallarIn varlIgI ku$kuludur ve söylenceye dayanIr [2].
Etrüsklerin Tarkun (Tarquin) Hakan Boyundan 1. Tarkun, Servius Tullius, 2. Tarkun veya Büyük Tarkun adInda üç hakanI Roma'da tanInmI$tIr. Bu sözcükler özgün Etrüskçe adlarIn Latincele$mi$ biçimleridir. Latince Tarquin (Tarauinii) ve Servius sözcüklerinin Etrüskçe kar$IlIklarI Tarku ve Mastarna'dIr. Eski Vulci kentinde 1857 yIlInda bulunan bir resim bu Etrüsk adlarInI belirlemektedir. Bu üç hakan aynI boydandI. 2. Tarku, 1. Tarku'nun oglu ve Mastarna da güveyi idi. Etrüsk gelenekleri Mastarna'nIn yönetimi 1. Tarku' dan güç kullanarak aldIgInI göstermektedir.
Roma, Latinlerin döneminde kesinlikle bir kent degildi. BataklIk bir yerdeki tepeler üzerine yapIlmI$ birtakIm köylerin birliginden olu$mu$tu. Gerçekte önce Ligürler Aventin Köyünü yaptIlar. Sonra Latinler Germal adIndaki köyle birlikte altI tane daha yaptIlar. Latinler bu yedi köyden Yedi Dag (Septimontium) adIndaki birligi kurdular. Köylerin arasIndaki sürekli anla$mazlIk ve birbirleriyle ugra$malarI Etrüsklerin yayIlmasInI kolayla$tIrdI. Etrüskler bu yayIlmadan sonra Roma kentini yaptIlar ve Irmak kenti anlamIna gelen Rumon adInI verdiler [3].
[1] Leon Homo, L'Italie Primitive. [2] id.
[3] Graffunder, Etymologie Etrusque de nom de Rome.
323
ROMA'DA ETRÜSK EGEMENLiGi
Etrüskler Roma kenti çevresindeki tüm bataklIklarI kuruttular. Mastarna döneminde Roma'nIn çevresine büyük bir kale duvarI yaptIlar. Roma çevresindeki topraklarI, köyleri ve özellikle Sabinlerin Quirinal köyünü de alarak buralara egemen oldular. Böylece Roma, Etrüsk döneminde bütün Latiyum Bölgesi alIm satImInIn ve üretiminin be$igi oldu. Her yerden birçok insan gelip yerle$meye ba$ladI. Bu dönemde Roma'da, Yedi Dag Birliginin yöneticileri ve din adamlarIndan olu$an Patrici adInda soylular ve sIradan çogunluktan olu$an Plep adInda iki toplumsal kesim ortaya çIktI.
Etrüskler Roma'da büyük yapItlar yaptIlar. Kloaka Maksima (Cloaca Maxima) adI verilen büyük atIk su yollarInIn, Triyat (Triade) TapInagInIn, Servius kaleleri ve Palatinio sarnIçlarInIn yapI biçimleri herkesin begenisini kazanmaktadIr. Etrüsk egemenligi Latiyum' da yakla$Ik 150 yIl sürmü$tür.
9.2.5. ROMA'DA ETRÜSK EGEMENLiGiNiN SONU
Etrüskler tüm Campania Bölgesine yerle$tikten sonra, Grek sömürgesi olan Cumes kentini de almak istediler. Cumes kenti kiralI Aristodem M.Ö. 530 yIlInda Etrüskleri yendi ve bölgeden uzakla$tIrdI. Bu yenilgi, Latinlerin Etrüsklere kar$I ayaklanmalarIna neden oldu. Kumlularla Latinler birle$tiler. YapIlan sava$ta Etrüskler yine yenildiler.
Etrüsklerin ikinci kez yenilmesi Roma kenti toplumunu yüreklendirdi ve ayaklanmaya yöneltti. Hakan 2. Tarku Roma dI$Inda Latinlerle sava$Irken, bir yakInI Patricilerden Lükres (Lucrece) adInda bir kIza sarkIntIlIk etti. Bu olay toplumu öfkelendirdi. Patriciler bundan yararlanarak kIral soyundan olan
324
ESKi iTALYA VE ETRÜSKLER
Brütüs'ün yönetiminde ayaklandIlar. Etrüsk HakanI 2. Tarku'yu Roma kenti yönetiminden uzakla$tIrdIlar. Bu olaya, M.Ö. 509 ayaklanmasI denir. 2. Tarku Roma' ya dönünce kentin kapIlarInI kapalI buldu ve Kere (Caere, Kisra) kentine çekilmesi gerekti. Böylece, Roma kentindeki Etrüsk egemenligi sona erdi.
Roma kentinde Etrüsk egemenliginin sona erdigi dönemde, tüm italya topraklarI italyot, Ombri, Sabin, Latin, Etrüsk, YapIg ve Venetler gibi çe$itli toplumlarIn elindeydi.
M.Ö. 4. yüzyIlIn ba$Inda bu toplumlar kümesine GalyalIlar da katIldI. Bu toplumlarIn dilleri tümüyle ayrIydI. 300 yIl boyunca yapIlan sava$lardan sonra Roma yönetimi bu toplumlarI birle$tirmeyi ba$ardI.
Bu sava$larIn a$amalarIna kIsaca deginilmelidir. Etrüskler Roma kentinden çekildikten sonra Roma yönetim birligi bozuldu. Yeni Etrüsk HakanI Parsena Roma kentini yeniden aldIgI sIrada Servius kalesini yIkmI$tI. Bu nedenle Roma kentinin dI$arIya kar$I savunmasI güçsüzle$mi$ti. Roma kentini olu$turan bölgelerde yerlilik egilimleri (regionalisme) ba$lamI$tI. Plep ve Patrici sInIflarI arasIndaki sava$lar uzadI. Öte yandan, M.Ö. 509 yIlI ayaklanmasIndan sonra Latiyum Bölgesi Roma kenti yönetimine baglI olmak istemedi. Latinlerle RomalIlar arasIndaki çatI$ma, Regilla Sava$InI Roma kentinin kazanmasIyla sona erdi.
M.Ö. 5. yüzyIlIn ba$Inda Sabinler ya$adIklarI daglardan inerek Etrüskleri ve Ombrileri yendiler. Apuli kentini alarak Roma kentine baskI yapmaya ba$ladIlar. RomalIlar sonunda Sabin KiralI Appius ile bir anla$ma yaptIlar.
325
ROMA'DA ETRÜSK EGEMENLiGi
Öte yandan M.Ö. 462 yIlInda Ekeler (Eques) [1] ve Velskler Roma kenti kapIlarIna dayandI. Uzun bir süre Roma kenti onlarIn korkusuyla ya$adI.
Bu baskIya Etrüsklerin verdigi korkuyu da eklemek gerekir. Porsana, Roma yönetiminden aldIgI Tiber IrmagI kIyIlarInI Etrüsklerin Veii kentine vermi$ti. RomalIlar bu kIyIlarI geri almak istediler, yalnIz ilk sava$ta yenildiler. Ancak Veii kentinin hakanI Tolumvius bir sava$ta öldürüldü. 20 yIl süreli bir anla$ma yapIldI. RomalIlar, Hermiklerle birlik olup VosklarI yendiler. Sonra Veii kentine saldIrmaya ba$ladIlar.
Kuzeyden GalyalIlarIn yayIlmalarI ve güneyden SirakuzalIlarla Greklerin saldIrIlar sonucu güçsüzle$en öteki Etrüsk kentleri Veii kentine yardIm edemediler. Roma kenti ordusu sonunda Veii kentini aldI. Önce bütün Güney ve sonra Orta Etrürye'yi RomalIlar ele geçirdiler.
Böylece, Roma UygarlIgInIn ve kentinin gerçek kurucularI olduklarInI birçok bilim adamInIn onayladIgI Etrüsklerin büyük tarihi i$levleri sona erdi.
[1] Etrüsklerin bir boyu olan Eke adI ilgi çekicidir.
326
iRAN
GENEL BiLGiLER iRAN TARiHi METLER PARSLAR PARTLAR SASANiLER VE SON DÖNEM
327
328
10. iRAN
10.1. GENEL BiLGiLER
10.1.1. iRAN'IN KONUMU VE iKLiMi
Tarihi iran ülkesi, Dicle ve FIrat ovalarIyla indüs IrmagI arasInda yüksek daglarI, geni$ çölleri, IrmaklarI ve ye$illikleri olan degi$ik özellikteki bölgelerden olu$an bir kara parçasIdIr. BatIda Zagros DaglarIndan ba$layan bu ülke, kuzeyden güneye dogru bir yamuk biçiminde uzanIr. Doguda, Hindistan'In kuzeybatIsInI çevreleyen Süleyman DaglarIna kadar uzanIr. iran, dört yanIndan yüksek daglarla çevrilmi$ bir yayladIr. Kuzeyde, Türkçe adIyla Alan DaglarInIn (Kafkaslar, Aleni Montes) ve Hazar Denizinin güney bölgeleri, Aral Gölüne dökülen Öküz (Oksus, Ceyhun) IrmagI vardIr. GüneybatIda Basra Körfezi, iran yaylasInI Dicle IrmagIna ula$tIrmak için Zagros DaglarInIn eteklerinden iyice karaya girmi$tir.
Tarihi iran topraklarInIn yüzölçümü 2,6 milyon km2' dir. Günümüzdeki iran ülkesi topraklarInIn yüzölçümü ise yakla$Ik 1,648 milyon km2'dir.
Eski iran, iklim ko$ullarI birbirinden çok degi$ik bölgelerden olu$tugu için, genel bir iklim tanImI yapmak çok güçtür. Yeryüzünün en güzel yerleriyle ya$ama en
329
iRAN
az uygun bölgeleri bu ülkede yan yanadIr. iran yaylasInIn daglIk Hazar Denizi kIyIlarI doganIn kendisini ve ya$amI insanlara en çok sevdirdigi yerlerden biridir. YakIndan görünümü çok güzeldir. AynI kIyIyI ku$atan Alburz (Elbürz) DaglarInIn uzaktan görünümüyse gizli bir korku duygusu uyandIrIr.
Sürekli karlar altInda göklere çekilmi$ bir cam perde gibi parlayan daglarIn doruklarI 5500 metre yükseklige kadar çIkarlar. Ahura Mazdan'In ulusu olan iranlIlar bu daglarI kutsal sayIyorlardI. Ancak yüksek yanardaglarIn bIraktIgI kararmI$ ta$ yIgInlarIn, çökmü$ yerlerin ve uzak görünümlerin ku$kulu anla$Ilmaz algIlarInI, AvestanIn beyinlerde yarattIgI korkunç devleri yine o daglarIn doruklarInda ya$attIlar.
iran söylenceleri devlerden söz ederken, özellikle Alburz DagInIn Demavent denilen yüksek tepelerini de anlatIr. Demavent'teki gizli devler OsmanlI ozanI Nefi' nin yazdIgI yakI$IksIz bir yergiyle 4. Murat dönemi ko$uk diline kadar girmi$tir.
Alburz DagInIn kuzey yamacInda Geylan (Gilan) ve Mazenderan illeri vardIr. Buralarda iklim oldukça IlImandIr. Toprak tüm türlerden meyveleri ve çiçekleri yeti$tirir. Çevre ye$il ormanlar ve otlaklarla örtülüdür. iran'In kuzeyindeki bu güzellik güneye dogru inildikçe iklimsel bir degi$imin yarattIgI kuraklIk, sIcaklIk ve kItlIk içinde kaybolur.
YaylanIn iç bölgeleri bütünüyle çöldür. Kuzey Bölgesi için çok yüksek bir mutluluk kaynagI olan Alburz DaglarI, kendisinden uzakla$an yerler için serin yelleri tutan, yagmurlarI geri çeviren bir duvara veya engele dönü$ür. AyrIca yaylayI ku$atan bütün öteki daglar da bu etkiyi yaratIrlar.
330
iRAN'IN KONUMU
Irak'In iç bölgelerine dogru çöllere yakIn yerlerde, badisemum denilen zehirli yeller eser. Güçlü bir yel dalgasInIn insanI birdenbire bogma olasIlIgI vardIr. Yagmur daha topraga inmeden havada buharla$Ir. Ara sIra ufukta bakIr renginde sisler olu$ur. Sisler içinde yelin getirdigi toz parçacIklarI toplandIkça, genellikle devingen ve yerden yüksek bir kum katmanI bulut gibi çevreyi kaplar. Hava yaz ve sonbahar aylarInda su buharIndan o kadar yoksundur ki, sürekli açIkta bIrakIlan parlak madenler paslanmaz. Gece yolda yürüyen atlarIn kuyruklarIndan birçok kIvIlcIm saçIlIr. Daglardan inen Irmaklar çogunlukla kum çölleri içinde birtakIm verimli alanlar yarattIktan sonra düdenlerden (dogal kuyu) süzülerek kaybolurlar.
iran yaylasI, yuvarlak küçük çakIl ta$larI, kum ve toprakla karI$Ik kalIn bir balçIk katmanI ile örtülüdür. Kimi yerlerde epeyce derin ve kayalardan yoksun olan bu katman, kazIlarak çevresine koruma duvarI yapIlmaksIzIn kuyular ve yer altI geçitleri açIlabilir. TopragIn bu yapIsI, iran yaylasInIn 4. Jeolojik Olu$um Döneminden önce sular altInda oldugunu gösteriyor. YaylanIn ortasIndaki çöl yeryüzünün en kuru ve yagmursuz bölgesidir. Tahran ile Me$hed arasIndaki bölgeye yIlIn kimi mevsimlerinde seyrek yagmur yagar. Ancak Tahran'dan isfahan'a dek uzanan bölgede neredeyse bahar mevsimi boyunca yagmur yagar.
Horasan, Farsistan, Dicle IrmagI, Zagros DaglarI arasInda uzanan ve IrakI Acem de denilen bölgede çöl yelleri yoktur. Bu bölgelerin daglIk yörelerinde ormanlar, ovalar, akarsular ve dereler vardIr. Doguya dogru uzanan çöllerde yazIn sIcak ne kadar yüksekse, kI$In soguk da o derece etkilidir. Güneydeki Basra Körfezi ve Umman Denizi kIyIlarInIn iklimi, Afrika'nIn e$lek (ekvator) yöresinde bulunan kIyIlarInIn iklimiyle
331
iRAN
aynI özelliktedir. Hava sIcak ve kurudur. Bu kuru iklime alI$mamI$ olanlara yörenin havasI korkutucu gelebilir.
10.1.2. iRAN ADININ KÖKENi
Önceki bölümde verilen cografi bilgilere göre, a$agIdaki yalIn ve genel tanImlama yapIlabilir.
Mezopotamya'dan Hindistan'a kadar uzanan geni$ bir kara parçasI tarihte iran adInI almI$tIr.
Partlar ve Sasaniler dönemlerinde kullanIlan Huzvare$çede bu ülkeye Eran denirdi. Yunan yazarlarIn iran sInIrlarI içindeki çe$itli uluslar ve ülkeler için kullandIklarI Arya, Aryana, Aryane adlarI da Eran sözcügünden çIkmI$tIr. Bu adlarI inceleyen çe$itli BatIlI bilim adamlarI, Türkçede ki$ilikle ilgili bir deger belirten er [1] sözcügünü dü$ünmeden Arya, Aryana, Aryane adlarInIn yalnIzca bir er sözcügünden çIktIgInda anla$mI$lardIr. Ba$ka bir deyimle, er sözcügünün Türkçe kökenli oldugu özellikle göz ardI edilmi$tir.
Sanskritçede Arya sözcügü, baglIlIk, güvenilirlik, saygIlIlIk, kusursuzluk niteliklerini veya bey, bilim insanI, sanatçI sanlarInI belirtmek için kullanIlIr. Sanskritçede aryaman sözcügü dost, arkada$; aryaka sözcügü soylu, saygI deger adam, kayInpeder ve aryata sözcügü dogru davranI$ demektir. Arya sözcügü Zentçede erya diye yazIlIr ve baglI, saygIlI, yasalara uyan anlamIna gelir. AynI sözcük Huzvare$ (Pehlevi) dilinde er, Parsi dilinde er olarak görülür. YunanlI yazarlarIn kullandIgI Arya ve Aryana sözcükleri gibi, Parsice er, Huzvare$çe er, Zentçe erya sözcükleri de birtakIm uluslarI ve ülkeleri belirlemede kullanIlmI$tIr.
[1] Türkçede er sözcügü erkek, yigit, gerçek insan, kahraman anlamlarIna gelir.
332
iRAN ADININ KÖKENi
YukarIdaki çok kIsa açIklamadan, iran adInIn Türkçe ile ili$kisi çIkarIlabilir. Ancak, $imdiye kadar neredeyse hiç incelenmemi$ olan bu konunun bütün iran ve Arilik tarihiyle ilgisinin daha köklü, geni$ ve dogru olarak irdelenmesi gerekir.
iran'I kuranlar, bu ülkenin güneybatIsIndaki daglIk bölgelerde ya$ayan Anzanit Türkleridir. Anzanit Türkleri, BatIlI bilim adamlarInIn ancak bir Turan dili diye niteledikleri Türk - Oguz diliyle konu$uyorlardI. Kimi ilk iran hakanlarI ve ogullarI dogrudan Türkçe adlar ta$IdIlar. Hakanlardan birinin adI Okus {Oguz) idi. Ba$ka bir hakanIn adI Kodaman idi. Hi$tasp'm büyük oglu ile Kerkes'in (Xerxes) bir donanma Ba$ Beyi Aryaman (Aryamanüs) adIyla tarihe geçmi$lerdir.
Turan dili konu$an bir toplum içerisinde Oguz ve Kodaman adlarIyla birlikte anIlan Aryaman adInIn köküyle er sözcügü arasInda birçok dilbilimci ili$ki kurduktan sonra, Aryaman adInIn Türkçeden ba$ka bir dilden çIktIgInI dü$ünmek olanaksIzdIr. Dil biliminin en somut kanItlarI bu olasIlIgI bütünüyle ortadan kaldIrmI$tIr.
Türkçede er sözcügü tek ba$Ina bir deyim degildir. Uygurcada eren sözcügü, aynI er sözcügü gibi saygI deger kimseler için kullanIlIr ve yeti$kin erkek, yigit, bir i$in ustasI anlamlarIna gelir. Günümüzde iran, Türkiye ve Mezopotamya'da ya$ayan Alevi Türkler kendi dini büyüklerini Erenler sanIyla anarlar. Erat veya Arat, hakanIn veya il Beyinin çevresinde toplanan soylulardIr. Hakan boyundan olan Tiginler, toplumun ileri gelenleri ve büyüklerini olu$turan kimseler, ordu birliklerinin simgesi Su ve Çerilerden sonra Erat da kendi ba$Ina bir toplumsal kesim olu$turmaktadIr.
333
iRAN
Tûrkçedeki er deyiminin anlamIyla ili$kisini güçlü olarak onaylayan bu çe$itli ve kapsamlI baglara kar$In, ari dilleri kümesi o anlamla ilgili temel, gerçek bir ögeyi içermez. Bununla birlikte, dogudan batIya yayIlmI$ olan çe$itli uluslarIn tümünün tarihinde kökeni bilinmeyen bir er veya ar ögesi ulus, boy ve ki$i adlarIna girmi$tir.
Kafkasya Osetleri kendilerine îron adInI verirler. Ülkelerinin adI ir idi. Çitler [Sakalar) arasInda Aryaka, Arimaspi gibi adlarI olan boylar ve Aryapit, Ariyante adlarInda hakanlar vardI.
Eski RomalI tarihçi Tasit (Publius veya Gaius Cornelius Tacitus), Cermen boylarIndan en sava$çIsInIn Ariler oldugunu belirtir. Cermencede tarihi ki$ilere verilen Ariyobindüs, Aryariküs, Aribald, Ariblint, Ariman gibi sanlar vardIr. Anglosaksoncada ar, iskandinavya dilinde aer sözcükleri, onur ve üstünlük anlamlarIna gelir. TanInmI$ dil bilimci Franz Bopp bu sözcükleri Sanskritçedeki arya sözcügü ile birle$tirmi$tir.
irlanda dilindeki er sözcügü öteki kullanImlarla birlikte, büyük, soylu, iyi ve aynI Tûrkçedeki gibi er, kahraman niteliklerini belirtmek için de kullanIlIr. AyrIca, irlanda adI da aynI sözcükten olu$mu$tur. Bu bilgiyi ileten, Fransa'da dillerin kökenini ara$tIran ve ilk ya da eski yapIlarInI olu$turma (Paleontologie linguistique) yöntemi üzerinde uzmanla$mI$ olan dilbilimci Adolphe Picteftir. Pictet, irlanda dilindeki er -yigit deyiminin Kimer dilinde sözcük ba$Ina gelen ve üstünlük belirtisi olan er ilgeciyle aynI oldugundan ku$ku duyulmamasI gerektigini belirtmektedir.
Kimer dilinde görülen er-tan (ertan) adInI Friedrich von Spiegel iyi varlIk - iyi ten diye çevirmi$tir. Bu çeviriden de anla$IlacagI gibi, Tûrkçedeki tan sözcügü,
334
iRAN ADININ KÖKENi
Farsçadaki ten sözcügünden ba$ka hiçbir $ey degildir [1]. Ba$taki er kökü de Türkçedeki er-yigit sözcügünde oldugu gibi sonraki sözcükle birle$tirilmektedir [2].
Burada kar$Ila$tIrma ve inceleme için kullanIlan sözcük ve deyimlerin Türkçe dI$Inda kalanlarI, dil kar$Ila$tIrmalarInda en büyük uzman olan batIlI bilim adamlarInIn ari deyimiyle ilgili yaptIklarI incelemelerden alInmI$tIr. Bu sözcükler arasIndaki birtakIm ses ve söyleyi$ degi$ikliklerini yanlI$ kullanIma baglamak, ayrIca ku$kulu olduguyla ilgili kanIt gibi göstermeye kalkI$mak, kendi eglence ve yargImIzla bütün bilim çevrelerinin bilgisiz oldugunu söylemek gibi bir dü$üncesizlik olur. AvrupalI bilim adamlarInIn bu konuda önemsemedikleri nokta, er, ar veya ir köklerinin birbirlerinin yerine geçmesini belirleyen dilbilimi yasalarInI aramamak veya bilmemek degildir. OnlarIn yaptIgI $ey, kar$Ila$tIrmanIn temelini olu$turan er sözcügünde aranan yigitlik, kahramanlIk ve soyluluk anlamlarInI kullandIgI bu deyimde güncel olarak ya$atan eski ve soylu Türk dilini özellikle görmemektir.
iran, ir ve ari sözcükleriyle ilgili yorum yapanlar bu deyimlerin kökünü ancak Sanskritçede devinme anlamIna gelen er kökünde bulmu$lardIr. OnlarI bu kanIya yönelten neden, arilik sInIrInI kesin olarak Türklügün, TuranlIgIn dI$Inda ve dar bir alan içinde aramaya ko$ullandIran egilimdir. Soy ve dil kümeleri
[1] Ten sözcügü Farsçaya Türkçeden geçmi$tir. Kökünün Türkçe oldugu tIn (ruh, soluk) sözcügüyle ilintisinden anla$IlIr. Türkçede eski olu$umlarIn izini koruyan bu gibi ortak birçok deyim vardIr.
[2] Er sözcügü güçlü ve üstün anlamIna geldiginden, en güçlü ve en iyi olanI nitelemek için kullanIlIyor. Tüm dillerde böyle nitelendirmelerden alInmI$ ilgeçler vardIr.
335
iRAN
dü$üncesini son dönemlerin yarattIgI degi$ikliklerle sInIrlandIrmadan, Türk soyunun ve dilinin de içinde oldugu geni$, kapsamlI bir alana ta$IyInca, bugün için bilinmeyen birçok soy ve tarihi gerçekler yava$ça ortaya çIkacaktIr.
YukarIdaki kar$Ila$tIrmalara göre iran adInIn kökü Eran sözcügüdür. Bu sözcük de Türkçenin er ve ereni sözcükleri gibi önce erler, kahramanlar, soylular anlamIna gelen bir hakan boyu, boy veya topluluk sanI olarak kullanIlmI$tIr. Sonra ulusun ve ya$adIgI bölgenin adI olmu$ ve kalmI$tIr. Günümüz bilgilerinin sInIrlarI içinde iranlüik ve arüik, dilbilimiyle ancak yukarIda belirtilen yöntemle açIklanIr. Yine yukarIda belirtildigi gibi, ilk iranlIlarIn büyük bir bölümünün TuranlI ve Anzanit olmalarI bu gerçegi bir kez daha güçlü olarak dogrulamaktadIr.
10.1.3. iRANLI SOYU VE iRAN'IN TARiHi DÖNEMLERi
iranlIlIgIn belirgin olarak yerle$tigi tarihe kadar iki dönem geçmi$tir. Birinci dönem, göçler ve yayIlma dönemidir. Orta Asya, Hindistan ve Kaide yörelerinden gelen çe$itli boylar iran'da yerle$mi$lerdir. Bu dönemde iranlIlIgIn ancak konumsal bir anlamI vardIr. ikinci dönemde dil, din ve geleneklerdeki degi$imler yaygIn bir iranlIlIgI dogurmu$tur.
AvestanIn yazIm dilindeki iran ve iranlI kavramlarI, Turan ve TuranlI kavramlarI örnek alInarak üretilmi$tir. iranlI olmayan soylar genellikle TuranlI sayIlIrlardI. Bu anlayI$ M.Ö. 6. yüzyIlda, AvestanIn yazIldIgI sIralarda
336
iRANLI SOYU
soy özelligi söz konusu olmaksIzIn yalnIz dil, ya$ayI$ ve din ko$ullarIndaki degi$imin belirleyici oldugu bir iranlI toplumun varlIgInI gösteriyor. Öte yandan gerek Medya ve iran'da, gerekse çevrede en çok yayIlmI$ olan boylar TuranlIlar, ba$ka bir deyimle Tûrklerdi.
BatIlIlarIn soylara göre yaptIgI kümelendirmede, iranlIlar AryalarIn büyük bir kolunu olu$tururlar. AryalarIn bir bölümü Pencap ve Ganj ovalarIna yayIlmI$lardIr. Bu toplum Hindular kolunu olu$turur. Ba$ka bir bölüm Hazar Denizinin kuzeyinden Avrupa'ya geçmi$tir. Bunlar Hint - AvrupalIlar kolunu olu$turur. Üçüncü bir kümeyi olu$turan ilk Arlar da Aryalar yöresinde (Güney Sibirya ?) ya$amI$lardIr.
AvestayI olu$turan kitaplardan VendidatIn birinci bölümünde, AryalarIn Semerkant, Merv, Herat, Kabil, Helmend, Baktriyan, HirkanI, Arakozi, Medya, Güney FIrat, Dogu Mezopotamya, Pencap ve daha kesin olarak belirlenemeyen öteki dört bölgeye (!) gelip yerle$tikleri anlatIlIr.
Temelini dini bir gelenekten alan bu son Aryalar kümelendirmesi, soylarIn belirli yaradIlI$ özelliklerini açIklamamaktadIr.
Birçok antropoloji bilgini ortak özellikleri olan bir iran soyunun varlIgInI onaylamaz. Günümüzde bile kimi ayrI söyleyi$lerle aynI dili konu$an genel toplumun soy özelliklerinin çe$itli parçalara ayrIlmI$ olmasI, tarihi birligin ancak dini ve yönetimsel baglarda aranmasI gerektigini gösterir.
Geleneksel iran tarihi be$ döneme ayrIlmI$tIr. Bu dönemler sondan ba$layarak geriye dogru a$agIdaki gibi sIralanIrlar.
337
iRAN
1. Son dönemler.
2. Sasaniler dönemi.
3. Partlar dönemi.
4. AkamanI$lar (Kiyaniyan) dönemi.
5. Met öncesi ve Metler dönemleri.
iran yönetim tarihi M.Ö. 7. yüzyIlda ortaya çIkan bir Met HakanlIgIyla ba$lar. BirtakIm tarihçi ve arkeologlar Metleri TuranlI, ParslarI Ari sayma egilimindedirler. Bu ayIrImIn anlatmak istedigi soy ve toplumsal degi$ikligi dogrulamak için ortaya konulan kanItlar $imdiye kadar varsayImdan öteye geçmemi$tir. Bu konuda Eugene Pittard a$agIdaki açIklamayI yapmI$tIr.
"Metler ve Parslar kendi güç ve egemenlikleri dönemlerinde antropolojik olarak türde$ birlikler mi olu$turuyorlardI ? Yoksa bunlar iranlIla$mI$ boylarIn toplanmasIndan ba$ka bir $ey degil miydi ? Tarihi olarak önemini göz ardI etmenin olanaksIz göründügü bu sorun, günümüzde çözülmedigi gibi gelecekte de çözülecegi dü$ünülmemelidir !"
YukarIdaki dü$ünce bir ölçüye kadar dogrudur. Tarihin belirli bir döneminde tek bir soy özelligi gösteren toplumun olu$turdugu bir iranlIlIgIn varlIgI bilimsel olarak kanItlanamaz. Ancak sonradan somut bir biçim alan iranlI türünün ilk geli$imine ve önceki dönemlere özellikle Orta Asya'dan gelen bir Türk ögesinin güçlü etkileri, iran din ve dillerine ilk dönemlerinde bIraktIgI izlerden çIkarIlabilir.
Son Arkeolojik bulgulara göre, iran'a ilk uygarlIk yapItlarInI getirenler M.Ö. 2500 yIlInda iran tarihinin e$iginde belirdiler. Önde giden topluluklar Hazar Denizi kIyIlarIndan Aras IrmagIna dogru uzandIlar. YollarInIn
338
iRANLI SOYU
üzerinde birtakIm dolmenler (Ta$ Dönemi gömütü) yapan bu insanlar kaba biçimde i$lenmi$ bir tunç, elektrum denilen altIn ve gümü$ ala$ImI, altIndan yapIlmI$ yapItlar ve çanak çömlek gibi araç gereçle birlikte Orta Asya'nIn evcil hayvanlarInI götürürlerdi.
M.Ö. 2000 yIlInda ikinci bir yayIlma ilk göç dalgasInI güçlendirdi. Kuzeyden ve güneyden gelen birçok boylar Orta iran YaylasIna girdiler. Boylar bölgeye yerle$tikten sonra uzun süre özelliklerini ve bagImsIzlIklarInI korudular. AsurlularIn bu boylara baskI yapmalarI üzerine, çe$itli boylar yönetimsel bir güç olarak toplanmaya ba$ladIlar.
Tarihte bilinen ilk Asur yayIlmasInIn nasIl ve ne zaman ba$ladIgI tarihi Asur belgelerinde yazIlIdIr. M.Ö. 12. yüzyIlda Asur ordularI iran YaylasIna girdiler. Burada Elamitler ve Urartular gibi kendilerinden ba$ka niteliklerdeki boylarla kar$Ila$tIlar.
AsurlularIn sürekli sava$ içinde olduklarI BatI ve Kuzey iran boylarI Parsovalar, Andialar, Abdadanalar, Mandalar, Bikiniler, MedyahlardIr (Metler). Metlerin hakanI Ninova (Ninive) ölümünden önce aynI soydan boylarI egemenligi altInda toplamayI ba$armI$tI.
ilk Asur akInlarI M.Ö. 1100 yIlInda KIral 1. Tiglat-pileser döneminde ba$ladI ve KIral 2. Asurnasirpal döneminde M.Ö. 820 yIlIna kadar sürdü. iran gelenekleri AsurlularIn ve Kaidelilerin akInlarInI öyküsel bir biçimde anlatIrlar. Bu geleneklere göre iranlIlar tarihlerinin en önemli ve bunalImlI bir döneminde güneybatIdan gelen korkunç bir saldIrIdan kurtulmak için, Öküz IrmagInIn öteki yanIndaki büyük Türk KaganInI yardIma çagIrmalarI gerekmi$ti. Orta Çagda
339
iRAN
yazIlan büyük Bundehe$ (Bundehesh) kitabI, Zengap adInda bir devin zehirli gözleriyle baktIgI insanlarI öldürdügünü, iranlIlarIn bu devi yok etmek için Efrasyap'a (Türkler) ba$vurduklarInI, Efrasyap'In iran'a girerek Zengap'I öldürdükten sonra ülkeye egemen oldugunu yazmaktadIr. Bu olay, iran gelenekçilerinin Pi$dadyan adInI verdikleri yarI öyküsel bir hakanlar boyunun egemenligi döneminde olmu$tur.
Pi$dadyan tarihi $imdiye kadar geni$ ölçüde ve dogru olarak incelenmemi$tir. Dogu ve batI yapItlarI üzerinde yapIlacak geni$ kapsamlI bir kar$Ila$tIrma bu dönemin ve Pi$dadyan Hakan Boyu anIlarInIn tümüyle öyküsel olmadIgInI ortaya koyabilir. Bu yöntemle yapIlan birtakIm incelemeler, M.Ö. 3. binyIl içinde Medya'ya ve iran'In kimi bölgelerine egemen olan Elam ve BatI Türkistan hakanlarIyla Asur ve Kalde'den gelen yayIlmacIlarI geleneklerin birbirine karI$tIrdIgInI, Asurlular ve Kaideliler dönemlerini Pi$dadyan diye adlandIrdIgInI göstermektedir.
iran tarihçileri Efrasyap Türklerinin yendigi Zengap' In Yemenli bir Himyeri Arap HükümdarI oldugunu sanIrlar. Bu tarihçilere göre, Hakan Cem$id'i öldürerek yerine geçen Pi$dadyan HakanI Dahhak da Zengap'In ogludur.
Cem$id'i iran HakanI Feridun yok etmi$tir. ibn Nedim Kitab El Fihrist adlI yapItInda, Cem$id'in Tüster'e baglI bir yerden çIktIgInI ve babasInIn adInIn Unç Han oldugunu yazIyor. Tüster adI, günümüz Sustar kentine AraplarIn koydugu adIdIr. ilk AkamanI$ HakanI Kuru$ (Cyrus, Keyhüsrev) ile ilgili a$agIda yapIlan açIklamadan anla$IlacagI gibi, Sustar kenti Anzanit Türklerinin ya$adIgI bir bölgeydi.
340
iRAN DiLLERi
Araplar Cem$id'i Metosalih adIyla tanIrlar. Meto adI Türklere yabancI degildir. Hun hakanlarIndan biri Mete veya Mote adInI almI$tIr. Ba$ka birtakIm gelenekler, Cem$id'in Azerbaycan'a gittigini, orada güne$e kar$I altIn bir taht üzerinde oturdugunu anlatIrlar. Bu geleneklerin ilettikleri bilgiler, Cem$id'in bir Türk Anzanit HakanI oldugunu dogrulamaktadIr.
Olaylar ve anlatImlar iyice incelenince, M.Ö. 12. - 8. yüzyIllar arasInda yapIlan Medya ve iran sava$larIyla ilgili Asur yazItlarInda bulunan bilgilerin aynIsIna ula$IlmaktadIr.
Ula$Ilan bilgiler, bu dönemin tarihi olaylarInIn dogudan gelen Efrasyap ordularIyla Anzan Yöresinden çIkan Türk güçlerinin çe$itli zamanlarda ara sIra Asurlularla, ara sIra da birbirleriyle sava$malarI oldugunu göstermektedir. Bu dönemde daha ayrI bir iran soyu olu$mamI$tIr.
10.1.4. iRAN DiLLERi
iran'da ba$lIca dört dil vardIr.
1. Zentçe.
2. Eski Farsça (Parsça, Persçe).
3. Pehlevice (Huzvare$çe).
4. Parsice (Afgan ve Bülüç dilleri, Osetçe vb.).
Zentçe. Zent sözcügünün sözlükteki kar$IlIgI anlam ve yorum'dur. iran Peygamberi Zeratu$tra'nIn kitabI olan Avesta bu dilde yazIlmI$tIr [1].
[1] Zent, Avesta ve Zent Avesta deyimleriyle ilgili görü$ler dogu ve batI yapItlarInda degi$iktir.
341
iRAN
Türkçede din ayrImI yapmayan, inançsIz gibi bir anlamda kullanIlan zIndIk sözcügünün kökü zendik'tir. Geçmi$te zendik sözcügünün görünürdeki anlamI degi$tirilerek, dinde birligi bölen veya dinden ayrIlan anlamlarInda kullanIlmI$tIr.
Bu anlayI$, daha dogrusu iranlIlardan Anadolu toplumuna kadar geçen bu söz, Avestaya veya onun yorumlarIna inananlarIn daha önceki toplumlarI dinden ayrIlmakla suçladIklarInI gösterir. AyrIca a$agIda açIklandIgI gibi, iran'da Zaratu$tra ve Avesta dini ortaya çIktIktan sonra birçok kanlI sava$lar ve anla$mazlIklarla kar$Ila$mI$tIr.
Zentçenin bir Sami kaynaktan alInan kendine özgü bir yazIsI vardIr. Avestada bu yazI kullanIldIgI sIrada, iran'In batIsIndaki toplum ilk önce Türkistan'dan çIktIgI kesin olan çivi yazIsInI kullanIyordu. Zentçe eski Farsçaya çok yakIn olmasIna kar$In, degi$iklikleri de olan bir dildir. James Darmesteter'e göre Afganistan'In Zentçe konu$ulan bir bölge olmasI gerekir. Öteki yazarlarsa aksine, bu dilin kökünün Hirkaniye (Curcan), Medya ve Azerbaycan'a özgü oldugunu belirtiyorlar. Bu görü$lerin tümü bilimsel olmayan kestirimlerdir.
Eski Farsça (Parsça). AkamanI$lar döneminden kalan saraylar ve anItlardaki yazItlar üç dille yazIlmI$tIr. Bu diller Anzanit dili, Asurca ve eski FarsçadIr. Eski FarsçanIn yazIldIgI çivi yazIsI türünü ilk önce çözümleyen Georg Friedrich Grotefend'dir. Ondan sonra Eugene Burnouf ve Christian Lassen bu çivi yazIsI türünü tümüyle okumu$lardIr. AkamanI$ yazItlarInIn içerdigi sözcükler 400'ü geçmez. Bununla birlikte bu sInIrlI orandaki veri, eski Farsça dil bilgisinin ve ilk olu$umunun yeniden kurulmasIna engel olmamI$tIr.
342
iRAN DiLLERi
Kimi yazarlar eski FarsçayI Zentçenin daha eski bir biçimi sayarlar. Kimileri Zentçenin ortak Hint - Avrupa diline eski Farsçadan daha yakIn olduguna inanIrlar. Ba$ka bir dü$ünceye göre de Zentçe ve eski Farsça ara sIra birbirlerine baskIn olmu$lardIr. Eski FarsçanIn bütün sözcüklerinin yapIlarI ve söyleyi$leri bilinseydi, bu konuda daha kesin bir yargIya ula$Ilabilirdi.
Pehlevice (Huzvare$çe). Pehlevi dili PartlarIn kullandIklarI dildir. Eski FarsçanIn ya$adIgI dönemden 500 yIl sonra, Sasaniler döneminde daha Pehlevice konu$uluyordu. M.S. 3. - 7. yüzyIllar arasInda Zentçe yazIlmI$ din kitaplarInIn çeviri ve yorumlarI bu dilde yazIlmI$tIr.
Pehlevice yazIlar güçlükle anla$Ilan ve uyumsuz bir özellik gösterir. VarlIklarIn yerine kullanIlan adIllar, adlar ve eylem sözcüklerinin kökleri çogu kez Sami bir dildendir. Ekler, tamlamalar ve çekimler FarsçadIr. Ara sIra ekler ve ba$ ilgeçleri de kökler gibi Sami kökenli olabilirler. Farsça sözcükleri okutmak için Sami kökenli Aramice sözcüklerin bir gösterge gibi kullanIldIgI da görülür. Örnegin, anla$ma belgelerine Sasani hükümdar sanlarI malikan malika diye yazIlIr, sahan - $ah diye okunurdu. Bu tür belirtili yazI yöntemine Huzvare$ denmi$tir.
Kimi dogu yazarlarI Huzvare$ yazIsIyla ilgili iki yöntem iletirler. Birincisi, yukarIda deginilen Sami dilinde yazIp Farsça okuma yöntemidir. Örnegin, et anlamIna gelen kü$t yerine, be$er yazmak gibi. ikincisi, aynI anlama gelen Aramice ve Farsça iki sözcügü bir arada söylemektir. Örnegin, ekmek anlamIna gelen nan sözcügü yerine, nan - hubuz demek gibi. Bu tür uygulamalar Pehleviceyi kökünden çok uzakla$tIrmI$tIr.
343
iRAN
Parsice. Kimi yazarlara göre Parsice, Huzvare$ dili yapIsIndan arInmI$ olan bir Pehlevicedir. iranlI bir bilim adamInIn Pehlevice bir yazIyI okuma yöntemi bu dili dogurmu$tur. Bu durumda Sami dilinden göstergelerle belirlenen genel Pehlevi diline oranla, Parsi dilinin daha yeni bir olu$um biçiminin olmasI gerekir.
Parsi ve Huzvare$ dilleri ilkelerinde Parsça ve Zentçede görülen eski ögeler yoktur. Parsice daha çok günümüz FarsçasIna (Persian) yakIn bir dildir. Eugene Burnouf ve Friedrich von SpiegeVe göre, M.S. 11. yüzyIla kadar iran'da Parsice konu$ulmu$tur. Yeni Farsça yakla$Ik olarak Firdevsi'nin $ahname adlI yapItIyla ba$layan bir edebiyat dilidir.
Tarihi iran dilinin geçirdigi karI$Ik dönemler buraya kadar özetlenmeye çalI$Ilan düzenlemeyle açIklanmI$ olmaz. BirtakIm dönemlerde iran'da hükümdarlar, bilgeler, kamu görevlileri, toplum kendi içlerinde ayrI diller ve yazIlar kullanmI$lardIr. Sasaniler döneminde hükümdarlar ve soylu kesim kendilerine baglI olanlarla Huz (Kuz, Guz, Oguz) dilinde konu$urlardI. Eglence ortamlarInda yine Huz dili egemendi. Sevat Yöresinde toplum ileti$imde Süryani dilini kullanIrdI.
Yönetimin yaptIgI anla$malarda kullanIlan yazI ve dil, hükümdarIn ki$isel ileti$iminde kullanIlan yazI ve dilden ba$kaydI. Bilim, dü$ünce ögretisi ve tIp kitaplarI da degi$ik bir yazIyla yazIlIrdI. Tümüyle anla$Ilamayan yazIlar ve diller oldugu gibi, gizli kalmasI istenen yönetim bilgilerini kamunun bilmemesi için saray görevlilerinden ba$ka kimselerin kullanmasI kesinlikle yasaklanan yazI ve konu$ma yöntemleri de vardI.
Bütün bu karI$IklIklarIn ana dil üzerinde derin
344
iRAN DiLLERi
izler bIrakmadIgInI dü$ünmek dogal olarak yanlI$tIr. BirtakIm dilsel kanItlar, FarsçanIn yapIsal olu$umunda genellikle dI$ ögelerin etkili oldugunu gösteriyor. Bu ögeler arasInda Türkçe en önde gelmektedir. ilk bakI$ta kökleri Farsça sanIlan birçok sözcük Türkçeden geçmi$tir. Aramice ve Pehlevice arasIndaki birtakIm uyu$mazlIklar Türkçe ile Farsça arasInda da görülür.
Konu $imdiye kadar hiç incelenmemi$ oldugu için kIsaca birkaç örnekle dogrulanmasI gereksiz olarak görülmemelidir. Farsça sözlük BürhanIkatI'da can sözcügünün Türkçe kar$IlIgInIn zivindirik oldugu belirtilir. Zivindirik sözcügünün eskiden nasIl söylendigi belli degildir. Huzvare$ diliyle ilgili yukarIda verilen açIklamaya göre, zivindirik sözcügünün köküne yakIn bir sözcükten söz edilebilir.
FarsçanIn en eski söyleyi$lerinden Sogutçada jivan (zivan) sözcügü can anlamIna gelir. Canlanma anlamIna gelen Türkçe tirilme (dirilme) eyleminden türeyen ürik sözcügü de diri anlamIna gelir. Zivantirik, aynI anlama gelen zivan ve ürik sözcüklerinin birle$iminden olu$mu$ bir deyimdir. Bu aynI nan-hubuz bile$imindeki gibi iki dil arasInda olu$turulan bir ili$kili anlatIm biçimidir. Kü$t yerine be$er, $ehin$ah yerine malikan veya malika denilmesi gibi çeviri ve degi$tirme biçimi için de a$agIdaki örnek verilebilir.
Türkçede balIk sözcügü il, ilçe ve suda ya$ayan hayvanlarIn bir türü anlamlarInda kullanIlIr. FarsçanIn çe$itli söyleyi$lerinde il anlamIna gelen mah ve balIk anlamIna gelen mahi sözcükleri aynI ko$ullar altInda olu$mu$lardIr. YalnIzca bu iki örnegin varlIgI bile, iran'da ve çevresinde birtakIm dönemlerde FarsçanIn Aramice gibi Türkçeyle de karI$tIgInI ve birbirini açIklamak için kar$Ila$tIrIldIgInI gösterir.
345
iRAN
A$agIdaki tabloda belirtilen sözcükler FarsçanIn Türkçeden aldIgI ögelerin küçük bir bölümüdür.
TÜRKÇE FARSÇA
akkor : ak ate$, nar beyazI ahker
basa : çok, baskIn, üstün sonra, arkadan gelen (Uygurca) pes
çalangu: kahramanlIk, utku ve hakanlIk simgesi olan altIn ba$lIk çelenk
çay : Irmak, dere cuy
gu : ses gu (söyle)
hangar : kama hançer
kan hun
kIrt: küçük hurd, hürde
ki$i : insan, adam, kimse kes
kon : konut, yerle$ke, dag kemeri han, hane
konak kanak (Sogutça)
kor : yanan parlak ate$ hur (güne$)
manI$ (manImak) : yürüyü$, devinim, durum meni$
o, onlar o, an
para, parça (barca) pare
tamug : tamu, cehennem tamag (Sogutça)
tirek, tIrak : agaç draht, drah (Eski Farsça)
tüm : soguk (eski Türkçede) zem (kI$, soguk)
us : bellek, anlayI$, kanI, dü$ünce hu$
yara, yarIk yare
346
iRAN DiNi
Türkçe ile Farsça arasIndaki ili$kiyi açIklamak için yukarIda verilen örnekler yeterlidir. Günümüze kadar elde edilen bilgiler Medya ve iran'da dillerin karI$ImInIn ne zaman ba$ladIgInI kestirmeye yeterli degildir. Metler ve Parsovalar tarihte ilk ortaya çIktIklarI sIrada içlerinde Arami ve Farisi diye anIlan boylar vardI. Parsova boylarIndan birinin adI Marafiler dir (Maraphiens). Mar -efi adI Sami ve iran kökenli iki sözcükten olu$ur. ikisi de yIlan anlamIna gelir. Ermenilerin Metlere Marlar (yIlanlar) dedikleri birtakIm yapItlarda yazIlIdIr [1].
10.1.5. iRAN DiNi
iran'In ilk dini veya dinleriyle ilgili yeterli bilgiye daha ula$IlmamI$tIr. BatIda 20. yüzyIl ba$larInda dinlerin tarihini yazan tarihçilerin incelemeleri ve bilgileri daha çok olasIlIga dayanmaktaydI. Bu konuda J. Bricout a$agIdaki belirlemeyi yapmI$tIr.
"Eski dinlerin tarihlerinde birçok konularda anla$mazlIk vardIr. Genellikle bilgileri olu$turan yazIlar az ve silinmeler vardIr, yorumlar da ku$kuludur. Bolca yazIlI belgelerle dogrulanan Elen (Helen) ve Roma dinleri ile ilgili bilgiler bile bu niteliktedir. Ancak tüm öteki dinlerin tarihlerindeki ku$ku ve çeli$kiler iran - Pers dininin incelenmesinde görüldügü kadar çok ve çetin degildir".
Bu ku$kular, özellikle ilk ve son iran dinlerinin bir bütün olarak dü$ünülmesinden dogmaktadIr. Soy ve dil konularInda bütün anlamIyla bagImsIz ve sürekli bir
[1] Mar, büyük olasIlIkla hayvana tapma inancI ongun ile ilgili bir addIr. Orta Asya'dan MIsIr'a kadar yIlana tapIlan birtakIm dönemler olmu$tur. Hintlilerin kutsal kitabI Vedalarda yIlan tanrIsInIn izleri görülür.
347
iRAN
birlik gösteremeyen tarihi iran'In, dinde birligi korudugu dü$ünülmemelidir. iran dini kararlI bir duruma gelinceye kadar dogunun ve batInIn, daha dogrusu Türkistan ve Mezopotamya'nIn, öte yandan da Hindistan'In etkileri arasInda çalkalanmI$ ve çok kanlI degi$imler geçirmi$tir. Bu nedenle iran'In dini ya$amInI, dinin dü$üncelere ve olgulara yükledigi doga ötesi anlamlarda, dini törenlerde ve inançlar üzerinde aramaktan çok, yönetimdeki devrimlere karI$an kar$It topluluklarda aramak daha dogrudur. AkamanI$ HakanI Kuru$ kendi boyunu anlattIgI yazItta atasI Tehesp'in, Sümer ve Akat tanrIlarI Bel ve TVebo'nun saygI duydugu hakan soyundan geldigini belirtmi$tir. Bu yazItta iran ve iran dini olan Mazdeizm ile ilgili tek bir sözcük yoktur.
Kuru$ yazItta kendini Babil, Sümer, Akat ve dört bölge hakanI diye tanItmI$, atasIyla ilgili de " Susyan'a egemen olan büyük hakan" deyimini kullanmI$tIr. Gerek Kuru$, gerekse babasI iki dini varlIga inanmayI gerektiren Mazdeizmden çok, Elam ve Babil yörelerinde egemen olan dogacIlIk (natürizm) inancIna ve yerel tanrIlarIna baglI görünmektedirler. Dogu yapItlarInIn Sasani din adamlarIndan ilettigi bilgilere göre, 1. Daryüs'ün tahta çIktIgI döneme kadar iran toplumu dilde ve dü$üncede çok ilkel bir durumdaydI. insanlarIn isteklerini açIkça anlatma becerileri yoktu.
MedyalIlarIn ve Kuru$'un yöneticilikte ve uygarlIkta gösterdikleri ileri seviyedeki geli$melere kar$In, dildeki ve dü$üncedeki karI$IklIk ancak somut bir olguyla açIklanabilir. Bu olgu, Huzvare$ dilinde yeniden ortaya çIkan i$aretleme ve bilinmezlik yönteminin karI$IklIklar üreterek her $eyin anla$IlmasInI güçle$tirmesidir. Bu i$aretleme egilimi dogal olarak en çok din konusunda kendini göstermi$tir.
348
iRAN DiNi
A$agIda belirtildigi gibi, 3. AkamanI$ HakanI 1. Daryüs iran soylu kesimini olu$turan yedi boyun beyleriyle birle$erek yönetimi ele geçirdikten sonra dinde degi$iklikler yaptI.
Son iran Peygamberi Zaratu$tra aradIgI korumayI 1. Daryüs'ün babasI ve Hirkanya HakanI Kustasp'ta buldu. Bu dinin yayIlmasIna, iran geleneklerinin Hiyavunalar dedigi Hunlar kIlIçla kar$I koydular. Hunlarla yapIlan sava$ta bir Hun sava$çIsI Zaratu$tra'yI öldürdü.
1. Daryüs'ün egemenligi Türk boyu MuglarIn tümünün öldürülmeleriyle ba$lamI$tIr. Güvenilir tarihi belgelerin yazdIgI a$agIda belirtilen iki olay, ilk ve son iran dinlerinde yapIlan dönü$ümleri çok açIk bir dille açIklamaktadIr.
Ba$langIçta iranlIlarIn tanrIsI Türklerin gök tanrIsInIn somut niteliklerinden olu$mu$tu. iran tanrIsI "Gögün bütün çevresi" diye tanImlanIyordu. "TanrIlarIn en güçlüsü" oydu. Çünkü "Onun libasI (ceket) göklerin damIydI", gövdesi sonsuzdu ve tüm varlIklara egemen olan kutsal I$IktI. Gözleri Ay ve Güne$ti. Giderek TanrI ilk niteligini tümüyle koruyarak soyut bir varlIga dönü$tü. Neredeyse tümüyle nesneden soyutlandI.
Önceleri TanrIyI belirtmek için AsurlularIn simgesi kullanIlmI$tI. Heykel ustalarI onu Ninova anItlarI üstünde kanatlarInI açarak süzülen ve kanatlI bir çemberden gövdesinin yarIsI geçmi$ olarak yapmI$lardIr.
Daha sonra iran $ahlarInIn yüreklerine kendi buyruklarInI ileten uzun boylu bir hükümdar gibi gösterilmeye ba$ladI. AdI, her $eyi bilen anlamIna gelen Ahuramazda idi. AhuramazdanIn "sürekli iyilik yapanlar" adInda altI yardImcIsI vardI.
349
iRAN
Gerçekte bunlar Türk dinine benzeyen dogacI bir dinin Güne$, Ay, Yer, yeller, sular gibi dogal tanrIlarIydI. Ancak din nesnel $eylerden soyut ögelere dönü$tükçe tüm tanrIlar niteliklerini degi$tirdiler. Özü (ruhu) görünmeyen, en temiz olan, yakarI$a degen egemenlik, sonsuzluk, us ve bilgelik gibi soyut kavramlar dini inançlarda yerlerin, sularIn ve güne$lerin yerine geçti.
iran dini artIk Sami dinler gibi soyut varlIklara dayanan bir inançlar düzenine dönmü$tü. Bu dinin kendine özgü törenleri, evren olu$um ögretisi, töresel ilkeleri vardI. iran diniyle ilgili günümüzde var olan kaynaklar Sasaniler döneminde yazIlan kitaplardIr.
Part HakanI 1. Vologases iskender'in yIkImIndan kurtulan parçalarIn toplanmasInI buyurmu$tu. O dönemde ele geçenler bir araya getirilmeye ba$landI. Sonunda 6. yüzyIlIn ortalarInda 2. $apur dini yazIlarI derleyerek düzene koydu.
Tüm bu yapItlar arasInda eski bir dille yazIlmI$ birtakIm bölümler vardIr. Eski dille anlatIlan birtakIm dü$üncelerin AkamanI$ hakanlarI döneminde dini sayIlan yazIlardan sIzdIgI açIk olarak görülür. Ancak bütün AvestanIn güvenli olarak ilk içerigini korudugunu dü$ünmek biraz güçtür. Metler ve ParslarIn dinleriyle ilgili YunanlI tarihçilerin verdikleri çok az bilgi bile birçok konuda AvestanIn içeriginden degi$iktir.
Günümüzde AkamanI$ hakanlarInIn ne kötülük ve karanlIk tanrIsI Ankromanyoyu (Ehremen) tanIdIklarI, ne de iki tanrI ve iki varlIk dü$üncesinin sonraki dönemlerdeki açIklIgIyla AkamanI$ yasalarInda ayIrt edildigi ve düzenlendigi ileri sürülemez.
350
MEDYA VE iRAN UYGARLIGI
Metlerin ve ParslarIn inançlarI hiç ku$kusuz Sasanilerin sonradan topladIklarI Avesta inançlarIndan çok Türk dogacIlIk inancIna yakIndIr. YukarIda deginilen gök tanrI inancI bunu kesinlikle dogruluyor.
10.1.6. MEDYA VE iRAN UYGARLIKLARI
Mezopotamya'nIn batIsIndaki ülkelerle eski Asya arasInda olan bir karga$a iran ekinini yaratmI$tIr. Tarihe geçen iran ekininde ulusal ve özgün bir birlik yoktur. Uzun sInIrlarda çok hIzlI adImlarla ilerleyen AkamanI$ ordularInIn utkusu, çe$itli uygarlIklarIn ülkeyi düzensiz olarak etkilemesi sürecini ba$latmI$tI. AkamanI$ UygarlIgInda MIsIr, Fenike, Yunanistan, Asur ve Kalde'nin iyi uyarlanmamI$ etkileri görülür. AkamanI$lar öncesi Medya UygarlIgI, alt seviyeden ba$layarak dönemsel olarak üst seviyedeki geli$mi$lige dogru ilerleyen bir ekini gösterir.
Metler sanatta ve dü$üncede birçok kom$usundan daha yüksek seviyedeydi. Küçük Kafkas toplumlarInIn tunçtan yapIlan araç ve gerecin en kaba olanInI ürettikleri bir sIrada, aynI alanda Metler kendilerine özgü ve belirgin bir geli$me gösteriyordu. Son arkeolojik bulgular Metlerin üretiminin üç dönemde geli$tigini gösteriyor.
Birinci dönemde silahlar oldukça bayagIdIr. Çanak çömlek gibi $eyler sIradan ve gösteri$siz bir biçimde üretilmi$tir. Medya ülkesindeki birtakIm kaba gömütler çok eskiden, Ta$ Döneminde yapIlmI$tIr.
ikinci dönemde gömüt yapIlarI büyük bir geli$me göstermektedir. Bu dönemin gömütlerinde sIrayla konulmu$ tek parça ta$lar yerine özel olarak yapIlmI$ bölümler kullanIlmI$tIr.
351
iRAN
Son dönemde sanat, kendi özelliklerinin en üst düzeyine ula$mI$tIr. ArtIk tüm yapItlarda biçimler güzel duygular uyandIracak kadar çekici inceliktedir.
YalnIz bütün bu güzellikler içinde doganIn en kolay bir benzetmesi bile görülmez. YapIlan yapItlarda resim ve benzeri süslemeler yoktur.
iran'In kuzeyinde Met UygarlIgI ardI$Ik geli$melerle ilerledigi sIrada, küçük Kafkas uluslarI büyük çabalarla demir madenlerini i$letiyorlardI. KIsa süre sonra Gilan ve Tali$ çevrelerinde demircilikte gerçek bir devrim dönemi ba$ladI. ArtIk bu dönemin yapItlarIna yalnIz insan resimleri degil, örnegin bakIr kaplara i$lemeler de yapIlmaya ba$ladI. Geli$imini sürdüren iran süsleme sanatI günümüzde en güzel yapItlarInI üretmektedir.
Günümüze kadar bulunan yapItlara göre, bu sanat akImI M.Ö. 6. yüzyIlda yönetim üstünlügü Metlerden Anzanitlere geçtikten sonra ortaya çIkmI$tIr.
AvestanIn töresel ilkeleri en çok aile ya$amInI, toprak üzerinde çalI$mayI ve gerçegi benimsemeyi ögütlemi$tir.
Hakanlar en çok çocuk yeti$tiren ailelere yIllIk ödüller dagItIrdI. Kuru ve çorak topragI sulamak için suyollarI yapan çiftçilerin çocuklarInIn be$ ku$ak boyunca bu topragIn ürününü alma ayrIcalIklarI vardI.
Herodot, 1. Daryüs'ün FIrat IrmagInIn batI bölgesine özgü bitkileri yeti$tirmeyi ba$aran Anadolu'daki bir il beyini kutladIgInI yazIyor.
iran, yapI ve heykel sanatI yapItlarInI en çok Kaide ve Babil yapItlarIna benzetmeye çalI$mI$tIr.
352
METLER
10.2. iRAN TARiHi
10.2.1. METLER
Asur KiralI 3. Salmaneser'in M.Ö. 837 yIlInda yaptIgI bir sava$la birlikte Medya ve Pers adlarI tarihte ilk kez ortaya çIkmI$tIr. ParsovalarIn yurtlarI bu sava$In ayrIntIlarI arasInda açIkça öne çIkIyor. Parsovalar o sIralarda Zap ve Diyala IrmaklarInIn dogduklarI yöreler arasIndaki dar bir bölgede sIkI$Ik olarak ya$IyorlardI. Bu bölgede 27 beyin egemen oldugunun belirtilmesi, ParsovalarIn dagInIk bir boy düzeninde ya$adIklarInI göstermektedir.
iran kahramanlIk öykülerinin Madaylar diye andIgI Metler ovalIk bölgeye yerle$mi$lerdi. Metlerin kendi dönemlerine göre düzenli ve yerle$ik bir toplumsal yapIlanmalarI vardI. Toplum Muglar (Mage), Arizantlar, Buzlar, Strokatlar, Budiyalar, Paretaklar adlarInda altI boydan olu$uyordu. Bu yapI Hindistan'daki kast düzeninden çok, topluluklarIn olu$turdugu bir tür bagImsIz boy kümeleridir. Kastlar çe$itli düzeylerdeki toplumsal kesimlerdir. Boy ve topluluklarsa toplumun üst ve alt kesimlerini degil, bütününü olu$tururlar.
Muglar kesinlikle Türk Boyudur. Boyun büyükleri din adamlarI kesimini olu$turuyorlardI. Ba$ka birtakIm olasIlIklara göre de Strokatlar hayvancIlIkla ugra$an, Arizantlar sava$çI, Buzlar çiftçi, Paretaklar göçebe ve Budiyalar köle kesimlerdi.
Metlerin toplumsal yapIsInda ayrIca bir alsatçI kesim yoktu. Çünkü Metler ve Parsovalar ürün alIm satImInI onursuz bir ugra$I sayIyorlardI.
Günümüze kadar yazIlan birtakIm Met ve iran
353
iRAN
tarihlerinde Metler hiç temeli olmayan soy kümeleri içinde gösterilmi$tir.
Kimi batIlI tarihçiler bu boylarIn ikisinin Türk, ötekilerinin Ari oldugunu yazarlar. Kimileri ara$tIrma yapmadan çIkardIklarI sonuçlarI biraz daha ileriye götürerek, MuglarI Türk, BudiyalarI Arap, hayvancIlIk ile ugra$anlarI Pars, çiftçileri yerli ve sava$çIlarI Arya olarak varsayarlar. Bu soy kümelenmesini yapanlar MuglarIn Türk oldugunu onaylamakla birlikte, onlarIn da iranlIlar (Arya) gibi tasarlanmI$ dü$sel bir dili konu$tuklarInI ileri sürerler.
Bütün bunlar Asurcadan alInan toplumsal kesim ve boy adlarIndan çIkarIlan anlamlar ile o dönemde var olan uluslarIn ya$amlarI, ili$kileri ve anla$mazlIklarI üzerinde yapIlan kestirimlerdir. Örnegin BudiyalarIn Arap sayIlmasI, adlarInIn göçebelik (bedevi) ve çöl (badiye) ile dü$ünülen ili$kisinden dolayIdIr. Ancak M.Ö. 1200 veya 1000 yIllarInda Medya kesin olarak önde gelen bir Türk, bir TuranlI yurduydu. Met toplumunun bir bölümünü Türklerin olu$turdugunu atIk bütün batIlI tarihçiler de açIkça belirtmektedirler.
YunanlI tarihçi Herodot boy örgütlenmesini oldugu gibi yazdIktan sonra, Metlerle ilgili bütün bir açIklama da yapmI$tIr. Herodot'a göre, Metler genel olarak hayvan sürüleriyle geçinen bir ulustu ve atlarI, sIgIrlarI, koyunlarI, keçileri vardI. Bekçi köpekleri beslerlerdi. Bir yerden ba$ka bir yere göçerken arabalara binerlerdi. ArabalarIn tekerlekleri, günümüz kagnIlarI gibi kalIn agaç kütüklerinden yapIlmI$tI.
Boylar erkegin egemenligi altIndaydI ve erkek birkaç kadInla evlenirdi. Metlerin boy düzeninde ya$amalarI, genel birliklerini kötü yönde etkilemezdi. Ulusa kar$I
354
METLER
olu$an kötü durumlarda birle$irlerdi. Metlerin Asurlular ile tarihte ikinci kez kar$Ila$malarI Asur KiralI 5. Samsi-Adad dönemindedir. 5. Samsi-Adad, 3. Salmaneser'den sonra gelen kIraldIr. Asurlular bu tarihte Medya üzerine büyük bir akIn yaptIlar ve çetin bir sava$tan sonra Metleri yendiler. Sava$In sonuçlarIndan saldIrInIn korkunçlugu anla$IlmaktadIr. 5. Samsi-Adad'In ordusu Asur'a dönerken büyük bir esir toplulugu da getirdi. Binlerce at ve öteki hayvanlar yagmalandI.
M.Ö. 824 - 812 yIllarI arasInda olan bu sava$ sonunda Metler, yayIlmacI Asurlulara belirli bir yIllIk vergi ödemek ko$uluyla barI$I sagladIlar. Ancak bu durum Metlere agIr geldi ve 5. Samsi-Adad'In oglu 3. Adad-Nirari döneminde M.Ö. 810 yIlInda yapIlan anla$ma bozuldu. Asurlular yeniden Medya'ya girdiler, yalnIz önceki kadar büyük ba$arI elde edemediler. Üstelik AsurlularIn yenildikleri bile söylenebilir.
Asur KiralI 3. Adad-Nirari'nin ya$amI boyunca Medya'ya yedi kez akIn yaptIgI tarihi belgelerde yazIlIdIr. Bu yazIlI tarihi belgeler, Metlerin dü$manlarIna çok güçlü olarak kar$I koyduklarInI göstermektedir. Asurlular bu yineledikleri akInlarIn hiçbirinde, ilk geldikleri yerden ileri gidememi$lerdir.
Medya tarihinin 60 - 70 yIlI ba$tan sona sava$larla geçmi$tir. Asur KiralI 3. Tiglat-pileser M.Ö. 745 yIlInda tahta oturduktan sonra ilk i$i Medya'ya saldIrmak olmu$tu. Bu saldIrI Medya için gerçek bir yIkIm oldu. 3. Tiglat-pileser Metlerin ülkesine girince önceki Asur kIrallarI gibi kar$IsInda birle$mi$ bir boylar ve oymaklar ordusu buldu. iki ordu da birbirine saldIrIyordu. Sava$ sonunda Asur ba$kentine yine binlerce esir ve birçok yagmalar getirildi.
355
iRAN
3. Tiglat-pileser'in bir Beyi AsurlularIn Bikni (Billurdag) adInI verdikleri Demavent DagIna kadar ilerledi. Onlar için yeryüzünün kuzey sInIrI bu dagda bitiyordu. M.Ö. 737 yIlInda Medya büyük bir karga$a sonucunda ba$tanba$a yagmalanmI$tI. Bu karga$ada en uzak ovalar, en engebeli daglar a$IldI. Bütün ülkede bir yIkIm ya$andI. Medya bu çok kötü durumun içinde varlIgInI kaybetmiyor, aksine daha sonraki bir geli$meye hazIrlanIyordu.
AsurlularIn amacI bu geli$meye önceden engel olmaktI. Bu nedenle M.Ö. 737 yIlIndaki karga$adan 15 yIl sonra, 722 yIlInda Sargon (Sameriye) ilini ele geçirerek israil OgullarI toplumunu Mezopotamya'ya ve Medya'ya ta$ImI$lardI.
Yahudiler bu tarihte Habur IrmagI kIyIlarIna ve Met yurtlarIna dagIldIlar. M.Ö. 715 yIlInda 3. Tiglat-pileser son bir yayIlma dü$üncesiyle Azerbaycan'a girdi. Urmiye Gölünün güneyinde Mannaylar ile yapIlan sava$I yayIlmacIlar kazandIlar. Mannaylar bir Met boyuydu. MannaylarIn beyi Dayakko AsurlularIn eline tutsak dü$tü. AsurlularIn tutsak aldIklarI büyük insanlarI sag bIraktIklarI seyrek görülürdü. Buna kar$In, nasIlsa Dayakko'nun ya$amInI korudular. Kendisini ailesiyle birlikte Suriye'deki Hama kentine gönderdiler. Medya bir süre daha AsurlularIn egemenligi altInda kaldI.
Dayakko adI yazIlI eski Yunan belgelerinde Met HakanlIgInIn kurucusu olarak belirtilen Deyokes'tir (Deioces). Bununla birlikte adlar arasIndaki benzerlik, AsurlularIn tutsak ettikleri Dayakko'nun Met HakanI oldugunu kanItlamaz. Çünkü Met HakanI olan Dayakko' nun Medya HakanlIgInI kurduktan sonra ülkeden çIktIgIyla ilgili tarihi bir belge yoktur. Dayakko'nun tutsaklIgI Metlerin kar$I koyma gücünü kIrmamI$tI.
356
METLER
Sennaçerib'in (Sennacherib) oglu KIral Esarhaddon döneminde, yakla$Ik olarak M.Ö. 674 yIlInda Asurlular Medya'ya bir kez daha girdiler. Asur ordusu Demavent DagIna kadar ilerledi.
Medya'nIn M.Ö. 788 - 708 yIllarI arasIndaki 80 yIllIk tarihinde ilgilenilmesi gereken en önemli olay Arbak.es [1] adInda bir Beyin ortaya çIkI$IdIr. Bu Bey Metleri kendi yüksek yönetimi altInda birle$tirerek Asurlulara kar$I koymu$ ve üstelik birkaç kez onlarI yenmi$ti. Dogrusu sava$larIn o denli uzamasI ve 5 - 10 yIlda bir ortaya çIkan bir hastalIk dönemi gibi yinelenmesi, Asur ve Met ordularI arasIndaki sava$larI Asur yazItlarInda yazIlanIn aksine sürekli AsurlularIn kazanmadIgInI gösterir. Asurlular bu dönemde ancak Metleri geçici bir vergiye baglayacak kadar ba$arI elde edebiliyorlardI.
Eski YunanlI tarihçi Ctesias de Cnide Büyük Met HakanlIgInIn Arbakes Bey ile birlikte ortaya çIktIgInI ve ondan sonra ilk iran yönetimini kuran Kuru$ (Keyhüsrev) dönemine kadar sürdügünü belirtir. Ctesias de Cnide bu hakan boyunun ileri gelenlerini ayrI adlarla belirtmi$tir. Arbakes'ten sonra gelen hakanlar Mandok ve Susarmus'tur. Kimi tarihçiler Mandok ile Dayakko'yu aynI ki$i olarak gösterirler.
YukarIdaki bilgilere göre, Met HakanlIgInIn hakan Dayakko'nun ortaya çIkI$Indan 80 yIl önce kuruldugu dü$ünülebilir.
Herodot'un ilettigi sözlü anlatImlara göre, Dayakko bir hakan boyundan degildi. Kendisi boy toplulugu
[1] Arbag sözcügü Türkçede büyü (bagI) anlamIna gelir.
357
iRAN
içinde çok yogun töreye baglIlIk ve dogruluk duygusu ta$Iyan bir kimse olarak tanIndI. Bir köyden bir boya, daha sonra bütün ülkeye yayIlan bu ün, Dayakko'nun konutunu kendiliginden olu$an bir yargI evi ve töre kapIsIna çevirmi$ti. Birbirleriyle anla$amadIklarI durumlarda insanlar yargInIn sözünü duymak için ona geliyorlardI. Bir süre sonra Dayakko ki$isel çalI$manIn büyük bir toplumun yasal (tüzel) düzenini saglamaya yetmeyecegini anladI ve yargI evini kapattI.
YalnIz Metler yargI için yine Dayakko'yu aradIlar ve sonunda onu Met HakanI yaptIlar. Dayakko hakanlIga seçildikten sonra Hangmatana ili (Ekbatan, Hemedan) Met HakanlIgInIn ba$kenti oldu. Ulusunun özüne girmeyi bilen büyük insan Dayakko, birtakIm yönetim örgütü yapIlarInI Asur'dan aldI. M.Ö. 708 - 655 yIllarI arasIndaki hakanlIk dönemi süresince, bütün boylarI birle$tirerek Met Ulusunu olu$turmak için ugra$tI.
Asurlular bu sIrada bütün güçleriyle Dogu Anadolu Bölgesini ele geçirmeye çalI$IyorlardI. Babilliler ve Elamlarla ugra$tIklarI için Metlere ayIracak zamanlarI yoktu.
Dayakko döneminde Asurlular yalnIz Ellipi denilen Kirman$ah Bölgesine saldIrabildiler. Ülkenin öteki bölgeleri dirlik ve güvenlik içindeydi. Hangmatana ilinde Dayakko büyük bir saray yaptIrarak burayI ba$kent yaptI. HakanlIgIn bütün varlIklarI yedi kale duvarIyla korunan Hangmatana sarayI içindeydi.
Dayakko'dan sonraki hakanlar sIrayla, Fraortes (Phraortes), Kiyaksares (Cyaxares) ve As tiyage s!'tir (Astyages). Fraortes ülkesinde yararsIz ve verimsiz bir özveriden ba$ka anI bIrakamayan mutsuz bir hakandI. Çok kIsa süren ya$amI kendisinin ki$iligiyle ilgili tam
358
METLER
bir dü$ünce olu$turabilecek yeterlilikte bilgi üretmedi.
Hakan Fraortes'in ba$kent Hangmatana'daki yeni yönetim çevresinde bütünüyle bagImsIz ve onurlu bir yurt yaratma dü$üncesinde oldugu anla$IlmaktadIr. Bu dü$ünce büyük özünde yIllarca güçlü ve hIrçIn bir istencin kaynagI olmu$tu. HakanlIgInIn ilk günleri ParslarIn ya$adIgI yerleri Met bayragI altInda toplama ugra$Iyla geçti.
Hakan Fraortes'in amacI ulusal ve konumsal birligi sagladIktan sonra, ülkesinin Asur'un varlIgIna kattIgI ödenmemesi gereken yIllIk vergi borcundan kurtulmaktI. Gerçekte bundan daha büyük bir görev ve mutluluk olamazdI. Ancak bu görev ba$arIlamadI. Çünkü kar$IlarIndaki dü$manIn elinde o dönemin en kusursuz ve yetkin ordularI vardI. Buna kar$In Met ordusu düzenli bir sava$çIlIk ya$amIna daha girememi$ti. SilahlarI sIradan ve etkisizdi.
Asur sInIrInda girdigi ilk sava$ta, Hakan Fraortes bu gerçegi anladIgI sIrada i$ i$ten geçmi$ti. Fraortes bu sava$ta öldürüldü. Yenilgi Metler için önemli bir ders oldu. Fraortes'in öldügü gün dogan çocugu at üstünde büyümeye ba$lamI$tI. Metlerin ordusu artIk ki$isel buyruklarIn yönetimiyle davranan dagInIk ve düzensiz bir ordu degildi.
Fraortes'in yerine geçen Hakan Kiyaksares, kIsa bir sürede Asur süvarilerinden daha çok sayIda, silah ve egitim açIsIndan çok daha üstün bir ordu yeti$tirdi. Metler ilk uygun durumda silahlarIyla sInIrI geçerek Asur'u ele geçirdiler. Ninova kenti de ku$atIldI, ancak beklenmeyen bir engel ortaya çIktI. Ninova açlIktan dü$ecegi sIrada Orta Asya'dan gelen Çitlerin (SakalarIn) Medya'ya girdikleri bilgisi ula$tI.
359
iRAN
Metler yurtlarInI kurtarmak için ku$atmayI kaldIrarak ivedilikle bir barI$ anla$masI yapIp ülkelerine döndüler. Ordu birlikleri yorgundu. Met ordusu gelinceye kadar Çitler (Sakalar) Derbent ilinden Alan DaglarInI a$mI$ ve Azerbaycan'a girmi$ti. Kiyaksares, Urmiye Gölünün kuzeyinde Çitlerle kar$Ila$tI.
Özlerinde aynI gücü ta$Iyan iki karde$ ku$ak arasInda üzücü bir yurt ve ya$am kavgasI ba$ladI. Daha kökenindeki gücü ve ulusal baglarInI koruyan Orta Asya Çitleri yorgun olan Metleri yendiler. Hakan Kiyaksares Çitlerin önerilerini dinledi, ancak benimsemedi. Bunun üzerine Çitler bütün ülkeyi yagma etmeye ba$ladIlar.
Çit ordusu Medya'ya yerle$mi$ti. YaptIklarI akInlar Akdeniz kIyIlarIna kadar uzanIyordu. Çitler Medya'yI ele geçireli 28 yIl olmu$tu. Hakan Kiyaksares, yurdunda Çitlerin tutsagI gibi ya$Iyordu. Bir gün düzenledigi bir tuzakla Çitlerin Ba$bugunu öldürttü. M.Ö. 615 yIlInda Çitler (Sakalar) öndersiz, dagInIk ve üzgün bir kar$I koyma giri$iminden sonra çevreye dagIldIlar.
ArtIk her $ey dogal durumuna dönmü$tü. Hakan Kiyaksares ülkeyi Çitlerin elinden kurtardIktan bir süre sonra Asurlulara kar$I Babil KiralI 2. Nabukodonosor ile anla$tI. YapIlan anla$ma geregince, Dicle IrmagInIn dogdugu yerden KIzIlIrmak'a kadar uzana ve Lidya topraklarIyla sInIr olan bölge Metlere bIrakIldI.
Hakan Kiyaksares batIya yöneldi ve kar$I koyan yerleri kolaylIkla ele geçirdikten sonra LidyalIlarla kar$Ila$tI. Lidya o sIralarda Hakan 2. Alyat'In (Alyatte) yönetimindeydi. Sava$ aralIklarla altI yIl sürdü. Kar$It iki ordudan hiçbiri kesin olarak yenilmiyordu. M.Ö. 28 MayIs 585 tarihinde Güne$ tutulmasI oldu. Bu doga olayI Metler ve LidyalIlarIn anla$malarIna neden oldu.
360
KURU$ ÖNCESi VE SONRASI
O dönemde büyük bir kutsal anlamI olan bu olay kar$IsInda, aynI bo$ ve ilkel inançlarI ta$Iyan Met ve Lidya sava$çIlarI bir anda silahlarInI bIraktIlar. Babilliler arada yargIcI olmu$tu. KIzIlIrmak iki ülke arasInda dogal sInIr sayIldI. Bu olaydan bir yIl sonra Kiyaksares öldü ve yerine Astiyages geçti.
Hakan Kiyaksares tüm anlamIyla yargIya varma ve uygulama yetenegi olan güçlü bir yenilikçiydi. Onun yönetim döneminde Met ordusu, daha önce kendisini yenen Asur ordularInI yok edecek güce ula$mI$tI. Bu güç onun Dogu Anadolu'ya egemen olmasInI saglamI$tI.
Ne yazIk ki, yerine geçen Astiyages ise gösteri$ten ba$ka bir $ey beceremeyen güçsüz biriydi. Hangmatana sarayIna boyunlarIndan altIn zincirler sarkan kIrmIzI giysili hanImlarI, dostlarI doldurmaktan ve birtakIm törenlerle oyalanmaktan ba$ka bir $ey bilmiyordu. Birdenbire büyük ölçüde yozla$an bu saray toplumun gözünde igrenç bir gösteri$ yuvasI olmu$tu. ilk AkamanI$ HakanI Kuru$ ordusuyla Medya'ya girdigi sIrada toplum yalnIzca kendisine baglIlIgInI bildirmi$ti. Böylece, Met Hakan Boyu dü$üyor ve yerine AkamanI$ Hakan Boyu geliyordu.
10.2.2. PARSLAR 10.2.2.1. KURU$ ÖNCESi VE SONRASI 10.2.2.1.1. KURUS'UN DOGU$U
Metler bölümünde ParsovalarIn Diyala ve Zap dereleri arasInda ya$adIklarI belirtilmi$ti. Zap IrmagI tek degil, iki ayrI koldan olu$ur. Biri Azerbaycan'In Kutur ilçesi yöresinden, öteki de Süleymaniye'nin
361
iRAN
dogusundaki daglardan çIkarak Dicle IrmagIyla birle$ir. Bu kollara YukarI Zap ve A$agI Zap adlarI Asurlular döneminde verilmi$tir. Diyala IrmagI iran'In Erdilan ilinden dogar. Çe$itli yönlerde kIvrImlar olu$turarak güneybatI yönünde akar ve ötekiler gibi Dicle IrmagIyla birle$ir.
Diyala IrmagI yatagInIn kuzeydogusunda Zagros (Loristan) DaglarI ve güneydogusunda da Huzistan ili vardIr. Huzistan ili, tanInmI$ kenti Ahvaz adIyla da anIlIr.
AkamanI$ HakanI Kuru$'un (Cyrus, Keyhüsrev) ilk iran HakanlIgInI kurdugu Susyan ülkesi Huzistan'da dIr. Susyan'In ba$kenti, günümüzdeki $ü$ter kenti yakInlarInda kalIntIlarI görünen Sus kentiydi. Sus adI çok eskidir. M.Ö. 2200 - 2100 yIllarInda aynI kenti ba$kent yapan Elamlar onu yine bu adla anIyorlardI.
Kimi batIlI tarihçiler eski YunanlI tarihçilerden ileterek Susyan'a Ukuzlar ülkesi (Pays d'Uxiens) adInI vermi$lerdi. Sus, Susyan, Huz, Ahvaz, Ukuz veya Ukzi deyimlerinin çe$itli dönemlerde birbirinin yerine geçmi$ ve tek bir sözcükten türedigi açIktIr. Kimi tarihçiler Sus adInIn Farsçada susam çiçegi anlamIna gelen sevsen veya süsen sözcügünden türedigini, kimileri de Hintçede $ekerkamI$I anlamIna gelen hus sözcügünden türedigini dü$ünmü$lerdir. Bu olasIlIklarIn ne kadar dü$ük oldugunu belirtmeye gerek yoktur.
Sus adInIn kökenini, Sami dillere özgü bir kullanIm sonucunda Gus biçimini alan Ogus deyiminde aramak gerektigini gösteren birçok kanIt vardIr. Samiler OguzlarI Guzlar veya Guslar diye adlandIrIrlar. Oguz sözcügü Türkçede dere anlamIna gelir. Bu sözcügün bir dönem Oguz, Uguz biçimlerinde de kullanIldIgI çe$itli
362
KURU$ ÖNCESi VE SONRASI
Türk dillerindeki kar$IlIklarIndan anla$IlIr. Küçük ordu ve boy düzeninde ya$amak için geni$ alanlar ve dere boylarI arayan uzun boylu, uzun saçlI ve gür sakallI Türkler Oguzlar adInI almI$lardIr.
Sami dillere, Sanskritçeye, Farsçaya Türkçeden geçmi$ kökü s ile ba$layan sözcüklerin ba$Indaki s genellikle k veya h harfiyle degi$mi$tir. Örnegin, Türkçede kökü sarIg olan ve renk belirten sarI sözcügü Sanskritçeye hari, Farsçaya zar (altIn) veya zard olarak girmi$tir.
YunanlI tarihçiler Medya'daki Zagros DaglarInda ya$ayan OguzlarIn adlarInI Cosse, Uxie diye çarpItarak degi$tirmi$lerdir. M.Ö. 64 - M.S. 24 yIllarI arasInda ya$amI$ AmasyalI Strabon'a göre, Susyan'In dogusunda yükselen ve onu Farsistan'dan ayIran daglIk bölgeye Uxie denir. Bölgedeki Irmaklar Farsistan'a güçlükle geçit veren engebeli ve dar dereler olu$turur. Bu yörede Uxieler ya$ar. Daha kuzeyde Kossa ülkesi vardIr. BurasI da yüksek daglarla çevrilidir. Medya'nIn güneyinde ve Susyan'In dogusunda olan Ukzi Yöresindeki daglar Kosseenler (Monts de Cosseenes) adInI alIr.
Kosoylar (Cosses) ve Okzilerin (Uxies) Türk olduklarIna en ufak bir ku$ku yoktur. Birçok batIlI tarihçi Susyan'da konu$ulan Anzanit dilinin bir Turan agzI oldugunu ve Kosoylarla Anzanitlerin aynI ulus olduklarInI açIkça belirtiyorlar. Öyleyse aynI ulusun, aynI anda Oguzlar ve ba$ka bir ulus olabilecegi nasIl dü$ünülebilir ? Kimi batIlI tarihçiler Loristan ve Huzistan daglarInda ya$ayan OguzlarI günümüzdeki Bahtiyarilerle ili$kilendirirler. Bahtiyariler de Türk'tür ancak bir iran dili konu$urlar. Alfred Maury onlarIn yüz biçimlerinde Türk özelliginin baskIn oldugunu belirtir. Loristan'da Türklügün izleri daha tümüyle yitmemi$tir.
363
iRAN
Bahtiyarilerle kom$u olarak ya$ayan dört büyük boydan ikisi, Ku$göllüler ve Gündüzlüler (veya Kunduzlu) diye anIlIrlar.
iran HakanI Kuru$, kendisinin Anzan ilinde ya$ayan bir hakan boyundan geldigini bildirmi$tir. Anzan veya Ansan OguzlarIn ya$adIgI bir Huzistan (Oguzistan) iliydi.
Eski Yunan ve iran gelenekçileri Kuru$'un dogu$u ve soy özelliklerini belirlemek için birbirine yakIn kimi öyküsel olaylar yazarlar. Delf tapInagI din adamlarI da a$agIdaki öngörüde bulunmu$lardI.
"Bir gün bir ester Metlerin hakanI olacaktIr. O sIrada, ey güçsüz ayaklI LidyalI ! SakIn durma, çabucak Ermüs kumluklarIna kaç ve korkmaktan utanma !"
Bu söylenceyi ileten Diyodor, öngörünün anlamInIn iran'In Lidya'yI almasIndan sonra anla$IldIgInI yazIyor. O dönemin kahramanlIk öykülerine göre, Kurus'un annesi MedyalI ve babasI da Pars'tI. Delf TapInagInIn öngörüsündeki ester deyimini kimileri sonradan bu karI$ImIn belirtisi gibi yorumladIlar.
Son incelemeler Kurus'un dogu$unu konu alan öykülerin Kurus'un soyuyla ilgili bir önemi olmadIgInI göstermi$tir. YukarIda belirtildigi gibi, ParslarIn ve Metlerin soylarInIn ayrI oldugunu gösteren bir kanIt yoktur. Aksine YunanlI tarihçilerden alInan bilgilere göre, Medya ve Pars yörelerinde ya$ayan insanlar aynI dili konu$uyorlar ve aynI giysileri giyiyorlardI. Ancak bu benzerlik, kimi tarihçilerin sandIgI gibi iki yanIn ariligini destekleyen bir kanIt degildir. Kurus'un geldigi hakan boyu ne kadar Parsovaysa ve ne kadar Ariyse, o kadar da TuranlIydI.
364
KURU$ ÖNCESi VE SONRASI
YukarIda soy ve dil konularInda verilen bilgiler burada daha geni$ bir açIdan incelenebilir.
Kuru$ döneminden kalan yazItlarda yalnIz Anzan' In geçmesi, iran ile ilgili bir sözcük veya deyimin bulunmamasI, iran ve iranlI adlarInIn ancak 1. Daryüs' ten sonra ortaya çIktIgInI gösterir. Eger Metlerin ve ParsovalarIn soylarI ortaksa, aradaki bagIn iranlIlIk degil Anzanitlik olmasI gerekir. Anzan'da eskiden beri bir Turan dilinin konu$uldugu artIk kararsIzlIkla kar$Ilanacak bir konu olmaktan çIkmI$tIr.
Kurus'tan sonra gelen iran hakanlarI yazItlarInI üç dilde yazdIrmI$lardIr. Birincisi bir Sami dili olan Babil dilidir. Kaide ve Elam'dan Fenike'ye kadar bu dil kullanIlIyordu. ikincisi hakanlIgIn dili olan eski FarsçadIr. Üçüncüsü de KosoylarIn kullandIgI Turan dili AnzancadIr.
Jacques de Morgan'a göre de o tarihte bütün Susyan OvasInda ve güneybatI daglarInda bu Turan dili konu$uluyordu. Sus ilinde bulunan birçok Elamca ve Anzanca yazIlar, Anzan ve Susyan ülkelerinin birbiriyle sIkI bir ili$ki içinde oldugunu ve aynI dili konu$tuklarInI kanItlamI$tIr. Anzan dili, AkamanI$lar dönemine kadar kullanIlan yeni Anzanit dilinde ya$amI$tIr.
Behistan (Bisütün, Bisütun, Bisutun) kayalIgInda bulunan yazItIn üçüncü bölümünün bir Turan dilinde yazIldIgInI ilk kez Sir Henry CresIuicke Rawlinson anladI. Birçok inceleme ve çalI$madan sonra yeni Anzanit dilinin temel kurallarInI buldu. Çok kIsa bir süre içinde bu dili Metlerin konu$tugu dü$üncesi geli$ti. Sir Henry Creswicke Rawlinson'dan sonra François Lenormand, Edujin Norris, Jules Oppert gibi bilim adamlarI aynI dü$ünceyi korudular ve izlediler.
365
iRAN
Ancak incelemeler ilerledikçe Anzanit dilini Metlerin konu$tugu dü$üncesi de geli$medi. Joseph Halevy 1880 yIlInda Yahudilik Ara$tIrmalarI ve HIristiyanlIk Dü$üncesi adlarIndaki iki dergide yayInladIgI yazIlarda, Kurus'un bir Anzanit HakanI oglu oldugunu ortaya koydu. Halevy'nin savI öncekinden daha açIk ve kesindi. AkamanI$lar döneminden kalan yazItlarda üçüncü bölümde bulunan yazIlarIn Metçe degil, Susyan dilinde yazIlmI$ olmasI bu savIn temelini olu$turur.
Öteden beri bilim çevrelerinde ya$ayan ve egemen olan anlayI$ daha çok bu konu üzerinde yogunla$mI$ gibidir. Oysaki Anzanitlerin, Metlerin ve ElamlarIn bir dönem aynI dili kullandIklarInI çürüten hiçbir bilimsel kanIt yoktur. Daha yeteri kadar ilerlememi$ olan yer adlarI (toponimi) ve dillerin bilimsel incelemeleri arasInda birbiriyle ili$kilendirilmemi$, dagInIk öyle ana ögeler ve gerçekler vardIr ki, Medya'dan Mezopotamya' ya, oradan Huzistan'a ve iran'a kadar uzanan geni$ bölgelerde Türkçenin egemen oldugu bir dönemin varlIgInI en açIk kanItlarla dogrular. Gerçekte bu dönemin olaylarInI dogru anlamadan Kurus'un kurdugu AkamanI$ HakanlIgInIn yapIsI yeteri kadar anla$Ilamaz.
Elam egemenliginin en üstün döneminin M.Ö. 2200 veya 2100 yIllarI olduguna yukarIda kIsaca deginilmi$ti. AkamanI$lar döneminde oldugu gibi, bu dönemde de Elam hakanlarI Sus kentini kendilerine ba$kent yaptIlar. ElamlarIn egemenlikleri batIda Akdeniz kIyIlarIna, dogudaysa Baktriyan'dan öteye Dogu Türkistan'a kadar uzanIyordu. Bir FransIz bilim adamInIn deyimiyle, Zagros DaglarInda ya$ayanlar Çin UygarlIgIndan sIçrayan kIvIlcImI çevreye yaydIlar.
366
KURU$ ÖNCESi VE SONRASI
Bu uygarlIgIn be$igi Türkistan'dI. Elam HakanlIgInIn büyüklügü ve görkemi pek uzun sürmedi. M.Ö. 2300 yIlIna dogru Hammurabi'nin Sus iline egemen oldugu görülür.
Hammurabi hangi soydan, hangi ulustan olursa olsun, onun dönemi Susyan ülkesinde Sami bir dilin yönetim dili oldugu bir dönemdir. Bu dönemde güneyden kuzeye dogru aynI bölgeye yeniden Samiler sessizce yayIldIlar.
Bundan sonra, bütün a$amalarI daha karanlIk içinde duran uzun yüzyIllar sava$larla geçti. Elam hakanlarI ülke ve ordu yönetim düzenlerini Susyan ba$kentinde yeniden kurdular. Hakan Kotrok Nakonta' nIn oglu Kin Kinak Sus ilinde yeniden yirmi tapInak ve bir o kadar gömüt yaptIrdI. YapIlardaki eski ta$ direkleri yeniden onararak üzerlerine dini yazItlar yazdIrdI. Bu yazItlar yine Sami bir dilde yazIlmI$tIr. Ancak hakanIn ve çocuklarInIn adlarI Türkçe olarak altlarInda yazIlIdIr.
Bu tarihi belge Elam hakanlarInIn Türklügünü ve Hammurabi'den önceki dönemde Türkistan'dan Akdeniz' e kadar egemen olan Susyan yönetiminin bir Türk -Oguz HakanlIgI oldugunu kanItlamaktadIr. AyrIca bu belgeye Babil ve Asur yer adlarInI inceleme çalI$masInIn (toponimi) belgeleri de eklenmelidir. Babil'in en eski adI Tintirki'dir. Tintirki sözcügü eski Türkçede ya$am agacI anlamIna gelir.
BatIlI bilim adamlarI da Tintirki sözcügünün eski Türkçede ya$am agacI anlamIna geldigini belirtmektedir. Hayat agacI Babil'in ortasInda kutsal sayIlan bir agaçtI. Bütün bu gibi izler artIk tarihin somut bilgilerini olu$turmaktadIr. M.Ö. 2200 yIlInda Orta Asya ile
367
iRAN
Akdeniz arasIndaki bölgeye Susyan ülkesinden egemen olanlarIn, Mezopotamya ile Oguz (Zagros) DaglarI arasInda ya$ayan ve Elamlar diye anIlan bir Türk toplumu oldugunu bu bilgiler açIkça göstermektedir. M.Ö. 8. ve 7. yüzyIllarda ortaya çIkan Medya, Asur ve Babil sava$larI, aynI bölgeler üzerinde olu$an soy ve yönetim üstünlükleri elde etme amacInIn tarihe geçen son örnekleri olmu$tur. Medya HakanI Kiyaksares döneminde Babillilerle yapIlan anla$ma, eski Elam HakanlIgIndan geriye kalanlarI ikiye bölmekten ba$ka bir $ey degildi.
Babil'in egemenligi Suriye ve Filistin'e kadar uzanIyordu. Hangmatana ise gerçekte Asur ülkesini, Azerbaycan'I ve oradan Kapadokya'ya (Nev$ehir) kadar uzanan bölgeyi yönetiyordu. Asur'un tam ortasIndaki Zap ve Diyala IrmaklarI arasInda sIkI$an Parsovalar Susyan'a indikten sonra Elam egemenligine girmeyi dü$ündüler.
Eski Elam hakanlarI gibi Anzan Türkçesi konu$an Kurus'un amacI, Medya ve Babil'in payla$tIgI eski Elam kalIntIsInI birle$tirmekti. Bunu ba$armak için yapIlacak ilk i$ Babil üzerine yürümek degil, Met HakanI Fraortes' in dü$ündügü gibi küçük ve bagImsIz beyliklerde ya$ayan kom$u ve soyda$ boylarI, Metleri, OguzlarI ve ParsovalarI bir araya getirmekti. Hakan Kuru$ Metlerle ParsovalarI birle$tirerek bu amaca ula$tI.
10.2.2.1.2. AKAMANI$LAR
Hakan Kuru$ ba$arIlarInI biraz da boyunun kendinden önce Susyan'da kurdugu yönetime ve onun gücüne borçludur. Kuru$'tan sonraki hakanlardan 1. Daryüs, Behistan (Bisütün, BagIstana, tanrIlarIn yeri) kayalIgIndaki yazItta kendini a$agIdaki gibi niteliyor.
368
KURU$ ÖNCESi VE SONRASI
"Ben Daryüs'üm. Büyük hakan, $ehin$ah, Pers HakanI ve illerin HakanI, Hi$tasp'm oglu Arsames'in, AkamanI$'In torunu."
YazItta iran Hakan Boyunun ilk atasI ve kurucusu olarak gösterilen AkamanI$, adIndan da anla$IlacagI gibi bir aka, bir boy beyi ve önderidir [1]. Susyan kenti Anzan'I AkamanI$ Hakan Boyu, Asurlulardan veya Metlerden bir tür yurtluk olarak almI$tI. AkamanI$larIn gerçek yurdu Persepolis'in (Istahr) kuzeydogusunda günümüzde Murgap denilen Irmak üzerindeki Pazargat kentiydi. YunanlI tarihçi ve cografyacI Strabon AkamanI$larI Martlar ve Pati$örlerle birlikte iran'In önemli üç boyundan biri olarak belirtir. Ba$ka birtakIm yazIlI tarihi belgeler, AkamanI$larIn son yurtlarInIn adIyla anIlan Pazargatlar diye etkili bir boy içinde yükselerek büyük ve saygIn bir soy, bir hakan boyu olu$turduklarInI göstermektedir.
Parsovalar da Metler gibi belli boylara ayrIlmI$lardI. Bir bölümü ülkenin yerle$ik ve tarImla ugra$an kesimini olu$turuyordu. Öteki bölümüyse daha küçük göçer boylarI olu$turdular. Pazargatlar, Marafiler, Maesepler, Pantallar, Derücler, Kirmanlar yerle$ik olan boylardI. Danneler, Martlar, Dropikler, Sagartlar (!) da göçer olan
[1] AkamanI$ sanInIn kökenini Türkçede aramak gerekir. Türkçenin çe$itli söyleyi$lerinde manImak sözcügü yürümek, devinmek anlamIna gelir. ManI$ sözcügü yürüyü$, davranI$, devinim anlamlarIna gelir. AkamanI$ deyimi aga davranI$lI, aga gibi davranan demektir. ManI$ sözcügü Farsçaya meni$ olarak geçmi$tir. Sözcügün Farsçada hiçbir kökü ve eylemsel kar$IlIgI yoktur. Bu nedenle, kökünün Türkçe oldugu ku$kusuzdur. AkamanI$ deyimi bir addan veya hakanlIkla ilgili bir sandan çok, toplumun verdigi bir takma adI çagrI$tIrmaktadIr.
369
iRAN
boylardI. Strabon'un boy diye nitelendirdigi Martlar ve Pati$örler daha çok bir toplumsal kesim veya soy olarak dü$ünülebilir.
M.Ö. 9. yüzyIlda AsurlularIn yaptIgI bir ta$ direge (sütun) 27 Pars ilinin Asur egemenliginde oldugu yazIlmI$tIr. Gerçege en yakIn olasIlIksa, Metler ile Asurlular arasIndaki sava$lar sIrasInda ParsovalarIn Susyan'a ve öteki güney illerine girmi$ olabilecekleridir. Dogrusu iran ve Medya'nIn konumlarI, büyük sava$lar, saldIrIlar kar$IsInda sava$çI boylarIn ara sIra çe$itli yerlerde toplanmalarInI gerektiriyordu. Birkaç yüzyIl içerisinde ba$kentin birkaç kez degi$mesi, Azerbaycan' dan Hangmatana, Sus ve Persepolis illerine ta$InmasI, çevredeki daglarIn olu$turdugu dogal savunma yerleri arkasInda yeni bölgelere yerle$me gereksiniminden dogmu$tur.
Eski Anzan kenti, bugün iran'In güneybatIsIndaki $iraz kentinin 36 km kuzeybatIsInda bulunan ve Dast-e Bayza denilen yerdedir.
ilk Parsova AkasI (Bey) ile büyük iran HakanI Kuru$ arasInda üç hakan geçmi$tir. Asurbanipal Sus kentinin yIkImIna son verdigi sIrada Anzan'da Teesp adInda bir Aka vardI. Teesp Elam'In dogu bölgesini ele geçirerek Anzan HakanI sanInI almI$tI. AkamanI$ HakanlIgInIn bu dönemde egemenligi Orvatis (Tab) IrmagIndan Hürmüz BogazIna kadar olan bölgeyi kapsIyordu.
Parsovalar kendi konumlarInI özellikle Elamlara kar$I giri$tikleri sava$lara borçludurlar. Teesp'ten sonra gelen iki hakan, beylikleri dönemlerinde Metlere baglI olmanIn boy ya$amIna getirdigi suskunlugu, boyun egmeyi ve bu durumun güçlügünü ya$adIlar. AyrIca, Fraurt'un Medya ve Pars boylarInI birle$tirmek için
370
KURU$ ÖNCESi VE SONRASI
yaptIrdIgI uzun süren sava$larI, ba$ka birçok bagImsIz boylar gibi onlar da yitirdiler ve bu duruma öfkelendiler.
Bu durumdan üzüntü duyan genç Agradat (Kuru$' un ilk adI) büyük babalarIndan daha büyük bir yüreklilikle yönetimi alma ugra$Ina girdi. Kendisinin hakan olmasIyla MedyalIlara kar$I hazIrlanan büyük bir bagImsIzlIk sava$I arasInda uzun bir süre geçmedi. AkamanI$larIn bu ulusal birlik giri$imlerini, birbirine yabancI iki ulusun sava$I gibi görmek çok yanlI$tIr. iran ile Medya arasIndaki anla$mazlIgIn nedeni, hakan boylarI arasIndaki egemenlik kavgasIndan ba$ka bir $ey degildi.
Kurus'un ki$iligindeki vuru$maya ve ugra$maya hazIrlanan büyük güç, Hangmatana sarayInIn çürümü$ töresel benligindeki savurgan gösteri$çiligi devirmeye ant içmi$ bir devrim gücüydü. Sava$a giri$enler aynI soyun iki boya ayrIlmI$ çocuklarIydI. Bu nedenle sava$ çok kIsa sürdü. Pazargat surlarInIn önünde Medya ve Pars ordularI birkaç kez çarpI$tIktan sonra Metler silahlarInI a$agI indirdiler.
Metlerin silah bIrakmalarInIn gerçek nedeni, Kuru$' un saglamaya çalI$tIgI birlik ve yükselme amacInI anlayarak benimsemeleridir. AyrIca genç hakanIn Metler ile soyda$lIgI da, Metlerin sava$tan çekilmelerinde çok etkili olmu$tur.
Medya - iran tahtInIn Kiyaksares ve AkamanI$ Hakan boylarI arasInda el degi$tirmesi, hakanlIgIn yapIsInI ve yönetim biçimini etkilememi$ti. Önceden oldugu gibi yine ordunun, beylerin, saray görevlilerinin tümü Metlerden ve Parslardan olu$tu. HakanlIgIn yönetim biçimi de önceki yönetimle aynIydI. Ordunun silahlarInda da en küçük bir degi$iklik olmadI.
371
iRAN
YunanlIlarIn da içinde oldugu birçok çagda$ ulusun gözünde, Met varlIgInI Metler ve Parslar sürekli korudular.
Degi$en tek $ey ülkenin dI$ i$leri yönetimiydi. Metler Babillilere ve $artlara anla$malarla baglIydIlar. Ancak, yeni hakanIn hiçbir yönetimle böyle baglayIcI bir anla$masI yoktu. Gerekli gördügünde kendi güçlü anlayI$I ve yönetimiyle ülkenin yüksek çIkarlarInI yeniden dü$ünebilirdi.
Bununla birlikte, ülke yönetimini gelecege dönük olarak yapIlandIrma ve yön verme sIrasI da degildi. AyrIca Kurus'un egemenligi tüm Medya'da daha iyice yerle$memi$ti. Dogu illeri yapIlan devrimin kar$IsInda yer alIyorlardI. Bu durum Medya'nIn eski dostu olan Lidya HakanI Krezüs'ün dikkatini çekti. Ona göre doguda büyük bir gücün ortaya çIkmasI Lidya'nIn gelecegi için çok kötü bir durum olu$turabilirdi.
Krezüs hiç çekinmeksizin dü$üncelerini bir sonuca bagladI. Küçük bir neden bularak KIzIlIrmak'In ötesinde hazIrlanan geli$meyi durdurmaya, çürütmeye ve yIpratmaya çalI$acaktI. ilk dü$üncesini uygulamaya koydu. MIsIr'da ve Babil'de yapIlan gizli anla$ma görü$melerinde Yunanistan tapInaklarInIn gelecegi gören din adamlarI da konu$uyordu. Delf tapInagInIn yukarIda belirtilen gelecek öngörüsü bu sIrada ortaya çIktI. Ancak Diyodor'un bu konuda yazdIklarInI sonraki yakla$Imlar bütünüyle ba$ka anlamda çevirdiler.
Medya tahtIna bir ester çIkIncaya kadar Lidya'nIn üstün olacagInI bildiren sözler Lidya HakanI Krezüs'ün yenilgisini degil, tersine üstünlügünü bildiren bir gelecek öngörüsü gibi anla$IldI. Ester'in ayagI altInda kalma deyiminin çökme anlamIna geldigi sanIlmI$tI.
372
KURU$ ÖNCESi VE SONRASI
Eger her $ey yolunda gitseydi iran genel bir saldIrI ile kar$Ila$acaktI. Ancak dü$ünülmeyen bir olay bütün giri$imleri altüst etti. BirtakIm yerlerden paralI sava$çI toplamak için gönderilen bir kamu görevlisi, verilen parayla birlikte iran'a kaçmI$tI.
Krezüs bir saldIrIya hazIrlandIgI sIrada, iran ordusunun Kaide üzerinden Kapadokya'ya (Nev$ehir) dogru yürüdügünü Babil KiralI Nabonid'in gönderdigi adamlardan ögrendi.
iran ordusu o döneme göre oldukça hIzlI araçlarla ilerliyordu. Kuru$ Kaide yönünden gidecegini Kaide yönetimine bildirmemi$ti. Ninova'ya yakIn bir geçitten Dicle IrmagInI geçti. Kuzeye dogru uzanan daglarI sag yanIna aldI. Mezopotamya'yI enine geçerek Kapadokya önüne geldi. Kurus'un ordusunda develer üstüne binmi$ birçok süvariler göze çarpIyordu. Anadolu o döneme kadar hiç deve görmemi$ti. Görüntü bu yöre için gülünç olmaktan çok, korkunç bir durumu yansItIyordu.
iranlIlar Lidya sInIrlarInI bo$ bulmadIlar. Krezüs hazIrlIk yapmI$tI. Çabukça toplanan Lidya ordusu M.Ö. 546 yIlI baharInda Kapadokya'yI ele geçirdikten sonra, dü$manla kendi arasInda geni$ bir bo$luk bIrakmak için Bogazköy (Pterya) kalesinin ötesini bo$altarak yIkmI$tI. ilk çarpI$mada Kurus'un yorgun olan ordusu biraz yaralandI. Ancak bu yenilgi geçiciydi ve Kuru$ ordusunun dinlenmesi gerektigini anlamI$tI. Krezüs'e sava$a üç ay süreyle ara vermeyi önerdi. Bu öneri Krezüs'ün de i$ine geliyordu. Çünkü daha hiçbir giri$imde bulunmayan dostlarInIn yardIm etmelerini saglamak için, en a$agI önerilen kadar bir süreye gereksinimi vardI.
Sava$a ara verilen süreyi Kuru$ hiç bo$a geçirmedi.
373
iRAN
Dü$manInI arkasIndan vurmak için iyonlarI birlik olmaya çagIrdIgI gibi Lidya'nIn içerisinde bir karI$IklIk çIkarmaya da giri$mi$ti. Ancak bu giri$mlerin hiçbir yararI olmadI. iyonlar LidyalIlarla dost olmalarIndan çok iran'In baskIsIndan korktuklarI için Kurus'un önerisini geri çevirdiler. Sava$ yeniden ba$ladIgI sIrada, Lidya'nIn ara verilen üç aylIk sürede güçlenmek için hiçbir çaba göstermedigi anla$IldI. Bir gün sabahtan ak$ama kadar süren çetin bir sava$tan sonra Krezüs ordularInI KIzIlIrmak'In batIsIna çekme geregini duydu.
ikinci sava$ta Krezüs'ün ordusu bütünüyle dagIldI ve birliklerine kaygI egemen oldu. Lidya HakanlIgInIn büyük ölçüdeki altIn birikimini bo$altarak ortaya saçan Krezüs sonunda geli$igüzel toplanmI$ sava$çIlarla bir kaleye kapandI. 40 gün süren ku$atma sonunda burasI da ele geçirilerek Krezüs tutsak alIndI. Böylece, iran Anadolu'nun önemli bir bölümüne egemen oldu.
Tarihçi Gaston C. C. Maspero'nun belirttigi gibi Kurus'un LidyalIlara kar$I kazandIgI utku tarihte yeni bir dönem açmI$tIr. Krezüs'ün üç yIlda hazIrladIgI ordunun birkaç günde yok olmasI iran'In üstünlügünü tüm yeryüzüne gösterdi. Özellikle dogu hakanlarI kendi güçsüzlüklerini anladIlar. ArtIk dogudaki ülkelerin en önemli yönetim ilkesi, iran ile sava$a neden olabilecek bir durumun ortaya çIkmasInI engellemekti. Kuru$ bir Beyini Anadolu'da bIrakarak iran'a döndü. Ancak iran'da durmadI, çünkü Kapadokya sInIrlarInda ba$layan sava$ $imdi Türkistan'In bozkIrlarIna geçmi$ti.
Kurus'un bu son akInI yapmasInIn amacI öncelikle ülkenin birligini saglamaktI. Yeryüzünün en önemli sava$çIlarI Kurus'un ilk kez saldIrdIgI Baktriyan'da bulunuyordu. Buna kar$In BaktriyanlIlar birkaç kIsa
374
KURU$ ÖNCESi VE SONRASI
çarpI$madan sonra sava$I bIrakarak kolaylIkla Kurus'a boyun egdiler. Bu buyruga uymanIn nedeniyle ilgili a$agIda verilen bilgiyi eski YunanlI tarihçi Ctesias de Cnide tarihe yazmI$tIr.
BaktriyanlIlar Hakan Kurus'un Astiyages'in kIzIyla evlendigini duymu$lardI. Bu nedenle, kendilerinin hakanIn yakInI olduklarInI dü$ünerek silahlarInI bIrakmI$lardI. Bu olay ilk Pazargat Sava$Indan sonra bir kez daha yineleniyordu. Baktriyan'In katIlmasIndan sonra, Margiyan (Margiana, Merv), Harzem (Karezm, Harezm, Harizm, Karizm) ve Semerkant (Sogdiyan) da birlige katIldIlar. Kuru$ inci IrmagI boyunca birçok kaleler yaptIrdI. BunlarIn en ünlüsü YunanlI tarihçilerin Cyropolis dedikleri Ura Tübe kalesidir.
Kuru$ Sistan'a kadar ilerledi. Sistan'da ya$ayan Sakalar varlIklarI ve kahramanlIklarIyla tanInmI$lardI. Sakalar bildirilen ko$ulsuz bagImlIlIgI geri çevirince sava$ ba$ladI. SakalarIn HakanI Amor Aga (Amorgez) tutsak dü$tü. Kuru$ ba$arIsInIn kesin oldugunu sanIyordu ancak biraz sonra yanIldIgInI anladI. Amor Aga'nIn e$i çevresine topladIgI yeni bir sava$çI gücüyle Kurus'un ordusuna saldIrdI. Sava$I Sakalar kazandI. Bir avuç kahraman Saka sava$çIsI koca bir orduyu hIrpalamI$ ve birçok tutsak almI$tI. Sava$çI kadIn, tutsaklarI e$i Amor Aga ile degi$tirdi.
SakalarIn daha çok kar$I koymalarI olanaksIzdI. Sistan Beyligi belli bir yIllIk vergi vermek ko$uluyla anla$mayI onayladI. Bu anla$ma SakalarI hakanlIgIn dogudaki sInIrInI koruyan bir güç konumuna getirdi. Kuru$ Getrosie (Mekran) Çölünde su ve yiyecek darlIgI yüzünden bir ordu kaybetti. Türkistan'daki beyliklerin birlige baglanmalarI, iran ve Medya'nIn dogu sInIrlarInI tam bir güvenlik altIna almI$tI. Türkistan'daki sava$
375
iRAN
M.Ö. 545 - 539 arasInda 6 yIl sürdü. Bundan sonra Babil ile anla$mak gerekiyordu.
iran ve Medya'da 10 yIldIr büyük dönü$ümler ve geli$meler ya$anIrken, Susyan'In kom$usu olan Kaide ülkesi geçmi$in gösteri$ine gömülmü$ bir ölüydü. Kaide' de gelecege dönük hiçbir dü$ünce ve giri$im nesnel ya$ama egemen degildi. Çünkü Kaideliler daha çok dinleriyle ugra$IyorlardI.
O dönemde Kalde'deki Türk boyu Muglar ile Yahudi din adamlarI birbirleriyle gelecek öngörüsü, dini tören ve bilgi yarI$I yapIyorlardI. Gelecek öngörüsüyle ugra$an HarranlI bir kadInIn oglu olan Babil KiralI Nabonid ülke yönetimini ogluna bIrakarak bir kö$eye çekilmi$ti. Onun bütün ugra$IsI eski gömütlerde yazI aramaktI. AgIr tuglalar üstüne kazInmI$ yazIlarI büyük bir istekle okuyor ve sIraya koyuyordu.
Gelecek öngörücüleri toplumdan çok KIral Nabonid üzerinde etkiliydiler. Onu ellerinde bir oyuncak gibi kullanIyorlardI. iran ordularI M.Ö. 538 yIlInda sInIrda göründügü sIrda, Nabonid ülkeyi kurtarabilmek için onun en büyük aracI gelecegi öngören din adamlarIna ba$vurdu. Din adamlarI tanrIlara kurbanlar sunarak ulusun günahlarInI çIkarttIlar.
Ülkenin öteki yerlerindeki tapInIlan kutsal yapItlar büyük bir özenle ba$kente ta$InIyordu. Kuru$ dindar toplumun tanrIlarIna kar$I son görevlerini yapmalarIna engel olmadI ve onlara birkaç haftalIk bir süre verdi. Kimi tarihçiler iran ordusunun Dicle IrmagInI geçtikten sonra Rutum kenti önünde Kaidelilerle çarpI$tIgInI yazarlar. Kurus'un yazItInda Babil'in sava$madan alIndIgI yazIlIdIr. Rutum kentindeki çarpI$malar kIsa sürmü$ olmalIdIr. Babil'in dü$mesi üzerine, en ufak bir
376
KURU$ ÖNCESi VE SONRASI
heyecan ve sarsIlma duymadan bütün imparatorluk iran yönetimine geçmi$ oluyordu. Süryaniler, Fenikeliler ve Araplar ülkede devrim yapIldIgInI, ancak yIllIk vergilerin önceki kamu görevlisi yerine onlardan daha güçlü bir beye ödenmesinden anladIlar.
Kuru$ kendinden önceki Babil kIrallarI Asarhadon, Asurbanipal, Sargon ve Tiglat-pileser'ler gibi TanrI Bel Maraduk'un elini tutarak dini törenler ve yakarI$larla M.Ö. 20 Mart 538 tarihinde Babil HakanI olmu$tu. Toplumu mutlu etmek için bu kadarI yeterliydi.
Kurus'un Babil'de yaptIgI yenilikler yalnIz ülke yönetimi töresinin bir ölçüsü olmakla kalmaz. Onlar ayrIca kendisinin özüne, duygularIna, din anlayI$Ina ve ya$adIgI dönemin inançlarIna ula$manIn aracIdIr da.
Anzan'da bir Oguz boyundan yeti$mi$ olan Kuru$, çevrenin dört bir yanIndan süzülerek içeri sIzan çe$itli inançlar arasInda gerçegin, daha dogrusu gerçek sanIlan $eyin ancak degi$en biçimlerin görünü$leri oldugunu bir bilgelikle göstererek ögretmi$ti. Onun dü$üncelerinde, görünen biçimlerin büyük bir önemi yoktu. Dogaüstü güç ve büyüklük tümüyle kutsal sayIlabilirdi. Kendi yüce ulusal degerlerine baglI kalarak Kaide tanrIlarIna çok açIk biçimde saygI göstermesi, onlarIn dinlerine ve dini törenlerine uyum saglamasI ancak böyle bir dü$ünceyi gösterir.
Bagnaz bir kIral, özellikle de Kuru$ gibi utkularI olan bir egemen, görünü$te bile olsa Kurus'un gösterdigi anlayI$I ve bilgeligi göstermezdi. Bu konu üzerinde neden duruldugu, ileride olaylar incelendigi sIrada daha kesin olarak açIklanmaya çalI$IlacaktIr.
Kuru$ son davranI$Iyla tarihte din ve töresel bilinç
377
iRAN
özgürlügünü ilk ortaya çIkaran kimsedir. Bu yenilikten en çok yararlananlar Sargon'un Filistin'den getirdigi Yahudi sürgünleri oldu. Kuru$ Babil varlIklarInIn saklandIgI yeri açtIrarak Kudüs tapInagIndan getirilen altIn ve gümü$ vazolarI Yahudilere geri verdi. Onlara bu vazolarla birlikte dini özgürlükleri de geri verilmi$ti. Yahudilerin bir kesimi yIkIlan tapInaklarInI yeniden diriltmek için yurtlarIna döndüler.
Kurus'un Filistin'den sürülen Yahudilere destek olmasInIn iki nedeni vardIr. Birincisi, Babil'in ele geçirilmesinde Yahudilerin yaptIklarI yardImdIr. ikincisi, Filistin'de gönül borcu olan bir toplumun MIsIr ile iran HakanlIgI arasIna girmesinden kazanIlacak yönetim yararIdIr. Bütün bu dü$ünceler hiç ku$kusuz Kurus'un din konusundaki yansIzlIgInI engellemi$tir. Yahudilerin kendisini çoktan beri bir kurtarIcI gibi bekledikleri kesindi.
Elyesa peygamber kitaplarInda yeryüzüne agIr bir çekiç gibi inen Babil baskIsInI kIrmak için bir kurtarIcInIn oraya yava$ça yürüdügünü bildirmi$ti. Kurus'un giri$imiyle peygamberlerin bu bildirisi arasInda görülen ili$ki o dönemin tarihinde birbirine benzeyen anIlar bIraktI. israil OgullarInIn Musa'sI ile iran'In Kurus'u aynI $eydir. Kurus'un Babil'i aldIktan sonraki ya$amI bütün ayrIntIlarIyla tarihe geçmemi$tir. Bilinen bir $ey varsa, kendisinin son günlerde yeniden Türkistan yöreleriyle ugra$mayI gerekli görmesidir.
OlaylarIn geli$imi, iran'In batIsIndaki ba$arIlarIn Kuru$'a uzun bir süre dogu bölgesini unutturdugunu gösteriyordu. Doguda hakanlIgIn kar$IsInda yer alan dü$ünceler ve akImlar ortaya çIkmI$tI. En sonunda birtakIm boylar iran içlerine dogru saldIran ve korku veren bir duruma gelmi$lerdi. Kuru$ dogudaki bu
378
KURU$ ÖNCESi VE SONRASI
geli$meleri durdurmak için yeniden silah kullanmayI gerekli gördügü tarihten sonra olaylarIn dalgalarI arasInda erimi$ ve kaybolmu$tur.
Kuru$ tarihin en belirgin ki$iliklerinden biridir. Onun döneminde iran ve Medya HakanlIgI Türkistan' dan Akdeniz'e kadar uzanIyordu.
10.2.2.1.3. KAMBiS
Kuru$ tahtInI büyük oglu Kambis'e (Kambises, Cambyses) bIrakmI$tI. Ancak Kambis hakanlIgIn tümünü yönetmiyordu. Doguda Harzem, Baktriyan, Partiya ve Kirman illeri Kurus'un ikinci oglu Bardiya'nIn yönetimindeydi. Bu iki ba$lIlIk HakanlIk yetkilerinin ikiye bölünmesi gibi anla$Ilmaz bir durum yaratmI$tI. Kambis bu duruma çok az bir süre katlanabildi. BabasInIn yigitlik, utku duygularInI derin bir kIyIm ve öç alma duygusuyla birle$tiren yeni iran HakanI karde$ini gizemli bir biçimde öldürtmü$tü. Bardiya'nIn ölümünü kimse bilmiyordu. Ulus Bardiya'nIn yok oldugunu duydugunda öldügüne inanmadI. Topluma Türkistan'da bir kalede korundugu duyuruldu.
Kambis buyruguna uymak istemeyen illeri dört yIl boyunca yatI$tIrmakla ugra$tIktan sonra yeni utkular elde etmeye yöneldi. Kurus'un birtakIm dü$ünceleri oglunun ki$iliginde daha kesin geli$erek beliriyordu. Tüm yeryüzünü iran'a baglamak ve egemen olmak bu ülkenin yönetiminde tek temel ilkeydi. Kambis orduyu toplayarak MIsIr'a dogru yürüdü.
MIsIr Firavunu Amasis fIrtInayI daha uzaktan görmü$tü. Ülkesini yalnIz karadan savunmak ikinci bir kötü durum yaratabilirdi. iyonlar ve Fenikeliler iran'In dostuydular. OnlarIn deniz yoluyla güç göndermeleri
379
iRAN
olasIlIgI çok yüksekti. Amasis bu olasIlIga kar$I Greklerle, özellikle Samos tiranI Polikrat ile çabuk bir anla$ma yaptI. Grekler Amasis'e bir donanma yardImI yaptIlar. Kambis Gazze'ye gelmi$ti. Orada bedevilerle bir anla$ma yaptI. Bedeviler kendilerine saglanan birtakIm çIkarlara kar$IlIk olarak, iran ordusunun çöldeki su gereksinimini kar$IlayacaklardI. Ordu Filistin'den MIsIr' a gitmek için çölün içine girdi. Binlerce deve su dolu tulumlarla gögün kIrmIzI I$IgInIn aydInlIgInda yürüyen ve dalgalanan bir çizgi, bir gölge gibi ilerliyordu.
iyi bir sava$çI ve güçlü bir yönetici olan Firavun Amasis'i MIsIr ilk çarpI$mada kaybetti. Yerine oglu 3. Psametik geçti. ArtIk MIsIr ordusunun ba$Inda gerçek bir önder yoktu. M.Ö. 525 yIlInda ikinci bir çarpI$ma MIsIrlIlarI dagIttI. Dü$manIn MIsIr'a girmesini önlemek için 3. Psametik'in suyolunu korumasI gerekliydi. Ancak böyle bir önlem alInmadI.
3. Psametik ya$amInI kurtarma kaygIsIna kapIldI ve Menfis kentine kaçtI. Kendisini almak için giden birliklere toplum güçle kar$I koydu. Menfis kenti ku$atIldI. Birkaç gün sonra kent ve 3. Psametik iran birliklerine verildi. Böylece bütün YukarI MIsIr da iran ordusunun eline geçti.
Kambis Menfis kentini begendi. BatIya yürümek için burasI çok uygun bir saldIrI yeri olabilirdi. KIyIlar KartacalIlarIn egemenligindeydi. Siranaik HükümdarI Kambis'e 500 bin gümü$ para gönderdi. Kambis bu parayI küçümseyerek aldI ve avuçla erlerine dagIttI. Ordu içindeki Fenikeli birlikler Kambis'in Kartaca üzerine gitmesini uygun görmediler. Fenike'nin eski sömürgesi olan Kartaca'nIn yIkIlmasInI istemiyorlardI. Bu durumda gidilecek yön yalnIzca çöl ve Habe$istan yoluydu.
380
KURU$ ÖNCESi VE SONRASI
Kambis Tep'ten (Thebes) 50 bin er topladI. M.Ö. 524 yIlInda bu birlikler gittikleri yerden dönmediler. Çünkü Ammon Çölünün kumlarI iran birliklerinin üstünü örtmü$tü. ilk denemenin ba$arIsIzlIgI Kambis'i yeni giri$imlerden alIkoymadI. Ordusunun ba$Inda Nil OvasI üzerinde ilerlemeye ba$ladI. Nübye yolu denetim altIna alInmI$tI. Buradan ba$ka orduyu besleyecek alan yoktu. Ordu Koroska'ya kadar Nil IrmagInI izledi. Ondan sonra Nabat KIrallIgI yönünde çöl geçilmeye ba$ladI. Yolun ilk dörtte birlik bölümünde su bulma olanagI yoktu. Kambis birçok kayIp verdikten sonra MIsIr'a geri döndü. Çekilen güçlüge göre elde edilen yarar çok sInIrlIydI. YalnIz birkaç Siyen ilçesi iran'a baglanmI$tI.
1. Daryüs döneminde MIsIr'In güneyindeki Habe$ler iran yurtta$I sayIlIyorlardI. Kambis yarIda kalan Nabata yolculugundan sonra iki yIl daha MIsIr'da kaldI.
Çölün korkunç anIsI, yitirdigi ordular ve en sonra o onursuz, umutsuz geri dönü$ sinirlerini yIpratmI$tI. Üstelik küçük ya$tan beri gövdesini hIrpalayan agIr sara nöbetleri içinde ne yaptIgInI bilmiyordu. Bu nedenle, MIsIrlIlar onu kar$IlarInda sürekli korkunç bir acImasIz olarak gördüler.
Kambis sonunda yurduna dönmek için M.Ö. 522 yIlInda MIsIr'dan ayrIldI. Suriye'de kendisine kötü bir bilgi ula$tI. iran'da birtakIm iller ayaklanmI$lardI. AyaklanmanIn ba$Inda karde$i Bardiya'ya benzeyen biri vardI. Toplum onu kaybolan Bardiya olarak görüyordu. Kambis'in aldIgI bilgi bununla sInIrlI degildi. AyrIca, ülkede kendisini destekleyen hiçbir kimse olmadIgI, onu eskimi$ bir hakan olarak tanIdIklarI, yalancI Bardiya' nIn bütün güç ve yönetimi eline aldIgI da iletilmi$ti. Bunun üzerine Kambis kendini öldürdü.
381
iRAN
10.2.2.1.4. YALANCI BARDiYA
iran'da yalancI Bardiya oyununu oynayan adam Gomata adInda bir Mecusi, ba$ka bir deyimle Zerdü$t din adamIydI. Geleneksel iran tarihi Gomata'yI yalancI Semerdis olarak bildirir. Gomata yalancI ki$iligiyle ele aldIgI gücü ilk önce din konusunda yanlI$ bir giri$imde kullandI. Yönetimde kalabildigi yedi aylIk sürede birçok tapInagI yIktIrdI. Ancak onun düzenbazlIgI çok çabuk ortaya çIktI. Sonunda Gomata'nIn kaldIgI Medya ilindeki kale ku$atIldI ve çevresinde bulunan tüm adamlarIyla birlikte öldürüldü.
Gomata'dan sonra iran tahtIna 1. Daryüs geçti. Yeni hakanIn belirlenmesinde geleneksel bir ugur inancI seçim yöntemi olarak uygulandI. AdaylarIn binek atlarI geni$ bir at ahIrIna konuldu. Gün dogumunda atI ilk ki$neyen ki$i hakan olacaktI. Gün dogdu, daha güne$ I$IklarI çevreye yayIlmamI$tI. Sessizlik içinde uzaktan Daryüs'ün atInIn ki$nedigi duyuldu. At bakIcIsI atI önce ki$netmenin yolunu bulmu$tu.
Seçimin böyle bir ugur inancIna göre yapIlmasI, tüm adaylarIn niteliklerinin aynI düzeyde oldugunu gösterir. Behistan (Bisütün) yazItIndaki yazIya göre 1. Daryüs AkamanI$ soyundandIr. Ancak Kurus'un geldigi boydan degildir. Kuru$ ile 1. Daryüs'ün soylarI üçüncü ku$akta birle$ir.
1. Daryüs'ün hakan olmasInI izleyen birkaç yIllIk süre kendisine kar$I olanlarI yatI$tIrmakla geçti. Görüldügü gibi ne 1. Daryüs'ün seçilmesi, ne de ondan önceki Gomata'nIn baskIsI ülkede sessizce töreye uyum içinde benimsenen kalIcI bir düzen olu$turmamI$tI. ilk kar$I çIkma Elam Yöresinde ortaya çIktI. Eskiden AkamanI$larIn Anzan HakanlIgInI ellerinden aldIklarI
382
KURU$ ÖNCESi VE SONRASI
hakan boyunun beyi Atrina hakanlIk payInI istemek için ayaklandI. Çevresinde kendisine yardIm eden büyük bir güç vardI.
Babil'de Nabonid'in ikinci oglu oldugunu öne süren Nidintübel (Nidintubal), yalancI Gomata'nIn ortaya çIkmasIndan birkaç gün sonra Nabukodonosor adIyla kendisini hükümdar ilan ettirdi. 1. Daryüs Elam'daki ayaklanmayI bastIrmayI beylerine bIraktI. Kendisi de bir orduyla Babil'e yürüdü. Elam ve Babil'deki ayaklanmalar ba$arIyla yatI$tIrIldI. Nabukodonosor ve Atrina yürekli giri$imlerini ya$amlarIyla ödediler.
AyrIlIk egilimleri tüm yerlerde ortaya çIkmI$tI. Medya'nIn yerel ordusu Kiyaksares'in oglu Fraortes'i Medya HakanlIgIna getirdi. 1. Daryüs öteki yerlerdeki ayaklanmalarI bastIrdIktan sonra Medya'ya gelerek Fraortes ile çarpI$tI. KIsa bir süre sonra Fraortes kaçtIgI Rey ilinde ele geçirildi. 1. Daryüs Fraortes'in burnunu, kulaklarInI, dilini kestirdi ve gözlerini de oydurdu. Onu Hangmatana sarayInIn kapIsInda zincirle baglI olarak iki yIl boyunca topluma gösterdikten sonra astIrarak öldürdü.
Ayaklanmalar ve mutsuzluk Türkistan sInIrlarIndan Lidya'ya kadar çe$itli biçimlerde sekiz yIl sürüp gitti. Bu süre boyunca yönetim toplumsal düzeni ve birligi saglamak için on dokuz kez ordu gücü kullandI. Dokuz ki$i bagImsIzlIk ve hakanlIk elde etme ugra$IlarI nedeniyle silah gücüyle yok edildiler. Olu$turulan yönetim düzeni bütün ülkenin görünümünü degi$tirdi. Böylece, Kurus'un dinden ve soydan bagImsIz olarak kurdugu Medya - iran egemenligine dayalI yönetim yapIsI, bir ortak dini ve kendi ba$Ina bagImsIz düzeni olan iran yönetimine dönü$tü.
383
iRAN
10.2.3. KURU$ VE BiRiNCi DARYÜS
Eski iran tarihinin en çok incelenmesi gereken bölümü, Gomata'nIn ortaya çIkI$InI izleyen uzun ve kanlI ayaklanmalar dönemidir. 20. yüzyIlIn ba$larInda yazIlan bir eski iran tarihi yalancI Gomata'nIn yIktIrdIgI tapInaklarla ilgili a$agIdaki bilgiyi vermektedir.
"Perslerin tapInagI yoktu. Gomata'nIn yIktIrdIgI tapInaklar önceden alInmI$ illerde olmalIdIr ! Kendisini bu a$IrI davranI$a götüren nedenin din bagnazlIgI oldugu ortadadIr."
Tarihin günümüze kadar ula$an ayrIntIlarI, Kambis' ten sonra iran HakanlIgI içerisinde bir tapInak sava$InIn ortaya çIktIgInI göstermektedir. Strabon gibi YunanlI tarihçiler Kambis döneminde birtakIm tapInaklarIn yIkIldIgInI bildirmi$lerdir. Bu yIkImI Kambis'ten uzun bir süre sonra, 1. Daryüs'ün oglu Kerkes yabancI ülkelere kadar yaymI$tI. Eski tarihçi SicilyalI Diyodor Kerkes'in yalnIz Delf'teki Apollon tapInagInI yIkmak için bir ordu gönderdigini yazmaktadIr.
Bu iki tapInak yIkma dönemi arasInda bir de yeniden yapma ve onarIm dönemi geçmi$tir. 1. Daryüs Behistan yazItIna Gomata'nIn yIktIrdIgI tapInaklarI yeniden yaptIrdIgInI yazmI$tIr. Bu bilgiler tapInaklarIn uzun bir dönü$üm dönemi geçirdigini göstermektedir. Kimi tarihçiler, hakan olabilmek için 1. Daryüs'ün Gomata olayInI uydurdugunu dü$ünürler. Günümüzde bu savI dogrulayacak bir kanIt yoktur. Ancak yIkIlan tapInaklarIn nasIl onarIldIklarI tarihin sayfalarInda sürekli ku$kulu olarak kalacaktIr. 1. Daryüs yalnIzca Ate$gede denilen Mecusi tapInaklarInI yaptIrmI$ olabilir.
384
KURU$ VE DARYÜS
Ate$gede ve tapInak sorunu dogrudan bir Türklük ve sonraki iranlIlIk konusu gibi dü$ünülebilir. Marius Etienne Fontane'in açIkça anlattIgI gibi, TanrI için evler yapmak yalnIz Turan dü$üncesidir. Arilerin tapInaklarI açIk hava ve ormandI. Bu konuda Herodot da a$agIdaki açIklamayI yapmI$tIr.
"Bildigime göre, ParslarIn heykel, tapInak ve kurban kesme yeri yapmalarI töreye aykIrIydI. BunlarI yapanlarI akIlsIz ve deli olarak görürlerdi. SanIrIm Grekler gibi onlar da TanrInIn insanlardan ba$ka bir özü olmadIgIna inanIrlardI. Grekler, Zeus'a daglarIn üzerinde kurbanlar sunarlardI."
Herodot'un bildirdigi Parslar, Metler ve Anzanitlerle aynI dine inanan ilk iranlIlardan degildirler. Sonraki iran dini, tapInaklarI istememi$tir. Zaratu$tra'nIn AvestasInda hiçbir tapInak sorunu anlatIlmamI$tIr. iran peygamberi yalnIzca TanrIya tapmak için yakIlacak ate$in töreye uygun bir yere konulmasInI öneriyordu.
Bu bilgiler, yIkIlan tapInaklarIn Kurus'un ya$adIgI sIralarda yaygIn olan ba$ka bir dinin ürünü oldugunu göstermektedir. Sonra çIkan dinler bu tapInaklarI yIktIrmI$tIr. Dindeki degi$imin nedenini Zaratu$tra'nIn ki$iliginde ve destekçilerinde aramak gerekir.
Günümüze kadar Zaratu$tra ile ilgili yapIlan incelemeler birkaç bölümde toplanmI$tIr. Kimileri Zaratu$tra adInIn tarihte birkaç kez ya$adIgInI ileri sürmü$lerdir. M.Ö. 2200 - 2000 yIllarInda Medya'da ortaya çIkan bir dinin kurucusunun adI Zaratu$tra idi. Sonra gelenler onun koydugu ilkelere ara sIra uymadIlar. Kimilerine göreyse, Kuru$ ile 1. Daryüs dönemleri arasInda biri ötekini benimseyen iki Zaratu$tra ya$amI$tIr. Sonraki Avesta dini, Babil
385
iRAN
Yahudilerinden ögrendiklerini kendi dü$üncelerine karI$tIran bir Zaratu$tra'nIn ürünüdür.
Son AvestayI ortaya çIkaran bir Zaratu$tra tarihte kesinlikle vardIr. Bu kimse, yukarIda uzunca anlatIldIgI gibi olu$turdugu din ilkelerini kendi yurdu Medya'da topluma benimsetememi$tir. Baktriyan HakanI Kustasp' In yanIna gitmi$ ve orada ba$arIlI olarak dinini kurmu$tur. Metlerin tanImadIklarI bu yeni din, hangi güçle ortaya çIktIgI bilinmeyen Gomata'nIn bilinçsiz bagnazlIgIyla eski ulusal tapInaklarI yIkIp yok ettikten sonra, Kustasp'In oglu Daryüs çekili$ yöntemiyle hakan seçilivermi$tir.
Birbirini izleyen ayaklanmalar, ayrIlIk giri$imleri ve dinlerin çatI$malarI yalnIzca bir nedene baglIydI. O da Kurus'un olu$turdugu yapIyI, kendi yIkIntIsI üstünde ba$ka bir yapIya dönü$türmekti !
Ba$langIçta Gomata'yI kI$kIrtanlar, kimi tarihçilerin dolaylI olarak anlattIklarI gibi 1. Daryüs'ün destekçileri olabilir. Bu destekçiler Gomata'yI bir araç olarak kullanmI$ olabilirler.
Kuru$ ba$ladIgI i$i gönülden yapmI$tI. O, Medya ve iran birliginin egemenligi altInda doguyu ve batIyI birle$tirecek bir ülke yönetim düzeni kurmayI dü$ünmü$tü. Bu düzende hiçbir soya ve dine baglIlIk dü$üncesi yoktu. Yönetimi altIndaki ülkeler ayrIca kendi hakanlarInI, dinlerini ve ulusal geli$melerini koruyacaklardI.
iran'In ilk egemenlik bölgelerinde ya$ayan uluslar ülke yönetimindeki bu genel anlayI$lIlIk ve özgürlük ilkelerinin degerini çok daha iyi anlIyorlardI. Tarihteki en küçük bir olay ara sIra tek ba$Ina bir dönemi açIklar.
386
KURU$ VE DARYÜS
Kambis MIsIr'da oldugu sIrada Kartaca'yI ele geçirmeyi dü$ünmü$tü. Ancak kendisiyle birlik olan Fenikelilerin bu eyleme katIlmadIklarI ve Kambis'i dü$üncesinden vazgeçirdikleri yukarIda belirtilmi$ti. Fenikelilerin bu kar$I çIkI$larInda ortak bir anI da özellikle etkili olmu$ gibi görünmektedir.
Bütün batI sömürgelerindeki tapInaklarI yöneten Fenikelilerin tanrIsI Melkart'In Kadiks kentinde bir tapInagI vardI. TanrI Melkart eski Yunan ve Latin herküllerinin benzeriydi ve Fenikeliler, Metler, Parslar onu kutsal sayIyordu. Öyleki TanrI Melkart'In gemilerle ispanya'ya gitmesini anlatan söylencede, onun çevresinde Fenikeli sava$çIlarla birlikte Met ve Pars birlikleri de vardI. Bu anI, hangi dönemden olursa olsun, Melkart'In ba$ka bir adla Metler ve ParslarIn da kutsal TanrIsI sayIldIgInI göstermektedir.
Kuru$ ve Kambis dönemlerinde Elam Yöresinde çok eskilerden gelen ortak bir dinin gelenekleri daha izlerini tümüyle kaybetmemi$ti. Kuru$ AnzanlI bir Oguz niteligiyle bu geleneklerin tümüne deger verdi. Bu nedenle Babilliler kendisini bir Babil HakanI, Yahudiler bir kurtarIcI, Metler bir Türk ve Anzanit olarak tanIdIlar. Lidya'dan ba$ka tüm yerlerde birçok destekleyicisi oldu ve onlarI kolaylIkla kendine bagladI. 1. Daryüs'ün iran yönetimiyse, bu ilkelere bütünüyle kar$I olan bir iran soylu kesimini yönetimde etkin duruma getirerek Avesta benzeri bir din düzenini çevresine güçle benimseten bir yapIya dönü$tü.
1. Daryüs'ün yaptIgI degi$imler Medya, Elam ve Anzan'daki yerel yönetimler üzerinde çabucak sIkI bir denetim düzeni olu$turdu. Görünü$te tüm yerler kendi ulusal kurumlarInI koruyordu. Ancak illerde tüm yönetim yetkileri satrap denilen il yöneticilerindeydi.
387
iRAN
SatrabI dogrudan ba$kent yönetimi atIyor ve kendisine tüm yetkileri veriyordu. Önemli illere gönderilen satraplar hakanIn çevresinde toplanan ayrIcalIklI yedi Pars boyundan seçilirdi. Bu satraplIklar düpedüz iran soylularInIn belli bir kesimine verilmi$ bir ayrIcalIktI. Ba$ka boylardan gelenler, örnegin Metler büyük bir satraplIga geçemezlerdi.
AyrIca iran soylu kesiminden olan Parslara verilen ayrIcalIklar da vardI. Ülkenin tüm yerleri agIr vergiler altInda inleyip dururken Parslar vergi ödemiyordu. Metlerin yIllIk vergi olarak 100 bin koyun, 4 bin katIr ve 3 bin at vermeleri gerekliydi. Buna kar$In, Parslar yalnIzca eger hakan yurtlarIndan geçerse kendisine birtakIm armaganlar vermekle yükümlüydüler. Bir koyun, bir bardak süt veya bir avuç un gibi en degersiz $eyi veren bir Pars, tüm vergisini ödemi$ sayIlIrdI.
Tüm iran Ulusunun ülkeyi yöneten hakanlarla ilgili görü$leri, yönetimler arasIndaki degi$ikligi gösteriyor. Toplumun 1. Daryüs ve önceki iki hakanla ilgili görü$ü kIsaca $öyledir; "Kuru$ bir babaydI, Kambis bir bey oldu, 1. Daryüs çIkara acIkmI$ bir yoksuldu". Bu bilgiler, Kurus'un kurdugu iran - Medya egemenligi yanInda 1. Daryüs yönetiminin ne demek oldugunu göstermek için yeterlidir.
1. Daryüs, soylu yönetici kesimi ve iran yönetimini toplumdan bagImsIz ulusal bir yapIya dönü$türdü. Medya, Elam ve Anzan yurtlarI ve ayrIca Türkistan'a yakIn birtakIm yerler yava$ça ve açIk bir baskIyla bu yapIya uyduruldular. i$te Anzan AkamanI$larIyla aynI soydan oldugunu yalnIzca kendi yazItIyla belgeleyebilen 1. Daryüs'ün soyunu ayIran, Anzanitlerin ve OguzlarIn Türklügünü tarihe Unutturan neden de budur.
388
DARYÜS'TEN iSKENDER'E
10.2.4. BiRiNCi DARYÜS'TEN
iSKENDER'E
1. Daryüs çevresindeki karI$IklIklarI bastIrdIktan sonra gözlerini Hindistan'a ve batIya dikmi$ti. ilk almak istedigi yer olan Hindistan'da yaptIgI sava$ kendisine geni$ Heptahindu (Pencap) OvasInI kazandIrdI. 1. Daryüs Hindistan ile uzun süre ugra$mak istemedi. indüs IrmagI üzerinde yaptIrdIgI bir donanma Hindistan SatraplIgInIn sInIrInI bu IrmagIn uzanabildigi yere kadar götürdü.
DonanmanIn Ba$ Beyligine Skilak adInda bir Grek getirilmi$ti. Skilak altI ay gemilerle Mekran, Gedrosie ve Arabistan kIyIlarInda dola$arak iran'In varlIgInI tanIttI. Yunanistan 1. Daryüs için öncelikli bir yayIlma bölgesiydi. Ancak daha önce, bir bölümü günümüzde Güney Rusya'da olan bölgelerde ve Karadeniz'in kuzeyinde ya$ayan göçer Avrupa Çit (Saka) Türklerini egemenlik altIna almak gerekiyordu. 1. Daryüs Elam'In ba$kenti Sus'tan (Sustar, $u$tar) Lidya'nIn ba$kenti Sart sInIrIna kadar (Manisa Yöresi) uzunlugu 2400 km olan ordu birlikleri için bir yol yaptIrdI. Yol üzerinde ileti$im düzeni için çe$itli konaklar yaptIrdI. Konaklarda atlar sürekli hazIrdI. Bir konak aldIgI iletiyi son hIzla öteki konaga götürüyordu.
Çit Türkleri o dönemde varlIklarI ve yigitlikleriyle tanInmI$lardI. Daglardaki altIn madenlerini i$leterek varlIklI olmu$lardI. 1. Daryüs Çitler üzerine yürümeden önce Kapadokya (Nigde Yöresi) SatrabI Aryaman'a M.Ö. 515 yIlInda Karadeniz'in kuzeyine bir akIn yaptIrdI. Getirilen tutsaklardan ordunun izleyecegi yol için gerekli olan bilgiler alIndI. 1. Daryüs 80 bin ki$ilik bir orduyla istanbul BogazInI geçti. Trakya'nIn dogusunu egemenligi altIna aldIktan sonra iyonlarIn yaptIklarI
389
iRAN
gemilerle olu$turulan bir köprüden Tuna IrmagInI geçti.
Göçer durumdaki Çitler (Sakalar) hiçbir yerde iran ordusuyla kar$Ila$ma olanagI vermediler. iki aydIr Tuna ve Don IrmaklarI arasInda dola$Ip duran iran ordusu a$IrI ölçüde yiyecek ve içecek kItlIgI çekiyordu. Çitler iran ordusunun izledigi yol üzerindeki ekinleri yaktIklarI gibi su kuyularInI da dolduruyorlardI. 1. Daryüs bu kötü ko$ullar altInda daha kuzeye çIkarak kar$Ila$tIgI yerle$im yerlerini yagma ettikten ve yaktIktan sonra geldigi yol üzerinden geri döndü.
Satrap Megabez'in yönetimi altIna verilen 80 bin ki$ilik ordu Trakya'yI egemenligi altIna almI$ ve Makedonya'ya baskI yapmaya ba$lamI$tI. Böylece iran ile Kuzey Yunanistan kar$I kar$Iya gelmi$lerdi. Aradaki ili$ki çok kIsa bir süre için, Atina'nIn gösterdigi boyun egme benzeri bir biçimde sürdü. AtinalIlar iç yönetimle ilgili birtakIm anla$mazlIklarda yakIndaki satraplarIn araya girmelerini isteyecek kadar ileri gittiler. Ancak bu durum kolayca tersine döndü. Lidya SatrabInIn Naxos AdasIna yaptIgI akInda büyük bir ba$arIsIzlIga ugramasI öncelikle iyonlarI, AtinalIlarI ve iran'a daha sonra katIlan öteki illeri iran'a kar$I koymak için yüreklendirdi. Anla$macIlar çabukça Lidya'nIn ba$kenti Sart'a saldIrdIlar.
1. Daryüs'ü ya$amInda en çok üzen olaylardan biri bu Sart kentine yapIlan saldIrIydI. Belirli adamlarIna yemege oturdugu sIrada AtinalIlarIn yaptIgI kötülügü sürekli kendisine anImsatmalarI buyrugunu vermi$ti. Bu dü$manlIk, iran ile Yunanistan'In 200 yIl birbiriyle sava$malarIna neden olmu$tur.
1. Daryüs'ün Yunanistan'a kar$I giri$tigi iki sava$tan birinde, ordunun araç ve gereçlerini ta$Iyan
390
DARYÜS'TEN iSKENDER'E
donanma güçlü bir kasIrgaya yakalanmI$ ve yarIsIndan çogu kaybedilmi$ti. ikinci kez Adana OvasInda büyük bir ordu olu$turuldu. 680 gemiyle Avrupa kIyIsIna ta$Inan bu ordu, kazandIgI ve yitirdigi birkaç sava$tan sonra Maraton (Marathon) OvasInda yenildi. YunanlIlar bu utkuyla M.Ö. 490 yIlInda ülkelerinin iranlIlarIn eline geçmesini önlediler.
1. Daryüs MIsIr'a gelerek birtakIm yenilikler yaptI. MIsIrlIlarIn sevgisini kazanmak için kullandIgI en büyük ve etkili araç dini duygularI ok$amaktI. Din adamlarI kesimi de mutluydu. Bir satrabIn yönetimi altInda hükümdarlIgInI koruyan Firavun ve ailesi de mutluydu.
Ancak köylüler vergilerin agIrlIgI nedeniyle büyük ölçüde güçlük çekiyorlardI. Bu güçlügün dogal bir sonucu olarak M.Ö. 486 yIlInda MIsIr'da ayaklanma ortaya çIktI. 1. Daryüs bu ayaklanmayla ilgilenemedi ve aynI yIlIn sonbaharInda öldü.
1. Daryüs'ün yerine oglu Kerkes (Xerxes) getirildi. iran tarihinde en ufak bir yenilik ve degi$im olmamI$tI. Yine öncekiler gibi ordular toplanacak, bagImsIzlIk isteyen yerler silahla susturulacak, yeni yerler ele geçirme ve öç alma sava$larI yapIlacaktI. MIsIr'daki ayaklanma aynI anlayI$la bastIrIldI. Daha sonra Yunanistan'a geçildi. HakanlIgIn sInIrlarI içindeki bütün uluslar bu sava$a sürülmü$lerdi. Çanakkale BogazInIn en uygun iki noktasInda kurulan köprülerden iran ordusu Avrupa kIyIsIna geçti.
YunanlIlar yayIlmacIlarI Termopil Geçidinde kar$IladIlar ve büyük sava$lar ba$ladI. iranlIlar ba$ka bir yoldan Termopil Geçidinin arkasIna geçtiler ve Atina kentini yaktIlar. Salamis AdasInda giri$ilen son bir sava$ iran ordusunu bütünüyle yaraladI. Kerkes yegeni
391
iRAN
Mardon'u (Mardonios) ordusunun ba$Inda bIrakarak Asya'ya çekildi.
M.Ö. 465 yIlInda saraylara ve hakana özgü çok üzücü bir olay ya$andI. Saray görevlileri dü$manca bir davranI$la Kerkes'i öldürerek ya$amIna son verdiler.
Kerkes'ten sonra gelen hakanlar, iran'In yaptIgI sava$larI ya$amlarI boyunca uzattIlar. Son AkamanI$ HakanI 3. Daryüs döneminde ortaya çIkan iran parasI ile Grek altInInIn degi$imi sorununun çözümü için bir anla$ma giri$iminin olmamasI iskender'in iran'a yürümesine neden oldu. iskender o döneme göre orta büyüklükte sayIlan bir orduyla iran'I ele geçirdi. Kesin sava$ Erbil'de (Arbel) oldu ve 3. Daryüs'ün ordusu burada son yenilgisini aldI. Baktriyan SatrabI Nobi M.Ö. 330 yIlInda 3. Daryüs'ü öldürdü. AkamanI$ HakanlIgI, iskender'in iran'I almasIndan sonra artIk tarihe karI$tI. ilk iran yönetiminin ya$amI 209 yIl sürmü$tür.
10.2.5. PARTLAR
iskender'in iran'a girmesiyle ölümü arasInda yedi yIllIk bir süre geçmi$tir. iskender Asya'da bütün anlamIyla bir iran imparatoru olarak ya$adI denilebilir. iran HakanlIgIna özgü bütün gelenekleri benimsemi$, iran hakanlarInIn kIrmIzI renkli geni$ elbiselerini giymi$ ve onlarIn taçlarInI ba$Inda gezdirmi$ti. 3. Daryüs'ün satraplarIndan birinin kIzI Roksan ile evlenmesine kar$In ya$amInI büyük bir eglence çevresi içinde geçiriyordu. Tüm ulusun eski iran hakanlarIna yaptIgI gibi, onun önündeyken de yere kapanmasI gerekiyordu. Bir eglence gecesinden sonra gün dogumuna dogru öldü. Ba$InIn altIna konulan demir kalkan burnundan bo$anan kanla IslanmI$tI. iskender'in ölümünden sonra Makedonya'da yegeni tahta çIktI. Ancak Asya'daki
392
PARTLAR
imparatorlukta onun yerine geçecek kimse yoktu. KarIsInIn iki ay sonra doguracagI çocuk yeryüzüne gelinceye dek, Perdikas (Perdicase) adInda biri kIral adIna ülkeyi yönetmesi için seçildi. SatraplIklar da iskender'in beylerine geçmi$ti. SatraplarIn kendi yönetimleri altIndaki bölgelerde tam bagImsIz olarak ya$amaya ba$lamalarI için uzun bir süre geçmedi.
Çe$itli illeri birbirine baglayacak bir imparatorluk gücü kalmamI$tI. Üstünlük yarI$larI sava$lara karI$tI. Sonunda Asya'daki imparatorluk topraklarInIn büyük bir bölümü olan Suriye ve iran ülkeleri iskender'in Beyi 1. Selefküs'ün (Seleucus Nicator) yönetiminde birle$ti. Böylece, tarihte M.Ö. 312 yIlInda Selefküsler (Seleucides) adInda yeni bir hükümdarlIk dogdu.
3. Selefküs'ün hükümdarlIgI döneminde Partlar iran'I kurtarmaya giri$tiler. Ayaklanma Arsak adInda bir Türk Ba$bugunun önderliginde ortaya çIkmI$tI. Partlar belirsiz bir tarihte Dogu Türkistan'dan gelmi$lerdir. Partlar Selefküslere kar$I sava$maya ba$ladIklarI M.Ö. 255 yIlIna kadar Hazar Denizinin güneydogusunda Hirkanya'ya (Hyrcanie, Curcan) yakIn bir bölgede bilinmeyen bir ya$am geçirdiler.
Arsak BaktriyanlIlara kar$I giri$tigi sava$ta öldürüldü. Onun yerine gelen ve 1. Tiridat Partski adInI alan 2. Arsak Hirkani KIrallIgInI ele geçirdi. Günümüzde Esterabat denilen Zadrakarta PartlarIn ilk ba$kentidir. 1. Tiridat ile birlikte Baktriyan Grekleri de Selefküs kar$IsInda sava$a girmi$lerdi. Bu son sava$ Partlara Suriye'yi kazandIrdI ve 1. Tiridat büyük hakan sanInI aldI.
Partlarla ilgili yapIlan ara$tIrmalar, onlarIn daha çok Türk soyundan olduklarInI ortaya çIkarmaktadIr.
393
iRAN
Alfred Maury'nin M. Belo'dan yaptIgI alIntIya göre Partlar, Türkler ve Romanlarla aynI soydan gelirler. M. Belo ayrIca Koman dilinin bütünüyle Türkçe olduguna inanIyordu.
Eski YunanlI tarihçi Herodot onlarI Parthien (Partlar) diye adlandIrmaktadIr. Partlar ülkelerinin adInI çivi yazIsIyla yazItlara Partva diye yazmI$lardIr. Partva adI aynI bölge çevresinde degi$erek Pahlavi olmu$tur. Orta Çagda Komanlara verilen Polovzes adInIn da Partva sözcügünden türedigine inanIlmaktadIr. Alfred Maury' nin bu konudaki dü$üncesi a$agIdadIr.
"Atrek (Atrak, Etrek) Bölgesinde ya$ayan ve Türklerin soyda$I olan Turan boylarI M.Ö. 200 yIllarInda güneydoguya dogru ilerlemi$lerdir. YüzyIllar sonra bu boylarIn öteki kesimlerinin de Hazar Denizinin kuzeyine çIktIklarI, Theiss (Tisza) ve Tuna yörelerine kadar ilerleyerek Güney Rusya Bölgesine yayIldIklarI dü$ünülebilir. Kimi tarihçiler, adlarInI yerle$tikleri Szek ilçesinden alan Siküllerin (Sicules) veya Transilvanya Zeklerinin (Transylvanie Szekler) HunlarIn torunlarI olduklarInI belirtmi$lerdir."
YukarIda verilen bilgiler Zeklerin ve aynI soydan geldikleri belirtilen PartlarIn Türk olduklarInI göstermek için yeterlidir.
Part hakanlarI AkamanI$ Hakan Boyundan geldiklerini bildirmi$lerdir. Bu ili$ki yukarIda AkamanI$lar, Oguzlar ve Parsovalarla ilgili verilen bilgileri dogrulamaktadIr. PartlarIn soylarIyla ilgili verdikleri bilgiler ayrIca, AkamanI$larIn baglI olduklarI ParsovalarIn da aynI Partlar gibi Dogu Türkistan'dan geldiklerini gösterir. Partlar kurduklarI yönetimle eski
394
PARTLAR
iran HakanlIgInI yeniden ortaya çIkarmI$lardI. Ancak iskender'in iran'I almasI, iran üzerinde o kadar derin etkiler bIrakmI$tI ki, bu dirili$in gerçek bir canlanma olduguna marnlamIyordu.
Geleneksel iran tarihi kaynaklarInda Partlar (E$kaniyan) dönemiyle ilgili çok az bir bölüm bulunur. Firdevsi'nin $ahname adlI kitabInda E$kaniyan dönemine ayrIlan bölüm birkaç sayfayI geçmez. Kimi tarihçiler bu durumun, Firdevsi döneminde PartlarIn Türklügüyle ilgili dü$üncenin daha kesin olmasIndan kaynaklandIgInI bildirmi$lerdir.
Metler, RomalIlarla Partlar döneminde sava$tIlar. Roma yIllIklarI bu sava$larIn anIlarInI korumu$tur. Partlarla RomalIlar arasIndaki çarpI$malarIn birincisi ve en çok bilineni Marcus Licinius Crassus'un ordusunun yok olmasIyla sonuçlanan sava$tIr. Roma soylularIndan Crassus Suriye'nin yönetimini üstlenmi$ti. Partlara kar$I açacagI bir sava$la öteki soylularIn yaptIklarI sava$larI, kazandIklarI utkularI gölgede bIrakmak istedi. Ne sava$çI toplamanIn güçlügü, ne de boylarIn onun için kötülük dileyen yakarI$larI, onu bu nedensiz kan dökme ilkelliginden vazgeçirmedi. Ermenistan KiralI Crassus'un dostuydu. TanInmI$ RomalI komutan Gaius Cassius Longinus da yardImcIsIydI. OnlarIn sava$tan yana olmamalarIna kar$In Mezopotamya ovalarIna daldI.
Part HakanI 2. Orodes'in komutanI Sürena Crassus ve ordusunu Carrhae (Harran) yakInInda ku$attI. M.Ö. 53 yIlInda Crassus oglu ile birlikte 30 bin ki$ilik bir orduyu kaybettikten sonra kendisi de öldü. RomalIlar Partlarla kar$I kar$Iya sava$In olanaksIz olduguna inanmI$lardI. Onlarla sava$Irken bir yandan üzerlerine bir ok yagmuru yagdIrIrlar, öbür yandan atlarInI son hIzla ko$turarak uzakla$IrlardI.
395
iRAN
PartlarIn M.Ö. 255 yIlInda ba$layan egemenlikleri M.S. 226 yIlIna kadar sürmü$tür. Bu dönem boyunca 30 Part HakanI gelmi$tir. Part HakanlIgInIn ya$amI, özellikle son dönemleri RomalIlara kar$I yaptIklarI sava$larla geçmi$tir. Sasaniler Farsistan'da yeni bir yönetim ve hanedanlIk kurduklarI sIrada, Partlar Nusaybin (Nisibin) kalesi önünde RomalIlarla vuru$uyor ve onlarI iran'a sokmuyorlardI.
10.2.6. SASANiLER VE SON DÖNEM
Tüm eski toplumlarda oldugu gibi iran toplumunda da geçmi$ten beri ülke yönetim örgütü, genel toplumsal kurumlardan çok alt topluluklarIn ve boylarIn özel yetkilerine ve yönetimlerine bagImlIydI. Bütün alt topluluklar veya boylar yalnIzca kendi içlerinden seçilen ocak ve boy büyüklerinin yönetimi altInda bulunuyordu. Bunun nedeni belliydi.
Alt topluluklarda edinilen deneyimler ve bilgiler ancak topluluga özgü bir ocak egitimine ve görgüye (töre) dayanIyordu. Boy ya$amIndaysa dereler ve kaleler topluluklarI sürekli birbirinden bagImsIz parçalara ayIran bir geçinme ve savunma aracI olmaktaydI. Partlar dönemindeki iran toplumunda özellikle bu iki yapI da görülür.
Bütün kentlerde ve kalelerin duvarlarI ötesinde derebeylik ve alt topluluk ya$amI vardI. Susyan, Isfahan, Darabkerd (Darabkard) gibi büyük yerler ve kentler kendi beylerini hakanlarI olarak tanIrlardI. Bu dagInIk yönetim ortamInda bir boyun iki üç kentte kurabilecegi egemenlik, bütün ülkenin egemenligine dogru atIlmI$ bir adIm sayIlabilirdi.
396
S AS ANiL ER
Daha Partlar güçlü bir orduyla iran'In bir yanInda Roma'yI yenerken, öteki yanInda ufacIk bir boy olan Sasani HanedanInIn bir yönetim kurmasI, alt boylar ve topluluklar üzerinde kurulan bu egemenlik ile gerçekle$mi$ti. Küçük bir kale Beyliginden çabukça iran hükümdarlIgIna yükselen 1. ArdI$ir (Arde$ir, Ardashir) konumunu kendi yigitligiyle birlikte babasI Babek'in (Babak) giri$imlerine de borçludur. Bu hanedanIn ortaya çIktIgI günlerde Darabkerd kalesinin gerçek Beyi vuruldu. 1. ArdI$ir'in büyük karde$i $apur karIsInIn konagInda aniden kötü bir durumla kar$Ila$tI.
1. ArdI$ir iran hükümdarlIgInI ele geçirme giri$imini ba$lattIktan sonra egemenligi bir çIg gibi öyle çabuk büyüdü ki, Part HakanI 4. Artaban (Artabanus) utku kazanmI$ ordusuyla Susyan'daki Hormozgan OvasIna indigi sIrada onu kendisininkinden daha güçlü bir orduyla kar$IsInda bulmu$tu. Sava$ta 4. Artaban yenilen ordusundan ölü olarak ayrIldI. ArtIk iran bütünüyle 1. ArdI$ir'in elindeydi. PartlarIn Sasanilere bIraktIgI tarihi görev, ülkeyi RomalIlara kar$I savunacak bir orduyu önceden oldugu gibi ayakta tutmaktI. Sasaniler bu görevi dört yüzyIl boyunca ba$arIyla yaptIlar. Sasanilik tarihinin birkaç sözcükle yapIlabilen en dogru özeti budur.
Sasan adI 1. ArdI$ir'in büyük babasI Sasan'dan gelmi$tir. Sasan Persepolis kentindeki Anahita (Nahid, Zühre) Zerdü$t tapInagInIn din adamIydI. ArdI$ir'in töre ile ilgili bir yapItI bulunmu$tur. Bu iki belge Sasan boyunun kendi dönemine göre uygar ve aydIn bir çevrede yeti$tigini gösterir. Sasaniler son Pars dini olan Mazdeizmi (Zerdü$tlük) derleyerek benimsediler. Venedik'teki Mihitarist ManastIrI kitaplIgInda bulunan FransIz dogu bilimcilerinin FransIzcaya çevirdigi
397
iRAN
birtakIm Ermenice ve Süryanice yapItlar, Sasanileri ya$atan sava$çI güçlerin özellikle Türk ordularIndan olu$tugunu gösteriyor. Süryani Mikail tarihine göre bir ara istanbul kale duvarlarIna kadar ilerleyen Sasani ordularInIn ba$Inda Karadogan adInda bir Bey vardI. O dönemde Sasaniler sava$ta RomalIlardan ele geçirdikleri varlIklarIn bir bölümünü Horasan'In dogu sInIrlarInda ya$ayan Türk HakanIna gönderirlerdi. islamiyetin kurulmasIndan sonra 2. Halife Ömerül Faruk'un gönderdigi bir ordunun iran'I ele geçirmesi üzerine Sasanilik tarih sayfasIndan silindi.
M.S. 820 yIlIna dogru islam halifelerinin güçten dü$mesi iran'a yeniden ya$am verdi. Araplar ardI$Ik olarak iran illerini yitirdiler. Tahiriler, Saffariler (Seferiler), Samaniler, Büveyhiler ve Gazneliler çe$itli yönetimler kurdular. Bu yönetimlerden sonra, son olarak Selçuklular egemen oldu. ilk Selçuklu HakanI Selçuk Bey M.S. 1037 yIlInda Bagdat'I aldIktan sonra iran'a egemen olmu$tu. Harzem$ah HakanlIgI, Selçuklu HakanlIgIna son verdi. Ancak Cengiz Han'In ortaya çIkmasIyla Harzem$ah HakanlIgInIn ömrü uzun sürdürmedi ve M.S. 1225 yIlInda iran'dan çekildi.
Cengiz Han'In torunu Hülagü Han M.S. 1258 yIlInda Bagdat'a girmi$ ve hilafete son vermi$ti. M.S. 1335 -1381 yIllarI arasIndaki dönemde iran bir karI$IklIk içinde görülür. M.S. 1389 yIlInda Timur Han iran'a girerek yönetimi ele geçirdi. Ancak M.S. 1499 yIlInda Ali Timur çözülerek eridi. Bu tarihten sonra iran yönetimi Safevilere geçmi$tir. Safeviler bütün iran'a egemen olmu$tu. Ancak daha sonra batI illerini OsmanlIlar aldIlar. Yönetimi en çok güçlendiren $ah Abbas'tI. Onun döneminde Tebriz ili ele geçirildi. AyrIca Hürmüz ili de Portekizlilerden alIndI.
398
SASANILER
$ah Abbas'In ölümü iran'I yeniden bir çökü$e götürdü. M.S. 1722 yIlIndan sonra AfganlIlar iran'I ele geçirdiler. Bu sIralarda OsmanlIlar da Azerbaycan'a girmi$lerdi. Ancak sonradan Ruslar Hazar illerinden Derbend'i, Baku'yu ve Gilan'In büyük bir bölümünü ele geçirdiler. Sava$ kazanmI$ çe$itli yönetimler iran'I parçaladIlar. M.S. 1747 yIlIna kadar süren Av$ar Türklerinden Nadir $ah'In egemenligi bu yönetimlerden biri sayIlabilir.
M.S. 1761 - 1779 yIllarI arasInda Zent boyundan Kerim Han yönetiminde geçen yIllar, iran için yeni bir geli$me ve varlIklI ya$am dönemi sayIlabilir. Ondan sonra iç sava$lar ortaya çIktI ve M.S. 1794 yIlInda Mehmet Agahan'm Kaçar Hakan Boyunu kurana kadar sürdü. 2. Kaçar HakanI Fetih Ali $ah eski iran'In batIsInda yeni bir yönetim kurdu. Fetih Ali $ah Fransa imparatoru 1. Napolyon ile bir savunma ve saldIrmazlIk anla$masI yaptI. Ancak M.S. 1827 yIlInda Rusya ile yapIlan sava$lar ülkeyi yeniden güçten dü$ürdü.
399
400
ORTA ASYA
ORTA ASYA TÜRK UYGARLIK TARiHiNE GENEL BAKI$
M.Ö. ÜÇÜNCÜ YÜZYIL SONRASI ORTA ASYA TÜRK HAKANLIKLARI
401
402
11. ORTA ASYA
11.1. ORTA ASYA TÜRK UYGARLIK TARiHiNE GENEL BAKI$
Bütün yeryüzüne uygarlIk yayan Türkler ana yurtlarI olan Orta Asya'da da çe$itli dönemlerde yüksek uygarlIklar kurmu$lardIr. Ancak Türk UygarlIgI Orta Asya'da dogal olarak, sürekli geli$ememi$tir. Bunun nedenlerini anlamak için Orta Asya'da geçmi$teki ilgili dönemlerin iklim ko$ullarInI göz önüne almak gerekir.
Günümüzden çok gerilerde kalan tarihten önceki dönemlerde, son buzullar eriyerek Orta Asya'nIn büyük bir bölümü kurudu. Böylece Güney Sibirya ile bugün KIrgIz bozkIrlarI adIndaki topraklarda, Irmaklar ve göller ile dolu çok verimli alanlar olu$tu. Bu bölgede uygun ko$ullarIn ortaya çIkmasIyla Türkler uygarlIkta geli$erek çok güçlü bir maden uygarlIgI kurdular. O dönemde bölgede ya$ayan Türkler aynI zamanda tarImI da ögrendiler. [1]
TarIm ve madencilikle ilgili sözler bütün Türk dillerinde aynIdIr. Bu durum, yeryüzüne yayIlmadan önce bütün Türklerin aynI bölgede ya$adIklarI sIralarda bile tarImla ugra$tIklarInI ve madenciligi bildiklerini kanItlar. Bu dönemin ne kadar sürdügü kesin olarak kestirilemez. Türk soyunun dili, genel nitelikleri, özsel
[1] "2.4. Göçlerden Önce Ve Sonra Türk Ana Yurdu" ve "3.3.1. Çin'de Türk UygarlIgInIn Geçmi$i" bölümlerinde, Orta Asya' da ilk Türk UygarlIgInIn M.Ö. 9000 yIllarInda ortaya çIktIgI belirtilmi$tir.
403
ORTA ASYA
(ruhsal) egilimleri bu dönemde olu$mu$tur. Bu dönemde Türk soyunun yogun olarak Altay DaglarI yöresinde ya$adIgI dü$ünülmektedir. Türkler uygun dogal ko$ullar nedeniyle çok çabuk çogaldIlar. Altay DaglarIndan doguda Baykal Gölüne, batIda Ural DaglarIna, kuzeyde Sibirya'ya, güneyde Çin ve iran'a kadar yayIldIlar. Bu dönemdeki Türk UygarlIgInIn en önemli yapItlarI kurganlardI.
11.1.1. KURGANLAR
Çok eski dönemlerde Orta Asya'da ya$amI$ olan Türklerin yaptIgI höyüklere kurgan denir. Yenisey IrmagI yöresinden Ural DaglarIna kadar bütün Güney Sibirya'da ve KIrgIz bozkIrlarInda binlerce kurgan görülür. O yörelerde ya$ayan Türkler kurganlara hiç dokunmazlar, onlarI kutsal bir varlIk olarak görürler.
M.S. 17. yüzyIlda Sibirya RuslarIn eline geçtikten sonra, Güney Sibirya'nIn birçok yerine Rus göçmenleri yerle$tirildi.
Çogunlugu tepecik biçiminde olan kurganlar Rus göçmenlerin ilgisini çekti. Ruslar höyükleri kazarak oyduktan sonra $a$kInlIk veren nesneler buldular. Höyükler tunç, altIn, gümü$, bakIr ve demirden yapIlmI$ araç gereçler ve süs yapItlarIyla doluydu. Bir kesim Rus göçmenleri tarImI bIraktI, bu kurganlarI kazarak çIkarIlan tunç ve altIn araç gereçleri satmakla geçimlerini saglamaya ba$ladIlar. Böylece birkaç yIlda büyük varlIklar elde eden Ruslar görüldü. 1. Petro ülke yönetiminin verdigi ayrIcalIk dI$Inda kurganlarIn kazIlmasInI yasakladI. KazIlarIn bilimsel kurullarIn denetimi altInda yapIlmasI buyrugunu verdi. Bundan sonra kurganlarI bilimsel kurullar bilimsel yöntemlerle kazmaya ba$ladIlar.
404
ORTA ASYA TÜRK UYGARLIGI
KurganlarI birçok bilim insanI incelemi$tir. Arkeoloji bilginleri kurganlarI dönemlerine göre ikiye ayIrIrlar.
1. Tunç Dönemi kurganlarI.
2. Demir Dönemi kurganlarI [1].
Tunç Dönemi kurganlarI özellikle Yenisey IrmagI yöresi ve Abakan bozkIrlarInda bulunur. Demir Dönemi kurganlarIysa irti$ ve Tobol IrmaklarI bölgelerinde görülür. Ancak Tunç Dönemi kurganlarI arasInda Demir Dönemi kurganlarI ve Demir Dönemi kurganlarI bölgesinde Tunç Dönemi kurganlarI da bulunmaktadIr.
Tunç Dönemi kurganlarInIn M.Ö. 3000 - 500 yIllarI arasInda yapIldIklarI dü$ünülmektedir. Ancak büyük bir olasIlIkla birtakIm Tunç Dönemi kurganlarI daha eskidir. Günümüze kadar incelenmi$ Tunç Dönemi kurganlarI milada yakIn yüzyIllardan kalmadIr.
Tunç Dönemi kurganlarInda sapI genellikle hayvan biçimindeki kIlIç, süngü, ok ucu, bIçak, orak, makas (kayçI), balta, igne, biz, burgu, toka, özengi, gem, kazan, tava gibi araç gereçler ve çogu altIndan yapIlmI$ küpe, dügme, bilezik, ayna, hayvan biçimindeki çe$itli takIlar bulunmu$tur.
Demir Dönemi kurganlarInInsa çogunlugu M.Ö. 5. ve M.S. 7. yüzyIllar arasIndaki dönemden kalmadIr. Ancak M.S. 7. yüzyIldan sonraki dönemlerde yapIlmI$ kurganlar da vardIr.
[1] Bu ayrImI Türkolog Wilhelm Radloff yapmI$tIr.
Aus Sibirien, Lose Blatter Aus Meinem Tagebuche, 2. cilt, 7. bölüm.
405
ORTA ASYA
Demir Dönemi kurganlarIndaysa kazma, burgu, balta, bIçak, ok ucu, kalaycIlIk araç gereçleri, kIlIç, süngü, metal sava$ giysileri, gem, özengi, çakmak, saban demiri, orak, türlü büyüklükte tokalar, kemer süsleri, kopçalar, çe$itli büyüklükte çiviler gibi araç gereçler bulunmu$tur. Demir Döneminden kalan kurganlarda bulunan araç gereçlerin de birçogu altIn ve bakIrdan yapIlmI$tIr. Bu kurganlarda ayrIca kemikten yapIlmI$ takIlar ve çömlekler bulunmu$tur [1].
11.1.2. TÜRKLERDE MADENCiLiK
Tunç ve demir dönemleri kurganlarInda bulunan araç gereçlerin yapIlI$Indaki incelik, güzellik ve sanatkarIn yüksek yetenegi $a$kInlIk vericidir. Moskova, Saint Petersburg (Leningrad) müzelerinde saklanan kurganlardan çIkarIlmI$ yapItlarIn örneklerini görünce, insan bunlarIn milattan önceki dönemlerde yapIlmI$ araç gereçler olduguna inanmakta güçlük çekiyor. AyrIca bu yapItlar günümüzdeki bir Avrupa kentinde yapIldIgI izlenimini uyandIrmaktadIrlar. Moskova, Saint Petersburg müzelerinden ba$ka Sibirya'daki Tomsk ve Krasnoyarsk müzelerinde kurganlarda bulunan çok sayIda yapIt sergilenmektedir. Avrupa müzelerinden Londra'daki British Museum'da da güzel bir derleme vardIr.
[1] Kurganlarla ilgili önemli çalI$malar. Wilhelm Radloff,
- Sibirskie drevnosti.
- Aus Sibirien, 2. cilt, 7. bölüm, sayfa 68-143.
A. V. Adrianov, Vyborki iz dnevnikov kurgannykh raskopok v Minusinskom krae.
A. M. Tallgren, Collection Tovostine des antiquites prehistoriques de Minoussinsk conservees chez le Dr Kari Hedman a Vasa: chapitres d'archeologie Siberienne.
406
ORTA ASYA TÜRK UYGARLIGI
Kurganlarda bulunan madenden yapIlmI$ araç gerecin çoklugu bir soruyu ortaya çIkarIyor. Eski Türkler madenleri nereden alIyorlardI ? Altay DaglarInIn birçok yerinde bulunan maden ocaklarI ve ergitme fIrInlarI bu soruya yanIt veriyor. Eski Türkler yalnIzca madenleri yerden çIkarmakla ve i$lemekle kalmIyor, madenlerden araç gereç yapmasInI ve yapIlarda kullanIlabilecek duruma getirmesini de biliyorlardI. Ba$ka bir deyimle, eski Türkler madencilik sanatInIn bütün biçimlerini ve yöntemlerini biliyorlardI. Eski Türk ülkelerinde eski dönemlerde i$letilip bIrakIlmI$ maden ocaklarI oldukça çoktur. BunlarIn çogunlugu bakIr madeni ocaklarIdIr. BirtakIm ocaklarIn yeraltIndaki geçitleri, günümüzde yapIlmI$ ocaklar gibi kusursuz olarak tümüyle agaç direklerle desteklenmi$tir.
Bu ocaklarIn çoklugu, Türklerin madenleri yalnIz kendi gereksinimleri için degil, öteki uluslara satmak için de çIkardIklarInI dogruluyor.
Kurganlarda bulunan madenden yapIlmI$ araç gereçler, Türklerde madencilik sanatInIn çok ünlü bir ugra$ oldugunu da göstermektedir. Saint Petersburg'un Ermitaj müzesindeki kurganlarda bulunmu$ yapItlar arasInda çekiç tutan bir maden i$çisinin küçük bir bakIr heykeli bulunuyor. AyrIca kurganlarda çok sayIda küçük çekiç de bulunmu$tur. Türklerin bu gibi heykelleri ve küçük çekiçleri bir çe$it süsleme olarak kullandIklarI anla$IlmaktadIr.
Eski Türkler yalnIz bakIr, tunç ve demir madenlerini degil, altIn madenini de çIkarIyorlardI. Orta Asya'nIn birçok yerinde bIrakIlmI$ altIn madeni ocaklarI ortaya çIkarIlmI$tIr. Bu maden ocaklarInda bakIr aletler bulunmu$tur. Günümüzdeki Türk ülkelerinin çe$itli
407
ORTA ASYA
yerlerinde maden ergitmede kullanIlan fIrInlar da bulunmu$tur. Türklerin madencilik sanatInIn bütün yöntemlerini bildiklerini tarihi dönemlerin yazIlI belgeleri dogrulamaktadIr. Örnegin, tarihi belgelerde Göktürklerin yönetime madeni araç gereç yaparak vergilerini ödedikleri belirtilmektedir.
11.1.3. ORTA ASYA'NIN KURUMASI, iKLiMiNiN DEGi$MESi
Milada yakIn yüzyIllarda Asya Türklerinin bir kesimi hayvancIlIk yapmaya ve göçebe olarak ya$amaya ba$ladIlar. Bu ya$am biçimi degi$ikliginin nedenini Asya ikliminin degi$mesinde aramak gerekmektedir.
Eski dönemlerden günümüze kadar Orta Asya yava$ ve sürekli kurumaktadIr [1]. Orta Asya'da IrmaklarIn sayIsI süre geçtikçe azalmakta, var olanlarIn sularI eksilmekte ve göller kurumaktadIr. Eskiden var olan birçok göl günümüzde yok olmu$tur. Cografya bilim insanlarInIn bildigi bu olay Türk soyu tarihinin açacagI sayIlmalIdIr. Orta Asya'nIn öteki önemli iklimsel özelligi de kuzeydogudan esen yellerin çoklugu ve yeginligidir. Bu yeller bir yandan Orta Asya sularInIn IsInmasIyla olu$an buharlarI Orta Asya'nIn güneyindeki ülkelere götürür. Öbür yandan bu yeller Orta Asya'ya yalnIzca kum ta$Irlar.
[1] Asya'nIn kurumasIyla ilgili önemli yapItlar.
Ellsvjorth Huntington, The rivers of Chinese Turkestan and
the desiccation of Asia, The Geographical journal. A. Boutquin, L'Asie Centrale La Question Du
Dessechement Du Globe. Eduard Brûckner, Klimaschwankungen und
Völkerwanderungen, Almanach der kaiserlichen
Akademie der Wissenschaften.
408
ORTA ASYA TÜRK UYGARLIGI
Böylece Orta Asya bir yandan kurumakta, öbür yandan yayIlan kumlarIn altInda kalmaktadIr. Kumlar yava$ça topraklarIn üstünü kaplayarak bir dönem ye$il ekinliklerden ve verimli tarlalardan olu$an bölgeleri IssIz kumluklara çevirmektedir.
Günümüzde geni$ kum çöllerini ve bozkIrlarI olu$turan bölgelerin, çok eski dönemlerde verimli alanlar olduklarI çe$itli belirtilerden anla$IlmaktadIr. Örnegin, kum çöllerindeki kum katmanlarI altInda geni$ligi 2-5 metre arasInda degi$en ark denilen su yollarI bulunmu$tur.
Son 1000 yIldIr Orta Asya'ya gelen kum akImInIn daha çabuk yayIldIgI anla$IlmaktadIr.
11.1.4. ESKi TÜRK iLLERi
Günümüzden 700 yIl öncesine kadar, M.S. 6. - 13. yüzyIllar arasInda BatI Türkistan ile KIrgIz bozkIrlarInIn güney bölgelerinde birçok ilin var oldugu Çin ve islam tarihçilerinin yapItlarInda yazIlIdIr. Günümüzde bu illerin üstü kum katmanlarIyla örtülüdür. Tarihi kent kalIntIlarInIn yerleri, ancak büyük ölçüde kumlara karI$mI$ çinili yapI gereçleri ve çok güzel çömlek kIrIntIlarI gibi uygarlIk kalIntIlarInIn bulunmasIyla belirlenebilmektedir. Günümüzde uygarlIktan yoksun olan KIrgIzlarIn ve KazaklarIn ya$adIklarI bölgenin birçok yeri, eski Türk uygarlIklarInIn kurdugu kentlerin kalIntIlarIyla doludur.
Bu kalIntIlarIn bir bölümü tarihte bilinen, örnegin Otrar, Cent, YangI Kent, Sagnak gibi kentlerin örenleridir. Ötekileriyse, tarihin adlarInI yazmadIgI kentlerin kalIntIlarIdIr. Tarih pek çok kentin adlarInI yazmasIna kar$In yerleri daha bulunamamI$tIr. Atba$,
409
ORTA ASYA
Atlak (AtlIk, itlik, OtlIk), AlmalIk, Balasagun, Tala$, Kulan, Barshan, Sus, Suyap, Nuzket, Sütkent, ili BalIk, $elci gibi Türk kentleri yerleri bulunamayanlar arasInda sayIlabilir [1]. Çok eskiden büyük bir Türk UygarlIgInIn be$igi olan bütün bu kentlerin yerlerinde günümüzde kum ve yellerden ba$ka bir $ey yoktur. 20. yüzyIlIn ba$Inda yapIlan kazIlar sonucunda Dogu Türkistan'da kum altInda elliden çok kent kalIntIsI bulunmu$tur. YukarIda da açIklandIgI gibi, Orta Asya'nIn eskiden verimli olan topraklarInIn kum çölüne dönmesine, Orta Asya'nIn yava$ça kurumasI ve kumlarla kaplanmasI neden olmu$tur.
SularIn azalmasI, Irmak, çay ve göllerin kurumasI sonucu eskiden verimli olan topraklar çorak bozkIra dönü$tüler. Buralarda ya$ayan insanlar oturduklarI yerleri bIrakIp ba$ka yurt arama veya göçebeligi benimseme geregi duydular. BIrakIlmI$ veya yIkIlmI$ kentlerin bulundugu alanlar yava$ça yellerin ta$IdIgI kumlarla kaplandIlar. Ye$il tarlalar bozkIr, bozkIrlar kum çölü oldular. Bu nedenle "Orta Asya Türklerinin eski uygarlIklarI nerede ?" sorusuna, kumlarIn altInda diye yanIt vermek dogru olur. [2]
[1] Eski Balasagun kenti, BatI Türkistan'da Bi$kek kenti ve IsIk Gölü arasIndaki Çu IrmagI deresinde bulunmu$tur. General Books LLC, Central Asian Archaeology: Central Asian Archaeology Stubs.
[2] Eski Türk illeriyle ilgili yapItlar.
M. Aurel Stein, Sand buried ruins of Khotan.
V. V. Bartol'd, Otcet o poezdke v Srednjuju Aziju s
naucnoj, ceTju. P. K. Kozlov, Trudy Ekspeditsii Imper. Russ. georgafic.
obschestva po Tsentralnoi Azii sovershennoi. Raphael Pumpelly, Explorations in Turkestan,
Expedition of 1903.
410
ORTA ASYA TÜRK UYGARLIGI
Kum ve kalIntIlar altIndaki eski Türk uygarlIklarInI son dönemlere kadar ne Türklerin kendileri ve ne de Avrupa bilim çevreleri biliyordu. Ancak 19. yüzyIldan beri Orta Asya'da yapIlan kazIlardan sonra Türklerin eski uygarlIklarI ve bu uygarlIklarIn geli$mi$ligiyle ilgili bir dü$ünce olu$turulabildi. Yine bu kazIlardan sonra Türk soyunun geçmi$iyle ilgili AvrupalI dogu bilimi insanlarInIn dü$ünceleri degi$ti.
11.1.5. TÜRK TARiHi ORTA ASYA KO$ULLARININ SONUCUDUR
Orta Asya'nIn yava$ça kurumasI Türk soyunun tarihi yazgIsI için önemli birkaç sonuç dogurmu$tur.
1. Türk soyunun bir bölümünün göçebe olarak ya$amalarInI gerektirdi. Göçebelik Türk tarihinde iklim degi$imi sonucu bir gereklilik oldu. Uygun yer ve iklim ko$ullarInda ya$ayan Türkler göçebe ya$ama hiç ilgi göstermemi$lerdir.
2. Kimi Türk yurtlarInIn bozkIra dönü$mesi, Türk soyunun ya$amsal ve tutumsal çIkarlarI birbirine ters iki topluma bölünmesine neden oldu.
3. BozkIrlarda ya$am ko$ullarInIn agIrlIgI, göçebeligi seçen Türklerin çevre ko$ullarIna ters orantIlI olarak sürekli çogalmalarInI, batIya ve güneye göçmeleri geregini, yeni yurt arama egilimini dogurdu.
4. Göçü ba$arabilmek için örgütlenmenin gerekli oldugu anla$IldI. Böylece Türklerde sava$çIlIk ve sIkI düzen duygusu dogdu. SIkI düzen alI$kanlIgI Türkleri yönetim kurabilen, yönetici bir ulus yaptI.
411
ORTA ASYA
5. Ordu örgütlenmesi yardImIyla Türk göçleri yayIlmaya dönü$tü.
6. Yeni topraklar elde etmek için batIya, güneye dogru yürüyen bozkIr Türkleri ilk önce yol üzerindeki geli$mi$ Türk ülkelerini yönetimlerine bagladIlar ve onlara da yayIlma ugra$Ina katIlmayI benimsettiler. Çünkü yayIlmanIn ba$arIlmasI için uygarlIkta geli$mi$ olan Türklerin yöntemleri ve bilgilerinin de gerekli oldugunu anlIyorlardI.
7. Böylece üretken Türk UygarlIgI yurtlarI sürekli olarak kuzeyden, bozkIrlardan gelen Türk dalgalarInIn darbeleriyle kar$Ila$tIlar.
Türk göçlerinin bütün nedenlerini iyice kavramak için Orta Asya'nIn yava$ça kurumasIndan, yellerin yeginliginden, verimli alanlarI kumlarIn örtmesinden ba$ka, Orta Asya ikliminin öteki özelliklerini de göz önüne almak gerekir. Orta Asya ikliminin önemli bir özelligi de sert olmasIdIr. Ba$ka bir deyimle, mevsimler arasIndaki büyük sIcaklIk degi$iklikleridir. Orta Asya yazlarI a$IrI sIcaktIr. Ortalama sIcaklIk 35 °C'dir (Sudan ülkesinin sIcaklIgIna e$ittir). Ara sIra bu sIcaklIgIn 65 -70 °C'ye çIktIgI görülür. KI$larI da çok soguktur. Norveç ülkesinin ortalama sIcaklIgI olan sIfIrIn altInda 30 - 35 °C arasIndadIr.
Orta Asya'da yagmur seyrek görülen bir olaydIr. Orta Asya'nIn kimi bölgelerine yIllarca yagmur yagmaz. YazlarI çok kurudur. KI$In bozkIrlar kalIn bir kar katmanI altInda kalIr. Göçebe Türkler bu kI$larI yer altIndaki evlerinde geçirirlerdi. Evin dI$Inda binlerce kilometre boyunca uzanan kalIn kar katmanI, yegin esen soguk yel ve onun acIklI çIglIgIndan ba$ka hiçbir $ey yoktu. Ancak ara sIra bu yelin sesine uzaktaki kurtlarIn ulumalarI da karI$IrdI.
412
ORTA ASYA TÜRK UYGARLIGI
Göçebe Türkler bu dokunaklI inlerinde kI$I geçirmek için yazIn yerle$ik toplumlara sattIklarI koyun ve atlarIn kar$IlIgInda yeterli yiyecek alabildiklerinde, bu inler de onlara bir mutluluk yuvasI gibi görünürdü.
Ancak bula$IcI bir hastalIk veya kI$In sogugu yüzünden göçebe Türklerin hayvanlarI ölebilir ve güneydeki yerle$ik toplumlara yiyecek kar$IlIgInda verecekleri varlIklarIndan yoksun kalabilirlerdi. Ya da kItlIk olabilir ve güneydeki yerle$ik toplumlar göçebelere yiyecek satmak istemeyebilirlerdi. Bu gibi durumlarda göçebe Türkler kar altIndaki soguk inlerinde yiyecekten de yoksun kalIrlardI. Bütün bunlar göçebe Türklerin agIr ya$am ko$ullarIydI.
Orta Asya'daki Türklerde göçü ve yeni topraklar elde etme egilimini doguran bu ko$ullar olmu$tur. Böyle agIr ko$ullar içinde ya$ayan Türkler için güneyin sulu, sIcak, verimli topraklarIna gidip yeni bir yurt arama ve orada yerle$me istegi çogu kez kutsal bir ulusal ülkü olmu$tur. KuraklIgIn ortaya çIkmasIndan sonraki tüm dönemlerde Türklerin güneye ve batIya dogru yürüme egilimi göstermelerinin derin gizemini bu ko$ullarda aramak gerekir.
Türklerin tarih öncesi dönemlerden M.S. 16. yüzyIla kadar süren Çin'e, Hindistan'a, iran'a, Mezopotamya' ya, Anadolu'ya, Avrupa'ya göçlerinin en önemli nedeni iklimdeki degi$imin etkisiyle Orta Asya'nIn kurumasIdIr. KuraklIgIn sonucunda Türklerin bir bölümünün tutumsal ya$amI agIrla$mI$, göçleri ve yayIlmalarI bir gereklilik olmu$tur. Bu göçler sonucunda Türkler batIda ve güneyde büyük topraklar elde ettiler. Bu ülkelerde toplumsal ya$amI kurallarla yapIlandIran, sIkI düzeni ve güvenligi saglayan kurumlarI olu$turdular.
413
ORTA ASYA
Böylece kentle$mi$ uygar ülkeler kurdular [1].
11.1.6. TÜRK UYGARLIGININ ÇIKTIGI YERLER
Neyse ki Türk yurtlarInIn bütün bölgeleri bozkIra dönü$medi ve kumlarla örtülmedi. Orta Asya'da daha kurumamI$ büyük Irmaklar vardIr. Bu IrmaklarIn çevresindeki Türkler çe$itli adlarla yüksek uygarlIklar kurmu$lardIr. Yerle$ik ya$ama uygun olan verimli alanlar Kuzey Mogolistan'daki Selenge ve Orhun, Balka$ ve IsIk gölleri arasIndaki ili IrmagI, Dogu Türkistan'daki TarIm IrmagI, BatI Türkistan'daki Çu, inci (Sirderya) ve Öküz (Amuderya) IrmaklarI bölgeleridir. Bu alanlarIn tümünde belli dönemlerde Türkler yüksek uygarlIklar kurmu$lardIr. Milattan önceki dönemlerde Orhun Bölgesi Türkleri uygarlIkta çok ilerlemi$lerdir.
[1] iklim ve tarih arasIndaki ili$kiyle ilgili önemli yapItlar. Ellsvjorth Huntington, Civilisation and Climate. Friedrich Ratzel, Anthropogeographie, sayfa 73 - 368. Ellen C. Semple, Influences of Geographie Environnement,
sayfa 473 - 515. Elisee Reclus, L' Homme et la Terre.
Paul Vidal de la Blache, Les conditions geographigues des
faits sociaux. Sven Hedin, Through Asia.
Göçebeligin nedenleriyle ilgili yapItlar. Eduard Brückner, Klimaschwankungen und Völkerwanderungen.
Türk boylarInIn göçleriyle ilgili yapItlar.
J. H. Klaproth, Tableaux Historiques de L'Asie,
"Recherches sur la migration des Peuples" adlI bölüm. Kâroly Jenö Ujfalvy, Les migrations des peuples et
particulierement celle des Touraniens.
414
ORTA ASYA TÜRK UYGARLIGI
11.1.7. BÜYÜK TÜRK HAKANLIKLARI
Hyung-nu adIyla bilinen Dogu HunlarInIn uygarlIgI kendi dönemi için yüksek bir uygarlIk sayIlmalIdIr. Dogu HunlarI Mogolistan'dan idil (Volga) Bölgesine kadar uzanan büyük ve düzenli bir yönetim kurdular. Bu ülkede güvenlik ve sIkI düzen egemendi. HunlarIn kusursuz yasalarI, yargI ve tutukevleri vardI. Ülke yönetimi degi$ik büyüklüklerdeki bölge yönetimleri birliginden olu$mu$tu. Hunlar çe$itli konularda genel ulusal toplantIlar yaparlardI. Hun HakanlIgInIn iyi örgütlenmi$ güçlü bir ordusu vardI. Bütün Hun Ulusu sIkI ordu düzenine baglIydI. Toplumun tümü sava$çIydI. Hunlar ayrIca tarIma önem verirlerdi. Bütün toplumun tarIm için topragI vardI. Hunlar madencilik sanatInda da ilerlemi$lerdi. Madenden tüm çe$itli araç ve gereçleri üretmesini biliyorlardI.
Milattan sonraki dönemlerde de Orhun ve Selenge bölgeleri ba$kent olmak üzere güçlü Türk yönetimleri kurulmu$tur. Bu dönemde Orta Asya'da ya$ayan Göktürkleri Çinliler Tukyu [1] diye anIyorlardI. Milattan sonra ortaya çIkan büyük bir Türk yönetimi de Altay Türklerinin kurdugu, Bumin ve istemi hanlarIn yönettigi hakanlIktIr. Bu hakanlIk iki bölgeden olu$uyordu. Dogu bölgesine Bumin Han torunlarI, batI bölgesine (BatI Türkistan) istemi Han ve torunlarI egemendi. M. S. 562 - 576 yIllarI arasIndaki istemi Han döneminde BatI Göktürk HakanlIgI yeryüzünün en güçlü ülkelerinden biri oldu. Türk HakanI istemi Han, döneminin bütün büyük hükümdarlarIyla dI$ i$leri yönetimiyle ilgili ili$kiler kurmu$tu. Bizans ve iran hükümdarlarIna elçiler gönderir, onlarIn elçileriyle görü$ürdü.
[1] Tukyu, Türk sözcügünün Çince söyleni$idir.
415
ORTA ASYA
M.S. 531 - 570 yIlarI arasInda iran HükümdarI olan Sasani HanedanIndan Hüsrev Nu$irevan, istemi Han'In kIzIyla evlenmeyi bir onur saymI$tI.
Türk HakanI iran ve Bizans imparatorlarIna yazdIgI iletileri ve elçilerinin güven bildirilerini Türkçe ve Türk yazIsIyla yazardI.
istemi Han döneminde Türklerde madencilik sanatI olaganüstü ilerlemi$ti. Türkler ba$ta altIn ve gümü$ olmak üzere o dönemde bilinen bütün madenlerden tüm çe$itli araç gereçleri yapIyorlar ve bunlarI öteki uluslara satIyorlardI. M.S. 569 yIlInda istemi Han'In ba$kentine gönderilen Bizans elçisi Zemarque, Türk yurdunda gördügü altIndan üretilmi$ yapItlarIn niteliginin istanbul'da üretilen maden yapItlardan kesinlikle daha dü$ük olmadIgInI belirtmi$tir.
Bizans elçisi Zemarque ayrIca istemi Han'In çe$itli saraylarInda gördügü altIn yapItlarIn bollugunu dile getirmi$tir. Elçi Türk HakanInIn sarayInda tavus ku$u biçiminde yapIlmI$ ayaklar üzerine oturtulmu$ altIn tahtlar, altIn yapI direkleri, altIn masalar, koltuklar ve pek çok altIndan üretilmi$ ev araç gereci gördügünü $a$kInlIkla anlatmI$tIr. Elçi Türklerin bir kesiminin maden araç gereçler üretmek ve satmakla ugra$tIgInI da belirtmi$tir.
Bumin ve istemi HanlarIn kurdugu bu yönetim M.S. 7. yüzyIlIn ortalarIna dogru dü$tü. Ancak 7. yüzyIlIn sonlarIna dogru ba$kenti yine Orhun Bölgesinde olan yeni bir Türk HakanlIgI kuruldu. Bu dönemde Türkler yeniden ülke yönetiminde, uygarlIkta ilerleyerek yükseldiler ve üzerlerinde birçok yazItlar olan anItlar yaptIlar.
416
ORTA ASYA TÜRK UYGARLIGI
11.1.8. ESKi TÜRKÇE YAZITLAR
Orhun yazItlarI adIyla bilinen anItlar M.S. 8. yüzyIlda Orhun Yöresinde ya$ayan Türklerden kalmI$ yapItlardIr. Orhun yazItlarIndan ve olaylarIn olu$ sIrasIna göre yazIlmI$ tarihi Çin belgelerinden, bu dönemde Türklerin yüksek bir uygarlIk seviyesine ula$tIklarI anla$IlmaktadIr.
Orhun yazItlarIndan bu dönemde Türklerin ulusal bilincinin çok yüksek oldugu, önderlerin en büyük amacInIn bütün Türkleri birle$tirmek oldugu, Türklere özgü yasalarIn oldugu, yönetim kurumlarInda çalI$an görevlilerin çe$itli kesimlere ayrIldIgI, Türk ülkesinin Mogolistan'In dogusundaki KadIrgan veya Kingan DaglarIndan Aral Gölüne ve Sibirya'dan DemirkapI'ya (Afganistan) kadar uzandIgI ögrenilmektedir.
Orhun yazItlarInda kullanIlan dil yalIn Türkçe ve yazI Türk yazIsIdIr. Oysaki o dönemde günümüz uygar Avrupa uluslarInIn ne böyle geli$mi$ dilleri, ne de ulusal bilinçleri vardI.
11.1.9. DOGU TÜRKiSTAN UYGARLIGI
Dogu Türkistan Türkleri de islamiyet'ten önceki dönemlerde uygarlIkta çok ilerlemi$lerdi. Dogu Türkistan kentlerle doluydu. TarIm ve sanatla ugra$an bu Türk toplumu el sanatlarInda da çok geli$mi$ti. Kendilerine özgü yazIlarI ve geli$mi$ yazInlarI vardI. ingiliz, Rus, FransIz ve özellikle Alman bilimcilerin yaptIgI kazIlar sonucunda Dogu Türkistan Türkçesinde islamiyet'ten önce çok görkemli bir yazIn yaratIldIgI kanItlanmI$tIr. Eski kentlerin kalIntIlarI ve tapInak yIkIntIlarI arasInda bulunan yazIlI yapItlar günümüzde
417
ORTA ASYA
Rusya Fransa ve Almanya'nIn kitaplIk ve müzelerinde saklanmaktadIr. Özellikle Berlin kentinin Etnografya müzesindeki Uygur yapItlarI birkaç dolabI dolduracak kadar çoktur.
Bu yapItlarIn ancak bir bölümü tümüyle okunarak Almanca çevirileriyle birlikte yayInlanmI$tIr. OnlarIn büyük bir bölümü daha okunmamI$tIr. islam'dan önceki dönemlerde Dogu Türkistan'da ya$amI$ Türklere Uygur adI verilmektedir. Uygur yazInInIn bütün bulunmu$ yapItlarI okunarak yayInlandIgInda, bu yazInIn önemi ve degeri daha iyi anla$IlacaktIr. Eski Uygur tapInaklarI kalIntIlarInda yazIlI yapItlarIn yanI sIra, birçok el i$lemeli duvar ve öteki süsleme sanatI yapItlarI da bulunmu$tur.
islam'dan önceki dönemlerde Dogu Türkistan'In çok yüksek bir uygarlIgIn be$igi oldugunu Çin tarihçilerinin yapItlarIndan da anlamak olasIdIr. M.S. 7. yüzyIlIn ba$larInda Dogu Türkistan'I gezen Çinli Hsuan Tsang' In ülkeyle ilgili verdigi bilgiler, bu dönemde Dogu Türkistan'da Türklerin uygarlIkta çok yükseldiklerini göstermektedir [1].
M.S. 981 yIlInda Çin elçisi Wang Yen Te daha islamI benimsememi$ Türklerin yurdu olan Dogu Türkistan'In ba$kenti Be$balIk'ta bulunan Arslan Han sarayInI gezdi. Çin elçisi o dönemde Be$balIk Yöresinde 500 kadar tapInak oldugunu, bu tapInaklarIn yanInda kitaplIklar oldugunu, kentlerde evlerin birkaç katlI yapIlmI$ oldugunu, Dogu Türkistan toplumunun tarIm ve çe$itli
[1] Edouard Chavannes, Documents sur les Tou-Kiue (Turcs) Occidentaux.
Stanislas Aignan Julien, Memoires sur les contrees occidentales, traduits du Sanscrit en Chinois.
418
ORTA ASYA TÜRK UYGARLIGI
sanatlarda olaganüstü becerikli oldugunu belirtti [1]. Dogu Türkistan'da kent kalIntIlarInda bulunan Uygur yazInI yapItlarI bunu dogrulamaktadIr.
Dogu Türkistan'da islamIn yayIlmasIndan sonra da uygarlIk görüldü. KarahanlI Hakan boyunun döneminde ülkede yüksek uygarlIk egemendi. Bu dönemde de yalIn bir Türkçeyle geli$mi$ bir yazIn yaratIlmI$tI. Cengiz Han yayIlmasI ve sonrasInda Dogu Türkistan Türklerinin ya$adIgI yIkImlar sonucu çogu yapItlarI kaybolan bu yazInIn güzel bir örnegi Kutadgu Büig'dir.
M.S. 1069 yIlInda Yusuf Has Hacip'in yazdIgI tek kitap olan bu büyük yapIt, her yönden ilgiye deger bu anIt, Türklerin övünebilecegi bir yapIttIr. Kutadgu Bilig M.S. 11. yüzyIlda Türk ekininin seviyesini, Türklerin yasal (tüzel) ve dü$ünsel anlayI$larInI yansItmaktadIr.
Kutadgu Bilig yalIn bir Türkçeyle yazIlmI$tIr. islam Dönemi yapItI olmasIna kar$In, bütününde kullanIlan Arapça ve Farsça sözcük sayIsI 100 kadardIr.
Dogu Türkistan'da ya$ayan Türkler daha M.S. 11. yüzyIlda üst seviyedeki konular üzerinde öz Türkçe sözlerle dü$üncelerini anlatabiliyorlardI. Türkçe daha M.S. 11. yüzyIlda geli$mi$ kusursuz bir yazIn dili düzeyine gelmi$tir.
Kutadgu Bilig iranlIlarn $ahnamesiyle çagda$tIr. $ahname Kutadgu Bilig'den 30 - 35 yIl kadar önce yazIlmI$tIr.
[1] Wilhelm Schott, Zur Uigurenfrage.
Julius H. Klaproth, Abhandlung über die Sprache und Schrift der Uiguren.
419
ORTA ASYA
Kutadgu Bilig'deki Türkçe kökenli sözcük sayIsI, $ahnamedeki Farsça sözcük sayIsIndan büyüktür.
11.1.10. BATI TÜRKiSTAN UYGARLIGI
AraplarIn Maveraünnehir (Çay ArdI) dedikleri inci ve Öküz IrmaklarI arasIndaki bölgede de birkaç kez Türk UygarlIgI yükselmi$tir. iskender'in Türkistan'a saldIrdIgI dönemde bölgede büyük Türk kentlerinin var oldugu bilinmektedir. Örnegin, Semerkant kenti M.Ö. 330 yIlInda da vardI.
Bu bölgeyi M.S. 8. yüzyIl ba$Inda Araplar aldIgI sIrada Buhara, Semerkant hanlIklarI çok varlIklI ve uygar ülkelerdi.
Araplar Buhara HanlIgInIn o dönemde ba$kenti olan Baykent'i birçok kez yagmalamI$lardIr. Her yagmada yüzlerce deve yükü altIn yapItlarI götürmü$lerdir.
Harzem$ah HakanlIgI dönemi de BatI Türkistan'da uygarlIgIn geli$tigi bir dönemdir. Arap tarihçilerinin ilettiklerine göre, bu dönemde BatI Türkistan illeri medrese ve kitaplIklarla doluydu. YalnIz Merv ilinde 500 kadar kitaplIk oldugu bildirilmi$tir.
Ancak Timur Han torunlarInIn egemenligi dönemi, BatI Türkistan'In en görkemli çagIdIr. Bu dönemde BatI Türkistan'In bütün illerinde görkemli yapIlar yapIldI. Yüzlerce saray gibi çok büyük medreseler, camiler, köprüler, hanlar yapIldI. Semerkant yeryüzünün bilimle ugra$an en büyük yerlerinden biri oldu. BatI Türkistan' In birçok büyük medresesinde din bilimlerinden ba$ka, pozitif bilimler de ögretilirdi. Tüm medreseler üniversite niteligindeydi. Medreselerde dönemin bütün bilimlerinde üst düzey bilim insanlarI yeti$ti.
420
ORTA ASYA TÜRK UYGARLIGI
Özellikle matematik ve gök bilimi çok ilerlemi$ti. Timur Han'In torunu Ulug Bey Semerkant kentinde büyük ve o dönemin en geli$mi$ gözlemevini yaptIrmI$tI. Döneminin en büyük gök bilimcilerinden olan Ulug Bey, bu gözlemevinde birçok ba$ka gök bilimcilerle birlikte gözlem ve ara$tIrmalar yapmI$tIr. Gezegenlerin ve yIldIzlarIn yIllIk devinimleri çizelgesini de içeren çalI$malarInI Ulug Bey Zayçesi adIyla bilinen yapItInda toplamI$tIr. Bu yapItI uzun süre AvrupalI bilimciler bile güvenilir bir kaynak olarak kullanmI$lardIr [ 1 ].
Öteki pek çok Türk UygarlIgI yapItlarI gibi bu gözlemevi de son zamanlara kadar kum altInda kalmI$tI. BatI Türkistan Türklerine uygarlIk yerine dini tarikat egemen olunca, kitaplarIn ve bilimle ugra$InIn yerini tekkeler alInca bu gözlemevinin yeri bile unutulmu$tu. 1908 yIlInda Rus arkeolog V. L. Vyatkin gözlemevinin yerini buldu. Vyatkin büyük giderlerle kazI yaptIrarak 450 yIl kum altInda kalan bu olaganüstü yapIyI ortaya çIkardI. Gözlemevinin bilimsel gözlemler yapmakta kullanIlan merdiven biçiminde mermerden yapIlmI$ rakam ve harflerle bezenmi$ olaganüstü duvarlarI tüm görenleri $a$kIna çevirmektedir.
Gözlemevini gezen bilinçli Türkler, tümüyle Türk yetenegi ürünü olaganüstü bilim anItInI gördügünde büyük bir Türklük onuru duyuyorlar. Bu gözlemevi bagnazlIga ve bilgisizlige kapIlmayInca Türklerin neler
[1] ingiliz dogubilimci Thomas Hyde bu yapItI ingilizceye 1665 yIlInda çevirip yayInladI. 1767 yIlInda 2. baskI yayInlandI. 1853 yIlInda L. P. E. A. Sedülot FransIzcaya çevirdi. Ulug Bey ve takImInIn yaptIgI önemli çalI$malar küresel trigonometrik, binomial ve 3. dereceden denklemlerin çözüm yöntemleri, açIlarIn 8 ondalIklI sinüs ve tanjant degerleri çizelgesi, yakla$Ik bin yIldIzIn ilk kapsamlI yIldIz çizelgesidir.
421
ORTA ASYA
yapabildigine kusursuz bir örnektir. BatI Türkistan'In uygarlIk anItlarI yalnIzca bu gözlemevi degildi. Ülkenin tüm büyük kentlerinde, özellikle Semerkant ve Buhara' da çok sayIda ba$ka büyük yapIlar da vardI.
Timurlar HakanlIgI döneminde BatI Türkistan'da özgün bir Türk yapI biçimi dogmu$tur. Bu yapI biçimi yeryüzünün tanInmI$ köklü yapI biçimlerinden biri sayIlIr. Günümüze kadar BatI Türkistan'In medrese, cami ve anIt gömüt yapIlarIna benzetilmi$ yapIlar yapIlmI$tIr. St. Petersburg kentinin ünlü büyük camisi Timurlar biçimi yapIya benzetilerek yapIlmI$tIr [1].
Timurlar HakanlIgI döneminde BatI Türkistan'da bütün öteki güzel sanatlar da çok geli$mi$ti. Küçük boyutlarda resim yapan birçok ressam yeti$mi$ti. Avrupa'da "miniature persane" adIyla yanlI$ bilinen bu resimleri yapanlarIn çogunun kökeni Türk'tür.
Timurlar HakanlIgI döneminde yazIn da en üst düzeyde geli$mi$ti. Çagatay yazInI olarak bilinen bu dönemin yazInI, yeryüzünün en yeni yazInlarIndandIr. Asya Türklerinin en büyük yazarI ve ozanI Ali $ir Nevai de bu dönemde ya$amI$ ve yapItlarInI yazmI$tIr. Ali $ir Nevai ve onun izinden giden yazarlarIn yapItlarIna dayanarak geli$mi$ Çagatayca bir yazIn dili yaratIlmI$tI.
YukarIda verilen bilgilerin gösterdigi gibi, Türkistan' In verimli alanlarInda çe$itli dönemlerde degi$ik adlarla Türkler birçok kez uygarlIklar kurdular.
[1] Nikolai Ivanovich Veselovsky, NadgrobnI pamyatnik Timura v Samarkande. Eugene T. Smirnov, Drevnosti v okrestnostiah Ta$kenta. Vasily Vladimirovich Bartol'd, Ulugbek i ego vremya.
422
ORTA ASYA TÜRK UYGARLIGI
Burada önemli bir soru ortaya çIkmaktadIr. Neden Türk UygarlIgI aralIksIz geli$memi$tir ? Örnegin, BatI Türkistan'da istemi Han döneminden sonra Samaniler dönemine ve Harzem$ahlar döneminden sonra Timurlar dönemine kadar geçen sürelerde Türk UygarlIgI niçin duraksamI$tIr ? Parlak dönemler neden ara vermi$tir ? Bu sorularIn yanItlarI bilinmeden Türk tarihi anla$Ilamaz.
YukarIda verilen bilgilerden de anla$IldIgI gibi, Türk yurtlarI açIkça kurak çöller ve bozkIrlar, verimli alanlar olmak üzere degi$ik nitelikte iki bölgeye ayrIlIrlar.
Kurak çöllerde, bozkIrlarda ya$amalarI gerekenler, kötü çevre ko$ullarI nedeniyle göçebeligi benimsemi$ olan Türklerdir. Bu Türkler sürekli verimli yerlere göç etme geregini duymu$lardIr. Göçebe Türkler ya$am ko$ullarInIn uygun olmamasI yüzünden uygarlIkta ilerleyememi$tir.
Verimli alanlara yerle$en Türklerse, 100 yIl kadar barI$ ve güvenlik içinde ya$ayabildikleri tüm yerlerde birer uygarlIk kurmu$lardIr. Ancak yerle$ik Türkler ara sIra 100 - 200 yIl barI$ içinde ya$ayabilmi$lerdir. YukarIda belirtildigi gibi kuzeyden batIya ve güneye ordu birlikleri düzeninde yürüyen göçebe Türkler, verimli alanlardan geçerlerken buralarda yerle$ik ve uygarla$mI$ Türkleri de iran'a, Hindistan'a, Avrupa'ya dogru sürüklemi$lerdir. Göçebe Türkler uygar Türkleri de baskIyla bu göç ve yeni yerler ele geçirme ugra$Ina katmI$lardIr. Çünkü göçebe Türklerin büyük sava$larla yeni yerler alabilmeleri için, yerle$ik uygar Türklerin sanatlarIna ve bilgilerine gereksinimleri vardI.
Uygar Türklerin izleyecekleri usa uygun iki yol vardI. Ya göçebe Türklere boyun egeceklerdi, ya da
423
ORTA ASYA
göçebe karde$leri kuzeye püskürteceklerdi. Olabildigi durumlarda uygar Türkler püskürtme yolunu izlemi$lerdir. Ancak bu sürekli olasI degildi. Kuzeyden gelen güçlü dalgalar uygar Türkleri isteyerek veya istemeyerek baskIyla göçebe karde$lerine boyun egdiriyordu. Sava$la veya barI$la yerle$ik Türklerin göçebe Türklere baglanmasI, aynI sonucu ortaya çIkarIyordu. Bu sonuç, göçebe Türklere baglanan Türk UygarlIgInIn ya tümüyle sönmesi veya gerilemesiydi.
Göçebe Türkler de geli$mi$ alanlara yerle$tikten sonra, çabukça kendi yeni uygarlIklarInI yaratmaya koyulmu$lardIr.
Orta Asya'daki bütün Türk tarihi neredeyse, göçebe ve yerle$ik Türk toplumlarInIn birbiriyle ugra$Indan olu$mu$tur.
Türklerin bir kesimi uygarlIk yaratmI$ ve öbür kesimi de ya$am ko$ullarInIn güçlügü nedeniyle bu uygarlIgI yIkma geregini duymu$tur. Türk tarihi bu olguyu kanItlayacak örneklerle doludur. Göktürk UygarlIgInI kuzeyden gelen Uygurlar yIkmI$tIr. Dogu Türkistan'da kurulan Uygur UygarlIgInI Cengiz Han yönetimindeki kuzeyden gelen Türkler yIkmI$tIr. Timurlar UygarlIgInIn sönmesine kuzeyden gelen Özbeklerin yayIlmasI neden olmu$tur.
Türk UygarlIgInIn sürekli olarak, olagan bir biçimde aralIksIz geli$ememesinin nedeni Türk soyunun iki topluma bölünmü$ olmasIdIr. Bu bölünmü$lük de eski Türk yurtlarIndaki iklim ko$ullarInIn sonucudur. Buna kar$In Türkler agIr ko$ullar içinde bile birkaç kez ana yurtlarI olan Orta Asya'da da yüksek uygarlIklar yaratmI$lardIr. Çünkü uygarlIk yaratmak Türklerin dogasInda var olan bir tutkudur.
424
ORTA ASYA TÜRK UYGARLIGI
11.1.11. ESKi TÜRK YAZISI
YazInIn ilerici degi$imi, uluslarIn uygarlIklarInIn ve tarihsel geli$melerinin ba$langIcInI belirtir. YazIyI tarih öncesi dönemlerde ilk önce Türklerin bularak yeryüzüne yaydIklarI sanIlmaktadIr. Günümüze kadar elde edilen arkeolojik bulgulara göre Dicle ve FIrat Bölgesine tarihte bilinen en eski yazIyI getirenler Sümerlerdir.
Türkler Asya'da sonraki dönemlerde de çe$itli yazI yöntemleri geli$tirmi$lerdir. Tarihte bilinen üstün Türk yetenegi ürünü yazIlarIn bulundugu yazItlarIn en önemli örnekleri Orhun - Yenisey yazItlarIdIr. Bu yazItlar Yenisey ve Orhun IrmaklarI yörelerinde bulunmaktadIr. Bu eski Türk yazIsInIn alfabesi 38 harften olu$ur. BunlarIn dördü sesli, otuz dördü bir veya iki sesin kar$IlIgI olan sessiz harflerdir. Alfabede harflerden ba$ka, sözcükleri birbirinden ayIrmak için kullanIlan üst üste iki nokta simgesi de vardIr.
Türk alfabesinin kaynagIyla ilgili çe$itli dü$ünceler belirtilmi$tir. BirtakIm harflerin ba$ka alfabelerden alIndIgI dü$üncesi de ileri sürülmü$tür [1]. Ancak günümüze kadar eski Türk alfabesinin ba$ka yazIlardan alIndIgI kanItlanamamI$tIr. Türk yazIlarInI okuma yöntemini ilk bulan V. (Vilhelm Ludwig Peter) Thomsen Türk harflerinin kaynagIyla ilgili çe$itli savlar ileri sürdü. BirtakIm harflerin ba$ka alfabelerden alInmasI olasIlIgInI da söyledikten sonra kalan harflerin kaynagI ile ilgili a$agIdaki görü$ünü belirtir.
"Bütün bu dü$ünceler kanIttan yoksun öngörüler ve kuramlardan olu$ur. Bu dü$ünceler i söyledikten sonra
[1] Otto Donner, Sur L'Origine de L'Alphabet Turc du Nord de L'Asie.
425
ORTA ASYA
bu harfleri (Orhun yazIsI harflerini) örnegi olmayan, yeni yaratIlmI$ biçimler olarak algIlamalIyIz" [ 1 ].
Böylece Orhun yazItlarI harflerinin bir bölümünü Türklerin bagImsIz olarak kendilerinin buldugu onaylanmI$tIr. BirtakIm harflerin öteki uluslarIn alfabelerindeki harflere benzetilerek olu$turuldugu savI da vardIr. Ancak harflerin çogunun öteki uluslarIn bulu$u degil, aynI anlayI$In ürünü oldugunu gösteren niteliklerini belirtmek gerekir. Harfler incelendiginde, bunlarIn tümünün üç parçadan olu$tugu görülür, bir dogru çizgi, bir yay biçiminde egri çizgi ve nokta. Harflerin çogu dogru çizgilerden olu$ur. Eger onlar çe$itli yazIlardaki harflere benzetilerek yapIlmI$ olsaydI, harfleri olu$turan parçalardaki bu belirli özellik görülmezdi.
Orhun yazItlarI ve kurganlarda bulunan birtakIm araç gereçler üzerindeki harfler arasInda göze çarpan benzerlikler vardIr. Orhun yazItlarIndaki birtakIm harfleri günümüze kadar Türklerin boy tamgalarI olarak kullanmalarI, bunlarIn Türk bulu$u oldugunun kanItI olabilir. Çünkü Türk boylarI çok eski dönemlerden beri birtakIm tamgalarI kullanmaktadIrlar [2], [3].
[1] V. Thomsen, Inscriptions de l'Orkhon Dechiffrees, sayfa 51.
Yenisey - Orhun YazItlarI ile ilgili önemli yapItlar.
V. Thomsen, Inscriptions de l'Orkhon Dechiffrees.
W. Radloff, P. M. Melioranskij, Drevne-Tyurksie pamyatniki
v Kosho-Tsajdame. J. R. Aspelin, Inscriptions de I'lenissei (Yenisei). Otto Donner, Sur L'Origine de L'Alphabet Turc du Nord de
L'Asie.
Hüseyin NamIk Orkun, Eski Türk YazItlarI.
[2] N. Malitsky, Türk tamgalarInIn Orhun yazItlarI harfleriyle bagI, Türkistan Arkeoloji Dernegi TutanaklarI.
426
ORTA ASYA TÜRK UYGARLIGI
Günümüze kadar elde edilen bulgular M.Ö. 13 bin yIllarIndan beri Asya'nIn büyük bir bölümünde, Dogu ve Orta Avrupa, Mezopotamya, Anadolu, tüm Ege ve Akdeniz bölgelerinde Türklerin ya$adIgInI gösteren güçlü kanItlar ortaya koymu$tur1-12. A. C. KasIm, Sümercenin eski bir Türk dili oldugunu göstermi$tir7.8. Türkler yazIyI bulmadan önce kaya üstlerine ve in duvarlarIna Ana TanrIça, hayvan ve boy tamgalarI resimleri yapmI$lardIr1.
Prof. Dr. Osman Nedim Tuna arkeoloji ve dilbilimi bulgularIna göre Türkçenin ya$InIn en az 11 bin yIl oldugunu a$agIdaki sözlerle belirtmi$tir.
"Türk Dilinin günümüzden 5500 yIl önce bagImsIz ve iki kollu bir dil olarak varlIgI kanItlanmI$tIr. . . . Ana Türkçeden Ana Dogu ve BatI Türkçesine kadar geçen zamanI da hesaba katarsak, bu dönemden zamanImIza kadar geçen 5500 yIl ikiye katlanabilir." ¦
Eski Türk alfabesinin tümüyle eski Türk toplumlarInIn ürünü oldugunu gösteren önemli çalI$malar yapIlmI$tIr9-15. Bunlardan birini Türk dil bilimci Ahmet Cevat Emre yapmI$tIr. Tüm bilim çevrelerince benimsenmese de Emre çalI$masInda Sümer çivi yazIsInIn Türk ürünü oldugunu ve eski Göktürk yazIsInI da çivi yazIsIna baglI kavramsal yazI olarak Türklerin geli$tirdigini ortaya koymu$tur9. KapsamlI ba$ka bir çalI$mayI Kazak Türk dilbilimci Prof. Dr. Altai Sarsen Amanjolov yapmI$tIr. Amanjolov, Asya'da tümüyle Türklerin ürünü olan ilk Türk alfabesinin M.Ö. 3000 yIllarInda olu$tugunu ve bu alfabenin alfabetik yazInIn en eski ortak kaynagI oldugunu ortaya koymu$tur11. Doç. Dr. ismail Dogan, Göktürk yazIsInIn M.Ö. 3500 yIllarIndan M.S. 5. yüzyIla kadar Türk soy tamgalarIndan olu$tugunu belirtmi$tir12.
Bu bilgiler Türklerin M.Ö. 3000 yIllarInda Asya, Avrupa, Mezopotamya, Anadolu, Ege ve Akdeniz bölgelerinde alfabetik yazIyI kullandIklarInI güçlü olarak ortaya koymaktadIr.
1 Afif Erzen, Dogu Anadolu ve Urartular.
2 $emsettin Günaltay.
Türk Tarihinin ilk Devirleri Uzak $ark, Kadim Çin ve Hind.
Türk Tarihinin ilk Devirlerinden YakIn $ark, Elâm ve
Mezopotamya.
YakIn $ark II, III, IV.
427
ORTA ASYA
iran Tarihi, En Eski çaglardan iskender'in Asya Seferine Kadar.
3 Afet inan, Türkiye HalkInIn Antropolojik Karakteri Ve Türkiye Tarihi.
4 Adile Ayda, Etrüskler (Tursakalar) Türk idiler: ilmi Deliller.
5 Çingiz Gara$arlI
The Turkic Civilization Lost in the Mediterranean basin. TroyalIlar Türk idiler.
6 Alberto Piazza, Origin of the Etruscans: novel clues from the Y chromosome lineages.
7 Ataki$i Celiloglu KasIm, "Sümerce" Kesin Olarak Türk Dilidir.
8 Osman Nedim Tuna, Sümer ve Türk Dillerinin Tarihi ilgisi ile Türk Dilinin Ya$I Meselesi.
9 Ahmet Cevat Emre,
Eski Türk yazIsInIn men$ei.
Alfabenin Men$ei En Eski Türk YazIsIdIr.
10 Hüseyin NamIk Orkun, Eski Türk YazItlarI.
11 Altai Sarsen Amanjolov, Genesis of Turkic Runic Script.
12 ismail Dogan, Göktürk YazIsI.
Runik YazInIn Geli$im CografyasI Ve YayIlma SahasI.
13 iV. Malitsky, Connection (Link) of Turkic tamgas with Orkhon letters.
14 A. Sokolov, From stone to press. "Culture and writing of the East".
15 V. G. Guzev, Göktürk YazIsInIn Kendiliginden Dogma (Otokton) Men$ei VarsayImInI EsaslandIran Deliller.
428
ORTA ASYA TÜRK UYGARLIGI
Tarihi nedenler sonucunda M.S. 7. yüzyIldan sonra ba$ka bir yazI yöntemi olan Uygur yazIsI Türkler arasInda yayIldI. Uygur yazIsInI Türkler bulmamI$tIr. Bu yazI Dogu Türkistan'a M.S. 5. yüzyIlda Suriye'den getirilmi$tir. Türklere bu yazIyI getirenler HIristiyanlIgI yayan kimselerdir. Uygur yazIsI bir dönem Suriye'de kullanIlan yazInIn Türk diline uyarlanmI$ biçimidir. Türkler bu yazIyI Dogu Türkistan UygarlIgInIn yükselme döneminde kullandIlar. Dogu Türkistan'da bulunan islamiyet'ten önceki dönemin Uygurca yapItlarI ve islamiyet Döneminde yazIlmI$ Kutadgu Bilig gibi kitaplar bu yazIyla yazIlmI$tIr.
islamiyetin gelmesiyle, M.S. 10. yüzyIldan beri Türkler arasInda Arap harfleri yayIlmaya ba$ladI. Ancak Arap harflerinin yayIlmasI Uygur harflerinin kullanImInI durdurmadI. Uygur harflerinin kullanIlmasI çe$itli Türk toplum kesimlerinde M.S. 14. yüzyIlIn sonlarIna kadar sürdü [1].
1928 yIlIna kadar bütün Türklerin kullandIgI Arap harfleri Türkçeye hiç uygun olmayan bir yazI düzeniydi. Güçlü seslerle dolu Türkçe, sesli harfleri çok az olan bu Arap yazI yöntemi içinde tutsak gibiydi.
[1] islamiyet'ten önceki Uygur YazInIyla ilgili yapItlar. W. Radloff, Dogu Türkistan'daki Türkçe yazItlarda bulunan Huastuanift adlI dini yakarI$In çevirisi. Albert von Le Coq,
- Ein christliches und ein manichaisches Manuskriptfragment in Türkischer Sprache aus Turfan, Chinesisch-Turkistan.
- Türkische Manichaica aus Chotscho.
W. F. K. Müller, Uigurica I - IV (Dogu Türkistan'da
Bulunan yazIlar). W. Bang, A. von Gabain, Türkische Turfan-Texte 1,2.
429
ORTA ASYA
Arap alfabesi yeryüzünün en karma$Ik alfabeleri arasIndadIr. Her harfin üç biçiminin olmasI, harflerin yazIda ili$kilendirilmesi bu yazIyI ögrenmeyi çok güçle$tiren nedenlerdi. Arap harflerinin kullanIlmasI Türklerin uygarlIkta geli$melerini yava$latan bir nedendi. Bu nedenle 1928 yIlInda Arap alfabesi bIrakIldI ve Latin alfabesi Türkçeye uyarlanarak yeni bir Türk alfabesi geli$tirildi.
Eski Türk Harfleri
Ünlüler Harf Kar$IlIgI YazI Kar$IlIgI
A a, e
r I I, i
) U u, o
Ü ü, ö
Ünsüzler Harf Kar$IlIgI YazI Kar$IlIgI
B ab, b
« 5 i b eb, b
D ad, d
X d ed, d
v v G ag, g, g
ç g eg, g, g
ri K ak, k
1 t k ek, k
430
ORTA ASYA TÜRK UYGARLIGI
Eski Türk Harfleri
Ünsüzler Harf Kar$IlIgI YazI Kar$IlIgI
J L al, 1
Y 1 el, 1
} N an, n
n en, n
H R ar, r
T r er, r
^ Y S as, s, $
1 s es, s, $
T at, t
h t et, t
D Y ay, y
H y ey,y
oK ok, uk, ko, ku, k
R B ÖK ök, ük, kö, kü, k
( ) IK Ik, kI, k
Y iÇ iÇ
A Ç aç, eç, ç
m am, em, m
431
ORTA ASYA
Eski Türk Harfleri
Ünsüzler Harf Kar$IlIgI YazI Kar$IlIgI
ny any, eny, ny
1 ng ang, eng, ng
1 P ap, ep, p
¥ § a$, e$, $
z az, ez, z
M LT alt, it
i NÇ anç, enç, nç
NT ant, ent, nt
? a$ a$
EXi ba$ ba$
• Bir ses kar$IlIgI yok, yalnIzca sözcükleri birbirinden ayIrmak için kullanIlIr.
Eski Türk YazIsI Örnegi
YukarIdaki eski Türk alfabesiyle eski Türk yazIsI sagdan sola dogru yazIlIr ve okunur.
"TanrI Türkü ya$atsIn" tümcesi eski Türk harfleriyle a$agIdaki gibi yazIlIr.
432
ORTA ASYA TÜRK UYGARLIGI
11.1.12. ESKi TÜRK YASALARI
Orta Asya Türkleri, güvenilir yasal (tüzel) temellere dayanan toplumlarI tarihi dönemlerin ba$larInda olu$turmu$lardI. Türklerde evlilik anla$masIna baglI toplumsal bir birlik (aile) düzeni daha tarihten önceki dönemlerde kurulmu$tu. Evlilik törenle yapIlan önemli bir anla$ma olarak görülürdü. Evlilik için ana ve babanIn onayI gerekliydi. Güveyin gelinin ana babasIna belli bir sayIda hayvan vermesi gelenekti. Eski Türkler güveyin verdigi bu hayvanlara kalIng derlerdi. KalIng genellikle at ve koyunlardan olu$urdu. Türk kadInlarI kocalarIn yönetimi altInda ezilmi$ bir topluluk olmaktan uzaktI. KadIn ailenin yasal (tüzel) bir üyesiydi. KocasI ölünce, kadInIn kalan varlIklardan pay alma ve çocuklarIna bakma yetkisi vardI. Orhun yazItlarIna göre Kutluk Han'In ölümünden sonra ogullarInIn sorumlusu anneleri Bilge Hatun olmu$tur.
Evlilikle ilgili bir Türk yasasIna ayrIca deginmek gerekir. Türk erkekleri ölen erkek karde$lerinin e$leriyle evlenmeyi toplumsal bir görev sayarlardI. Bu gelenek kimi Türk toplumlarInda günümüzde de ya$amaktadIr. VarlIk edinme yasasI (tüzesi) Türk toplumlarInda tarih öncesi dönemlerde dogmu$tur. Tüm HunlarIn kendi topraklarI oldugunu Çin günlükleri yazmaktadIr. Çin tarihi belgelerinde ayrIca, Türklerin hayvanlara vurduklarI damgalar varlIk edinme göstergesi olarak belirtilmektedir.
Türk toplumlarInda varlIk edinme töresine dayanan sözle$meye baglI ili$kiler de çok eski dönemlerde ortaya çIkmI$tIr. Türkler sözle$me kavramInI çe$itli sözcüklerle anlatIrlardI. Törenle yapIlan ve bir tür töresel bilinçle sorumluluk üstlenmeyi içeren sözle$melere ant denirdi. Sözle$meye genellikle bIçgas denirdi. Hakanlar arasInda yapIlan anla$malara da baçig denirdi.
433
ORTA ASYA
Eski Türkler yenilikçi bir kamu yasasI (tüzesi) yaratmI$lardI. Türkler ülkeye il, egemenlige kut derlerdi. Türk anlayI$Inda ülke yönetimi, amacI güvenligi, türe düzenini saglamak olan etkili bir egemenlik ve bu egemenligin buyruguna uyan bagImsIz, birle$mi$ bir toplum demektir. Han sanIyla anIlan en üst düzey yönetici ili yönetirdi. Eski Türklerin anlayI$Inda han bir hakandan daha çok, yüksek bir yönetim görevlisiydi. Han, ili türelere uygun olarak yönetmekle görevliydi. Türe, açIk veya kapalI olarak ulusun benimsedigi ya$am kurallarIndan olu$urdu. Türeler, geleneklerden ortaya çIkIp yava$ça yerle$en kurallar, ulusun benimsedigi han buyruklarI ve toplumsal toplantIlarda verilen yargIlar olarak üç ayrI düzende olu$urlardI.
Eski Türkler ulusa budun derlerdi. Türk ülkesinde ulus ülke yönetimini etkilerdi. Türkler her dönemde çe$itli nitelikte ulusal toplantIlar yaparlardI. Ülkenin önemli sorunlarI bu ulusal toplantIlarda çözümlenirdi. Silah ta$Iyabilen her erkegin genel ulusal toplantIlara katIlmaya yetkisi vardI. Bu ulusal toplantIlara Kurultay denmesi Mogol döneminden sonra yaygInla$tI. Ülke yönetiminde Hakana (Han) yardIm eden bey sanI verilen çe$itli yönetim görevlileri vardI. Göktürklerde $adapItlar, Tarkanlar ve Buyruklar diye anIlan üç çe$it bey vardI. Yönetim görevlilerinin konum ve derecelerine göre de sanlarI vardI.
$adapItlar ülke yönetiminin en yüksek seviyesindeki görevlilerdi. Bu görev atadan ogula geçerdi. Tarkanlar kendi çabalarIyla yükselen ikinci seviyedeki görevlilerdi. SIradan ülke yönetim görevlilerineyse genellikle buyruk denirdi. HakanIn erkek karde$ine Yabgu, bir kenti yöneten ogluna $at ve ogullarIna genellikle Tigin (Tegin) denirdi. Bu yüksek sanlardan ba$ka Alpagu, Tutun gibi ülke yöneticilerinin sanlarI da vardI.
434
ORTA ASYA TÜRK UYGARLIGI
Türk hakanlIklarInIn uygun yaptIrIm yasalarIyla saglanan güçlü ve katI düzenleri vardI. Daha Hun HakanlIgI döneminde suçlar, büyük ve küçük suçlar diye ikiye ayrIlmI$tI. Büyük suçlara ölüm yaptIrImI uygulanIrdI. Hunlarda yargI düzeni çok çabuk i$lerdi. SanIklarIn tutuklu kalma süresi 10 günü geçmezdi. Bu nedenle Hun tutukevlerinde tutuklu sayIsI az olurdu. YaptIrIm uygulamasI daha Dogu Hun HakanlIgInda yalnIz ülke yönetimine özgü bir yetki olmu$tu. Türklerde uzun süreden beri ki$isel öç alma yöntemi yoktu.
Suçlar Göktürklerde de aynI biçimde ikiye ayrIlmI$tI. Ba$kasInIn karIsIyla yasadI$I ili$ki, adam öldürme ve yurdu ele verme bu dönemde büyük suçlar olarak gösterilmi$tir. Eski KIrgIzlarIn yazIlI belgelerinde sava$ta uyu$uk davranI$, elçilik görevinde beceriksizlik, yetkisi olmaksIzIn ülke yönetimine karI$ma ve adam öldürme büyük suçlar olarak belirtilmi$tir.
Bu yaptIrIm yasalarI ve nitelikleri, eski Türklerin ülke yönetiminde sIkI düzen saglamaya büyük önem verdiklerini göstermektedir.
Eski Türklerin uluslararasI ili$kiler yasasI (tüzesi) da çok yenilikçiydi. Hun, Göktürk ve Uygur hakanlarInIn Çin, iran ve Bizans kIrallarIna yazdIklarI iletilerden Türklerin uluslararasI ili$kilerle ilgili anlayI$larI belirlenmi$tir. Eski Türk anlayI$Inda uluslararasI ili$kiler anla$malara dayanIrdI. Anla$malara uyulmasI töresel bir borç sayIlIrdI ve bozulmasIysa yaptIrIm uygulamayI gerektiren bir suçtu. Kom$u ülkeler arasIndaki ili$kilerin temeli barI$tI. Sava$ her dönemde bir anla$manIn bozulmasIndan dogan olaydI. Ülkeler arasInda dü$ünce degi$imi elçiler aracIlIgIyla saglanIrdI. Elçilerin dokunulmazlIklarI vardI. Bu ilke eski Türklerde elçiye ölüm yok özdeyi$iyle belirtilmi$tir.
435
ORTA ASYA
Türklerin yönetim düzeni, güçlü bir ülke yönetiminin tüm ulusla uzla$masI dü$üncesine dayanIrdI. Hakandan sIradan bir kimseye kadar bütün Türklerde türeye uyma duygusu egemendi. Türk HakanI buyurmasInI, ulusu ve ordusu da buyruga uymasInI bilirdi. Ancak bütün Türklerin ya$amInda yol gösterici türeydi. Türk soyunun dogasInda olan bir özelligi de türeciligidir. Türklerin türeye baglIlIgI Türk yurtlarInda sürekli sIkI düzeni ve güvenligi saglamI$tIr.
Türk soyunu yeryüzü tarihine yönetim ve sIkI düzen kurucu, yönetici bir soy olarak tanItan ve Türklerin yeryüzünün çe$itli bölgelerinde çok yönetimler kurup degi$ik uluslarI güvenlikle yönetebilmelerini saglayan bu çok gerçekçi Türk kamu tüzesi yasalarIdIr. [1]
[1] Eski Türk tüzesiyle ilgili yararlanIlan önemli yapItlar. J. J. M. De Groot, Die Hunnen Der Vorchristlichen Zeit. iV. Y. Bichurin, Sobranie svedenij o narodax, obitavsix v
Srednej Azii v drevnie vremena. E. H. Parker, A thousand years of the Tartars. S. A. Julien, Documents historiques sur les Tou-Kioue. V. Thomsen, Inscriptions de l'Orkhon Dechiffrees. Wilhelm Radloff,
- Die Denkmaler von Koscho-Zaidam.
- Das Kudatku Bilik des Jusuf Chass Hadschib aus Bâlasagun.
Hermann Vâmbery,
- Das Tûrkenvolk In Seinen Ethnologischen Und Ethnographischen Beziehungen.
- Die Primitive Cultur Des Turko-Tatarischen Volkes
Auf Grund Sprachlicher Forschungen. V. V. Bartol'd, Die Historische Bedeutung Der
Alttürkischen Inschriften. D. Y. Samokvasov, Sbornik obychnogo prava Sibirskih
inorodtsev.
D. Kochnev, Ocherki yuridicheskogo byta yakutov.
436
ORTA ASYA TÜRK UYGARLIGI
11.1.13. ESKi TÜRK DiNLERi
Din toplumsal bir olu$um, bir örgütlenmedir. Tüm toplumsal örgütler gibi din de içinden çIktIgI ulusun dü$ünce ve uygarlIktaki geli$imiyle uyum içinde olu$mu$tur. Bu nedenle bir ulusun geçirdigi dini ya$am evreleri ara$tIrIlarak, o ulusun uygarla$mada geçirdigi süre ve toplumsal geli$me a$amalarI yakla$Ik olarak belirlenebilir. Öyleyse bir ulusun dI$ etkilerden bagImsIz olarak, dogal bir geli$me süreci içinde geçirdigi dini a$amalarIn olu$ma biçimleri ne kadar eskiyse, o ulusun uygarlIgI ve toplumsal geli$imi de o oranda eskidir.
Türklerin ya$adIklarI dinsel dönemler bu yakla$Imla incelendiginde, en ilkel durumdan geli$me a$amalarIna yükselen tarihin en eski ve eski uluslarIn tümünden daha eski bir ulus oldugu ortaya çIkmaktadIr. Tarihi dönemlere ula$abilen ulusal öyküler ve dini törenlerde kIrIntIlarI görülen birtakIm anlayI$lar, çok eski dönemlerde Türklerin bir tür Totem [1] inancI dönemi ya$adIklarInI göstermektedir. Bu dönemlerde Türklerin toplumsal yapIlanmalarI da Totemcilik ile uyumlu olan ilkel boy (klan) düzenine dayanIyordu. En eski Türk öykülerinde ilkel boy düzeniyle totem dininin açIk izleri çok iyi görülmektedir.
Önceki sayfadaki dipnotun süregi Arkadij I. Lomakin, Obychnoe Pravo Türkmen: Adat. Evgeny I. Yakushkin, Obychnoe Pravo Russkih Inorodtsev. Nikolai Alekseevich Kostrov,
- Koybal ve ÇulIm Türkleri, KaçIn TatarlarI.
- YakutlarIn Töresi.
A. Levchine, Description des hordes et des steppes des Kirghiz-Kazaks ou Kirghiz-Kaissaks.
[1] Toteme Altay Türkleri tös, Ba$kurt Türkleri ongun, Yakut Türkleri de tangara derlerdi.
437
ORTA ASYA
Totem dininin çok eski dönemlerden kalan anIlarI Göktürklerin kurttan türedikleriyle ilgili öyküde, Uygur ve Oguz öykülerinde ya$amaktadIr. Göktürk öyküsünde totem kurt, Uygur öyküsündeyse hu$ agacIdIr. EbülfadIl Re$idettin ve ibni Bibi gibi tarihçilerin OguzlarIn ilkel boy örgütlenmesiyle ilgili verdikleri bilgilerde, onlarIn önceden ya$adIklarI Totemcilik Döneminin izleri göze çarpmaktadIr.
Her iki tarihçi de OguzlarI olu$turan 24 boydan her birinin bir ongunu oldugunu belirtmektedir. Ongunlar, $ahin, kartal, tav$ancIl, sungur ve çakIr gibi avcI ku$lardI.
Tarihçilerin bu ongunlarla ilgili verdikleri bilgiler, tümüyle dinler tarihindeki totem anlayI$Ina uygundur. Gerçekten EbülfadIl Re$idettin'in açIklamasIna göre ongun kutsal, ugurlu anlamlarIna gelir. Totem dinine baglI uluslarIn inançlarIna göre de totem kutsal ve ugurludur.
Bundan ba$ka totemlerin çogunlugu gibi bu ongunlar da birer hayvandIr. Totem dininde totemin öldürülmesinin, etinin yenmesinin yasak olmasI gibi, Oguzlardan bir boyun ongununu o boyun bireylerinin öldürmeleri ve etini yemeleri de yasaktI. OguzlarIn boy düzeninde görülen bu ongunlar, onlarIn geçmi$te Totemcilik Dönemini ya$adIklarInI göstermektedir.
Mahmut Ka$gari, eski Türk takviminde bir dönemi olu$turan 12 yIlIn fare, öküz, kaplan, tav$an, ejderha, yIlan, at, koyun, maymun, tavuk, köpek ve domuz gibi 12 hayvan adInI ta$IdIklarInI bildirmektedir. Bu 12 hayvanIn geçmi$te birtakIm Türk boylarInIn totemi olmalarI olanaksIz degildir.
438
ORTA ASYA TÜRK UYGARLIGI
W. Radloffun Altay Türklerinin, V. L. Sero$evsky' nin de SakalarIn (Yakutlar) [1] dinleriyle ilgili verdikleri bilgiler, totem inancIna baglI birtakIm ilkel boy düzeni geleneklerinin bu toplumlarda bugüne kadar ya$adIgInI göstermektedir.
ilk toplumsal varlIk olan ilkel boy düzeni bir aile niteligindeydi. Ancak bu ailede bireyleri birbirlerine baglayan bag soy birligi degil, aynI toteme baglIlIktI. Toplumsal geli$im sonucunda bu ilkel anlayI$ degi$erek bireyler arasInda soy yakInlIgIna baglIlIk güçlenince dogal olarak totem inancIna dayanan ilkel boy düzeni yok oldu. Böylece aynI soydan gelen ailelerin birligine dayanan boy düzeni ortaya çIktI. Toplumsal geli$meye baglI olarak dini anlayI$ da aynI biçimde degi$tigi için, dogal olarak totemcilik de canlIcIlIga (animizm) dönü$tü.
CanlIcIlIk dini döneminin ba$Inda insan dü$üncesi, dü$ ve ölüm gibi insanla ilgili olaylarIn nedenlerini ara$tIracak düzeye ula$mI$tI. Bu nedenleri ara$tIran ilkel insanlar, gövdelerinde kendilerine e$ özsel (ruh) bir varlIk oldugunu dü$ündüler. Can çeki$en bir kimsede ya$amIn sona erdiginin belirtisi solugun kesilmesi oldugu için, onlar bu özsel varlIgIn soluk türünden bir $ey oldugunu sandIlar. Dü$ olayInda da bu özsel varlIgIn gövdeden geçici olarak ayrIlIp istedigi yerlerde dola$abildigini sandIklarI için, onu dü$sel varlIk gibi bir $ey olarak benimsediler. insanlar gövdelerinde böyle ayrI özsel bir varlIgI benimseyince, onun bitkilerde, agaçlarda, hayvanlarda, daglarda da oldugunu sandIlar. Yava$ça onlarIn da birer özü oldugunu benimsediler. Bu inanç yerle$tikten sonra atalara tapma dini ba$ladI.
[1] iskit, Saka, Yakut olarak da bilinen Türkler kendilerine Saha adInI verirler.
439
ORTA ASYA
Her soyda biri büyük atadan, öteki büyük anadan olmak üzere iki öz bulundugu için, soyun bireyleri büyük atanIn ve büyük ananIn özlerini kutsal saydIlar. Onlar adIna yanan soy odunu söndürmemeye çalI$tIlar.
Çin tarih belgeleri, Hun HakanlIgInIn kurulu$undan yüzyIllarca önce olu$an canlIcIlIk dininin tören olarak ya$ayan bir gelenegini a$agIdaki gibi anlatIr.
"Hunlar senede bir kez Longsheng kentinde genel bir toplantI yaparak atalarInIn özüne, göge ve yere kurban keserler."
AynI gelenegin Göktürkler döneminde de ya$adIgI, yine Çin tarihçilerinin "Göktürk soylularI her yIl atalarInIn gömütlerine gelerek onlarIn özlerine kurban keserler." diye yazmalarIndan anla$IlmaktadIr.
Türklerde boylarIn birle$mesiyle büyük toplumlar olu$tuktan sonra, ilk önce atalara tapInma niteliginde olan canlIcIlIk dini de degi$erek yersel dogacIlIga (natürizm) dönü$tü. Ancak totemizm gibi, canlIcIlIk dini de tümüyle kaybolmadI. izleri birtakIm tapInma ve dini törenlerde ya$adI. DogacIlIk dini öncelikle atalarIn özleri yerine, onlarIn kutsal yerleri olan daglarI, agaçlarI, büyük IrmaklarI ve ormanlarI koydu. Böylece Yer-SII denilen yeryüzü tanrIlarI dogdu.
Çin günlük tarih belgeleri HunlarIn dini inançlarIyla ilgili a$agIdaki bilgileri vermektedir.
"Hunlar, sonbaharda atlar dolgunla$tIgInda onlarI bitkilerin ve ekinlerin koruyucusu olan tanrIlara kurban ederlerdi. Özel bir törenle ormanIn çevresi dola$IldIktan sonra kurbanlar kesilirdi."
AynI dini tören Göktürklerde de vardI. Onlar da Yer-Su tanrIlarIna kurban keserler ve büyük ata saydIklarI Bozkurt adIna da yIlda bir kez dini tören yaparlardI.
440
ORTA ASYA TÜRK UYGARLIGI
Orhun yazItlarInda görülen Yer-Sular, yersel dogacIlIk dini döneminin tanrIlarIdIr. Yersel dogacIlIk dini döneminde ülkenin orta ve dört yönünde bulunan bölgelerin Yer-SularI oldugu gibi çe$itli boylarIn da kendi yurtlarInda birer özel tanrIlarI vardI. Türkler bu dönemde agaç, ate$, demir, su gibi nesnelere kar$I saygI duyarlar ve onlara kutsal bir anlam yüklerlerdi.
Bir beyin boylarI yönetimine baglayarak egemen bir hakan boyu kurdugu, ba$ka bir deyimle toplumsal yapInIn boy düzeninden ulus düzenine geçmesinden beri, Türklerin dagInIk boylar olarak ya$adIklarI dönemlerdeki yersel dogacIlIk dini göksel dogacIlIga dönü$tü. Tarihte Hun HakanlIgInIn Orta Asya'daki ilk büyük Türk yönetimi diye bilinmesine kar$In, göksel dogacIlIk dini bu yönetimin ortaya çIkmasIndan çok önceki dönemlerde olu$mu$tu. Bu biçimsel dinin yapIsI ve ya$I Hun HakanlIgI kurulmadan yüzyIllarca önce Türklerin Orta Asya'da ulusal kurultayI olan bir toplum oldugunu göstermektedir. Göksel dogacIlIk dini dönemi ba$ladIktan sonra biri yer, öteki gök olmak üzere tanrIlar ikiye ayrIldIlar. Bu tanrIlarIn bulundugu yer ile gök de ayrIca kutsallIk kazandI. Güne$in ve AyIn TanrI olarak benimsenmesi de bu dönemde ba$ladI. M.Ö. 2200 yIllarInda Orta Asya Türklerinin göksel dogacIlIk dini dönemini ya$amI$ olduklarI anla$IlmaktadIr. [1]
M.Ö. 2202 yIlInda Çin'in ilk tarihi Hiya Hakan Boyu ve HakanlIgInI kuran büyük YIt'nun Türk ulusal kahramanlIk öyküsünde geçen Dibakoy Han oldugunu
[1] "6.2. MIsIr'In Toplumsal Kökeni" bölümünde, Türklerin MIsIr UygarlIgInI M.Ö. 5000 yIlInda kurarak Horus diye bilinen MIsIr'daki ilk gök tanrI inancInI da Asya'dan götürdükleri belirtilmi$ti. Böylece, M.Ö. 5000 yIlIndan önceki dönemlerde Türklerin Orta Asya'da Göksel DogacIlIk dinini ya$amaya ba$ladIklarI anla$IlmaktadIr.
441
ORTA ASYA
ileri süren Joseph De Guignes, Çin tarih belgelerine dayanarak bu dönemde Orta Asya'da bir hakanlIk kuran Chun Wei'nin (Shun Wei) de aynI hakan boyundan geldigini bildirir. Çin öykülerindeki be$ hakanlarIn sonuncusu Shun'm yogun yagmur yIkImInI önlemesi için görevlendirdigi Yiu'ya Bey (Pe) sanI verdigini anlatan Çin tarih kitabI Shu King'deki bir yazI da De Guignes'i dogrulamaktadIr. Böylece Orta Asya'da M.Ö. 2200 yIlInda bir Türk HakanlIgI oldugu anla$IlmaktadIr.
En eski Çin öykülerinin incelenmesi, HiyalarIn daha o dönemlerde geli$mi$ bir ulusal kurultayI olan Orta Asya Türklerinden olduklarInI ve Çin'e ilk dini de onlarIn götürdüklerini göstermektedir. Orta Asya'da göksel dogacIlIk dininin böyle eski olmasI, Güne$ ile AyIn daha o dönemlerde TanrI sayIldIgI dü$ünülünce Sümerlerde, Etilerde görülen, sonralarI onlardan Fenikelilere, îbranilere geçen Güne$ ve Ay tanrI inançlarInIn nereden çIktIgI anla$IlIr. Böylece Orta Asya Türklerinde göksel dogacIlIk dini ortaya çIktIktan daha sonra, Sümerlerin ve Etilerin bu dinle birlikte batIya göç ettikleri anla$IlmaktadIr.
Gögü, Yeri kutsal sayma ve Güne$e, Aya TanrI olarak inanIp tapma gelenegi Hunlar döneminde ülkenin dini oldu. Hun hakanlarInIn TanrI Kutu sanInI ta$IdIklarInI yazan Çin tarihçileri, büyük Mete Han'In Çin HakanIna gönderdigi iletilere,
"Gök ile Yerin dogurdugu, Güne$ ile AyIn hakanlIga atadIgI HunlarIn büyük TanrI Kutu saygIyla Çin HakanIndan diler ki..."
diye ba$ladIgInI belirtirler. Bu sözler HunlarIn Gök ile Yeri kutsal, Güne$ ile AyI da TanrI saydIklarInI açIkça göstermektedir.
Orhun yazItInda göksel dogacIlIk dini inancI daha açIk olarak görülür. YazItlarda Gök ile Yer ve Gök ile Yer
442
ORTA ASYA TÜRK UYGARLIGI
tanrIlarI birbirleriyle kar$Ila$tIrIlmI$tIr. Orhun yazItInIn ba$Inda,
"Öze kök tanrI, asra yagIz yer küundukta, ikin ara ki$i oglu kIlInmI$", güncel Türkçeyle,
"Yukarda mavi gök, a$agIda yagIz yer yaratIldIktan sonra, ikisinin arasInda insanoglu yaratIldI.", tümcesi yazIlIdIr. YazItIn ba$ka bir yerinde gök tanrI ile kutsal Yer-Sular kar$Ila$tIrIlmI$, gök aydInlIk (I$Ik) ve ödül veren, yer de karartan ve yaptIrIm uygulayan gibi gösterilmi$tir. Göktürklerde güne$ kutsal oldugu için hakanlarIn saraylarInIn ve otaglarInIn kapIlarI sürekli doguya dönüktü. Hakanlar her sabah kalktIktan sonra doguya dönerek güler yüzle güne$i kutsarlardI ve tahta oturduklarInda da yüzleri doguya dönük olurdu.
Türklerin Yer-Su tanrIlarI inancI daha sonra aynI biçimde Çin'e geçmi$tir. Sinolog Edouard Chavannes M.Ö. 249 yIlInda Çeu HakanlIgInIn yIkIntIsI üzerine 4. HakanlIgI kuran Tsinlerin Türk olduklarInI belirterek a$agIdakileri yazmaktadIr.
"Tsin Hakan Boyu atalarInIn Orta Asya'da egemen olduklarI dönemde bir dini vardI. Daha sonra bu boydan Tsin Shih Huang Ti (Chao Cheng) tüm Çin'i ele geçirerek bu ülkede ilk büyük hakanlIgI kurduktan sonra, bu dini Çinlilere de benimsetti. Dört temel nesneden suyun ongunluguyla egemen oldugunu bildirerek önlemlerini bu nesnenin özelliklerine göre düzenledi."
Chavannes, Tsinlerin eski yurtlarIndan getirdikleri bu dinin temelinin, gökteki Ye$il Han, SarI (Kara) Han, KIzIl Han ve Ak Han'dan olu$an dört TanrIya tapInma ve adlarIna kurban kesmeden olu$tugunu belirtir.
Chavannes, Çin dini törenler kitabI Li iCi'deki kIsa bir öyküde aylIk kesilmesi gereken kurbanlarIn neler oldugunun anlatIldIgInI da belirtir. Bu kIsa öyküde a$agIdakiler anlatIlIr.
443
ORTA ASYA
"Gögün oglu ilkbaharIn üç ayInda koyun, yazIn üç ayInda horoz, yIlIn ortasInda öküz, sonbaharIn üç ayInda köpek, kI$In üç ayInda da domuz eti yer." [1]
Bu kIsa dini öykü, gögün ogullarIndan ilkbaharI belirten Ye$il Han'a koyun, yazI belirten KIzIl Han'a horoz, sonbaharI belirten Ak Han'a köpek ve kI$I belirten Kara Han'a da domuz olmak üzere yIlIn dört döneminde kurbanlar kesildigini göstermektedir.
Böylece, Tsinler döneminde Türkler göksel dogacIlIk dinine inanmalarIna kar$In, eski totemizm ve yersel dogacIlIk dinlerinin kimi geleneklerini de ya$attIklarI anla$IlmaktadIr.
Orta Asya'da daha kuraklIgIn olmadIgI ve yüksek daglardaki buz kümelerinin erimesinden ortaya çIkan çaylarIn, sIkça yagan bol yagmurlarIn her yeri sulayarak yemye$il yaptIgI dönemlerde doganIn tüm güçlerini kutsamak çok dogaldI. Bu nedenle Türklerin eski dinleri çok tanrIlI bir dogacIlIktIr. Bu din verimli ülkelerde ya$ayan ve tarImla ugra$an uluslarIn diniydi. YIldIzlarIn günlük devinimleri, tarIm ürünlerindeki yIllIk artI$ bütün eglencelerin ve mutluluklarIn kaynagIydI.
Ya$amI için gerekli besinleri dogadan alan bu ulusun sürekli doga güçlerini kutsamasI, Güne$i, AyI yeryüzüne ya$am ve mutluluk veren tanrIlar olarak tanImasI çok dogaldI. Ancak sonraki dönemlerde Türklerin bu dogacIlIk dininde özün göge yükselmesine kar$I bir egilim ortaya çIktI. Sonuçta Yer-Sular dini, büyücülüge dönü$erek $amanizmi dogurdu.
[1] Edouard Chavannes, Le Cycle Turc Des Douze Animaux, sayfa 36 - 74.
444
ORTA ASYA TÜRK UYGARLIGI
Yersel dogacIlIk dini döneminde tüm olaylar özel Yer-Su tanrIlarIndan birine dayandIrIlIyor, iyilik ve kötülük onlardan biliniyordu. Bu nedenle olaylarIn isteklere uygun olmasInI saglamak için Yer-SularIn neleri sevecegini ve nelerin onlarI kIzdIracagInI bilmek gerekirdi. Bunu bilen ve bildirenlerin de toplum içinde saygIn bir konumlarI olmasI çok dogaldI. Bu yüzden Yer-SularIn sevgilerini kazanmak ve kötülüklerinden korunmak için birtakIm büyülü dini törenler yapIlmaya ba$lamI$, bu törenleri yapan özel bir toplumsal kesim türemi$ti. Bu kesimden olanlara önceleri kam, kaman sonralarI da $aman denmi$tir. Bir tür dindarlIk ve büyücülük olan samanlIgI, sara hastalIgI benzeri co$kuyla kendinden geçme yetenegi olanlar yapabilirdi. Bu yetenek genellikle kalItImsal olarak soydan gelen bir özellikti. Bir çocugun kendisinden geçmesi gibi bir durumunun görülmesi, gelecekte samanlIga uygun olacagInIn belirtisi sayIlIrdI.
$amanlar, gök ve yer katlarIna gitmek için atalarIn özlerinin kendilerine yardIm ettiklerini ileri sürerler, görünmez borularInIn yardIm seslerini ilk önce bu atalarIn özlerinin duyduklarInI söylerlerdi. W. Radloff un Altay Türklerinin $amanizm diniyle ilgili verdigi bilgiye göre, Yer-Sulara kurban sunabilme, ölenlerin özlerinin göklerde sürekli kalacaklarI yerlere gitmelerine öncülük etme, samanlarIn bir ayrIcalIgIydI.
Eski Türklerin dini inançlarIna göre ölenlerin özleri çabucak göge çIkamazlardI. Gövdeden ayrIlan özlerin bir temizlenme dönemi geçirmeleri gerekirdi. Bu dönemde özlerin evlerinin çevresinden ayrIlmadIklarIna ve gövdelerin çevresinde uçu$tuklarIna inanIlIrdI. Bu nedenle yakInlarI adlarIna kurban keser ve Yug dini törenleri yaparlardI. Özün bu temizlenme dönemini geçirmesi için ölüyü 3 - 6 ay sonra gömerlerdi.
445
ORTA ASYA
YazIlI Çin tarih kaynaklarInda Göktürklerin $amanizm Döneminden kalan ölüyü gömme ve Yug dini törenleriyle ilgili a$agIdaki bilgiler verilmektedir.
"Göktürkler ölülerini yIlIn yalnIz iki döneminde, ya ilkbaharda ya da sonbaharda gömerlerdi. Bahar ve yaz döneminde ölen bir kimseyi gömmek için sonbaharda agaç yapraklarInIn sararIp döküldügü zamanI beklerler, sonbahar ve kI$ döneminde ölenleri de ilkbaharda agaçlarIn yaprak ve çiçek açmaya ba$ladIgI sIralarda gömerlerdi." [1]
Ölüleri gömme zamanI olan ilkbahar ya da sonbahar gelince onlarIn dostlarI, yakInlarI yoksullara bagI$ yaparlar ve adaklar verirlerdi. Ölü kazIlan gömüt çukuruna indirildikten sonra, önde onun ya$adIgI ilginç olaylarI öyküle$tirip anlatanlar (yugcular) ve agItçIlar (sigitçiler) olmak üzere hazIr olanlar atlara binerek yedi kez gömütün çevresinde dönerlerdi. Dönerken herkes aglayIp sIzlar, yüzünü bIçaklarla çizer ve gözya$larInI kana bulardI. Tören bittikten sonra gömütün üzerine ölünün ya$amInda öldürdügü dü$man sayIsIyla orantIlI olarak ta$lar konurdu. Gömütün ba$Ina uzun bir sIrIk dikilerek üzerine bir levha asIlIrdI. Sonra bir at ve bir koyun kurban edilerek ba$larI gömütün ba$Ina dikilen sIrIk üzerindeki levhanIn üstüne asIlIrdI.
Ölen kimse Bey ise, gömütünün üstüne bir anIt yapIlIrdI. AnItIn iç duvarlarIna ölen Beyin ve ya$amInda katIldIgI sava$larIn resimleri yapIlIrdI.
Çin tarihçilerinin bildirdiklerine göre ölüleri gömme törenleri yeni evlilikleri dogururdu. Tören günü kadInlar
[1] Çin tarihçilerinin verdigi bu bilgiler, Türklerin ölüleri mumyalama yöntemini bildiklerini göstermektedir.
446
ORTA ASYA TÜRK UYGARLIGI
ve erkekler en yeni, en süslü giysileriyle gelirlerdi. Tören sIrasInda kIzlar delikanlIlarI, delikanlIlar da kIzlarI begenirlerdi. Törenden sonra gençler ailelerine ba$vurup evleneceklerini söylerlerdi. Gençlerin bu istekleri genellikle geri çevrilmez ve evlilikle sonuçlanIrdI.
SamanlIgIn ortaya çIkmasIyla ilgili verilen bilgilerden anla$IldIgI gibi, göksel dogacIlIk dini dönemi ba$ladIktan sonra biri tapInma ve öteki gelecegi görmeye yönelik olmak üzere iki dini düzen olu$tu. Mahmut Ka$gari, Türklerin tapInmayla ilgili dini düzenlerine nom, gelecegi görmeyle ilgili büyücülük düzenlerine yalvI, din adamlarIna tuyun, büyücülerine de yalvacI ve kam adlarInI verir. Kitabülbed Vettarih adlI bir yapItta da eski Türklerin dinini ve dinsel yasalarInI içeren bir kitaplarI oldugu ve ona Nom adI verildigi belirtilmi$tir.
Eski Türkler tapInIlan kutsal varlIk kavramInI TanrI, idi, Bayat ve Ogan sözcükleriyle belirtirlerdi. TanrI sözcügü, gök ve Allah anlamlarIna gelirdi. Din bilimcilerine de Tengriken denilirdi. idi sözcügü, TanrI ve koruyucu anlamlarIna gelirdi. Gök tanrI buyruklarInI onun adIna uygulayan Hun hakanlarIna TanrI Kut, Uygur hakanlarIna da idi Kut sanlarI verilirdi. Bayat sözcügü de Argo Türklerince ve Kutadgu Bilig'de TanrI anlamInda kullanIlmI$tIr. Ogan sözcügüyse güçlü anlamIna gelen tanrIsal bir nitelikti.
Türklerin ortaya çIktIklarIndan beri geçirdikleri dini evrelerin kalIntIlarI, günümüzde Altay Türklerinin ve SakalarIn dini anlayI$larInda görülebilmektedir. Bu nedenle W. Radloff'un Altay Türklerinin dinleriyle ilgili verdigi bilgilerin çok önemi vardIr. Bu bilgilere göre, Altay Türklerinin evrenle ilgili belirli dü$ünceleri vardIr.
447
ORTA ASYA
Altay Türkleri yeryüzünün birçok kattan olu$tuguna inanIrlar. YukarIda on yedi kat olan gökler AydInlIk (Güne$) ülkesini ve uçmayI olu$turur. A$agIda yedi veya dokuz kat olan yagIz Yer de KaranlIk ülkeyi ya da Tamug'u (Cehennem'i) olu$turur. Yer ve Gök arasInda insanlarIn ya$adIgI yeryüzü vardIr. Yeryüzü bütün üzerinde ya$ayanlarla birlikte, yukarIdaki göklerle a$agIdaki yagIz yerlerin etkileri altIndadIr. TanrIlar, melekler gibi bütün iyi özler Güne$ ve AydInlIk ülkesinin üst katlarInda ya$arlar. Bu tanrIlar insanlarI yaratIr, korur ve sonra kendi ülkelerine alIrlar. Güne$ ve I$Ik insanlarIn koruyucusu, doganIn ya$am kaynagIdIr. KaranlIk ülkesinin alt katlarInda ugursuz özler (cinler, $eytanlar) ile insanlarI kötülüge sürüklemek, yok etmek ve sonra sonsuz karanlIklar içerisine çekmek isteyen tanrIlar bulunur.
Gök tanrIlarInIn en büyügü TanrI Kara Han'dIr. Gögün en yüksek katInda oturur. Bütün evreni buradan yönetir. TanrI Kara Han'dan üç büyük tanrI çIkmI$tIr. BunlarIn en büyügü, en ulu bey anlamIna gelen Bayülken adIndaki tanrIdIr.
Bayülken gögün on altIncI katIndaki altIn dagda bir altIn tahtIn üstünde oturur. TanrIlarIn en güçlüsüdür. Bu tanrIya ancak at kurban edilebilir ve atIn açIk renkli olmasI gereklidir. Kara Han'dan çIkan öteki iki TanrI da KIzagan TanrI ile Mergen TanrIdIr. KIzagan TanrI gögün dokuzuncu katInda ve Mergan TanrI da yedinci katInda oturur. Ba$ka bir tanrI olan Gün Ana da gögün yedinci katInda bulunur. Ayata TanrI ise gögün altIncI katInda oturur.
Altay Türklerinin dinsel öykülerinde bulunan gögün üçüncü katIyla ilgili inanI$larI çok önemlidir. Olimp adInda Yunanistan'da görülen dini öykünün nereden
448
ORTA ASYA TÜRK UYGARLIGI
geldigini bu inanI$ göstermektedir. inanI$a göre, Bayûlken'in Mayene ile Maytere adlarIndaki iki oglunun bulundugu yer olan gögün üçüncü katInda Suruve denilen bir dag vardIr. Bu dag, yedi tane TanrI Kuday ile onlarIn buyruklarInI uygulamakla görevli olan koruma melekleri yaratIcI Yayucilerin oturduklarI yerdir. Evrendeki bütün ya$amlarIn kaynagI olan Süt Gölü de bu dagIn yakInIndadIr. insanlarIn cenneti olan ak ülke de bu katta bulunmaktadIr. Yeryüzündeki ya$amlarInda iyilik yapan ve TanrI buyruklarIna uyan insanlarIn Aktular diye anIlan özleri öldükten sonra bu ak ülkeye giderler. Orada tanrIlar arasInda mutlu bir ya$am sürerler. Yeryüzündeki insanlarIn atalarI olan Aktular, ak ülkede de yeryüzündeki gibi kendi soylarIndan boylarla birlikte ya$arlar. Aktular yeryüzündeki torunlarInIn dileklerini veya suçlarInIn bagI$lanmasInI, katlarIna çIkarak gök tanrIlara iletirler ve torunlarInIn iyiligi için çalI$Irlar.
Altay Türklerinin taptIklarI yeraltI tanrIlarI korkunç tanrIlardIr. OnlarIn en büyügü yerin 9. katInda kara bir taht üzerinde oturan Erlik Han'dIr. YeraltInIn her katIna Tamug (Cehennem) güne$inin korkunç alevleri yayIlmI$tIr. Bu katlar, insanlarIn pe$ine takIlarak onlara kötülük yapmaya çalI$an kötü özlerle doludur.
insanlarIn en korkunç dü$manI olan yeraltIndaki Erlik Han'In çevresini kendisine baglI olan kötü özler ku$atmI$tIr. Ondan çok korkuldugundan öfkesini yatI$tIrmak için kendisine sürekli kurbanlar sunulur. En çok begenilen kurban koyu renkli attIr. Yerin en alt katInda yeryüzündeki ya$amlarInda kötülük yapanlara yaptIrIm uygulanan yer olan KazIrgan vardIr [1].
[1] L'Annee Sociologiaue, VII, sayfa 224.
449
ORTA ASYA
Altay Türklerinin oldukça uzun ve karI$Ik olan dini düzenleri a$agIdaki gibi özetlenebilir.
YukarIdaki mavi gök katlarIn ve a$agIdaki yagIz yer katlarIn, ba$ka bir deyimle aydInlIk ve karanlIk ülkelerin ulu tanrIsI TanrI Kara Han'dIr. Ancak TanrI Kara Han bu ülkeleri dogrudan yönetmez. AydInlIk ülkelerin yönetimini Bayülken'e, karanlIk ülkelerin yönetimini de Erlik Han'a vermi$tir. Bayülken iyilikleri ödüllendiren iyilik tanrIsI, Erlik Han da kötülüklere yaptIrIm uygulayan kötülük tanrIsIdIr. Birincisi iyiliklerin, ikincisi de kötülüklerin kaynagIdIr. Birincisine ümit, ikincisine de korku nedeniyle tapIlIr. TanrI Kara Han i$lere karI$mayan yüksek bir varlIktIr.
Türklerin boy ya$amI düzeninden ulusla$malarIna kadar geçirdikleri dönemlerdeki dini geleneklerinde ya$amayI sürdüren, boy dönemindeki yersel dogacIlIk dininin birtakIm inanI$larI, Altay Türklerinin dinlerinde de ya$amaktadIr.
Bu kalIntIlar, on yedi handan olu$an yeryüzü tanrIlarI Yer-SulardIr. Bu hanlar gölgelerini uzak ovalara yayan büyük daglarIn karlI tepelerinde veya ülkelerde bitkileri ya$atan ve meyvelerle dolduran büyük IrmaklarIn kaynaklarInda otururlar.
Bu hanlarIn en güçlüsü olan Ogan Han Yer-SularIn ba$IdIr. Ogan Han yeryüzünün ortasInda, ye$il ormanlarIn arasInda, tepesi Bayülken'in konutuna eri$en bir çam agacInIn bulundugu orta yerde oturur. Ogan Han'In iki oglu vardIr. Birinin adI Su Han, ötekinin adI da Demir Han'dIr.
SayIlarI on yediye çIkarIlan Yer-Sular bir boy, bir ülke, bir Irmak veya bir dagIn adInI ta$Irlar. Bu nedenle geçmi$te onlarIn ayrI boylarIn birer özel tanrIsI olduklarI
450
ORTA ASYA TÜRK UYGARLIGI
dü$ünülebilir. Bunlar, Türklerin daha ulusal birlige eri$medikleri dönemlerin tanrIlarIdIr.
Altay Türkleri iyilik tanrIsI Bayülken'in ve kötülük tanrIsI Erlik Han'In görevlendirdikleri, birincisi iyi ve ikincisi kötü olan iki özün her insanda bulunduguna inanIrlar. inanI$a göre bu özler, insan ya$adIgI sürece onun yanInda bulunarak onu yönlendirirler. Altay Türklerinin bu dini öyküleri, öyküsel Hindistan, Çin, iran, dinlerinin ve Sümer, Eti, Ege dinlerinin kaynagIyla ilgili izleri korudugu için çok önemlidir.
Çin'in eski öykülerinde görülen dini inanI$lar tümüyle Türklerdeki göksel ve yersel dogacIlIk dinleriyle örtü$mektedir. Çin'de Konfüçyüs'ün (Kung Fu Tseu) kurdugu Jou Kiao dininden önceki Sinizm dininde bu benzerlik açIkça görülmektedir. Sinizm dininde bütün varlIklarIn babasI ve anasI gibi dü$ünülen gök ve yer tanrI Heou TbIt'ya yüklenen kutsallIk eski Türklerin inanI$larIyla uyumludur. HunlarIn gök ile ilgili inanI$Iyla Sinizm dinindeki Thian (gök) ile ilgili inanI$ aynI $eydir. Eski Çin öyküsündeki iki temel yaratIcI Yin ile Yang Göktürklerin dini inanI$larIndaki mavi gök ile yagIz yerden ba$ka bir $ey degildir.
Sinizm dininde hakan tanrI anlamIna gelen Chang Ti, Altay Türklerinin dininde görülen TanrI Kara Han'dIr. TanrIdan sonra dü$ünülen göksel özlerde (chan) Chang Ti, yersel ve insani özlerde de Altay Türklerinin dinindeki üçlü tanrIlar görülmektedir. Eski Çin öyküsündeki Pouan-Kou, Tien-Hoang-Chi, Ti-Hoang-Chi, Yin-Hoang-Chi adlI tanrIlar, Altay Türklerinin dinindeki Bayülken, gök tanrI, yer tanrI ve Yer-SulardIr.
Sinizm dinindeki Kweiler ve Tseular (özsel atalar), Altay Türklerinin dinindeki atalarIn özleri Aktulardan
451
ORTA ASYA
ba$ka bir $ey degildir. Çin'deki Tseülar için yapIlan dini törenler Orta Asya Türklerinin atalara tapInma gelenegiyle aynIdIr. Aktular gibi, Tseülar da TanrI Chang Ti ile insanlar arasInda bir aracIdIr. Tseülar da TanrI Chang Ti'nin katInda insanlarIn koruyucularI ve suçlarInIn bagI$lanmasInda onlarIn yardImcIlarIdIr. Ara sIra TanrI Chang Ti'nin bir simgesi gibi dü$ünülen Güne$i, Türkler gibi Çinliler de kutsal sayarlar.
Zerdü$t dininde iyilik tanrIsI olan Ahura Mazda (Hürmüz) ile kötülük tanrIsI olan Ahriman da TanrI Zervane-Akerene'den çIkmI$lardIr. Zerdü$t dininin bu üç tanrIlI yapIsI, Orta Asya Türklerinde çok erken dönemlerde olu$an kutsal din düzeninin benzerinden ba$ka bir $ey degildir. Orta Asya Türklerinin somut bir biçimde dü$ündükleri ilk kutsal varlIgI, Zerdü$t dü$ünsel bir I$Ikla örterek onu sonsuz özsel bir varlIga çevirmi$tir. Ancak Hürmüz ve Ahriman adlI tanrIlara verdigi i$levler, Orta Asya Türklerinin Bayülken ve Erlik Han adlI tanrIlara yükledikleri i$levlerin aynIsIdIr.
Gerçekte AvestanIn daha eski dönemlerde yazIlmI$ bölümlerinde büyük ölçüde canlIcIlIk dini görülmektedir. Bu bölümlere göre evren iyi ve kötü özlerle doludur. AtalarIn özleri canlIlarIn koruyucusu, koruma melegi olan Eravashis'dir. Agaca, ata, öküze, köpege, yIlana yüklenen kutsal niteliklerde ve çok sayIdaki kutsal yasaklarda Orta Asya Türk totemizm dininin izleri görülmektedir. AvestanIn belirttigi ölümsüz kutsal Amesha Spentas adlI yedi tanrI, Altay Türklerinin dini öyküsündeki Kuday adlI yedi tanrIdan ba$kasI degildir. iki dini öyküde de yedi tanrIlara verilen i$levler aynIdIr.
Yerli ve yabancI birçok ögeyle karI$mI$ olmasIna kar$In, eski Hindistan dininde de Orta Asya Türklerinin üç tanrIlI kutsal dini düzenleri yine görülebilmektedir.
452
ORTA ASYA TÜRK UYGARLIGI
Eski Hindistan dininde Vasus adlI tanrIlar gök, Rudras adlI tanrIlar yeryüzü ve Adityas adlI tanrIlar da yeraltI tanrIlarIdIr. Hindistan'da ilk uygarlIgI kuran Orta Asya Türkleri Dravitlerin getirdikleri din, buradaki çe$itli yerel dinlerle karI$mI$ olmasIna kar$In, görüldügü gibi belirtilerini koruyabilmi$tir. Orta Asya Türk dinlerinde oldugu gibi eski Hint dininde de Dyaus Pita adlI baba gök tanrI ile ona baglI olan Prithivi adlI ulu yer tanrIçasI kutsaldIr. Orta Asya Türk canlIcIlIk dini, Hindistan'da gökteki varlIklara, daglara, Irmaklara, büyük agaçlara tapInma geleneklerinde ya$amaktadIr.
Hindistan'a özgü olan özlerin bir gövdeden ba$ka bir gövdeye göçü inancI yanInda, Dravitlerin getirdikleri dini inanç da varlIgInI korumu$tur. Yerli olmadIgI kesin olan bu dini inanç, Altaylarda günümüzde de ya$ayan atalarIn gökteki özleri Aktular inancIdIr. Eski Hindistan dininde Pitris denilen atalarIn özlerinin, gökte oturan Yama denilen ilk yaratIlan insanIn yanIna gittikleri yolundaki inanç, Altay Türklerinin Aktular inancIndan ba$ka bir $ey olmadIgI da çok açIktIr.
Pitrisler de Aktular gibi yeryüzündeki torunlarIyla ilgilenirler. TorunlarInIn esirgenmesinden, kendilerine sunulan adaklardan ve kurbanlardan mutlu olurlar. Altay Türklerinde oldugu gibi Brahma dininde de ata özlerine kurbanlar kesme, onlara $radha {Shraddha, Shradh, Shraadh) denilen adaklar sunma en kutsal görevlerdendir. Dravitler de Orta Asya Türklerinde oldugu gibi ölülerine ta$tan ulu kurganlar yapmI$lardIr. Yerlilerin temel inançlarIyla bagda$mayan bu kurganlar, Dravitlerin kökeninin çok önemli göstergeleridir.
Orta Asya Türklerinde oldugu gibi, bu inanca baglI Hintliler de ölülerini çabucak gömmezler. Temizlenme döneminin geçmesini beklerler. Bu sürenin geçmesinden
453
ORTA ASYA
sonra inançlarIna göre öz göge çekilir ve ölüyü de gömerler. VedalarIn TanrI Varuna'ya yükledikleri i$levler Bayülken'in i$levleriyle aynIdIr. TanrI Aditi de TanrI Ogan'a çok benzer. VedanIn kötülük tanrIsI olan Rudra ile Erlik Han arasInda hiçbir degi$iklik yoktur. Rudra da korkunçtur, suçlulara yaptIrIm uygular ve Maruts denilen birçok kötü özlerle ku$atIlmI$tIr.
Eski Türk dini izleri günümüzde Saka Türklerinin dini inançlarInda da korunmu$tur. Altay Türklerinin dinine çok benzeyen SakalarIn dininde de tanrIlar gök, yeryüzü ve yeraltI tanrIlarI diye üç düzene ayrIlmI$tIr. Saka ve Altay Türklerinin dinleri arasInda yalnIz tanrIlarIn adlarI ve sayIlarI gibi çok önemsiz ayrIlIklar vardIr. Ulu TanrI, Sakalarda Art Tuyun Aga, Altay Türklerinde de Kara Han'dIr. iyilik tanrIsI, Altay Türklerinde Bayülken, Sakalarda Oronk Ay Tuyun da denilen yaratan Ak Han'dIr. SakalarIn tanrIsI Ulu Tuyun'urI i$levleri, Altay Türklerinde Yer-SularIn Ba$bugu Ogan Han'In i$levleriyle aynIdIr. SakalarIn KadIrgan Boray Tuyun dedikleri tanrI da Altay Türklerinin Erlik Han dedikleri tanrIdIr.
TanrI Art Tuyun Aga mutlulugun kaynagI, ulusal birligin, türenin (yasal düzenin), dostlugun ve barI$In saglayIcIsIdIr. Simgesi güne$ gibi, Art Tuyun Aga da I$Ik ve aydInlIk saçar, her nesneye ya$am verir.
TanrI Art Tuyun Aga kan dökmekten uzak durur. Hayvan kanInIn bile dökülmesini istemez. Bu nedenle kendisine kurban kesilmez. YalnIz onun günü ve ulusal birlik bayramI olan ilkbaharda gençler kImIz dolu dokuz bardagI dokuz kez içip kutsal ezgiler söyleyerek kendisine tapInIrlar. TanrI Ulu Tuyun ise tersine öfkeli ve öç alIcIdIr. Onun adI gereksiz yere anIlmaz. AyagInI yere basInca yer sarsIlIr ve depremler olur. Öfkesinden
454
ORTA ASYA TÜRK UYGARLIGI
ve kötülügünden kurtulmak için onun adIna kurbanlar kesilir. YeraltI tanrIsI olan KadIrgan Boray Tuyun ise çok korkunçtur. Dev ana Niyemi Naya'mn karde$idir. KorkularIndan adInI ne $amanlar, ne de ba$kalarI söyleyemezler. TanrI Ulu Tuyun'dan ba$ka tanrIlara da onun gücü yeter. Ona yalnIz alnI beyaz olan boz renkli at kurban edilir.
11.1.14. TÜRKLERE DI$TAN GiREN DiNLER
Türkler Orta Asya'da çe$itli yüzyIllarda Budizm, Mazdeizm, HIristiyanlIk, Maniheizm ve islamiyet gibi dI$tan gelen büyük dinlerin etkisi altInda kalmI$lardIr.
11.1.14.1. BUDiZM
Buda (Buddha) Sakyamuni dini Budizm, ilk önce Kuzey Hindistan'da bir hakanlIk kuran Yüeçüere, sonra onlar aracIlIgIyla öteki Türk toplumlarIna yayIlmI$tIr. Yüeçi HakanI Kani$ka, Budizmi yönetsel gereklilikler nedeniyle benimsedi ve geli$mesi için çok çalI$tI. Dini kurullara ba$kanlIk etti, tüm ülke yönetim kurumlarIna Budizmi topluma yayma ve benimsetme görevini verdi. Budizmi yaymak için yabancI ülkelere kurullar gönderdi. Metal paralarIn üstüne Buda'nm resmini koyacak ölçüde Budizmi benimsedi. Belh, Kabil, Ke$mir, Pencap illerinde Buda'nIn küllerini ve kutsal $eylerini korumak için Stupa denilen anItlar yaptIrdI. YazItlI ta$ direkler, tapInaklar ve Budist din adamlarInIn ya$adIgI yapIlar yaptIrdI. Bu çalI$malara kar$IlIk olarak Budizm yöneticileri de M.S. 78 yIlIna dogru Kani$ka'ya Kuzey Hindistan HakanI sanInI vererek kutsadIlar.
Kani$ka Kuzey Hindistan'da Budizmin ana kollarI arasInda sürüp giden dini görü$ ayrIlIklarIna son vermek için Pe$avef&e genel bir Budist din adamlarI kurulu topladI. Kurulda Budizmin çeli$kili bölümleri
455
ORTA ASYA
uzla$tIrIlarak birle$tirildi. AyrIca, Budizmin Kuzey Hindistan'daki Mahayana veya büyük kurtulu$ yolu denilen kolunun dini buyruklarI da belirlendi. Kani$ka Budizmin Konstantin'idir. 1. Konstantin HIristiyanlIgIn yayIlmasI ve yerle$mesinde ne i$lev görmü$se, Kani$ka da Budizmin yayIlmasInda aynI i$levi görmü$tür.
M.S. 7. yüzyIlda Kuzey Hindistan'I gezen Çinli gezgin Hsuan Tsang, Kani$ka adInIn Budistler arasInda çok büyük bir eren gibi kutsal sayIldIgInI yazmaktadIr. M.S. 402 yIlInda Baktriyan'I gezen ba$ka bir Çinli Fa Hia, Kani$ka'mn yaptIrdIgI birçok dini kurum yapIlarI gördügünü yazmaktadIr. Budist tarihçi Sanang Seçen ise Kani$ka'yI seven, bagI$layan ve koruyan hakan sanlarIyla anlatmaktadIr.
Gotama Buda'nIn (Gautama Buddha), öteki adIyla Buda Sakyamuni'nin kurdugu Budizm dini, Kuzey Çin'de büyük Vey (Wei) HakanlIgInI kuran Topa Türkleri döneminde Çin'deki Türkler arasInda da yayIlmaya ba$ladI. M.S. 452 - 465 yIllarI arasInda Vey HakanI olan Tsun (Wen Cheng Ti) döneminde Budizm Vey ülkesinin diniydi. Hakan Tsun Budizmin inançlI bir uygulayIcIsI oldu. Ba$InI tra$ edeip Pagoda denilen Budist tapInaklarIndan birine kapanarak kendini tapInmaya adadI. Tatungfüdaki Yunkang tapInagInI süsleyen Budizmin güzel heykelleri bu dindar hakan döneminde yapIlmI$tIr. Hakan îsun'ndan sonra gelen Veylerin büyük hakanlarIndan Topa Hong (Hsien Wen Ti) da tapInmak için M.S. 470 yIlInda Budist din adamlarInIn kaldIgI bir tapInaga çekildi. Sonraki Hakan Yuan Hong (Hsiao Wen Ti) ise kaya oyularak olu$turulan ünlü üç Budist tapInagInI yaptIrdI.
Budizm Vey HakanlIgI sarayInda daha çok Hatun Ling Hu döneminde güçlendi. Budizmin ate$li bir
456
ORTA ASYA TÜRK UYGARLIGI
tutkunu olan bu hatunun egemenlik dönemi her yIl dini bir anIt yaptIrmakla geçti. M.S. 516 yIlInda ba$kent Loyang'da ünlü büyük Yongning tapInagInI yaptIrdI. Loyang'da yaptIrdIgI Pagoda denilen Budist tapInagI sayIsI ya$amInIn sonlarIna dogru 500'e ula$mI$tI. Hatun Ling Hu, Song Yung adInda bir beyini Kandahar Yöresine göndererek 170 kadar yazIlmI$ Budizm din kitabI getirtti. Vey hakanlarInIn Budizme böyle tutkun olmalarI, sanatlarIn geli$mesine çok önemli etkiler yaptI. Türklerde yapI, resim ve heykel sanatlarI ilerledi. Kuzey Çin'de ulu dini yapIlar yapIldI.
M.S. 6. yüzyIl sonlarIna dogru da Göktürk HakanI Tapar (Topo Han) Budizmi benimsedi ve Orta Asya Türkleri arasInda yaymaya ba$ladI. Göktürkler arasIna tutsak olarak giren Hui Lin adInda bir Budist din adamInIn özendirmesiyle Tapar Budizmi benimsemi$ti. Ba$kentinde Kia-Lan adInda büyük bir tapInak yaptIrdI. Bu yapI Orta Asya'da yapIlan Sangharama denilen ilk Budist tapInagIdIr.
Çin'in Tsin boyu hakanIndan Budizm din kitaplarI getirten Hakan Tapar tutucu bir Budist oldu. Ancak Tapar'dan sonra bu din Göktürklerde ya$ayamadI. Daha sonra Uygurlar Budizmi benimsediler. Cengiz Han'In oglu Oktay döneminde ilk Uygur HanlIgInIn kuruldugu Orhun Bölgesini gezen tarihçi Alaaddin Cüveyni, UygurlarIn Buda dinini benimsemeleriyle ilgili a$agIdaki kahramanlIk öyküsünü yazmaktadIr.
"Uygur HakanI Bugu Han, Çin'deki HItay HakanIna bir kurul göndererek Buda diniyle ilgili bilgi almak için birkaç din bilgini göndermesi dilegini iletti. HItay HakanI da Toin denilen birkaç Budist din adamInI gönderdi. Bugu Han, $amanizm'in din adamI olan kamlarI çagIrarak yanInda Toinlerle tartI$tIrdI. Toinler
457
ORTA ASYA
nom denilen din kitaplarIndan birçok $eyler okuyarak kamlara birtakIm sorular sordular. Ancak kamlar kar$IlIk veremediler. Toinler kamlara kar$I üstünlük sagladIlar. Böylece Bugu Han da Budizmi benimsedi."
Daha sonralarI UygurlarIn Budizmi öteki Türkler arasInda yaymaya çalI$tIklarI anla$IlIyor. Gezgin Guillaume de Rubrouck MogollarIn ilk döneminde, M.S. 1253 yIlInda ili IrmagInIn kuzeyindeki KayalIk kentinde Budist olan Uygurlar ile kar$Ila$tIgInI yazmaktadIr. UygurlarIn bu bölgeye Kara HItaylar döneminde göç ettikleri dü$ünülebilir.
11.1.14.2. ZERDÜ$T DiNi
Zerdü$t'ün (Zarathustra) iran'da kurdugu Mazdeizm dini ancak Çay ArdI ve Baktriyan bölgelerindeki Türkler arasIna girebilmi$tir. Arap yayIlmacIlIgI dönemlerinde Fergana, Buhara, Semerkant, Belh, Harzem bölgelerinde Ate$gede denilen ate$e tapInIlan Mazdeizm tapInaklarI oldugu anla$IlmaktadIr. Ancak Zerdü$t dini (Mazdeizm) bu bölgeleri a$amamI$tIr.
11.1.14.3. iSA VE MUSA DiNLERi
HIristiyanlIgIn Türklerle ilk bulu$masI Nasturiler aracIlIgIyla olmu$tur. Ayasolog'da toplanan büyük kurulun kiliseler birliginden çIkardIgI istanbul Patrigi Nestorius'un destekçileri Dogu Roma imparatorlugu topraklarIndan çIkarIldIklarI sIrada, onlarIn çogunlugu iran'a sIgInmI$lardI. Bunlar önce Horasan Bölgesinde bulunan Merv kentinde HIristiyan dininin ilk bölge ba$kanlIgInI (metropolitligini) ve daha sonra da Semerkant piskoposlugunu kurdular. M.S. 5. yüzyIlIn ikinci yarIsInda Nasturiligi yayanlar, Semerkant'tan Türk illerine dagIlarak Uygurlar arasIna girip çok sayIda
458
ORTA ASYA TÜRK UYGARLIGI
destekçi kazandIlar. Orhun Bölgesindeki bir Uygur yazItInIn Çince yazIlmI$ bölümünde, M.S. 762 yIlInda Uygur HanI idi Kut'un Uygurlara Nasturiligi ögretmek için Çin'den Nasturi din adamlarI getirttigi yazIlIdIr.
HIristiyanlIgIn özellikle 8. ve 9. yüzyIllarda Uygurlar arasInda yayIldIgInI Turfan ilinde ortaya çIkarIlan eski yapItlar göstermektedir. Yedisu ilinde birçok HIristiyan gömüt ta$larI bulunmu$tur. Turfan ilinin kuzeyindeki Bulayik beldesinde bulunan tüm el yazmasI kitaplarIn HIristiyanlIga özgü olmasI, Uygur HIristiyanlIgI ba$ yönetim yerinin bu belde oldugunu göstermektedir.
Ortus, Koko ve Hotan bölgeleri arasInda ya$ayan Kereyitler (Kereitler) M.S. 11. yüzyIlIn ba$larInda HIristiyanlIgI benimsemi$lerdir. Süryani tarihçi Bar Harbeus Gregorius Abul Farac bu olayI anlatIrken, büyük oruç tutuldugu sIrada Kereyitlerin süt içmelerine izin verildigini de ayrIca belirtmektedir. SelçuklularIn da islamiyeti benimsemeden önce bir ara HIristiyan olduklarI yönünde bir söylenti vardIr.
HIristiyanlIk Nasturiler aracIlIgIyla Orta Asya'ya girdigi gibi, Bizans imparatorlarInIn çabalarIyla da Hazar Türkleri arasIna girebilmi$tir. Daha sonra Komanlar arasInda da destekleyici bulabilmi$tir. Dogu Roma imparatorlugu topraklarIndan çIkarIldIktan sonra Hazar Türklerine sIgInan Yahudiler de Hazarlar arasInda dinlerini yaymaya çalI$tIlar. Hazar HanIna ve HazarlarIn bir kesimine Musa dinini benimsetmeyi ba$ardIlar. Günümüzde KIrIm'da bulunan ve Karaylar (Karaim, Karait) denilen Yahudi Türkler bunlarIn torunlarIdIr.
HIristiyanlIk iki koldan Türkler arasIna girmesine kar$In, çogunluga yayIlamamI$ ve genelle$ememi$tir.
459
ORTA ASYA
11.1.14.4. MANi DiNi
M.S. 3. yüzyIlIn sonlarIna dogru iran'da ortaya çIkan Mani dini 6. yüzyIlda Türk yurtlarIna girmi$tir. Birkaç dinin karI$ImI olan Maniheizm bir ara Uygur HakanlIgInIn dini oldu ve Çay ArdI Bölgesinde de çok destekçi buldu. Orhun Bölgesinde bulunan yazItlar, UygurlarIn daha bu bölgede ya$adIklarI sIralarda Maniheizmi benimsediklerini göstermektedir.
Orhun Bölgesinde bulunan Uygur yazItlarInIn en uzunu ve ilgiye deger olanI Çince yazIlmI$ yazIttIr. Bu yazItIn yanInda ayrIca Sogdca yazIlI küçük bir yazIt da bulunmu$tur [1]. Maniheizmin Uygurlar arasInda yayIldIgInI gösteren bu yazIt, Uygur yazIsInIn kökenini de belirttigi için önemlidir. YazIt, UygurlarIn bu dini M.S. 8. yüzyIlIn ikinci yarIsI ba$Inda Maniheizmi yayan Sogdlardan ögrendiklerini göstermektedir.
M.S. 762 yIlInda Uygur HakanI Büyük Han Kuzey Çin'e sava$a gitmi$ti. Sava$tan sonra, Sogd Yöresinden Kuzey Çin'e gelerek ürün alIm satImIyla ugra$an ve ayrIca Mani dinini yayan SogdlarI alarak ba$kentine getirdi. Büyük Han bunlarIn önerileriyle Maniheizmi benimsedi. Beyleri, Ba$buglarI ve toplumun bir kesimi de Büyük HanI izlediler. Sogdca yazIlI yazItta bu din degi$ikligi, "Önceleri et yiyen ulusumuz, bundan sonra pirinç yiyecek. Önceleri adam öldürmenin yaygIn oldugu
[1] Uygur HanInIn Çince ve Sogdca yazIlmI$ yazItlarI yanInda Orhun Türkçesi ve alfabesiyle yazIlmI$ küçük bir yazIt daha bulunmu$tur. Böylece M.S. 8. yüzyIlIn ikinci yarIsInda Uygur Türklerinin Çince, Orhun Türkçesi, Sogdca olmak üzere üç çe$it dil ve yazI kullandIklarI anla$IlmaktadIr. Türklerin bu dönemde Orhun alfabesinden ba$ka yeni bir alfabe kullandIklarInI gösterdigi için Sogdca yazIt önemlidir. SonralarI Uygur yazIsI olarak sürekli bu alfabe kullanIlmI$tIr.
460
ORTA ASYA TÜRK UYGARLIGI
ülkemizde bundan sonra dogru türel yaptIrImlar egemen olacak." sözleriyle alkI$lanmI$tIr. UygurlarIn en varlIklI ve mutlu, en yüksek uygarlIk seviyesine ula$tIklarI dönemleri, Mani dinini benimsemelerinden sonra ba$ladI ve 100 yIl sürdü. Mogolistan'dan KIrgIzlarIn baskIsI yüzünden çIkan Uygurlar, Dogu Türkistan'a gelerek yeni bir hanlIk kurduklarI sIrada Mani dinini de yanlarInda getirmi$lerdi.
11.1.14.5. iSLAM DiNi
2. Halife Ömer döneminde Kadisiye Sava$I utkusu ile Sasani egemenliginin yazgIsInI belirleyen Araplar, son çarpI$mada iranlIlarIn direnen son güçlerini de kIrdIlar. Son Arap utkusu yalnIz bütün iran'In Arap egemenligi altIna girmesini degil, ayrIca dogunun kapIlarInIn Arap saldIrIlarIna ve islam dinine açIlmasInI da saglamI$tI. iran'In çabalayan ancak yazgIsIz hükümdarI Yezdicürd'ün Belh önünde çIrpInIrcasIna sava$masI da sonuçsuz kalInca Horasan da elinden çIktI. Böylece üstün Arap ordularI Öküz IrmagI boylarIna ve Türk harImlarIna (çitlerine) dayandIlar.
islam dinini götüren Arap ordularInIn Öküz IrmagI boylarIna yakla$tIklarI bu sIralarda Orta Asya Türkleri dokunaklI yazgIlarInIn sonlarInda çIrpInIyorlardI. M.S. 6. yüzyIlIn ortalarInda kurulan Göktürk HakanlIgI sonradan Dogu ve BatI diye ikiye ayrIlmI$tI. Ancak Arap saldIrIlarIndan 13 yIl önce, M.S. 630 yIlInda Dogu Göktürk HakanlIgInI Çinliler yIkarak topraklarInI ele geçirmi$ti. Daha ya$amakta olan BatI Göktürk HakanlIgI da iç karI$IklIklar yüzünden aynI kötü sona dogru sürüklenmeye ba$lamI$tI. Göktürk HakanlIgI döneminde Çay ArdI ve indüs IrmagI bölgeleri küçük beyliklere bölünmü$tü. BunlarIn ba$lIcalarI Buhara, Toharistan, Ye$ilkent (Ke$), Ta$kent ($a$), Vahan, Sogd,
461
ORTA ASYA
Fergana, Odiyana, U$rusana, Çanbülistan, Heytal ve Kornet beylikleriydi. Bu beylikler kendi aralarInda bir birlik olu$turamadIklarI için Araplara kar$I koyacak durumda degillerdi. Bu nedenle Çay ArdI, Toharistan ve indüs IrmagI bölgeleri Araplara kar$I savunmasIz durumdaydI.
Halife Ömer'den sonra Araplar arasInda bir sürekli iç ayaklanma döneminin ortaya çIkmasI, doguya dogru ba$lattIklarI saldIrIlarI bir süre için durdurmu$tu. iç ayaklanma dönemi, Peygamber Muhammed'in en büyük dü$manI olan Ebusüfyan'In oglu Muaviye'nin islam halifeligine geçmesiyle sona erdi.
Bu duraklama döneminde BatI Göktürk HakanlIgI da iç karI$IklIklarI körükleyen Çin'in güçlü akInlarIyla yIkIldI. Çinliler yönetimlerini indüs IrmagI boylarIna, iriti$ kIyIlarIna ve Harzem Yöresine kadar geni$lettiler. Türk yurtlarI M.S. 681 yIlIna kadar Çin egemenligi altInda kaldI. Bu tarihte eski Göktürk hakan boyunun beylerinden Kutlu Han Türk HakanlIgInI yeniden kurdu. Emevi Halifesi Abdülmelik'in ünlü Haccac'I Horasan valiligine atadIgI M.S. 698 yIlInda, Mogolistan'dan Öküz IrmagI kIyIlarIna kadar uzanan bölgede ya$ayan Türkler Kutlu Han boyunun yönetimi altIndaydI.
Türk yurtlarInI bir yandan Çay ArdI, öbür yandan Baktriyan üzerinden ele geçirmek için görevlendirdigi beylerin ba$arIsIz oldugunu gören Haccac, AraplarIn en büyük beylerinden sayIlan Kuteybe'yi M.S. 705 yIlInda bölgeye gönderme geregini duydu. AraplarIn Türk yurtlarIna dogru ilerleyebilmeleri Kuteybe'nin Horasan Valiligi döneminde ba$ladI. Geçtigi yerleri kana bulayan Kuteybe, Öküz IrmagI ile Buhara kenti arasInda ürün alIm satImI ve varlIgIyla ünlü olan Baykent ilini yagmaladIktan sonra her $eyi yakIp yIktI.
462
ORTA ASYA TÜRK UYGARLIGI
Kentte ya$ayan insanlarI topluca öldürttü. Kuteybe yaptIgI uzun ve sürekli bir sava$tan sonra ancak Buhara, Toharistan, Fergana ve Semerkant bölgelerini Arap egemenligi altIna koyabildi. Ancak din götüren Arap ordularInIn yagmacIlIgI, Arap beylerinin saldIrIlarI ve kIyImlarI ele geçirilen yerlerde bile islam dininin yayIlmasIna ve çogunluk dini olmasIna engel oluyordu.
13 yIl süreyle Türk kanI dökerek iyilik bilmez Emevilere ün ve yücelik kazandIrmaya çalI$an Kuteybe sonunda yaptIgI i$in kar$IlIgInI gördü. Bütün soyu, karde$leri, kendisi ve birlikleri yok edildiler. M.S. 717 yIlInda $am kentinde Kuteybe'nin kesik ba$I bir sava$ utkusu simgesi gibi Halife Süleyman'In ayaklarI altIna atIlIrken, kar$ItI Yezit Bin Mühelleb de Horasan ve Çay ArdI Genel Valiligi kaftanInI giydi.
Yeni Arap genel valisi Mühelleb de kendisinden öncekinin yolunu izledi. Türk yurtlarInda din yayma yerine, yagma ve Türkleri öldürmeyle süre geçirdi. Ancak Halife Yezid bin Abdülmelik'in döneminde onun sonu da önceki Valinin sonuna benzedi. Kendisi, bütün soyu ve birlikleri Halifenin buyruguyla yok edildiler.
Bu durumdan yararlanan Türk HakanI Bilge Kagan, karde$i Gültekin ile birlikte irti$ IrmagInI geçerek Çay ArdI'na girdi. AraplarIn saldIrIlarI ve kIyImlarIndan bIkan Çay ArdI'nIn küçük beylikleri kendisini bir kurtarIcI gibi kar$IladIlar. Ancak Kutlu HanIn kurdugu bu hakanlIk da M.S. 745 yIlInda iç karI$IklIklar yüzünden yIkIlInca Araplar yeniden Çay ArdI'nda ilerlemeye ba$ladIlar. 2. Göktürk HakanlIgInIn yIkIlmasI Orta Asya Türkleri için çok kötü oldu. Ancak birlik olunca varlIk gösteren Türkler birbirleriyle dövü$meye ba$ladIlar. Birçok boylar yurtlarIndan ayrIlarak çevreye dagIldIlar. Durumdan yararlanan Çinliler dogudan
463
ORTA ASYA
batIya, Araplar da batIdan doguya dogru ilerlemeye ba$ladIlar. Bu iki korkunç kIskaç arasInda sIkI$an Türkler için inci IrmagI ve Aral Gölü üzerinden geçen tek bir çIkI$ yolu kalmI$tI.
2. Göktürk HakanlIgI dü$tükten sonra karI$IklIklarIn ortaya çIktIgI Türk yurtlarInda bir ara dogudaki Selenge IrmagI boylarInda ya$ayan Dokuz Oguzlar büyük bir güç kazandIlar. Ba$buglarI Kutluk Bilge Kül Kagan, Basmilleri egemenligi altIna alarak bir süre için önemli bir varlIk gösterdi. Dokuz Oguzlardan sonra, Orhun Bölgesinde güçlü bir hakanlIk kuran Uygurlar Çay ArdI Bölgesine egemen oldular. AyrIca irti$ IrmagI boylarInda Karluklar Karluk HakanlIgInI, IsIk Gölünün batIsInda ili ve Çu IrmaklarI boylarInda Türgi$ler Türgi$ HakanlIgInI kurdular. Türgi$ler batIdan gelen Arap saldIrIlarIna bir süre kar$I koydular.
Üstelik Türgi$ HakanI Sulu, Çay ArdI Bölgesini AraplarIn elinden almayI ba$ardI. Arap Beyi E$res'i güçlü akInlarla sarsan Hakan Sulu Horasan'I da ele geçirme hazIrlIgI yaparken Çinlilerle Türgi$ler arasInda ba$ gösteren bir anla$mazlIk yüzünden kendisinin hIzla geri dönmesi gerekti. Ancak Hakan Sulu öldükten sonra Türgi$ler arasInda geçimsizlik ortaya çIktI. Bu durum Arap saldIrIlarInIn yeniden ba$lamasIna ve Türgi$ yönetiminin de yIkIlmasIna yol açtI.
M. S. 756 yIlIndan sonra güçlenmeye ba$layan Kartuklar, M.S. 776 yIlIna dogru sInIrlarInI Çu IrmagI kIyIlarIna kadar geni$leterek Arap saldIrIlarIna oldukça kar$I koyacak bir güç olu$turdular. Ancak ne Türgi$ler ve ne de Karluklar Çay ArdI ve Toharistan'daki küçük beylikleri egemenlikleri altInda birle$tirmekte ba$arIlI olamamI$lardI. Bu nedenle, sonunda bu bölgelerin kesin olarak AraplarIn eline geçmesine de engel olamadIlar.
464
ORTA ASYA TÜRK UYGARLIGI
Bununla birlikte bu küçük beylikler, ülkelerini güç kullanarak ele geçiren Araplara kar$I türel (yasal) düzenlerinin ve ülke yönetimlerinin bagImsIzlIgInI yIllarca savundular. YIkIcI Emevi beylerinin bu Türk yurtlarInda seller gibi kan akItmalarIna, on binlerce ocagI söndürmelerine kar$In, islam dini bir türlü kesin olarak bölgeye girememi$ti. Türkler din yaymak için gelen Arap ordularInIn bir sürü çapulcu oldugunu görerek kar$I koymu$lar ve uygun olan her durumda bir ayaklanma çIkarmI$lardIr. Arap halifeleri $am saraylarInIn gereksiz giderleri ve eglenceleri için ödeyecek para bulamadIklarInda, Horasan valisini güç kullanarak varlIk toplamasI için doguya dogru gönderirlerdi. Güç kullanarak varlIk elde etme ve yagma olanagI bulamadIklarI durumlarda, Çay ArdI Türklerine koyduklarI bir tür ba$ vergisi ödenegini artIrIrlardI. Bu ilkel ve yIkIcI davranI$lar da Türkleri Araplardan ve yeni dinlerinden uzakla$tIrIyordu.
islam dini, Türkler arasInda ancak kendi soyda$larI olan Samanilerin Çay ArdI Bölgesinde bir islam hanlIgI kurduklarI dönemde yayIlmI$tIr. Samaniler döneminde MüslümanlIk inci IrmagInIn kuzeyindeki bölgeye kadar yayIlmI$tI. IsIk Gölünden irti$ IrmagI kIyIlarIna kadar uzanan geni$ topraklarda ya$ayan Türk boylarI arasIndan özellikle Kartuklar, Türgi$ler ve Oguzlar islam dinine ilgi duydular. Sonunda M.S. 963 yIlInda bu Türk boylarInIn 200 bin çadIrda oturan bir kesiminin tümü islam dinini benimsediler. Samanilerin yönetimindeki müslüman Türklerin din yayma çalI$malarI yalnIz Çay ArdI Bölgesiyle sInIrlI kalmadI. Doguya ve güneydoguya dogru da ilerledi. Ka$gar ilinin Artuç yöresinde oturan Korluklar Ba$buglarI Satuk Bugra Han ile birlikte islam dinini benimsediler. KarahanlIlar adInda büyük bir Türk islam HanlIgI kuran Satuk Bugra HanIn torunlarI MüslümanlIgI Ka$gar kenti üzerinden Hotan kentinin
465
ORTA ASYA
ötesindeki Türkler arasInda yaydIlar. AraplarIn kaba güçle kIyIm yaparak müslüman yapabildikleri Türkleri bile ezmelerinden bIkan Türk toplumu, bir türlü Arap dayatmasIyla müslüman olmayI benimsememi$ti. Ancak kendi soyda$larI egemenligi alInca topluca MüslümanlIgI benimsemeye ba$ladIlar. Orta Asya Türkleri arasIna böyle giren islam dini, Kuzeydeki Türkler arasIna da Kafkasya ve Harzem bölgeleri üzerinden girdi.
Araplar daha 2. Halife Ömer döneminde KafkaslarIn eteklerine dayanmI$lardI. YurtlarInI ve bagImsIzlIklarInI savunmaya çok dü$kün olan Hazar Türkleri AraplarI buradan uzakla$tIrmI$lardI. Bu olaydan sonra M.S. 9. yüzyIlIn ba$Ina kadar Araplar bu bölgede bir türlü ilerlemeyi ba$aramadIlar. Bu tarihten sonra yeniden ba$layan Arap saldIrIlarInI Hazarlar birçok kez durdurdular. Hazarlar bir ara Musul'a kadar inerek Bagdat halifesini titretmi$lerdi.
KanlI sava$lara kar$In Kafkaslar üzerinden Hazarlar arasIna giremeyen islam dini ancak barI$çI bir yoldan girebildi. Bir iç ayaklanma yüzünden ülkelerinden ayrIlmalarI gereken Müslüman Harzem$ahlar Hazarlara sIgIndIlar ve Hazarlar arasInda MüslümanlIgI yaymaya çalI$tIlar.
islam dini Hazarlar arasInda yayIlmamasIna kar$In, daha kuzeyde idil IrmagI boylarInda oturan Bulgar Türkleri arasInda büyük bir ba$arI kazandI. Sonunda Bulgar HakanI Alma$ Han yurtta$larIyla birlikte müslüman oldu. M.S. 921 yIlInda Bagdat Halifesi Elmuktedir Billah'a ba$vurarak islam dininin temellerini ögrenmek için bir kurul istedi. Ahmed Bin Fadlan bu kurulun yazIcIlIgInI yapIyordu. Bagdat Kurulu Bulgar kentine geldikten sonra Bulgar HakanI Alma$ Han da adInI Cafer Bin Abdullah olarak degi$tirdi.
466
ASYA HUNLARI
11.2. M.Ö. ÜÇÜNCÜ YÜZYIL SONRASI ORTA ASYA TÜRK HAKANLIKLARI
11.2.1. ASYA HUN HAKANLIGI
Türkler milattan çok önceki dönemlerde ana yurtlarI Orta Asya'dan ayrIlarak çe$itli kara parçalarInda yönetimler kurduklarI gibi, onlardan ana yurtta kalanlar da ayrI dönemlerde degi$ik adlarla yönetimler kurdular. Bu yönetimlerin tarihte bilinen en eskisi, Çinlilerin Hyungnu dedikleri Asya Hun HakanlIgIdIr.
Asya Hun HakanlIgI topraklarI önceleri Çin $eddi, Orhun IrmagI ve Tannu Ola DaglarI arasIndaki bölgeydi. Daha sonralarI Mançurya sInIrIndan Aral Gölüne kadar uzanan geni$ topraklara egemen oldular. AyrIca idil IrmagIna kadar uzanan bölgeye de egemen olduklarI dönemler vardIr.
Asya Hun HakanlIgInIn milattan çok önceleri var oldugu kesindir. 20. yüzyIlIn ba$larInda Hun HakanlIgI ülkesinde yapIlan kazIlarda elde edilen yapItlardan, çok eski dönemlerden beri HunlarIn bir uygarlIklarInIn oldugu anla$IlmI$tIr.
M.Ö. 13. yüzyIlda yazIlmI$ Çin tarih belgelerinde Hunlara deginilmektedir. Ancak günümüze kadar HunlarIn en erken M.Ö. 3. yüzyIl ve sonraki dönemleri aydInlatIlmI$tIr.
M.Ö. 3. yüzyIldaki Asya Hun HakanlIgI, çe$itli boylarIn Teoman adInda bir hakanIn yönetimi altInda birle$mesinden olu$mu$ büyük bir Türk HakanlIgIydI.
467
ORTA ASYA
Bütün ülkeyi yöneten hakanIn özellikle sava$ ve barI$ gibi önemli konulardaki buyruklarIna kesinlikle uyulurdu. Ancak hakanlIgI olu$turan boylar kendi iç i$lerinde bagImsIzdIlar.
Hun hakanlarIna gök tanrInIn gücü anlamIna gelen Tengri Kut (TanrIkut) sanI verilirdi. Eski Türkçede Tengri, gök tanrI demektir. Çinliler bu sanI kendi dillerinde Tanyu olarak degi$tirmi$lerdir. Tengri sözcügü FransIzca tarih kitaplarInda ve FransIzcadan yapIlan birtakIm Türkçe çevirilerde de Tanju diye belirtilmi$tir.
Hun birliginin en ünlü hakanI, M.Ö. 209-174 yIllarI arasInda ülkeyi yöneten Hakan Teoman'In oglu Mete HandIr. TanrIkut Mete Han, M.Ö. 175 yIlInda doguda Tunguzlann atalarI Siyenpüere ve Vuhuanlara baskI yaparak Türk yurdu olan Mogolistan'dan çekilmelerini sagladI. AynI yIlda Mete Han hakanlIk bayragI altIna girmek istemeyen Yue$ileri de Kansu ilinden batIya dogru göç ettirdi. Mete Han, ili IrmagI boylarIndaki Vusun (Usun) HakanlIgInI da yenerek yönetimine bagladI. AyrIca günümüzde Çin'e baglI olan Dogu Türkistan'daki Yarkent, Hotan, Kuça, Kara$ar, Turfan ve Ka$gar gibi Türk kentleri de Hun egemenligini tanIdIlar. Böylece, Mete HanIn bu büyük utkularI sonucunda tarihi dönemde ilk kez Kingan DaglarIndan idil IrmagIna kadar uzanan geni$ topraklardaki bütün Türk boylarI bir bayrak altInda toplandIlar.
Hunlar ilk dönemlerden beri Çin'e baskI yapmaya ba$lamI$lardI. Bu akInlara kar$I kimi Çin hakanlarI Çin'in kuzey sInIrInIn çe$itli yerlerine kaleler ve duvarlar yaptIrarak savunmaya çalI$tIlar. En sonunda Çin HakanI Chao Cheng (Tsin Shih Huang Ti), M.Ö. 214 yIlInda bu duvarlarI birle$tirerek 3300 km uzunlugunda olan ünlü Çin $eddini yaptIrdI.
468
ASYA HUNLARI
Cheng'in ölümünden sonra Çin'de iç ayaklanmalar çIktI. Bu sIrada Han hakan boyunun kurucusu ünlü Kao Huang Ti (Liu Pang) Çin'i ele geçirdi. Bu durumdan yararlanan Mete Han da Çin'e sava$ açtI ve Çin HakanInIn yönettigi Çin ordusunu Tatung OvasInda M.Ö. 199 yIlInda yapIlan sava$ta yendi.
Mete HanIn e$i Yensi (Yen Shih) Hatun Çin HakanI ve birliklerinin bagI$lanmalarI için aracI oldu. Böylece Çin HakanI Kao Huang Ti tutsaklIktan ve Çin ordusu da kesin bir yok olmadan yalnIz vergi vermek ko$uluyla kurtulabildi. Eger Yensi Hatun Çinlilerin yararIna olan bu aracIlIgI yapmasaydI, bütün Çin topraklarInIn Mete HanIn egemenligi altIna girmesi kesindi.
Çinliler büyük Hun HakanlIgInI Çin'in kuzeyinde ve kuzeybatIsInda Çin için korkunç bir güç olarak görüyorlardI. Bu nedenle, Çinliler Türk HakanlIgInI kesinlikle yIkmak istiyorlardI. Birçok gizli düzenlerle Türkler arasInda anla$mazlIklar ve çeki$meler ortaya çIkarmayI ba$ardIlar. Çe$itli Türk boylarInI birbirleriyle sava$tIrarak büyük Hun HakanlIgInI güçsüzle$tirdiler. Türklerin birbirlerine dü$melerinde, Hun hakanlarIna gönderilen Çin hakanlarInIn kIzlarInIn da önemli katkIlarI olmu$tur.
Böylece, Hun tiginleri (prensleri) arasInda a$IrI tutkularI yüzünden ortaya çIkan sava$lar sonucunda Hun HakanlIgI parçalandI. Hun HakanlIgI M.S. 48 yIlInda Kuzey ve Güney Hun diye ikiye ayrIldI. Gobi Çölünün kuzeyinde bulunanlar Kuzey Hun HakanlIgI, güneyindekiler de Güney Hun HakanlIgI adInI aldIlar.
Güneyli HunlarIn ve Siyenpilerin yardImIyla Çinliler önce Kuzey Hun HakanlIgInI M.S. 93 yIlInda yIktIlar.
469
ORTA ASYA
Bu bozgundan sonra kuzeydeki HunlarIn bir kesimi yurtlarInI ele geçiren Siyenpüerin egemenligini tanImaya katlanmI$lar, ba$ka bir kesimi güneyli Hunlara katIlmI$lar, geri kalan büyük kesimi de batIya dogru çekilerek Ural DaglarIyla Hazar Denizi arasIndaki bölgeye yerle$mi$lerdir.
Kuzey Hun HakanlIgInIn yIkIlmasIndan sonra Güney Hun HakanlIgI Çin'in gözetiminde M.S. 3. yüzyIlIn ba$larIna kadar ya$amI$tIr. Bu dönemde Kuzey Çin'e egemen olan Veyler (Topalar), güneyli HunlarIn son hakanI olan Uçüyu tutuklayarak M. S. 216 yIlInda Güney Hun HakanlIgInI da sona erdirmi$lerdir.
Bu dagIlmadan sonra güneyli HunlarIn bir kesimi Çin'in Kansu ve Suçou illerine yerle$mi$lerdir. Bu Hun Türkleri daha sonra Çin'de bir yönetim kurmu$lardIr.
Hunlar Asya'nIn uygarlIkta çok ileri giden bir ulusuydu. Çinliler de birtakIm alanlarda HunlarIn uygarlIgIndan yararlanmI$lardIr. Örnegin Çinlilerin ilk takvimi en eski Türk takvimlerinin bir benzeridir. AyrIca Çinliler, ordu yapIlanmalarInI da Hunlardan aldIlar. Hun yönetiminde ülke ordunun yapIsIna göre orta, sol (dogu), sag (batI) diye üçe ayrIlIrdI. Orta bölgeyi hakanIn kendisi, soldaki (dogu) bölgeyi hakan adayI olan tigin, sagdaki (batI) bölgeyi de hakanlIgIn bir ba$ka tigini yönetirdi. Güne$in dogdugu yön oldugu için, dogu kutsal sayIlIrdI. Ülke yönetim yapIsIyla ilgili konularda da Çinlilerin Hunlardan pek çok $eyler aldIklarI anla$IlmaktadIr.
Tanrikut sanIyla anIlan Hun HakanI her zaman Çin hakanlarIndan üst düzeydeydi. Mete Han döneminde Çinliler Türklere her yIl belli bir ölçüde vergi ödemeye boyun egdirilmi$lerdi.
470
ASYA HUNLARI
11.2.1.1. HUNLARIN ÇiN EGEMENLiGi
Güney Hun HakanlIgI dagIldIktan sonra Çinliler HunlarIn önemli bir kesimini Çin $eddi içerisinde, özellikle $ansi iline yerle$tirmi$lerdi. Çin ordusu güçten dü$ünce HunlarIn Çao boyu M.S. 304 yIlInda $ansi ilini ele geçirdi. Çaolarm HakanI Liu Yuan (Kao Tsung) 311 yIlInda Çin'in ba$kenti Loyang ilini de ele geçirerek Çin HakanInI tutsak etti ve öldürdü. Bu sIralarda a$agIda belirtilen Türk yönetimleri Kuzey Çin'e egemendi.
$ansi, $ensi, Peçili ve Honan illerinde M.S. 304 - 328 yIllarI arasInda egemen olan ve Hun Çao boyu beyi Liu Yuan'm kurdugu 1. Çao HakanlIgI.
Han HakanlIgI ülkesinde M.S. 320 - 352 yIllarI arasInda egemen olan ve Han beyi Shih Le'nin kurdugu 2. Çao HakanlIgI.
ilk olarak Ordos Bölgesinde Hun Tiyefo (Ana) boyu beyi Ho Lien Popo'nun kurdugu ve M.S. 407 - 431 yIllarI arasInda egemen olan Hiya (Hia) HakanlIgI.
11.2.1.2. TOPA (VEY) HAKANLIGI
Topalar gerçek yurtlarI Dogu Mogolistan olan Hato Türkleridir [1]. Hun yönetimi yIkIldIktan sonra önce Dogu Mogolistan'I ele geçirdiler. M.S. 2. yüzyIlIn sonlarIna dogru daha güneydeki $ansi ilinin Tatung Yöresine kadar topraklarInI geni$lettiler. Topalar bu bölgede Çin tarih kaynaklarInda Vey (Wei) HakanlIgI denilen bir yönetim kurdular [2].
[1] Paul Pelliot, L'Origine de T'ou-kiue, nom Chinoise des Turks. Rene Grousset, Histoire de l'Extreme - Orient. Joseph De Guignes, Histoire Generale Des Huns, Des Turcs...
[2] Son bulgulara göre Topalar 166 yIlInda Dogu Mogolistan'da Tan Shihuai önderliginde bir hakanlIk kurdular. Tsao Tsao ve oglu Tsao Pi 220 yIlInda Kuzey Çin'i ele geçirerek Loyang'I ba$kent yaptIlar. Bu ilk Kuzey Çin egemenligi 266 yIlInda sona erdi. K. H. Gardiner and R. R. de Crespigny, T'an-Shih-Huai and the Hsien-pi Tribes of the Second Century A.D.
471
ORTA ASYA
Topalar 386 yIlInda $ansi ilini, Peçili ilinin bir bölümünü, 422 yIlInda Loyang, Honan, $antung illerini ve bir süre sonra Nankin, $ensi ve Peçili illerinin tümünü ele geçirdiler. Topalar ayrIca 448 yIlInda Orta Asya'daki Turfan, Kara$ar, Kuça, Ka$gar hakanlIklarInI egemenlikleri altIna aldIlar.
Topalar Türk ülkelerini Cücenlerin (Yu-Yen) elinden kurtarmak için kanlI sava$lar yaptIlar. Tüm Orta Asya'yI Cücenlerden almayI ba$aramamI$larsa da onlara dirlik de vermemi$lerdir.
552 yIlInda Göktürk HakanlIgI kurulduktan sonra Göktürklerin Cücen yönetimini yok ettikleri sIrada, Vey HakanlIgI Kuzey Çin'de en güçlü yönetim olarak ya$Iyor, Hindistan ve iran yönetimleriyle yönetimsel ili$kiler kuruyordu. 534 yIlInda Dogu ve BatI Vey hakanlIklarI olarak ikiye ayrIlan TopalarIn Çin'de egemenlikleri M.S. 581 yIlInda sona erdi.
11.2.1.3. BATI HUN HAKANLIGI
Kuzey Hun HakanlIgInIn yIkIlmasIndan sonra HunlarIn batIya çekilenleri Hazar Denizi, YayIk (Ural) ve idil IrmaklarI arasIndaki geni$ alanda bir yönetim kurdular. M.S. 100 yIlIndan 376 yIlIna kadar süren bu yönetime BatI Hun HakanlIgI denir. Hunlar AlanlarI, öteki Türk olan ve olmayan birçok boylarI yönetimleri altIna aldIlar. Böylece Avrupa sInIrInda kurduklarI Türk HakanlIgInI güçlendirdiler.
11.2.1.4. AVRUPA HUN HAKANLIGI
BatI HunlarI Hakan Balamir yönetiminde M.S. 375 yIlInda Orta Asya'daki göç dalgalarInIn baskIsIyla Don IrmagInI geçerek günümüzde Güney Rusya denilen
472
ASYA HUNLARI
bölgeye girdiler. Dinyester ve Purut IrmaklarInI da a$arak Tuna IrmagInIn orta kesimlerine kadar uzanan geni$ topraklardaki bütün uluslara egemen oldular. Bu yayIlma ve toprak elde etme ugra$larInda Hunlar yalnIz degillerdi. Ancak Hunlar yöneticiydiler ve yönetimleri altIna giren öteki Türk boylarInI ve ayrIca birçok Türk olmayan boylarI da birlikte sürüklemi$lerdi.
Hunlar OstrogotlarI ve tüm öteki Dogu Avrupa uluslarInI yönetimleri altIna alarak, YayIk IrmagIyla Ural DaglarIndan Tuna IrmagIna kadar uzanan geni$ topraklara egemen bir ulus oldular.
Yenilen uluslarIn kaçI$I, öteki uluslarIn da göçlerini dogurdu. Böylece bütün Avrupa'da genel bir göç dalgasI olu$tu. Bu göçlerden sonra Avrupa uluslarI birbirine karI$tIlar.
Hun ordularI atlI sava$çIlardan olu$mu$tu. Tüm ya$amlarI at sIrtInda geçen yigit Hunlardan olu$an Türk atlI sava$çI ordularIna Avrupa'da kar$I koyabilecek hiçbir ulus yoktu. Ba$tan sona tüm Avrupa korku içindeydi. Türklerin kar$IsInda yalnIzca Dogu Roma imparatorlugu (Bizans) vardI.
Hunlar Tuna Bölgesine yerle$tikten sonra, Muncuk HanIn Bleda ve Atila adlarInda iki oglu oldu. Küçük oglu Atila M.S. 395 yIlInda dogdu. Muncuk Han ölünce, çocuklarI küçük oldugu için yerine karde$leri Oktar, Rua ve Aybars geçtiler. Aybars Hun HakanlIgInIn Asya'daki topraklarInI yönetiyordu. Tuna Bölgesini de Oktar ve Rua birlikte yönetiyorlardI.
Bleda yaratIlI$ olarak güçsüz yapIlIydI. Atila ise yigit, anlayI$lI, tutkulu, yIlmaz ve ulusuna baglIydI.
473
ORTA ASYA
Küçük olmasIna kar$In yönetim i$lerine karI$mak istemesini amcalarI onaylamIyordu. AmcalarI küçük Atila'nIn bu davranI$Indan kurtulmak için kendisini tutak (rehine) olarak Roma sarayIna gönderdiler.
Tuna Bölgesine yerle$tikten sonra da akInlarInI sürdüren Hunlar Dogu Roma imparatorlugunun topraklarIna girmekten çekinmiyorlardI. Dogu Roma imparatorlugu, yönetim oyunlarI ve parayla HunlarIn saldIrIlarIna engel olma ve olabildigince dü$manlarIna kar$I bu gücü kullanma yolunu seçti.
Oktar bir ordu ile Ren Bölgesinde Burgondlara kar$I sava$a gittigi sIrada, BizanslIlar Tuna Bölgesinde kalan Rua ile anla$tIlar. Bu anla$ma sonucunda yardIm amacIyla bir Hun ordusu istanbul'a, ba$ka bir Hun ordusu da Roma'ya gitti. Huldin yönetiminde Roma' ya giden Hun ordusu, italya'ya saldIran SlavlarI ve Germenleri Floransa yakInInda 405 yIlInda yenerek BatI Roma'yI kötü durumdan kurtardI. Dogu Roma imparatoru Teodos da bir generalinin kendisine kar$I ayaklanmasInI bastIrmak ve generali etkisizle$tirmek için Hunlara ba$vurma geregini duymu$tu.
Öte yandan Bizans kendi güvenligi ugruna, Tuna Bölgesindeki Hun yönetimine baglI birtakIm uluslarI bagImsIz olmalarI için kI$kIrtIyordu. Bu yüzden Rua ile Bizans'In arasI bozulmu$tu. Anla$mazlIk konularInI görü$mek için bir Bizans elçiler kurulu Hunlara geldigi sIrada kar$IsInda Atila'yI buldu.
434 yIlInda Rua ölmü$ ve yerine Muncuk HanIn ogullarI Bleda ve Atila geçmi$ti. Bleda anlayI$sIz ve yalnIz eglenceye dü$kün oldugundan Atila ülkeyi özgürce yönetiyordu. Atila yigit ve kahraman oldugu kadar, BatI Roma ve Bizans yönetimlerinin içinde
474
ASYA HUNLARI
bulundugu ko$ullarI da çok iyi biliyordu. Atila Türklerin ba$Ina geçtigi sIrada yapacagI i$lerin tümünü belirlemi$ bulunuyordu. Atila her $eyden önce Türk ordularInIn para kar$IlIgInda dü$manlarIn çIkarlarI için görev almalarInI engellemek ve dagInIk bütün Türk boylarInI toplayarak birlik olmu$ güçlü bir Türk HakanlIgI kurmak istiyordu.
Bu güçlü Türk yönetimine dayanarak SlavlarI, Germenleri, Dogu ve BatI Roma imparatorluklarInI da içine alan bütün Avrupa'ya egemen bir hakanlIk olu$turmak istiyordu. Daha sonra Hindistan, Çin ve iran'I da ele geçirerek büyük bir yeryüzü hakanlIgI kurmayI dü$ünüyordu. BatI Roma imparatorlugunun, Bizans'In ve bütün Avrupa'nIn alInmasI bu büyük amacIn bir a$amasIydI.
Hunlara giden Bizans elçiler kurulu, günümüzdeki Belgrat yakInInda Margus denilen yerde Hunlarla görü$ürken kar$IlarInda büyük Hun HakanI Atila'yI buldular. Bu beklemedikleri bir durumdu. BizanslIlar burada Atila ile bir anla$ma yaptIlar. Bizans ile yapIlan Margus anla$masI Atila için ba$arIlI bir ba$langIç oldu. Bu anla$maya göre Bizans, görevlendirdigi bütün Türk sava$çIlarInI geri verecek ve HunlarIn elindeki BizanslI tutsaklarIn her biri için bir ölçüde para ödeyecekti. AyrIca bunlardan daha agIr bir ko$ula göre Bizans, HunlarIn dü$manlarIyla anla$ma yapamayacak ve her yIl önemli ölçüde vergi verecekti. Bu anla$mayla Bizans ku$kusuz HunlarIn bir alt seviyesine inmi$ti.
Rua'dan sonra 434 - 453 yIllarI arasIndaki Atila döneminde Hunlar Avrupa'da çok büyük ölçüde yayIldIlar. Atila Bizans topraklarInI dogal bir gezinti yerine indirgedikten sonra Avrupa'daki çe$itli uluslarI egemenligi altIna aldI. YayIk IrmagIndan Ren IrmagIna,
475
ORTA ASYA
Karadeniz ve Tuna IrmagIndan iskandinavya'ya kadar uzanan Dogu ve Orta Avrupa Atila'nIn egemenligi altIna girdi. Atila 441 yIlInda güçlü bir orduyla Bizans üzerine yürüyerek Çanakkale BogazIna kadar Trakya'yI ele geçirdi. Bizans kale duvarlarIna sIgInan imparator Teodos Atila'nIn çok agIr ko$ullarIna boyun egerek barI$ anla$masI yapma geregini duydu.
Atila daha sonra Fransa'da olu$an yönetimle ilgili bunalImdan yararlanarak Avrupa'yI alabilecegini dü$ündü. 451 yIlInda 200 bin ki$ilik bir ordu ile Ren IrmagInI geçerek Galya'ya. girdi. Strazburg, Metz ve Orleans'I ele geçirdi. Atila Roma komutanI Aetius'un [1] yönettigi Vizigotlar, Franklar, Germenler ve Gallerden olu$an yakla$Ik 200 bin ki$ilik Roma ordusuyla Marne IrmagI kIyIsIndaki Chalons kenti yakInInda Katalonya OvasInda (Champagne) sava$tI. iki ordunun da agIr kayIplar verdigi sava$I Atila kazandI [2]. Böylece Atila, Roma ile dogal bir birlik olu$turan Galya'nIn sava$ gücünü kIrarak Roma'yI desteksiz bIrakmayI ba$ardI. Sava$tan 20 gün sonra Fransa'dan ayrIlarak Tuna Bölgesindeki ba$kentine çekildi.
Atila bir yIldan kIsa bir süre sonra, 452 yIlInda BatI Roma imparatorlugu üzerine yürüdü. Papa 1. Leon, imparator ve bütün HIristiyanlar adIna, büyük Türk HakanIndan Roma kentini korumasInI diledi. Papa' dan Roma'nIn boyun egdigini ögrendikten sonra sava$I durdurarak ba$kentine dönerken Atila, ku$kusuz BatI Roma yönetiminin de egemenligine baglandIgI
[1] Aetius, Roma imparatorlugu için çalI$an bir Türk'tür.
[2] Sava$I ve sonucunu gerçek bulgulara dayanarak anlatan Prof. Dr. ibrahim Kafesoglu'nun Türk Milli Kültürü adlI çalI$masIna bakInIz, sayfa 80 - 82.
476
ASYA HUNLARI
dü$üncesindeydi. Yeni yerler almayI dü$ünürken Atila, bugün Macaristan denilen ülkede bulunan ba$kenti Atila (Etzelburg) ilinde 453 yIlInda öldü.
Atila, orta boylu, geni$ gögüslü esmer, ulu ve yigit bir Türk'tü. YabancIlara kar$I görkemli bir tavIr takInan Atila, kendi ulusuna kar$I çok alçak gönüllü davranIr, gösteri$li ve varlIklI görünmekten uzak dururdu.
AtInIn geçtigi yerde bir daha ot bitmedigi söylenen ve yenilen uluslarIn TanrInIn kötülügü diye andIgI Atila, AlmanlarIn Nibelungen kahramanlIk öyküsünde Etzel (Atila) ve iskandinav geleneklerinde AtlI sanIyla anIlan kahramandIr. Atüa'nm ölümünden sonra Hun HakanlIgI dagIldI. Ülkenin küçük bir bölgesi olan Macaristan'a Atila'nIn oglu Tengiz bir süre egemen oldu. En sonunda iç çatI$malar yüzünden HunlarIn bir kesimi Macaristan' dan ayrIlarak Güney Rusya, idil ve YayIk (Ural) IrmaklarI bölgelerine çekildiler. Avrupa'da kalanlarsa çe$itli uluslara karI$tIlar.
11.2.1.5. AVAR HAKANLIGI
Avrupa Hun HakanlIgInIn dagIlmasIndan sonra Türk kökenli ve HunlarIn yakInI olan Avarlar 6. yüzyIl ba$larInda Bayan Han yönetiminde Orta Avrupa'yI ele geçirdiler.
Avarlar günümüzdeki Macaristan'da (eski Pannonia) büyük bir hakanlIk kurdular. Avarlar ayrIca, günümüz Çekoslovakya'sInI, Polonya'nIn bir bölümünü, Volinya'yI ve BalkanlarIn bir bölümünü egemenlikleri altIna aldIlar. AvarlarIn Orta Avrupa'da üç yüz yIl kadar süren egemenliklerine, 9. yüzyIl sonunda FranklarIn KiralI BatI imparatoru $arlman son vermi$tir.
477
ORTA ASYA
11.2.1.6. AKHUNLAR
Akhun Türkleri M.S. 424 yIlInda Orta Asya'da yeni bir karga$a çIkaran Cücenlerin baskIlarI yüzünden yurtlarIndan ayrIldIlar. Önce inci IrmagI yöresine, daha sonra BatI Türkistan ve Kuzey Afganistan bölgelerine gelerek yerle$tiler.
M.S. 5. yüzyIl ortalarIna dogru Akhunlar, sInIrlarInI geni$leterek Dogu Türkistan'dan Kuzey Afganistan'a kadar uzanan bir Türk HakanlIgI kurdular. Onlar çe$itli uluslarIn tarih kaynaklarInda degi$ik adlarla anIlIrlar. Çinliler Hua, YunanlIlar Akhun ve Eftalit, Araplarsa Heyatile diye anarlar. Akhunlar sonralarI Hindistan'In Pencap Bölgesini de ele geçirdiler. Orta Asya'da kurulan büyük Türk yönetimleri gibi, Akhun HakanlIgI da kuzey ve güney diye iki ana bölgeden olu$uyordu.
Kuzey bölgesinin yönetim yeri Afganistan'In Kunduz ili, güney bölgesinin yönetim yeri de Hindistan'In Pencap iliydi. M.S. 525 yIlInda kuzeyi Aksungur Han (Aksuvar), güneyi de Toraman Han yönetiyordu. Akhun ülkesinin kuzey ve güney bölgeleri arasIndaki tüzel ili$ki belgelerle belirlenmemi$ olsa da güney hanlarInIn kuzeydeki hanlara baglI olduklarI kestirilebilir.
M.S. 6. yüzyIlIn ba$larInda AkhunlarIn ülkesi Dogu Türkistan'dan Hazar Denizine, Kazak bozkIrlarIndan Hindistan'In Ke$mir Yöresine kadar uzanIyordu.
Akhun hakanlarI, kom$ularI iran hükümdarlarI ile yönetsel ili$kiler kuruyorlar ve iran'In iç yönetimini etkiliyorlardI. Sasani hükümdarI Firuz'un tahta çIkmasI AkhunlarIn yardImIyla gerçekle$tigi gibi, Nu$irvan'm babasI Keykubat da yitirdigi tahtInI Akhun hakanlarInIn yardImlarIyla geri aldI.
478
GÖKTÜRK HAKANLIGI
AynI biçimde, güneydeki Akhunlar da Hindistan'da büyük güç kazanarak egemen oldular. Güney Akhun HakanI Toraman'dan sonra gelen oglu Mihrakula, babasI döneminde ba$layan Hindistan'da yeni topraklar elde etme ugra$InI sürdürerek parlak utkular kazandI. HunlarIn bir kesiminin Çin'de, bir kesiminin Avrupa'da egemen olduklarI bu sIralarda, Akhunlar da Hindistan' da egemen oldular.
Atüa'nm Avrupa'da, Liu Yuan'm Çin'de kazandIklarI büyük saygInlIgI, Mihrakula da Hindistan'da kazandI.
Ancak, Akhun HakanlIgI uzun ömürlü olamadI. Bunun ba$lIca nedenleri, M.S. 552 yIlInda Orta Asya'da egemenligin Göktürklerin eline geçmesi ve batI sInIrlarIndaki iran'da da Sasanilerin Nu$irvan gibi yetenekli bir hükümdarIn yönetiminde güçlenmeleridir.
Göktürk ve Sasani yönetimleri birlik olarak Akhun HakanlIgInI M.S. 557 yIlInda yIktIlar. Pencap dI$Inda kalan Akhun HakanlIgInIn topraklarInI da aralarInda payla$tIlar.
11.2.2. GÖKTÜRK HAKANLIGI
Tukyu {Kök Türk, Göktürk) HakanlIgI adIyla anIlan Türk yönetimini M.S. 552 yIlInda eski Asya Hun HakanlIgI ülkesinde Altay Türkleri kurmu$tur.
Göktürkler HunlarIn torunlarIdIr. Onlar Asya Hun HakanlIgInIn dagIlmasIndan sonra Altay DaglarInIn kolay geçilmez derelerine sIgInarak buralarda 400 yIl kadar ya$adIlar. Bu bölgeye Türk geleneginde Ergenekon adI verilmektedir. Göktürkler Ergenekon'da ya$adIklarI sürede önce Siyenpilere ve daha sonra Cücenlere baglI olmu$lardIr. Onlar bu dönemde demir madeninin
479
ORTA ASYA
çIkarIlmasInda ve i$lenmesinde geli$me göstererek varlIklarInI korudular ve uygarlIkta yükseldiler. Altay Türklerini (Göktürkler) M.S. 540 yIlInda Bumin Kagan adInda bir hakan yönetiyordu.
M.S. 545 yIlInda Bumin Kagan'm önderliginde Göktürkler ayaklanarak Cücenleri yendiler. Cücenleri sürdükten sonra Mogolistan'I ele geçirdiler ve Çin $eddinden batIya dogru idil IrmagIna kadar uzanan bölgeye egemen oldular.
Bumin Kagan öldükten sonra M.S. 553-572 yIllarI arasInda Göktürk HakanI olan oglu Muhan, ülkenin batI bölgesinin yönetimini amcasI istemi Hana bIraktI. Böylece ülke, Orhun Bölgesi Dogu Göktürk ve BatI Türkistan Bölgesi BatI Göktürk adlarIyla ikiye ayrIldI. Ancak ilk dönemler BatI Göktürkler, Dogu Göktürklere baglIydIlar. istemi Han 553-576 yIllarI arasInda batI bölgesini yönetti. BatI Göktürk ba$kenti ara sIra Tala$ veya Tokmak (Balasagun) ili, ara sIra da Kuça iliyle Tekes IrmagI arasIndaki Akdag iliydi. Dogu Göktürk ba$kenti Mogolistan'daki Orhun IrmagI ve Ötüken DaglarI yöresindeydi.
BatI Göktürklerin ilk hakanI istemi Han ile iran hükümdarI Husrev Nu$irvan anla$arak AkhunlarIn ülkesini aralarInda payla$tIlar. Göktürkler Dogu ve BatI Türkistan'I, iranlIlar da Kuzey Afganistan'I aldIlar. Öküz IrmagI iki ülke arasInda sInIr oldu. Daha sonra Nu$irvan istemi HanIn kIzI ile evlendi.
BatI Göktürk HakanI istemi Han, Husrev Nu$irvan' dan Çin'den Bizans'a ipek getirip satan kervanlarInIn iran'dan özgürce geçirilmelerini istedi. Husrev bu istegi geri çevirdi. istemi Han da iran'a kar$I bir anla$ma yapmak amacIyla istanbul'a 567 yIlInda bir elçi yolladI.
480
GÖKTÜRK HAKANLIGI
Ancak anla$ma olmadI ve BatI Göktürk yönetimi tek ba$Ina iran'a sava$ açtI. istemi Handan sonra 576-603 yIllarI arasInda ülkeyi yöneten Hakan Tardu döneminde BatI Göktürkler Kuzey Afganistan'I iranlIlardan aldIlar. Ülkenin geni$lemesi BatI Göktürk HakanlIgInI güçlendirdi ve 580 yIlInda Dogu Göktürk HakanlIgIndan tümüyle ayrIldI. Bu ayrIlIk Türklerin birligini bozdu. Dogu Göktürk HakanlIgI 630 yIlInda, BatI Göktürk HakanlIgI da 658 yIlInda Çin egemenligi altIna girdiler.
11.2.2.1. KUTLUK HAN YÖNETiMi
Çinlilerin sonradan yaptIklarI düzenbazlIklar ve yozla$tIrmalar, çIkardIklarI karga$a ve Türk hanlarInIn yanlI$larI yüzünden kötü duruma dü$en Türkler, ba$ka bir ulusa baglI olmaya hiç katlanamIyorlardI. Koca Göktürk HakanlIgI sonradan gelen yeteneksiz, güçsüz töresiz ve yabancI bir ülkenin çIkarI için çalI$mayI benimseyen yozla$mI$ tiginler yüzünden geçici bir tutsaklIga dü$mü$tü. Bu tutsaklIk yarIm yüzyIl kadar sürdü. En sonunda idat$at adInda bir kahraman çIkarak Çinlilere kar$I bagImsIzlIk sava$I ba$lattI. Özgürlüge susamI$ olan tüm Türk Ulusu onu izledi. Türkler Çin egemenliginden kurtularak yeniden bagImsIzlIga kavu$tular. idat$at 681 yIlInda Kutluk Elteres (ilteri$, iltiri$) sanInI alarak Hakan seçildi. Atila, Mete, Bumin ve istemi Hanlar gibi idat$at da eski Türk kahramanlarIndan biridir.
Kutluk Han, kurtulu$ sava$InI sürdürerek Dogu ve BatI Türkistan'I da Çin egemenliginden kurtardI. Böylece Muhan dönemindeki büyük Türk Birligi yeniden olu$tu. 691 yIlInda Kutluk Han öldü. Yerine karde$i Kapagan Han geçerek yönetimi düzene koydu ve 716 yIlIna kadar yönetimde kaldI. Kapagan Han batIda
481
ORTA ASYA
Türgi$leri ve KarluklarI egemenligi altIna aldI. Doguda Kingan DaglarIndan batIda Ural DaglarIna ve güneyde iran'a kadar uzanan bölgede ya$ayan bütün Türkleri yüce bayragI altInda birle$tirdi.
Orhun yazItlarI Çinlilerle yapIlan sava$larla ilgili oldukça ayrIntIlI ve dogru bilgiler vermektedir.
Orhun yazItlarIndan birini, Kapayan Handan sonra M.S. 716 - 734 yIllarI arasInda ülkeyi yöneten Bilge Han, karde$i ve ordu Ba$bugu Gültekin (Kültigin) için diktirmi$tir. Öteki anItI da Bilge Han adIna oglu iyen diktirmi$tir.
Orhun yazItlarI, Türklerin çok yüksek seviyedeki yurt ve ulus sevgisinin bir örnegini göstermektedir. Bilge Han yazItta ulusuna a$agIdaki ögütleri veriyor.
"Ey Türk Ulusu, Çinlilerin tatlI sözlerine ve çekici altInlarIna kapIlarak kutsal yurdunuz Ötüken'den ayrIlanlar ölüme ko$mu$lardIr. Ey Türk Ulusu, Ötüken'i bIrakarak Çin'e gidersen öleceksin ! Ancak Ötüken'de oturarak oraya kervanlar gönderirsen kazanIr ve mutlu olursun. Ötüken'de varlIk ve gösteri$ olmamasIna kar$In, acI ve kaygI da yoktur. Türk Ulusu ! YalnIzca yurdunu koruyarak yönetiminin sürekli olmasInI saglayabilirsin."
Bilge Han M.S. 734 yIlInda öldükten sonra, Kutluk yönetiminde de karga$a çIktI. Türk Birliginin en güçlü boylarI olan Dokuz Oguzlar, Karluklar ve Basmiller Kutluk yönetimine kar$I dü$manca tavIr aldIlar. Özellikle Dokuz Oguzlar birkaç kez ayaklandIlar. Bu çeki$meler sonucunda Kutluk yönetimi güçten dü$tü. Sonunda M.S. 745 yIlInda Dokuz Oguzlar KutluklarI
482
ORTA ASYA TÜRK HAKANLIKLARI
yendiler ve Ötüken DaglarIndaki Türk ba$kentini ele geçirdiler. Böylece Dokuz Oguzlar Ötüken Yöresinin egemen kesimi oldular.
11.2.3. GÖKTÜRKLERDEN SONRAKi ORTA ASYA TÜRK HAKANLIKLARI
11.2.3.1. OGUZLAR (646-790)
M.S. 7. yüzyIlda Göktürk HakanlIgI güçten dü$ünce Tula ve Selenge IrmaklarI boylarInda ya$ayan Oguzlar, M.S. 646 yIlInda Dokuz Oguz adInda önemli bir boylar birligi olu$turdular. Dokuz boydan her birinin ba$Inda Tekin sanIyla bir Bey (komutan) bulunuyor ve bunlarIn tümü Han sanInI ta$Iyan Yoloko boyunun Beyini hakan olarak tanIyorlardI.
Göktürk HakanlIgInIn dü$tügü sIrada Dokuz OguzlarIn Ba$bugu Pusa HandI. Çinliler onu yigit ve atIlgan birisi olarak anlatIrlar. Pusa Han sava$ planInI ustalIkla yapardI ve sava$ta sürekli birliklerinin önünde olurdu. Dü$manIn çoklugundan kesinlikle yIlmazdI. Sürekli birliklerinin egitim ve ögretimiyle ugra$Ir, bo$ zamanlarInI atI$ egitimi yapmak ve avlanmakla geçirirdi. Kendisi orduyla ugra$tIgI için Pusa Han ülke yönetimi i$lerini annesi Olu Hoen Hatuna bIrakmI$tI. Olaganüstü yetenekli ve bilgili olan Olu Hoen, toplumun sorunlarInI dinler, türeye kar$I çIkanlara sert biçimde türel yaptIrIm uygulardI. Olu Hoen Hatun anlayI$I ve yetenegiyle Dokuz OguzlarIn dirlik ve düzenini sagladI.
Kutluk Han Göktürk HakanlIgInI diriltmeden önce öteki Türk boylarI gibi Dokuz Oguzlar da Çin egemenligi altInda bulunuyorlardI. Kutluk Han Türk yönetimini yeniden kurunca, Dokuz Oguzlar bu yönetimin altIna
483
ORTA ASYA
girdiler. Ancak bagImsIzlIk isteklerini hiçbir zaman bIrakmadIlar ve ko$ullar uygun oldukça ayaklandIlar.
M.S. 713 - 741 yIllarI arasInda Dokuz OguzlarIn büyük bir güç kazandIklarI anla$IlmaktadIr. Onlar bu dönemde büyük Çin ordusunu yenerek Çin'i kuzeye baglayan yollarI kapatmI$lardIr. "11.2.2.1. Kutluk Han Yönetimi? bölümünün sonunda belirtildigi gibi, Oguzlar 745 yIlInda Çinlilerin de yardImIyla Kutluk yönetiminin ba$kentini ele geçirdiler. Son Kutluk HanInI tahttan indirerek Mogolistan'da egemen kesim oldular.
M.S. 8. yüzyIlIn sonlarIna dogru Dokuz Oguz yönetimi Uygur HakanlIgI adInI almI$tIr. Bu tarihten sonra OguzlarIn bir kesimi Selenge ve Tula yörelerinden ayrIldI. Önce Kuzey Çin üzerinden Dogu Türkistan'a geldiler ve bir süre sonra da inci IrmagInIn kuzeyine göç ettiler. M. S. 9. yüzyIlIn ba$larInda Çu IrmagI boylarInda ve Tala$ Bölgesinde görülen Oguzlar, Yeni Kent ilini ba$ken yaptIlar.
Daha sonra, Çay ArdI ve Hazar Deniziyle inci IrmagI arasIndaki bölgelere yayIldIlar ve islam toplumuyla ili$ki kurdular. BunlarIn bir kesimi Güney Rusya'ya da yerle$mi$tir.
BizanslIlarIn Uz diye andIgI, sonraki yüzyIllarda Rusya üzerinden Balkanlara giden Türkler ve Selçuklu yönetiminde iran'I, Suriye'yi, Anadolu'yu ele geçiren Türkler arasInda Oguzlar da vardI.
11.2.3.2. UYGURLAR (790-840)
Orhun IrmagI boylarIndaki Oguz yönetiminin daha sonra Uygur adInI aldIgI önceki bölümde belirtilmi$ti. Kuzey Uygur HakanlIgI denilen bu yönetimin ba$kenti
484
ORTA ASYA TÜRK HAKANLIKLARI
Orhun IrmagI üzerindeki Kara Kurum yakInInda OrdubalIk kentinin oldugu yerdeydi. Bir ulusal kahramanlIk öyküsüne göre Kuzey Uygur HakanlIgInI Buku Han kurmu$tur. Orhun yazItlarInda Uygur ba$buglarIna Elteber (îlteber) sanI verilmi$tir.
Uygur HakanlIgI M.S. 840 yIlInda Mogolistan'a akIn eden KIrgIzlarIn eline geçti. Uygurlar, KIrgIzlara boyun egerek güneybatIya çekildiler.
11.2.3.3. DOKUZ OGUZLAR
Dogu Türkistan'a çekilen Uygurlar, 9. yüzyIlIn ikinci yarIsInda Be$balik kentinin bulundugu bölgede yeni bir yönetim kurdular. Bu yönetime Çinliler Kao Çang, Araplar Dokuz Oguz HakanlIgI ve Avrupa tarihçileri Güney Uygur HakanlIgI adInI verdiler. Bu ülkedeki Türklerse kendilerini yalnIzca Türk diye anarlardI.
Uygurlar tüm Dogu Türkistan Türklerine egemen oldular. Uygur ülkesi TanrI (Tiyen $an) DaglarIndan IsIk Göl'üne kadar uzanIyordu. Turfan, Be$balik, Kuça gibi bayIndIr ve uygar kentleri vardI.
Güney Uygur HakanlIgI tarImI geli$tirerek uygarlIk alanInda çok ilerlemi$ti. Ülkenin dogusunda Keraitler (Kerayitler) ve batIsInda Karluklar vardI.
11.2.3.4. DOGU TÜRKiSTAN UYGURLARI
Uygurlar 12. yüzyIl ba$larInda Balasagun ve Ka$gar yörelerini ele geçiren Kara HItay HakanI Gür Hana baglandIlar. 13. yüzyIl ba$Inda Cengiz Han yönetimi altIna girdikten sonra Güney Uygur HakanlIgI sona erdi. Güney UygurlarI arasInda Budizm, Maniheizm, Mazdeizm ve Nasturi dinleri yaygIndI.
485
ORTA ASYA
AvrupalI bilim adamlarI Turfan ve Kuça kentleri yakInlarIndaki eski kalIntIlarda UygurlarIn pek çok uygarlIk yapItlarInI ortaya çIkardIlar. Çok degerli el yazmalarI, duvar resimleri (fresk) ve takIlardan olu$an bu yapItlar Rus ve Alman müzelerini doldurmaktadIr. Eski Uygur ülkesinde 500'ün üzerinde Buda tapInagI ve kitaplIk vardI. Güney Uygur kentleri çok bayIndIrdI. Evlerin çogu birkaç katlI yapIlmI$lardI.
Uygurlar ilk zamanlar Çin ve Orhun alfabelerini kullanIrlardI. Daha sonra kendi geli$tirdikleri Uygur alfabesini kullandIlar.
Turfan ve Koço bölgelerinde kazIlar yapan bir bilim adamInIn a$agIdaki anlatImI, Uygur UygarlIgIyla ilgili bir dü$ünce verebilir.
"Bu kum çölünde yüzyIllarca gizli kalmI$ olan çok büyük yapIlar, heykeller, anItlar, duvar resimleri, resimler ve kitaplar burada yüksek bir uygarlIgIn ya$amI$ oldugunun kesin tanIklarIdIr. Avrupa Orta Çag karanlIgI içinde ya$arken, Asya ortalarInda büyük uygarlIk kuran atalarIyla Türkler gerçekten övünç duyabilirler. Ortaya çIkarIlan Uygur yazItlarI kagIt ve deri üzerine yazIlmI$tIr. Deriler günümüzde kullanIlan yumu$ak deri eldivenler kadar ince ve güzeldir. Sayfa kenarlarIna özenle çizgiler çizilmi$, sayfa ba$larIna süs ve resimler yapIlmI$tIr. YazIlar çe$itli renklerle yazIlmI$tIr. Renklerin uyumlu olarak yapIlmI$ olmasI, o dönemde Türklerin güzellik anlayI$InIn yüksek bir seviyeye eri$tigini göstermektedir."
Ka$garlI Mahmut UygurlarIn, kuma$ parçalarI üzerine hanlarInIn damgalarInI basarak para yerine kullandIklarInI belirtmektedir.
486
ORTA ASYA TÜRK HAKANLIKLARI
11.2.3.5. KIRGIZLAR
Eski dönemlerden beri Yenisey Bölgesinde bagImsIz olarak ya$amI$ olan KIrgIzlar, Göktürkler döneminde de bagImsIzlIklarInI korudular.
Göktürk HakanlIgI dü$ünce KIrgIzlar önce Dokuz Oguz, sonra Kuzey Uygur yönetimi altIna girdiler. Daha sonra, M.S. 840 yIlInda kuzeyli UygurlarI yenerek batIya sürdüler ve Mogolistan'daki Kuzey Uygur ülkesinde KIrgIz HakanlIgInI kurdular.
Yenisey OvasInda bulunan ve Orhun yazItlarIndan daha önce, 7. yüzyIlda dikilen yazItlar KIrgIzlarIn da öteki Türkler gibi uygar olduklarInI gösterir. Yenisey yazItlarInda TanrI sözcügüyle birlikte Bel sözcügü de geçmektedir. Bel sanInIn eski Sümerlerin ve MIsIrlIlarIn bir tanrIlarInIn adI oldugu bilindigi için, aynI adIn KIrgIzlarda da görülmesi ilgiye degerdir.
KIrgIzlarIn Mogolistan'daki egemenliklerinin ne kadar sürdügü bilinmemektedir. YalnIz Cengiz Han döneminde KIrgIzlarIn Obi ve Yenisey bölgelerinde inal Urs adInda bir hakanIn yönetiminde olduklarI bilinmektedir. Cengiz HanIn oglu Cüci KIrgIzlarI uzakla$tIrarak bagImsIzlIklarIna son vermi$tir.
11.2.3.6. TÜRGi$LER (690-766)
Türgi$ler birçok büyük boylarIn birle$mesinden olu$an BatI Göktürk HakanlIgIna baglI bir beylik kurmu$lardI. BatI Göktürk HakanlIgInIn dü$mesinden sonra doguda Bagraç (Bostan) Gölünden batIda inci IrmagI boylarIna, kuzeyde Balka$ Gölünden güneyde Ka$gar Yöresine kadar uzanan bölgede Türgi$ HakanlIgI adInda bir yönetim kurmu$lardIr.
487
ORTA ASYA
Tûrgi$ HakanlIgInI kuran Uçele Bagatur HandIr. Türgi$ler daha sonra egemenliklerini Türkistan'In güneybatI bölgesine ve Kuzey Afganistan'a kadar geni$letmeyi ba$ardIlar. Türgi$ yönetimi kuruldugu sIrada Asya büyük bir dönü$ümün e$igindeydi. Bu dönü$ümün etkileri yeni yönetimi dogudan, batIdan ve güneyden sarsacak kadar güçlüydü. Doguda Göktürk HakanlIgInI dirilten Kutluk Handan sonra gelen Kapagan Han Türgi$leri de egemenligi altIna almak istiyordu.
Asya'da yeni bir tarih dönemi açan Araplar, iran' daki Sasani yönetimini yIkmI$lar ve Öküz IrmagI boylarIna kadar dayanmI$lardI. Güneyde de Çinlilerle Tibetliler Türkistan'a egemen olma yarI$IndaydIlar. Tibetliler M.S. 670 yIlInda Ka$gar yakInlarIna kadar ilerleyerek Çin HakanlIgI kar$IsInda güçlenmi$lerdi. Bagatur HanIn oglu ve ondan sonraki hakan Suo Ko, Kutluk Han boyunun egemenligini tanImakla birlikte iç yönetimde bagImsIzlIgInI koruyabilmi$tir.
716 - 738 yIllarI arasIndaki Sulu Han yönetimi sIrasInda Türgi$ler en güçlü olduklarI dönemi ya$adIlar. Sulu Han Araplara, Tibetlilere, Çinlilere kar$I varlIgInI ve bagImsIzlIgInI korumak için ara sIra onlardan biriyle, ara sIra ötekiyle anla$arak bir denge sagladI. Böylece, Aksu Bölgesini ele geçirdi ve Arap saldIrIlarIna kar$I da güçlü bir savunma olu$turdu.
Türgi$ler Sulu Handan sonra Kara ve SarI Türgi$ler diye ikiye ayrIldIlar. KaralarIn ve SarIlarIn çeki$mesi sonucunda güçsüzle$tiler. Bu durumdan yararlanan Araplar, Kuzey Türk illerine dogru ilerlemeye ba$ladIlar. Sonunda, M.S. 766 yIlInda Karluk Türkleri Çu Bölgesine kadar ilerlediler ve Türgi$lerin ülkesini ele geçirerek egemenlikleri altIna aldIlar.
488
DOGU AVRUPA TÜRK HAKANLIKLARI
11.2.3.7. KARLUKLAR (766-943)
Karluklar, Göktürkler döneminde Kara irti$ IrmagI boylarInda ya$IyorlardI. M.S. 8. yüzyIlIn ba$larInda buralardan ayrIlIp yava$ça IsIk Gölünün batIsIndan güneye ilerleyerek Yedisu Bölgesine yerle$mi$lerdir. Burada Yabgu sanInI ta$Iyan bir Ba$bug yönetiminde ya$amI$lardIr.
Karluklar 765 yIlIndan sonra yava$ça güçlenerek önce Dokuz Oguzlarla çarpI$tIlar. Daha sonra Türgi$leri de egemenlikleri altIna aldIlar. Eskiden Göktürk HakanlarInIn ba$kentleri olan Tokmak ve Tala$ illeri bölgelerini 766 yIlInda ele geçirdiler.
Karluklar, 766 yIlIndan sonra Fergana'ya giren Araplarla ili$kiye giri$tiler. Abbasi Halifesi Harun Re$it döneminde Fergana'yI AraplarIn elinden aldIlar. Memun, Horasan valisi oldugu dönemde yönetimde iyi geçinme yöntemi izledigi için, islam dini Karluklar arasInda yayIlmaya ba$lamI$tIr.
11.2.4. BATI ASYA VE DOGU AVRUPA TÜRK HAKANLIKLARI
11.2.4.1. HAZAR HAKANLIGI (620-1055)
Hazar Denizine kendi adlarInI veren Hazar Türkleri Güney Rusya'da idil ve Dinyester (Turla) IrmaklarI arasIndaki geni$ bölgeyi yurt edindiler. Yogunlukla idil IrmagI boylarInda ya$IyorlardI. Önemli yerle$im yerleri Semender, idil (itil), Belencer, Kutlu ve Sarkal kentleriydi. Hazarlar BatI HunlarI döneminde irti$ IrmagInIn batIsIna yerle$mi$lerdi. M.S. 5. yüzyIlIn
489
ORTA ASYA
ba$Inda Cücenlerin baskIsI sonucu YayIk (Ural) IrmagInI geçerek Güney Rusya'ya yerle$tiler ve bu bölgedeki boylarI birle$tirerek bir yönetim kurdular.
Hazarlar iran'a egemen olan Sasanilerle birçok sava$lar yaptIlar. HazarlarIn akInlarIndan kurtulmak için Sasani hükümdarI Nu$irvan Derbent ilinde demir kapIlI bir duvar yaptIrmI$tI. iran'In eski dü$manI Bizans'In kI$kIrtmasIyla Hazarlar Derbent duvarInI a$arak Azerbaycan'I aldIlar. iran'a kar$I Hazarlarla anla$an Bizans imparatoru bu anla$mayI evlilik bagIyla güçlendirdi. Evlilikle olu$an yakInla$ma sonucunda HazarlarIn bir kesimi HIristiyan oldu.
M.S. 8. yüzyIlIn ilk yarIsInda Hazarlar güneyden Kafkasya'ya giren islam ordularIyla sava$tIlar. Sava$lar sonucunda Kafkas DaglarInIn güneyindeki bölgeyi bIrakarak ba$kentlerini idil IrmagI agzIndaki Astrahan (Ejderhan, HacI Tarhan) ili yakInIna ta$Ima geregi duydular. AraplarIn saldIrIlarI Harun Re$it dönemine kadar sürdü. Ancak Hazarlar bu Halife döneminde Kafkasya'daki Derbent ilini geçerek Arap ülkesine girdiler. Musul'a kadar ilerleyerek halifeligin ba$kenti Bagdat'I bile titrettiler.
Hazar HakanI bu sIralarda Bizans'tan kovulan birtakIm Yahudilerin özendirmesiyle Yahudi olmu$tu. HanlarInI izleyen HazarlarIn bir kesimi de Yahudiligi benimsediler. HazarlarIn islama inananlarI oldugu gibi Putperestlik gelenegini sürdürenleri de vardI.
Öteki Türk toplumlarInda oldugu gibi Hazar Türkleri de din seçiminde özgürlerdi. iki Müslüman, iki HIristiyan, iki Yahudi ve bir Putperestten olu$an bir kurul Hazar HakanIna baglI olarak ülke yönetiminde çalI$Iyordu.
490
DOGU AVRUPA TÜRK HAKANLIKLARI
Hazar Türkleri 9. yüzyIlda Ruslarla da sava$tIlar. Rusya'nIn kuzey bölgelerine kadar egemenliklerini geni$leterek RuslarIn bir kesimini vergiye bagladIlar. Ancak BaltIk Deniziyle Dinyeper IrmagInIn kuzey bölgeleri arasInda 9. yüzyIlda kurulan Rus yönetimi HazarlarI sarsmaya ba$ladI. idil (itil) kentine 913 yIlInda yapIlan bir Rus saldIrIsInI Hazarlar geri püskürttüler. Ruslar Kiev Prensi Sviatoslav yönetiminde 965 yIlInda yine saldIrarak HazarlarI yendiler.
Bizans'a korku veren Bulgar Türklerine kar$I Rumlara yardIm için Prens Sviatoslav Tuna IrmagI boylarIna gittigi sIrada, Hazarlar Rus baskIsIndan geçici olarak kurtuldular. Ancak bu sIrada Peçeneklerin saldIrIsI yüzünden yönetimleri KIrIm Bölgesiyle sInIrlI kaldI. Peçenekler KIrIm'a da saldIrIlarInI sürdürerek Ruslar ve Rumlar ile birlikte 1055 yIlInda Hazar HakanlIgIna son verdiler.
Günümüzde KIrIm'da ve Rusya'nIn kimi yerlerinde ya$ayan ve Yahudi dinine inanan Karaim (Karay) Türkleri, Hazar Türklerinin torunlarIdIr.
11.2.4.2. BULGARLAR, PEÇENEKLER
VE KIPÇAKLAR
idil ve Kama IrmaklarI bölgelerinde ya$ayan Bulgar Türkleri M.S. 6. yüzyIlIn ortasInda Bulgar HanlIgInI kurdular. Ba$kentleri Bulgar iliydi. idil hanlarIna Bilguvar sanI verilirdi. Harzem$ahlar aracIlIgIyla islam toplumu ile sIkI alIm satIm ili$kiler kurduklarI için, Bulgarlar 10. yüzyIlIn ba$larInda Alma$ Han döneminde Müslüman oldular. Daha önce $amanizm dinine inanIyorlardI. 1237 yIlInda Cengiz HanIn torunu Batu HanIn yönettigi Türk ordularI ülkelerini ele geçirinceye dek Bulgarlar bagImsIzlIklarInI korudular.
491
ORTA ASYA
Bulgar Türkleri çe$itli sanatlarda, tarImda ve alIm satImda çok ilerlemi$lerdi. Özellikle dericilikte çok becerikliydiler. YaptIklarI ayakkabIlar, çizmeler iran ve Irak'ta çok begenilirdi. Bulgarlardan pek çok bilim adamI da yeti$mi$tir.
Cengiz HanIn torunu Batu Han Bulgar HanlIgInI yIkIp AltInordu HakanlIgInI kurduktan sonra, yalnIzca yöneten boy göz önünde tutularak yanlI$lIkla Bulgar Türklerine Tatar denmi$tir. Tatar HanlIgI döneminde eski Bulgar kenti yIkIlInca, 60 - 70 km kuzeyinde Kazan kenti yapIldI. Kazan HanlIgI kurulduktan sonra da yabancIlar ve Ruslar bu bölgede ya$ayan Türkleri Tatar diye anmayI sürdürdüler.
Dogu Göktürk HakanlIgInIn ana boylarIndan ve ayrIca OguzlarIn bir boyu (uruk) olan Peçenekler, 9. yüzyIlda YayIk (Ural) IrmagI boylarIna yerle$tiler. 9. yüzyIl sonlarInda YayIk IrmagIndan Güney Rusya'ya geçerek Don IrmagIndan Basarabya'ya kadar uzanan bölgeyi ele geçirdiler.
Yükselme dönemleri olan M.S. 10. ve 11. yüzyIllarda Peçenekler, Rus yönetiminin ba$kenti Kiev'e korku salmI$lardIr. M.S. 11. yüzyIlda idil IrmagI boylarIndan Dogu Avrupa'ya giren Oguzlar, Peçenekleri daha batIdaki Balkanlara sürmü$ler ve kendileri de arkalarIndan gitmi$lerdir.
OguzlarIn batIdan istanbul'a baskI yaptIklarI bu sIralarda, ba$ka bir Oguz boyu olan Selçuklular da Anadolu'dan istanbul'a dogru ilerliyorlardI. 11. yüzyIlda Karadeniz'in kuzeyindeki bölgede Peçeneklerin yerini KIpçak Türkleri almI$tI. Don ve Dinyester IrmaklarI bölgelerinde kalan Peçenekler KIpçaklarla karI$mI$tIr.
492
SAMAN OGULLARI HAKANLIGI
KIpçaklar 11. yüzyIla kadar irti$ IrmagI boylarInda ya$adIlar ve bu yüzyIlIn ortasInda OguzlarI izleyerek Avrupa'ya göç ettiler. 11. yüzyIla kadar Peçeneklerin ele geçirdikleri bölgeye yayIlarak inci IrmagInIn kuzeyinden Tuna IrmagIna kadar uzanan geni$ bölgede küçük hanlIklardan olu$an bir birlik kurdular. AvrupalIlarIn Koman diye andIgI KIpçaklar, Hazarlar, Bulgarlar, Uzlar (Oguzlar) ve Peçenekleri de yönetimlerine alarak Macaristan sInIrlarIna kadar dayandIlar.
KIpçaklar 13. yüzyIl ba$larIna kadar güçlerini korumu$larsa da bu yüzyIlda Cengiz HanIn torunu Batu Han KIpçak ülkesini ele geçirmi$ ve egemenligi altIna almI$tIr.
idil BulgarlarIndan ayrIlIp Tuna Bölgesine giden Bulgarlar da Slavlarla karI$arak 9. yüzyIlda Slav dilini ve HIristiyanlIgI benimseyen Türklerdir.
11.2.5. SAMAN OGULLARI HAKANLIGI
(874-999)
Emevi Halifesi Velid'in M.S. 705 yIlInda Horasan valiligine atadIgI Araplara utkular kazandIran tanInmI$ Kuteybe, güç kullanarak ele geçirdigi Çay ArdI Bölgesine (Maveraünnehir) islamiyeti de sokmu$tu. Araplar bu bölgeyi Horasan'a atadIklarI genel valilerin gönderdikleri yerel valilerle yönetirlerdi.
Halife olmadan önceki Horasan Valiligi döneminde Memun, Çay ArdI Bölgesinin ileri gelen beylerini çagIrarak görü$mü$tü. Eski Türk beylerinden Saman'm torunu Ahmet ile üç karde$ini Çay ArdI Bölgesinin yöneticileri olarak görevlendirmi$ti. Arap valilerden çok tedirgin olan Çay ArdI Türk toplumu Saman OgullarInIn dogruluktan sapmayan yönetimini begendiler.
493
ORTA ASYA
Sonunda ülkede dirlik saglandI. Fergana valiligi de Saman OgullarIndan birine verilmi$ti. Böylece Saman OgullarI Fergana, Buhara, Semerkant, Herat ve Ta$kent yörelerinde önce Araplar adIna egemen oldular. Saman OgullarI egemen olduklarI yerlerde barI$ ve güvenligi sagladIlar. Birçok yerde açtIklarI medreselerde islam dinini ve ilimlerini topluma ögrettiler. Samaniler ayrIca güçlü bir ordu da kurdular.
Bu sIralarda Bagdat halifeleri güçlerini kaybetmi$ olduklarI için çe$itli yerlerdeki valiler bagImsIzlIklarInI bildiriyorlardI. Halifeler de bu oldubittileri birer yayInla tanIyorlardI. Bu durumdan yararlanan Samani HanI NasIr ibni Ahmet de M.S. 874 yIlInda bagImsIzlIgInI bildirdi. Saman OgullarI HakanlIgI, Orta Asya'da kurulan ilk Müslüman Türk yönetimidir. Saman Bey ve boyu Türk olmasIna kar$In, önceleri dönemin gelenegine uyarak güç kazanmak için kendisinin Sasanilerden oldugunu ileri sürmü$tür.
Saman OgullarI HakanlIgInIn en parlak dönemi NasIr'In karde$i ve kendinden sonra gelen M.S. 862 -900 yIllarI arasIndaki Hakan ismail dönemidir. Hakan ismail Saffarilerden (Seferiler) Horasan'I aldIgI gibi doguda da Toharistan'I ele geçirdi. Samani HakanlIgI ülkesi böylece Hindistan sInIrlarIndan iran'In batIsIna kadar geni$ledi. Samani yönetiminin ba$kenti Buhara ve ikinci olarak da Semerkant illeriydi. ismail'den sonra gelen hakanlar yeteneksiz olduklarI için ülkenin çe$itli yerlerinde çIkan ayaklanmalarI bastIramadIlar ve güçsüz dü$tüler. Sonunda KarahanlI HakanI ilig Han Çay ArdI Bölgesini ve Buhara'yI ele geçirerek son Samani HanI Abdülmelik'i tutukladI. Böylece Saman OgullarI HakanlIgI da M.S. 999 yIlInda sona erdi. Samani ülkesini Gazneliler ve KarahanlIlar payla$tIlar. Samaniler islam dinini Türkler arasInda yaymak için
494
GAZNELiLER
çok çalI$mI$lar ve bir ölçüde ba$arIlI da olmu$lardIr. Samaniler önceleri Horasan'da Tahinler ve ardIndan Saffarilerle kom$uydular. Bu iki yönetimi ele geçirdikten sonra batIda Bagdat Halifeleri, doguda ve güneyde KarahanlIlar ile Gazneliler, inci IrmagI boylarIndaysa Oguzlarla kom$u olmu$lardIr.
11.2.6. GAZNELiLER HAKANLIGI (SEVÜKTEKiN OGULLARI, 962-1183)
Saman OgullarI ülkesinin bir bölgesinde olu$arak gittikçe geni$leyen Gazneliler HakanlIgInI M. S. 962 yIlInda kuran Saman yönetimi Beyi Alp Tekin'dir. Alp Tekin'in yerine geçen oglu Bilge Tekin, Gazne'de ilk kez adIna para bastIrarak bagImsIzlIgInI kesinle$tirmi$tir. Hindistan'da bir kalenin ku$atmasIyla ugra$Irken öldürüldü. Bilge Tekin'in yerine Alp Tekin'in damadI Sevük Tekin geçti. Sevük Tekin, tarihte büyük bir ün kazanmI$ Sevük Tekin adlI boyun ilk hakanIdIr.
Sevük Tekin Han Hindistan'da RajputlarI yenerek Pe$aver ve çevresini aldIgI gibi Horasan Bölgesini de ele geçirmek için sava$tI. Bu Türk HakanI güçlülügü, yansIzlIgI, dogrulugu, güvenilirligi ve yigitligiyle Gazne yönetimini kökle$tirmeyi ve sInIrlarInI geni$letmeyi ba$armI$tI. Ancak, dogu yazInInda önemli bir yeri olan ve ilk kez Sultan sanIyla anIlan Sevük Tekin'in oglu Mahmut Han, Gazne yönetiminin en tanInmI$ hakanIdIr.
Üstün bir Ba$bug, güçlü bir ülke yöneticisi olan Hakan Mahmut Gaznevi, güçlü bir akInla Saman OgullarI HakanlIgInIn ya$amIna son verdi. ilighanlar (KarahanlIlar) ile kar$IlIklI anla$ma yaparak dogu sInIrlarInda güvenligi sagladIktan sonra güneydoguya yöneldi. Mahmut Han, varsIllIgI ve dirligi bütün doguda
495
ORTA ASYA
anlatIlan Hindistan'I almaya giri$ti. M.S. 1001 yIlIndan 1026 yIlIna kadar süren Hindistan sava$larI, Mahmut HanIn adInI sonsuzla$tIran büyük olaylardIr. Sevük Tekin oglunun ordusu Hindistan'In bütün kuzeybatI bölgesini ele geçirip, Gücerat YarImadasInIn çok varlIklI tapInaklarInI yagmalayarak Gazne'ye çok büyük varlIk ile döndü. Mahmut Han yönetimi, o dönemde islamIn dogusunun en güçlü egemenligi sayIlIyordu.
Büyük toprak alma sava$larI, utkularI, istenci ve varlIgIyla çok ün kazanan bu Türk HakanI, bilim ve sanat yapItlarIyla adInI sonsuzla$tIrmak istemi$tir. Gazne'deki sarayInI bilim adamlarInIn, ozanlarIn, güzel sanat ustalarInIn toplanma yeri olarak düzenlemi$tir.
Ancak, dinin ve halifenin koruyucusu bir islam SultanI olarak görünmeyi yönetim anlayI$Ina uygun buldu. Hindistan sava$larI gibi bütün yaptIgI i$leri dindarlIkla ilgili göstermeye çalI$arak tutuculuk yoluna saptI. Dinin bir yönetim aracI olarak kullanIlmasInI dogru bulmayan ibni Sina, Mahmut HanIn bütün çagrI ve üstelemelerine kar$In Gazne sarayIna gitmekten çekinmi$ti.
Pers Ulusunu ve dilini islam Döneminde gerçekten geli$tirmeyi ba$aran büyük iran ozanI Firdevsi, tanInmI$ $ahnamesini bu Türk HakanInIn sarayInda onun ödenekleriyle yazmI$tIr. iran'In bir bölgesi ve Hindistan'a egemen olan Sevük Tekinin oglu kendisini bir iran $ehin$ahI gibi görüyordu. Tarihin $a$kInlIk veren bir olgusu olarak iran'In yeniden dirilmesi bu Türk HakanInIn yardImIyla ba$lamI$tIr [1].
[1] A$agIdaki dizeler $ahname'den alInmI$tIr. Besi renç bürdem derin sal si Acem zinde kerdem bedin Parisi
496
GAZNELiLER
Mahmut HanIn egemenliginin en güçlü oldugu sIralarda, Selçuklu Türkleri güneybatI yönüne dogru ilerleyerek islam toplumuna girmeye ba$lamI$lardI. YakIn bir gelecekte yönetimini yok edebileceklerini göremeyen Mahmut Han, önce SelçuklularIn tutumunu yüreklendirmi$se de daha sonra durumun kötülügünü anlayIp onlarla sava$a girmi$tir.
Mahmut HanIn ölümünde SelçuklularIn yarattIgI kötü durumun da payI vardI. M.S. 1030 yIlInda yerine gelen oglu Hakan Mesut, Semerkant'tan Lahor'a, Gazne' den isfahan'a kadar yayIlmI$ geni$ bir hakanlIgIn ba$Ina geçerken, Selçuklulardan kaynaklanan kötü durumla da kar$Ila$tI. inanIlmaz bir gövde gücü olan ve gösteri$li bir egemenlige tutkun olan bu hakan döneminde, Selçuklular BatI Türkistan ve iran'I ele geçirdiler.
Gazne ülkesinin öteki kesimlerinde karga$alar çIktI. Mesut Handan sonra gelen hakanlardan ibrahim, Türkistan ve iran'I Selçuklulara bIrakmak ko$uluyla onlarla anla$tI. Hindistan'a yönelerek yönetiminin ba$kentini o yöreye götürdü ve Hindistan'dan çok toprak aldI. Sonunda M.S. 1161 yIlInda Sevük Tekin HakanlIgInIn ba$kenti Gazne'yi de Gurlar ele geçirdi. Böylece Sevük Tekin OgullarI ülkesi yalnIzca Hindistan ile sInIrlI kaldI ve Lahor ba$kentleri oldu. Hindistan'In kuzeybatIsInda böyle bir Türk HakanlIgInIn kurulmasI orta dönemlerde Hindistan'In yeniden Türkle$meye ba$lamasI demekti.
Ancak iranlIlar ve Hintlilerin etkileri altIndaki saray ya$amIyla Sevük Tekin OgullarI gittikçe bozuldular. $irzat, Behram$ah, Husrev$ah gibi tutucu iranlI adlarI alan son Gazneli hakanlarIn yönetim dönemleri yetersizlik ve onursuzluk içinde geçmi$tir. Sonunda Gazne'den Hindistan'a giren Gurlar, ba$kent Lahor'u
497
ORTA ASYA
da alarak Sevük Tekinlerin Hindistan'daki yönetimlerine de 1183 yIlInda son verdiler. Önce Afganistan ve iran'a, sonra Hindistan'a egemen olan Sevük Tekin OgullarI HakanlIgI ancak 220 yIl kadar ya$amI$tIr.
11.2.7. KARAHANLILAR (932-1212) VE KARA HITAYLAR (1125-1218)
Karluklar, M.S. 760 yIlInda TanrI DaglarInIn kuzey ve güneyindeki bölgelerde bir yönetim kurarak o tarihten beri buralarda ya$IyorlardI. HakanlarI Satuk Bugra HanIn islam dinini benimsemesinden sonra KarahanlIlar adInI almI$lardIr. Onlara Hakaniler veya ilighanlar da denir.
KarahanlIlar önceleri Araplarla sava$arak Fergana' yI Araplardan geri aldIlar. Halife Memun'un Horasan Valiligi döneminde Araplarla Türkler iyi geçindikleri için, islamiyet Karluk ülkesine yava$ça girmeye ba$ladI.
Satuk Bugra'dan sonra Hakan olanlar Arap adlarI almaya ba$ladIlar. Gerçekten de Satuk Bugra'nm oglu Musa adInI aldI ve ülkenin her yerine camiler, mescitler yaptIrarak islamI yaymak için birçok kurullar gönderdi.
KarahanlIlarIn en ünlü beyleri Harun Bugra ve Ebu NasIr Ahmet'ti. Harun doguda sInIrI geni$leterek $amanizm gelenegini sürdüren Türklere islam dinini benimsetti. BatIda da Samanileri yenerek ba$kentleri Buhara'yI aldI. Ebu NasIr da Samani yönetimine son vererek Çay ArdI Bölgesini KarahanlI ülkesine kattI.
ilig Han denilen Ebu NasIr Gazneli Mahmut ile de çarpI$tI. Ancak ondan sonraki Togan Han Gaznelilerle anla$tI. Böylece Gazneliler Hindistan'da, KarahanlIlar da kuzeyde Türkistan'da özgür kaldIlar.
498
KARAHANLILAR
KarahanlI beyleri arasInda ortaya çIkan tutku yüzünden yönetim uzun süre büyüklügünü koruyamadI. Mahmut Bugra'dan sonra KarahanlI yönetimi doguda ve batIda ikiye ayrIldI. Dogu bölgesini Kara HItaylar ve batI bölgesini Semerkant ile birlikte Harzem$ahlar ele geçirdiler. Böylece son hakan Osman ve KarahanlIlar yönetimi M.S. 1212 yIlInda sona erdi.
Türkler arasInda islam dininin yayIlmasInda en çok KarahanlIlar etkili olmu$lardIr. OnlarIn döneminde Ka$gar ve Balasagun illerinde birçok medreseler açIlmI$ ve degerli bilginler yeti$mi$tir.
Tang HakanlIgInIn dü$mesinden sonra Çin bir karga$aya dü$tü. Bu sIrada, Çinlilerin Hitan dedikleri HIta Türkleri Çin'in kuzey bölgelerine yerle$mi$lerdi. Çinliler bunlarI o dönemden beri Leao diye andIlar. HItaylar Mogolistan'In güneydogusunda SarI Irmak boylarInda ya$arlardI. HItay HanI Yelyu Apaoki M.S. 907-926 yIllarI arasInda Peçili ilinin kuzey ve Mançurya' nIn güney bölgelerini aldI. Oglu da 938 yIlInda ba$kenti Pekin'e ta$IdI. HItaylar Mançurya ve Mogolistan'In güneyini, $ansi ve Peçili'nin kuzeyini de ele geçirdiler. AyrIca Gobi Bölgesinde ya$ayan Türklere ve Turfan UygurlarIna da egemenliklerini tanIttIlar.
Pekin'deki HItay HanlIgInIn kuzeyindeki Mançurya ve güneyinde ya$ayan Niyoçiler HItaylara baglIyken ayaklandIlar ve sava$arak HItay illerini 1123 yIlInda ele geçirdiler. Bütün HItay ülkesi Niyoçilere geçti.
Yenilen HItaylarIn bir kesimi Niyoçi egemenligi altIna girdiler. Bir kesimi de Yelyu Ta$ yönetiminde Orta Asya'daki Bargöl ve Turfan UygurlarI arasIna gittiler. Uygurlar daha önce Pekin HItaylarIna baglI olduklarI için bu tigini de Be$balIk'ta. saygIyla benimsediler ve
499
ORTA ASYA
buyruguna ordu verdiler. HItay tigini bu orduyla TanrI DagInI geçerek Balka$ Gölünün dogusunda Emil ilini kurdu. Buradan da Balasagun kentine gitti.
HItaylar burada egemen olan KarahanlI HakanI îlig HanI 1130 yIlInda sürdükten sonra Ka$gar ve Hotan'I da alarak KarahanlIlarIn egemenligine son verdiler. Daha sonra HItaylar Harzem ve Çay ArdI bölgelerini de alarak Harzem $ahI AtsIz'I vergiye bagladIlar. 1137 yIlInda Hocent'te Semerkant HanI Mahmut'u da yendiler.
Yelyu Ta$'tan sonra gelen oglu Yelyu 1141 yIlInda Selçuklu HanI SancafI Semerkant'In kuzeyinde yenerek Öküz IrmagI'nIn güneyine sürdü. Bu utkulardan sonra Yelyu'ya Türklerin genel HakanI anlamIna gelen Gürhan sanI verildi. Daha sonra Gürhan Turfan'dan Öküz IrmagI'na ve Tarbagatay'dan KaranlIk Daglara (Kuen Luen) kadar uzanan topraklara egemen oldu. Ba$kent Balasagun iliydi. Yelyu'dan sonra 1155 yIlInda yönetime gelen Pusuan Hatunun 12 yIl süren egemenligi dirlik içinde geçti. Ondan sonraki Çeluku Han döneminde Cengiz Han ortaya çIktI. Cengiz HanIn Mogolistan'da yok ettigi Türk Nayman HanlIgI HakanI Tayang Han'In oglu Küçlük, Nayman ve Kerait Türklerinin kalanlarInI alarak Kara HItaylar ülkesine sIgInmI$tI.
Küçlük burada Çeluku'nun kIzI ile evlenmi$ti. KaynatasInIn tembelligi ve eglenceye dü$künlügüne kar$I çIkan Küçlük, 1211 yIlInda yönetimi eline aldI. Kendisine Gürhan sanI veren Küçlük, çalI$kan oldugu için yönetimini kolayca düzenleyerek ElmalIk ilini ve daha sonra da KarahanlIlardan Ka$gar'I aldI. Ancak bu yükselme dönemi çok sürmedi. Cengiz HanIn kahraman beylerinden Cebenoyan, 1218 yIlInda Balasagun ilini ele geçirdi. Küçlük HanI öldürerek Kara HItay HakanlIgIna son verdi.
500
SELÇUKLULAR
11.2.8. SELÇUKLULAR
Dogu ve BatI Göktürk hakanlIklarInIn sona ermelerinden sonra Oguzlar, irti$ IrmagI boylarIndan inci IrmagInIn kuzeyine kadar uzanan geni$ bölgede ya$IyorlardI. M.S. 10. yüzyIl sonlarInda OguzlarIn KInIk kolu önderi Selçuk Beydi. Selçuk Bey bütün OguzlarIn Ba$bugu Bigo Han ile anla$amIyordu. Bu nedenle, baglI oldugu KInIk boylarInI ve ordunun seçkin birliklerini alarak inci IrmagInIn kuzey ucu yakInIndaki Cent ili çevresine yerle$ti. Samanilerin etkisinde kalarak orada tüm boyu ve kendisi Müslüman oldular.
Selçuk Bey ve boyu Samani HakanlIgInIn kuzey sInIrlarInI Müslüman olmayan Türklere kar$I savunmak için Cent Bölgesine yerle$tirilmi$lerdi. Çay ArdI'nI ele geçirmek isteyen KarahanlI Bugra Hana kar$I Saman OgullarIna çalI$an Selçuk Bey, 107 ya$Inda Cent kentinde öldü. Öldügü sIrada Selçuk Beyin üç oglu ile birçok torunu vardI.
Selçuklular, Selçuk Beyin torunlarI Tugrul ve ÇakIr beylerin yönetimleri altInda birle$tiler. M.S. 1040 yIlInda Tugrul ve ÇakIr Beyler Gaznelilerden Horasan'I aldIktan sonra Selçuklu HakanlIgInI kurdular. Tugrul Bey kIsa sürede Harzem'i ve bütün iran'I ele geçirerek Isfahan ilini ba$kent yaptI. Böylece Büyük Selçuklular veya Horasan SelçuklularI da denilen Türk HakanlIgI kurulmu$ oldu.
Bu sIralarda Bagdat Halifesinin ülkesi büyük bir karga$a içinde yüzüyordu. MIsIr'a egemen olan Fatimi HanedanI, Bagdat kentindeki Abbasileri yIkmak için bütün çabasIyla çalI$Iyordu. Herkes islam ülkesinde
501
ORTA ASYA
güvenligi saglayacak gücün Selçuklular olabilecegini dü$ünüyordu. Tugrul Beyin ünü bütün Müslümanlar arasInda yayIlmI$tI. Bu sIrada, Halife Kaim Biemrillah Tugrul Beye ileti yazarak Irak'I almasInI ve kendisini Fatimilerden ve Ali Büveyh'in boyundurugundan kurtarmasInI diledi.
Tugrul Bey güçlü bir ordu ile M.S. 1055 yIlInda Abbasilerin ba$kenti Bagdat iline girerek Ali Büveyh yönetimine son verdi. Halife, özel törenle kar$IlayIp bir buyruk okuduktan sonra Tugrul Beyin ba$Ina iki taç giydirdi. Bu taçlar Tugrul Beyin iki ülkenin hakanI oldugunun göstergesiydi. Buyrukta Tugrul Beyin, bütün MüslümanlarIn yüksek hakanI oldugu belirtiliyordu. Tugrul Beye bu sanIn verilmesi, Halife yönetiminin islam ülkesini yönetme yetkisini Türklere bIrakmasI anlamIna geliyordu. Tugrul Bey ayrIca Halifenin kIzIyla evlendi.
Daha önce $ehin$ah sanInI kullanan Selçuklu hakanlarI bundan sonra islam SultanI oldular. Tüm islam toplumlarInI böylece bir bütün sayIlIyor ve Halife yalnIzca dini önder olarak kalIyordu. Ancak, islam SultanInIn islam ülkesini yönetme egemenligini Halifeden aldIgI sanIlIyordu. Tugrul Bey dini ba$kan olmayI istemeyerek, laiklik ilkesiyle yöneten bir hakan olarak kalmayI benimsemi$tir.
Bagdat, DiyarbakIr ve Musul'u aldIktan sonra 1063 yIlInda Tugrul Bey öldü. Yerine geçen yegeni Alparslan Anadolu'yu almak için çabucak akInlar yapmaya ba$ladI. KIsa sürede Gürcistan, Dogu ve Güneydogu Anadolu, Suriye ve Kudüs'ü ele geçirdi. Türklerin bu yayIlmasInI büyük bir ordu ile durdurmak isteyen Bizans imparatoru Romen Diyojen'i Malazgirt yakInInda 26 Agustos 1071 tarihinde büyük bir yenilgiye ugrattI.
502
SELÇUKLULAR
Bu utkudan sonra, Anadolu'nun da SelçuklularIn eline geçmesine bir engel kalmamI$tI. Malazgirt Sava$Indan sonra inci IrmagI bölgesinden gelen birçok Türk boylarI Anadolu'ya girerek Malatya, Erzurum, Sivas, Kayseri, Kemah, Erzincan gibi çe$itli yerlere yerle$tiler.
SelçuklularIn Anadolu'ya yaptIklarI ilk akInlar sIrasInda, Alparslan ayrIca Asya'da da inci IrmagI boylarIna ve KarahanlIlarIn ülkesine sava$ açtI. Kendinden sonra yerine geçecek olan oglu Melik$ah Fergana'da Özkent'i ele geçirdi ve Ka$gar HanInI da Selçuklu egemenligi altIna aldI. Melik$ah'In oglu Sancar döneminde de Afganistan ve Hindistan'daki Gazneliler bir süre verdikleri dini söylevlerde Selçuklu HakanInIn adInI okudular.
Alparslan'dan sonra gelen Hakan Melik$ah döneminin son yIlI olan 1092 yIlInda, Türk HakanlIgI Dogu Türkistan'dan Akdeniz'e ve KIzIldeniz'e kadar uzanIyordu. Melik$ah'In amcasInIn oglu Süleyman da BatI Anadolu'nun tümünü aldI. Anadolu'da iznik'ten sonra Konya ba$kent oldu.
Melik$ah'In ölümünden sonra ogullarI arasInda ba$layan iç sava$lar bu büyük Türk HakanlIgInI sarstI. Ülkenin çe$itli bölgelerinde yeniden birtakIm Selçuklu hanlIklarI ortaya çIktI ve bunlarIn tümü bagImsIz oldular. Buna kar$In Hakan Sancar 1157 yIlInda ölünceye kadar, ülkenin dogu bölgesine egemen olmu$ ve batI bölgesini de etkilemi$tir.
Hakan Sancafm ölümünden sonra büyük Selçuklu HakanlIgI sona erdi. Ancak Selçuklular Kirman'da (iran) 1041-1187, Irak'ta 1117-1194, Suriye'de 1094-1117 ve Anadolu'da 1077-1308 yIllarI arasInda küçük hanlIklar
503
ORTA ASYA
olarak varlIklarInI sürdürdüler. Anadolu SelçuklularInIn en büyük hakanI 1219-1236 yIllarI arasInda egemen olan Alaaddin Keykubat'tI. Alaaddin Anadolu'daki Selçuklu sInIrlarInI geni$lettigi gibi, ba$kent Konya'da ve öteki illerde toplumun yararlandIgI önemli yapIlar da yaptIrdI. Ancak Alaaddin'den sonra gelen oglu 2. Keyhüsrev'in 1236 - 1246 yIllarI arasIndaki yönetim döneminde, ilhanlIlar Anadolu'yu ele geçirmi$ler ve SelçuklularI egemenlikleri altIna almI$lardIr.
Cengiz HanIn kurdugu Türk-Mogol HakanlIgInIn iran'da süren bir hanlIgI olan ilhanlI yönetimi, Anadolu' yu sömürge gibi yönetmi$ ve çok para toplayabilmek için toplumu ezmi$tir. Anadolu'yu, Suriye ve Filistin'i kana bulayan HaçlI sava$larI, Melik$ah'In ölümünden sonra SelçuklularIn güçsüzle$tigi dönemde ba$lamI$tIr. Büyük Selçuklu HakanlIgI dagIldIgI sIrada, küçük hanlIklar dI$Inda birçok küçük beylikler de ortaya çIktI. Bu beyliklerin ba$lIcalarI ve ya$am aralIklarI a$agIdadIr.
Sivas ve Malatya, Dani$mentler . . . 1071-1174. Erzincan, Kemah ve Divrik, Mengücekler 1071-1252 Erzurum, S al tuk OgullarI DiyarbakIr, inal OgullarI
Erbil, Beytekinler.....
Musul, Aksungurlar (Zengiler) Halep ve Suriye, Aksungurlar (Zengiler)
$am, Tug Tekinler.....
Azerbaycan, ildenizler .... iran, Salgurlar......
1071-1201. 1097-1183. 1144-1233. 1127-1262. 1128-1181. 1094-1117. 1137-1225. 1147-1286.
HaçlI ordularI iznik kentini ele geçirdikten sonra, 1098 yIlInda Eski$ehir'de KIlIçaslan'm ordusunu yenilgiye ugratarak Antakya ve Urfay'I aldIlar. HaçlI ordularI 1099 yIlInda kolaylIkla $ii Fatimilerden Kudüs'ü de aldIlar.
504
SELÇUKLULAR
Selçuklular gelmeden önce de Anadolu'da Türk soyundan olan insan topluluklarI ya$Iyordu. Ancak neredeyse ana dillerini yitirmeye ba$lamI$lardI. Selçuklu yönetimi Türk topluluklarInda Türk dilini yeniden canlandIrdI. Selçuklular yalnIzca Anadolu'da Türklügü yeniden canlandIrmakla kalmadIlar, ayrIca islam dini için de çalI$tIlar. SelçuklularIn kurduklarI Müslüman Türk beylikleri olmasaydI, islam 11. yüzyIlda varlIgInI yitirecek ve HIristiyanlIk doguda kesin olarak egemen olacaktI.
Bu nedenle Selçuklu HakanlIgInIn kurulmasI, Türk ve yeryüzü tarihleri açIsIndan çok önemlidir. islam ülkesine egemen olmalarI nedeniyle Selçuklular, islamiyeti yalnIz kendi ülkelerinde güçlendirmekle yetinemezlerdi. Dü$manlara kar$I üstünlük saglayarak islamIn sInIrlarInI da geni$letmeyi bir görev olarak görmü$lerdi. Anadolu'da ve Kafkasya'da HIristiyanlarla, Suriye'de $iilerle bu amaç uguruna sava$mI$lardIr.
Selçuklular Anadolu'ya gelmeden önce BizanslIlar, Sünnilerle $iiler arasIndaki sava$tan yararlanarak Kilikya'da [1] birçok yerleri ele geçirmi$lerdi. Arap Halifeligi ülkesi Selçuklu egemenligi altIna girince, BizanslIlarIn bu ülkeyi alma istekleri de suya dü$tü. Büyük Selçuklu yönetimi Anadolu'da alIm satImI, tarImI, yazInI, güzel sanatlarI ve müzigi geli$tirmi$tir. Özellikle yaptIrdIgI medreseler, camiler, yollarda konaklama hanlarI, yollar, köprüler, saraylar, su yollarI Türk yapI biçiminin üstün ve kalIcI örnekleridirler.
Bununla birlikte Selçuklu Türkleri, Türk yazInIndan çok Fars yazInInIn geli$mesi için çalI$mI$lardIr. Onlar
[1] Adana ve Mersin'i içine alan bölge.
505
ORTA ASYA
kendi dönemlerinde bilim dili olarak Arapça, yönetim dili olarak da FarsçayI kullandIlar ve Türkçeye önem vermediler. Yönetici kesim ve büyük bilge ki$iler Fars yazInI tutkunuydular. Örnegin, Anadolu Selçuklu bilge ki$ilerinden Celaleddin Rumi'nin [1] ünlü Mesnevisini Farsça yazmI$ olmasI, çok acIklI ve üzüntü vericidir.
11.2.8.1. AKSUNGUR OGLU NURETTiN
ÇalI$manIn önceki bölümlerinde Türk Ulusunun ne seçkin ki$ilikler yeti$tirdigine deginildi. Büyük ordularI utkulara götüren, hakanlIklar kurup gerekli yasalarI koyarak onlarI iyi yöneten büyük bey ve hakanlarIn, Muvatallilerin, Atüalarm, Tugrul Beylerin, Alparslan' larIn yaptIklarI kIsaca anlatIldI.
Ancak Türk tarihinin büyük Selçuklulardan sonraki döneminde görülen ve önemli bir özelligiyle incelemeye deger olan bir kimse vardIr. Bu ki$i, Selçuklu HakanlIgI ülkesinin Halep ve Suriye bölgelerinde AksungurlarIn (Zengiler) kurdugu atabeyligin ikinci atabeyi Nurettin Mahmut Beydir.
Nurettin Mahmut Beyin, o döneme kadar gelen Türk yöneticileri arasInda en sevimli, en soylu ve töresi (ahlakI) en yüksek bir kimse oldugu söylenebilir. AydInlIk yüzü ve soylu ki$iligiyle Nurettin Beyin yalnIz Türk tarihinde degil, genel tarihte bile önemli bir yeri vardIr. Bir Alman tarihçinin dedigi gibi, Aksungur Oglu Nurettin karalanmasI olanaksIz, temiz bir saygInlIkla ya$amI$ ve ölmü$tür.
Halep ve $am atabeyi olan bu Türk HakanIna
[1] Celaleddin Rumi Türkler arasInda Molla Hünkaroglu adIyla bilinirdi.
506
SELÇUKLULAR
yurtta$larI, dogruluktan ayrIlmayan hakan anlamIna gelen Elmeliküladil sanInI vermi$lerdi. Bu adlandIrma, genel olarak hakanlara verilen içi bo$ bir sanIn degil, tümüyle gerçegin anlatImIydI. Nurettin Bey gerçekten her ulusun soylu ve dogru diye kutsadIgI hakanlarIn kusursuz bir örnegidir. O ya$amInI belirli bir amaç uguruna adamI$tI. AmacI, dogrulugu yerle$tirmek ve güç kullanIlarak varlIk elde edilmesini yok etmekti. Tüm ya$amI boyunca HIristiyanlarIn güç kullanarak ele geçirdigi Kudüs'ü ve Filistin'i, eski oturanlarI olan Müslüman Türklere yeniden kazandIrmak için ugra$tI.
Nurettin Bey gerçekten dogruluktan ayrIlmazdI. Onun dogrulugu, birçok yöneticinin benimsedigi ülke yönetimiyle ilgili çIkarcI dü$ünce ve yakla$Imlardan kaynaklanmIyordu. Üstelik yasalarIn ve yargInIn bile yönetimin temeli oldugunu dü$ünmüyordu. O ancak töresel düzeni saglamak için yasalarIn ve yargInIn tutkunuydu.
Bu Türk HakanI çok gösteri$siz ya$ar, kendisinin ve yakInlarInIn giderlerine kar$I çok eli sIkI davranIrdI. Bütün ya$amI boyunca kendisi ve yakInlarI için kamu varlIklarIndan tek kuru$ almamI$tIr. Evinin temel giderlerini, Humus Çar$IsIndaki birkaç kendi satI$ yerinin önemsiz gelirinden kar$IlardI. Bu az gelirin en kaçInIlmaz giderleri bile kar$IlamadIgIndan yakInan karIsIna, "Benim ba$ka bir $eyim yok ki, geri kalanlarIn tümü toplumundur. Ben onlarI toplum adIna, toplum yararIna yönetmekle görevliyim. Toplumun varlIklarIna el uzatamam" dedigi iletilir.
Arap tarihçi ibnül Esir, "Geçmi$te ülke yönetmi$ ki$ilerin çogunun ya$amlarInI ve eylemlerini inceledim. Nurettin Mahmut gibi temiz ya$amI$ ve dogruluga baglI ancak birkaç ki$i buldum." diye yazmI$tIr.
507
ORTA ASYA
Dogu bilimcisi ve tarihçisi Alman August Müller, Nurettin Mahmut Bey ile onun yerine geçen temiz Hakan Selahattin Eyyübi'yi kar$Ila$tIrarak a$agIdakileri belirtir.
"Ülke yönetimindeki becerikliligi ve anlayI$I, dogal ve alI$IlmI$In ötesindeki inceligi, Kudüs'ün geri alInmasInI saglayan büyük utkusunun yüce parIltIsIyla Selahattin islam tarihinde Nurettin'den daha yüksek bir yerdedir. AyrIca, kendinden önceki büyük yönetici Nurettin'in ki$iligini de biraz gölgede bIrakIr. Ancak Nurettin, insanlIk açIsIndan ku$kusuz bu iki büyük ki$iligin en temizidir ve bütün i$leri ülkü ugurundadIr. Nurettin yalnIz TanrI için çalI$mI$, kendisini ve yakInlarInI kesinlikle dü$ünmemi$tir." [1]
Türk ara$tIrmacI $. Sami Bey, Nurettin ile Selahattin'in bagInI ve yakInlIgInI anlatIrken, "KIsaca Selahattin Eyyübi'ye bile Nurettin Mahmut'un dogruluk ve dogruluk sevgisi okulunun ögrencisi gözüyle bakIlabilir" diye belirtmektedir.
Aksungur Oglu Mahmut Bey sürekli yurtta$larI içinde bulunur, onlarIn varlIklI ve mutlu olmalarI için çabalardI. Bütün insanlarI büyük, yumu$ak bir dostlukla sever ve onlarIn yararI için çalI$IrdI. Evinin yIllIk giderleri için 20 altInI bulamayan bu yoksul hakan, her ay ülkesine yaptIgI yardIm için 6 bin altInIn üzerinde para bulurdu. Nurettin Beyin anlayI$Ina göre yardIm i$leri, yalnIz tapInaklarda yapIlanlarla sInIrlI degildi. O yolculara köprüler ve hanlar, hastalara ve yaralIlara hastaneler yaptIrmI$tI. Hastanelerde çalI$acak doktorlarIn yeti$tirilmesi için büyük medreseler yaptIrmI$tI. $am kentinde günümüze kadar yIkIntIlarI
[1] August Müller, Der islam im Morgen und Abendland.
508
SELÇUKLULAR
kalan BimaristanI Kebir adIndaki yapI Nurettin Beyin yaptIrdIgI büyük bir hastanedir. O dönemin ünlü hekimleri bu hastanede çalI$Irlar ve tIp fakültesi (DarüttIp) ögrencileri de orada egitim görürlerdi.
$ehit Zengi'nin oglu Nurettin Bey kendisi gibi $ehit yetimlerinin, onlarIn atalarInIn ya$am güçlüklerini yok etmek için gerekli yasalar ve kurallar koydu. Yoksul kesimin vergilerini azalttI. VarlIklIlarIn yoksullara kar$I kaba güç uygulamalarInI yok etmek için çok çalI$tI. Bu Türk HakanI, günümüzün deyimiyle bir demokrattI. Bu yönüyle Aksungur oglu Nurettin Bey, Gültekin (Kültigin) yazItlarInda anlatIlan ve toplumda yasa düzenini (türe) saglamaya çalI$an çok eski Türk KaganlarInI anImsatIr. Nurettin Mahmut Bey koyu bir Müslüman olmasIna kar$In onun yumu$ak ve sevecen Türk özü, esin kaynagInIn sInIrlarInI sertlikten kurtararak yaymI$ ve geni$letmi$tir. O kesinlikle dar görü$lü ve karanlIk bir tutucu degil, sevecen ve insancIl bir dindardI.
Türk büyüklerinin çogunda görülen ve dogu$tan gelen bütün yönetim yetenekleri Nurettin Beyde de vardI. Ancak yönetim anlayI$InIn araçlarIndan sayIlan düzenbazlIk, anla$maya uymama, sözünde durmama gibi davranI$larI yapmazdI. Yönetim anlayI$Ina tümüyle Türk özü egemendi. Dogruca yürürdü ve düzenbaz yönetim anlayI$InI bayagI davranI$ olarak görürdü.
Bu ülke yöneticisi Nurettin Beyin büyük amacI, HIristiyanlarI Kudüs'ten kovarak islam ülkesinden atmaktI. Bu amaca ula$mak için bir yandan, Kudüs'ün güneyine ve güneybatIsIna egemen olan Fatimi Halifeligi ortadan kaldIrIlarak oralarI ele geçirilmeliydi. Böylece, HaçlI birliklerinin dogudan ve güneyden sIkI$tIrIlIp denize dökülmesi gerekliydi. Öte yandan tüm Müslüman ülkelerin fiziksel güçleri HaçlIlarla sava$mak için
509
ORTA ASYA
toplanmalIydI. AyrIca bu sava$I kutsal bir ülküye dönü$türmek de gerekliydi. Nurettin Bey, ana amaca eri$mek için gerekli bu iki aracI da elde edebilmi$ti. YalnIz ana amaç olan Kudüs'ün ele geçirilmesini, kendisinden sonra gelen mutlu hakan Selahattin Eyyübi gerçekle$tirdi.
Ancak Suriye, Filistin ve Kudüs'ün geri alInmasI ugra$InIn tasarlanmasI ve bu tasarInIn büyük bir bölümünün uygulanmasInI ba$arma onuru Aksungur oglu Hakan Nurettin Mahmut Zengi'nindir. Bu ba$arInIn onurunu yeryüzünde hiçbir kimse Aksungur oglu Nurettin Beyden alamaz.
Bu büyük yönetici Kudüs'ü kurtarma istegini bir ülküye çevirmek için, Arap Emirlerin yalnIzca ki$isel çIkarlarInI gözeterek ara sIra kendi aralarInda çIkardIklarI kavgalarI yatI$tIrdI. Bu Emirler HIristiyan prenslerle anla$ma bile yapmI$lardI. iletiler, dergiler ve söylevlerle amaca uygun yayInlar yaptI. Böylece Türk ve MüslümanlarIn dü$üncelerini, egilimlerini amacI dogrultusunda yönlendirebildi. Her yerde büyük bir co$ku uyandIrdI.
Nurettin Bey, Müslüman ve Türk ülkelerinin i$lerini bir yerde toplayIp HaçlIlara kar$I tek savunma sInIrI olu$turarak batIlIlarIn dogudan atIlabilecegini dü$ünüyordu. Böyle bir savunma sInIrI olu$turmayI da ba$ardI. Bu sIrada gerektikçe HaçlIlarla sava$maktan da geri durmuyordu. HaçlI atlI sava$çIlarI bu Türkün ki$isel yigitliginden yIlmI$lardI. Bir AvrupalI tarihçi bu konuda a$agIdaki bilgiyi verir.
"Bu uzun boylu, gösteri$siz, elmacIk kemikleri çIkIk, çok az sakallI adam o kadar yigitti ki, sava$ olurken korumalarI onun kötü yerlere ko$masInI engellemeye çalI$IrlardI, ancak kesinlikle ba$aramazlardI."
510
SELÇUKLULAR
Bu Türk beyinin HaçlIlarla ki$isel ve ülke yönetimi ile ilgili ili$kilerinde dogru, gerçekçi, sevecen, insancIl ve ho$görülü olmaktan kesinlikle ayrIlmadIgInI HIristiyan tarihçileri de onaylayarak anlatIrlar.
Kudüs ilinin gerçek kurtarIcIsI Selahattin Yusuf Eyyübi, Hakan Nurettin'in beylerindendi. Nurettin, Yusuf'un amcasI $irkuh'u HaçlIlarI güneyden ku$atmasI için görevlendirmi$ti. $irkuh ölünce onun yerine yegeni Yusufu göreve getirdi. 1174 yIlInda Hakan Nurettin ölünce, Hakan Selahattin onun yerine geçti. Selahattin Eyyübi'nin Kudüs'ü geri alIrken uyguladIgI tasarIyI, kullandIgI araçlarI ve silahlarI, Selahattin'in bu konuda yeti$tirilmesini bile Aksungur oglu Nurettin yapmI$tIr. Nurettin Bey amacIna ula$acagIndan öyle ku$kusuzdu ki, Mescidi Aksa'ya götürüp koyacagI minberi bile yaptIrmI$tI. 12. yüzyIlIn en güzel yapItlarIndan olan bu minberi, Selahattin Kudüs'ü aldIktan sonra kendinden önceki hakanInIn ve önderinin istegi uyarInca götürüp belirlenen yerine koydurdu.
Selahattin Eyyübi'nin ba$arIsInda ve bu nedenle tüm yeryüzünde tanInmasInda ugurun ve olasIlIgIn birer paylarI vardIr. Eger Aksungur oglu Nurettin biraz daha ya$amI$ olsaydI, Selahattin Eyyübi'nin büyük ününü de o kazanmI$ olacaktI. Selahattin Eyyübi'ye Türk degil diyenler vardIr. Ancak Türk diyenler de vardIr ve son bulgular onun Türk oldugunu göstermektedir [1]. Onu Nurettin yeti$tirmi$tir. AyrIca, Selahattin'in Kudüs'ü alan ordusundaki beylerin, subaylarIn ve sava$çIlarIn büyük çogunlugunun Türk olduklarI da kesindir.
[1] Prof. Dr. Bahaeddin ögel, Prof. Dr. H. Dursun YIldIz, Prof. Dr. M. Fahrettin KIrzIoglu, Prof. Dr. Abdulhaluk Çay, Prof. Dr. Mehmet Eröz, Prof. Dr. Bayram Kodaman.
Türk Milli Bütünlügü içerisinde Dogu Anadolu, sayfa 188, 189.
511
ORTA ASYA
11.2.8.2. HARZBM$AH HAKANLIGI
(1097-1224)
Öküz (Amuderya) IrmagInIn Aral Gölüne döküldügü bölge çok eski dönemlerden beri Harzem adInI ta$IrdI. Bu bölgede degi$ik dönemlerde çe$itli Türk boylarI ya$amI$tIr. Bu boylarIn Ba$buglarIna Harzem$ah adI verilmi$tir. Harzem$ah HakanlIgInIn ba$kenti Urgenç iliydi. Harzem$ah topraklarI Gazneli Mahmut'tan sonra Selçuklulara geçti. Selçuklu HakanI Melik$ah, sarayInda çalI$an Harzemli Türk Anu$tekin'i 1077 yIlInda Harzem (Hiyve) atabeyi olarak atadI.
Önceleri, gerek Anu$tekin ve gerekse sonraki Atabey Kutbuddin Mehmet Selçuklu egemenligini tanIdIlar. Büyük Selçuklu HakanlIgI dagIldIktan sonra, 1172 yIlInda tahta geçen Alaaddin Teki$ döneminden beri dogudaki en büyük Türk ve Müslüman yönetimi Harzem$ah HakanlIgIydI. Alaaddin Muhammed'in 12001220 yIllarI arasIndaki egemenligi döneminde Çay ArdI, Afganistan ve BatI Türkistan Harzem$ahlara baglIydI.
Cengiz Han Orta Asya'yI aldIgI sIrada kar$IsInda Müslüman Türk Harzem$ah HakanlIgI vardI. Alaaddin Muhammed'in egemenliginde ve 12 yIl süren yükselme döneminde Harzem$ah ülkesi, indüs IrmagIndan inci IrmagIna ve Urmiye Gölünden iran Körfezine kadar uzanan tüm iran topraklarInI kapsIyordu.
Alaaddin Muhammed, Kara HItaylara kar$I elde ettigi utkudan sonra Selçuklu HakanIyla ölçü$erek Hakan Sancar ve ayrIca iskender sanInI almI$tI. Cengiz HanIn öncü birlikleri ülkesinin sInIrlarInda görüldügü sIrada Alaaddin Muhammed Bagdat'I almayI bile dü$ünüyordu. Bu parlak dü$ler içindeyken, Cengiz HanIn öncü birlikleriyle yaptIgI sava$tan ümitsizlige
512
CENGiZ HAN DÖNEMi
dü$erek ülkesini bIraktI. Hazar Denizinin IssIz bir adasIna sIgIndI ve orada öldü. Bunun üzerine Cengiz Han Harzem$ah ülkesini ele geçirdi.
Alaaddin Muhammed'in oglu Celaleddin Mengüberdî Hindistan ve iran'da dola$tIktan sonra Azerbaycan'I ele geçirerek hakanlIgInI diriltmeye çalI$tI. Ancak Mogollar onu burada da bularak Azerbaycan'dan çIkardIlar. Ülkesi için sonuna kadar dövü$en son hakan kahraman Celaleddin'i sIrma giysisine göz koyan bir Kürt 1231 yIlInda DiyarbakIr Yöresindeki daglarda öldürdü. Onun ölümüyle birlikte Harzem$ah HakanlIgI da sona erdi.
11.2.9. CENGiZ HAN DÖNEMi
11.2.9.1. BÜYÜK TÜRK - MOGOL HAKANLIGI
Büyük Cengiz Han (Türk - Mogol) HakanlIgInIn kurucusu Timuçin'dir. Timuçin sonradan Cengiz adInI almI$tIr. Timuçin, Mogol Börçigin boyunun Ba$bugu Yesugay Bagatur'un ogludur. Mogol Börçigin boyu, küçük bir Türk boyu olan Keraitlere baglIydI. O dönemde tümüyle Türk UygarlIgInIn etkisi altInda olan Mogollar Türklerin yanInda çobanlIk ve öteki i$lerde çalI$IrlardI. Timuçin 1155 yIlInda dogdugu sIralarda Asya'da durum a$agIda anlatIldIgI gibiydi.
Amur IrmagInIn Argun kolunun dogu kIyIlarInda TunguzlarIn Tatar ve Türklerin Kongurat boylarI ya$Iyordu. Tula, Onon ve Kerulen IrmaklarInIn dogdugu Kentey DaglarI yöresinde de Mogol Börçigin boyu vardI.
Baykal Gölünün dogu kIyIsInda Merkit Türkleri ya$Iyordu. BunlarIn bir kesimi Nasturi HIristiyanlIgInI benimsemi$lerdi. Baykal Gölünün batI kIyIsInda da Oyratlar bulunuyordu. Baykal Gölünün güneyindeki
513
ORTA ASYA
Orhun IrmagI ve Kentey DaglarIndan Çin $eddine kadar olan bölgede Türk Kerait HakanlIgI uzanIyordu. 11. yüzyIlIn ba$larIndan 12. yüzyIlIn sonuna kadar Kerait Türkleri Mogolistan'In en güçlü boyuydu. Kerait Türkleri 1009 yIlInda Merv Piskoposunun yardImIyla Nasturi dinini benimsemi$lerdi. 12. yüzyIlda Kerait hakanlarI HIristiyan adlarI alIyorlardI.
Naymanlarsa Orhun IrmagInIn kuzey kesimi ile Altay DaglarI arasInda ya$IyorlardI. Onlar da Türkt'ü ancak, öteki Türk boyu Keraitlere dü$man olmu$lardI. HIristiyanlIk NaymanlarIn içine de girmi$ti. NaymanlarIn güneybatIsInda Uygurlar ya$Iyordu. Bölüm 11.2.3.'de anlatIldIgI gibi, 9. yüzyIlda bütün Mogolistan'a egemen olan Uygurlar Hami (Kumul), Bargöl, Be$balIk, Turfan, Kuça illerinde ya$IyorlardI. UygurlarIn yönettikleri topraklar küçülmü$tü. Ancak onlar uygarlIk alanInda öteki Türk boylarIna öncülük ederek daha önemli bir i$lev görüyorlardI.
Eskiden Mani dinine inanan UygurlarIn bir kesimi Budist, öteki kesimi de HIristiyan olmu$lardI. Uygurlar ile onlarIn batIsIndaki KayalIk kentinde ve ili IrmagI bölgesinde ya$ayan Karluklar Kara HItaylara baglIydIlar.
AnImsanacagI gibi, Cücen yayIlmasI sonucu Çin' den kovulan HItay Tigini Yelyu Ta$ 1130 yIlInda Kara HItay HakanlIgInI kurmu$tu. Dogu ve BatI Türkistan'da Türklerin genel hakanI anlamIna gelen Gürhan sanIyla anIlan Yelyu Ta$, Balasagun ilini ba$kenti yapmI$tI.
Kara HItay HakanlIgInIn gerçek egemenligi, ili ve TarIm bölgelerinde Tokmak, Tala$, Uzkent, Ka$gar, Yarkent ve Hotan illerini kapsIyordu. Doguda Uygurlar ve Karluklar, batIda Semerkant Tigini ve Harzem$ahlar Kara HItaylara baglIydIlar. Kara HItay HakanlIgI, 1178-
514
CENGiZ HAN DÖNEMi
1211 yIllarI arasIndaki Gürhan Yelyu Çeluku dönemine kadar Orta Asya'ya egemendi.
Kara HItay ülkesinin batIsIndaki Güney Rusya ovalarInda Komanlar vardI. Komanlar Dogu Türkistan Türkçesiyle konu$an sarI saçlI, mavi gözlü Türklerdi. Komanlar bu bölgede Peçeneklerin, Peçenekler de Hazar Türklerinin yerlerine geçmi$lerdi.
Büyük Cengiz Han HakanlIgInI olu$turan Türkler ve Mogollar çe$itli dinleri benimsemi$lerdi. SoylarInIn töresine içtenlikle baglI olan bütün bu Türkler $aman, Budist, Nasturiydiler ve islama egilimleri yoktu. Nasturi ve Budist olanlarIn yanI sIra, gök tanrIya tapma ve özellikle Cengiz HanIn Mogol boyunda SamanlIk gelenegi vardI. SamanlIga Böge, Bügü (büyü) de derlerdi.
inci IrmagI bölgesinin güneyinde, Harzem$ahlarIn büyük Müslüman Türk HakanlIgI ba$lIyordu. Sondan bir önceki Harzem$ah HakanI Alaaddin Teki$ 1193 yIlInda Horasan'I ele geçirmi$ ve son Büyük Selçuklu HakanI 3. Tugrul'u öldürmü$tü.
Hakan Teki$'in oglu ve kendinden sonra 1200-1220 yIllarI arasInda hakan olan Alaaddin Muhammed, Kara HItaylardan Çay ArdI'nI, Gaznelilerden Afganistan'I almI$tI. AyrIca Selçuklu egemenligini Azerbaycan, iran ve Irak'ta Dicle IrmagInIn dogusunda bölgesel olarak sürdüren atabeyleri de kendisine baglamI$tI. Bu görkemli kom$unun yanInda eski Arap Halifeliginin kalIntIsI olarak Abbasilerin dini i$ler yönetimi Bagdat'ta güçlükle tu tünüyordu.
Uzak Dogudaysa Çin, TunguzlarIn Tsin (Kin, AltIn Han) boyu ve ulusal Song boyu arasInda payla$IlmI$tI. BatI Asya'da Anadolu SelçuklularI Anadolu'yu Rumlara
515
ORTA ASYA
kar$I savunuyorlardI. MIsIr'daki Eyyübiler de Suriye'yi HaçlIlardan geri almaya çalI$IyorlardI.
Hindistan'da da Gazneli Türkler ve onlarI izleyen Guriler Rajput Derebeyligine kar$I sava$IyorlardI.
BabasI 1167 yIlInda öldügü sIrada Timuçin çok küçüktü. Bu nedenle baglI oldugu Börçigin boyu, öteki kom$u Mogol boyu TaycutlarI yöneten önderi Ba$bug seçti. Timuçin bir süre sonra, 1188 yIlInda 13 bin ki$ilik bir güçle TaycutlarIn 30 bin ki$iden olu$an birligini yendi.
Bu ba$arIdan sonra Timuçin, babasInIn yerine Mogol Börçigin boyunun Ba$bugu oldu. Ancak yine Kerait Türklerinin Ba$bugu Tugrul Hana baglIydI. Tugrul ve Timuçin birlik olarak kendilerine baglI olmayan Merkit ve Nayman Türklerini yendiler.
Bu geli$en kötü durum kar$IsInda kendilerini korumak için ÇaçIrat, Merkit, Taycut, KongIrat ve Tatar boylarI bir birlik kurdular. Merkitlerin Ba$bugu Tokta ve ÇaçIratlarIn Ba$bugu Camuka'ydI. 1201 yIlInda Timuçin bu birligi de yendi.
Camuka Tugrul Hana sIgInarak Timuçin ile arasInIn bozulmasIna neden oldu. Bu sIgInma olayI oluncaya kadar Keraitlere çalI$an Timuçin, bundan sonra kendi ugra$InI verecekti. Timuçin önce buyrugu altInda oldugu Keraitleri 1203 yIlInda yenerek Tugrul HanI öldürdü ve topraklarInI egemenligi altIna aldI. Timuçin daha sonra NaymanlarI ve bütün öteki dü$manlarInI da yenerek egemenligi altIna aldI.
Kerait, Merkit ve Nayman Türklerinin topraklarInI alan Timuçin, böylece bütün Mogolistan'a egemen oldu.
516
CENGiZ HAN DÖNEMi
M.S. 1206 yIlInda Onon IrmagInIn dogdugu yerde toplanan bir kurultay, Timuçin'i Türklerin ve MogollarIn Cengiz'i seçtigini duyurdu. Cengiz güçlü, yetenekli ve üstün demektir. Cengiz Han sanI, genel han ve hakan anlamInda kullanIlmI$tIr.
Timuçin'e Cengiz sanI verilmesi küçük bir azInlIk olan MogollarIn yararIna olan bir geli$meydi. Ancak aynI bölgedeki Hun, Göktürk ve Uygur yönetimlerini kuran Türk hakan boylarInIn da yok olmasI demekti.
Gültekin (Kültigin) yazItlarInIn yer aldIgI Karakurum ilinde Cengiz Han ba$kentini kurdu. ArtIk Türk - Mogol HakanlIgI kurulmu$tu.
Cengiz Han 1208 yIlInda son bir akIn daha yaparak, güçlerini Balka$ Gölü yöresinde toplayan NaymanlarI ve Merkitleri yine yenilgiye ugrattI. Bundan sonra Turfan UygurlarI ve KarluklarI, Yenisey KIrgIzlarI 1209 - 1218 yIllarI arasInda Cengiz Hana baglI kaldIlar.
Cengiz Han, Mogolistan ve Gobi Türklerini de yönetimine bagladIktan sonra Çin'i almak için sava$a çIktI. Ancak bu sava$I daha bitirmeden Orta Asya'da geli$en yeni bir durum geri dönmesini gerektiriyordu. Çin Sava$InI beylerine bIraktI. Cengiz HanIn yendigi NaymanlarIn son tigini Küçlük, 1208 yIlInda Türkistan' da Kara HItaylara sIgInmI$tI. Kara HItaylarIn hakanI Gürhan Yelyu Çeluku güçsüz yaradIlI$ta ve ya$lIydI.
Gürhan Yelyu Çeluku'ya baglI olan AlmalIk Türkleri, Uygurlar ve Karluklar Kara HItaylardan ayrIlarak Cengiz HanIn buyrugu altIna girdiler. Bu durum kar$IsInda, Gürhan Yelyu Çeluku'nun kIzIyla evlenmi$ olan Küçlük kayInbabasIna kar$I, Harzem$ah HakanI Alaaddin Muhammed ile anla$tI. Küçlük ve Muhammed hakanlar
517
ORTA ASYA
Kara HItay HakanI Gürhan Yelyu Çeluku'yu 1211 yIlInda yenerek ülkesini payla$tIlar. Bir HIristiyan Türk olan Küçlük, Kara HItaylardan aldIgI yerlerde ya$ayan Müslüman Türklere kötü davrandIgI için toplum mutlu degildi.
Kendisine iletilmesi üzerine bu olaylarI ögrenen Cengiz Han, Çin'de sava$an beylerinden Sobutay ve Cebe Noyan'I geri çagIrarak Orta Asya'ya saldIrdI. Türk-Mogol ordusu yakla$Irken Uygurlar, Karluklar, AlmalIk Türkleri Cengiz HanIn ordusuna katIldIlar ve Kara HItaylar da Küçlük'e kar$I ayaklandIlar. Ülkesini kaybetmesine kar$In bu saldIrIyI durdurmaya çalI$an kahraman Küçlük'ü, Cengiz HanIn ordusu yenilgiye ugratarak öldürdü. Bu utkudan sonra Cengiz HanIn beyi Cebe Noyan, Kara HItay ba$kenti Balasagun'a. sava$madan girdi. Eski Kara HItay HakanlIgI böylece 1218 yIlInda Türk-Mogol HakanlIgInIn egemenligi altIna girdi. Bütün Mogolistan ve Orta Asya Türklerini egemenligi altIna alan Cengiz HanIn kar$IsInda yalnIz Türk Harzem$ah HakanlIgI duruyordu.
Cengiz Han Harzem$ahlara sava$ açmak istiyordu. Bagdat Halifesi de Cengiz HanI Harzem$ah HakanlIgIna kar$I kI$kIrtmaktan geri kalmIyordu. Üstelik bu amaçla Karakurum'a bir elçi de göndermi$ti. Ancak sava$I ba$latan neden, Otrar ilinde 1218 yIlInda Cengiz HanIn Harzem$ah HakanIna gönderdigi elçiler kurulunun öldürülmesi ve bir ürün alIm satIm kervanInIn yagma edilmesiydi.
Harzem$ahlar, inci IrmagInIn kuzeyi ve Fergana' dan gelen 200 bin ki$ilik bir Türk-Mogol ordusunun saldIrIsIna ugradIlar. Cengiz Han ve bütün ogullarI Cüci, Çagatay, Oktay ve Tüli ordularInIn basIndaydIlar. Cüci inci IrmagInIn güney bölgesini savunan Cent
518
CENGiZ HAN DÖNEMi
kentini, Oktay ve Çagatay Otrar kentini aldIlar. Cengiz Han dogruca Buhara'ya yürüdü. Buhara ve Semerkant kentleri 1220 yIlInda yagmalandI.
Harzem$ah ba$kenti Urgenç Türk-Mogol ordusunu çok ugra$tIrdI. Cüci ve Çagatay uzun bir ku$atmadan sonra ancak 1221 yIlInda ba$kenti alarak yok ettiler.
Yönetimi çökerken Hakan Muhammedi, Semerkant' tan Belh ve Ni$apur'a, oradan da Kazvin'e kaçtI. Cengiz Han Hakan Muhammed'i izlemek için 25 bin atlIyla Cebe Noyan ve Sobutay'I gönderdi. Bu iki bey, Belh ve Tus illerinden geçerek Rey iline geldiler. Daha onlar gelmeden Hakan Muhammed Hazar Denizinde bir adaya sIgInmI$tI. Bu görevi yaptIktan sonra Cebe Noyan ve Sobutay Harzem$ahlara baglI olan Dicle IrmagInIn dogusunu ve Azerbaycan'In Rey, Kazvin, Hemedan, Tebriz gibi önemli kentlerini yIktIktan sonra Kafkasya'ya girdiler. Gürcüleri ezerek Derbent ilini geçtiler. Terek AlanlarInI ve Ukrayna'da ya$ayan Koman Türklerini yendiler. Türk-Mogol güçleri 1223 yIlInda Rus ordusunu da Azak Denizinin kuzeyinde yendiler. Cebe Noyan ve Sobutay KIrIm kentlerini yagmaladIlar. Kama IrmagI boyundaki Bulgar Türklerini, Ural Bölgesindeki OguzlarI ve Turgay Yöresindeki KanIklI Türklerini titrettiler. Sonra sava$In ba$ladIgI yer olan Türkistan'a geri döndüler. Hazar Denizi çevresindeki bu sava$ iki yIl sürdü.
Cengiz Han ve oglu Tüli de 1220 - 1221 yIllarInda Belh, Bamyan Herat, Tus, Merv, Ni$apur illerini alarak tümünü yIktIlar ve oturanlarIn bir kesimini bogdular.
Ele geçirilen illerde oturanlarIn öldürülmeyenleri de öteki illerin alInmasInda Türk-Mogol ordusunun en ön sIrasInda kullanIldIlar. Afganistan'da topladIgI güçlerle ülkesini savunmaya çalI$an Harzem$ahlarIn HakanI
519
ORTA ASYA
Muhammed'in oglu Celaleddin'i Cengiz Han Hindistan'a kadar izledi.
Cengiz Han bundan sonra Çay ArdI üzerinden kIsa yürüyü$lerle 1225 yIlInda Mogolistan'a döndü. Çin'de Ninghia (Chunking) ilinin 1227 yIlInda ku$atIlmasI sIrasInda öldü.
A$IrI güç kullanmada ve yIkIcIlIkta Cengiz Han kadar ün yapmI$ bir hakan neredeyse yok gibidir. Türk toplumlarInda yaptIgI topluca öldürmeler ve yIkImlar dü$ünülemeyecek ölçülerdedir. Böyle olmakla birlikte, bu a$IrI güç kullanImInIn bir sava$ yöntemi olarak uygulandIgInI da belirtmek gerekir.
Peçili kIyIsIndan Hazar Denizine kadar tüm Türkleri yönetimi altInda birle$tiren Cengiz HanIn kan dökücü yönetimi, önceleri acImasIzca yIktIgI Türk UygarlIgInIn deneyim ve bilimlerine duyarsIz kalmamI$tI. Çevresine Dede Tunga, Mahmut Yalvaç ve Yulyu Çutsay gibi bilge Türkleri toplamI$tI. Cengiz HanIn aldIgI yerlerdeki yönetim düzenlerini özellikle uygar Türkler kurmu$tur. Tüm yönetim görevlileri Türklerden olu$uyordu.
MogollarIn 13. yüzyIlda alfabesi bile yoktu. Dede Tunga Cengiz HanIn Uygur alfabesini benimsemesini sagladI ve küçük degi$ikliklerle uyarlama yaparak Mogollara bildirdi.
Cengiz Han, neredeyse bütün Asya'yI ve Avrupa' nIn yarIsInI ordusunun sava$ düzeni ve gücüyle ele geçirmi$tir. Mogollar küçük bir azInlIk olduklarI için, bu ordunun sürekli kazandIranlarI Türklerdi. Ordunun en yetenekli sava$çI beyleri Türkt'ü.
Cengiz Han YasasI, o zamana kadar orduda var olan
520
CENGiZ HAN DÖNEMi
Türk türelerinin bir araya toplanmasIndan olu$mu$tur.
11.2.9.2. KIPÇAK (ALTINORDU), ÇAGATAY,
iLHANLI HANLIKLARI
Cengiz Han aldIgI engin ülkeleri daha saglIgInda dört oglu arasInda payla$tIrmI$tI. Büyük oglu Cüci kendisinden önce ölmü$tü. Cüci'nin oglu Batu, KIpçak ülkesi olan Dogu ve Güney Rusya'yI, Harzem'i ve Turgay'I yönetiyordu.
Batu HanIn yönetimine AltInordu HanlIgI denir. HanlIgIn ba$kenti idil IrmagInIn güneyinde, günümüz Volgograd ili yöresinde kurulan Saray kentiydi.
Cengiz HanIn ikinci oglu Çagatay, Dogu ve BatI Türkistan'I yönetiyordu. Ba$kenti AlmalIk (Kulca) ili olan bu yönetime Çagatay HanlIgI denir.
Cengiz HanIn üçüncü oglu Oktay, Tarbagatay, Emil ve Kopdo bölgelerini kapsayan Naymanlar ülkesini ve Karakurum'u yönetiyordu.
Cengiz HanIn en küçük oglu Tüli de geleneklere göre, MogollarIn ya$adIgI yerler olan Dogu Mogolistan'da Onon ve Çin'de Kerülen bölgelerine egemendi.
Cengiz HanIn boyunun kurdugu bu yönetimler tümüyle Türk'tüler. Yönetimlerin ba$larInda gerçekte Mogol Cengiz HanIn soyundan olan hanlar vardI. Ancak ulus, ordu, yönetim görevlileri, küçük bir kesim dI$Inda beyler tümüyle Türk'tü.
HanlarIn Mogol olmasI Türk-Mogol HakanlIgInIn birligini bozmadI. Cengiz HanIn ogullarI, önce Tüli'ye baglI oldular. Daha sonra Kerulen IrmagI boylarInda 1229 yIlInda toplanan kurultay Oktay HanI Büyük Hakan seçti. Hakan Oktay Karakurum'u ba$kent yaptI.
521
ORTA ASYA
Cengiz Handan sonra da Çin'de, iran'da ve Avrupa' da toprak alma sava$larI sürdürüldü. OgullarI Oktay ve Tüli hanlar, daha sonra torunu Kubilay Han Çin'de toprak alma sava$larInI sürdürdüler. Kubilay Han Çin'in alInmasInI kesinle$tirerek 1260-1368 yIllarI arasInda bütün Çin'e egemen olan bir hakan boyu kurdu. Çin'de Kubilay hakan boyunun egemenligi 108 yIl sürdü. Çinliler bu hakan boyuna Yuan adInI verirler.
Türk illerine egemen olan Mogol tiginleri de süre geçtikçe tümüyle Türkle$tiler. Türk Harzem$ahlar ve Selçuklular FarsçayI yönetim dili ve ArapçayI yazIn dili olarak kullanmalarIna kar$In, Mogol tiginlerinin yönettigi AltInordu ve Çagatay hanlIklarInda yönetim dili yalnIz Türkçeydi. Bu hanlIklarIn ba$larIndaki tiginlerin Mogollukla ili$kileri, yalnIzca tarihi olarak Mogolluga yakInlIklarInIn ölçüsüdür.
Oktay Kagan döneminde, iran'In alInmasI sava$I da sürdürüldü. Harzem$ahlarIn taçsIz tigini Celaleddin Mengüberdi'nin [1] Cengiz HanIn baskIsI sonucu 1221 yIlInda Hindistan'a sIgInmasI gerektigi yukarIda anlatIlmI$tI. Celaleddin, Mogol ordusunun Çin'deki ugra$Indan yararlanarak iran'a döndü. Kirman, Fars ve Irak'ta Dicle IrmagInIn dogu bölgesinin Türk atabeyleri 1224 yIlInda onun egemenligini sorunsuz tanIdIlar. Bu Türkler, MogollarIn geri gelme olasIlIgIna kar$I ona bir savunucu olarak sarIlmI$lardI.
Ancak yeni yönetimini düzene koymasI gerekirken o yeni yerler almaya giri$ti. Bagdat Halifesiyle sava$tIktan sonra Azerbaycan'I alarak ba$kentini oraya ta$IdI. Sonunda, Celaleddin'e kar$I birle$en Eyyubi ve Anadolu Selçuklu hakanlarI Melik E$ref ve 1. Alaaddin Keykubat
[1] Mengü, Tûrkçede sonsuz, ölümsüz, TanrI demektir.
522
CENGiZ HAN DÖNEMi
onu Erzincan'da yendiler. Azerbaycan'daki ba$kenti Tebriz'e döndügü sIrada Oktay HanIn iran'In batIsIna gönderdigi büyük bir Türk-Mogol ordusuyla kar$Ila$tI. Celaleddin savunma yapmadan uzakla$tI ve 1231 yIlInda DiyarbakIr'da bir Kürt'ün saldIrIsI soncu öldü.
Bunun ardIndan Türk-Mogol güçleri Azerbaycan, Ermenistan ve Güneydogu Anadolu bölgelerini sava$sIz aldIlar. Ancak Kars ve Gürcistan'In Tiflis, Ani bölgelerini yogun sava$lardan sonra ele geçirdiler.
Cengiz Han boyu batIya dönerek Anadolu Selçuklu HakanI 2. GIyasettin Keyhüsrev'i Erzincan yakInInda 1243 yIlInda yendi. Bu utku sonucu Sivas, Kayseri ve Konya'yI ele geçirdi.
Cengiz Han boyu Celaleddin'den sonra, iran'I Karakurum'dan gönderdikleri beylerle yönetiyordu. AraplarIn yerel olarak iran'da Mazandaran ilinde ismaüüer yönetimiyle Bagdat'ta Abbasi Halifeligi vardI. Tüli'nin oglu Mengü Han Arap egemenliginin bu izlerini de kaldIrarak iran'da düzenli bir yönetim kurmayI tasarladI. Bu görevi karde$i Hülagü Hana bIraktI. Hülagü Han 1256 yIlInda ismaililerin ba$kenti Alamut ilini, 1258 yIlInda Bagdat'I aldI ve Hilafeti yIktI. Halife bir çuvala konarak atlarIn ayaklarI altInda çignendi. Ancak, Hülagü HanIn yanInda sava$I yöneten bey Ket Buga'nm HIristiyan bir Nayman Türkü ve Hülagü HanIn karIsI Dokuz Hatun'un da Nasturi bir Türk kadInI oldugu belirtilmelidir. Dokuz Hatun, Kerait yönetiminin son hakanI Tugrul'un torunudur.
Hülagü Han bu utkuyu kazandIktan sonra ba$kenti Azerbaycan'daki Tebriz ili olan ve iran'I içine alan bir Türk HanlIgI kurdu. 1256 yIlIndan 1344 yIlIna kadar süren bu yönetime ilhanlIlar HanlIgI denir.
523
ORTA ASYA
ilhanlIlar HanlIgInIn ülkesi doguda indüs IrmagI, kuzeyde Öküz IrmagI, Hazar Denizi, Kafkas DaglarI, batIda kendi egemenligi altIndaki Anadolu SelçuklularI, FIrat IrmagI ve güneyde iran Körfezi ile çevriliydi. Bu bölgedeyse çok eski dönemlerden beri Türkler ya$Iyordu. Özellikle de büyük Selçuklular döneminde Türklük tümüyle egemen durumdaydI. Bu nedenle bu bölgede Türklük baskIn oldugu için ilhanlIlar HanlIgInI da bir Türk yönetimi saymak gerekir.
Öbür yandan, ba$ka bir Türk-Mogol ordusu da Avrupa'ya sava$a çIkIyordu. 150 bin atlI sava$çIdan olu$an bu orduyu genel olarak Cüci'nin oglu AltInordu HanI Batu yönetiyordu. YalnIz, çevresinde karde$leri Orda, $ayban ve Tankut, Oktay KaganIn ogullarI Güyük, Kadagan ve torunu Kaydu, Tüli'nin ogullarI Mengü ve Buçek, Çagatay'In ogullarI Börü ve Baydar gibi Cengiz Han boyundan olan tiginler vardI.
Ancak gerçekte orduyu çekip çeviren bey, Çin ve iran utkanI (fatihi) Sobutay'dI. Bu ordu 1239 yIlInda Güney Rusya'da sIrasIyla KIpçak ve Bulgar Türklerini Türk-Mogol HakanlIgIna katIlmaya boyun egdirdi. Sonra bütün Rus prenslerini yok ederek Vladimir, Moskova, Tver ve Kiev illerini yaktIlar. Rusya 200 yIldan uzun bir süreyle, 1240-1481 yIllarI arasInda Türk yönetimi altInda kaldI. Rusya'dan sonra 1236-1241 yIllarI arasInda Polonya, Macaristan, Avusturya, Moravya, Silezya, Transilvanya, Adriyatik Denizine kadar Bosna, kIsacasI bütün Dogu ve Orta Avrupa alIndI. Macaristan, Güney Rusya'da oldugu gibi bir hanlIk olacaktI. Ancak 1241 yIlInda Oktay Kagan ölünce, yeni KaganIn seçilmesi için Batu ve öteki Cengiz Han tiginlerinin Asya'ya dönmeleri üzerine yapIlamadI.
Cüci'nin oglu Batu HanIn kurdugu ve torunlarInIn
524
CENGiZ HAN DÖNEMi
yönettigi, ba$kenti idil (Volga) IrmagI bölgesinde Saray ili olan AltInordu HanlIgI, doguda Aral Gölü ve batIda Özi (Dinyeper) IrmagIna kadar uzanIyordu. Bu ülkenin RomanlarIn, UygurlarIn, Peçeneklerin, Hazar ve Bulgar Türklerinin yurdu oldugu ku$kusuzdur. Bu ülkenin kuzeyindeki ve kuzeybatIsIndaki yerlerde bulunan Viyatka, Moskova, Tver, Kiev Rus prenslikleriyse AltInordu HanlIgIna baglI olan küçük ve önemsiz yönetimlerdi. 1224 yIlInda kurulan AltInordu HanlIgI 1391 yIlIna kadar varlIgInI sürdürmü$tür. ToktamI$ döneminde, 1391 ve 1395 yIllarInda Timurlenk'in yaptIgI iki akInla sona ermi$tir.
AltInordu HanlIgInIn kalIntIsI üzerinde kurulan ve 1438-1552 yIllarI arasInda ya$amI$ Kazan HanlIgIna, 1420-1783 yIllarI arasInda ya$amI$ KIrIm HanlIgIna ve 1466-1554 yIllarI arasInda ya$amI$ Astrahan HanlIgIna sonralarI gittikçe güçlenen Ruslar egemen oldular.
Oktay Kagan ölünce karIsI Turakina Karakurum' da bir süre ülkeyi yönettikten sonra, 1246 yIlInda oglu Güyük'ün Hakan olmasInI sagladI.
Güyük ölünce yine karIsI Ogul KaymI$ Karakurum' da ülkeyi yönetti. Ogul KaymI$, Oktay KaganIn torunu $iramun'un hakan seçilmesini istiyordu. Oglu Mengü' yü (Möngke) ileri süren Tüli'nin dul karIsI Chuangsheng kar$IsIna çIktI. AltInordu HanI Batu'nun yardImIyla Mengü 1251 yIlInda Kagan seçildi. Böylece hakanlIk Oktay KaganIn soyundan Tüli'nin soyuna geçmi$ oldu.
1260 - 1368 yIllarI arasIndaki dönemde egemen olan kaganlar Kubilay (1260-1294), Timur Olcaytu (1295-1307) ve sonrakiler, Cengiz Han HakanlIgIna baglI Cüci boyunun Güney Rusya'daki AltInordu HanlIgInI, Türkistan'daki Çagatay HanlIgInI ve Hülagü boyunun
525
ORTA ASYA
iran'daki ilhanlIlar (ilkhanlar) HanlIgInI yönetimleri altInda bulunduruyorlardI. Çünkü Oktay KaganIn Tarbagatay ve Çungarya'da egemen olan torunu Kaydu hakan olamayInca ayaklanarak Çagatay HanlarIna ve Karakurum'a bile saldIrmI$tI.
Bu ayaklanma yok edildikten sonra tüm Cengiz Han boyu hanlIklarI HanbalIk (Pekin) ilindeki hakanIn egemenligini ve ona baglanmayI sonuna kadar tanIdIlar. Bununla birlikte hanlIklarIn ba$kentleri uzaklarda olduklarIndan, süre geçtikçe bu egemenlik yeni hanlarIn tahta çIkmalarI için HanbalIk ilinden buyruk (yarlIg) gönderme düzeyinde kalmI$tI. Bundan ba$ka Mogol hanlarI egemen olduklarI ülkelerin töre ve anlayI$InI da almakta gecikmediler. Böylece 50 yIllIk bir sürede Çin'deki Kubilay soyu Çinlile$mi$ ve Güney Rusya' da KIpçak ülkesindeki Cüci, Türkistan'daki Çagatay, iran'daki Hülagü soylarI Türkle$mi$lerdir.
Sonuç olarak, Türkistan'I yöneten Çagatay, KIpçak ülkesini yöneten Cüci ve iran'I yöneten Hülagü boylarInIn islamI benimsemeleri, onlarI Pekin'deki Budist hakandan tümüyle ayIrmI$tIr.
Cengiz Han öldügünde ikinci oglu Çagatay HanIn egemen oldugu topraklar Dogu Türkistan'da Turfan, Be$balIk, Ka$gar, ili, Çu bölgelerini ve BatI Türkistan'In Çay ArdI Bölgesindeki Buhara ilini kapsIyordu. Öküz IrmagInIn güneyindeki Bedah$an, Belh ve Bamyan illeri sonradan alIndI. Turfan, AlmalIk illeri HIristiyan, Budist ve Ka$gar, Çay ArdI bölgeleri de MüslümandI. ArtIk bütün bu ülke ve toplumu, egemeni olan boyu kuran HanIn adIyla Çagatay diye anIldI. AyrIca bu dönemde Çagatayca adInda bir Türk yazIn dili de ortaya çIktI.
1242 yIlInda ölen Çagatay Handan sonra 1266
526
CENGiZ HAN DÖNEMi
yIlInda yönetime gelen 6. Han Burak Müslüman olduktan sonra islam dini ülke içinde yayIldI.
Çagataylar Burak Han döneminde, 1268 yIlInda, Horasan ilini ve Afganistan'daki Gazne, Kabil, Bamyan, Kunduz illerini iran'a egemen olan Hülagülerden (ilhanlIlar) aldIlar. Ancak, Hülagülerin HanI silahla kar$I koyarak bu illeri 1313 yIlInda geri almI$tIr. Çagataylar Afganistan'a egemen olduklarI sIrada, Hindistan'a da birtakIm akInlar yaptIlar.
1318 yIlInda Çagatay HanlIgI ikiye ayrIldI. Çagatay boyunun bir kesimi Dogu Türkistan'da ili, Çu, Ka$gar illerinde, öteki kesimi de Çay ArdI'nda egemenliklerini sürdürdüler.
Dogu Türkistan hanlarI yönetme güçlerini korudular ancak, batIdakiler Çay ArdI Bölgesindeki Türk beylerin egemenlikleri altIna girdiler.
Çagatay HanlIgInIn ba$bakanI Kazgan'In kIzIyla evlenen Emir Timur Kürkan (Timurlenk), Çagatay egemenligine kar$I ortaya çIkan ayaklanmanIn en önde gelenlerindendi. Uzun ugra$Idan sonra Timur son Çagatay hanI îlyas Hoca'yI 1365 yIlInda Çay ArdI'ndan sürmeyi ba$ardI. Böylece Çagatay boyunun Türkistan' daki egemenligi de sona ermi$ oldu.
Bundan sonra Çagataylar yalnIzca Dogu Türkistan egemeni olarak kaldIlar. Bu egemenlik de ülke içindeki kimi tiginlerin birbirleriyle sava$masI nedeniyle güçten dü$mü$ ve en sonunda 17. yüzyIlIn ba$Inda hocalarIn eline geçmi$tir.
527
ORTA ASYA
11.2.10. TiMUR HAN HAKANLIGI
Timur, Çay ArdI Bölgesinde bulunan Ke$ ilinde (Ye$il Kent) 1336 yIlInda dogmu$tur. BabasInIn adI Turgay'dIr. Timur'un babasI Türk Barlas boyundandIr. Timur, kendisini Cengiz HanIn soy agacIna baglamasIna kar$In, gerçekte o bir Türk'tür. ileri sürüldügü gibi Mogol soyundan degildir. Onun ata soyunun adI Kürkan oldugun için kendisi Timur Kürkani adIyla tanInIrdI. Sava$larda gövdesinin yaralanmasI sonucu, özürlü olduktan sonra Aksak Timur veya Timurlenk diye anIlmI$tIr. Kürkanlar soylu bir Türk boyuydu.
Timur'un gençliginde Çay ArdI Bölgesinde, Türkler Çagatay boyuna kar$I ayaklandIlar. Ayaklanmaya önderlik eden Kazgan adInda bir Türk HanI BatI Türkistan'da egemenligini kurmu$tu. Timur'un babasI da Kazgan HanIn yönetimindeki bölgede bulunan Ke$ ilinin beyiydi.
Timur'un gençligi ögrenim ve sava$çIlIk egitimiyle geçti. iyi ata biner, iyi kIlIç kullanIr ve iyi ok atardI. Bo$ zamanlarInda satranç oynamayI severdi. Timur çok anlayI$lI olmanIn yanIsIra, gerçekçi ve onurluydu. Çok sevinçli degildi ancak yigit ve kahramandI. Gençlik yIllarInda çevresindeki herkesten üstündü. Kalbi büyük yigitlikler yapma ve yeryüzüne egemen olma istegiyle çarpIyordu. Timur, önce Kazgan HanIn ordusunda subay oldu. Kazgan HanI yurtta$larI öldürmü$ ve kIsa sürede Çagatay tahtIna üç Han geçmi$ti. Bu yüzden Çay ArdI'nda karga$a ba$ladI. Yeni Han Timur Tugluk, güvenligi saglamasI için Timur Kürkan'I 1360 yIlInda Çay ArdI beyi olarak atadI. Timur bu yola getirme ugra$I sIrasInda hocalarla birlikte çalI$mI$ ve ba$arIsI için dinden ve hocalardan yararlanmI$tIr. Hocalar ayrIca Timur'un Han olmasI için de çalI$tIlar.
528
TiMUR HAN HAKANLIGI
Timur Çay ArdI'nda ba$arIlI olunca, Tugluk Han oglu ilyas Hoca'yI Çay ArdI HanI ve Timur'u da ba$bakanI olarak atadI. Timur ba$bakanlIk görevini bIrakIp yalnIzca orduyu yöneten bey oldu. Bundan sonra, ilyas Hoca'nIn kötü yönetimine kar$I ayaklanan Timur daga çIktI ve ilyas Hoca'dan önceki Çay ArdI HanI Hüseyin'e katIldI. Timur, Hüseyin'i de ortadan kaldIrdIktan sonra Çay ArdI'na egemen oldu ve 1369 yIlInda Belh ilinde Han oldugunu duyurdu. Sonra ba$kentini Semerkant iline ta$IdI.
11.2.10.1. GENEL YÖNETiM DURUMU
Timur Han tahta çIktIgI sIrada Dogu Avrupa ve Asya'daki yönetim durumu a$agIda anlatIldIgI gibidir.
I. iran
ilhanlIlarIn 1344 yIlInda dagIlmasIndan sonra iran, 14. yüzyIl ortalarInda parçalanmI$ bir durumda ve karga$a içindeydi. iran'daki önde gelen boylar ve birçok yerel beyler birbiriyle kavga ediyordu. SayIsI ve egemen olduklarI bölgeler sürekli degi$mekle birlikte, ba$lIcalarI Celayir, Muzaffer, Serbedaran ve Kurt boylarIydI. BunlarIn en önemlisi olan Muzaffer boyu Fars, Karman ve Irak'ta Dicle IrmagInIn dogu bölgelerine egemendi. Ba$kentleri Yezt iliydi.
Celayirler bir Türk boyudur. Dü$manlarI olan ÇobanlIlarI 1337 yIlInda yenen Büyük Hasan bu boyun beyiydi. Onu iranlIlar Hasan Büzürk diye anarlardI. Celayirler Bagdat ve Tebriz'e egemen olmu$lardI. iran'In kuzeydogu bölgesine de ba$kentleri Herat ili olan Kurtlar egemendi.
$ii olan Serbedaranlar da Sebzevar ili ve çevresine egemen olmu$lardI. 50 yIl içinde bu boydan 12 tane bey
529
ORTA ASYA
yönetime gelmi$ ve bunlarIn 9 tanesi öldürülmü$tü.
II. Hindistan
Delhi HakanlIgInda 1321 yIlInda yönetime KIlcilerin yerine Müslüman bir Türk boyu olan Tugluklar geçmi$ti. Timur'un dogdugu sIrada hakan olan Tugluk boyundan Mehmet, tutucu oldugu için Brahman dinine baglI olanlara baskI yapmaktaydI. Bu nedenle çIkan genel ayaklanma sonucunda hakanlIgI parçalandI. Bu durumdan yararlanan tiginleri, beyleri bagImsIz oldular ve ülkesinin Bengal, Caunpur, Malva, Gücerat ve Dekkan bölgelerinde be$ Müslüman yönetim ortaya çIktI. Delhi HakanlIgI da 14. yüzyIlIn sonunda küçülerek bir Doab SultanlIgIna dönü$tü.
III. Çin
Çin'i yöneten Kubilay boyuna kar$I 1302 yIlInda ayaklanma ba$ladI. 1370 yIlInda Çin topraklarI Türk-Mogol egemenliginden çIktI. Bu tarihten sonra Mingler saldIrarak Çin'i ve birçok Türk illerini ele geçirdiler. Timur bu Türk yurtlarInI kurtarmayI amaç edinmi$ti. Büyük bir ordunun ba$Inda Çin'i almak için giderken ölmesi bu istegini gerçekle$tirmesine engel oldu.
IV. Türkler
A. Türkistan ve Dogu Avrupa: Cengiz HanIn ikinci oglu Çagatay Hana bIraktIgI Çagatay HanlIgI 150 yIl kadar sürmü$tü. Oktay KaganIn 1241 ve Çagatay HanIn 1242 yIllarInda ölmelerinden sonra, Çagatay HanlIgI çok karI$Ik ve sorunlu bir durumla kar$Ila$mI$tI.
Çagatay Handan sonra ülke içerisinde 31 kadar tigin veya hanIn egemenligi vardI. BunlarIn kendi aralarIndaki çeki$meler yüzünden Çagatay HanlIgI 1321 yIlInda Dogu Çagatay HanlIgI ve Çay ArdI (BatI Çagatay) HanlIgI adlarIyla ikiye ayrIldI. Dogu Çagatay
530
TiMUR HAN HAKANLIGI
HanlIgInda da ülkeyi yöneten han boyunun kurulmasI ve Timur HanIn ortadan kaldIrmasI arasInda 15 Han gelip geçti.
Daha doguda ba$kenti Hami ili olan bir Uygur HanlIgI vardI.
Kuzeydeyse, Cengiz HanIn oglu Cüci HanIn 1227 yIlInda ölümünden sonra AltInordu ülkesi ogullarI arasInda payla$IlmI$tI. Büyük oglu Orda Han doguda Akordu [1] Bölgesinde, Rusya utkanI Batu Han ba$kenti Saray ili olmak üzere Gökordu Bölgesinde, üçüncü oglu $ayban Han da Akordu'nun kuzeyinde birer hanlIk kurdular. $ayban ve Özbek hanlar $ayban boyunun iki ba$buglarIydI.
B. Azerbaycan ve Mezopotamya Türkleri: Celayir beyi Büyük Hasan Bagdat ilinde 1340 yIlInda Celayir HanlIgInI kurmu$tu. Bu hanlIk Bagdat Bölgesine ek olarak Azerbaycan'a da egemendi.
Celayir sözcügü, bir Türk boyu Ba$bugunun adIydI. Celayir beylerine îlkhanlar da denirdi. Celayir HanlIgI egemen oldugu bölgelerde Hülagü HanIn kurdugu ilhanlIlar HanlIgInIn yerini almI$tI. Timur HanIn saldIrIsI sonucu ülkesini yitiren Celayir HanI Ahmet Suriye ve MIsIr'a sIgInmI$tI. Timur Han 1405 yIlInda öldükten sonra ancak ülkesini geri alabildi. Celayir HanlIgI, eski dostu Karakoyunlu HanI Kara Yusufun 1410 yIlInda saldIrmasI sonucu yIkIldI.
Karakoyunlular, Celayirlerin önce dostlarI oldular, sonra da onlarIn yerini aldIlar. Karakoyunlular ve
[1] YayIk (Ural) IrmagIyla Aral Gölü arasIndaki bölgedir.
531
ORTA ASYA
Akkoyunlular, Karakoyunlu ve Akkoyunlu adlarInI bayraklarIndaki simgelerden almI$lardIr. Önce Van Gölü yakInInda küçük bir bölgeyi alan Karakoyunlular, daha sonra Trabzon ve çevresini de ele geçirdiler.
Bagdat'taki Celayir HanI Üveys'in, çalI$malarIna kar$I ödüllendirerek Türklerden olu$an bir ordunun beyi yaptIgI Kara Mehmet, Karakoyunlu boyunun atasIdIr. Bu görevi kendisinden sonra oglu Kara Yusuf sürdürmü$tü. Karakoyunlu boyu Kara Yusuf ile ba$lar. Kara Yusuf, kendi boyunun koruyucusu Üveys Handan Bagdat'I almI$tI. Ancak, Timur Han torunu Ebubekir'i göndererek kenti kurtardI ve o dönemin Celayir HanI Ahmet'e geri verdi.
Akkoyunlu Han boyu, 1378-1509 yIllarI arasInda Akkoyunlu ülkesine egemendi. Timur HanIn, ba$kenti DiyarbakIr olmak üzere Mezopotamya ve Ermenistan' da birer bölge verdigi BayIndIr Han Akkoyunlu soyundandI. Bu nedenle Akkoyunlu HanlIgIna BayIndIr HanlIgI da denir.
Akkoyunlu HanlarInIn sayIsI kesin belli degildir. ilk Akkoyunlu HanI TuralI Beydir. ilk önce Musul ve Amadiye bölgelerini ele geçirdiler. Oglu Kutlu Bey Mezopotamya'nIn önemli bir bölümünü egemenligi altIna aldI. Kutlu Bey 1389 yIlInda öldü.
Kutlu Beyin oglu Kara Osman, Sivas Beyi KadI Burhanettin için çalI$Iyordu. Ancak baglI oldugu KadI Burhanettin'i öldürerek yurdunu almI$tI. Bir OsmanlI ordusu kendisine kar$I sava$a çIktIgInda Kara Osman Timur HanIn ordusuna katIldI. Timur HanIn YIldIrIm BayazIt ile yaptIgI sava$ta Timur için çalI$tI. Bu çalI$masInIn ödülü olarak Timur Kara Osman'a Sivas, Erzincan, Mardin ve Urfa illerini verdi.
532
TiMUR HAN HAKANLIGI
C. Suriye, Arabistan ve MIsIr: Suriye, Arabistan ve MIsIr 14. yüzyIlda MIsIr'daki Memlûk Türkleri yönetimi altIndaydI. Suriye'de HIristiyanlar ve Müslümanlar arasInda geçimsizlik vardI. Memlükler yalnIz KIzIldeniz kIyIsIna degil, Bagdat Abbasi Halifeliginin 1258 yIlInda yIkIlmasIndan sonra Mekke iline de egemen oldular.
D. OsmanlIlar ve BizanslIlar: Grek (Bizans) imparatorlugu gerilemekteydi. SelçuklularIn yerini alan OsmanlIlar Anadolu'daki Bizans illerini birbiri ardInca ele geçirmekteydi. Timur HanIn dogdugu sIrada Osman OgullarI Beyligini yöneten Orhan Bey Bursa, iznik, izmit, BalIkesir illerini almI$ ve Bursa ilini ba$kent yapmI$tI. Orhan Bey, ülkesini Marmara Bölgesine kadar geni$letmi$ ve Çanakkale BogazInI geçerek bogazlara egemen olmu$tu.
Sonraki yüzyIlda istanbul'u alan Utkan Mehmet Han (2. Mehmet), Avrupa'nIn ve Asya'nIn en güçlü hakanlarIndan biri olmu$tu. Ancak Timur HanIn saldIrIsIndan sonra OsmanlI yönetimi çetin ko$ullar altInda büyük yIkImlar ya$amI$tI.
V. Dogu HIristiyan KIrallIklarI
14. yüzyIlda Kudüs'te kurulan FransIz KIrallIgI çok varlIklIydI. Famagusta (Magosa) limanI Avrupa ve dogu arasInda önemli bir ürün degi$im yeriydi. Liman 1372 yIlInda Cenevizliler, 1464 yIlInda Venedikliler ve 1571 yIlInda OsmanlIlarIn eline geçti.
Kilikya'daki (Çukurova Bölgesi) Ermeni KIrallIgI da gerilemekteydi. YumurtalIk limanI çeki$mesini bitirmek isteyen MIsIr'daki Memlûk Türkleri birkaç kez Ermenilere saldIrdIlar. 1375 yIlInda Ermenilerin elinde yalnIzca Sis (Kozan) kalesi kalmI$tI. Bu kale de dü$tükten sonra Ermeni KiralI Paris'te öldü.
533
ORTA ASYA
1248 yIlInda Cengiz Han HakanlIgIna katIlan Gürcistan'I Timur Han 14. yüzyIlIn son 15 yIlInda birçok kez ele geçirdi ve ülkede yIkImlar yaptI. Avrupa'da bagImsIzlIklarInI ara sIra yitirip yeniden elde eden Moldavya (Bugdan) ve Eflak (Ulah) ülkeleri güçlükle ya$IyorlardI. Bulgar KIrallIgInI da OsmanlIlar 1396 yIlInda alarak ortadan kaldIrmI$lardI.
VI. KIrIm ve Rusya
KIrIm'da Bizans'In egemenligi ortadan kalkmI$ ve Türkler egemen olmu$tu. Cenevizliler kIyI kentlere alIm satIm yapmak için yerle$mi$lerdi. Venedikliler daha KIrIm'da yoktu. Birçok küçük prensliklere ayrIlan Rusya ve Litvanya'nIn verdigi korku yüzünden Cenevizliler Türklerin buyrugu altIna girmi$lerdi. Moskova prensleri, Türk hanlarInIn yanInda önemsiz kimselerdi ve tahta çIkmalarI için hanlarIn buyrugunu almalarI gerekirdi.
Türkler, kendi egemenliklerindeki bir ana yönetim dü$üncesini yayarak ve Avrupa'nIn Rusya'yI almasInI engelleyerek, belki de istemeden Rusya'nIn bagImsIzlIgI ve birligi için çalI$mI$ oldular.
VII. Türkler ve Avrupa
Türklerle Avrupa arasInda çok önceki dönemlerden beri alIm satIm ili$kisi vardI. Birçok üyesi HIristiyan olan Türk Ulusunu tümüyle HIristiyan yapma çabasIyla 13. yüzyIldan beri HIristiyanlIgI yayan birçok görevliler gönderildi. Fransa, ingiltere, ispanya kIrallarI ve Papalar Türk hakanlarIyla ileti$im kurarlardI ve kendileriyle anla$ma yapmaya çalI$IrlardI.
Timur Han, Fransa KiralI 6. KarVa (Cari) alIm satIm ili$kilerinin arttIrIlmasI için bir ileti yazmI$tI. KIral da 1403 yIlInda yazdIgI dostça yanItInda Timur Hana yenilmez nitelemesiyle seslendi. 1404 yIlInda Timur
534
TiMUR HAN HAKANLIGI
Han bir ispanya elçisiyle de Semerkant'ta görü$tü.
11.2.10.2. iRAN'IN ALINMASI
Timur Han, Hakan olduktan sonra önce Harzem ve Dogu Çagatay ülkelerini almaya yöneldi. Bu ülkelerin tümünü ancak üç yIldan uzun süren çetin sava$lardan sonra 1380 yIlInda alabildi.
AltInordu (KIpçak) ülkesinde karI$IklIklar ortaya çIktI. Karga$a içindeki bu bölgede 1375 yIlInda Akordu HanI Urus ile KIrIm HanI ToktamI$ sava$IyorlardI. ToktamI$ Han yenilince Timur Hana sIgIndI ve Timur HanIn verdigi orduyla AltInordu ülkesini geri aldI. Böylece, Timur HanIn sava$çIlarI da ilk kez Slavlarla kar$Ila$mI$ oldular.
ToktamI$'In yerine AltInordu HanI olan Mamay'a kar$I Moskova Prensi Dimitri'nin ayaklanmasI nedeniyle Timur Han, RuslarI yola getirmek için ikinci kez Rusya' ya bir ordu gönderdi. Türk ordusu RuslarI yenerek Moskova'yI yIktIktan sonra Poltava Yöresinde Rusya'yI almaya hazIrlanan LitvanyalIlarI da yendi. Bu yanlI$ davranI$ ve araya girme Rus toplumunun ya$amInI sürdürerek birligini korumasInI saglamI$tIr.
Timur Han, 1381-1385 yIllarI arasInda yaptIgI ve be$ yIl süren sava$lar sonucunda Dogu ve Kuzey iran'I ele geçirdi. Bu bölgelere egemen olan Kurt, Serbedaran ve Mazenderan beylerini tutsak ederek Semerkant'a getirdi. Bu beylerin ülkelerini kendi boyundan tiginler arasInda payla$tIrdI.
Timur Han bundan sonra da sava$I sürdürerek 1386-1387 yIllarI arasInda iki yIl içerisinde iran, Irak ve Azerbaycan'I aldI. Büyük bir sava$ta Celayirlerin HanI
535
ORTA ASYA
Ahmet'i yendi. Bu baskI sonucu Ahmet Han kaçtI. Tebriz'den kuzeye yönünde ilerleyen Timur Han Kars, Tiflis ve bütün Gürcistan'I aldIktan sonra kI$I geçirmek için Karabag'a gitti. 1387 yIlI ba$Inda batIya yönelerek OsmanlI HakanI YIldIrIm BayazIt'tan Erzurum, Ahlat, Erzincan, Mu$ ve Van illerini aldI.
Timur Han, Muzaffer boyunun beyi Zeynel Abidin'in Bayat'ta sorumluluklarInI yapmamasI yüzünden ikinci kez iran'In Isfahan iline döndü. $iraz Hindeyken önceleri korudugu AltInordu Han'I ToktamI$'m Çay ArdI'nI ele geçirdigini ögrendi. Semerkant'a dönerken yolda oglu Ömer $eyh'in yenildigi bilgisini aldI.
Timur HanIn geldigini ögrenen ToktamI$ Han çabucak kaçtI. Kendisini izleyen olmadIgInI görünce sonraki yIl yine Çay ArdI'na akIn yaptI. Timur Han ToktamI$ sorununu çözmek istiyordu. Büyük bir ordu ile KIpçak ülkesine girdi ve ToktamI$ HanI Moskova'ya kadar izleyerek 1391 yIlInda yendi.
Bu utku onuruna Timur Han ordusuna bir $ölen düzenlemi$ ve gece gündüz eglenilmi$ti. 26 gün süren $ölenden sonra Semerkant'a döndü.
Bundan sonra Timur HanIn Be$ YIl Sava$I denilen sava$I ba$ladI. 1392 yIlInda Semerkant'tan yola çIkan Timur Han iran'da ortaya çIkan ayaklanmalarI bastIrdI. iran'daki Muzaffer boyunu da ortadan kaldIrdI. AyrIca Celayir HanI Ahmet'ten Bagdat ilini aldI ve yakInlarInI tutsak olarak Semerkant'a gönderdi.
Kaçan Ahmet HanIn ardIndan Timur Han Suriye'ye gitti. Urfay'I alarak Kerkük, Erbil ve Musul yönüne yürüdü. ArdIndan Ahlat, Bitlis, Mu$ ve Sivas illerinden geçerek 1394 yIlInda yeniden Gürcistan'I ele geçirdi.
536
TiMUR HAN HAKANLIGI
ToktamI$ Han 1395 yIlInda yine saldIrdIgI için Timur Han Derbent ilinden geçerek KIpçak ülkesine girdi. ToktamI$ Hana sertçe kar$IlIk vererek yola getirdi. Moskova'ya kadar gidip kenti alarak bir yIldan uzun bir süre burada kaldI. iran'da birçok ayaklanmalar çIktIgI için 1396 yIlInda Semerkant'a döndü.
Bundan sonra Timur Han ile OsmanlI HakanI YIldIrIm BayazIt arasIndaki çeki$me ve dü$manlIk giderek arttI. BayazIt Han, MIsIr'daki Memlûk HanI Berkük'e Timur Hana kar$I bir anla$ma önermi$ti. AyrIca Sivas Beyi Burhanettin ölünce BayazIt Han Karaman'I almI$tI. Bütün bu geli$meler Timur Han ile BayazIt Han arasIndaki yIkIcI sava$a neden olmu$tur.
Timur Han dinsel ve yönetimsel nedenlerin yanIsIra, agIrlIklI olarak da çok para gerektiren batI sava$InI hazIrlamak için gelir elde etmek amacIyla 1398 yIlInda Hindistan Sava$Ina giri$ti. 5 ay 17 gün süren Hindistan Sava$Indan sonra 1399 yIlInda Semerkant'a döndü.
Bu sIralarda MIsIr'daki Memlûk HanI Berkük Suriye' de ayaklanan ilbeyleriyle ugra$Iyordu. Celayir HanI Ahmet de Memlüklerin ve Karakoyunlu HanI Kara Yusuf'un yardImIyla Bagdat'a dönmü$ ve Azerbaycan'I ele geçirmi$ti. OsmanlI HakanI YIldIrIm BayazIt da bu durumdan yararlanarak Sivas ve Malatya'yI almI$tI.
Bu geli$meleri ögrenen Timur Han yeniden batIya dogru yola çIktI. Celayir HanI Ahmet ve Karakoyunlu HanI Kara Yusuf korkarak OsmanlI HakanI BayazIt'a sIgIndIlar. Timur Han Azerbaycan'dan sonra Karabag'a girerek Azerilere ve Gürcülere gereken dersi verdi. BatIya dönerek Anadolu'ya girip Sivas'I ve Malatya'yI aldI. Buradan Suriye'ye girerek Halep, Hama, Humus, Balebek ve $am illerini de aldI. Timur Han bu illerde
537
ORTA ASYA
ya$ayan sanat ustalarInI Semerkant'a gönderdi. Suriye Sava$Indan sonra Bagdat'a döndü. Ahmet Celayir ve Kara Yusuf Moskova'ya kaçmI$lardI. Timur Han 1401 yIlInda Bagdat'I yeniden aldI. Bagdat, Basra, $attülarap bölgelerinden bir il olu$turarak yönetimini torunu Ebu Bekir'e verdi.
Timur Han kI$I Karabag'da geçirdikten sonra BayazIt Hana kar$I sava$mak için Tortum, Kemah'tan geçerek Kayseri ve Ankara'ya yöneldi. Karakoyunlu HanI Kara Yusuf'un kI$kIrtmasIna kapIlan BayazIt Han, Anadolu'daki Timur HanIn dostlarInI sIkI$tIrIyordu. BayazIt HanIn ayrIca Sivas yönetimine el koymasI da sava$tan kaçInmayI olanaksIz bir duruma getirmi$ti. Önceki utkularInIn etkisiyle kendini büyük gören BayazIt Han hiçbir önlem almamI$tI. Timur ve BayazIt Hanlar arasIndaki sava$, Ankara ilinin kuzeydogusunda bulunan Çubuk OvasI çevresinde olmu$tur. Sava$ oldugu sIrada gören kimseler, her iki yanda bir milyon sava$çInIn oldugunu belirtmi$lerdir (?).
Timur HanIn ordusu Anadolu'dan epeyce sava$çI toplamI$tI. Bundan ba$ka Hindistan'dan getirdigi 32 fili de sava$ alanInIn çe$itli noktalarIndan sava$a sokmu$tu. Sava$ çok uzun ve kanlI oldu. 1402 yIlInIn 20 Temmuz sabahI ba$layan sava$ geceye kadar sürdü. SIcaktan yorulanlar, susuzluktan bayIlanlar ve bir kesim sava$çIsInIn Timur HanIn ordusuna geçmesi yüzünden OsmanlI ordusu güçsüzle$ti. OsmanlI ordusu yine de kusursuz denecek kadar özveri gösterdi, ancak yenilgiden kurtulamadI. YanIndaki 10 bin yeniçeri sava$çI öldükten sonra BayazIt Han kaçmak istediyse de atIndan dü$erek oglu Musa ile birlikte tutsak edildi. Timur Han, BayazIt HanI saygIyla kar$IladI ve deger verdi. Timur HanIn, BayazIt HanI bir kafese koyarak birlikte gezdirdigi söylentisi dogru degildir.
538
TiMUR HAN HAKANLIGI
BayazIt Han üzüntüsünden 9 Mart 1403 tarihinde Ak$ehir'de öldü. Timur Han, OsmanlI HakanInIn ölü gövdesini alIp götürmesi için BayazIt HanIn oglu Musa'yI özgür bIraktI.
Timur Han bundan sonra Bursa'yI alarak izmir'e yöneldi. izmir'i ele geçiren Rodos $övalyelerine islam dinini benimsemeleri için baskI yaptI. Müslüman olmayanlar öldürüldü. MIsIr'daki Memlûk HanI, Timur HanIn utkularIndan korkarak bir elçiler kurulu gönderdi ve O'nun egemenligini tanIdI. AyrIca MIsIr' da Cuma söylevlerinde (hutbe) Timur HanIn adInI da okuttu. Memlûk HanI böylece Timur HanIn dostlugunu kazandI.
Timur Han doguya dönerek 1403-1404 kI$InI Karabag'da geçirdi ve ilkbaharda Semerkant'a döndü. Timur Han 1404 yIlInda Semerkant'a döndügünde yeni yerler almayI dü$ünüyordu. Yeniden silaha sarIlmadan MIsIr, OsmanlI HakanlIgI, Mezopotamya ve ispanya'dan gelen elçilerle görü$tü ve birçok torununu evlendirdi. Bu $ölenlerdeki bolluk duyulmamI$ bir seviyedeydi. Bütün konuklar çok $arap içtiklerinden sarho$ olmu$lardI.
Timur Han, Çin'i Müslüman yapmak ve orada Türk egemenligini yeniden kurmak istiyordu. Timur Han büyük bir ordu toplayarak ba$Ina geçti ve 1404 yIlInda Çin'e dogru yola çIktI. Timur Han yol üstündeki Otrar ilinde ölecegini anlayarak bakanlarIna son isteklerini bildirdi. Torunu Pir Muhammedi Cihangir HanI yerine geçecek hakan olarak belirttikten sonra yeryüzü i$iyle ugra$mak istemeyerek dinlenmeye çekildi. Egemenligini 36 yIl sürdüren Timur Han 71 ya$Indayken 1405 yIlInda Otrar ilinde öldü. Ölü gövdesi ba$kent Semerkant iline götürüldü.
539
ORTA ASYA
11.2.10.3. TiMUR HAN SONRASI
Timur Han ele geçirdigi yerlerden yalnIzca indüs (Sint), Kuri, FIrat IrmaklarI, Aral Gölü, Hazar Denizi, Çay ArdI bölgelerinde ve Azerbaycan, Gürcistan, Afganistan, iran, Irak ülkelerinde yönetim ve toplumla ilgili kurumlarInI olu$turmu$tur. Bu bölgelerin dI$Inda yaptIgI etkinlikler bir sava$tan veya akIndan öteye gitmemi$tir. Timur Han, böylesine büyük bir hakanlIgI bir hakanIn yönetemeyecegini anladIgIndan saglIgInda ülkesini ogullarI ve torunlarI arasInda e$it olarak payla$tIrdI. Ancak Timur Handan sonraki geli$meler nedeniyle bunlar iki büyük yönetim altInda birle$tiler.
I. Celaleddin Miran$ah Han ile ogullarI Ebubekir ve Ömer'in yönetimi. Bu yönetim BatI iran, Tebriz, Bagdat bölgelerinde egemendi. Celayir ve Karakoyunlu Türkleri ile yapIlan sava$lar ve ogullarInIn ayaklanmasI yüzünden Celaleddin Miran$ah Han yönetimi çok kIsa sürede ortadan kalktI.
II. $ahruh Han yönetimi. $ahruh Han yönetimi önceleri yalnIzca Horasan Bölgesini kapsIyordu. KIsa sürede Çay ArdI Bölgesini ve birkaç yIlda Suriye, Arabistan dI$Inda kalan Timur HanIn eski hakanlIgInI egemenligi altIna aldI. Ancak $ahruh Han yönetimi 40 yIl kadar sürebildi. $ahruh Han 1447 yIlInda öldükten sonra yönetimi de dagIldI. Ülke egemenligi küçük bölgeleri ve illeri elinde tutan ve birbirleriyle kavga eden Timur Han torunlarIna geçti.
Bu durumdan yararlanan $aybanlar Özbek HanlIgI adIyla Çay ArdI Bölgesinde bir sürekli yönetim kurdular. iran'da ulusalcIlIgI uyandIran Safeviler de ülkedeki Timur Han torunlarInIn yerine geçerek birle$mi$ bir iran olu$turdular. Timur HanIn torunlarIndan yalnIz Babür
540
TiMUR HAN HAKANLIGI
HanIn Hindistan'da kurdugu Babür HakanlIgI 200 yIldan uzun sürmü$tür.
Timur HanIn OsmanlIlar, KIpçaklar (AltInordu) gibi Türk hanlIklarInI ve Türkleri ezmesi, Türklerin gelecegine dönük kötü sonuçlar dogurmu$tur. Rus ÇarlIgInIn ve iran Safevi yönetiminin olu$umlarI için uygun ko$ullarI hazIrlamI$tIr. AyrIca din adamlarInI ülke yönetimine karI$tIrmasI ve din yoluyla Türklügü Arap etkisi altInda bIrakmasInIn da Türk ekinine çok kötülügü dokunmu$tur.
11.2.10.4. TiMURLAR DÖNEMiNDE DÜ$ÜNCE
Timur HanIn ogullarIna ögütlerinin de bulundugu TüzükkatI Timur (Timur Tüzükleri, Timur YasalarI) adlI yapItI, ba$arIsInI ve ululugunu saglayan birçok düzeni, kuralI ve ögütleri içerir.
SIra dI$I olaylarIn yogunlukla ya$andIgI 14. yüzyIl yazIn, sanat ve fen bilimleri alanlarInda çok parlak bir dönem olmu$tur. Bunun nedeni hakanlarIn saraylarIna yazarlarI, ozanlarI, sanatçIlarI toplamalarI ve onlarI özendirmeleridir. Timur Han da bilim adamlarInI ve yazarlarI severdi. AldIgI tüm ülkelerin en iyi sanat adamlarInI Semerkant'a göndererek ba$kentini görkemli anItlarla süsledi. Timurlar döneminde ozanlarIn Farsça ve yazarlarIn Arapça yazmalarI gelenekti. Bu dönemin en çok tanInmI$ ozanI HafIz $irazi'dir (Muhammed $emseddin).
Timur Han özellikle tarihi yapItlarI çok severdi. Bilim adamlarIyla çok özel ve arkada$ça tartI$IrdI. Orta Asya'da bilim ve uygarlIgIn geli$mesi için çalI$an Timur Han özellikle bayIndIrlIkla (kentle$me) çok ugra$IrdI. Çay ArdI'ndaki ba$kenti Semerkant'I ve Türkistan'In öteki kentlerini geli$tirerek güzel harImlar (bahçeler),
541
ORTA ASYA
camiler, hanlar, saraylar, medreseler, hamamlar yaptIrdI. TarIma da önem vererek Çay ArdI'nda birçok su yolu açtIrdI.
Ülke yönetimi ve toplumla ilgili konularda gerileme dönemi olarak görülmesi gereken Timurlar dönemi, dü$üncede islam tarihinin en parlak dönemlerinden biridir. Hakanlar bilim adamlarInI yalnIz özendirmeyle yetinmezlerdi, kendileri de yapItlarIyla, çalI$malarIyla dü$ünce ya$amIna katIlIrlardI. Bu konuda $ahruh, Ulug Bey, Hüseyin Baykara ve Babür adlarInI belirtmek yeterlidir. Bu hakanlarIn tümü yazar ve ozandIlar. Ulug Beyin Semerkant'ta yaptIrdIgI gözlemevi yeryüzünün en güzel yapItlarIndan biriydi. Ulug Bey'in gök bilimine ve matematige katkIsI büyüktür. Onun yapItlarI Avrupa dillerine çevrilerek incelenmi$tir. FarsçanIn etkisinden kurtulamamakla birlikte bu dönemde Türk yazInI da güzel yapItlar üretmi$tir.
Timur HanIn çocuklarI döneminde ya$ayan Ali $ir Nevai, bütün Türklügün en büyük ozanlarIndan biridir. TimurlarIn yazIn ve bilim kurullarInda Türk dilinin önemini ba$arIyla savunan Ali $ir Nevai, ayrIca Muhakemetül Lügateyn adlI yapItIyla da Türkçenin Farsçadan daha üstün bir dil oldugunu kanItlamI$tIr.
Timurlar dönemi resim ve güzel yazI yazma sanatlarI açIsIndan da çok parlaktI. Bu dönemde Çay ArdI'ndaki illerde birçok resim sanat dallarI ortaya çIkmI$tIr.
11.2.10.5. CENGiZ HAN VE TiMUR HAN
ORDULARI
Cengiz HanIn büyük ordusu Asya'da o dönemin en yetkin ve düzenli ordusuydu. Ancak Timur Han, Cengiz Han ordusunun yapIsI temeline dayanarak düzenledigi
542
TiMUR HAN HAKANLIGI
ordusunu çok daha yetkin bir yapIya getirdi. Her iki Türk utkanIn ordularInIn yapIsInI, yönetimini ve sava$ düzenine geçirme yöntemlerini, kullandIklarI silahlarI ve donanImlarInI dogu tarihçileri çok ayrIntIlI biçimde yazarak anlatIrlar. AyrIca, 19. yüzyIl sonlarIna dogru Rus ordusu kurmaylarIndan General Ivanin uzun süre Orta Asya'yI ve bozkIrlarInI dola$tI, tarihçilerin ilettikleri bilgileri topladI, Cengiz Han ve Timur Han ordularInIn yapIsInI, sava$ yöntemlerini belirlemeye çalI$tI [1]. A$agIdaki bilgiler, bu uzman generalin yapItIndan kIsa özet olarak alInmI$tIr.
Timur HanIn ordusu yaya ve atlI sava$çIlardan olu$mu$tu. Yaya sava$çIlara uzak bozkIr sava$larInda at verilirdi. AtlI sava$çIlarIn büyük bir bölümü de gerektiginde yapabilmeleri için yaya sava$I egitimi ve ögretimi görürlerdi. AtlI sava$çI, özellikle çok sayIda ve titizlikle ok atmasI gerekince atIndan inerdi.
AtlI sava$çIlar sIradan ve seçkin diye iki birlige ayrIlIrdI. Seçkin sava$çIlar daha iyi donanImlI ve agIr, sIradan sava$çIlar agIr olmayan (yegni) atlI birliklerdi. Bunlara ek olarak kusursuz donanImlI, giysileri çok süslü ve hakanI korumakla görevli atlI sava$çI birligi de vardI.
Bu sürekli ordu birlikleri dI$Inda, a$agIda belirtilen yardImcI birlikler de vardI.
I. Gemi, kayIk ve köprü yapImInda görevlendirilen köprücü birlikleri.
II. Yunan ate$i atan birlikler.
III. Ku$atma araç gereçleri ve ate$ atan makinalarI
[1] M. I. Ivanin, O voennom iskusstve zavoevanii Mongolo-Tatar i sredneaziatskih narodov pri Chingishane i Tamerlane.
543
ORTA ASYA
üreterek kullanan uran (sanayi) birlikleri. Bu araç gereç ve makinalar Timur HanIn ordusunda çok geli$mi$ti. Yunan ate$i atmak için günümüz havan topunun daha ilkeli olan bir tür bakIr kazan kullanIlIrdI. Timur HanIn yaptIgI kale sava$larIndan, kalelerin ku$atIlmasI ve alInmasI için YunanlIlarIn ve RomalIlarIn kullandIklarI yöntemlerin tümünü bildigi anla$IlmaktadIr.
IV. DaglIk bölgelerde sava$mak için Timur Han,
daglIk ülkelerde ya$ayanlardan toplanIp egitilen özel
piyade birlikleri olu$turmu$tu. Bunlar günümüzde bilinen dagcI birliklerin ilkleridir.
Cengiz Han ve Timur Han ordularInIn birlikleri 10 ve katlarI sayIlarda erden olu$urdu. Ba$ka bir deyimle birlikler 10, 100, 1000, 10000 erden olu$urlardI. Ara sIra 12 bin ki$iye de yükselen 10 bin ki$ilik birlige tümen denirdi. Bin ki$iden olu$an birlikleri günümüzde Türkiye Cumhuriyeti ordusunda da bulunan onba$I, yüzba$I ve binba$I sanlarInI ta$Iyan beyler yönetirdi. Tümeni yöneten beye Arapça Emir sanI verilirdi. Timur Han ordusunun bu yapIsI iran ordusunda da günümüze dek izlerini korumu$tur.
AgIr olmayan veya sIradan atlI sava$çI birliklerin bütün donanImI ok, yay, sadak, kIlIç, testere, biz, igne, ip, balta, 10 tane ok ba$I, torba, tulum ve iki tane attan olu$uyordu. AyrIca her 18 tane sIradan atlI sava$çInIn keçeden yapIlmI$ bir çadIrI vardI. Seçkin atlI sava$çIlar, sIradan atlI sava$çIlarIn donanImIna ek olarak ba$larIna tulga ve sIrtlarIna zIrh giyerlerdi. AyrIca her 5 tane seçkin atlI sava$çInIn bir keçeden yapIlmI$ çadIrI vardI.
HakanI korumakla görevli olan atlI sava$çI birlikleri ise, seçkin atlI sava$çI birliklerin donanImlarIna ek olarak sava$ topuzu (gürz) ve sava$ baltasI da ta$IrlardI.
544
TiMUR HAN HAKANLIGI
HakanI korumakla görevli olan sava$çIlarIn atlarInIn üstü kaplan derisiyle kaplIydI.
Tabur ve tümen düzeyindeki birliklerde büyük ölçüde yedek donanIm ve araç gereç bulunurdu. Bunlar yük ta$Iyan at, katIr ve develer ile gerekli yerlere götürülürlerdi.
Piyadelerin kIlIçlarI, yaylarI ve belirli sayIda oklarI vardI. Her sava$tan önce atlI sava$çI ve piyadenin yanlarInda hangi sayIda ok bulunacagI buyruklarla bildirilirdi. Yaya sava$çI birlikleri özellikle yegni (agIr olmayan) piyadelerden olu$urdu.
Cengiz Han yasasI, sava$a gitmeden ve ba$lamadan önce birliklerde yoklama yapIlarak erlerin saglIgInIn, donanImInIn ve araç gereçlerinin gözden geçirilmesini buyururdu. Timur Han bu yasayI büyük bir titizlikle uygulardI. Onba$I adayI, aynI mangadaki on erden dokuzunun istegiyle seçilirdi. Seçilen adaylarI yüzba$I onaylarsa, onba$I olmalarI kesinle$irdi. Onba$Ilar mangalarInIn eksiklerini gidermek için er alabilirlerdi. Binba$IlIga, tümen beylerinin veya tiginlerin çocuklarI arasIndan sava$ma yetenegi ve yigitligiyle öne çIkanlar atanIrdI. Her birligin beyinin bir de yardImcIsI vardI ve gerektiginde onun yerine geçerdi.
Üstlerin birliklerini yönetme güçleri, ödül verme ve yaptIrIm uygulamayla saglanIrdI. Her üstün birligindeki erleri uzakla$tIrma yetkisi vardI, ancak onlara ölüm yaptIrImI uygulayamazdI. Timur Han gövdeye uygulanan yaptIrImlarI sevmezdi ve ordusunda da yasaklamI$tI. O, "KamçI ve degneksiz sözünü geçiremeyen ve buyrugunu saydIramayan bir üst, üst olmaya uygun degildir" derdi. Buyruga uymama, korkaklIk ve sIkI düzeni bozma suçlarIna, Cengiz Han yasasI geregince yaptIrImlar
545
ORTA ASYA
uygulanIrdI. KorkaklIk gösterene kadIn giysisi giydirilip yüzüne düzgün ve allIk sürülürdü. Bu kIlIkla bir e$egin kuyruguna baglanarak erler arasInda ve kalabalIk yerlerde alayla dola$tIrIlIrdI.
Onba$IlIk ve yüzba$IlIk orunlarI (rütbeleri) her er için eri$ilebilecek derecelerdi. Ancak binba$I ve daha yukarI dereceler için soylu bir boydan olmak gerekirdi. Bununla birlikte soyluluk ko$ulu kesin degildi. Sava$ta büyük yararlIlIk gösterenler, soylu olmasalar da bu orunlara yükselebilirlerdi.
AylIk ödemeler parayla degil, atIn degeriyle ölçülürdü. Onba$I erin on katI, yüzba$I onba$InIn ancak iki katI aylIk alIrdI. Binba$I aylIgI yüzba$I aylIgInIn üç katIydI. Böylece dü$ük orunlu subaylarIn o dönemdeki önemi anla$Ilabilir. Önemsiz suçlar için aylIgI ödememe ve eksik ödeme yaptIrImlarI uygulanIrdI.
Timur HanIn ordusunda yapIlan i$in düzeyi ve önemine göre, yönetimce ba$arI ve övünç belgesi verilmesi, aylIgI arttIrma, bagI$ ve armagan verme, sava$ta ele geçen paradan alInan payI arttIrma, orunu yükseltme, BahadIr benzeri övünç sanI verme gibi ödüller vardI. Bütün birlige ödül verilmesi uygun görülürse, ona davul ve sancak verilirdi.
Timur Han ordusu süreklilik ve düzenlilik temeline dayanIyordu. Ordunun sürekli, degi$meyen ve belirli sIkI düzeni olan bir kurumsal yapIsI vardI. Ordunun çe$itli bölümleri belirtilerle birbirinden ayrIlIyordu. Örnegin her atlI sava$çI birligin atlarInIn rengi aynI olmasI gerekirdi. AtlI sava$çInIn i$ göremedigi daglIk ve ormanlIk bölgelerdeki i$leri piyade yapardI. Kalelerin ku$atIlmasI da piyadenin görevleri arasIndaydI.
Timur HanIn en çok kullandIgI büyük birlik 12 bin
546
OSMANLI TARiHi
ki$ilik tümendir. Bir tümen sava$ bölgesine girince belli biçimde bir sava$ düzeni alIrdI. Üç dizeli, üç kol üzerine kurulan bu sava$ düzeninin, ara sIra 400 bin ve daha büyük olan birlikler için de temeli degi$mezdi. Dogu ülkelerinin çogunda birbirine çok benzeyen bu sava$ düzeninde Timur HanIn yaptIgI degi$iklik, orta kolun yalnIz ilerisinin bir atlI sava$çI birligiyle örtülerek birinci ve ikinci dizelerde açIklIk bIrakIlmasI ve pek çok yedegin de bu açIklIk arkasInda toplanmasIdIr. Böylece ortayI bo$ gören dü$man oraya kolayca girerdi. Girince yanlarIn ve ba$Inda beyi olan yedegin üç yandan yaptIklarI saldIrIyla yok edilirdi. Timur Han bu sava$ yöntemini birçok kez ba$arIyla yinelemi$tir. Bu sava$ düzeninde sertçe son saldIrIyI yapan agIr atlI sava$çI birligi yedekte olurdu.
11.2.11. OSMANLI TARiHi
11.2.11.1. ÖN iNCELEME
islam peygamberinin Medine'ye göç ettigi yüzyIl olan 7. yüzyIlda Türkler islam toplumuna girmeye ba$lamI$lardI. YIllar ilerledikçe islam dinini benimseyen Türklerin sayIsI artmI$ ve sonunda Abbasilerin Halifeligi ele geçirmelerine silahlI güçle yardIm etmi$lerdi. Abbasiler döneminden, özellikle de 9. yüzyIlda MutasInI' In Halifeliginden beri Türkler islam ülkesinde büyük bir önem kazandIlar. Türkler Halifeligin koruyucu erleri, büyük beyleri, ilbeyleri oldular. Böylelikle, 9. yüzyIlda Halifelik denilen islam imparatorlugunun yönetimi Araplardan Türklere geçmi$ti.
Türkler toplumsal karI$IklIgI sevmedikleri için bulunduklarI yerlerde düzeni ve güvenligi saglamak isterler. islam peygamberinin ölümünün ardIndan
547
ORTA ASYA
islam ülkesi karga$alIktan, iç kavgalardan, kIsacasI ba$Ibo$luktan kurtulamamI$tI. Bitmez tükenmez iç sava$lardan sonra islam ülkesi yönetiminin ba$Ina geçen Abbasilerin döneminde islam toplumlarI dini, dü$ünsel, toplumsal ve yönetimsel çeki$melerle çalkalanmaktaydI. islam toplumlarInI bir araya getiren Araplar ve iranlIlar bu bitmez tükenmez çeki$melere çok seviniyorlardI. BirtakIm doga ötesi konular ile ilgili önce aydInlar arasInda ba$layan dü$ünsel tartI$malar süre ilerledikçe sözlü çeki$melere, toplumun kanlI sokak kavgalarIna, karI$IklIklara ve ayaklanmalara dönü$üyordu.
OrdularI ve illeri yöneten beylik katlarIna yükselen Türkler, bu anlamadIklarI ve önem de vermedikleri yararsIz gevezeliklerin düzeni ve güvenligi bozmasIna kIzIyorlardI. Bu yüzden tutumsal ya$amIn, barI$In ve gönencin bozulmasIna engel olmak istiyorlardI. Abbasi yönetiminin güçsüzle$mesine neden olan bu karI$IklIk ve ayaklanmalarIn sürmesinden halifeler dogal olarak mutlu degillerdi. Bu nedenle, Türklerde düzeni koruma yetenegi oldugu için, halifeler onlarI ülkenin en yüksek yönetim katlarIna getirdiler. Sonunda ülke yönetimi tümüyle Türklerin eline geçti. Ba$kent olan Bagdat ilinde gerçekte ülke yönetimi Beylerbeyi sanInI ta$Iyan bir Türkün elindeydi. illerin neredeyse tümünde yönetim Türklerin elindeydi. KIsacasI, iranlIlarIn ve AraplarIn ülke düzenini saglama ve yönetmedeki beceriksizlikleri yüzünden, islam ülkesi kurulu$undan iki üç yüzyIl sonra, 10. yüzyIlda Türklerin egemenligi ve yönetimi altIna girmi$ti.
Ba$langIçta Halife adIna yöneten beylerbeyiler, sultanlar ve ilbeyleri, sonralarI Halifeyi yalnIz dü$ünsel anlamda bir hükümdar olarak tanIyarak kendi adlarIna ve anlayI$larIna, kendi yararlarIna ve kötülüklerine
548
OSMANLI TARiHi
çalI$makta gecikmediler. Abbasi Halifesi sultanlarIn, beylerbeyilerin buyrugu altIndan çIkamaz bir duruma dü$tü. iller de neredeyse bagImsIz birer yönetim oldular.
Böylece, dogrusu bir ana yönetim olmaktan uzak bulunan Halifelik gerçek bir derebeyi imparatorluguna döndü. Bu öyle bir imparatorluktu ki, açIkça yönetimin ba$Inda hükümdar olan Halife ülke yönetimiyle ilgili buyruklarInI yürütme gücünü yitirmi$, yalnIzca dini alanda söz geçirme gücünü bir ölçüde koruyordu.
O dönemde islam imparatorlugunda bir tür Türk -islam derebeyliginin ortaya çIktIgI görülür. Bu yönetim yapIsI batIda neredeyse aynI tarihi dönemde görülen HIristiyan - Germen derebeyligine benzer. Türk - islam derebeyligi islam toplumlarInda Türk ekinini yaydIgI gibi, bu ülkenin sInIrlarInI koruyup geni$letmek için de çalI$mI$tIr.
Gerçekte, yukarIda görülen ve yakIn geçmi$e dek yanlI$ biçimde Arap UygarlIgI denilen Orta ve BatI Asya'nIn Orta Çag islam UygarlIgI, Arap, iran ve öncelikle Türklerin kendi ekin kaynagIndan getirdikleri uygarlIk ögelerini birlikte i$lemeleriyle olu$mu$tur. Özellikle de bu uygarlIk ögelerinin Türk tiginlerinin koruyuculugu altInda geli$tirilmeleri ve ayrIca Türklerin ekinsel alanda kendilerine özgü ugra$larI sonucu olu$mu$tur. islam topraklarInI dogu, batI ve güney yönlerde geni$letip Anadolu'da, Hindistan'da, Afrika'da özgün bir uygarlIgI yerle$tiren ülkelerin çogu Türk beylerinin yönetimleri altInda kurulmu$tur.
Çe$itli ülkelerde kurduklarI ayrI yönetimlerle islam toplumlarIna egemen olan Türkler, kIsa sürede bu ülkeleri dogruca tek ana yönetim altInda güçlü ve düzenli bir ülke biçiminde yapIlandIrma geregini
549
ORTA ASYA
duydular. Önceleri büyük Selçuklu hakanlarI, sonra Timur Han ve torunlarI, son olarak OsmanlI hakanlarI bu yolu izlemi$lerdi.
Halifelik ve egemenlik yetkilerini tek elde toplayarak islam imparatorlugunun din kurumunun ve ülkesinin hükümdarlIgInI bir ki$ide birle$tirme amacIna Osman OgullarIndan Yavuz Selim Han (1. Selim) ula$mI$tI. 9. yüzyIldan beri kimi derebeyleri sInIrlarInI geni$leterek, ba$ka bir deyimle öteki beylerin ülkelerini ele geçirerek büyük ülkeler kurmayI ba$armI$lar ancak Halifeligi almayI dü$ünmemi$lerdi. BunlarIn en önemlileri Gaznelilerin, SelçuklularIn, Timur Han ve torunlarInIn kurduklarI ülkelerdir.
Selçuklular neredeyse bütün islam toplumlarInI kendi yönetimleri altInda toplayabilmi$lerdi. Ancak sava$ ve ta$Ima araçlarInIn yetersiz ve yava$ oldugu bu dönemde çok büyük bir imparatorlugun tek ba$lI olarak yönetimi çok güçtü. Sürekli yolculuk ve çalI$ma yapan büyük Selçuklu hakanlarInIn $a$kInlIk verici güçleriyle bir süre birligini koruyabilen bu büyük Türk HakanlIgI da 12. yüzyIlda parçalanarak küçüldü. Sonuç olarak, Orta ve BatI Asya, Dogu Avrupa ve Kuzey Afrika yine birçok Türk - islam yönetimi arasInda bölündü. Böylece ikinci Türk - islam Derebeyligi Dönemi ortaya çIktI. Birinci Türk - islam Derebeyligine, Abbasi Derebeyligi adI verilebilir.
Selçuklu Derebeyliginde (Atabeylik), derebeylerin (atabeyler) bir kesimi Selçuklu HakanlIgInI kuran boyun beyleriydi. BunlarIn kimileri oldukça büyük ülkeleri olan birer hakandI. OnlarIn tümü Bagdat'In dü$erek Abbasi hanedanlIgInIn sona ermesine dek, Bagdat Halifesinin yalnIzca dini buyruklarIna uyar gibi görünürlerdi. Büyük Selçuklu hakanlIgInI kuran boyun
550
OSMANLI TARiHi
beylerinin ve yakInlarInIn olu$turdugu bu küçük ülkeler veya Büyük Selçuklu derebeyligi (atabeyligi), Cengiz Han ve torunlarInIn islam ülkelerini almalarIndan sonra çok karI$tI. Bu toplumun üzerine önce büyük Cengiz Han HakanlIgI sonra torunlarInIn hanlIklarI kuruldu.
13. yüzyIlda bütün islam ülkeleriyle çevrelerindeki engin ülkeler, kIsa süre içinde Cengiz Han boyu tiginlerinin kurduklarI büyük hanlIklarIn yönetimleri altIna girmi$lerdi. Cengiz Han torunlarInIn egemenligi altIna girmek itemeyen Selçuklu atabeyi neredeyse kalmamI$tI. Ancak Cengiz Han torunlarInIn kurduklarI hanlIklarIn ba$kentlerinden uzak olan bölgelerin egemenleri gerçekte bagImsIz durumdaydIlar.
Anadolu Selçuklu atabeylerinden olan OsmanlIlar, Anadolu Selçuklu HanlIgInI ilhanlIlarIn yIkmasIndan sonra bagImsIzlIgInI kazanmI$lardI. DostlarI olan öteki Selçuklu atabeylerini, Karaman ve Germiyan beylerine varIncaya dek birbiri ardInca yenmi$ler ve ülkelerini kendi topraklarIna katmI$lardI. Bizans için kötü bir durum olu$turan batI sInIrlarInI da geni$letmeleri sonrasInda, Balkan YarImadasInIn dogusunda ve Anadolu'nun batIsInda büyük bir ülke kurmu$lardI. Cengiz Han torunlarInIn egemenligini tanImak $öyle dursun, Cengiz Han HakanlIgInI yeniden toplayIp birle$tirmeye ugra$an Timur Handan çekinmeden kar$IsIna çIkacak derecede de güçlerine güveniyorlardI.
TürkistanlI Timur Bey Cengiz Han boyunun güveyi oldugunu ileri sürerek, Cengiz Handan sonra bütün Türk ülkelerinde ba$lIca kamu tüzesi yasasI sayIlan "HakanlIk Cengiz Han boyunundur" kuralInI uygulamaya çalI$tI. Timur Han 14. yüzyIlda Cengiz Han HakanlIgInIn eski sInIrlarI içinde bir ülke kurmak ve varolan Türk
551
ORTA ASYA
hakanlarInIn tümünü egemenligi altIna almak için 50 yIla yakIn bir süre ugra$tI. Kendisine en çok kar$I gelebilen OsmanlI HakanI YIldIrIm BayazIt'I da yenerek, kIsa bir süre için OsmanlIlarI egemenligi altIna almI$tI.
Timur Han döneminden sonra islam topraklarInda ortaya çIkan OsmanlI, iran, Türkistan ve Hindistan büyük Türk yönetimlerinin kimileri 19. yüzyIlIn sonlarIna, kimileri de 20. yüzyIlIn ba$larIna dek ya$ayabildiler. Timur Han döneminden sonra bütün islam ülkelerine ancak bu Türk hakanlIklarI egemendi. 15. ve 17. yüzyIllarda OsmanlIlar batIdan, Hindistan Kürkanileri güneyden Türk - islam ülkelerini oldukça geni$letmeyi ba$ardIlar. Bu dönemde islam ülkeleri Türk hakanlarInIn yönetimleri altInda uzunca bir süre düzenli ve kararlI durumlarInI korudular.
Derebeylik örgütlenmesinin Avrupa'nIn YakIn Çag ülkelerini oldukça andIran bu yönetim yapIlarIndan tümüyle kalkmasIna kar$In, ana yönetim olu$turma dü$üncesi oldukça açIga çIkmI$tI. Dinç hakanlar ana yönetimin ba$Inda oldukça, ana yönetimin yürütme gücü yerel derebeyleri birer yönetim görevlisi düzeyine indirecek kadar artardI. Ancak ana yönetimin ba$Ina güçsüz ve beceriksiz hakanlar geçince yalnIz derebeyler degil, ana yönetimin gönderdigi görevliler bile bagImsIz olma çabasIyla ana yönetime kar$I ayaklanmayI göze alIrlardI.
Bu büyük Türk - islam ülkelerinde 17. yüzyIla gelinceye dek, Türk - islam UygarlIgI oldukça yüksek seviyelere çIkmI$tI. Ancak, Türk - islam UygarlIgI 17. yüzyIlIn ba$larIndan beri BatI UygarlIgI kar$IsInda da geride kalmaya ba$lamI$tI. BatI ve Türk - islam uygarlIklarI arasIndaki aralIk süre geçtikçe dogu için kötü sonuçlar doguracak ölçüde büyümü$tü. Sonunda
552
OSMANLI TARiHi
19. yüzyIlda BatI UygarlIgInIn Türk ve Müslüman Dogu UygarlIgIna kesin üstünlügü ortaya çIkmI$tIr. Bunun en göze çarpan sonucu Hindistan'da, Türkistan'da, Avrupa ve Afrika ana karalarInda Türk egemenliginin tümüyle sona ermesi, Ön Asya Bölgesinde de küçülmesidir.
11.2.11.2. OSMANLILAR
Harzem$ahlarIn Büyük Selçuklu HakanlIgInI ve ardInda Cengiz HanIn da Harzem$ah HakanlIgInI yIkmasIndan sonra, 13. yüzyIlIn ilk yarIsInda Anadolu' yu da içine alan büyük Selçuklu ülkesinde yakla$Ik 20 tane bagImsIz beylik ortaya çIkmI$tI. Bu beyliklerden Konya'da olu$an Anadolu Selçuklu HanlIgI, Cengiz Han boyunun iran'da kurdugu ilhanlI HanlIgInIn yönetimi altIna girmi$ti. ilhanlI HanlIgI Anadolu'yu atadIgI genel ilbeyiyle yönetiyordu.
Anadolu'nun çe$itli yerlerinde bir takIm küçük Türk beylikleri de ortaya çIkmI$tI. ilhanlIlar yIkIldIktan sonra bu küçük Türk beylikleri de kendi bölgeleri içinde bagImsIz olmu$lardI. Bu beyliklerden birisi olan OsmanlI Türk Beyligi güçlenerek öteki küçük Türk yönetimlerini kendi egemenligi altIna alIncaya dek, Anadolu bu küçük beyliklerin yönetimindeydi. OsmanlI Türkleri bu küçük beylikleri kendi yönetimine katarak Anadolu'da Türk birligini kurmu$lardIr. Anadolu'daki önemli Türk beyliklerine a$agIda kIsaca deginilmi$tir.
* * *
isfendiyar OgullarI Beyligi (1292-1461)
isfendiyar OgullarIna KIzIl Ahmet veya Çandar Ogullan da denir. Çandar OgullarI Anadolu Selçuklu beylerindendiler. Kastamonu ve Sinop yörelerine egemen
553
ORTA ASYA
olmu$lardI. YIldIrIm BayazIt Kastamonu Yöresini ÇandarlI Süleyman Pa$adan almI$tI. Ancak aynI boydan isfendiyar Bey Sinop Yöresinde bir süre daha varlIgInI korumu$tu. Daha sonra Utkan Mehmet Han (2. Mehmet), Trabzon Rum imparatorluguna kar$I yaptIgI sava$ sIrasInda Sinop'u da almI$tI.
Karasi OgullarI Beyligi (1300-1336)
Karasi Ogullan Anadolu Selçuklu beylerindendiler. Anadolu SelçuklularInIn yIkIlmasIndan sonra BalIkesir, Bergama, Manyas ve Edremit yörelerinde bir beylik kurdular. Orhan Gazi, MihalIç ve KirmastI (Mustafa Kemal Pa$a) Yöresini Rum beylerinden aldIgI sIrada, Karasi OgullarInIn topraklarInI da almI$tI.
Saruhan OgullarI Beyligi (1300-1410)
Anadolu SelçuklularInIn dagIlmasIndan sonra Selçuklu beylerinden olan Saruhan Bey Manisa içi, Menemen, Gördes, Nif, Turgutlu ve Foça yörelerinde bir beylik kurdu. Anadolu'da OsmanlI Türklerinin büyümesinin kendileri için kötü bir durum oldugunu gören beylikler, OsmanlIlar kar$IsInda birbirleriyle birlik oldular. AyrIca, aynI kötü durumla kar$Ila$an Bizans imparatoruyla da birle$mi$lerdi. Bu nedenle, Bizans imparatoru ile AydIn OgullarI arasInda yapIlan anla$maya ve Kosova Sava$Indan sonra Karaman OgullarI ba$kanlIgInda OsmanlIlara kar$I olu$an kurula Saruhan OgullarI da katIlmI$tI.
YIldIrIm BayazIt Saruhan Beyligi topraklarInI ele geçirmi$se de Ankara Sava$Indan sonra Timur Han yeniden diriltmi$ti. Ancak Çelebi Mehmet döneminde Saruhan Beyligi topraklarI OsmanlI ülkesine kesin olarak katIlmI$tI.
554
OSMANLI TARiHi
AydIn OgullarI Beyligi (1300-1403)
AydIn Beyin izmir ve AydIn illerinde AydIn OgullarI Beyligi adIyla olu$turdugu bir yönetimdi. AydIn OgullarI Beyligi topraklarI YIldIrIm BayazIt döneminde OsmanlI egemenligine geçmi$ti. Timur HanIn yIkImIndan sonra öteki beylikler gibi bu yönetim de canlanmI$tI. Ancak 2. Murat döneminde ayaklanan Cüneyt Beyden kesin olarak alInIp OsmanlI ülkesine katIlmI$tI. AydIn ilinin adI o sIralarda Güzel Hisar'dI. Bu beylikten sonra AydIn diye anIlmI$tIr.
Mente$e OgullarI Beyligi (1300-1425)
Anadolu Selçuklu beylerinden Mente$e Beyin Mugla ilinde kurdugu yönetimdir. Bu beylige YIldIrIm BayazIt son vermi$se de Timur HanIn gelmesiyle yine ortaya çIkmI$tI. Ancak 2. Murat döneminde yeniden OsmanlI ülkesine katIldI. Mente$e OgullarI Beyligi kendi parasInI bastIrmI$ ve ülkesinde uygarlIk yapItlarI üretmi$ti.
Teke OgullarI Beyligi (1300-1426)
Selçuklular döneminde Antalya ve ElmalI yörelerine yerle$tirilen Tekeli Türk boyunun kurdugu beyliktir. Ba$kenti Antalya iliydi.
E$ref OgullarI Beyligi (1288-1326)
Selçuklulardan sonra Bey$ehir Yöresinde kurulan küçük bir beyliktir. YIldIrIm BayazIt döneminde OsmanlI ülkesine katIlmI$tI.
Hamit OgullarI Beyligi (1300-1391)
Selçuklulardan olan Hamit Beyin, Selçuklulardan sonra isparta ve Burdur illerinde kurdugu beyliktir.
555
ORTA ASYA
Ba$kenti Egridir iliydi. 1391 yIlInda beyligin topraklarI OsmanlIlar ile KaramanlIlar arasInda payla$IldI.
Germiyan OgullarI Beyligi (1300-1428)
Orta Asya'dan Anadolu'ya gelen Oguz Türkleri de Kütahya Yöresinde Germiyan OgullarI adInda bir beylik kurdular. Bunlar bir ara Denizli ve Afyonkarahisar'I da alarak topraklarInI büyüttüler. 2. Murat döneminde, 1428 yIlInda OsmanlI ülkesine katIldI.
Ladik Beyligi (1277-1368)
Denizli'de Ladik OgullarInIn kurdugu beyliktir. 1368 yIlInda Germiyan OgullarI, topraklarInI alarak beyligi sona erdirmi$tir.
Karaman OgullarI Beyligi (1256-1483)
SelçuklularIn Ermenek Yöresine yerle$tirdikleri Türkmenlerin Karaman Beyin yönetiminde kurduklarI beyliktir. SelçuklularIn yIkIlmasIndan sonra Anadolu' da ortaya çIkan küçük beyliklerin en önemlisidir. Konya ve çevresini de aldIktan sonra Karaman OgullarI hanlarI "Arap ve iran sultanlarInIn Büyük HakanI" sanInI aldIlar.
Karaman oglu Alaaddin Bey, OsmanlI HakanI 1. Murat HanIn kIzI Nefise Hatun ile evlenmi$ti. Bununla birlikte OsmanlIlara kar$I birçok sava$larda bulunmu$ ve sonunda Akçay Sava$Inda yenilmi$tir. Bu yenilginin ardIndan Karaman OgullarInIn topraklarI OsmanlI ülkesine katIlmI$tI. Ancak, Ankara Sava$Indan sonra Timur Han Karaman OgullarI Beyligini yeniden canlandIrmI$tI. Karaman OgullarI bundan sonra da OsmanlIlara ve MIsIr'daki Memlüklere kar$I birçok sava$lara giri$tiler. Buna kar$In, 1483 yIlInda Karaman
556
OSMANLI TARiHi
OgullarI boyunun dagIlmasI yüzünden topraklarI yine OsmanlIlarIn egemenligi altIna girmi$tir.
Karaman OgullarI Beyligi, Selçuklularla OsmanlIlar arasInda ya$amI$ bir orta yönetimdir. OsmanlIlardan önce, Selçuklulardan kalan uygarlIgI ya$atan Karaman OgullarI topraklarInda oldukça önemli uygarlIk yapItlarI yaptIlar. O dönemde birçok Türk yönetimi ülkesi içinde yaptIgI ileti$imde Türkçeden çok Arapça ve Farsça kullanmasIna kar$In, Karaman OgullarInIn sürekli olarak titizlikle öz Türkçeyi kullanmalarI çok önemlidir.
Zülkadir OgullarI Beyligi (1339-1521)
Cengiz HanIn saldIrIlarI üzerine birtakIm Türk boylarI Orta Asya'dan Anadolu'ya göç ettiler. Bu Türk boylarIndan birinin beyi olan Zülkadir oglu Karaca Beyin Mara$, Elbistan, Malatya ve Harput illerinde kurdugu Zülkadir OgullarI Beyligi oldukça önemlidir.
Ara sIra Suriye'ye egemen olan MIsIr'daki Memlûk Türk hakanlarIna, ara sIra da OsmanlIlara egilim göstererek iki yönetim arasInda önemli bir denge i$levi görmü$tür. Yavuz Sultan Selim'in iran ve MIsIr'a kar$I yaptIgI sava$lardan sonra, Zülkadir OgullarI boyu ortadan kaldIrIlarak topraklarI OsmanlI ülkesine katIlmI$tIr.
Ramazan OgullarI Beyligi (1378-1608)
Cengiz HanIn saldIrIlarI sonucu Orta Asya'dan Anadolu'ya göç eden Bozoklu Türkleri Adana Yöresinde Ramazan OgullarI yönetiminde bir beylik kurdu. Bunlar önce MIsIr Memlûk Türklerinin, sonra OsmanlIlarIn buyrugu altIna girmi$lerdir.
557
ORTA ASYA
Ertana OgullarI Beyligi (1335-1381)
Ankara, Konya, Nigde, Aksaray, Sivas, Tokat, Amasya, Sinop, Samsun yörelerini içine alan Orta Anadolu Bölgesinde Ertana OgullarInIn kurdugu beyliktir. Ba$kentleri Kayseri ve Sivas illeriydi. Ertana OgullarI Beyligi bu bölgede ilk önce iran'daki ilhanlIlar adIna genel ilbeyligi yapmI$ ve daha sonra bagImsIz olmu$tur. Bu beyligin egemenligi, ba$Ina geçen beylerin kötülügü yüzünden çabuk sarsIlarak Nigde, Aksaray, Konya illeri Karaman OgullarI egemenligine geçmi$ti. Beyligin geri kalan topraklarI da Sivas'taki Burhanettin KadI egemenligine geçmi$tir.
Sivas Beyi Burhanettin KadI (1381-1398)
Burhanettin Bey Ertana OgullarI döneminde Kayseri KadIsIydI. Ülke yönetimine karI$arak bakan olmu$ ve sonunda Han sanIyla Sivas ilinde bir yönetimin ba$Ina geçmi$tir. Görünü$e göre OsmanlIlar ile Timur Han arasIndaki sava$In çIkmasIna neden olan Burhanettin KadI öldükten sonra Orta Anadolu da OsmanlIlarIn egemenligine geçmi$tir.
* * *
Anadolu SelçuklularInIn Sögüt Bölgesinde yer verdigi OsmanlI Beyligi de bu küçük beyliklerden biridir. Sögüt Yöresi OsmanlI yönetiminin be$igi olmu$tur. O sIralarda Türk KayI boyunun önderi Ertugrul Beydi. Öteden beri sava$çI ve kahraman olan Türkler Bizans yönetimine kar$I önceki dönemlerde ya$amI$ Türklerin ba$lattIgI ugra$I sürdürdüler. Ertugrul Bey öldükten sonra oglu Osman Bey Karaca HisarI ele geçirdi ve ilk Cuma söylevini (hutbe) burada kendi adIna okutturarak bagImsIzlIgInI duyurdu. Ancak Osman Bey yine de
558
OSMANLI TARiHi
Anadolu Selçuklu HanInIn buyrugunu tanIrdI. Anadolu SelçuklularI tümüyle sona erdikten sonra OsmanlI Beyligi 1299 yIlInda gerçek anlamda bagImsIz oldu.
Osman Bey geni$leme ugra$InI sürdürerek Bilecik, inegöl ve Atranos'u aldI. Bursa'yI 1326 yIlInda Orhan Gazi aldI. Osman Bey Bursa alInmadan önce ölmü$tü. Oglu Orhan Gazi Bursa'yI ba$kent yaptI. Orhan Bey, karde$i Alaaddin'i ba$bakanlIga atayarak ona yönetimi yapIlandIrma görevini verdi. Alaaddin 1328 yIlInda ilk OsmanlI parasInI bastIrdI, yeniçeri ordusunun temelini olu$turdu. Orta Çagda daha Avrupa'da benzeri bir örnegi yokken, OsmanlI Türkleri sürekli ve düzenli nitelikteki yeniçeri ordusunu geli$tirdiler. OsmanlI Beyligini kuran Osman Beydir. Ancak yönetim yapIsInI saglam temeller üzerinde olu$turan Orhan Gazi'dir
7. yüzyIlda Araplar, istanbul'u ku$atmI$lar ve daha sonra da Anadolu içlerine birçok akInlar yapmI$lardI. Ancak Bizans imparatorlugu istanbul'u ve Anadolu' yu Araplara kar$I savunmu$tu. 10. yüzyIl boyunca Erzurum, Mara$, DiyarbakIr, KIbrIs, Girit, Adana, Mersin ve Kuzey Suriye Bizans imparatorlugu egemenligindeydi. 11. yüzyIl ba$larInda BizanslIlarIn bu ilerlemelerini durduracak güçlü bir islam yönetimi yoktu. "11.2.8. Selçuklular" bölümünde anlatIldIgI gibi, bu Rum yayIlma akInlarInI Selçuklular Alparslan yönetiminde Malazgirt ovasInda Bizans'a kar$I yapIlan sava$la durdurdular. Rumlar bu yenilgi sonucu bütün Anadolu'yu yitirdiler.
Ancak Büyük Selçuklu HakanlIgInIn ve daha sonra Anadolu SelçuklularInIn güçlerini yitirerek en sonunda dagIlmalarI ve bunun sonucu olarak Anadolu'nun birçok küçük beyliklere ayrIlmasI Bizans RumlarIna büyük
559
ORTA ASYA
bir soluk aldIrmI$tI. Bununla birlikte Bizans yakInInda yeni bir çaba ve dinç güçlerle ortaya çIkan OsmanlI Türkleri Bizans için kötü bir olu$um sergilemeye ba$lamI$tI. Orhan Bey izmit, iznik ve Gemlik'i ele geçirdikten sonra Bizans imparatoru ile 1333 yIlInda barI$ yaptI. Orhan Bey 1347 yIlInda Bizans imparatoru Kantakuzen'in kIzIyla da evlendi. Bu evlilige kar$In Orhan Bey Bizans imparatoruna kar$I ugra$Idan geri kalmadI. Bu ugra$IyI sürdüren Orhan Bey, oglu Süleyman Pa$a yönetimindeki ordu ile Çanakkale BogazInI geçerek 1357 yIlInda Gelibolu YarImadasInI aldI. Gelibolu YarImadasI OsmanlIlarIn Balkanlarda yaptIklarI bir dizi sava$larIn ve ula$tIklarI utkularIn üssü olmu$tu.
OsmanlI ülkesi Asya'dan Avrupa'ya geni$ledigi sIrada, Avrupa'nIn güneydogusunda Anadolu'ya en yakIn yeri olan Balkan YarImadasInda Bulgar ve SIrp kIrallIklarIyla Bizans imparatorlugunun birkaç küçük parçasI vardI.
Bizans imparatorlugunun ba$kenti istanbul daha Bizans kIrallarInIn üssüydü. Bu büyük ilin Anadolu ve Rumeli yakalarIndaki küçük birer toprak parçasInIn yönetimi onlarIn ellerindeydi.
Bitkin ve eskimi$ Bizans yönetimi Asya'dan ve Avrupa'dan gelen baskIlarla can çeki$me dönemine girmi$ti. Yönetimin dayandIgI güç, uzun geçmi$inden ve istanbul'un surlarIndan olu$mu$ gibiydi. OsmanlIlarIn çok güçlü saldIrIsIna ne Roma imparatorlugunun görkemli dönemlerine dayanan geçmi$inin, ne de o sIralarda en güçlü koruma duvarlarIndan sayIlan istanbul'un surlarInIn kar$I koyamayacagI ku$kusuzdu. Bizans tahtInda oturan Paleolog hanedanI prenslerinin yönettigi eski Yunanistan'In bir sava$ gücü yoktu.
560
OSMANLI TARiHi
Bizans yönetimini deviren, topraklarInI da kolaylIkla ele geçirebilecekti.
Trakolar gibi Türk boylarI Balkan YarImadasInIn en eski toplumlarInIn önemli bir kesimini olu$turmu$lar ve sonradan da Hazar, Koman ve Bulgar gibi Türk boylarI buralara gelerek yerle$mi$lerdi. Ancak OsmanlIlar Rumeli'ye geçtikleri sIrada Balkanlara egemen olan Bulgarlar ve SIrplar, Bizans'tan Ortodoks HIristiyanlIgI almI$ bir takIm topluluklardan olu$uyorlardI.
Bulgar Ulusu, 7.yüzyIlda Orta idil Bölgesinden gelen Bulgar Türklerinin yerli Türk ve Slavlarla karI$malarI sonucu olu$an bir toplumdur. Balkan YarImadasInIn özellikle dogu bölgesine egemen oldular. ilk yönetimi tümüyle Türk yönetim biçiminde olan bu ulusun hakanlarI Han sanInI ta$IrlardI.
Dinlerini yayan Bizans görevlilerinin çabalarIyla 9. yüzyIlda Bulgarlar HIristiyanlIgI benimsedikten sonra, ülkelerinin yönetimini Bizans'In yönetim biçimine benzetmeye çalI$tIlar. Bilinen günümüz BulgarcasI da Türkçe dilbilgisi kurallarInIn ve birtakIm Türkçe sözcüklerin Slavla$masI sonucu olu$mu$tur. Birkaç kez Bizans'a saldIrarak kIrallarInI korkutan Bulgar yönetimi, 10. yüzyIlda topraklarInI çok geni$leterek BalkanlarIn büyük bir bölümünü egemenligi altIna alabilmi$ti.
Balkan YarImadasInIn batIsInda Bulgarlara kom$u olan ve Slavca konu$an SIrplar ya$Iyordu. SIrplar Ortodoks HIristiyan dinini ve uygarlIklarInI Bizans' tan almI$lardI. 13. yüzyIlda kom$ularI için kötü bir durum olmasIna kar$In topraklarInI geni$leterek büyük bir SIrp ülkesi kurabilmi$lerdi.
Eski Roma sömürgesi olan Romanya topraklarInda
561
ORTA ASYA
ya$ayan topluluklar ile birtakIm Slav boylarInI egemenlikleri altIna alan Macar Türklerinin Tuna IrmagInIn kuzeyinde kurduklarI Macar KIrallIgI vardI. Romanya'nIn bir kesimi Macar kIrallarInIn, ba$ka bir kesimi de yerli beylerin yönetimlerinde bulunuyordu.
Eskiden HunlarIn Avrupa'daki yurtlarI olan Tuna ve Tisa ovalarInda Macar KIrallIgInI ilk önce Arpatlar kurup geni$letmi$lerdi. 9. yüzyIlda da bölgeye Macar boylarI göç ederek Slav boylarInI egemenlikleri altIna almI$lar ve bir kesimini Macarla$tIrmI$lardI. Macarlar ulusal dinlerini yitirip BatI Roma imparatorlugundan Katolik HIristiyan dinini almI$lardI. Böylece Balkan uluslarIndan ayrI bir HIristiyan gelenegini benimsemi$ oldular.
MacarlarIn kökeni Türk olmakla birlikte, degi$ik topluluklarla sürekli ili$ki kurmalarI nedeniyle dilleri de özgün niteligini yitirerek karI$Im bir dil olmu$tur. Hun-Ugur (Hungar, Hungarok) soyundan gelenler büyük topraklarI ve yönetimi olan bir soylular kesimini olu$turuyorlardI. Yönetimleri altIndaki toplumun bir kesimi SlavlIklarInI korumu$lar ve ba$ka bir kesimi de Ortodoks HIristiyan dinini benimsemi$lerdi.
Macar beylerinin 14. yüzyIldan kalan bir tür kurultayI vardI ve gerçek egemenlik bu kurultayIn üyelerini olu$turan Macar soylularInIn elindeydi. 10. -14. yüzyIllar arasI egemen olan Arpat ulusal kIral boyu sona erdikten sonra, Macar beyleri kIrallarInI bir tür seçimle belirlerlerdi. Bu yüzden Macaristan tahtIna degi$ik yabancI boylardan gelen bir takIm kIrallar geçmi$tir. Sonunda bir süre OsmanlI hakanlarInIn, daha sonra Habsburg imparatorlarInIn yönetimi altIna geçmi$ti.
562
OSMANLI TARiHi
Slav soyundan gelen ve Katolik HIristiyan dininden olan Lehler (Polak), Macaristan'In kuzeydogusunda ba$Inda seçilmi$ kiralI bulunan ve soylularIn egemen oldugu bir cumhuriyetle yönetiliyorlardI. Leh KIrallIgI 14. yüzyIlda Karadeniz'den BaltIk Denizine kadar geni$ bir bölgeye yayIlan birçok ülkeyi içine alIrdI. Yagaylo boyu kIrallIgI yitirince, yerine geçmek isteyen Avrupa'daki çe$itli boylar arasInda çeki$me ortaya çIktI. Ki$isel bagImsIzlIklarInI çok seven ve pek onurlu olan Leh soylularI arasInda da kavga eksik olmadI. Bu karga$anIn sonucunda Polonya ülkesi sürekli olarak güçten dü$tü.
Polonya'nIn dogusunda bulunan ve 1992 yIlInda dagIlan Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birligi'nin yönettigi eski Rus ülkesi 12.-14. yüzyIllar arasInda Türk AltInordu HanlIgInIn egemenligi altIndaydI. Rus beyleri o dönemde yalnIzca AltInordu HanIna baglI olan görevlilerdi. Rusya'nIn Avrupa'daki topragInda ya$ayan toplumunun bile belki çogunlugu, özellikle de egemen kesimi Türklerdi.
Rus topraklarInda ya$ayan Slav boylarInIn ba$Inda yöneten bir önder yoktu. Rus beyleri (Knezleri), 9. yüzyIlda VaryaglarIn iskandinavya'dan gelip bu Slav boylarIna baskI yaparak onlara egemen olmalarI sonucunda ortaya çIkmI$tI. Türk AltInordu HanlIgI Timur HanIn akInlarIyla güçsüzle$ince, RuslarIn Büyük Moskova Beyligi 15. yüzyIlIn sonlarInda ayaklanarak parçalanmasIna neden olmu$tu. AltInordu HanlIgInIn kalIntIlarIndan olu$an Kazan ve Astrahan hanlIklarI 16. yüzyIlIn yarIsIna dek Rusya'nIn dogu bölgesine egemen oldular. Sonunda Büyük Moskova Beyi Korkunç ivan bu topraklarI alarak 1547 yIlInda Rus ÇarlIgInI kurdu. Romanov Çar boyu seçimle ülke yönetiminin ba$Ina geçtikten sonra Ruslar sürekli olarak yayIldIlar.
563
ORTA ASYA
Bu yayIlma özellikle Rusya'nIn kuzeyinde, dogusunda ve güneyindeki Türkler için kötü sonuçlar dogurdu. Sonunda da bilinen Rusya imparatorlugunu kurdular.
OsmanlIlar Avrupa'ya geçtikleri sIrada Avrupa'nIn dogusunda ve güneydogusunda bulunan ba$lIca ülkeler yukarIda deginilenlerdi. Orta ve BatI Avrupa'daysa, bölgede bulunan Katolik HIristiyan ülkelerine ve onlarIn din kurumlarIna genel olarak egemen oldugunu ileri süren bir PapalIk ile Germen imparatorlugu vardI.
ArtIk 14. yüzyIlda ingiltere, Fransa ve ispanya kIrallIklarI kurulmu$lardI. italya'nIn il cumhuriyetleri ve beylikleri neredeyse bagImsIzdIlar. Almanya'daki Beyler ve iller de italya'da oldugu gibi imparatora kar$I bagImsIzlIklarInI kIskançlIkla savunuyorlardI.
Avrupa'nIn toprak egemenligine baglI olarak olu$an köklü ve güçlü bir tüzel kurumu bulunuyordu. Bu nedenle, düzenli olan Avrupa Derebeyligi Türk-islam derebeyligine oranla çok daha güçlüydü. Derebeylikler ve sonradan ortaya çIkan ulusal kIrallIklar, imparatorun ve Papa'nIn egemenliklerini çok sInIrlandIrmI$lardI.
Gerek imparator ve gerekse Papa özellikle bir kIral boyuna baglI olmaksIzIn kimi beyler ve kilise ulularInca seçilirlerdi. Bu durum, imparatorun ve Papa'nIn kilise ulularInIn ve beylerin dü$üncelerini benimsiyormu$ gibi davranmalarI geregini doguruyordu.
Bununla birlikte, Avrupa kIrallarI, beyleri, uluslarI özellikle Müslüman Türklerin Orta Avrupa'ya dek ilerlemeleri gibi bütün HIristiyan ülkelerini korkutan önemli olaylarla ilgili Papa'nIn ögütlerini dinlerler, imparatorun buyruklarIna uyarlar, birlikte HIristiyan ordularI olu$turup Müslüman Türklere kar$I yollarlardI.
564
OSMANLI TARiHi
HIristiyan toplumunun imparatorlugunu 9. yüzyIlIn ba$Inda Büyük Kari Charlemagne (1. Charles, Carolus veya Karolus Magnus) kurmu$tu. Germenlerin Frank boyundan gelen bu imparator öldükten sonra egemen oldugu büyük ülkesi parçalanmI$tI. Ancak, 10. yüzyIl ortalarInda Büyük Otto (1. Otto) parçalanmI$ olan imparatorlugu yeniden birle$tirerek geni$letmeyi ba$armI$tI. Büyük Otto, Büyük Kari gibi imparatorluk tacInI Roma'ya gidip Papa'nIn elinden ba$Ina geçirmi$ti. Büyük Otto döneminden beri ülkenin adI Kutsal Roma -Germen imparatorluguydu. Papa'nIn imparatorluk tacInI giydirmesi, islam ülkesinde Halifenin sultanlIk yetkisi (orunu) vermesine e$degerdi.
Böylece taç giydirme eylemi, din kurumunun egemeni olan Papa'nIn imparatorluk yetkisini TanrI adIna vermesi anlamInI ta$Iyordu ve imparatorlugun kutsallIgI da buradan doguyordu. Büyük Kari, eski BatI Roma imparatorlugunu canlandIrma dü$üncesindeydi. Sonraki kIrallardan Büyük Otto da bu savla ülkesine Roma imparatorlugu adInI veriyordu. imparatorlarIn tümü Germen soyundan gelmi$ti.
Seçilmi$ imparatorlarIn tacI, ayrI boylardan olan birçok prensin ba$Ina giydirildikten sonra, 13. yüzyIl sonlarInda Habsburg boyuna geçti. Habsburg boyundan 1. Rudolfun BatI Roma imparatoru seçildigi sIralarda, OsmanlIlar da Avrupa'ya geçerek Bizans'a (Dogu Roma imparatorlugu) önemli baskIlar yapmaya ba$lamI$lardI. HabsburglarIn kö$kleri de en çok Katolik HIristiyan topraklarInIn dogusunda olan Balkan YarImadasIna yakIn yerlerde ve Avusturya gibi dogu sInIr bölgelerinde bulunuyordu. Dogrudan kendi kö$kleri baskI altInda kalan prenslerin Türklere kar$I HIristiyan toplumlarInI daha çok önemseyerek ve içtenlikle savunacaklarI ümit ediliyordu.
565
ORTA ASYA
Gerçekte, Türkler Avrupa'ya ilerledikleri sIralarda en çok Nemçe [1], ba$ka bir deyimle Avusturya ordularI ile ugra$mI$lardIr. Habsburglar bir kez BatI Roma imparatorlugu tacInI ellerine geçirince, kesinlikle 19. yüzyIlIn ba$larIndaki Napolyon dönemine dek 600 yIl süreyle bIrakmamI$lardIr.
Habsburg imparatorlugunun en görkemli dönemi 16. yüzyIlIn ilk yarIsIndaki 5. Kari (Carolus Çjuintus, Charles Quint, $arlken) dönemidir. O sIrada Fransa KiralI olan 1. Fransuva (François) ülkesinin varlIgIna ve ordusunun gücüne güvenerek imparatorluk tahtIna adaylIgInI koymu$tu. Ancak tümü Alman olan seçici beyler, 1. Fransuva'dan çok para sIzdIrmalarIna kar$In sonunda 5. KarVI imparator seçtiler.
$arlken Felemenk, Fran$ Konte, ispanya, italya'nIn bir bölümüyle birlikte üyesi oldugu Habsburg boyundan kalan Avusturya topraklarInI elinde bulunduruyordu. Bu nedenle kendisinin dogrudan elinde bulundurdugu topraklar çok geni$ti. ispanya KIrallIgInIn büyük ve varlIklI sömürgeleri de onun topraklarIndan sayIlIrdI.
imparatorluk tacIna uzanmaya çalI$an ve ba$Ibo$ kalmI$ Fransa KiralI 1. Fransuva'nIn ülkesi dogudan ve güneyden ku$atIlmI$tI. 1. Fransuva, $arlken'den önce imparatorluk tacIna ula$mak için çok ugra$tI. $arlken döneminde imparatordan ba$ka Avrupa'nIn en güçlü egemenleri ingiltere KiralI 8. Henry, Fransa KiralI ve OsmanlI Türk HakanIydI. Kanuni Süleyman Han atalarInIn çok büyük ve verimli topraklarInI Macar ovalarIna dogru da geni$leterek dogrudan Avusturya' yI baskI altIna almI$tI. Bunlara ek olarak Dogu Roma
[1] Nemçe sözcügü Slavcada dilsiz anlamIna gelir. SlavlarIn Almanlara verdikleri addIr.
566
OSMANLI TARiHi
imparatorlugunu elinde tutan ve egemeni olan Türk HakanI, ispanyolca adInI kullanarak Don Carlos dedigi $arlken'in BatI Roma imparatoru olmasInI da dogru bulmuyordu. Çünkü Süleyman Han'In tüze uzmanlarIna göre Roma imparatorlugu tektir ve bölünemez. Böylece 1. Fransuva bu durumdan yararlanma amacInI güderek Türk anla$masInI onaylamI$tI.
$arlken büyük egemenliginin bir parçasI olan Avusturya'nIn yönetimini karde$i Ferdinand'a bIraktI. Ferdinand, Bohemya (günümüzde Çekoslovakya) ve Macaristan kIrallarI boyundan olan bir prensesle evlenerek bu kom$u ülkeleri de topraklarIna kattI. Gerçi artIk Türkler Macaristan'I ele geçiriyorlardI. Ancak Habsburg prensi Ferdinand bu prensesle evliligi nedeniyle kendisini Macar KiralI sandIgI için, Türklerle sürekli egemenligini geri alma sava$I yapIyordu. En sonunda bu sava$a imparator $arlken de karI$mI$tI, ancak Süleyman Han ordularInIn ba$Indayken kar$IsIna çIkmamI$tIr.
italya'da Papa'nIn dini yönetimiyle Ceneviz, Venedik gibi birtakIm varlIklI alsatçI kent cumhuriyetleri, Aragon (ispanya) KIrallIgIna baglI olmasI nedeniyle $arlken'in egemenligine geçen Napoli ve Sicilya kIrallIklarI vardI. Bütün italya Roma imparatorlugu topragIydI.
OsmanlIlar Orta Avrupa'ya ilerledikleri sIralarda Avrupa'nIn yönetim düzeni yukarIda anlatIldIgI gibiydi. Bu yapI iyi anla$IlmadIkça OsmanlIlar ve kar$IlarIndaki Avrupa ordularInIn niteligi geregince belirlenemez. OsmanlIlar önceleri Tuna IrmagInIn güneyinde Slav, Macar ordularI ve FransIz atlI sava$çIlarla kar$Ila$tIlar. OnlarI gönderen Papa'nIn egemenligiydi. SonralarI Avusturya Habsburg boyundan seçilen imparatorlarIn yine birçok uluslardan topladIklarI ordularla Macar
567
ORTA ASYA
OvasInda, Transilvanya ve Avusturya daglIklarInda sava$tIlar. Papa'nIn buyruguna çok baglI olan Lehler de bu sava$lara katIlIyorlardI. KIsacasI, 13. yüzyIldan 18. yüzyIla dek Avrupa'da OsmanlIlara kar$I çIkan güç, ba$larInda Papa ile imparatorun bulundugu ve genellikle bütün Avrupa adIna davranan HIristiyan ülkeleri birligiydi.
11.2.11.3. OSMANLI iMPARATORLUGUMUN
KURULU$U
OsmanlIlarIn Avrupa'daki geni$lemeleri 1. Murat Han döneminde ba$ladI. Lalapa$a Gelibolu'dan yola çIkarak Edirne'yi aldI. Edirne ikinci ba$kent oldu. Lalapa$a Edirne'den sonra Filibe'yi ele geçirirken, Evranos Bey de Gümülcine'yi alIyordu ve Avrupa'da utkular sürüyordu.
Demirta$ Makedonya'da ManastIr'I, Pirlepe'yi ve çevresini, ince Balaban da Sofya'yI aldIlar. OsmanlIlar daha Rumeli'ye geçmeden, milattan önceki dönemlerde Traklar, sonralarI Hunlar ve Avarlar Balkanlar'a göçerek yayIlmI$lardI. AyrIca, M.S. 10. yüzyIldan beri Dogu ve Güney Rusya'dan gelen Türkler de oldukça yogun olarak Balkanlar'a yerle$mi$lerdi. Bu olgu, OsmanlIlarIn Rumeli'yi daha kolay almalarInIn nedenlerinden biridir.
Karaman OgullarIna kar$I yapIlan ba$arIlI sava$tan sonra Anadolu'da da OsmanlI ülkesi geni$letildi. SIrplar, Macarlar, Bulgarlar, Ulahlar (Rumenler) Türklerin Balkanlarda ilerlemesinden kaygIya kapIlarak birle$tiler ve Edirne üzerine yürüdüler. Birle$ik güçler, daha sonra SIrp SIndIgI denilen yerde bir baskInla yok edildiler.
Bu yenilgiden sonra birle$ik güçler daha büyük bir ordu topladIlar. Bo$naklar ile Arnavutlar da bu birlige
568
OSMANLI TARiHi
girmi$lerdi. Türk ordusu çok güçsüz olmasIna kar$In birle$ik Avrupa güçlerini 1389 yIlInda Kosova'da büyük bir yenilgiye ugrattI. 1. Murat Han sava$ alanInda öldü.
YIldIrIm sanI verilen 1. BayazIt Han döneminde OsmanlI imparatorlugu Anadolu'da daha çok büyüdü. Emanuel Paleolog'un yönettigi Ala$ehir ele geçirildi. AydIn, Mente$e, Saruhan beylikleri sorunsuz alIndI. Karaman oglu beyi Alaaddin'e kar$I Akçay yakInInda yapIlan sava$ta KaramanlIlar da yenilerek topraklarI OsmanlI ülkesine katIldI. Tokat, Sivas, Kayseri illeri Burhanettin KadI Beyden ve Sinop Bölgesi de isfendiyar (Çandar) Ogullan Beyliginden alInarak OsmanlI ülkesine katIldIlar.
Kosova Sava$Indan sonra Bulgaristan tümüyle ele geçirilmi$ti. AyrIca Ulah (Romanya) KiralI, OsmanlI yönetimine vergi ödemekle yükümlü olan ve koruma altIna alInmI$ bir yönetici durumuna dü$mü$tü. Macarlar bu ülkeleri kendi yurtlarI olarak gördükleri için Türklerle yeniden sava$ yapma sonucuna vardIlar. Macar KiralI Sigismund'un yönettigi bir birle$ik Avrupa ordusu Tuna IrmagI boylarIndaki Nigbolu yakInInda yenildi. Birle$ik Avrupa ordusunda Korkusuz Jean sanIyla anIlan Comte De Nevers yönetimindeki FransIz birlikleri de vardI.
Bu birinci yenilgiden sonra Macar KiralI daha büyük bir orduyla ikinci kez Nigbolu kalesine saldIrI düzenledi. Bu kez FransIzlardan ba$ka Almanya, Avusturya, italya, Polonya, Bavyera, Rodos birlikleri ve atlI sava$çIlarI Macar ordusuna katIlarak güçlendirmi$lerdi. istanbul'a baskI yapan Türk ordusunun bir bölümü çabukça yürüyü$lerle Nigbolu önünde göründü. Birle$ik Avrupa ordusu 1396 yIlInda kesin bir yenilgiye daha ugratIldI. YIldInm BayazIt Han bu ba$arIdan sonra istanbul'u da
569
ORTA ASYA
ele geçirmeyi dü$ünüyordu. Üstelik bu amaçla istanbul BogazI'nIn Anadolu kIyIsIna Anadolu HisarI adInda bir kale de yaptIrmI$tI. Ancak dogudan gelen bir saldIrI buna geçici olarak engel oldu.
Türk utkanI Timur Han, topraklarI alInan yirmi tane Anadolu beyiyle birlikte Anadolu'ya girmi$ti. Kar$IlIklI olarak YIldIrIm BayazIt Han ve Timur Han yönetimindeki iki Türk ordusu Ankara yakInInda sava$tIlar. OsmanlI ordusunda yardImcI olarak 8 bin ki$ilik bir SIrp birligi de vardI. Timur HanIn ordusu daha güçlüydü. OsmanlI ordusu 1402 yIlInda yenildi ve YIldIrIm BayazIt Han da Timur Hana tutsak dü$tü.
YIldIrIm BayazIt HanIn dü$tügü kötü durumdan kurtulan üç oglu birbirleriyle hakan olma kavgasIna tutu$tular. En büyük $ehzade Süleyman Çelebi Bursa'yI bIrakarak Rumeli'ye geçmi$ti. Timur Han Bursa'yI yagmalayarak Orta Anadolu'ya döndü. YIldIrIm BayazIt HanIn ogullarI Süleyman, isa, Mehmet ve Musa da birbirleriyle dövü$tüler. Musa Rumeli Bölgesine egemen olduktan sonra Macar KiralI Sigismund'a kar$I bir utku kazandI. Musa istanbul'u da ku$atmak istedi, ancak karde$i Mehmet ile yaptIgI sava$ta yenilerek öldürüldü. Mehmet Çelebi RumlarIn yardImIyla karde$ini yendigi için bir süre Bizans'a kar$I IlImlI davrandI.
Ankara yenilgisinden sonra OsmanlI ülkesi kötü durumlar atlatmI$tI. YIldIrIm BayazIt HanIn ogullarInIn birbirleriyle büyük bir kavgaya tutu$malarI yüzünden ülkenin birligi bozulmu$tu. Anadolu SelçuklularInIn dagIlmalarIndan sonraki karI$Ik durum, daha kötü bir biçimde yeniden ortaya çIktI. OsmanlI ülkesi, yalnIzca $ehzadeler arasIndaki kavga sonucu parçalanmakla kalmadI. AyrIca, Timur Handan önce topraklarI alInan isfendiyar, Karaman, Mente$e, Germiyan OgullarI gibi
570
OSMANLI TARiHi
küçük beylikler de Timur HanIn destegiyle yeniden canlanmI$lardI. Bu iç sava$lar ve karI$IklIklar 12 yIl sürdü. Sonunda Mehmet Çelebi iç sava$I kazanarak ülkenin birligini yeniden saglamI$tIr. Bu sIrada izmir'de Cüneyt Beyin ayaklanmasI bastIrIlarak il alIndIysa da OsmanlI donanmasI Gelibolu önünde Venediklilere 1416 yIlInda yenildi.
Ankara Sava$Inda Mehmet Çelebi'nin Mustafa adInda bir karde$i yok olmu$tu. Kendisi veya ba$ka birisi egemenligini ileri sürdü. izlenince Selanik'te Rumlara sIgIndI. Mehmet Çelebi'nin oglu 2. Murat'In önce RumlarIn saldIrIsIna ugrayan Selanik'teki tutsak karde$i Mustafa'ya kar$I sava$masI gerekti. Mustafa, kendisini yakalamak için gönderilen birlikleri yenerek Gelibolu'yu ele geçirdi. YanIndaki birliklerle Anadolu' nun da destegini almaya çalI$Irken birlikler kendisini bIraktI ve Eflak (Romanya) yolu üzerinde tutsak edildi.
2. Murat döneminde istanbul'u almak için yapIlan giri$im sonuçsuz kaldI. Bizans imparatoruna kar$I ayaklanan Selanik, Venediklilerin yönetimine geçmi$ti. Hamza Pa$a yönetimindeki OsmanlI ordusu 1431 yIlInda Selanik'i ve ardIndan Yanya'yI aldI. Macarlara kar$I giri$ilen sava$ iyi bir sonuç vermedigi için Belgrat alInamadI ve 1444 yIlInda Macaristan ile Segedin barI$ anla$masI yapIldI.
Bu geli$melerden sonra, 2. Murat 14 ya$Indaki oglu Mehmet'e ülkenin egemenligini bIrakarak Manisa'ya çekildi. Bu durumdan ümitlenen Macarlar ve Ulahlar Bulgaristan'I ele geçirerek Varna'ya yakla$tIlar. 2. Murat Han üst düzey ülke yöneticilerinin istegi üzerine yeniden ordunun yönetimini alarak birle$ik Avrupa ordusunu yendi. Macar KiralI Ladislas sava$ta öldü.
571
ORTA ASYA
2. Murat Han Mora YarImadasInI da aldI. AyrIca Arnavutluk'ta iskender Bey denen George Kastrioti ile kar$Ila$tI. Varna yenilgisinin acIsInI unutmayan Macarlar Jan Hunyat (Hunyadi Yano$) yönetiminde yeni bir birle$ik Avrupa ordusu topladIlar. Jan Hunyat Tuna IrmagInI geçerek SIrbistan'a girdi ve Kosova OvasInda savunma düzeni kurmaya ba$ladI. Türkler bu birle$ik Avrupa ordusunu da yenerek Balkanlara kesin olarak yerle$tiler.
2. Murat HanIn Edirne yakInInda ölümünden sonra 2. Mehmet Han 1451 yIlInda yeniden tahta geldigi sIrada yeterli olgunluga ula$mI$tI. Her $eyden önce istanbul'u almak istiyordu. OsmanlI ülkesi Anadolu'da ve Rumeli' de geni$lemi$ durumda oldugu için, istanbul ülkenin dogal ba$kenti gibiydi. ilk önce Atila döneminde Hun Türkleri, sonra Araplar, daha sonra Selçuklu Türkleri istanbul'un alInmasIna giri$mi$ler ve önceki OsmanlI hakanlarI da birkaç ele geçirme denemesi yapmI$lardI.
2. Mehmet Han bogazI kapatmak için önceden YIldIrIm BayazIt HanIn yaptIrdIgI Anadolu HisarI kar$IsInda Rumeli HisarInI yaptIrdI. O döneme dek görülmemi$ büyüklükte toplar döktürdü. 1453 yIlI Nisan ayInda büyük bir ordu ile istanbul'u ku$attI.
Sarayburnu ile Galata arasInda gerilmi$ olan güçlü bir zincir ile Halic'in kapatIlmI$ olmasI, OsmanlI ordusunun Haliç'ten saldIrI yapmasInI güçle$tiriyordu. 2. Mehmet Han bu engeli a$mak için Be$ikta$ yakInInda bir yerden karaya çIkarttIgI 70 tane gemiyi karadan ta$Itarak Halic'e indirdi. Ku$atmanIn 53. gününde TopkapI surlarInda bir gedik açIldIktan sonra genel bir saldIrI yapIldI. Kara yönündeki istanbul surlarInI Cenevizliler, Venedikliler, Rumlar ve öteki yabancI uluslardan sava$çIlar savunuyordu.
572
OSMANLI TARiHi
SaldIrI sIrasInda bir kesim Türk sava$çIsI üstü kapalI bir kale geçidinden içeri girmi$ ve Bizans savunmasIna arkadan saldIrarak baskInIn ba$arIlI olmasIna yardIm etmi$tir. Böylece sava$ alanIndan ve içeriden yapIlan akInlarla Rumlar ve yardImcIlarI kesin olarak yenilerek istanbul ele geçirilmi$tir. Türklerin istanbul'u almalarI 1000 yIl süreyle ya$amI$ olan Dogu Roma imparatorlugunu ortadan kaldIrmI$tIr.
Türklerin istanbul'u almalarI o dönemde yeryüzü genelinde bir olaydIr. Bu olgu Orta ÇagIn sonu olarak benimsenmi$, uygarlIk ve insanlIk için yeni bir dönemin ba$lamasIna neden olmu$tur. O dönemde Rumeli'deki Tuna IrmagI Türk yurdunun dogal sInIrI konumuna gelmi$tir.
istanbul'un alInmasI sonucunda güçsüz de olsa Türk ülkesinin ortasIndaki Bizans imparatorlugunun yIkIlmasI, bundan sonra OsmanlIlarIn Avrupa'da daha çok ilerlemelerine katkI saglamI$tIr.
Türklerin istanbul'u almasI, ayrIca bütün Avrupa' nIn o dönemde OsmanlI imparatorluguna yenilmesi anlamIna gelmekteydi.
Utkan Mehmet Han (2. Mehmet), istanbul'u aldIktan sonra Belgrat dI$Inda kalan bütün SIrbistan, Mora, Eflak, Bugdan, Bosna Hersek ve Arnavutluk topraklarInI OsmanlI ülkesine kattI. Eflak ve Bugdan dogrudan imparatorluga katIlmayarak bir tür koruma biçiminde yerel beylerle yönetilmi$tir. Bu durum 19. yüzyIlIn ortasIna dek sürdü. Bundan sonra, 1866 yIlInda Zollern boyundan bir Alman prensin yönetimiyle birle$tirildi. En sonunda 1877 ve 1878 yIllarIndaki OsmanlI - Rus Sava$Indan sonra bagImsIz Romanya KIrallIgI kuruldu.
573
ORTA ASYA
Utkan Mehmet Han, Anadolu'daki Trabzon Rum yönetimine ve Karaman OgullarI Beyligine son verdi. Erzincan yakInIndaki Otlukbeli'nde yapIlan sava$ta Akkoyunlu ordusunu yendi. Böylece Utkan Mehmet Han döneminde Rumeli'de Tuna IrmagIna kadar yabancI bir yönetim kalmamI$tI. Anadolu'daysa FIrat IrmagI ve Toroslar ülke sInIrlarInI olu$turuyordu.
Cem OlayI
YIldIrIm BayazIt Han döneminden beri yönetime gelen hakanlarIn tek olmak için karde$lerini öldürmeleri gelenek olmu$tu. Utkan Mehmet Han bu gelenegi a$agIda belirtilen yasaya çevirdi.
Soyumun egemenlik katIna (orununa) eri$enleri, yeryüzünde TanrI düzenini saglamak için karde$lerini öldürebilirler. islam bilginlerinin çogu da buna onay vermektedir. Bu kural uygulanmalIdIr.
Utkan Mehmet Handan sonra büyük oglu 2. BayazIt yönetime gelince öldürülecegini bilen karde$i Cem, ya$amInI kurtarmak ve yetersiz bir elden yönetimi almak için 2. BayazIt ile sava$a giri$ti. Yenilince önce MIsIr'a, sonra Rodos atlI sava$çIlarIna kaçtI. Buradan da Papa'nIn eline dü$tü. Papa, 2. BayazIt'tan aldIgI çok para kar$IlIgInda 1495 yIlInda Cem'i zehirleyip öldürdü.
$iiligin yayIlmasI ve ÇaldIran Sava$I
Akkoyunlu HakanI Uzun Hasan sava$ta yenilince ülkesinin bir bölümünü OsmanlIlar, öteki bölümünü de iranlIlar almI$lardI. Böylece, Akkoyunlu yönetiminin yok olmasIyla OsmanlI ülkesi iran'a kom$u olmu$tu.
Türk olan Safevi $ah ismail bagnaz bir $ii idi. Anadolu'da Türkler arasInda $iiligi yaymaya çalI$Iyordu. Bu nedenle, Yavuz Selim Han ve $ah ismail arasInda
574
OSMANLI TARiHi
ÇaldIran'da 1514 yIlInda yapIlan büyük bir sava$ta $ah ismail yenildi ve Dogu Anadolu'daki FIrat IrmagIndan iran'In batIsIndaki Urmiye Gölüne kadar tüm bölge alIndI. Daha sonra iran'In OsmanlI topraklarIna dogru yayIlma çabalarI yüzünden Kanuni Süleyman Han ile 1. Tahmasp da 1534 ve 1555 yIllarI arasInda üç kez sava$mI$lardI. Bu sava$lar sonucunda Dogu Anadolu, Azerbaycan, Basra ve Dicle IrmagInIn batIsIndaki Irak topraklarI (IrakI Arap) da OsmanlI ülkesine katIlmI$tI.
MIsIr'In alInmasI
MIsIr'da son Eyyubi SultanInIn çocuksuz ölümü üzerine Ay bey adIndaki Türk Kölemen ba$bakan 1250 yIlInda sultanlIga getirildi. Aybey'den sonra da yerine 1382 yIlInda Türk Kölemenlerin Çerkez kölelerden yeti$tirdigi Berkük adInda bir bey geçti. 1517 yIlInda OsmanlI Türkleri MIsIr'I aldIklarI sIrada ülkeyi Çerkez Kölemenler yönetiyordu.
MIsIr varlIklI bir ülkedir. O sIralar Filistin ve Suriye de MIsIr'a baglIydI. Güney Afrika'dan geçerek doguya giden yol o dönemde daha bilinmedigi için, MIsIr çok önemli bir geçi$ yeriydi. MIsIr sultanlarI, MIsIr'I sözde Bagdat'tan sonra Kahire'ye gelen Abbasi halifeleri yerine yönetirlerdi. Ancak halifeler hiçbir $eye karI$mazlardI. Mekke ve Medine'yi yöneten Mekke $erifi de MIsIr SultanIna baglIydI.
Ne Utkan Mehmet HanIn (2. Mehmet) Hicaz su yollarInI onarma önerisini MIsIr SultanInIn geri çevirmesi, ne de MIsIr'In OsmanlI egemenligindeki Zülkadir OgullarI Beyligi i$lerine karI$masI OsmanlI -MIsIr sava$larInIn gerçek nedenleri degildir. Bunlar ancak görünen nedenlerdir. Gerçek nedeni, Utkan Mehmet HanIn ve özellikle de Hakan Yavuz Selim HanIn
575
ORTA ASYA
ÇaldIran utkusundan sonra bütün islam ülkelerini OsmanlI yönetimi altIna alma ve yeryüzüne egemen olma isteginde aramak gerekir.
2. BayazIt Han dönemindeki MIsIr Sava$Inda ba$arI elde edilememi$ti. Yavuz Selim Han döneminde, 1517 yIlInda yapIlan sava$ta Suriye, Filistin ve MIsIr alIndI. AyrIca Halifelik, MIsIr'daki son Halife Mütevekkil Alallah'tan Selim Hana geçti. Halifelik sanInIn Selim Hana geçmesi, izledigi yeryüzüne egemen olma anlayI$I açIsIndan önemliydi. ArtIk Selim Han Safevileri yIkIp Orta Asya ve bütün Akdeniz Bölgesini yönetimine baglayarak büyük bir hakanlIk kurma amacIndaydI. Hindistan'I almayI da dü$ündügü belirtilmi$tir. Kanuni Süleyman Han yönetime gelince ilk olarak 1521 yIlInda Rodos AdasInI ve Belgrat ilini aldI. Belgrat SIrbistan'In korunmasI ve Rodos AdasI da Dogu Akdeniz'in güvenligi için gerekliydi.
Roma - Germen imparatoru $arlken (5. Kari) 16. yüzyIlIn ilk yarIsInda Avrupa'da en güçlü kIraldI. ispanya, italya'nIn bir bölümü, Fransa'nIn kuzey ve dogusunda birtakIm yerler ve tüm Avusturya, bütün Almanya'nIn imparatoru seçilen $arlken'in elindeydi. Fransa ve Avusturya kIrallarI arasIndaki sava$larda $arlken'e kar$I güçsüz kalan Fransa KiralI 1. Fransuva, Türkleri Macaristan'a kar$I sava$a kI$kIrttI. Macar KiralI 2. Layo$ (Louis, Lui), $arlken'in kIz karde$iyle evlenmi$ ve kendi kIzInI da $arlken'in karde$i Ferdinand'a vermi$ti. Macar KiralI 2. Layo$'un erkek çocugu olmadIgI için Ferdinand kendini Macar KiralI adayI olarak görüyordu.
2. Layo$, $arlken'in ve damadI Ferdinand'In yardImlarIna güvenerek Türklere dü$manlIk yapIyordu. Fransa da Türkleri Macarlara kar$I kI$kIrtarak Alman
576
OSMANLI TARiHi
imparatoruna kar$I kendine bir ortak bulmu$tu. Almanya ve Fransa arasIndaki sava$larI OsmanlIlarIn yardImIyla Fransa KiralI 1. Fransuva kazandI. Kanuni Süleyman Han Macaristan'daki Mohaç ovasInda büyük bir Macar ordusunu 1526 yIlInda yenerek Macar ba$kenti Budape$te'yi aldI. Macar KIrallIgInI, kendisine baglI olan Transilvanya (Erdel) Beyi Janos Szapolyai'ye verdi. Bir süre sonra Ferdinand Budape$te'yi aldIgI için, 1529 yIlInda bir daha sava$a çIkIlarak Macar ba$kenti geri alIndI ve Viyana ku$atIldI. Ancak kent ku$atmasI için yeterli donanIm olmadIgIndan ku$atma kaldIrIldI. Ordu istanbul'a döndükten sonra Ferdinand yeniden Macaristan'a saldIrdI. Bu kez Fransa yönetiminin kI$kIrtmasIyla 1532 yIlInda dogruca $arlken'e kar$I sava$ açIldI. Avusturya topraklarI ba$tan sona alInarak istanbul'a geri dönüldü. Macaristan bundan sonra 150 yIl OsmanlI yönetiminde kaldI.
Öte yandan Türk ordularInIn Avusturya'da sava$ta olmasIndan yararlanan iranlIlar Tebriz'i almI$lar ve saldIrIya geçmi$lerdi. 1535 yIlInda iran ordusu yenilerek Tebriz, Bagdat illeriyle birlikte Azerbaycan ve Irak'ta OsmanlI egemenligi saglandI. 1538 yIlInda Basra Bölgesi OsmanlI yönetimine baglanInca, KIzIldeniz ve Basra Körfezi de OsmanlI egemenligine girdi.
Denizde de Yenice VardarlI bir Türk olan ve Akdeniz' de dola$arak büyük bir ün kazanan Barbaros Hayrettin (HIzIr Reis) vardI. Alman imparatorunun Akdeniz'deki donanmasIyla sava$arak Tunus ve Cezayir'de birçok kaleyi ele geçirmi$ti. Barbaros Hayrettin'i, Kanuni Süleyman Han Kaptan Pa$alIga atayarak OsmanlI donanmasInI da buyruguna verdi. Barbaros Hayrettin, Afrika'nIn kuzeyini alarak OsmanlI topraklarIna kattI. Preveze kalesini ku$atan Venedikli Andrea Doria'nm yönettigi donanmayI yendikten sonra bütün Akdeniz
577
ORTA ASYA
bir Türk gölü olmu$tu. OsmanlI imparatorlugunun en parlak dönemi olan bu sIralarda Hindistan'a da birkaç kez donanma gönderilmi$ti, ancak olumlu bir sonuç alInamamI$tI.
OsmanlIlarIn en parlak dönemi, Kanuni Süleyman Han dönemidir. OsmanlI ülkesi o sIrada yeryüzünün en büyük ve en güçlü ülkesiydi. Ülkenin üretimi, varlIgI ve geli$mesi iyi düzeydeydi. OsmanlI ordusu ve donanmasI, yeryüzünün en güçlü ordusu ve donanmasIydI. OsmanlI Türkleri Yeni Çagda yeryüzünün üç ana karasIna egemen olmu$lardI. OsmanlI ülkesi o dönemde uygarlIk ve bilim alanlarInda da yeryüzünün en ileri ülkesiydi. DI$ardan hiçbir ürün alInmIyordu. Ordu ve toplum için gerekli olan bütün ürünler ülkede yapIlIyordu. Ülkenin tümü varlIklIydI. En degerli bilim adamlarI, ozanlar, resim ve yapI yapan sanatçIlar bu dönemde ya$adIlar. Mimar Sinan, Baki ve Fuzuli bu dönemin öncü sanat adamlarIydIlar.
Bununla birlikte kötü yönetim, yolsuzluk, yasa dI$I kazanç, eglence dü$künlügü, yozla$ma, sarayda kadIn egemenligi, Türk hakanlarIyla evlenen ve Türk olmayan kadInlarIn ülke yönetimine karI$malarI bu dönemde ba$lamI$tI. Kanuni Süleyman HanIn ya$landIgInI gören Avusturya KiralI 2. Maximilian anla$mayI bozdu. Kanuni 70 ya$Inda oldugu halde ordusuyla sava$a gitti. 1566 yIlInda Zigetvar alInmadan önce Kanuni öldü. Kanuni'nin son ba$bakanI olan Sokullu Mehmet Pa$a büyük bir bilgelik göstererek ülkenin ululugu ve gücünü hiç olmazsa dI$arIya kar$I bir süre daha sürdürebildi. Kanuni'den sonra gelen 2. Selim, 3. Murat yeteneksiz ve güçsüz olduklarIn için, ülkenin yönetimini tümüyle Sokullu Mehmet'e bIraktIlar. Sokullu'nun 1579 yIlInda öldürülmesinden sonra gelir - gider yönetiminde, törede ve orduda gerileme de ba$ladI. Kanuni'den sonra ülkeyi
578
OSMANLI TARiHi
yönetebilecek yetenekte hakanlar gelmedi. Padi$ahlar bundan sonra tümüyle saray kadInlarInIn etkisi altIna girdiler. Haremin yönetime sözünü geçirmesi yasalarIn, düzenin bozulmasIna ve savurganlIga yol açtI.
Yeni Çagda OsmanlI imparatorlugu ilerlemesinin son a$amasInda oldugu sIrada, öteki bütün Türkler de en yüksek uygarlIk seviyesine ula$mI$lardI. OsmanlI Türkleri Mohaç Sava$Iyla Orta Avrupa'ya girerek bütün Orta Tuna Bölgesini 1526 yIlInda elde etmi$lerdi. AynI yIlda Timur HanIn torunlarI Kürkani Türkleri de Panipat Sava$InI kazanarak indüs, Ganj bölgelerine ve bütün Orta Hindistan'a egemen olmu$lardI. Gerçekte OsmanlI egemenligi batIda Viyana'ya kadar geni$ledikten bir süre sonra, Kürkaniler de Hindistan'In büyük bir kesimini almI$lardI.
Kuzeydeyse o sIralarda AltInordu hanlarI bütün Rusya'nIn egemenleriydiler. Bu geli$meleri tarihçi Driaült a$agIdaki gibi nitelendirmektedir.
"16. yüzyIl Türklerin büyük yüzyIlIdIr. Adriyatik Denizinden Ganj Bölgesi ve Bengal Körfezine, Rus bozkIrlarI ve Türkistan'dan Arabistan ve Afrika'daki çöl kumlarIna kadar Türk Ulusu kendisine MakedonlarIn ve AraplarInkinden daha büyük bir hakanlIk kurdu."
Gerçekten Türkler uygarlIgIn bütün bölümlerinde Müslüman olduklarI dönemdeki en yüksek seviyeye 16. yüzyIlda ula$mI$lardIr.
O dönemde OsmanlI yönetiminin ba$Inda Kanuni Süleyman Han, Kürkani yönetiminin ba$Inda da Ekber Han bulunuyordu. Ancak 16. yüzyIldan sonra Türklerin uygarlIk alanInda ilerlemesi yava$layarak Duraklama Dönemine girmi$ti. Türk UygarlIgI 18. yüzyIldan beri de Gerileme Dönemini ya$amaktadIr.
579
ORTA ASYA
Türklerin yayIlma eylemi durduktan kIsa bir süre sonra AvrupalIlarIn kar$I saldIrIsI ba$ladI ve Türkleri sIkIca izlemeye koyuldular. Türklerin ilk gerilemesi, OsmanlIlarIn çok ilerideki sInIrlarInda ba$lamadI. Daha kuzeyde ve güneyde bulunan Türk bölgeleri baskIya dayanamadIlar. Önce kuzeydeki AltInordu HanlIgInIn daha sonra güneyde Kürkanilerin egemenlikleri sarsIldI. ilk büyük gerileme ve dagIlma günümüzde Rusya'da ya$ayan Türk toplumunda oldu. Egemen olan AltInordu hanlarI yönetilen orununa (konumuna), yönetilen Rus beyleri de egemen orununa geçtiler.
Böylece, Rus ÇarlIgI ortaya çIkmI$ oldu. Rus çarlarI kendilerinin AltInordu kaganlarInIn yerine geçtiklerini varsaydIlar.
ikinci önemli gerileme de Hindistan'da, ba$ka bir deyimle Kürkanilerin egemen oldugu ülkede ortaya çIktI. AvrupalIlar Türkleri arkadan ku$atmak için Hindistan'a saldIrI düzenlemeyi 15. yüzyIldan beri tasarlIyorlardI.
1492 yIlInda Amerika ana karasInI bulan, insanlIk ve uygarlIk adIna çalI$mak amacIyla yola çIktIgInI sandIgImIz Kristof Kolomb, sürekli batI yönünde giderek Hindistan'a ula$mI$tI. Böylece o, Driyo'nun belirttigi gibi "Türkleri arkasIndan vurmak ve be$iginde ezmek istiyordu".
Türklerin kuzeydeki ve güneydeki topraklarInda AvrupalIlarIn ba$arIyla ilerledikleri dönemlerde bile, orta bölgeyi olu$turan OsmanlI Türkleri Duraklama Döneminde bir yüzyIl kadar kar$I koyabilmi$lerdi. Ancak ileride anlatIlacagI gibi, daha sonra onlar da baskI sonucu geri çekilme geregini duymu$lardIr.
580
OSMANLI TARiHi
11.2.11.4. DURAKLAMA DÖNEMi (1579-1683)
Kanuni Süleyman Han döneminin sonu olan 1566 yIlInda, OsmanlI imparatorlugunun her alandaki geli$mesi en yüksek seviyesine ula$mI$tI. AyrIca yönetimin ba$Ina getirilen Sokullu Mehmet Pa$a iç ve dI$ i$lerdeki yetenegiyle ülkenin gücünü ölümüne dek koruyabilmi$ti. Sokullu Mehmet Pa$a'nIn ölümünden ikinci Viyana ku$atmasIna dek geçen sürede birtakIm utkular kazanIlmI$ olmakla birlikte, bu dönem OsmanlI imparatorlugunun ya$amInda Duraklama Dönemi [1] sayIlIr. OsmanlI imparatorlugunun, Gerileme Döneminin ba$langIcI olan Duraklama Dönemine girmesinin birçok nedeni vardIr. BunlarIn ba$lIcalarI a$agIda belirtilmi$tir.
I. Avrupa 16. yüzyIldan beri her alanda bütünüyle degi$meye ba$lamI$tI. Orta Çag Avrupa derebeylikleri sona ermi$ ve güçlü büyük (genel) ülke yönetimleri kurulmu$tu. Öte yandan Avrupa'nIn yeniden dogu$u (renaissance) denilen tüm bilimlerde ilerlemesi ve din alanInda geli$mesi sonucu çok derin dü$ünsel ve özsel (tinsel) devrimler yapmI$tI. YapIlan bulu$lar da AvrupalIlarI nesnel ve tutumsal (ekonomik) olarak yükseltiyordu. OsmanlI toplumuysa, bütün bu ilerleme akImlarIna yabancI kaldIgIndan geli$mekte olan AvrupalIlar kar$IsInda sürekli üstün olamazdI. AyrIca Orta Çagda Akdeniz Bölgesiyle yapIlan alIm satIm, Amerika ve Ümit Burnu yolunun bulunmasIyla batIya ta$InmI$tI. Böylece, OsmanlI ülkesi bu alIm satImIn dI$Inda kalmI$tI. Bunlardan ba$ka, OsmanlI ülkesi Asya, Avrupa ve Afrika ana karalarInda geni$ alanlara yayIldIgI için savunmasI da güçle$mi$ti.
[1] Duraklama Döneminin padi$ahlarI 3. Murat, 3. Mehmet, 1. Ahmet, 1. Mustafa, 2. Osman, yeniden 1. Mustafa, 4. Murat, ibrahim, 4. Mehmet'tir.
581
ORTA ASYA
II. Kanuni Süleyman Han dönemi sonunda OsmanlI imparatorlugunun Avrupa'daki topraklarI Besarabya, Eflak, Bugdan, Transilvanya (Erdel), Macaristan, KIrIm HanlIgI ve bütün Balkan YarImadasIndan olu$uyordu. Afrika'da MIsIr'dan ba$ka Trablusgarp, Tunus, Cezayir OsmanlI yönetiminde oldugu gibi, Fas'ta da bir tür koruma ve denetim düzeni kurulmu$tu. Asya'daysa KIzIldeniz ve Umman Denizine kadar bütün Anadolu ve Arabistan topraklarI Türk yönetimindeydi. Ancak, tüm bu büyük imparatorluk aynI soydan olmayan bir toplumdu. Bu toplumu olu$turan ayrI soylar arasInda birligi saglayan birtakIm nedenler, özellikle varlIk gibi etkenler bulunsa bile, ortak ve köklü bir bag yoktu.
III. Ülkeyi yükselten OsmanlI hakan boyu, üst düzey yöneticiler, yeniçeriler, tImar ve zeamet denilen tarIm alanlarInI i$leten atlI sava$çIlar (sipahi) Kanuni Süleyman döneminden beri bozulmaya ba$lamI$lardI.
OsmanlI ülkesi bütün yetkilerin sInIrsIz olarak hakanda toplandIgI bir yönetim düzeniyle yönetilirdi. Hakan, yönetim düzeninin tasarlayIcIsI ve uygulayIcIsI, ordunun en üst düzey yöneticisiydi. 2. Selim'den sonra hiçbir padi$ah sava$a çIkmamI$tIr. Bundan sonraki tüm padi$ahlar, $ehzadeler saraya kapanarak ömürlerini kadInlar ve haremagalarI arasInda geçirmi$lerdir. Yönetim görevine getirilen üst düzey yöneticilerse, yetenegi ve yeterliligi olanlardan degil, saraydan seçilen yetersiz kimselerdi. Yeniçeriler de tümüyle bozularak yönetime karI$mI$lardI.
IV. Eskisi gibi sava$ta ele geçen varlIklar olmadIgI için ülkenin gelirleri yetersiz kalmI$ ve atlI sava$çI birliginin temeli olan tImar ve zeamet tarIm i$letmeleri gelirlerine el uzatIlmI$tI. Böylece bu i$letmeler de bozulmaya ba$lamI$tI.
582
OSMANLI TARiHi
Duraklama Dönemi iç ayaklanmalar, Avusturya, Polonya, iran ve Girit sava$larI, gizli saray oyunlarI ve kadInlarIn egemenligi gibi kavgalar ve olaylarla geçmi$tir.
iç Ayaklanmalar
Yeniçeri ocagI bozulmaya, tImar ve zeamet tarIm i$letmeleri sarayIn etkisiyle yeteneksiz kimselere verilmeye ba$ladIktan sonra Anadolu'nun güvenligi bozuldu. BirtakIm yerlerde ulusal ayaklanmalar oldu. Celali ayaklanmasI denilen ve saraya kar$I yapIlan bu ayaklanmalar görünü$te kolaylIkla bastIrIlabilmi$ti. Ancak, Duraklama Döneminde iç ayaklanmalar korkunç bir duruma gelmi$ti. BunlarIn ba$lIcalarI KarayazIcI, Canbolat Oglu, Kalender Oglu, Abaza Mehmet Pa$a, Vardar Ali Pa$a ayaklanmalarIdIr. Kuyucu Murat Pa$a' nIn bu iç ayaklanmalarI bastIrIrken, ba$kaldIranlardan 100 bin ki$iyi öldürdügü söylenmi$tir.
iran Sava$larI
1576 yIlInda 54 yIllIk egemenligini doldurduktan sonra e$inin zehirleyerek öldürdügü 1. Tahmasp' tan sonra iran altüst olmu$ ve güçsüz kalmI$tI. Bu durumdan yararlanarak iran'a sava$ açIlmasI egilimini Sokullu önleyemedi. 1577 yIlInda iran'a kar$I sava$ ba$ladI. iran sava$ta yenildi, Azerbaycan ve DagIstan alIndI. 1590 yIlInda yapIlan istanbul barI$ anla$masIyla Gürcistan, Tebriz Bölgesi, Azerbaycan, $irvan, Luristan OsmanlIlarda kaldI. Böylece OsmanlI sInIrI doguda Hazar Denizine kadar dayanmI$tI.
Bundan sonra, iran yönetimine gelen $ah Abbas'm çabasI ve Avusturya Sava$I yenilgisi nedeniyle iran'a kar$I saglanan bu ba$arIlarIn kazanImlarI korunamadI.
583
ORTA ASYA
$ah Abbas, 1611 ve 1618 yIllarInda iki kez yapIlan sava$lar sonunda bütün yitirdiklerini geri aldIgI gibi, dört yIl sonra da Bagdat'I aldI. Bu saldIrI yüzünden 1622 yIlInda çIkan sava$ 1639 yIlIna kadar 17 yIl sürdü. $ah Abbas bu sava$ döneminin ba$Inda Musul ve DiyarbakIr'I da almI$tI. Ölümünden sonra yerine geçen $ah Safi yetersizdi. 4. Murat HanIn yönettigi sava$la yitirilen yerler 1639 yIlInda geri alIndI.
KasrI $irin anla$masIyla Erivan, Azerbaycan, iran, Bagdat, Musul ve DiyarbakIr OsmanlIlara kaldI. Bugün iran ile Türkiye arasInda yürürlükte olan sInIrI bu anla$ma belirlemi$tir. YalnIz, iran'a bIrakIlan Erivan ve Azerbaycan'In bir bölümü Ruslara geçmi$ti. 1992 yIlInda Sovyetler Birligi dagIlInca Erivan'da Ermenistan ve Azerbaycan Bölgesinde Azerbaycan cumhuriyetleri kuruldu.
Avusturya Sava$I
Çe$itli nedenler yüzünden çIkan uzun Avusturya Sava$I 1593-1606 yIllarI arasInda oldu. Sava$In ba$Inda Eflak Bugdan ve Transilvanya beylikleri de ayaklanarak Avusturya'ya yardIm ettiler. Bununla birlikte Egri ve Kanije kaleleri alIndI. Yeni Transilvanya beyinin OsmanlIlarI desteklemesi saglanarak Eflak ve Bugdan ayaklanmalarI da bastIrIldI. Daha sonralarI Avusturya' nIn Erdel sorununa karI$masI yüzünden 1663 yIlInda yeniden sava$ çIktI. Avusturya'nIn çok güvendigi Uyvar (Neuhausel) Kalesi alIndI. Avusturya yönetimindeki Macaristan'da da ayaklanma çIkInca, Avusturya ile 1664 yIlInda barI$ anla$masI yapIldI.
Avusturya yönetimindeki MacarlarIn ayaklanmalarI ve OsmanlI yönetiminden yardIm istemeleri yüzünden Avusturya ile 1682 yIlInda yeniden sava$a girildi. Merzifonlu Kara Mustafa Pa$a'nm üstelemesiyle yapIlan
584
OSMANLI TARiHi
bu sava$ çok kötü sonuçlar dogurmu$tur. OsmanlI ülkesinin Avrupa'daki kom$ularIndan üstün oldugu dönemin sona erdigini açIkça gösteren bu sava$, Avrupa'dan geri çekilmenin de ba$langIcIdIr.
Kara Mustafa Pa$a 200 bin ki$ilik bir orduyla Viyana'yI ku$attI. KIrIm HanI, Eflak ve Bugdan beyleri, Transilvanya KiralI ordularI ile birlikte OsmanlI ordusuna katIlmI$lardI. Ku$atma 60 gün sürdü. Roma -Germen imparatorunun Almanya'nIn her yerinden topladIgI sava$çIlar ve bunlarla birle$en Polonya KiralI Jan Sobieski'nin yönettigi Polonya ordusu Viyana'yI kurtarmak için ko$tular.
Viyana'nIn batIsIndaki Tuna köprülerinin yapIlmasI için KIrIm atlI sava$çIlarI görevlendirilmi$ti. Görevlerini iyi yapmamalarI yüzünden Jan Sobieski güçleri OsmanlI ordusuna birden bir baskIn yaptI ve OsmanlI ordusu 1683 yIlInda geri çekildi. Bu yenilgiden sonra Sobieski' nin özendirmesi sonucu OsmanlI imparatorluguna kar$I bir kutsal birlik olu$tu. Avusturya, Polonya, Venedik ve Rus yönetimleri bu birlige katIldIlar. Avrupa bu birligi Türk yayIlmasIna kar$I koymak için kurmu$tu.
Polonya (Lehistan) Sava$I
Bugdan ve KIrIm beylikleri OsmanlI yönetimine girince, Polonya ile OsmanlI ülkesi kom$u olmu$tu. Dinyester IrmagI iki ülke arasInda sInIr olu$turuyordu. Polonya'nIn Bugdan i$lerine karI$masI, Polonya ile sava$a neden oldu. Polonya ordusu Ya$ kenti yakInInda yenildi. Hotin kalesi alInamadIgI için, Polonya KiralInIn önerisiyle 1620 yIlInda barI$ anla$masI yapIldI. Daha sonra, Polonya'nIn Ukrayna'da ya$ayan SarIkamI$ Kazak Türklerine saldIrmasI yüzünden Polonya ile ikinci kez 1672 yIlInda sava$a girildi.
585
ORTA ASYA
Orta Avrupa'nIn eski Galiçya Bölgesindeki Lemberg (Lvov), Lublin kentleri ve Podolya ili alIndI. Ukrayna'nIn OsmanlI yönetiminde Kazaklara bIrakIlmasI, Podolya'nIn OsmanlIlarda kalmasI ko$uluyla 1672 yIlInda Buca$ anla$masI yapIldI. Ancak, yeni Polonya KiralI Jan Sobieski anla$madaki vergiyi vermek istemedigi için sava$ dört yIl daha sürdürüldü. Sonunda vergi ko$ulu anla$madan çIkarIlarak yeniden barI$ saglandI.
Girit Sava$I
Hacca giden haremagasI Sümbül'ü MaltalI deniz soyguncularI (korsan) tutsak ederek araç gereçlerini Girit AdasInda sattIlar. Bu yüzden 1645 yIlInda Girit AdasIna bir ordu çIkarIlarak 25 yIl sava$ yapIldI. Girit AdasI Venedik egemenligi altIndaydI. OsmanlI iç i$leri bozuldugu için ada kIsa sürede alInamadI. Venedik Girit dI$Inda saldIrIya geçerek Çanakkale BogazI yakInIndaki adalarI ele geçirdi. FransIzlar, Papa, Malta soylularI, ispanya Venediklilere yardIm için Girit AdasIna ordu gönderdiler. Ancak ba$bakan Köprülü FazIl Ahmet Pa$a döneminde, 1669 yIlInda Girit AdasI alIndI.
KadInlar egemenligi
Kanuni Süleyman Handan sonraki padi$ahlarIn yeteneksiz, yanlI$ ve kötü davranI$lI olmalarI, gizli saray düzenbazlIklarIna ve saray kadInlarInIn egemenligine yol açmI$tIr. Kanuni sonrasI padi$ahlarIn çocuk veya ussuz (akIlsIz) olmalarIndan yararlanan anneleri veya e$leri ülke yönetimini etkilemi$lerdir. Buyruk verme yetkisi kazanan saray kadInlarI görevlilerin bütün yükselmelerini, atamalarInI etkilemi$ler ve savurganlIga yol açmI$lardIr.
Böylece buyruk verme yetkisi kazanan ve egemen olan saray kadInlarInIn ba$lIcalarI Kanuni Süleyman
586
OSMANLI TARiHi
HanIn Rus kökenli e$i Hürrem Hatun, 3. Murat'In e$i Venedikli Safiye Sultan ve özellikle 1. Ahmet'in gözdesi Rum kökenli Kösem Sultan'dIr. AltI padi$ah dönemini ya$ayan Kösem Sultan, egemenligini sürdürmek için oglunu öldürtmekten ve torununu zehirlemekten bile çekinmemi$tir.
11.2.11.5. GERiLEME DÖNEMi (1683-1792)
1683 yIlI Viyana yenilgisiyle OsmanlI yönetimi gerileme sürecine [1] girmi$ti. ArtIk dogu sorunu bütün önemiyle Avrupa ülkelerini ugra$tIrmaya ba$lamI$tI. 17. yüzyIl ba$larInda Romanov HanedanI yönetimindeki Rusya güçlü bir ülkeydi. Geli$mesi için BaltIk Denizini, Karadeniz'i, istanbul'u elde etmek ve dogu sorununu kendi çIkarlarI yönünde çözmek istiyordu. Rusya'nIn kar$IsInda yer alan en büyük güç Avusturya'ydI. Rusya ve Avusturya bu konuda anla$tIlar ve OsmanlI ülkesini aralarInda payla$mak için ara sIra birtakIm tasarIlar da yaptIlar.
YalnIz Fransa ile Avusturya ve isveç ile Rusya arasIndaki çeki$meler, Prusya ve ingiltere'nin ters yöndeki çIkarlarI, Rusya ve Avusturya'nIn dogu sorununu çabukça kendi çIkarlarI yönünde çözmelerine engel oldu. Ancak Avrupa ülkeleri arasIndaki çIkar çatI$malarI 18. ve 19. yüzyIllarda OsmanlI yönetiminin yava$ça ve sürekli birçok toprak yitirmesine de engel olmamI$tIr. OsmanlI yönetimi kendisine kar$I birlik olan Avusturya, Rusya, Polonya ve Venedik ile Viyana yenilgisinden sonra 15 yIl ugra$tI. Her birlik ülkesi bir
[1] Gerileme Dönemi padi$ahlarI 2. Süleyman, 2. Ahmet, 2. Mustafa, 3. Ahmet, Mahmut, 3. Osman, 3. Mustafa, 1. Abdülhamit'tir.
587
ORTA ASYA
yandan OsmanlI imparatorluguna saldIrIyordu. OsmanlI ordusunun aynI zamanda bunlara kar$I koymasI için bölünmesi gerekli oldu.
AvusturyalIlar Macaristan'da, Venedikliler de Mora YarImadasInda birlikler çIkarIp ilerlemekteydiler. AyrIca Ruslar KIrIm'a, PolonyalIlar da Podolya'ya saldIrdIlar.
1689 yIlInda Avusturya kIsa sürede Budin, Macaristan ve Transilvanya'yI alarak Tuna IrmagInIn güneyine geçti. Venedik de Mora, Atina, ayrIca Dalmaçya ve Bosna'da birtakIm yerleri ele geçirdi. Avusturya bütün SIrbistan'I almI$, ayrIca Sofya ve bütün Balkanlar'a da baskI yapIyordu. Padi$ahIn ba$kanlIgInda Edirne' de toplanan kurul (divan), Köprülü Mehmet Pa$a'nIn oglu FazIl Mustafa Pa$a'nIn ba$bakanlIga getirilmesini önermekten ba$ka bir $ey yapamadI.
1689 yIlInda ba$bakanlIk görevine getirilen FazIl Mustafa Pa$a'nIn ilk i$i, ba$ta yargI ve kamu gelir-gider düzenleri olmak üzere ülkede genel bir yenile$meye giri$mek oldu. Böylece toplumun sevgisini kazandI ve ardIndan orduyu düzeltip ülke savunmasIna yöneldi.
1690 yIlInda tüm SIrbistan'I kurtardIgI gibi Mora'da Venedik'e, KIrIm'da Rusya'ya kar$I birtakIm ba$arIlar elde etti. Ancak FazIl Mustafa Pa$a'nIn sava$ta ölmesi, tüm kayIplarIn geri alInmasI umudunu kIrdI. Avusturya' ya kar$I sava$an Fransa'nIn sava$I birlikte sürdürme önerisi geri çevrilerek Karlofça'da 1699 yIlInda ünlü Karlofça anla$masI onaylandI.
Bu anla$ma ile 25 yIl süreyle sava$ yapIlmamasI, TamI$var ili dI$Inda Transilvanya'nIn ve Macaristan'In Avusturya'ya, Mora YarImadasInIn ve Dalmaçya'nIn Venedik'e, Podolya'nIn Polonya'ya ve Azak kalesinin Rusya'ya bIrakIlmasI onaylanmI$tI. Karlofça anla$masI, OsmanlI topraklarInIn ilk kez payla$IldIgInI belirtmesi ve
588
OSMANLI TARiHi
bir uluslararasI birligin ugra$I sonucu gerçekle$mesi nedeniyle çok önemlidir.
Karlofça anla$masIndan sonra bir ara sürdürülen geri alma giri$imleri a$agIda görülecegi gibi ba$arIlI olmamI$tIr. Her sava$ yitirilenleri geri almak yerine, yeni yerlerin yitirilmesine neden olmu$tur. Rusya'nIn süre geçtikçe çekinceli olmasI ve OsmanlI yönetiminin ülkeyi güçlendirecek önemli yenilikleri yapmamasI yIkImlarIn uzamasIna neden oluyordu.
Bu sIralarda bütün batI Avrupa ve özellikle de Avusturya, ispanya KiralI olmak için 1701 yIlIndan 1713 yIlIna dek süren sava$la ugra$Iyordu. Rusya da Bal tIk illerini almak için isveç ile sava$Iyordu. Lale Döneminde ortaya çIkan bu uygun ko$ullardan yararlanIlamadI. Bu dönemde OsmanlIlarIn dogal dostu olan isveç'in yalnIz ezilmesine göz yumuldugu gibi, en sorunlu döneminde Avusturya'ya da kar$IlIk verilmedi. Oysaki bir süre sonra bo$ta kalan Rusya ve Avusturya OsmanlI ülkesine yeniden saldIrmakta bir an bile gecikmediler.
RuslarIn sInIrlara saldIrIsI ve OsmanlIlara sIgInan isveç KiralI Demirba$ $arVm (12. Kari) istegi üzerine 1711 yIlInda Rusya'ya sava$ açIldI. Üstün OsmanlI ordusu Büyük Petro'yu Prut bataklIklarInda ku$attI. Ancak Petro'nun karIsI 1. Katerina'nm düzenbazlIgI ile Rusya büyük bir yIkImdan kurtuldu. Petro en agIr ko$ullarla anla$ma yapmaya istekliyken, BaltacI Mehmet Pa$a 1711 yIlInda oldukça önemsiz içerikli Prut barI$ anla$masInI yaptI. Rus ordusu kurtulmu$tu.
Avusturya ise, ispanya'da kIral olmak için yapIlan sava$tan sonra Avrupa'nIn en güçlü ülkesi olmu$tu. Prut ba$arIsInIn ardIndan, kolay yenilecegi sanIlan Venedik'e sava$ açIlarak bütün Mora YarImadasI geri
589
ORTA ASYA
alInmI$tI. Avusturya bu geli$meye ilgisiz kalmadI ve 1716 yIlInda OsmanlIlara kar$I sava$a girdi. OsmanlIlar sava$ta yenildiler. 1718 yIlInda onaylanan Pasarofça anla$masIyla Banat topraklarI, Eflak'In batI, SIrbistan ve Bosna'nIn kuzey bölgeleri Avusturya'ya verildi. Mora OsmanlIlarda kaldI. Böylece Avusturya'nIn Tuna'nIn güneyine geçmesi sonraki yayIlmalarI kolayla$tIracaktI.
Damat ibrahim Pa$a Pasarofça anla$masIndan sonra ba$bakanlIga getirilmi$ti. 12 yIl süren ba$bakanlIk görevi sIrasInda bayIndIrlIga önem verdi ve ülkenin tutumunu yükseltmeye çalI$tI. ibrahim Pa$a, Rusya ve Avusturya ile sava$tan kaçInIyor ve ülkeyi ilerletmeye ugra$Iyordu. Bununla birlikte ibrahim Pa$a önemli ölçüde bir ilerleme saglayamamI$tIr. Ülkenin varlIgInI yapIla$ma adIna kö$klerin, saraylarIn yapImInda ve eglencelerde kullanmI$tIr. Bu nedenle ibrahim Pa$a dönemi OsmanlI tarihinde Lale Dönemi diye anIlIr.
Bununla birlikte bu dönemde Avrupa'dan 300 yIl sonra ibrahim Müteferrika ilk basImevini kurdu. AyrIca Yalova'da bir kagIt üretim evi (fabrika) de kurulmu$tur.
ibrahim Pa$a dI$ i$lerinde bir ba$arI elde ederek orununu (konumunu) güçlendirip korumak için iran'a saldIrmI$tI. iran'In batI bölgesini almI$sa da Safevi hanedanInIn yerine geçen Nadir $ah burayI geri almI$tIr. Özel ya$amI ve savurganlIgI nedeniyle ibrahim Pa$a toplumun gözünden dü$mü$tü. Bütün yakInlarInI yüksek düzeyli görevlere yerle$tirmi$ti. Patrona Halil'in çevresinde toplanan bagnaz topluluk ayaklandI. Damat ibrahim Pa$a öldürüldü. Geçici bir süre için ülke yönetimine egemen olan Patrona Halil ve arkada$larI da sonradan öldürüldüler.
Bundan sonra Rusya izledigi doguyla ilgili yönetim
590
OSMANLI TARiHi
anlayI$I geregi, sürekli Avusturya ile birlik olarak davranmI$ ve OsmanlIlara kar$I 1736, 1768 ve 1787 yIllarInda üç kez sava$ açmI$tIr. Avusturya, 1736 ve 1787 yIllarInda Rusya ile birlikte OsmanlIlara kar$I sava$tI. Rusya'nIn yalnIz girdigi 1768 yIlInda yapIlan sava$I OsmanlIlar kazanmI$tIr.
Belgrat'ta 1739 yIlInda yapIlan anla$malarla kuzey SIrbistan, Belgrat ve kuzey Bosna geri alIndI. Azak kalesinin Rusya'ya verilmesi kar$IlIgInda, Rusya'nIn Karadeniz'de ta$IyIcI ve sava$ donanmalarI olmayacaktI. Bu anla$manIn süresi 27 yIldI. Gerçekten bu dönem boyunca OsmanlI yönetimiyle Avrupa arasInda barI$ sürdü. Avrupa bu sürede kanlI sava$larla ugra$Irken, OsmanlI yönetimi büyük bir titizlikle yansIzlIk anlayI$InI korumu$tu.
Belgrat anla$malarI görü$melerinde Fransa yönetimi OsmanlIlara yardImcI olan bir anlayI$ sergiledi. Çünkü Fransa, Rusya'nIn ve Avusturya'nIn Balkanlara ve Karadeniz'e inmesine OsmanlIlarIn engel olurken kayIp vermesini çIkarlarIna aykIrI görüyordu. Bu dönemde Fransa doguyla çok alIm satIm yapIyordu. Fransa'nIn bu davranI$I, ayrIca tutumsal çIkarlarInI korumaya yönelikti.
1740 yIlInda bu aracIlIgIna kar$IlIk olarak Fransa, önceden verilen kapitülasyon ayrIcalIklarInI yeniledi ve kapsamInI geni$leterek sonsuzla$tirdi. Öteki ülkeler de Fransa'ya verilen bu ayrIcalIklarI aldIklarI için, kapitülasyonlar daha sonralarI OsmanlI ülkesinin tutum ve gelir - gider düzenlerinde önemli bir sorun olu$turdu. Türk Ulusu bu kötü yönetim anlayI$I, tutum (ekonomi) ve kamu gelir gider düzenleri tutsaklIklarIndan ancak Lozan'da kurtuldu.
591
ORTA ASYA
Bununla birlikte bu barI$ döneminde, geli$mek için hiçbir çaba gösterilmedigini de belirtmek gerekir.
YayIlma amacI güderek Polonya'nIn iç i$lerine karI$an Rusya ile OsmanlIlar 1768 yIlInda sava$a girdi. Sava$, karada ismail kalesi yakInInda Türk ordusunun dagIlmasI ve Çe$me yakInInda Türk donanmasInIn yok edilmesiyle sonuçlandI. 1774 yIlInda yapIlan Küçük Kaynarca anla$masIyla KIrIm bagImsIz oldu.
Dinyeper ile Bug IrmaklarI arasInda kalan bölge Rusya'ya verildi. Anla$mada toprak vermekten daha agIr olan ko$ul, Rusya'nIn Karadeniz'de donanma bulundurma yetkisini elde etmesi ve karI$Ik anlatImlar ile OsmanlI ülkesinde bulunan bütün OrtodokslarIn koruyucusu durumuna geçmesiydi. Fransa'nIn 1740 yIlInda elde ettigi kapitülasyonlardan esinlenen Rusya, bir OsmanlI HIristiyan kesimini korumaya giri$mi$ti. Sava$a katIlmamasInIn ödülü olarak Bukovina da Avusturya'ya verildi. Rusya, Polonya'yI payla$tIrdIktan sonra KIrIm'I da alarak ülkesine katmI$tI.
2. Katerina'nIn giri$imiyle, Rusya ve Avusturya'nIn OsmanlI ülkesini parçalayIp aralarInda payla$mak için anla$ma yapmalarI üzerine, 1787 yIlInda OsmanlI yönetimi Rusya'ya kar$I sava$ açItI. Anla$malarI geregince, Avusturya da Rusya ile birlikte OsmanlIlara kar$I sava$a girdi. Rusya Karadeniz kIyIlarIndaki birtakIm kaleleri ve Avusturya da Belgrat'I ele geçirdiler. isveç'in OsmanlIlarIn dostu olarak Ruslara kar$I saldIrmasI ve PolonyalIlarIn da ayaklanarak kar$I koymalarI Rusya'nIn ve Avusturya'nIn saldIrIlarInI durdurdu. AyrIca bu sIrada Fransa'da devrim süreci ba$ladIgI için yönetimler batIyla ilgileniyordu. Böylelikle, neredeyse OsmanlI imparatorlugu bir yitik vermeden bu sava$ 1792 yIlInda bitti.
592
OSMANLI TARiHi
11.2.11.6. DAGILMA DÖNEMi (1792-1919)
18. yüzyIlIn sonlarIna gelindiginde, gerilemekte olan OsmanlI imparatorlugunda artIk dagIlma [1] ko$ullarI olu$maya ba$lamI$tI. FransIz Devrimi ve dogurdugu sava$lar, Rusya ve Avusturya'nIn OsmanlI ülkesiyle ugra$larInI bir süre durdurmu$tu. Devrimin yarattIgI karI$IklIklar ve Napolyon yayIlmasI 1815 yIlInda Viyana anla$masIyla yok edilmi$ ve Avrupa ülkeler haritasI yeniden çizilmi$ti.
FransIz devriminin, OsmanlI yönetimine ve Türk kesimine neredeyse hiçbir etkisi olmamI$tI. Buna kar$In, bu devrimin tüm yeryüzüne yaydIgI ulusal, özgürlük ve bagImsIzlIk ülküleri OsmanlI ülkesindeki HIristiyanlar arasInda da yayIlmI$tI. Bunlar Avrupa ülkelerinin kI$kIrtmalarIyla ayaklandIlar. ArtIk Rusya ve Avusturya dogu sorununu kendi çIkarlarI yönünde çözebilecek durumda degildirler. Fransa, ingiltere ve Prusya da dogu sorununu birincil düzeyde etkiliyorlardI. Bu durumda, OsmanlI HIristiyan toplumunun bagImsIz olmasI, Avrupa'nIn çIkarlarIna daha uygundu.
Bo$naklar, Bulgarlar, Ulahlar, SIrplar, YunanlIlar 19. yüzyIlIn ba$Indan beri ayaklandIlar. Avrupa bilim ve dü$ünce çevreleri, sözde eski Yunan UygarlIgI nedeniyle Yunan ayaklanmasIna ilgi duydular. ingiltere ve Fransa, daha çok güçsüzle$mi$ ve Rusya'nIn eline dü$ecegi ortaya çIkmI$ bir OsmanlI ülkesi yerine, Akdeniz'de Rusya'ya kar$I savunma üssü olacak bir HIristiyan ülkesi kurmak istedikleri için Yunan ayaklanmasIyla ilgilendiler. Rusya da olu$masInI önleyemeyecegi bir
[1] DagIlma Dönemi padi$ahlarI 3. Selim, 4. Mustafa, 2. Mahmut, Abdülmecit, 1. Abdülaziz, 5. Murat, 2. Abdülhamit, 5. Mehmet, 6. Mehmet'tir (Vahdettin).
593
ORTA ASYA
ülkeyi yanIna çekmek için kurulu$una yardIm etti. Böylece bagImsIz Yunanistan'In olu$umuna yardImda ingiltere, Fransa ve Rusya arasInda bir yarI$ ba$ladI. YunanlIlar altI yIl süren sava$ta Mora'da yenildiler. Ancak bu yenilgi, yukarIda deginilen nedenler yüzünden bütün Avrupa'yI eyleme geçirdi.
Fransa, ingiltere ve Rusya donanmalarI Navarin limanInda OsmanlI donanmasInI yendiler. Bir FransIz ordusu Mora'ya çIktI ve bir Rus ordusu da Edirne'ye kadar ilerledi. 1829 yIlInda yapIlan Edirne anla$masIyla OsmanlI yönetimi Yunanistan'In bagImsIzlIgInI tanIdI. Neredeyse aynI sIralarda SIrbistan, Eflak ve Bugdan da özerklik kazandIlar. Yunan bagImsIzlIgInIn ardIndan 1831-1841 yIllarI arasInda ayaklanan MIsIr ilbeyi Mehmet Ali Pa$a da MIsIr'In özerkligini elde etti.
KIrIm Sava$Indan sonra Sardunya, ingiltere ve Fransa'nIn yardImlarIyla OsmanlI ülkesinin tümü 1856 yIlInda Paris anla$masIyla güvence altIna alIndI. Buna kar$In 1875 yIlInda Bosna-Hersek ve Bulgaristan'In ayaklanmalarI üzerine Rusya sava$ açarak istanbul'a kadar ilerledi. 1878 yIlI Berlin anla$masIyla Romanya, SIrbistan, Karadag bagImsIz oldular. Bulgaristan da özerk bir beylik oldu. AracIlIklarIna kar$IlIk olarak ingiltere KIbrIs'I ve Avusturya Bosna - Hersek'i aldI.
Viyana bozgunu ve ondan sonraki yIkImlI sava$lar, birtakIm üst düzey yöneticide yenilik yapma ve Avrupa UygarlIgInI yakalama dü$üncesini dogurmu$tu. Bu amaçla özellikle Viyana bozgunu sonrasI birtakIm üst düzey yöneticiler yenile$meye giri$tiler. Ancak yenilik yapmak isteyenlerin bilgili ve atak olmamalarI, ba$lanan i$lerin izlenememesi ve dI$ sIkIntIlar yüzünden ba$arIlI bir sonuç alInamamI$tIr. Böylece Viyana bozgunundan sonra OsmanlI ülkesi her sava$ta toprak kaybetmi$tir.
594
OSMANLI TARiHi
1774-1789 yIlarI arasInda 1. Abdülhamit döneminde ve 1789-1807 yIlarI arasInda 3. Selim dönemi ba$Inda Rusya OsmanlI ordusuna kar$I büyük ba$arIlar kazandI. Rusya'nIn KIrIm'I alIp Karadeniz'e çIkmasI, donanmasI ile bogazlara baskI yapmasI OsmanlI yönetimini çok güçsüzle$tirdi. Bu nedenle 3. Selim döneminde ordu, donanma ve yönetim önemli ölçüde yenilenmeye çalI$IldI. Ancak gericilik ve ayaklanmalar yüzünden bu giri$im ba$arIlI olamadI.
1808-1839 yIlarI arasIndaki 2. Mahmut döneminde ise, yeniçerilik 1826 yIlInda kaldIrIldI ve birtakIm yeniliklere giri$ildi. MIsIr ilbeyi Mehmet Ali Pa$a'nIn ayaklanmasI yenile$me giri$imine çok güçlük çIkardI. 1839 yIlInda çIkan Gülhane HattI Hümayunu denilen buyrukla yasa düzenine dayalI bir yönetim kurulacagI duyuruldu. Ancak bu buyrugun özü eski geleneklerden ve dini etkilerden uzak kalamadI. AyrIca buyrukta yapIlacagI belirtilen yasalarIn ve yeniliklerin çogu da uygulanamadI.
KIrIm Sava$Inda Fransa, ingiltere ve Sardunya'nIn yardImlarIna kar$IlIk, özellikle Fransa ve ingiltere OsmanlI yönetiminden OsmanlI HIristiyanlarIna uygun yenilikler yapmasInI istediler. OsmanlI yönetimi bu istekleri geri çevirecek güçte olmadIgI için, 1859 yIlInda bir hattI hümayun buyruguyla öteki yeniliklerle birlikte yapIlmasInI buyurdu. Bu buyruk, Paris anla$masIna yazIlarak yönetim üstlendigi yenilikleri uygulama durumunda bIrakIldIysa da 1856 yIlIndaki buyrukta üstlenilen i$lerin bile tümü yapIlamadI.
Bununla birlikte bu yetersiz giri$imlerin, dü$ünceleri bir ölçüye kadar geli$tirdigi ve OsmanlI yönetim anlayI$Inda, ordu yapIsInda, toplumsal ya$amInda birtakIm önemli izler bIraktIgI yadsInamaz.
595
ORTA ASYA
Yenile$me (Tanzimat) akImI, yalnIzca yöneticilerin dü$ünmeleri ve istemeleriyle Avrupa ülkelerinin etkileri ve baskIlarIndan dogmu$tur. Bu akIm daha sonra OsmanlI aydIn kesiminden gelen etkilerle de birle$erek 1876 yIlInda Me$rutiyet akImInI ve dönemini ba$lattI. Gerçekte güçsüz olan bu son akIm 2. Abdülhamit'in buyruguyla kolayca kaldIrIldI. Yeniden tüm yetkilerin sInIrsIzca bir ki$ide toplandIgI bir yönetim kuruldu.
1908 yIlInda ikinci me$rutiyetin uygulamaya konmasInIn ardIndan dI$ sorunlar arttIgI için bu dönemde bile önemli yenilikler yapIlamadI.
Bu nedenle, me$rutiyetin ikinci kez uygulamaya konmasIndan sonra da OsmanlI yönetimi güçlü bir varlIk gösterememi$tir.
Bu kötü sonuca varmak için OsmanlI HanedanI dü$manlarla birlikte yürümekten çekinmedi. Gerçekte dagIlan yalnIzca OsmanlI HanedanI ve imparatorluguydu. Türk Ulusunun dogasI, kesinlikle tutsak olmayI benimseyecek nitelikte degildi.
Dinden bagImsIz, laik, çagda$ yasalarIn çIkarIlIp uygulanmasI, her alanda önemli giri$im ve devrimin yapIlmasI, gerçek geli$me atIlImlarI, Atatürk'ün güçlü ve dirençli istenciyle ancak demokrasiye dayalI Ulusal Cumhuriyet Döneminde olabilmi$tir.
11.2.11.7. OSMANLI TOPLUMUNUN YAPISI
Üç ana karaya yayIlmasI ve küçülmesi, iç ve dI$ yönetimiyle ilgili önemli olaylarI ardI$Ik olarak yukarIda kIsaca anlatIlan OsmanlI ülkesinin toplumunu nasIl bir topluluklar kümesi olu$turmu$tu ? AyrIca bu insan kümesinin yönetim anlayI$I, yönetim düzeni, tutumsal (ekonomik) etkinligi, ekin (kültür) seviyesi nasIldI ?
596
OSMANLI TARiHi
Bu bölüm, $imdiye kadar çok az i$lenmi$ birtakIm ara$tIrma gerektiren konulardan olu$maktadIr. Bu konularIn bilimsel olarak incelenebilmesi için, önce OsmanlI Döneminden kalan tüm yazIlI tarihi belgelerin ve yapItlarIn bu konularla ilgili bölümlerinin derlenmesi, sonra derlenen kaynaklarda olmayan belgelerin bulunmaya çalI$IlmasI ve sonunda bütün derlenen bölümlerin bir araya getirilmesi gerekir. Böyle uzun bir çalI$maya giri$ip sonucunu almaya $imdilik yeterli süre yoktur. Uzun süreler gerektiren bu çalI$ma gelecege bIrakIlIp konuyla ilgili çok genel nitelikte birtakIm görü$lerin ve irdelemelerin anlatImIyla yetinildi.
ilk Çagda, Orta Çagda görülen dogudaki ve batIdaki imparatorluklarda oldugu gibi, olabildigince ulusal nitelikte birçok toplumdan olu$an OsmanlI yönetimi altIndaki topluluklar kümesi bir padi$ahIn egemenligi altInda toplanmI$tI. Eski dogu hakanlarInIn, Roma imparatorlarInIn, Emevi ve Abbasi halifelerinin egemenliklerinde oldugu gibi, Padi$ahIn egemenliginin de dini bir niteligi vardI.
Padi$ahIn uyrugu, bunun da ötesinde kulu sayIlan bu çe$itli uluslardan sivrilerek çIkmI$ bir topluluk, padi$ahIn çevresinde bir tür din adamI, sava$çI ve yönetici soylu kesimi olu$turarak ülkeye egemen olan güce etkin olarak katIlIyordu. illerde etkili biçimde yerel derebeylik vardI. Derebeyliklerin de padi$ah yönetiminin (ba$kentin) egemenlik gücünde paylarI vardI. Ba$kentin illere gönderdigi büyük yönetim görevlileri de ba$kentin yetersizligini görünce yerel derebeylerin dü$üncelerini alIyorlardI. Anla$IlacagI gibi, gerçekte bu egemen kesim kendisine OsmanlI adInI vermi$tir. Egemen kesimin dI$Inda kalan bütün topluluklar, ulusal adlarI olan Türk, Arap, Rum, Ermeni, SIrp gibi dogal adlarIyla anIlIyorlardI.
597
ORTA ASYA
Egemen kesim, ulusal topluluklar arasInda türe (adalet) dagItmayla ve yönetimle ugra$Ir, ülkenin güvenligini ve düzenini saglamaya çalI$IrdI. Bu ugra$larInIn kar$IlIgInda çe$itli yöntemlerle onlardan vergi toplardI. Egemen kesimin yönetim giderlerini ve ayrIca topluluklar kümesinin giderlerini kar$Ilayan önemli bir gelir kaynagI da utku kazanan sava$larda yagma edilen varlIklardI.
OsmanlI imparatorlugunun utkular kazandIgI dönemlerinde Yeniçeri denilen çok düzenli, iyi egitim gören bir nitelikli (hassa) kolordusu, ba$ka bir deyimle imparatorun koruma birligi vardI. Özü yeniçeri kolordusundan olu$mu$ büyük OsmanlI ordularI, 15. ve 16. yüzyIllarda uygar ülkelerin en yetkin sava$çIsI sayIlIrdI. OsmanlI ordusu, özellikle yeniçeri birlikleri, her $eyden önce OsmanlI SultanI ve egemen kesiminin çIkarlarInI korumakla görevliydi.
Toplumdan alInan vergilerin ve sava$larda yagma edilen varlIklarIn çogu saray ve egemen kesimin konaklarIyla yeniçerilerin giderlerini kar$IlardI. Utku kazanan sava$lar sona erip yeterli yagma varlIklarI toplanamamaya ba$layInca, gelirler sarayIn, konaklarIn ve yönetimin giderlerini kar$Ilayamaz oldu. Gelir-gider açIgI, vergilerin artIrIlmasI, metal paralarIn bile$imini degi$tiren görevlilerin varlIklarIna el konulmasI gibi yöntemlerle kapatIlmaya çalI$IldI.
Egemen kesimin, ba$ka bir deyimle padi$ah ile çevresindeki din adamI, sava$çI, yönetici soylu kesimin ve yerel beylerin altInda büyük çogunlugu olu$turan uluslar her yerde oldugu gibi birkaç kesime ayrIlIyordu. istanbul'da ve öteki kentlerde dernek türü örgütlerde toplanmI$ alsatçIlar ve küçük üreticiler vardI. Kentlerin
598
OSMANLI TARiHi
dI$Indaysa, bir kesimi OsmanlI yasalarI geregi tImar ve zeamet adlI tarIm i$letmelerini yöneten atlI sava$çIlara, öteki kesimi de geleneksel olarak kendi beylerine ve agalarIna baglI, topraga yerle$mi$ köylülerle göçebeler ya$ardI. Göçebelerin töre yasalarI geçerliydi, toplumsal ve yönetim kurumlarI temel olarak korunmu$tu.
TImar ve zeamet tarIm i$letmeleri yöneticileri, köylerin ve boylarIn beyleri ve agalarI, yerel soylu kesimi olu$tururlardI. Yerel soylular da köylülerden, boy bireylerinden OsmanlI yasalarI veya töre yasalarI geregi çe$itli vergiler alIr ve kendilerine baglI olanlarI çe$itli i$lerde kullanIrlardI. OsmanlI ordusunun bir kesimi, bu beylerin ve agalarIn köylerinden ve boylarIndan toplanmI$ yerel sava$çIlardan olu$urdu.
Padi$aha uyanlar, toplumsal olarak böyle birtakIm kesimlere ayrIldIgI gibi, dini ve yöresel olarak da çok çe$itli kesimlere ayrIlmI$tI. Padi$aha uyanlar islam ve HIristiyan olmak üzere iki büyük dini kesime ayrIlIyordu. Müslümanlar Sünnilik ve $iilik gibi ba$lIca iki büyük ögretiyi (anlayI$I) benimsemi$lerdi. AyrIca Sünnilerin ve $iilerin de alt ögretileri vardI. Bu din ve ögreti karma$asIna bir de tarikat degi$imleri eklenerek, din kurumunun yapIsI büsbütün karI$Ik bir duruma gelmi$ti. Ülkeyi yöneten egemen kesimin dini islam'In Sünnilik ögreti$iydi.
islam toplumunda çe$itli diller kullanIlIrdI. Egemen kesimde, sarayda, yönetim birimlerindeki görevliler arasInda, yargI evlerinde, okullarda ve medreselerde (üniversitelerde) OsmanlI dili denilen karI$Ik bir dil kullanIlIrdI. Bundan ba$ka Türkçe, Arapça, Farsça, Kürtçe, Lazca, Arnavutça, Slavca ve Rumca konu$an Müslümanlar da vardI. Bununla birlikte OsmanlIca ve Türkçe çogunlugun kullandIgI dillerdi.
599
ORTA ASYA
HIristiyanlara gelince, onlar da birçok ögretiyi benimsemi$lerdi ve çe$itli uluslardan olu$mu$lardI. Rum Ortodoks kilisesinden ba$ka Ermeni, Kildani, Süryani, Melki, KIpti gibi daha birçok kilise (ögreti) vardI. Genellikle her ulusun ayrI, kendine özgü belirli bir ögretisi vardI. Ancak Ortodoks kilisesi ögretisini Rumlardan ba$ka SIrplarIn, BulgarlarIn, AraplarIn ve Türklerin bir kesimi de benimsemi$ti. Padi$aha uyan HIristiyanlar Rumca, SIrpça, Bulgarca, Ermenice, Türkçe gibi çe$itli dilleri konu$an degi$ik soylardan insanlardI. AyrIca, her yere dagIlmI$ bozuk ispanyolca konu$an Yahudiler de vardI.
OsmanlI padi$ahInIn egemen yönetimi altInda toplanan bu çok karI$Ik topluluklar kümesinin bölümlerini birbirine ekleyen birtakIm baglar olmakla birlikte, bütün toplum birle$mi$ ve kayna$mI$ bir durumda degildi. YalnIz, OsmanlI ülkesinde ya$ayan uluslarI genellikle birbirine baglayan bir dogu ekininin (kültürünün) ve dü$ünme biçiminin (anlayI$In) varlIgI da yadsInamaz. Padi$aha uyanlarda din ve soy degi$iklikleri olmasIna kar$In, ekinde ve dü$ünme biçimindeki benzerlik gözlenerek belirlenebilir. Ancak bu uluslarI birbirine baglayan daha önemli neden, onlarIn aralarInda kurduklarI tutumsal (ekonomik) ili$kilerdi.
KarI$Ik bir dil olan OsmanlI Türkçesiyle konu$an, neredeyse bütünüyle Müslümanlardan olu$an egemen kesim ülkeyi, orduyu yönetir ve ülkenin yasal düzenini saglardI. BirtakIm Rum beyleri ve her ögretiden din adamlarI da ülke yönetim birimlerinde görevli olarak çalI$IrlardI. Rum Patriginin OsmanlI hanedanInIn orununda (katInda) oldukça önemli bir yeri vardI.
Ülkenin temel varlIgI olan tarIm ve hayvancIlIk
600
OSMANLI TARiHi
i$letmelerinin çogunlugunu Türkler, geri kalanInI da SIrplar, Bulgarlar ve AraplarIn bir kesimi çalI$tIrIrdI. AlIm satIm (ticaret) ve uran (sanayi) i$letmelerinde MüslümanlarIn önemli bir payI vardI. Özellikle deniz ula$ImIyla yapIlan alIm satImIn büyük bir bölümü deniz kIyIsIndaki illerde ya$ayanlarIn elindeydi. AyrIca batI limanlarIyla yapIlan alIm satImIn ve gemi ta$ImacIlIgInIn da büyük bir bölümünü onlar gerçekle$tirmi$ olmalIdIr. AynI biçimde istanbul, izmir, Kayseri, Erzurum gibi büyük illerin küçük uran i$letmecileri arasInda Rumlar ve Ermeniler az degildi. Hekimlik, gelecegi bildirmek, kuyumculuk, aracIlIk, gözbagcIlIk gibi birtakIm i$lerde Yahudilerin önemli bir yeri vardI. Böylece ortaya çIkan i$ bölümü ve aralarInda yaptIklarI alI$ veri$, çe$itli din ve soydan olan insanlarI tutumsal olarak birbirlerine baglamI$tI.
Özellikle OsmanlI donanmasInIn bütün Akdeniz, Karadeniz, KIzIldeniz ve ayrIca Hint Okyanusuna egemen oldugu güçlü ve görkemli dönemlerinde genel ve deniz yoluyla alIm satIm önemli ölçüde kazanç saglardI. Böyle her yerde sözü geçen ve saygI gören bir ülkenin alIcI ve satIcIsI olmak, yolculukta ve gerekli i$lemlerde her türlü kolaylIgI saglardI. OsmanlI egemen kesimine duygusal olarak baglanmamI$ ve Müslüman olmayanlar bile, çIkarlarI geregi egemenlerden olmak isterlerdi.
Kuyumculukta önemli bir yeri olan Ermeniler de padi$ah saraylarInIn ve pa$a konaklarInIn sürekli satIcIlarIydIlar. Egemen kesimin varlIklI olmasI, bu satIcIlarIn ve sanatçIlarIn da iyi kazanmalarInI saglIyordu. KIsacasI, Müslüman olan ve olmayan kesimlerin ili$kileri, tutumsal çIkarlarIn payla$IlmasI nedeniyle genellikle iyi giderdi. Böylece ülkedeki alIm satImlar, dini ve ulusal kesimler arasInda tutum aracIlIgIyla bir tür denge ve dayanI$ma olu$turarak
601
ORTA ASYA
bu karma$Ik toplumun bölümlerini oldukça birbirine baglanmI$tI.
Hangi dinden ve soydan olursa olsun her kesimden kimselerin, üstelik yabancIlarIn bile Müslüman gibi görünerek egemen kesime girip en üst yönetici seviyesi olan ba$bakanlIga (sadrazam) kadar yükselebildikleri de ayrIca belirtilmelidir. Özellikle her yerden toplanan her soy ve dinden kadIn köleler (halayIk, karava$, cariye), yalnIzca anlayI$larI (zeka) ve güzellikleriyle padi$ahIn gözdesi (kadInI) olarak egemen kesimin ba$Inda en güçlü ba$vuru orunu (katI) olabiliyorlardI.
Utkular (zafer) kazanIlan dönemde imparatorluga katIlan Eflak, Bugdan, Transilvanya, Macaristan gibi beyliklerin, kIrallIklarIn yönetim ve toplumsal kurumlarI korunarak atanan yerel beyler ve kIrallarla yönetildikleri için, yerel egemen kesimler buralarIn alInmadan önceki yönetim ve toplumsal yapIlarInI korumu$lardI. YukarIda deginildigi gibi genel olarak bir dogu ekini (kültürü), bir dogu anlayI$I eski OsmanlI topraklarI olan Anadolu, Rumeli ve Suriye'de vardI. Bununla birlikte OsmanlI-Türk ekini, bu eski ve daha sonra alInan topraklara egemen olup ekinsel olarak birle$tirmeyi ba$armI$ degildir. OsmanlI-Türk ekini, açIk dini nitelikleriyle ve özellikle soyluluk egilimleriyle OsmanlI HIristiyan toplumunu çok az etkiledigi gibi, degi$ik soylardan olan MüslümanlarI bile bir araya getirememi$tir.
Özü Türk olan OsmanlI ekininin birtakIm ögeleri Arap, iran, Rum ekinlerinden alInmI$tI. OsmanlI dili, yazInI, dini yapItlarI, dini müzigi ve saray davranI$ (görgü) kurallarI OsmanlI ekininin örnekleri olarak sayIlabilir. OsmanlI ekininin bu dev$irme (derleme) niteligine kar$In, çe$itli din ve soylardan olan OsmanlI
602
OSMANLI TARiHi
toplumlarI bu ekini tümüyle benimsemi$ degildi. Üstelik Türklerin bile büyük bir kesimi kendisinin daha yaygIn, özgün, özel ve ulusal nitelikli ekiniyle ya$Iyordu. Bununla birlikte büyük illerde ya$ayanlar, hangi soydan ve dinden olursa olsunlar bir ölçüde OsmanlI ekininin etkisinde kalmI$lardI. Türk ve Müslüman olmayan ozan ve yazarlar az olmakla birlikte, çok müzisyen vardI. Medreselerde kitaplar okumu$ Anadolulu Ermeniler ve Rumlar az degildi. Toplumun tüm kesimlerinden ustalar OsmanlI yapIsInI geli$tirmek, özellikle tüm inceliklerinin uygulamak için çalI$IyorlardI.
16. yüzyIlda OsmanlI imparatorlugunun ekinsel ve tutumsal seviyesinin, Orta ve BatI Avrupa'dan daha yüksek oldugu ku$kusuzdur. Üstelik 17. yüzyIl ortasIna kadar bu üstünlügünü bütünüyle korudu. Ancak 18. yüzyIlda Avrupa ekin ve tutum alanlarInda genellikle doguyu, özellikle de OsmanlI ülkesini oldukça geride bIrakmI$tIr. Bu ekinsel ve tutumsal dengenin bozulmasI OsmanlI egemen kesiminin ülke yönetiminde yetersiz kalmasIna ve gerilemesine neden oldu. OsmanlI ülkesi yönetimi güçten dü$tükçe, ülke tutumsal ve ekinsel alanlarda da geriliyordu. KIsacasI yetersiz yönetim ile tutumsal ve ekinsel gerileme kar$IlIklI etkile$erek OsmanlI egemen kesimini çökü$e sürüklemi$tir.
18. yüzyIlIn sonlarInda artIk OsmanlI ülkesinin çökme ve parçalanma süreci çok açIk olarak ba$lamI$tI. 19. yüzyIlIn sonlarIndaysa yönetimin yetersizligi, güçsüzlügü ve istençsizligi neredeyse can çeki$en birinin görüntüsünü andIrIyordu. Yakla$Ik olarak son 150 yIl boyunca, OsmanlI topluluklarInI birbirlerine en iyi baglayan tutumsal (ekonomik) baglar çözülmü$ ve çIkarlarIn payla$ImInIn toplumda yarattIgI dayanI$ma ortadan kalkmI$tI. AyrIca Sultana uymak, önemli bir çIkar elde etmeye yeterli olmayan bir duruma gelmi$,
603
ORTA ASYA
OsmanlI ekini niteligini, gücünü ve degerini yitirmi$ti.
Öncelikle Müslüman olmayan OsmanlIlar olmak üzere Türklerin dI$Inda kalanlar, OsmanlI toplumundan çIkIp ayrIlarak güçlü batI ülkelerinin korumasI altInda bagImsIz varlIklar olmaya ugra$IyorlardI. Ya da bunlar hiç olmazsa, yine batI ülkelerinin korumasIyla OsmanlI SultanInIn yönetimi altInda ayrIcalIklI tutumsal ve yönetsel nitelik kazanmaya çalI$IyorlardI. DI$arInIn sürüp giden agIr vuru$larI ile sonunda OsmanlI imparatorlugunun bütünüyle parçalanIp 1922 yIlInda tarihe karI$masIna kadar bu iç dönü$ümler sürmü$tür.
Dogu, Orta ve BatI Avrupa ülkelerinin OsmanlI imparatorlugunu geçmelerinin belki en önemli nedeni, buharIn bulunarak urana (sanayi) uygulanabilmesi olmu$tur. Büyük uran ve varlIk (sermaye) kar$IsInda dogunun ve OsmanlIlarIn küçük üretim ve el uranI dogal olarak yarI$amazdI. Buhar gemilerine kar$I yelkenlilerle yarI$a çIkIlamazdI.
Büyük uran uygarlIgI OsmanlIlarIn küçük urana dayalI somut ve dü$ünsel uygarlIgInI yIktI. Bütün tutumsal üretim ve ulusal savunma araçlarInIn batIdan alInmasI gerekliligi, OsmanlI toplumunun dI$ alIm satIm dengesini bozdu. Sonuç olarak iç uran ve alIm satIm sürekli bunalImlarla kar$Ila$tI. Yönetim ve toplum borçsuz geçinemez bir duruma geldi. Dost olmayan ülkeden alInan dü$ünce, yöntem ve araçla, dost olmayandan alInan varlIk gücüyle dost olmayanlara kar$I koyma süre geçtikçe olanaksIz bir duruma geldi. Bu çok büyük tutumsal çökü$ün sonucunda OsmanlI yönetim düzeni (kurumu) de yIkIlIp dagIldI.
604
OSMANLI TARiHi
Bununla birlikte Türklügün somut, dü$ünsel, özsel güç ve yetenegi dagIlan imparatorlugun ana ulusu olan Türk kesimini yeniden canlandIrmayI ba$ardI. Yeni Türk ülkesi, bu güç ve yetenegin yarattIgI bir varlIktIr. Çagda$ yönetim ilkelerine dayanarak kurulan Türkiye CumhuriyetVnin yöneticileri ve toplumu OsmanlI imparatorlugunun gerileme ve çökme nedenlerini iyi inceleyerek bu nedenlerin ileride yeniden ortaya çIkmamasI için gerekli önlemleri almI$lardIr.
5000 - 6000 yIldan beri uygarlIklar, ülkeler ve yönetimler kurmadaki güç ve yetenegini ortaya koyan Türk Ulusunun dogal önderi olan Gazi Mustafa Kemal Atatürk, Türk Kurtulu$ Sava$InI utkuyla sonuçlandIrIp Türkiye Cumhuriyeti'ni kurarak Türk Ulusunu gelecege ta$ImI$tIr.
12. TÜRKiYE CUMHURiYETi
(1923)
1. Cumhurba$kanI: Gazi Mustafa Kemal Atatürk
Türk Ulusu, geçmi$ dönemlerde kendisini yöneten boylarIn bozulmasIndan sonra daha büyük bir atIlImla daha büyük ülkeler kurmu$tu. Osman OgullarI, Türk Ulusunu yönetme yeterliligini ve yetenegini çoktan yitirmi$lerdi.
Genel (Mondros) ate$kes anla$masInda Türk Ulusu, bütün yeryüzü tarihini kaplayan geçmi$inde görmedigi büyük bir yIkIma ugramI$tI. Ülkenin her yanInI ele geçiren utkan dü$man ordularInI geri püskürtüp bagImsIz ulusal bir Türk yönetimi kurma olanagInI dü$ünebilenler neredeyse hiç yoktu.
605
ORTA ASYA
Türk Ulusunun sava$ alanlarIndaki kahramanlIgInI bildigi kadar gereksinim ve dertlerini de bilen Mustafa Kemal, bu istenciyle 19 MayIs 1919 tarihinde Anadolu' da ulusun ba$Ina geçerek bagImsIzlIk ugra$Ina ba$ladI.
Türk Ulusu, büyük bir istek ve özveriyle ulu önderi Mustafa Kemal'in bayragI altInda toplanarak BagImsIzlIk Sava$Ina atIldI. Türk Ulusu ulu önderi Mustafa Kemal'in belirtmesi ve çagrIsIyla, 23 Nisan 1921 tarihinde Ankara'da topladIgI Büyük Millet Meclisi ile yazgIsInI kendi eline aldI. Meclis'in çIkardIgI yasa geregince Gazi sanInI alan Mustafa Kemal bütün yeryüzünü $a$kInlIga dü$ürecek bir çabuklukla tüm dü$manlarI geri püskürttü ve 1922 yIlInda Lozan'da Türk BagImsIzlIgInI bütün yeryüzüne tanIttI.
Osman OgullarIndan ve hiçbir yararI olmayan Halifelikten Türk Ulusunu kurtaran ulu önder Mustafa Kemal, 29 Ekim 1923 tarihinde Türkiye'nin yönetim biçiminin cumhuriyet oldugunu bildirerek Türkiye Cumhuriy e ti'ni kurdu. Türkiye Cumhuriyeti'nin 1. Cumhurba$kanI seçilen Gazi Mustafa Kemal Atatürk, her alanda devrim yaparak Türk Ulusunun gerçek geli$me ve ilerleme yoluna girmesini sagladI.
606
KAYNAKLAR
Aleksandr Vasil'evich Adrianov
Vyborki iz dnevnikov kurgannykh raskopok v Minusinskom krae. Minusinsk 1902-1924.
Eugene Albertini
L'Empire Romain, Paris 1929.
Johan Gunnar Andersson
1. An Early Chinesse Culture, Geological Survey of China, Peking 1923.
2. Preliminary Report on Archeological Research in Kansu, Geological Survey of China, Peking 1925.
Ture Algot Johnsson Ar ne
Painted Stone Age Pottery from the Province of Honan, China. Geological Survey of China, Peking 1925.
Johannes Reinhold Aspelin
Inscriptions De I'lenissei (The Yenisei Inscriptions), Helsinki 1889. Charles Autran
1. Tarkondemos, Reflexions sur quelques elements graphiques figurant sur le monument appele "Sceau de Tarkondemos", Fascicule 1-3, Paris 1922-1923.
2. De quelques vestiges probables meconnus jusqu'ici du lexique mediterraneen dans le semitique d'Asie Mineure et notamment de Canaan, Paris 1926.
3. Sumerien et Indo-Europeen, L'aspect morphologique de la Çjuestion, Paris 1925.
Willi Bang,
Annemarie Von Gabain, Gabdul Reshid Rachmati
Tûrkische Turfan-Texte, 1-2, Berlin 1929.
Vasily Vladimirovich Bartold (Wilhelm Barthold)
1. Die Historische Bedeutung Der Alttürkischen Inschriften, St. Petersburg 1897.
2. Ulugbek i Ego Vremya (Ulug Bey ve zamanI), Moskova 1918.
3. Otcet o poezdke v Srednjuju Aziju s naucnoj ceTju 1893-1894 gg. Memoires de l'Academie Imperiale des Sciences de St. Petersbourg, Classe des Sciences Historico-Philologique, 1897, 1. ve 4. ciltler. Rusya St. Petersburg Bilimler Aakademisi, tarih ve filoloji bilimleri bölümü yayInI (Memoires), 1. ve 4. ciltler.
George Aaron Barton
Hittite Studies, Paris 1928.
Nikita Yakovlevich Bichurin (Jakovlevic Bicurin)
Sobranie svedenij o narodax, obitavsix v Srednej Azii v drevnie vremena, St. Petersburg 1851.
607
TÜRK TARiHiNiN ANA HATLARI
Paul Vidal de la Blache
Les conditions geographigues des faits sociaux, Annales de Geographie, volume 11, 1902.
Raoul Blanchard, Fernand Grenard
Geographie Üniverselle, Paris 1929, 8. cilt. Edgar Blochet
Introduction a L'Histoire des Mongols de Fadl Allah Rashid Ed-Din, Leyden, London, 1910.
Lucien Bouvat
L'Empire Mongol, Paris 1927.
A. Boutquin
L'Asie Centrale La Question Du Dessechement Du Globe, Bruxelles 1910.
Joseph Bricout
1. L'Histoire des Religions et La Foi Chretienne, Paris 1912.
2. Ou En Est L'Histoire Des Religions ? Paris 1912.
Eduard Brückner
Klimaschwankungen und Völkerwanderungen, Almanach der Kaiserlichen Akademie der Wissenschaften, Wien 1912.
Eugene Cavaignac
1. Le Monde Mediterraneen Jusqu'au IVe Siecle Avant J.C. Paris 1929.
2. Histoire Du Monde, Prolegomenes, Paris 1922.
3. Population et Capital dans le Monde Mediterraneen Antique, Strasbourg 1923.
Leon Cahun
Origine Touranienne De L'Idiome Qui A Precede En France Les Langues Aryennes, Paris 1877.
Gaston Cauvet
La Formation Celtique De La Nation Targuie, Alger 1926. Edouard Chavannes
1. Le Cycle Turc Des Douze Animaux, Leiden 1906.
2. Documents sur les Tou-Kiue (Turcs) Occidentaux, Saint Petersbourg 1903.
3. Les Memoires historiques de Se-Ma Ts'ien, Paris 1895-1905, 5 cilt.
Jean CharbonneaIuc
L'art egeen, Paris 1929.
608
KAYNAKLAR
Georges Contenau
1. Revue de l'histoire des religions, Paris 1920.
2. Les tablettes de Kerkouk et les origines de la Civilisation Assyrienne, Paris 1926.
Albert von Le Coq
1. Ein christliches und ein manichaisches Manuskriptfragment in Türkischer Sprache aus Turfan, Chinesisch-Turkistan, Berlin 1909.
2. Türkischer Manichaica aus Chotscho, Berlin 1911-1922, 3 cilt. Henri Cordier
Histoire generale de la Chine et de ses relations avec les pays etrangers, Paris 1920, 4 cilt.
Abel Pavet de Courteille
Dictionnaire Turk - Oriental, Paris 1870.
Louis Charles Dezobry, Theodore Bachelet
Dictionnaire General de Biographie et d'Histoire, Paris 1883.
Louis Joseph Delaporte
La Mesopotamie, Paris 1928.
Joseph Deniker
Essai d'une Classification des Races Humaines Basee Uniquement sur les Caracteres Physiques, Paris 1889.
Edouard Paul Dhorme
Langues et Ecritures Semitiques, Paris 1930. Otto Donner
Sur L'Origine de L'Alphabet Turc du Nord de L'Asie, 1896. Victor Duruy
Histoire des Romains, Paris 1879-1885, 7 cilt. Marius Etienne Fontane
Histoire Üniverselle, Les Asiatiques, Assyriens, Hebreux, Pheniciens (de 4000 â 559 av. J.-C), Paris 1883.
Gustave Fougeres,
Georges Contenau, Rene Grousset,
Pierre Jouguet, Jean Lesquier
Les Premieres Civilisations, Paris 1929.
John Garstang
1. The Hittite Empire, London 1929.
2. L'Empire Hittite, 1929.
609
TÜRK TARiHiNiN ANA HATLARI
Albert Gabriel
Les antiquites Turques d'Anatolie, Paris 1929. Gustave Glotz
La Civilisation Egeenne, Paris 1923. Graffunder
Etymologie Etrusque de nom de Rome.
Herbert Henry Gowen
Histoire de l'Asie, Paris 1929.
Marcel Granet
La Civilisation Chinoise, Paris 1929. Jan Jakob Maria De Groot
Die Hunnen Der Vorchristlichen Zeit, Berlin-Leipzig, 1921, 1926, 2 cilt.
Rene Grousset
Histoire de l'Extreme - Orient, Paris 1929, 2 cilt. Joseph De Guignes
Histoire Generale Des Huns, Des Turcs, Des Mogols, Et Des Autres Tartares Occidentaux, 8b C. Paris 1756-1758, 5 cilt.
Sven Hedin
Trough Asia, London 1898, 2 cilt. Leon Homo
L'Italie Primitive et Les Debuts de L'imperialisme Romain, Paris 1925.
Abel Hovelacque
La Linguistique, Paris 1877.
Clement Huart
La Perse Antique et La Civilisation Iranienne, Paris 1925. Ellsworth Huntington
1. The rivers of Chinese Turkestan and the desiccation of Asia, The Geographical journal, London 1906, 28. cilt.
2. Civilisation and Climate, New Haven 1915.
Emmanuel Inchauspe (Abbe Inchauspe)
Sur Torigine et les affinites de la langue Basque et en particulier sur sa declinaison, Bayonne 1866.
Mikhail (Mihail) Ignat'evich Ivanin
O voennom iskusstve zavoevanii Mongolo-Tatar i sredneaziatskih narodov pri Chingishane i Tamerlane, St Petersburg 1875. Cengiz Han ve Timur Han dönemlerinde MogollarIn, TatarlarIn ve öteki Orta Asya uluslarInIn sava$ yöntemleri.
610
KAYNAKLAR
Auguste François Victor Jarde
La formation du Peuple Grec, Paris 1923.
Stanislas Aignan Julien
1. Documents historiques sur les Tou-Kioue (Turcs), Journal Asiatique, Paris 1864, 6. dizi, 3. ve 4. ciltler.
2. Memoires sur les contrees occidentales, traduits du Sanscrit en Chinois, en l'an 648, par Hiouen-Thsang, et du Chinois en Français, Paris 1857-1858, 2 cilt.
Charles François Jean
1. Sümer et Akkad, Paris 1923.
2. La litterature des Babyloniens et des Assyriens, Paris 1924. Bernhard Karlgren
Comptes rendus de J.G. Anderson, Arkeologiska Studier i Kina, 1924.
Josef Karst
Grundsteine zu einer mittellândisch-asianischen Urgeschichte. Ethnographische Zusammenhânge der Liguro-Iberer und Proto -Illyrer mit der Lelegisch - Hetitisch - Alarodischen Völkergruppe erwiesen in Toponymie, völkischer Onomastik und vergleichender Mythologie, Leipzig 1928.
Bedros Efendi Keresteciyan (Bedros Effendi Kerestedjian)
Quelques materiaux pour un dictionnaire etymologique de la langue Turque, Londres 1912.
Julius Heinrich Klaproth
1. Abhandlung über die Sprache und Schrift der Uiguren, Berlin 1812.
2. Tableaux Historiques de L'Asie, Depuis la Monarchie de Cyrus Jusqu'a Nos Jours, Accompagnes de Recherches Historiques et
Ethnographiques Sur Cette Partie du Monde, Paris 1826.
D. Kochnev
Ocherki Yuridicheskogo Byta Yakutov.
Essay on the Customary Law of the Iakuts.
YakutlarIn YargI Düzeni Ve Türesi Üzerine Ara$tIrmalar.
Proceedings of the Society of Ethnography, Archeology and History
at Kazan University, Kazan 1899, 15. cilt, no. 5-6.
Nikolai (Nikolay) Alekseevich Kostrov
1. YakutlarIn Töresi.
Essays of the Legal Life of the Yakut People. I. R. G. S. St. Petersburg 1878.
OnepKH MpHAHHecKoro 6tiTa hkvtob. 3&iihckh HPrO no OTAeAeHHio 3THorpacpHH. Kh. 8. - C. 259-299, 1878.
611
TÜRK TARiHiNiN ANA HATLARI
2. Koybal Türkleri.
The Koibal People. Mem. Sib. Sect. T. R. G. S., VI, 1863. KoGÖaAM. 3an. CnÖHpcKoro ot,a;eAa PrO, kh. VI, CTp. 112, HpKyTCK, 1863.
3. ÇulIm Türkleri.
The Chulym Natives. Tomsk Gov. News, Nos. 7-9, 1867.
4. KaçIn TatarlarI.
The Kachinsk Tatars. Kazan Gov. News, Nos. 32-40, 1852. KanHHCKHe TaTaptI. Ka3aHCKHe ryÖepHCKHe bcaomocth. Nq 34, 1852.
Petr (Pyotr) Kuzmich Kozlov
1. Trudy Ekspeditsii Imperatorskogo Russkogo georgaficheskogo obschestva po Tsentralnoi Azii sovershennoi.
Proceedings of the Expedition of the Russian Geographical Society to Central Asia in 1893-1895 under the direction ofV. Roborovsky. Imperial Russian Geographical Society, St. Petersburg 1899-1901, 5 cilt.
2. 1899-1901 yIllarInda Mogolistan ve Tibet ara$tIrmalarI. Mongolia and Kam, St. Petersburg 1905-1907, 2 cilt.
3. 1907-1909 yIllarInda Çin-Sicuan bölgesi ara$tIrmalarI. Mongolia and Amdo and the Dead City of Khara-Khoto, Moskova 1923.
Lucien Lanier
L'Asie choix de lectures de geographie, accompagnees de resumes, d'analyses, de notices historiques, de notes explicatives et bibliographiques, Paris 1906-1908, 2 cilt.
Stephen Herbert Langdon, Louis Charles Watelin
Excavations at Kish, ete. With plates, Paris 1924, 1, 3 ve 4. ciltler. Ernest Lavisse
Histoire de France et notions sommaires d'histoire generale, Paris 1925.
François Lenormant
Histoire Ancienne de l'Orient Jusqu'aux Guerres Mediques, Paris 1881-1887, 5 cilt.
Alexis de Levchine (Levshin)
Description des hordes et des steppes des Kirghiz-Kazaks ou Kirghiz-Kaissaks, Paris 1840.
Arkadij Ivanovic Lomakin
Obychnoe Pravo Türkmen: Adat, Aschabad 1897. Türkmenlerin Türesi.
612
KAYNAKLAR
Ka$garlI Mahmut
DivanI Lûgatit Türk.
N. Malestski
0. Avyazi Turkskikh Tamgas, Orkhonskimi pismenami.
Albert Malet, Jules Isaac
L'Orient et la Grece, Paris 1929. Jean-Marie Martin
Les origines. Essai d'histoire ancienne du Japon, Hong Kong 1924. Henri Maspero
La Chine Antique, Paris 1927, 5 cilt.
Georges Maspero
La Chine, Paris 1925, 2 cilt.
Louis Ferdinand Alfred Maury
La Terre et L'Homme, Paris 1869.
Antoine Meillet, Marcel Cohen
Les Langues du Monde, Paris 1924.
Daniel Gottlieb Messerschmidt
Expedition to Siberia in 1720-1727.
Alexandre Moret
1. Le Nil et la Civilisation Egyptienne, Paris 1926.
2. Histoire de l'Orient, Paris 1929.
Alexandre Moret, Georges Davy
Des Clans aux Empires, Paris 1923. Pierre Montet
L'Art Phenicien au XVIII siecle avant J.-C, d'apres les recentes trouvailles de Byblos, Paris 1924.
Jacques Jean Marie de Morgan
L'Humanite Prehistorique, Esquisse de Prehistoire Generale, Paris 1921.
Friedrich Wilhelm Kari Müller
1. Uigurica I - III, Verlag der Akademie der Wissenschaften, Berlin 1908 - 1922, 3 cilt.
2. Anne marie Von Gabain ile birlikte,
Uigurica IV, Verlag der Akademie der Wissenschaften, Berlin 1931.
613
TÜRK TARiHiNiN ANA HATLARI
August Müller
Der islam im Morgen und Abendland, Berlin 1885-1887. BatIdaki islam ve dogu.
ibn Nedim
Kitab El Fihrist.
Edward Harper Parker
A thousand years of the Tartars. Shanghai, Hong Kong 1895.
Guillaume Pauthier, Antoine Pierre Louis Bazin
L'Univers, Chine moderne ou description historique, geographique et litteraire de ce vaste empire, d'apres des documents Chinois, Paris 1853, 2 bölüm.
Paul Pelliot
L'Origine de T'ou-kiue, nom Chinoise des Turcs. Toung Pao, Vol. 16, 1915.
Adolphe Pictet
Les Origines Indo-Europeennes Ou Les Aryas Primitifs Essai De Paleontologie Linguistique, Paris 1877.
Eugene Pittard
Les Races et L'Histoire, Introduction Ethnologique a L'Histoire, Paris 1924.
Louis de la Vallee Poussin
L'Inde, aux temps des Mauryas et des Barbares, Grecs, Scythes, Parthes et Yue-tchi, Paris 1930.
Edmond Pottier
L'Art Hittite. Journal Syria: 1920, 1921, 1924, Journal Sav. 1930. Stefan Przeworski
Notes d'archeologie Syrienne et Hittite, Troyes 1928, 1930, 1. ve 2. ciltler.
Raphael Pumpelly,
William Morris Davis, Ellsworth Huntington
Explorations in Turkestan with an account of the basin of Eastern Persia and Sistan, Expediton of 1903, Washington, D.C. 1905.
Friedrich Ratzel
Anthropogeographie. Grundzüge der Anwendung der Erdkunde auf die Geschichte, Stuttgart 1909, 1912, 2 cilt.
Ernest Renan
Histoire du Peuple d'Israel, Paris 1889-1893, 5 cilt.
614
KAYNAKLAR
Wilhelm Radloff (Vasily Vasilievich Radlov)
1. Sibirskie drevnosti, St. Petersburg 1894, 1902, 2 cilt. Sibirya'da bulunan eski yapItlar.
2. Aus Sibirien, Lose Blatter Aus Meinem Tagebuche, Leipzig 1884, 1893, 2 cilt.
3. Das Kudatku Bilik des Jusuf Chass Hadschib aus Balasagun. Teil 1: Der Text in Transcription, 1891.
Teil 2: Text und Übersetzung nach den Handschriften von Wien und Kairo, 1910. St. Petersburg.
4. Die Denkmaler von Koscho-Zaidam, St. Petersburg 1894.
5. Dogu Türkistan'daki Türkçe yazItlarda bulunan Huastuanift adlI dini yakarI$In çevirisi.
Chuastuanit, das Bussgebet der Manichâer texte imprime, herausgegeben und übersetzt von W. Radloff. Buchdruckerei der Kaiserlichen Akademie der Wissenschaften, St. Petersburg 1909.
6. Platon Mikhailovich Melioranskij ile birlikte, Drevne-Tyurksie pamyatniki v Kosho-Tsajdame, 1897. Koco Saydam'daki eski Türk yazItlarI.
Elisee Reclus
1. L'Homme et la Terre, Paris 1905-1908, 6 cilt.
2. Nouvelle Geographie Üniverselle. La terre et les hommes, Paris 1876-1894, 19 cilt.
Ferdinand von Richthofen
China. Ergebnisse Eigener Reisen und Darauf Gegründeter Studien, Berlin 1877-1912, 5 cilt.
Paul Rivet
Sumerien et Oceanien, Paris 1929. Dmitry Yakovlevich Samokvasov
Sbornik Obychnogo Prava Sibirskih Inorodtsev, Varshava 1876. Rus Olmayan Sibirya UluslarInIn Türeleri Dergisi.
Felix Sartiaux
Les civilisations anciennes de l'Asie Mineure, Paris 1928. Wilhelm Schott
Zur Uigurenfrage, Berlin 1874-1876, 2 cilt. Ellen Churchill Semple
Influences of Geographie Environment, New York 1911.
Eugene Timofeyevich (Timofeevich) Smirnov
Drevnosti v okrestnostiah Ta$kenta, 1896.
/JpeBHOCTH b OKpeCTHOCTHX TaniKeHTa.
Ta$kent Çevresindeki Eski KalIntIlar.
615
TÜRK TARiHiNiN ANA HATLARI
Giuseppe Sergi
1. L'uomo secondo le origini, l'antichitâ, le variazioni e la distribuzione geografica, Torino 1911.
2. Europa, L'origine dei popoli europei e loro relazioni coi popoli d'Africa, d'Asia e d'Oceania, 1908.
L'Annee Sociologique
L'Annee Sociologique 1902-1903, VII. Publiee sous la direction de Emile Durkheim, Paris 1904.
Ferdinand Sommer, Hans Ehelolf
Kleinasiatische Forschungen, Berlin 1930. Louis Speleers
Les Tepes Hittites En Syrie Du Nord. (Suivi De) Un Bronze Hittite, 1927.
Charles Joseph Steur
Ethnographie des peuples de l'Europe avant Jesus-Christ ou essai sur les nomades de l'Asie, Paris 1872-1873, 3 cilt.
Marc Aurel Stein
Sand buried ruins of Khotan, London 1904. Aarne Michael Tallgren
Collection Tovostine des antiquites prehistoriques de Minoussinsk conservees chez le Dr. Kari Hedman a Vasa: chapitres d'archeologie Siberienne, Helsingfors 1917.
Vilhelm Ludwig Peter Thomsen
Inscriptions de l'Orkhon Dechiffrees, Helsingfors 1896. Paul Toscanne
Etudes sur la langue Sumerienne, Paris 1904.
Kâroly Jenö Ujfalvy (Mezökövesdi Ujfalvy Kâroly Jenö)
Les migrations des peuples et particulierement celle des Touraniens, Paris 1873.
Hermann Vâmbery (Ârmin Vâmbery)
1. Etymologisches Wörterbuch der Turko-Tatarischen Sprachen, Leipzig 1878.
2. Das Türkenvolk In Seinen Ethnologischen Und Ethnographischen Beziehungen, Leipzig 1885.
3. Die Primitive Cultur Des Turko-Tatarischen Volkes Auf Grund Sprachlicher Forschungen, Leipzig 1879.
Herbert George Wells
The Outline of history, New York 1921.
616
KAYNAKLAR
Nikolai Ivanovich Veselovsky
NadgrobnI pamyatnik Timura v Samarkande, 1891.
BeceAOBCKHH H. H. HaArpoÖHbiö iis.m9Thhk THMypa b CaMapKaH^e.
Raymond Weill
Sur La Dissemination Geographique Du Nom De Peuple Dans Le Monde Egeo-Asianique, Paris 1922.
William Ainger Wigram
The Assyrians and Their Neighbours, London 1929.
Charles Leonard Woolley
Les Sumeriens, Paris 1930.
William Hoyt Worrell
A study of races in the ancient Near East, New York 1927.
Evgeny Ivanovich Yakushkin (Yevgeny Ivanovich Yakushev)
Obychnoe Pravo Russkih Inorodtsev.
Materialy Dlya Bibliografii Obychnogo Prava, 1899.
The Customary Law of Russian Aliens.
Materials for a Bibliography of Customary Law.
Rus Olmayan Rusya UluslarInIn Türeleri Ve Türesel KaynaklarI.
Godefroy Zumoffen
La Phenicie avant les Pheniciens, l'age de la pierre, Beyrouth 1900.
ÇEViRi SIRASINDA EKLENEN KAYNAKLAR
KIlIç Ali
Atatürk'ün SIrda$I KIlIç Ali'nin AnIlarI, Derleyen: Hulusi Turgut, istanbul 2005.
Altai Sarsen Amanjolov
Genesis of Turkic Runic Script, Almaty, "Mektep", 2003. Mustafa Selçuk Ar
Çivi YazIlI Kaynaklara Göre Türkçe-Etice-Hurrice ArasIndaki Baglar Üzerinde Yeni Ara$tIrmalar. Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Cografya Fakültesi Dergisi, Cilt: 2, SayI: 4, Ankara 1944.
Adile Ayda
Etrüskler (Tursakalar) Türk idiler: ilmi Deliller, Ankara 1992.
617
TÜRK TARiHiNiN ANA HATLARI
Lilia S. Bajun (Liliya S. Bay un)
1. The Language of Hittite Hieroglyphs, Moscow 1986.
2. The Experience of the Comparative Studies of Hitto-Luwian Languages, Moscow 1990.
3. Hitto-Luwian Historical Phonology, Journal of Ancient Civilization 6, 1991, 97-122.
ismail Dogan
1. Göktürk YazIsI.
2. Runik YazInIn Geli$im CografyasI Ve YayIlma SahasI. Ahmet Cevat Emre
1. Eski Türk yazIsInIn men$ei, istanbul 1938.
2. Alfabenin Men$ei En Eski Türk YazIsIdIr, istanbul 1933.
Afif Erzen
1. Dogu Anadolu Ve Urartular, Türk Tarih Kurumu, Ankara 1992.
2. Prof. Ugo Dettore ile.
Büyük Tarih AtlasI, ArkIn Kitabevi, istanbul 1970.
Çingiz Gara$arlI (Chingiz Garasharly)
1. The Turkic Civilization Lost in the Mediterranean basin, Baku 2011.
2. TroyalIlar Türk idiler, BakI 2013.
K. H. Gardiner, R. R. de Crespigny
T'an-Shih-Huai and the Hsien-pi Tribes of the Second Century A.D. Papers on Far Eastern History, volume 15, Australian National University, Canberra 1977.
Viktor G. Guzev
Göktürk YazIsInIn Kendiliginden Dogma (Otokton) Men$ei VarsayImInI EsaslandIran Deliller, TDAY Belleten 2000, Ankara 2001.
$emsettin Günaltay
1. Türk Tarihinin ilk Devirleri Uzak $ark, Kadim Çin ve Hind, Millî Mecmua BasImevi, istanbul 1937.
2. Türk Tarihinin ilk Devirlerinden YakIn $ark, Elâm ve Mezopotamya, Türk Tarih Kurumu YayInlarI, Ankara 1937.
3. YakIn $ark II-IV, Türk Tarih Kurumu, Ankara 1946, 1947, 1951.
4. iran Tarihi, En Eski çaglardan iskender'in Asya Seferine Kadar, Türk Tarih Kurumu, Ankara 1948.
Dionysius Halicarnassus
The Roman Antiquities.
Translated by Earnest Cary. London 1937, 7 cilt.
618
KAYNAKLAR
Eugen Hultzsch
1. Prolegomena zu des Vasantarâja Çalcuna, nebst Textproben, Leipzig 1879.
2. Inscriptions of Asoka New Edition, 1925.
3. South Indian inscriptions, Madras 1890 - 1892, 1903, 3 cilt.
4. Reports on Sanskrit manuscripts in southern India, Madras 1895.
Abdülkadir inan
Tarihte Ve Bugün $amanizm, Ankara 1986. Afet inan
1. Türkiye HalkInIn Antropolojik Karakteri Ve Türkiye Tarihi, TTK YayInlarI, VII. Seri, No. 15, Ankara 1947.
2. Türkiye Tarihi Ve Antropolojisi Üzerine. A.Ü.D.T.C.F. Dergisi, 7. cilt, 1. sayI, Ankara 1949.
3. Ankara - Samsun ArasInda Tarih Gezisi. A.Ü.D.T.C.F. Dergisi, 5. cilt, 1. SayI, Ankara 1947.
Jean-François Jarrige
Nouvelles recherches archeologiques au Baluchistan. Les fouilles de Mehrgarh, 1976.
Hüseyin KazIm Kadri
Türk Lügati, Maarif Vekaleti Devlet MatbaasI, istanbul 1928.
ibrahim Kafesoglu
Türk Milli Kültürü, istanbul 1998.
Ataki$i Celiloglu KasIm
"Sümerce" Kesin Olarak Türk Dilidir, istek VakfI, istanbul 2001. Sten Konow
1. Kharoshthi inscriptions, with the exception of those of Asoka, Calcutta 1929.
2. Epigraphia Indiaca, volumes 10 - 13, 1909 - 1916.
Andrey Aleksandrovich Korolev
1. Hitto-Luwian Languages, Languages of Asia and Africa, Moscow 1976.
2. Hittite Texts: New Readings, Joins, and Duplicates, Studia Linguarum 2, 1999, 2000.
Christian Lassen
Indische Altertumskunde, 1. cilt 1847 (2. baskI 1867), 2. cilt 1849 (2. baskI 1874), 3. cilt 1858, 4. cilt 1861.
Sylvain Levi
1. Notes sur les indo-scythes, Paris 1897.
619
TÜRK TARiHiNiN ANA HATLARI
2. Le Nepal, Paris 1905-1908, 3 cilt.
3. La doctrine du sacrifice dans les Brâhmanas, Paris 1898.
4. Asvaghosa, le sutralamkara et ses sources, Journal Asiatique, 1908.
5. Le Bouddha: sa vie, sa doctrine, sa communaute, Paris 1921. General Books LLC
Central Asian Archaeology Stubs, Balasagun, Issyk Kurgan, Uzgen, Burana Tower, Koshoy Korgon, Tash Rabat, 2010.
Publius Vergilius (Virgil) Maro
Virgil's Aeneid, Books I - VI.
Davidson's Literal English Prose Translation, New York City, 1915. James Mellaart
Çatal Hüyük, A Neolithic Town in Anatolia, New York 1967. N. Malitsky
Connection (Link) of Turkic tamgas with Orkhon letters. Reports of Turkestani circle of archeology lovers, year III. Tashkent 1897-1898. Türk tamgalarmIn Orhun yazItlarI harfleriyle bagI. Türkistan Arkeoloji Demegi TutanaklarI.
Erich Neu
Der Anitta-Text, Wiesbaden 1974.
Hüseyin NamIk Orkun
Eski Türk YazItlarI, istanbul 1994.
Bahaeddin Ögel,
H. Dursun YIldIz, M. Fahrettin KIrzIoglu, Abdulhaluk Çay, Mehmet Eröz, Bayram Kodaman
Türk Milli Bütünlügü içerisinde Dogu Anadolu, Ankara 1986.
John K. Papadopoulos
Magna Achaea: Akhaian Late Geometric and Archaic Pottery in South Italy and Sicily. Hesperia 70, sayfa: 373-460, yIl: 2001.
Titus Livius Patavinus
Livy (Annals, History of Rome).
Translated by B. O. Foster, London 1929, 14 cilt.
William Matthew Flinders Petrie, James Edward Quibell
Naqada and Ballas, 1895. London 1896.
William Matthew Flinders Petrie
I. A History of Egypt, London 1894 - 1901, 6 cilt.
2. The Royal Tombs of the First Dynasty, London 1900 - 1901.
3. Abydos, London 1902 - 1903.
620
KAYNAKLAR
4. Tarkhan, London 1913- 1914.
5. Eastern Exploration, Past and Future, London 1918.
6. Prehistoric Egypt, London 1920.
7. Tombs of the Courtiers and Oxyrhynkhos, London 1925. Alberto Piazza
1. Origin of the Etruscans: novel clues from the Y chromosome lineages, European Journal of Human Genetics, Vol. 15, 2007.
2. Mitochondrial DNA Variation of Modern Tuscans Supports
the Near Eastern Origin of Etruscans, The American Journal of Human Genetics, Volume 80, 2007.
Vitaly (Vitalij, Vitaliy) Victorovich Shevoroshkin
The Lydian Language, Moscow 1977.
A. Sokolov
From stone to press.
"Culture and writing of the East". II, Baku 1928. Osman Nedim Tuna
Sümer ve Türk Dillerinin Tarihi ilgisi ile Türk Dilinin Ya$I Meselesi, Türk Dil Kurumu YayInlarI:561, Ankara 1990.
Cristiano Vernesi
The Etruscans: A Population - Genetic Study, Mitochondrial Diversity among the Etruscans, The American Journal of Human Genetics, 74: 694-704, 2004.
Unsal YalçIn
Alacahöyük ilk Tunç ÇagI Kral MezarlarI Üzerine.
1. Çorum KazI Ve Ara$tIrmalar Sempozyumu, Çorum 2010.
Necip AsIm YazIksIz
Orhun Abideleri, Matbaa-i Amire, istanbul 1924.
621
622
TÜRK TARiHiNiN ANA HATLARI
Türklerin Ana Yurdu ve Göç YollarI. Büyük Tarih AtlasI, Afif Erzen, Ugo Dettore