SALI Rrumuharrirlı MOmtcz Folk Ffinîk !, Denizciler Caddesi 2
10 Posta Kutusu: 193 ANKARA Telgraf: Zafer Gazetesi Ankara
OCAK 1950 Başmuharrir tel: 15619 f Yazı İşleri İdare 15315
Yıl: 1 — No. 2J6 Fiyatı her yerde 10 kuruştur. j
İDEMOKRASİIMİNDİRİ
Bugün 2 nci sahifede
Matbuat Kanunu Meselesinde
İktidar Vermiş Olduğu
Sözü Tutmamıştır
D. P. istişarî kongresi sona erdi
Kongrenin dünkü kapanış celsesinde
A. Menderes ve Fuad Köprülünün hitabeleri Demokrat Parti huzur ve sükûn bulamazsa seçimlere girmiyecek
Karma Komisyonda seçim
tasarısı müzakeresi başladı
C.H.P. lilerin methüsenasına mukabil
Menderes, 946 daki gibi hileye saparlarsa, kazandığımız Milletvekilliği adedi ne olursa olsun Meclise girmeden istifa edeceğiz dedi
Demokrat Parti istişarî kongresi . Bu sırada söz alan Maraş dele- ■ edildiğini, fakat zabıtanın buna il-dün sabah saat 10 dan itibaren Gar gesi İbrahim ismindeki bir arkada- gi göstermediğini söylemiştir. Gazinosu salonlarında toplantıları- şının bir gün karakola çağırıldığını | Bundan sonra söz alan Muş de-na devam etmiştir. fakat iki seneden beri geri dönme I legesi şarkta engizisyon mahkemele
Kongrede söz alan delegeler ma- diğini, ölüsüne ve dirisine rastlan- | rinin devam ettiğini ancak adliye-hallî ' teşkilâtlarının durumu üze- [ madiğini, hükümetin bu işi takip , nin ilgilendiğini ve adliyecilere şirinde konuşmuşlar ve bilhassa şark ' ettiği halde henüz bir netice alın- ğmdıklarını acı bir lisanla izah e-ta şiddetli baskı ve sindirme siya-I madiğini, diğer bazı demokrat ar- derek umumiyetle yolsuzluk ve setinin devam ettiğini söylemişlerdir I kadaşlarının üzerine silâhla ateş I mektepsizlikten şikâyet edildiğini
C.H.P. Kongresinde dağıtılan mahut kitap
C.H.P. müfettişi dün tekzibini yaptı
I Başbakanın ve İçişleri Bakanının Nigdeyi ziyareti sırasında halkla a-| lay eder gibi konuştuklarını söylemiştir.
Toplantıya öğleden sonra saat 14 buçukta tekrar devam edilmiş ve Demçkrat Parti teşkilâtı tarafından kongreye çekilen telgraflar o-kunmuş ve dakikalarca alkışlanmış tır.
Bu sırada söz alan bir delege Baş bakanın Sivasa geldiği zaman yap tığı konuşmaların gazetelerde yazıldığı gibi değil pek insicamsız bir şekilde olduğunu ve «Elhamdülillâh müslümanız ve imanlıyız diye söze başladığını (karşımızdakiler imansızdır, onlara rey vermeyiniz» dediğini, haricî politikamıza da temasla harbe girmememizi genel baş kanlarına medyun olduğumuzu, halbuki yanında bulunan Dışişleri Ba kanının onu tekzip, eder şekilde konuştuğunu, bu vaziyetin' Hinleyrci-(Dcvamı Sa. 5 SiL 1 de)
Tekzibi kanun gereğince neşrediyoruz fakat bu husustaki fikirlerimizi de ilâve ediyoruz
S. Rusya'da
Dünkü sayımızda, Ordu vilâyetindeki C. H. P. kongresinde parti müfettişi Antalya miletvekili Niyazi Aksu tarafından dinî siyasete alet eden bir kitap dağıtıldığını yazmıştık. Dün Niyazi Aksu'dan beklenen tekzibi aldık. Matbuat Kanunu ge-
reğince, bunu aşağıda aynen neşrediyoruz.
Cevat şudur:
Zafer Gazetesi Yazı İşleri Müdürlüğüne:
Gazetenizin 9 Ocak 1950 gün ve ★ (Devamı Sa: 5 Sü; 2 de)
Mahut Kitapta
Atatürk’e
yeni bir atom infilâkı oldu
En büyük
de dil
tehlike!
Yazan: Mümtaz Faik FENİK
Evet, elhamdülillâh hepimiz müs-iıımanız. Hepimiz dinin bize emrettiği şeyleri yapmağa borçluyuz. Fakat Allahla kul arasındaki mânevi bağlan politika oyununa âlet ettiğimiz zaman irticaın en karanlık çukurlanna düşmek tehlikesiyle tehlike budur. Çünkü bu nevi propagandalar bütün Atatürk inkılâplarını bir anda korkunç uçurumlara sürüklemek istidadındadır.
Hatırlarsınız Ege seyahatinde C. H. P. Başkanı İnönü’nün kendisini, bu millete Parti Genel Başkanı ve Milli Şef gibi vasıflan üstünde, ruhani bir varlık gibi takdim etti-★ (Devamı 8a: 5 Sü: 4 de)
ünkü gazetemizde Ordu Vi-I zB lâyetinde toplanan, Halk Par-iSje tisi Kongresinde üyelere dağıtılan bir kitaptan bazı parçalar neşretmiş, ve bunun Halk Partisinin Lâiklik umdesiyle nasıl telif edilebileceğini üzülerek sormuştuk.
Bir çok âyetler, hadislerle dolu | karşı karşıya kalırız. İşte olan, ve bütün bunları Halk Partisi **■• «...
bakımından tefsir eden bu kitahın nasıl olup da Halk Partisi propagandası için kullanıldığına hâlâ hayret ediyoruz.
Kitabın şu veya bu şahıs tarafından yazılmış olması bizi alâkadar etmez. Hattâ mühim olan taraf, bunun Ulus Basımevinde de tabedilmiş olması değildir. İşin dikkate değer olan noktası, böyle bir kitabın kongrede âzaya dağıtılması ve bundan C.H.P. adına medet umulmuş olması dır. Bu bakımdan hâdise üzerinde ehemmiyetle ve dikkatle durmak gerektir.
Kitabın umumi havası hakkında bugün başka sütunlarımızda da daha esaslı tafsilât bulacaksınız. Fakat Halk Partisi propagandası emrinde kullanılan bu kitabın Kur’anı Kerimden parçalar alarak, bir vâız edasiyle, Halk Partisini hâşâ sümme hâşâ yeni Ibir din gibi ortaya atmasını, ve Halk Partisi Genel Başkanı-na âdeta peygamberlik izafe etmeğe kalkan bir eda taşımasını bugünkü zihniyetle anlamağa imkân yoktur.
Allahın kelâmını esas alarak, ve Allah kelâmından daha kati nas ola mıyacağını kaydederek, ona göre vaaz veren bu kitapta bilhassa şu cümle dikkate şayandır :
• İşte o muhterem İnönü de günlerden beri, Ege bölgesinde Allahın bu emrini vatandaşlara telkin ile meşgul olmuştur.»
Bu ne biçim foir ifade tarzıdır?.. Dini politikaya karıştırmanın bundan daha başka şekli olur mu? Nereye gidiyoruz?
C.H.P.Atatürk inkılâbını
böyle mi koruyor?
Dublin, 9 (a.a,) — Pazar günü çıkan gazeteler, dün sabah bir Londra telgrafı yayınhyarak, İntelligence Diegst dergisi başmuharririne göre, bir hafta önce yapılan talıminlere uygun olarak, Sovyet Rusyada gece yarısı bir atom infilâki olduğunu haber vermişlerdir.
Rathfarnham rasathanesi dün gazetelerin suallerine verdiği cevapta, geec yarısı hakikaten bir deprem kaydedildiğini, fakat hava şartlarına göre bunun pekâlâ tabiî bir hadise olabileceğini, her hangi bir teyidde bulunabilmek için bir kaç saat geç mesi lâzım geldiğini bildirmiştir.
■Ar (Devamı Sa: 5 Sû: 5 de)
Britanya Milletller camiası Dışişleri Bakanları Konferansı
Londra radyosu, 9 (Basın - Yayın) — Britanya millelter camiası Dışişleri Bakanları konferansı bu sabah Kolombo’da açılmıştır Dele* geler ilk önce usul meselesini görüşerek bir başkan , seçecekler ve gündemi hazırlıyacaklardır. Konferans daha sonra İngiltere Dışişleri Bakanı Vevin'in dünya durumunu açıklayan nutkunu dinliyecektır.
★ (Devamı Sa: 5 Sü: 5 de)
Kıbrıs Milli Türk Birliğinden şehrimize gelmiş olan üç temsilci diin öğleden sonra Atatürk'ün muvakkat kabrini ziyaret ederek kabre biı- buket koymuşlardır.
Kendilerine Aukaraclaki Kıbrıs Türk Eğitim Derneği âzaları refakat etmişlerdir. Yukaıdaki resimde bu ziyaretten bir intiba görülmektedir.
Muhalefet Milletvekilleri, tasarıyı tenkid ettiler
Seçim Kanunu tasarısını incelemek üzere seçilen 30 kişiden mürekkep Karma Komisyon dün sabah saat 10 dan itibaren çalışmalarına başlamıştır.
Denizli milletvekili Dr. Behçet Uz'un başkanlığında toplanan komisyon, bazı milletvekilleri tarafından yapılan teklifler üzerine gelecek toplantda -rmda müzakerelerin zapta geçmesine ve Meclis müzakeresi olmadığı günler de öğleden sonraları da toplanılmasına karar vermiştir.
Bu arada Ahmet Oğuz komisyon müzakerelerinin matbuata yanlış aksettiğini ileri sürerek gazetecilerin de toplantılara a-lınmasmı teklif etmiş ve bu teklif bir çok milletvekilleri tarafından desteklenmiştir..
D. P. Milletvekili Nuri Aksan
Neticede Meclis tüzüğünün buna müsait olmadığı mütaleası ilç gazetecilerin müzakerelere alınması teklifi reddedilmiştir.
Seçim Kanununun müzakeresine geçilince ilk olarak Şükrü Sökmensüer söz almış ve tasarının methiyetini yaparak iyi seçim yapılacak prensipleri ihtiva ettiğini bazı noksanlar varsa da bunların bir iki tecrübeden sön ra bertaraf edileceğini söylemiştir.
Bundan sonra Nuri Özsan sqz almış ve kanunun ihtiyacı karşılayacak durumda olduğunu fakat bazı maddelerdeki noksanların bertaraf edilmesiyle daha iyi bir duruma geleceğini ifade etmiş ve maddelere geçilmesini teklif etmiştir.
★ (Devamı Sa: 5 Sü: 1 de)
DünkuMeclis içtimamda
şiddetli münakaşalar
F. Kurdoğlunun kanun teklifi görüşülürken
C. H. P. sıralarında kapaklar yine faaliyete
geçti, kurdoğlunun yersiz hücumları
Başkan Truman tarihi Atlantik paktını imza ederken
Amerikanm yeni
yal bütçesi
Truman kongreye gönderdiği bir mesa jda askerî yardımın Türkiye’ye de devam ettirileceğini bildirdi
Vaşington, 9 (a.a.) — Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Truman bugün Amerikan kongresine 1 Temmuz 1950 - 30 Haziran 1951 bütçesini vermiştir. Bu bütçeye -İnsan hürriyetleri- bütçesi adı verilmiş tir.
Başkan Truman önümüzdeki mali yıl içinde 42.439.000.000 dolar masraf teklif etmektedir. Bilindiği gibi geçen yılki bütçede giderim 43.297 milyon olarak talimin edil mişti. Bütçede 5 milyar 133 milyon dolarlık bir açık vardır. Rıı nçığı
Büyük Millet Meclisinin dünkü toplantısında Faik Kurdoğlu ve arkadaşlarının »Gördes» kasabasının nakledileceği Kocamutluk mevkiinde yaptırılacak binalar hakkındaki kanun teklifi görüşüldü.
Görüşmeler esnasında Halk Partili milletvekilleri ile D. P. liler arasında şiddetli münakaşalar oldu. Bir ara münakaşalar şahsiyata ve parti meselelerine intikal..etti .
İlk sözü Kurdoğlu alarak 15 sene evvel olan bir heyelan ile Gürdesin tahribata uğradığını, büyük bir felâket geçirdiğini, hükümetin 15 se-nedenberi bu mesele ile yakinen meşgul olduğunu, lâyihanın kabulünü istedi.
Kâmil Coşkunoğlu, Feyzullah Uslu lâyihanın lehinde bulundular.
Kürsüye gelen Muammer Alakand kendisinden evvel konuşan Halk partili milletvekillerinin faciayı anlattıklarını, »Eğer ben böyle korruş-saydım Allah Allah sesleri yükselir-
★ (Devamı Sa: 5 Sü: 2 de)

AKINTIYA~1I I____KÜREK
Beliren alâmetler !
kapamak için yeni bazı vergilerin ihdası teklif edilmektedir.
Trumanın mesajı
Vaşington, 9 (a.a.) — Başkan Tru-man bugün Amerika Birleşik devletleri Kongresine gönderdiği me sajda diğer miUelteı-e yapılan askeri yardımın arttırılmasını ve geri kalmış memleketlere teknik ve ser maye yardımı yapılmasını isterken • biz kendi emniyetimiz için lüzum lu olan» bölgelerde hürriyet ve istik rarın muhafazası için iktisadı canlılık
★ (Devamı Sa: 5 Sü: 5 de)
Ortalıkta seçimler evvele almıyor, diye bir haber dolaşıyor. Kâh tekzip ediliyor; kâh teyid edilir gibi oluyor.
Fakat söylenen, nutuklara yapılan hazırlıklara, propagandalara bakarsanız, Halk Partisi muhakkak seçimleri evvele alacak...
İnanmıyor musunuz? Dursun-oğlu'nun, Fikret Sılayın ve Hilmi Uraıı’ın nutuklarını bir tarafa bırakın, ve Devlet Tiyatrosunun ilânlarına bakın ı
..Bir komiser geldi!» -Scapin'in dolapları!»
Fakal ıınutmıyalını ki, Komi-
serin gelmesine,
Scapin’Ln do-
laplarına rağmen ayrıca bir de
-Köylü namusu- vardır! —
YEDEKÇİ
*" Sahife : S
2 % ı« e ı;
10/1/1950

., A
21 Temmuzun şerefi
Muhip DIRANAS
Yurtta hava
vaziyeti
| GÜNÜN MESELELERİ
I

3 ktidar Partisi tarafından îz-B mir C.H.P. İl Kongresine ..mumııreıl izanı» cdilcıı Cevat Dur-sunoğlu’nuıı, ne dereceye kadar ınc şııl olduğunun ve söylediği sözle-rin hangi noktaya kadar mâna vc ciddilik ifade ettiğinin sorulması zamanı gelmiştir. Çünkü İzmir C. R.
öyle şevler söylemektedir ki, eğer bunları söyliyen zatın bir ciddîliği vc elıei/tnıiycti varsa, bir antla her şeye’tBtau etmek ve harşı’sında hy-luııditeiıhtııs realiteyi ehemmiyetle gözönüTıc almak zorundayız. Yok, eğer, bunlar rastçelc söylenmiş, lıcr hangi bir esas ve ciddîlikle alâkası olmıyan sözlerse —ki öyle olması lûzun— o ’mn.m ctı bu ; ı heçercnıeıliği. yüzüne gözüne bulaş ' ■
çıkıp alsbikliğiııe lâl etme bedbaht lığına koşmamak lâzım!
Siyasetten bir parça behresi olan bir adam bugünkü iç politikamızın en çok nezaket ifade eden bir mevzuu üzt tindi* ui ını açarken, ağzını harekete getiren .idelo ve sinirlere linkim olmasnıı bilmelidir. •■21 Temmuz seçimler; Türk demokrasisinin gelişmesi ve Türk vatanının emniyeti bakımından eşsiz ve güzel bir merhaledir, diyen bir elemanı, bu memlekette partisi, iktidarda bile olsa, eğer biraz politika bonşansı varsa, sanırını, kızağa, çeker. 2î Temmuz scç'mlerin-deıı şeref duyuyoruz- diyebilmesi için bir politikaoının. bu memlekette. pek çok şaşkın, ğafçı. laf beceriksizi, ne dediğini sahiden bilmezin biri olması lâzımdır. Çünkü. her şeyden evvel, sadece »ol t tika zekâsı buna mânidir.
Ne demektir bu, «Demokrasi tarihimize 21 Temmuz seçimlerini mühim bir merhale sayıyorum» demek ne demektir? Sen şaşırdın mı Bay Cevat Dursuııoğlu? Mensup olduğun partinin son zekâsını, son dayanağını, son mantıkini da sen mi yıkacaksın? Büyüklerin, senden
jıck çok daha salâhiyet sahibi politikacılar, dikkat edersek. 21 Temmuz seçimilTİnden ö ıhls bile et-' n-ı. :’er. — t'eıııil Sait Bcırlus hariç !. •'). ' Xc ■ . '..n ı .'tele izin--b: iıir yerde, 21 Temmuzun eıı büyük kanlı meydanında, 21 Temmuz seçimlerinden şeref duydlığunu ilân ne zoruna'’ ÜStelı'.ı. şen ki zbıı uıenılekctin \ d;tı geçinen, maarife hizmetleri dokunmuş bir ki isisin' Akıllı bi: adanı olduğun ri-, •- ıycti (lc vardır. 2i Temmuz seçimleri on yedi milyon dokuz viiz doksan dokuz bin kişiye şeref vermedi de. bir sana mı verdi a ; bcııim canım efendim?
Dahası var ; 21 Temmuz scçinıle--. allı ıı (--■■ duyman yetmiyor gi-daha ileri?e de dil uzatıyor vc : ■er onlar ...ıznusalurdı, Allah et- , inesin, dilim varmıyor, vatan batardı» diyorsun!
Alı. Kay Cevat Dursuııoğlu, bu 1 vatan batarsa, ibatmaz ya, senin gi- ı minder y inşanın ( hiç olmazsa. ;■ ınıdu*.
Sb.ul' ben. senin nıeıısun oldu- kara ,ı/ıı :)■; riinîn hakiki mesulünden sursam, desem ki :
— ırdsnı.ınız, 2i Temmuzu demokrasinin kurtuluş günü olarak ilân ediyor. Demokrasiyi*daha çok yerleş t irmek için (950 de de bir 21 Temmuz daha yapmaya mı karar verdiniz? Demokrasiyi hep (böyle 21 Temmuzlarla m», yerleştireceğinize kanaat getirdiniz? Eğer öyleyse. l ımü açıkça s 'eyin de, parti ya; ;!- -mız ). f'ıırsunoğlnnuiı İUvrhığu : . c ı eu iliz de âisseyap o Çünkü Inz mi'L dc bu
mı in lekelin Öz evlâtlarıyız ve de-mvkrasiıân yerleştirilmesine can ve gönülden talip vatandaşlarız! Iztı-
' i gibi ?erefini dc paylaşalım. Hakkımız değil mi?. Acaba ne cevap verir?
Ve bunu, ciddi olarak, soruyoruz!
Trabzonda şiddetli bir fırtına hüküm sürüyor
Devlet Meteoroloji İşleri Umum Müdürlüğünden aldığımız malûmata göre, son 24 saat içinde yurdumuzda hava güney - doğu Anadolu ile iç Ar.adoluda çok bulutlu, batı ve güney Anadolu ile Karadeniz kıyıların da bulutlu geçmiştir.
Yağışlar Karadeniz kıyılariyle bati vc güney Anadoluda yağmur, iç ve güney doğu Anadoluda kar şeklinde olmuştur.
Son 24 saat içinde yurdumuza düşen yağış miktarı metre karede Rize'de 30, Siirt'te 15, Mardin'de 11, Zonguldak'ta 8, Sinopta 6, diğer yağış alan yerlerde 1 ilâ 5 kilogram arasındadır.
Sıfırın altında cn düşük sıcaklıklar Karaköse, Kars ve Erzurumda 12 derecedir.
En yüksek sıcaklık sıfırın üstünde Bodrum'da 11 derecedir.
Kar kalınlıkları Karaköse'dc -12, Kars’ta 4ü, Sivasta 34, Yozgatta 30, Bolu'da 20, Van, Erzurum vc Kasta-
üar k dilini
Say C tatarsa, batmaz İnenler ve ne dediğini bü-v tiz ünden balar. Çünkü bir efendi bir vatandaş olarak , . _________________
ne dtediğini bilinesi lıı- monuda 15, Eskişehir, Ulukjşlada 14,
1 Mardin’de 13, Erzincan'da 9, An-ve Kütahyada 8, Siirt'te 7, Is lalıiye, Afyon, Çankırıda 56, Uşak ve Çorumda, Urfa ve Malatyada 3, Bilecikte 1 santimetredir
Dün An harada saat 14 teki sıcaklık sıfırın altında 1 derece idi.
Aydınhnın reddi hâkim talebi
İftira suçundan sanık Reşat Aydınının reddi hâkim talebi İkinci A£ır Ceza mahkemesi tarafından reddedildikten sonca Kesitin Ağır ceza mahkemesine gönderilmişti.
Keskin Ağır Ceza mahkemesinde Aydınlı vekili Mehmet Emin Akyüz tarafından reddi hâkim talebini ihtiva eden sebepleri kabul etmemiştir.
Reddi hâkim talebinin reddine da ir olan karar Birinci Asliye Ceza mahkemesine gelmiştir.
Aydınlı aleyhine açılan dâvaya yeniden 16 Ocak Pazartesi günü saat 14.39 da Birinci Asliye Ceza mahke meşinde başlanacaktır.
MATBUAT KANUNU MESELESİNDE
İktidarvertnişoMuğu
sözü tutmamıştır!
Yeni Kanunla Basın eskisinden daha fazla hürriyetten mahrum edilecektir
□ış politikaz Muhalif Partiler
Tan,, gazetesinde Ali Nuci Kara-1 rilzsit R, can, Dışişleri Bakanının, bütün açık- ulmat £ lamalarım C. H. P. Meclis grubuna bütüı Ç inhisar ettirdiğini, halbuki muhale lan i fetin dış politikada îktiûır partisini daima desteklediğini belirterek başmakalesinde şunları yazıyor;
artisi hükûme-
Aııadoluda nakil vasıtalarının kontrolü
üz ve tefiviyo edilmiş bir satılı halini ısına ve böylece (Jıs politikanın bir n olarak meydana çıkmasına cahil,lift Iıorkeoin bildiC-i bir keyfiyettir Biz iı.; politika izahlarının bu mantıki vc ten. alaydan değil, kalemden ve kitaptan gelen aziz Sadak’ın herkesten daha iyi tdir ctrnoei
9u gidişle halimiz dumandır!
«Vatan» gazatesinde ..Kum» şunla-yazmaktadır:
d iğimiz kadar matbuat lıürrl-diş» gcçirllcıntyecek: düştüler diye sevi-
rekir.»
Halk Partisinin Dı ı ■
imalâta
Partisi
rlMe bunun cltfg'il elzem, lıattû fa cağını anlatıma olsaydı, ctud û dişinin muhtaç olduğunu b rektifi vermeltte Iıerhaldo nufzdı. Onun iciıı btte öyle gör muhalefet partileri dia zuunda ?. yordamiyl smdatidır.
Nerede
Cultunı bütün demol
Tan. gazetesinde (Bir damla) da Be. Fa. şunları yazıyor:
Trabzoııda Fırtına
Trabzzın, 9 a.a. — Bir parça dinmiş olan fırtına evvelki akşam tekrar başlamıştır. Dün saat 18 de Limanımıza gelen ve Hopa sürat postasını yapmakta olan Trabzon vapuru fırtınadan yolcusunu çıkaramamış ve Akçaabat limanına sığınmışta-. Hâlen Akçaabat'ta ' '
’ vapurlaı __________
şlerse de yi-îdfln Akça-
Trabzon ve Bak. » ■ yln tekrar limana ne yolcularım abat’a kaçmışla
Denizde çok vam etmektedn berj fasıla ile
Erzmıum şcs( Km) ve Zıgan. danberi dev m züpden .. it yüzden bir haft tn gefmemiîiir
i-ıkaram rdır.
şiddetli
içişleri ve Bayındırlık Bakanlığından birer mümessil ile Şoförler Cemiyetinden de bir mümessil muhtelif tarihlerde Anadöluya giderek yolda rastladı İdari nakil vasıtalarının şeyrisefere müsait olup olmadığını kontrol etmektedirler.
Nakil vasıtalarını kontrol eden bu ekip önümüzdeki Perşembe günü üçiincü seyahatini yapacaktır.
Ekipin bu seyahati Ankaradan başlıyarak Kırşehir, Tarsus, İskenderun yolunu takiben Antakyaya ka dar devam edecektir.
Zehirlenme alâimi
Atıfbey mahallesinde oturan Ce-vat Yeter isminde 4 yaşlarında bir çocuk yanmamış kibritleri ağzına götürmesi üzerine zehirlenme alâimi göstermiştir.
Kibritten zehirlenen Cevat derhal hastaneye kaldırılarak tedavi altına alınmış ve hâdisede ihmali görülenler hakkında tahkikata başlanmıştır.
tc-aadUf. Bizüıı de mes-icabı temas ettiğimiz yabancılar, hükümetimizin lıalluc .sasıyorlar. Vc dabu ■ibi, biz dc tıpkı Çiiııaltay gibi; -Yada düzelecektir;, diyoruz.
Posof'ta kar kalınlığı 1 metro

bulunan sabahle-
bir upı de-aya sabahtan maktadır.
t bulunun •ir hafta-
2diı Bu
.•ktı i il)
Açlık umumidir!
fâi ir iş hakkında çıkan haber,
® ilk olarak tekzip edilmektedir. Bu artık usul oldu ve alıştık. Seçimler, her zaman olduğu gibi, vaktinden evvel yapılacak dendi, hemen sesler yükseldi :
— Olamaz!..
Fakat, zaman ilerledikçe, -Olamaz ın, alelusul sarfedilmiş bir kelime olduğu ve seçimlerin hakikaten evvele alınacağı anlaşıldı.
Geçenlerde de söylediğimiz gibi, herkes leyleği havada görmüş gibi, harıl harıl, diyar diyar, bazısı ço-iuğu çocuğu ile gezip durmakta a-kıl ve fetanetinin derecesine göre, partisi adına propaganda yapmaktadır.
Bb mey anda, diğer haberler de ı.vni yolu takip cdurek, ilk çıktıkları noktaya gelmektedirler.
Karadeniz sahillerindeki vatandaşlarımızın açlıktan kırıldıkları ’nakkındak? sözler de bu şekilde nıuamolc gördü. Tıpkı dairelerde evrak takibinde olduğu gibi, haberlerin ele doğruluğunun anlaşılması için birtakım formalitelerin tamamlanması lâzım gelmektedir.
Evvelâ, birinci şart: Tekzip, son-. a lı ıkigatî itiraf, daha sonra mu-b-.iı.û-’in söylediğinden daha şiddetli bir tenkid...
Açlık abeıi de böyle olmuştu. Vali bile muhabirimizi karakola davei ederek, haberi tekzip etmesini rica etmiş. Fakat muhabirimiz bu teklifi reddedince adını yazma-. .ru dahi bilıniycn birtakım köylülere .
— Elhamdülillah, karnımız tok, sırtımız pek, yaşasın devlet baba... Mealinde mektuplar yazdırıp, vakıayı örtbas etmek istemişti. Zaman geçmiş, C.H.P. Partisi Grubu toplanmış, ayni yerdeki açlıktan uzun uzadıya bahsedilmiş ve bu işe çare aranmıştır. Onlar Karadeniz sahilinde yaşıyan vatandaşlara çare araya dursunlar, yol yürümekle, borç ödemekle bitermiş, çare de elbet düşüne düşüne bulunacaktır.
Fakat ondan evvel, merkezi hükümette yaşıyan ve devlet babanın eline bakan binlerce memurun Karadeniz sahilinde yaşıyanlardan dalıa müreffeh olduklarını her halde iddia edemezler.
Biz, bunların da maddeten ve mâ nen açlıkla pençeleştiklerini, geçinmek, çocuklarım okutmak, üst, baş yapıp devlet memurluğu şerefini korumak için katlandıkları sıkıntılara yakinen şahidiz. Buna delil olarak da, yeni kurulan devlet tekaüt sandığına olan tehacümü gösteriyoruz.
Malûm olduğu üzere tekaütlük kanununun 23 üncü maddesi, sandığa yekûnu üç milyonu aşmamak şartiyle memurlara üç maaşa kadar iki sene vadeli avans verebilmektedir.
İki gün içinde buraya vaki mü-racatların bin iki yüz küsuru geçtiğini söyliyecek olursak iddiamızda ne kadar haklı olduğumuz meydana çıkacaktır. Açlık, yalnız Karadeniz sahilinde değildir. Karaya vurmuş ve Ankara gibi yaylâlara da sirayet etmiştir. Mart ayı içinde, memurlara birer maaş ikramiye verileceği rivayetleri, bir parça ferahlık doğurmuş ise de, ekseriyet bu gibi derme çatma tedbirlerle maksadın hâsıl olmıyacağını söylemektedirler.
Bakalım, buna ne çare bulacaklar ve borç içinde kıvranan ve şerefine halel getirmemek için titizlikle gayret eden memurları ne zaman feraha kavuşturacaklar!..
Hikmet YAZICIOĞLU
1
İstanbul, 8 (Arkadaşımız Hayri Alpaı- telefonla bildiriyor) — İktidar Partisinin çeşitli cephelerden adım adım ilerlemek suretiyle yeni seçime doğru gittiği yolundaki tah minler, şon İstanbul kongresi münasebetiyle artık bir hakikat halinde ortaya çıkmış bulunuyor. I
Partinin cn ön safta' gelen idarecilerini, Başbakanı ve diğer bakanları sıra ile dinledikten sonra, İstan bul Kongresinin alelade bir kongreden ziyade, seçim kampanyası- ) nın toplu bir hareket üssü olduğunu gördük. Çünkü seçimin yenilenip ycnilenmiyeceği hakkmdaki suallere karşı kaçamaklı cevaplarla ko nuşurken Genclbaşkanvekili sayın --------------- ----------—
Hilmi Uran’ın dilinden kat’î niye-j uymayan kararlar yalnız _ w________
ti de öğrendik. Gcnclbaşkan vekı- kendi isteklerinin mahsulünden baş li, zeminin hazırlandığı kanaatin- j ka bir şey değildir. Alman bütün I âdeta bir cemilelcârlik eseri olarak ' olursa olsun muhafazası tedbirin-göstermek lütfunda bulundu. Ba- : den ibaret olduğu hakikati inkâr o-kmrz sayın Hilmi Uran ne diyor : ‘ JunamaZ.
Hiç şüphe yok ki, parti mefhumunu taşıyan toplulukların iktidarı kazanmak veya muhafaza etmek istemeleri haklarıdır. Buna bir şey denemez. Ancak bunu yaparken vatandaşın itimadını kazanmaya ve bu suretle hakikî iktidar sahibi olma bakımından dolambaçlı ve şüpheli yollarda yürünmemelidir. Bizi bu kanaata sevk eden saik, son İstanbul hareketleridir. Bir müddetten beri, bütün faaliyetlerini a-deta parti işlerine hasretmiş bir halde pürtelâş ve endişe içinde görünen Başbakan Şemsettin Günaltayı parti kongresinde dinledikten sonra ayrıca bidayette tertip edilen Basın toplantısında gördük. Daima herkesten daha fazla demokratik zihniyete sahip olduğunu tekrarlı-yan sayın Şemsettin Günaltay’ın, uzun zamandan beri dilinin altında sakladığı baklanın ucu gözlerimizden kaçmadı. Ankaradan gayet hazırlıklı gelen Başbakanla yapılan bu münakaşalı toplantı, İstanbul basın mensupları arasında gittikçe büyüyen akislere sebep olmaktadır...
Bilindiği gibi, demokratik anlayışa uygun bir basın kanunu getireceğini vadeden hükümet başkanı filhakika Adalet Bakanlığında kurulan Komisyona böyle bir tasarıyı hazırlatmıştır. Baştan başa, basını köstekliyecek bir kuvvet taşıyan bu tasarı İstanbul Gazeteciler Cemiyetince ele dahi alınmıyacak şid dette görülmüş ve bakanlıkça vaki davet üzerine Ankaraya giden bir heyet görüşlerini izah etmiştir. Vaziyet tavazzuh ettikten sonra bizzat Başbakan Yardımcısı Nihat Erim tarafından yapılan teklif karşılıklı olarak tasvip olunmuş ve ileri demokrat bir memleket Basın Kanununun alınması ve memleketimizin bünyesine uydurulması kararlaştırılmıştı. Bu karar verilirken yine sayı» Nilıat Erim kanun tedvin etmenin, tahrir bakımından çok zor olduğu noktası üzerinde bile durmuştu. Yine bu karar cümlesinden olarak tasarıyı hazırlıyacak komisyonda eş sayıda basın mensubu da bulunacakta
Arad’ n bu kadar zaman geçtiği j halde hükümet hazır olduğunu söy- 1 lediği yabancı memleket kanunlarının tercümelerini cemiyete gön dermedi. Binaenaleyh tarafımızdan herhangi bir ihmâl veya gediktir-me mevzubahis olmadığı halde sayın Başbakan ve hattâ mevcut kanunumuzun bile başka memleketlerden dâha çok basın hürriyetini temin ettiğini tekrarlı;/arak Mccli-; se bu fatiaı ınm sevk olunacağını söylemesi basın mensuplarını cidden haygete düşürdü! Bu kadarla kalmayıp' -Basın ahlâkını tesis etmeli • diyen Başbakan, gazetelerin beyanat, ve nutuldasdan beğendik leri yerleri aljnalarını, yalan bir havadisin yalan olduğu söylendiği halete ertesi günü ısrar etmele-. .______ ________________________ -- w-» -₺•---- --------------fini ve buna benzer bir çok misal-
da olacak ki; konuşurken bunu da kararların iktidarın, ne bahasına 1er bulunduğunu da, misal olarak âdeta bir cemilckârlık eseri olarak 1 olursa olsun muhafazası tedbirin- 1 bildiriyor.
j Önce şunu, kendilerine olduğu ! gibi, umumi efkâra da açıklıyalım j ki, gazeteTere bitaraf oldukları hal-| de bütün nutuk ve beyanatları aynen koymak mecburiyeti tahmil e-| dilemiyeceği gibi, esasen buna da maddeten imkân yoktur. Bunu yap atadıklarından dolayı gazeteciler ahlâksız sayılamazlar.
Yalan havadise gelince; zaten bu suçtur. Kaldı ki. kanunun akıl ve mantığa aykırı bir mahiyet taşıyan cevap hakkı müddeti, medih yo-[ lunda adı geçen bir adama bile tü-' men tümen cevap verme hakkını tanımaktadır. Hal böyle iken Sayın Başbakan’m -dünyanın hiç bir yerinde matbuat bu kadar başı -boş bırakılmamıştır» diye şiddet göstermelerinin mânası bambaşkadır. Eldeki tasarıyı Meclise şevkte • geç kalacağız - diye tehalük göster meleri yetmiyormuş gibi, ayrıca çok tabii olan, fakat istedikleri gibi yazılmadığı takdirde tatbik etmek maksadiyle ve ileride seçimlerde i-şe yarayacak bir takım ağır kayıtların konması veya tedbirlerin alın masını ister görünmeleri karşısında ne kadar endişe edilse yeridir...
Memleket menfaatlerinde, şahsî şeref ve haysiyetin korunması, noktasında, en az kendileri kadar titiz olduğunu ispat eden ve Ankara-da olduğu gibi dünkü toplantıda da tekrarlanmasına rağmen haklarında bir takım yersiz şüphe ve endişeler izhar edilen TTirk basınının bu samimî duygusunu anlamamaz-lıktan gelmek bilmiyoruz ne dereceye kadar samimî bir hareket o-lur? Umarız ki, bütün bu münakaşalardan gerek fiilen ve gerekse sözle verilen teminattan sonra, Sayın Şemsettin Günaltay fuzulî vehimleri endişe ve isnatları bir tarafa bırakarak müspet vaitlerini yerine getirirler. Biz de o zaman haklarındaki kanaatimizi izharda tereddüt etmeyiz.
İşte İstanbul Basınının edindiği intiba ve içinde bulunduğu haleti ruhiye bu merkezdedir. Zaman, herhalde takip olunan yeni taktiğin üzerindeki perdeyi düşürecektir.
j Hayri ALPAR |
göre alınacak kararın, bir nevi es-| babı mucibcsini teşkil eden bu sözler cidden şayanı dikkattir...
Bu noktayı böylece belirttikten sonra bilhassa şu müşahedemizi kaydetmek isteriz :
Bugün İktidar Partisi, her ne kadar umumi temayüllere ve isteklere göre hareket ettiğini, her sözün başında tekrarlamakta ise de, hâ-ı dişeler bunun tamamen aksini ispat ı etmektedir. Zamanında istenene ve yalnız
jayın Hilmi Uran ne diyor :
— Eğer biz, bir gürç umumî şe-çiinleri tacil etmek kararını alırsak, bunu şüphesiz senelerden beri seçim istiyen ve her mitingte a-ğı/ birliği ile muttasıl ileriye süren muhalefeti de bu konuda memnun edebilmek için yaparız. Fakat, bir kaç defa açıkça söylediğim gibi bizim bu hususta alınmış bir kararlınız yoktur».
Tacil kararı alina salâhiyetini ve niçin bu kararı vereceklerini bildirdikten sonra dönüp mevcut karar olmadığını ilâve etmesi, karar verilmiyeceğini ifade etmediğine
«Büyük Tiyatro» ııun yeııi temsil günleri
Opera Temsillerinin başlamasından ötürü, Devlet Tiyatrosu, büyük Tiyatrodaki temsil akşamlarını yeniden tanzim etmiştir. Yeni programa göre bir akşam Opera, bir akşam Dram temsili verilecektir. Buna nazaran Dram akşamları r Pazartesi (Öğretmen ve öğrencilere), Perşembe ve Cumartesi akşamları umumadır. Opera akşamları: Çarşamba Cuma (Öğretmen ve öğrencilere) ve Pazar akşamlarıdır. Büyük Tiyatroya pazar gündüz temsilleri ilâve olunmuştur. Halkımızın bu matinelerde bir hafta Opera, bir hafta da Dram görmesi temin olunmuştur Tabiatiyle Pazar akşamları verilen temsiller de bir hafta Opera, bir hafta Dram olacaktır. Bu hafta Dram bölümüne tahsis edilmiştir. Müteakip haftalar bu sıraya göre düzenlenecektir.
Vücudunun muhtelif yerlerinden yandı
Altındağ mahallesinde oturan Hüseyin Çekmez isminde iki buçuk yaşında bir çocuk evde annesinin meşguliyetinden istifade ederek soba üzerinde duran yemek tenceresini karıştırırken sıcak tencerenin üzerine devrilmesiyle vücudunun muhtelif yerlerinden yanarak yara-
Posof, 9 a.a. — Bir haftadan barı
devamlı yağan karın kalınlığı bir . .. . .
. mâtreyi açmıştu’. Kar fırtınası yü- . lanmıştır. ızüpden civar köyler ve ilçelerle ir- ____ ___________________
rlbmelc tibat kosilmiştir. Posta münakalesin- kaldırılmış ve tahkikata başlanmış-I de faaliyet durmuştur.
Yaralı çocuk derhal hastahaneye
tır.


I
Hafrı ALPAR
Bir otomobil kazası
Mahpuslardan biri tevkifimiz-eu az önce, benim kendisinden Mukavemet hareketi nezdindc, em riıu altında bulunan birliklere verilmek üzere, söylediğine göre muazzam bir meblâğı alması için müracaatta bulunmasını istemiş ol duğumu söyledi. Bu vak’a doğru idi, fakat yalnız, dağlara çıkmış o-iaıı askerlerin terhisi tasarısı ile ilgili idi. Sovyet hakimleri bu beyanat üzerine zıd bir tez kurmak istediler, şöyle ki ben gûya, orduya harp teçhizatı teminine çalışmışını. Meslektaşımın ifadesini bu mânada almışlardı ve benden bunu te-yid etmemi istiyorlardı. Ben esas itibariyle bu ifadeyi kabul etmekle beraber, zapta '"■(■irilirken yapılan tefsiri reddettiğimi bildirdim.
Tiklıonov hiddetinden deliye dön (iü. Zira nihayet beni elde ettiğine kani bulunuyordu, çünkü bu ifadeyi veren meslektaşım hiç bir ih-tiyatkâı-lık göstermemişti. Savcı ile beııinı aramda cereyan eden şiddetli muikâleme yüzleştirilmek-tc olduğum arkadaşımın enerjisini uyandırdı.
«Stupulkovski’ııiu söylediklerinin doğru olduğunu tasrih etmek ve benim de bu yolda ifade vermiş olduğumu tasrih etmek zorun dayım», diye bağırdı.
Tiklıonov, o zaman ifade raporlarının tashih edilmesini kabul etti ve bizi bunları imzalamak üzere sonra çağıracağım bildirdi.
Bununla beraber ertesi günü, bir güj» evvel yüzleşUritatiş olduğum ımslekiaşiDu bakimin odasında ..örmedim, fnlcat .raııoı*ııı»)l*«M' eiinı

İr
Ruslar Mahkûm etmek istediklerini nasıl söyletirler ?
Rus usulü itiraflar
Yazan : Stypulkovsky (Polonya Millî Partisi Gizli Konsoy Başkanı
leşinin altına imzası konulmuştu. Bu ifadeler, Tiklıoııov’un «anladığı» manada kaleme alınmıştı. Mücadeleye devam edebilmek için ar kada.şımın enerjisi kâfi gelmemişti. Benim için kendi ifadelerimi im zalamaklaıı başka yapacak bir iş kalmadı.
Bu işte mesleki tecrübem olduğu için tahkikatın sonuna yaklaştığımızı anlıyordum. İstiçvanlar gece gündüz devam ediyordu, fakat bu iş şimdi daha büyük bir acele ile. yapılıyordu. Nihayet Tiklıonov, Albay Kulcziçki’nin müsaadesi ile bana bir tomar kâğıt göstererek:
İşte size isnat edilen ve yargılanmanızın esasını teşkil edecek olan suçlar, dedi.
Bana dosyamı incelemek için )24 saat mühlet ferdi, fakat not alma ma müsaade etmedi. Bıı dosyayı okumak benim için çok fecî oldu.
Arkadaşlarımın, muhtelif linkim lovin odalarımla ne izliraplar çekmiş olduklarını ve içlerinden bazılarının ne hale getirilmiş olduklarını onhılım.
Ruslar tarafından iilıak edilen Polonya topraklarında, ve Sovyet hapishanelerinde cereyan etmiş () lan büyük bir tahkikat zabıtların dan yapılan iktibasları okuduğum zaman yüreğini parçanındı. Mübalağa etmeden, on binlerce Polon yalının, 1944 de ve ı1945 yılı başlarında Rusların eline düştükten sonra sorguya çekilmiş oldukları nı söyleyebilirim. Bu bedbalhkır ■ dan büyük bir kısmı Rus askeri mahkemeleri tarafından yargılan ınışlardı.
Bu vesika, Moskovauuı emri ile tevkif edilmiş olaıı Polonya mu kavemc tinin 12 şefi .tarafından İm-zırlanmış olan suikaudın şümulünü ishal edecekti. Hnkikatta ise, eğer tarihçiler günün birimle bu vesi İtaları incelemeli imkânım bulur larsa, bunda evvelâ Polonyumu ıhı çav olduğu felâketi göreceklerdir. Sovyetler Birliği tarafından işle ııen cinayetlerle İlgili olayları hiç kimse bizzııl Sovyet hakimleri luı dar bir araya tuphyauıamışlır, Sar l'etiıii ;..ol(ltıltl.ıl ı ■ avretle! \, I nl

İDAM TEHLİKESİ İLE KARŞI
KARŞIYA
No. 23
lanmış oklukları ınetmtlaruı çeşitliliği karşısında insan hayretten dona kalıyor. En yeıû zabıtlar 6 Haziran tarihini taşıyordu. Bunlar bir Asya hapishanesinde kale ine aljıımış ve. mahkemeye yetişti rilmek üzere uçakla.g^dprifcniştj.
Kurbanların büyük bir kısnudo-ğu vilâyetlerinden-idi. bu da Sov-yetlerin bu vilâyetleri bir senedieıı fazla bir zaıjıandanberi kontrolleri altında bulundurduklarını ve bu yerlerde Polonyaıun geçmişini hu tırlutan no varsa hepsini imha etmeğe çalıştıklarını gösteriyordu. Bu vesikalar arasında eliıfte, Vil no vilâyetindo Polonya Mulovve met Teşkilâtımı, «luuunııuuı gödteren bir graiik. geçti. Her mev İdin üzerinde bu yeri işgal etmekte olan memurun ismi veya ııanu ıhıis (carı yazılı idi, çıt üstünde dc fotoğrafı vardı. Elli veya altmış kadar mevkiden yalnız bir tanesi beyazla işaret edilmişti. IMğorlevi nin hepsi, Sovyetler Birliği aleyhine iluuıette bulunmaktan suçlu Kİ.
Eıı ağır şekilde ceza görenler Stalin'm şahsına söz söylemeğe cesaret edenlerdi.
Eu iyi dostlarımdan biri. Vaı-şo-va civarında Otivock Askerî Mahkemesi tarafından sırf, gizli Polonya basınında PolonyalIların, 1939 da Almanya ile birlikte Poloııya-ya hücum etmekle bu memlekete karşı taahhütlerine ilıauet etmiş olan Stalin’in vaadleriııe iııanamı-yacaklarını teyid eden bir makale yayınlamış olmasından dolayı ölüme mahkum edilmişti.
Rusyada Staünin otoritesi mu kaddc-ı bir şeydir. Ona karşı gelmeğe kalkışanların vay haline!
Aynı zamanda dosyayı tetkik e-derken, tevkifimize karşı Polonya •nilletinin gösterdiği reaksiyonun ne kadar .şiddetli olduğunu da öğrendim. Sovyet raporları, bu sırada baltalama hareketlerinin ve Sovyetler aleyhtarı diğer gösterilerin artmış olduğunu belirtiyor du. Bu hâdiseler yüzlerce bolşevi kin hayatına mal olmuştu. Tiklıo-nav’a. mevkuNyetim sırasında işlenmiş olan bu «cinayetlereten» sorumlu mu tutulduğumu sordum. Bu hareketlerle ilgili emirler vermemiş olmakla beraber, lıükiiıu , süren haleti rulıiyeden dolayı ve ■ bilnetice Sovyet askerlerinin ölü-luıüıUeu mûneıı sorumlu olduğum cevabını verdi.
Diıp şehrimizde bir taşıt kazası ol-U)U§ ve Mustafa Barajı, isminde bir şahıs âni olarak karşısına çıkan tak sinin çarpjnasiyle yaralanmıştır.
Yaptığımız tahkikata göre şoför Ahmet Değerli idaresindeki 3141 plâka numaralı taksi Samanpazarı istikametine giderken âni olarak önüne çıkan Mustafa Barana çarp -mıştır. Çarpma neticesinde Mustafa yüzünün muhtelif yerlerinden ve gözünden ağır surette yaralanmıştır.
Yaralı derhal Numune hasahanesi-ııe kaldırılmış ve şoför aklcmda tahkikata başlanmıştır.
İki kumaş hırsızı yakalandı
Muhtelif kumaş mağazalarından kaldırımcılık suretiyle kumaş çalan ilti hırsız yakalanmıştır.
Kumaş hırsızlarından Muharrem Çandar bir müddet evvel Adapaza-rından Ankaraya gelmiş ve burada aslen Ordulu olan Faik Şat isminde bir şahısla tanışmıştır. Muharrem ile Faik şehrin muhtelif semtlerindeki kumaş mağazalarına girerek kumaş almak istediklerini söyliyerek bütün kumaşlara bakmaktadırlar. Kumaş hırsızlan kendilerine gösterilen kumaşları bir bahane ile beğenmemekte ve fırsatını bulunca da mağazadan dışarıya çıkarmaya çalışmakta.
İki kaldırımcı bu şekilde bir çok dükkânlardan kumaş çalmışlar ve nihayet dün yakalanmışlardır.
Muhan-em ve Faik'in şimdiye kadar çaldıkları beş elbiselik kumaş sakladıkları yerde bulunmuş ve sahiplerine teslim edilmiştir.
Savcılığa teslim edilen kuınaş hır-| sızları lıakkınnda yakında durusma-


«R
1 ft'
a
ÂDY0»TELEF0N-TEL6RAF HABERLE
Almanyada kaynaşma var
İmparatorluk Konferansı
■ ngiliz İmparatorluk Camiası “ devletlerinin mümessilleri, bugün (dün) Colombo’da toplandılar. Konferansın mevzuu, umumî olarak, İmparatorluğu ilgilendiren Uzakdoğu meselelerini ineplemek ve her devlet mümessillerinin çeşitli konularda hükümetinin nokiai nazarını belirten izahlarını dinlemektir. Bu suretle, İngiliz milletleri camiasının müşterek dâvalar karşısında ahenkli bir surette hareket etmesini sağlamak gayesini takip e-den bu konferansın — Resmî olmamakla beraber— bildirildiğine göre, Asyada komünizm ile savaş, Hindistanla Pakistan arasındaki Keşmir ihtilâfı ve nihayet Japonya ile aktedilmesi mukarrer sulh aııd-laşması meselesini de ele alacağı anlaşılmaktadır.
Konferans gündeminde mevcut olup da gizli tutulan bir madde daha vardır ki, o da İktisadî meseleler faslıdır. Bu konuda cereyan e-decek müzakerelerin açıklanmıya-cağı belirtilmektedir.
Demek ki, konferans tamamen gizli kalacaktır. Çünkü, aslında, Colombo Konferansı ne Asyada komünizmi önlemeye matuf bir teşebbüs, ne de Japonya ile yapılacak sulhü kararlaştırmaya memur bir toplantıdır. Bu, doğrudan doğruya Amerikan sermayesine karşı bir tahaffuz şevki tabiisinin tezahüründen başka bir şey değildir.
İzah edelim:
Komünist Çini İngilterenin, acele denebilecek bir tarzda tanıması; buna mukabil Amerikanın el’an (an mamış, fakat buna mukabil Foı-mozaya da yardımı kesmiş olması, dünyanın bu parçasında, iki büyük 1 devlet iktisadiyatının hangi zaru -retlerle karşı karşıya ve ne gibi niyet ve tasavvurlarla mücehhez ! bulunduklarını zaten göstermiştir. • İngilterenin, acele, derhal temin e- I dilmesi gereken ihtiyaçlarına mukabil, Amerikanın uzun vadeli, geniş teşebbüsleri vardır. Amerika, ’ komünizmin Asyaya yayılmasına, bu bölgedeki memleketlere iktisadı yardımla ve bu memleketlerdeki halkın hdyat seviyesini yükseltmek suretiyle önlemeye karar vermiştir. Bu,, şüphesiz ki, en iyi, en hayırhah niyetlerle de olsa, bahis konusu memleketlere Amerikan sermayesinin yerleşmesi demektir. İngiltere, bu durum karşısında endişesini gizlîyememiş ve daha dün, komünist Çini hukuken tanımış olduğu halde, bugün, komünizm ile savaş için Amerika ile işbirliğine talip olmuştur. İngilterenin bu büyük endîşesi, haleti toplantıda bulunan Colombo Konferansmuı arifesinde bizzat Noel Baker tarafından ifade edilmiştir. Bakan beya- ■ natın.da, komünizmi önlemek için | Asya memleketlerine s “ “ parayı ancak Amerikanın temin debilecek durumda olduğunu ve fakat bu paranın mahallîne xikao(uî

D. Almanya sulh akdini istiyor
Dertlilere deva I
Komünist er Batıya sızabilmek için işgal kıtalarının çekilmesini istiyor Londra Radyosu, 9 (Basın - Yayın) — Doğu Almanya’da komünist ler, Batı Almanyaya da tesir etmek s. için yeni bir gayret sarfetmektedir-ler. Doğu Almanyada kurulan millî cephe teşkilâtının programında barış andlaşmasmın biran evvel yapıl ması ve işgal kuvvetlerinin bütün bölgelerden çekilmesi ve Batı Federal Alman hükümeti1 ile Ruhr ida

Rusyada kalan
Alman esirleri
Sahlfe: ’
resinin ilga edilmesi istenmektedir.
Muhabirlere göre Rusların mak- j şadı, Batı Almanya’da kabil olduğu | kadar hoşnutsuzluk yaratmaktır. Tinlesin Berlin muhabirine göre Millî hareket sadece mevziîdir ve Ruslar Almanya’nın ittihadını kendi iktidarlarını sağlamak için bir silâh o-larak kullanmaktadırlar.
Ingilterede komünist faaliyeti
Yarım milyon esir hâlâ geri verilmedi
Londra, 9 (Nafen) — Doğu Al-ı manya hükümeti sözcüsü, hâlâ ha-i piste bulunan bir çok alman esirlerinden bahsetmekte ve bunların serbest bırakılacakları tarihin bilinemediğini açıklamaktadır.
Doğu Almanya Devlet Reisi Pi-eek'e Sovyetler Birliğinden verilen teminata göre 1 Ocak tarihinde bütün Alman mahpuslarının memleketlerine iade edileceği temin- e-:...
dilmekte idi. Bununla beraber Sov i karşı yetleı- Birliğinde! . ” teminatlara rağmen halen Rüsyaî yüzbirilerle Allnan esiri mevcuttur. Bunu ispat eden 400 binden | fazla Alman'm muntazaman Rus- j ı ya’dan Almanyaya mektup yazma- j | larıdır. Diğer taraftan da mevkuf i bulunan Almanlardan mühim bir kıs I' mına da mektup yazmasına izin verilmemektedir.
H6r ne kadar son günlerde Al-manyanın Frankfort şehrine gelen i trenlerin adedi artmış ise de bu trenler şimdiye kadar ancak 1.500 Almanı memleketine getirmiştir. Rusya’daki Alman harp esirlerinin dtlruı.nu Doğu Almanya halkını olduğu gibi Batı Almanya halkını da endişe içinde bırakmakta ve bv Ruslara karşı hattâ kendi işgal mm takalarında bile hoşnutsuzluk ema relerinin belirmesine sebebiyet veı mektedir.
Mısır seçimleri Hindistando memnunluk uyandırdı
Yeni Delhi, 9 (GHH) — Kahire'-deki Hindistan Büyükelçisi A. A. uciiivk ıçm | Feyzi, Vaft Partisinin seçimlerde zâ sarfeilecek | ^er kazanması münasebetiyle, Hin-distan Başbakanı Pandit Nehru’nun i u)uusuuu »e | göndermiş olduğu tebrik mesajımı .«„av uu n.’halline masruf şahsen takdim etmiştir.
olabilmesi için İngilterenin tecrü- i J ......... KT"
besinden istifade edilmesi gerektiğini söylemiş yani işletme ve teşebbüslerin başına İngiliz mütahas-sıslarmın getirilmesini istemiştir. Bakanın. İngiliz gazeteleri tarafından adeta oy birliğile desteklenen bu teklifi. asjîkâruir ki. Arûcîöraaı sermayesini kontrol etmeğe ve gerekirse frenlemeğe matuf bir teşebbüstür.
Colombo Konferansında konuşulacak meselelerden biri ve en mühimini budur.
Diğer bir mesele, yalnız Asya memlekelterinîn Amerikan sevma-yesi karşısındaki durumları değil I ıuk v„ vcurugVuıtyv una™ .v
de, bu sermayenin tesiri altında | Arnavut bugün Üoküpte muhakeme İngiltere ile olan münasebetlerinin eJ:’——JI-ne hale geleceği meselesidir. Çünkü artık, ne kadar gizlenmeye çalışıl- r sn, yine de ortadadır ki, Amerika, c Avrupaya yapmış olduğu yardımın „ gerektiği kadar müessir olmama -sından başlıca İngiltereyi mes’ul tutmaktadır. Bunun sebebi serbest mübadele ve serbest tediyenin mümkün olmamasıdır. Bunun da sebebi, İngilterenin, dominyonlarile fark gözetici muamelelere istinat etmesidir.
Şimdi, komünizmi önlemek için, Amerika tarafından serpilecek dolar yağmuru altında kaldıkları takdirde, İngiliz İmparatorluk Camiası milletlerinin İngiltereye karşı durumları ne olacaktır?
Görülüyor İd, İngiltere için; Hong Kongdaki menfaatlerini korumak mülâhazasile kızıl Çini tanıyan İngiltere için, tehlike ne kızıldadır, rie de sanda. Tehlike paradadır.
Colombo konferansının veçhesinden biri de budur, denebilir.
Mücahit TOPALAK ı
Roosevelt’in oğlu karısından ayrıldı |
Meksika, 9 a.a. — Meksika’ya gelen Elliot Roosevelt’in üçüncü karısı Faye Emerson seyahatinin gayesinin I Meksika usulü seri bir boşanma elde etmek olduğunu söylemiştir.
Eliot Roosevcdt’le 1945 aralığında evlenen Fayc Emerson geçen Ağustostan beri kocasından fiilen ayrı ya şamaktadır.
Faye Emerson kocasının manevi .frkener- yaptığını söylemektedir. I
Hastalara şifa !
. H. P. il kongrelerinde söy-lenenleri, dağıtılan broşürleri duymuşsunuzdur, iktidar, lâiklik programını tatbik ederken galiba şöyle bir vazife taksimi yaptu
Yukarı kademeleri: Cennetin anahtarlarını taşıyacak!
Başbakan: Hazreti Muham-medin iman kuvvetiyle Bizans ve İran’ı titrettiğini söyliyecek.
Eğitim Bakanı: Din derslerinden, İlahiyat Fakültelerinden, itmam ve Hatip mekteplerinden bahsedecek.
Parti Müfettişleri: Ulus mat Ibaasında basılan şeriat hurafeleriyle dolu broşürleri, kongre ü-yclerine dağıtacak!...
Fakat bence en ınühimmini u nutmuşa benziyorlar:
Sıtma muskalhriylc, karınca dualarını kim dağıtacak? — A. F.
Dünya Basınından Hulâsalar —_ 9/1/1950 _,
YerleGökÂrasında!
.1
Yazan: A. S. Exupery
Tefrika No: 40
Çeviren: Mücahit TOPALAK
Bizim fenek, her ağaca uğramı- I
Avusturya ile barıj andlnşması
Londra Radyosu, 9 (Basın - Yayın) — İngiliz, Amerikan, Fransız ve Rusya Dışişleri Bakan Yardımcıları bugün Londra’da toplanarak A. vusturya barış andlaşması meselesini halletmiye tekrar teşebbüs edeceklerdir. Son defa Nevyork’ta toplanan Avusturya barış antlaşması konferansında dört büyükler bazı mevzularda anlaşmıya varmışlardı. Fakat Rusya'nın müzakerelere ancak, Avusturya’nın Rusya'ya, olan borçları meselesi halledildikten sonra devam edebileceğini ileri sürmesi yüzünden görüşmeler inkıtaa uğramıştı. Üç batılı memleket bir müddetten beri Avusturya hükümetiyle hususi müzakerelerde bulunmaktaydılar. Bu müzakerelerin neticesi henüz açığa vurulmamıştır.
bir tepenin üzerinde yükselen haç mı desem, fener mi desem, işte o cismin hakikî olduğu muhakkak..
Lâkın; benim tuttuğum istikamet deniz istikameti de değil. O halde bir fener olamaz. Olsa olsa bir haçtır. Dün gece, sabahlara kadar haritayı tetkik ettim Filhakika, nerede bulunduğumu bilmediğime göre bütün bu çalışma beyhudeydi fakat, hiç olmazsa insanların nerelerde bulunabileceklerini tesbite çalıştım. Ve bir noktada, daire içine alınmış bir haç işareti gözüme çarptı. İşaret levhasına baktım: «Dinî müessese» kaydı vardı. Haç İşaretinin yanı-başında siyah bir nokta görünüyordu. Haritanın rehberi, bu siyah nokta için ele şu malûmatı ver , ____________ __________r._s_
inekte idi: İliç kurumayan ku- jGn haberlere göre, Bronşit geçir-yu-. Haritanın üzerine eğilen ba rnekte olan Kıral Güstav'ın ateşi şL'mın yükseldiğini, yüreğime bir ç0-- yükselmiştir. Kıral şimdi 91 ya çarpıntı ariz öldüğünü hissettim, şmdadır.
Su içer gibi durmadan tekrarlıyordum: «Hiç kurumayan kuyu»... «Hiç kurumayan kuyu...» «Hiç... Hiç...». Ali baba ve bütün hâzineleri, hiç kurumayan bir kuyunun yanında nedir ki? Biraz daha ötede iki daire daha var: «Zaman zaman kuruyan kuyu». Bu pek o kadar parlak değil... Fakat bu işaretlerin etrafında hiç, hiç bir şey yok.
Demek haritanın gösterdiği Din: müessese» buymuş, diyorum. Keşişler, felâketzedeler görsün diye tepenin üstüne bir haç dikmişler. Yapılacak iş o tarafa doğru yürümekten ibaret. Hattâ koşabilirsem koşmalıyım.
Sonra, aklım tekrar
— Libya çölünde kipti manastırlarından başka dini müessese yoktur, diyor.
Fakat ben artık dinlemiyorum:
— Koşmalıyım. Bu muhterem, perhizkâı- papazlara yetişmeliyim, diyorum. Onların manastırlarında mutlaka zemini kırmızı taşlarla örtülü serin bir mutbakları vardır. Avluda, eski bir tulumba işler durur. Ve tulumbâmn oluğundan....
yor. Ağaçların bir kısmı salyan- , gaz dolu olduğu halde, burun kı- j vırıp geçmiş. Kimisini şöyle bir yoklamış, kimisinden bir kaç tane ■ kopârmış, fakat hepsini yiyip bi- ; tirmemiş. Hemen öteki ağaca yanaşmış. Adeta lokanta değiştirir ■ gibi.
Aacaba, bizim fenek, böyle ha- , ıeket etmekle, sabah gezintisinin zevkin mi uzatmak istiyor? Ya- ı vaş yavaş doymanın hazzmı mı i tatmak istiyor? Zannetmem. O- I nun bu oyunu, zaruru bir taktik icabı. Fenek biliyor ki, ilk rastladığı ağaçta karnını doyurmaya kalkacak olursa, bir iki öğün ye- I mekten sonra bu ağaçta İliç bir ' salyangoz kalmıyacak. Sıra bir baş • ka ağaca gelecek. O da kuruyunca, i bir üçühcü, bir dürdüncü ağaç, sıra1 ile bütün ağaççıklar salyangozlarını, bir dulla edinememek üzere, kaybedecekler. Fenek bu işi biliyor. Biliyor ki, salyangozların üremesi lâzımdır. Bu işi boz-rtıamak gerektir. Dostumuz fenek, karnını doyurmak için müteaddit ağaçlara yanaşmak itidal ve ihtiyatını gösterdiği gibi, ayrıca bir dal üzerinde yan yana duran iki salyangoza asla ilişmiyor. Sanki, tehlikenin azametihi müdrikmiş gibi. Karnını bir tek ağaçta doyuracak olursa salyangoz mayacak. Salyangoz yok, de yok bunu biliyor.
İzler beni bir yuvanın kadar götürüyor. Şüphesiz
İsveç kralı hasta
Londra, 9 a.a. — StokholnVdan ge
Bildiniz değil mi? Tulumbadan, «Hiç kurumayan kuyunun» suyu a-kar.* Kimbilir kapılarını çaldığım zaman rahipler ne kadar sevinecekler... Kapının büyük biı- çıngırağı, hayır bir canı vardır muhakkak. Çekerim ipini, gelir rahipler, alırlar beni...
Aklım yine işe karışıyor: J — Aptal... Sen kendi kendine bir sayfiye evi kuruyorsun...
Fakat, ben artık dinlemiyorum:
- - Evet alırlar beni içeri ı ahİP-ler... Tanrı misafiri geldi,( derler. Yetini bir çocuğu hoşnut'eder gibi. hepsi rahiplerin, gözlünün içine bakarlar. Beni hemen mutfağa götürürler. Dur çocuğum... Bekle evlâdım... Şimdi kuyudan .soğuk su geliyor... derJeıl... Hiç kurumayan kuyudan...-. Ben, bu söler karşısında saadetimden titremeye başlarım. Ama, kendimi tutarım, ağlamam...
Ağlamam... Ağlamıyaeağım. Sebe bi de şu: O tepenin üzerinde öyle bi haç yokmuş.
Sendikalar içinde tahrikler görüldü
Londra, 9 a.a. — İngiltere’nin büyük sendikası içinde komünistle-I rin karışıklıklar yaratmıya uğraştık i ları bu sendikanın sekreteri Arthur I Deakın tarafından bildirilmektedir. [Sekreterin bildirdiğine göre, işçi ve nakliye sendikasının icra konseyinden çıkarılmış olan komünistler - [ bir beşinci kol teşkil etmişlerdir, r Sekreter, sendikanın bütün üyeleri-î- | nin kendi içlerinde olan tehlikeye ____ __v I karşı uyanık bulunmaları lâzım gel-verilen bütün bu | diğini söylemiştir. Deakin, komünist ____.._____ıda'leri, sendikanın idareci üyelerini
"■t- ■ korkutmakla ve onları geçen sene ya pılan konferansta verilen ve komünist ve faşistleri resmî mevkiler-: den uzaklaştırmalarına dair olan ka rarları tatbik mevkiine koymalarına mani olmakla ittiham etmektedir.
Deakin, İngiltere’nin İktisadî meselelerini doğuya yönelmek suretiyle halledebileceği yolundaki komünist iddialarını gülünç olarak tavsif etmiştir.
Sar'a ameliyatla tedavi olunuyor
Vaşington, 9 (Nafen) — Tıbbın son keşiflerinden birisi de «Sara» hastalığını ameliyat ile tedavi etmektir. Dr. Arthur A. Morris, birdenbire yere düşen ve titremiye baş lıyan insanların beyinlerinin başlarında iyi yerleşmemiş olmasından ileri geldiği neticesine varmış ve beyinde yapılan bir ameliyat ile bu arızanm ortadan kalkacağı tesbit o-lunmuştur.
Bu şekilde 8 kişi tedavi edilmiş ve müsbet netice alınmıştır.
Guıllıano'nun ark doşı yakalandı
Palermo, 9 a.a. — Palermonun dış I mahallelerinde bir saate yakın de-I vam eden bir çarpışma neticesi, hay : dut Salvatore Guilliano çetesinin en 1 tehlikeli adamlarından biri olan Ca-I lorgero Ciraecio tevkif edilmiştir.
11 cinayet ve diğer 17 suçtan sanık olan Ciraecio polis tarafından ara-I nılmakta idi. Kend’si Guilliano’nun 1 gizlendiği dağlık bölgelerde araştır-| malar yapan Özel polis teşkilâtı ta-rafından pusuyu düşürülerek yaklan iniştir.
Köpek Mektebinde yeni tedrisat
Londra, 9 (Nafen) — İngiltere’nin ______________ ------------
Sheffield şehrinde bir adam köpek- paratorluğa dahil diğer memleketlere bir kaldırımdan diğer kaldın- ler arasında ciddî fikir ayrılıkları-■ ma nasıl geçebileceklerini öğreten nin başgösterinesi beklenebilir. Boy I bîr mektep açmıştır. leee Kolörhbö konferarisihda, bir
Bu mektebi bitiren köpekler teh- taraftan Sterlin bölgesinin dolar böl 1 likesiz bir şekilde bir kaldırımdan gesiyle olan münasebetleri ve
en
İngiliz basını:
İngiliz gazetelerinden bağımsız Times Komünizm cereyanının Asya’da yayılması sebeplerini izah e-derek bu hususta İktisadî mülâhazaların belli başlı birer rol oynadık lafını kaydetmektedir. Times’e göre, Uzakdoğu bölgesinde bir İktisadî işbirliği olmaması bugünkü du rumu meydana getirmiştir. Bu işbirliğinin ana hatları Kolombo kon feransında hazırlanmalıdır.
kal-

Mesajda şöyle deniliyordu: «Na-, has Paşaya lütfen samimi tebrikle-1 rimi takdim ediniz. Ümit ederim ki, ı Mısır ile Hindistan arasındaki dost-I luk münasebatı daha da sıkı olacak ' tır.»
y Lr)ıuK..c u ' Mesajı alan Nahas Paşa Büyükelçi
aşikârdır ki. Amerikan 1 Fevzi'ye şöyle cevap vermiştir: -Bu, ı bir dosttan diğer bir dosta gönde-I rilen bir mektuptur. Bu mesajı ge-I tirmek suretiyle de benim bir dos-I tum oldunuz. İlci memleket arasın-: daki bağlar muhakkak ki daha sıkı olacaktır.»

Muhafazakâr Daily Telegraph gazetesine göre İngiliz camiasına men sup bütün milletler, gerek siyasî ge ı-ekse iktisadi bakımdan Asya’da ko münizmin genişlemesini durdurıria ğa azmetmişlerdir.

Yorkshire Post gazetesi de Kolombo konferansında bilhassa iktisadi ve siyasî meselelerin ele alınacağını kaydetmektedir. Gazete, İngiltere ile Avrupa memleketleri ve bu arada camiaya mensup diğer devletler arasındaki iktisadi münasebetler üzerinde durmakta ve mev cut durumun dtizelmiye ihtiyacı olduğunu belirtmektedir.
Times gazetesi başka bir yazısında, Yunanistan’daki siyasî durumu gözden geçirerek şunları yazmaktadır:
«Geçen sene sona eren iç harp ile beraber koalisyon hükümeti de kıymetini kaybetmiştir. Bu hükümet bu sene Marşal plânından Yunanistan’a ayrılan kısımdan indirmeleı yapılmamasını sağlayıncıya kadar iktidar mevkiinde kalmıştır.
Gazete bundan sonra, geçici hükümetin seçimleri ne dereceye kadar tarafsız bir şekilde idare edeceği meselesi üzerinde durarak, muh telif siyaset adamlarının general Papagos’u tekrar siyasî hayata avdet ettiı-miye çalışmalarından endi şe duyulduğunu yazmakta ve ge neralin şimdilik siyasî hayata dön mek niyetinde olmadığını inektedir.
belirt

Fransız basım:
Bugünkü Fransız basını lerarası meseleler alanında konu olarak bugün toplanacak Ko lombo konferansını ele almıştır. Combat gazetesi, bu konferansında siyasî meselelerden ziyade ekonomik meselelerin görüşlerini belir terek işunları yazmaktadır:
«Bu bakımdan İngiltere ile İm
millet-baglıca
Casus Arnavutların muhakemesi
Belgrad, 9 a.a .(Reuter) — Casus-ve tedhişçilikle itham edilen 10
di-
edileceklerdir. ______ ____ a__________ ______________ ...»___________________________ -- --
Bu arnavutlar Yugoslavya'ya ko-ı diğer kaldırıma geçebileceklerdir, ğer taraftan da bazı Asya mesele-müniform taraftarı bir hükümetin Bu tedrisatı bitiren köpeklere ayrıca İtrinin ortaya atılacağına şüphe yok emriyle gizlice girmişlerdir. | bir de diploma verilmektedir. tur.
Serbest Fıkra ■
Fâteberû...,,
aradeniz batkı açlıktan ve veremden kırıladursun; Ordu halkı şimdi, dağıtılan matbu şeriat hurafeleriyle her türlü riyazete alıştınlmaktadır!...
Elimizde, Uhıs matbaasında bası lan ve Ordu C. H. P. kongresinde üyelere dağıtılan ıbu broşürler mevcut olmasa, iktidarın din gibi mukaddes bir mefhumu propagandası uğruna kullanacağını a-kıl ve havsalaya hiç bir zaman sığdıramazdık. Fakat ne yapalım ki, iktidarın başvuracağı her türlü çare ve vasıta mubahtır!.
Kur’andaki bir çok âyetler, siirnme hâşâ, .ınüııci» partiye yol göstermek için inzal büyütülmüştür; kendileri de etrafımızı saran «Mehdi» terdir!.,.
Dünkü sayımızda, bir kaç örne-ğini verdiğimiz bu broşürün bir kısman tekrar gözden geçirelim;
«Cenabı Hak Kur'anı Kerîmin-
»ll1l)11 1 Yazan:
barıçizmeli I
de İnnallâhe lâyusiihu...» buyurmamış mi? «İşte o muhterem İnönü, Allahın bu emrini yerine getirmek üzere Ege bölgesinde dolaşmış...»
■ Fâteberû ya ulilebsar» diye başlayan sözler de ayrıca dikkate şayandır:
-31 Mart hâdisesini çıkaranlar da bu vatanın evlâdı idiler. Fakat hırs ve istirkap onları fesada şevketti. Ve mukadder olan akıbeti buldular...»
Ulus matbaasında basılan bu broşürde «Mecelle» de ihmale uğramamış kaziyyeler, tefsirler ter iiplcıımiştir;'«Umûru batmada» bir şeyin delili o şeyîıı makamına kalın ol'nr. Şu halde delil île değil, kendi karar ve ikrarlariyle sabit
olmuştur ki, Demokrat Parti bir düşmanlık partisidir. Her Demokrat Particinin sözü, düşman sözüdür..»
Şimdi aziz karilerim! Vatanın lıu düşmanlardan temizlenmesi i-çin bir «fetva» ya ihtiyaç vardır! Sayııı «mütevelliler» bu işi de ü-zerlerine alırlarsa, «ört ki ölemL» demekten başka çare yoktur!...
Fakat Sıvasta, C. H. P. il kongresinde Başbakanın sözleri de bu broşür gibi, aynı kaynaktan ilham almışa benziyordu; o da, Hazı-eti Peygamberin iman kuvvetiyle İran ve Bizans’ı titrettiğini söylemiyor muydu?
Malâtyadâ bir milletvekili yine Demokratlardan bahsederken «onlara Rus düşmanına çıkar gibi çıkacaksınız!» demiş, sonra da bu sözleri gazetelere aksedince tekzibe kalkışmamış mıydı?»
l’ofcsa. Fetva» çlkG mı deiı.i-ııiz?
«.«utu ____________- ki fe-
nek içeride, ayak sesimden ürk- ' müş, beni dinliyor. Ona diyorum- ' ki:
«Tilkiciğim... Ben hapı çoktan , yuttum. Ama, ne dersin, yihe j öyleyken, senin halin hatırın beni j ilgilendirdi...
Ve oracıkta, dostum fenekin kapısı önünde durup düşünüyor-yorum. Belli ki lıcr şeye intibak ediliyor. Belki otuz yıl sonra ö-leceğ'ini düşünmek bir adamın hayattan zevk almasına mâni olabiliyor mü? Hayır. Ha otuz sene, ha üç gün... Bu bir hayal ve tasavvur meselesinden ibaret.
Yalnız, bazı hayalleri unutabilmek lâzım.
Şimdi artık yoluma devam ediyo rum. Ve yorgunlukla, bende bir şeyler değişiyor. Seraplar... Seraplar olmasa bile ben icat ediyorum onları. Kimi zaman kolumu kaldırıp :
— Hey...
Diye bağırıyorum. Fakat, uzakta, elini kolunu sallayan bu adam, siyah bir kaya parçasından başka bir şey değilmiş meğer. Şimdiden çöl kıpırdanıyor, canlanıyor. Yere uzanmış, Uyuyan bir bedeviyi ü-yandırmak istiyorum. Simsiyah bit ağaç kütüğüne inkılâp ediyor. Ağaç, kütüğü mü? Hângi ağaç kütüğü? Hayret içinde eğilip bakı yorum. Kenarından kuru bir dal kırmak istiyorum. Hangi dal... Bu, simsiyah bir mermer külçesi, Doğrulup etrafıma bakınıyorum. Bütün bu çöl siyah mermerle dolu. Nuh tufanından evvel yeşeren bir I orman, şimdi burada, kırık sütun lariyle kuma serilmiş, yatıyor. Belki yüz bin sene evvel, bu orman, I bir hilkat kasırgası altında, çöken j bir katedral gibi yerle bir olmuş. ' Ve asırlar, bana kadar yuvarlaya | yuvarlaya getirmişler bu dev cüs- j seli sütunların, şimdi erimiş, cam- ' (. laşmış, çelik kadar sert, mürek- i Jej kep gibi siyah olmuş parçalarını. Taşın içinde hâlâ budak yerleri seçiliyor. Hâlâ hayatın kıvranışlarla bıraktığı izler mevcut. Kaç yaşındaymış acaba bu gövde diye, daireleri sayıyorum. Bu orman, kuş sesleriyle, musikiyle çınlıyan bu orman, bir gün gelmiş, lanete uğramış. Taş olmuş. Ve, hissediyorum İd bu manzara bana düşmandır. Demir gibi parlayan tepelerden daha çok, bu taşdan manzara beni itiyor. Reddediyor. Benim ne işim var burada, bu ebedî, bu değişmez taşların arasında? Ben ki canlıyım. Benim ne işim var bu değişmez, kıpırdamaz, renk değiştirmez, taşlar arasında? Ben ki, bedeni eriyecek olan bir mahlûkum. Benim ebediyette işim ne?
Dündenberi katettiğim ybl seksen kilometreyi buldu. Bu bQş dönmesi herhalde susuzluktan olacak. Yahut da güneşten. Güneş, yağlanmış gibi kaypak görünen bu taşların üzerinde parlıyor. Dünyayı örten kabuk üzerinde parlıyor. Burada artık ne kum ne de tilki var. Burada sade, muazzam bir örs var. Ve ben bu örsün üzerinde yürüyorum. Güneş kafamın içinde fıkırdıyor. Ah... Kimler onlar?
— Heyy... Heyyy... Sonra kendi kendime:
— Hiç kimse yok. Boşuna çırpınma. Sayıklıyorsun. Hepsi bu kadar, diyorum.
Böyle sık sık- kendimle konuşmak ihtiyacı var. Zannediyorum k-i bu suretle aklımı başımda tutabilirim. Fakat, gördüklerime i- ) nanmamak da o kadar güç ki. Şurada... Bak şuracıkta... Geçip giden kervana doğru koşmamak da ( o kadar acı ki...
— Budala, diyorum kendi kendime, pekâlâ biliyorsun lci, o kervanı icat, eden sensin...
— Öyleyse dûnyiıda hiç bir şey
luıkikî cleğil... I -- ; .
Hiç bir şey hakikî değil. Şadc tadır, Mumailçyiı bu sözleriyle ıı iVlTı virmî Irilometrı pi. dı ’ih Ttirft milleti1 içini*-kin ve t-.f

D. Partiye yapılan
çirkin isnatlar
Malatya Demokrat Parti İdare Kurulu bir beyanname neşretti Malatya, 9 (Hususî Muhabirimizden) — Kurtalan’da, Malatya Milletvekili Hikmet Fırat tarafından I söylendiği iddia edilen, Demokrat I Partiye müteveccih bazı çirkin isnatların akisleri şehrimizde elân devam etmektedir. Bu münasebetle | Demokrat Parti İl İdare kurulu Ma- .
latya halkına hitaben aşağıdaki be- , edenin ,---—-----------
yannameyi neşretmiştir : edenin Halk Partisi olduğunu,da Js-
tohumunu açıktan açığa serpmiş bulunuyor. İyice bilmelidirler ki bu sözleri milletçe kendilerineaynen iade edilecek ve serptikleri tohum neşvünema bulamıyacaktır.
Hikmet Fırat parti müfettişi olmakla bir bakıma göre de millet içinde en büyük husumeti tahrik ' ve düşmanca fikirleri telkin
İkinci Büyük Kongremizden be- I bat etmiş bulunuyor. Mumaileyhin . „„ı™, Malatyalı ve Malatya Milletvekili
ve halen Halk partisi ileri gelen- | j leri her fırsatta Partimizin halkı hu- j sumete tahrik ettiğini iddia ederek her fırsatta insafsız isnat ve propagandalar yapmaktadırlar. Partimiz Demokrasi gelişmesinin tek şartının her partiye ve bütün vatandaşlara eşit ve kardeşçe muamele yapmak ve serbest bir seçim imkânını sağlamak olduğuna inanmıştır. Bu gayemizi bütün Türk milleti bildiği için Halk Partisinin bu isnatlarının yersiz bir takını propagandalar olduğunu anlamakta gecikmemiştir.
Demokrat Parti demokrasi yolunda itimat ve emniyetle ve halkın güvenine dayanarak ilerlerken halk partisinin bu türlü propagandaları hiç bir tesir icra edememiş ve bizi yolumuzdan alıkoymamıştır.
Umumi seçimlerin yaklaştığı şu sıralarda halk partisinin zaman zaman partimize isnat eylediği ve yukarda zikrettiğimiz husumeti tahrik keyfiyetinin tamamen yalan olduğu ve halkın içine ikiliği sokan ve husumeti tahrik edenlerin Demokrat Parti değil Halk Partisi olduğunu bazı hâdiseler şek ve şüphe bırakmıyaCak surette meydana köymüş bulunuyor.
Muhterem vatandaşlar : Bakınız, ilimiz millet vekili ve halk partisi bölge müfettişi Hikmet Fırat Kuıdalandaki umumi bir konuşmasında ne diyor? : Halk Partisi Hükümet demektir. Biz en büyük diiş manimiz olan Ruslara karşı nasıl cephe alıyorsak önümüzdeki seçimlerde Demokrat partililere karşı da ayni cepheyi alacağız.» Biz bu sözlere esef etmekle iktifa edemedik. Çünkü çok partili rejime girdiğimiz 94G vılındanberi Halk Partisi içinde bu derece yakışıksız bir konuşmaya hiç tesadüf etmedik. Hik-ı met Fırat'ın Halk Partisi Bölge müfettişi sıfatiyle yükselen sesi hiç ' şüphe yok ki, matbuatın da belirlti-; ği gibi muvafık, muhalif ve bitara.l çevrelerde çok fena biı tesir ve i hakb Ufr infial yaratmış bulunmak- ' ’ih 'Tıh^ millcii'içino-kin -vc* tara? I
1 Malatyalı ve Malatya Milletvekili i bulunması hasebiyle işlediği bu ağır I hareketi protesto eder verilecek-nihaî hükmü sayın halkımızın yüksek takdirlerine aızederiz.
O.P. Osmaniye
İlçe Kongresi
Adana, 9 (Hususi) — Pazar günü yapılan- Osmaniye D. P. ilçe kongre si samimî bir hava içinde 5 sâat sür dil. Kongre başkanlığına avukat Aziz Ocakçıoğlu, ikinci başkanlığa avukat Kâmil Tekerlek, sekreterliklere Yusuf Ayhan, Osman Avcı, Mahmut Karabacak seçildiler. Müteakiben Osmaniye D. P. ilce idare heyeti ikinci başkanı Ömer Öztürk bir yıllık çalışma raporunu okudu. Rapor çok esaslı meselelere temas ediyor, bir çok hususlarda teşhisler, tahliller, açıklamalar yapıyordu.
Gündemde seçimlere kadar olan maddelerin müzakeresinden soma Profesör Doktor Cezmi Türk sürekli alkışlar toplayan bir konuşma yaptı. Muhalefetin esas dâvasının Türk milletinin tarihten gelen sesinden, i-1 irabından, fedakârlıklarından doğ ma bir ana dâva olduğunu misaller-ve veciz bir ifadeyle izah eden Cezmi Türk sözlerini şöyle bitirdi : Demokrat Parti bu memlekette toprağın partisidir, Demokrat Parti bu memlekette haklcın par tisidir. Demokrat Parti bu memlekette hürriyetin partisidir. Demokrat Parti bu memlekette komünizme karşı büyük bir kaledir.»
Bilâhare kongre başkanı Aziz Ocakçıoğlu, kongre ikinci başkanı Kâmil Tekerlek ve saıniinden Cab-bar Gandi de özlü birer konuşma yaparak alkış ve takdir topladılar.
Gizli reyle yapılan yeni idare heyeti seçimini ise Yusuf Çenet, Emin Ersoy, Mehmet Ergeç, Haşan Paklı. Ömer Öztürk, Abidin Poy-r,.- Muhma-em Kılıç kazandılar. K n”..a.’ -uf Adana ve Ceyhan’dan geienler öç otobüs ve oıı iki i »aksiden mürekkep büyük bir ka-I filo -teşkil ediyordu.
Sahile : 4
Bizons.n selometi nomıno. Yeddi ilâhiyemevdu mukaddes şehrin İst kboli namına... Ayaklarınıza kopanarok yalvarıyorum. Bunu kimse duymasın. Prens Emanuel, emir buyurursanız bu memuriyetle Sırbistan sarayına gitsin.
F”
— Herkes bu hususta seninle beraberdir Franzes.
— Kulunuz, ölen Sultan Muradın karısı Prenses Marya cenaplarının, bir Bizans Vasılisyası olmaması için hiç bir sebep göremiyorum.
— Franzes... Franzes!... Neler söylüyorsun?
— Haşmetlû hükümdarım!.. E-ğer böyle olursa, eğer buna muvaffak oluksak, Sııbistanın kudretli kralı Jorj Brankoviç, kainpede-riniz olacaktır. Ve böyle olunca da, Allah .göstermesin Bizans bir tehil-koj'e dijşerse en tasa zamanında damadına, yani size ordusuyla yaı -djrfıa gelecektir. Ah... Haşmetlû hükümdarım!...
Franzes sustu. Kostantin de susmuştu. Karşısında duran Eınanu-elin yüzüne baktı. Bu, Biza»s hanedanına mensup adam da hürmetle eğildi ve:
'— Haşmetpenah... Franzes doğru söylüyor. Bizansın selâmeti natrona buna karar vermeniz icap e-dtvor.
ıKoştantin şaşırmıştı:
Fakat... Bu mümkün değildir zjknnpdiyoruın. Çün :ü...
Ne söyliyeceğinî bilemiyordu. Be^ni altüst olmuştu. Fıanzesin söylediklerinde derin bir hakikat seriliyordu .Fakat, bir defa Gür-çistan kralının kiriyle evlenmeğe karar' verilmiş gibiydi. İkincisi, Prenses Marya, bir Türk padişahının karısı, acaba böyle bir evlenmeğe razı olur muydu? Buna Bizans sarayı; Bizans hal ;ı, kilise rahipleri, patrik ne derlerdi? Çünkü, ijnoaıx.terun çvlennysi bütün bu şahıslan şiddetle alâkadar ederdi.
— Bir kere de Grandük Notara-sın bu husustaki fikrini almalı-
Diye söylendi. Ffkat iki adam birden şiddetli b;r hareket yaptılar. Franzes atıldı:
— Haşmetlû imparatorum. Mu-vafâknt cevabı alıncaya kadar bu hp-ar gHi luHıtamaz mı? Gran-djı ’.ün buna esin razı plmıyacağı-na .kaniim. Bîzansm selâmeti na-iTiırfa..' Yeddi İlâhiye rçevdu mu-'kaddgs şehrin istikbali namına... AŞ'âklhrınıza kapanarak yalvarıyorum. Bunu k'mse duymasın. Prens Ejnanuel, emir buyurursanız bu mcmuriyfetle Sırbistan . sar'avına RİI^n.
Kostantin derin bir düşünceye (lâldı. Beyni kaynıyordu. Neye karar vereceğini bilemiyordu. Bunalmıştı.
— B3na bu gece müsaade ediniz, düşüneyim.
Dedi. Fakat Franzes. işi sağlama bağlamak istiyordu. Hemen Kos-fantinin ayaklarına kapandı:
Haşmetlû imparatorum, bu ha yırlı işe hemen karar veriniz. Ah. bir' kere Prenses Marya cenapları, Bizans İmparatoriçesi olsa... Ah... İşte ö vakit, her tehli eve karşı koyabilecek bir müttefike kavuşmuş olprûz.. Haşmetpenah... Haş-ıfı'ptpcnah!... Meryem aşkına, İsa ajkıpa kararınızı şimdi veriniz. YçHdi İlâhîye mevdu şehrin selâmeti nâmına...
İmparator, bu. çocuklu : arkadaşı olan, beraber büyüdüğü, beraber oynadığı, bütün gençliğini be-rıheı- geçirdiği -.tunun yalvarmasına dayanamadı.
— Peki Franzes, dedi, dediğin gibi olsun. Fakat bu sır aslâ sızmasın... Neticeye kadar üçümüzden başka kimsenin buna vakıf ol-rnasını istemiyorum. Şimdi, dostumuz Prenses Emenuel, vekâletimizi, haiz olarak Sırbistana gidebilir. Muhterem Sırp Kralı Jorj Branko-viç ile. Prenses Marya cenapları ile gereken müzakereyi yapsın... Cçnabıhak sevgili Bizans için, hayırlı işe muvaffak eylesin...
.Franzes, sevincinden çıldıracaktı. Gözleri yaşararak imparatorun ellerine sarıldı. O da sanki her şey olmuş bitmiş gibi geliyordu. Oda pimdi . hayalinde Sırbistan) müttefik olarak görüyor, İstanbul tehli teye düştüğü vakit yüz bin kişilik bir Sırp ordusunun Türkler üzerine yürüdüğünü tahayyül ediyordu.
Emanuel Paleologos derhal yola

Kostantinin merakı
Franzesle, Emanuel gittikten spora Kostantin uzun bir zaman kimseyi yanına kabul etmedi. Kendini yatağına atarak garip bir hülyaya daldı. Kafasının içinde bin bir hayal sıra ile gelip geçiyordu.
Eyvelâ güzelliği lâ Kafkas dağları ar lasında işitilen Gürcistan kralının genç kızını düşündü. O-nun buğday rengi tenini, gür ve siyah saçlarının kalçalarına kadar serpilişini tahayyül etti.
JFranzesin anlattığına göre bu kız çok.güzeldi. Sonra, Kostantin için bir değişiklikti. Rum güzellerinden ayrı bir güzelliği, cazibesi vardı her halde...
Biraz sonra bu hayal hafifçe silinir gibi oldu. Onun yerine Venedik Doj’unun kızı Katerin’üı haya, li dikildi. Söylendiğine göre bütün Venedik asilzadeleri bu kızın fiş-
1&İHwS
— 57 —
. Ayan — 7.31 Müzik: (Pl) — raporu — 8800 MU-MUzjk: (Pl) — .30 Müzik: (Pl)
ANKARA RADYOSU
10 OCAK 1950 SALI
kiylc yanıp tutuşuyormuş. Acaba onunla evlenmeli miydi? ikisinden hangisini tercih etmeliydi?
Bir an, güzel Katerin’in kollan arasında olması düşüncesiyle kıv- ; randı. Fakat o anda, Eleni’nin ince, zarif ve şuh hayaliyle karşılaş- | tı. Öte lileri görmemişti, bilmiyor- | du.
Fakat Eleni... Bu şuh ve şen Rum dilberinin yanında ne füsun-, lu geceler geçirmişti!... Ne yazık!.. Hıı-n Eleni onun karısı olamazdı. Çünkü asil değildi. Hale tabakasına men- UUI1J| uaı,ıaı
*UP k*^1- ■'Y'' yetiştiremediği bir insandır.
ıur,»v.iz,ın nionu/i) ri» v an, Rı. sekiz senelik saltanat devrinde ’ se.dz asırlık iş gören bu büyük ■ devlet adamı Yavuz Sultan Selim’-dir.
Millet ve memleket menfaati gördüğü yerde asla hatır ve gönül tanımayan, acımak nedir bilme-l yen, buna mukabil hak ve adalet j bahsinde şiddetinden umulmıyan müsamahalar gösteren bu hüküm-; dar, her hususta tetkik etmeğe de-ı ğer bir şahsiyettir.
En küçük vesilelerle pek çok vezir ve devlet adamı öldürdüğü için, zamanının zürefası:
Rakibin ölmesine çare yoktur,
Meğer vezir ola Sultan Selim’e..
Meğer Vezir ola
Sultan Selim’e
! Bir dâhinin hayatından bir kaç parça alayım dedim.
Bir cihana sığmıyan hayatını, ki-*"p veya bir gazete sütununa sığdırmak iddiasında değilim.
ljayatı tezadlarla dolu olan bu dahi, milletlerin asırlar boyunca
d»... Mümkün olsaydı da Eleni Bizans imparatoriçesi olsaydı.
Dalıa sonra Prenses Maryanın olgun ve asil çehresini hatırladı. Bir zamanlar Balkanların en sihirli güzeli diye anılan bu kadın şimdi kırk yaşını geçmişti. Osmanlı sarayında geçirdiği muhteşem hayat onu büsbütün olgunlaştırmış olmalıydı. Ve muhakkak ki giizel-liğinimuhafaza etmekte idi.
Acaba? Bizans imparatoriçeliğine ondan daha münasibi olamazdı | muhâkkak... Fakat... Gönlünün bilinmiyen tarafında garip bir sizi vardı. Terütaze bir kızın masum ve nefis hayali onu çileden çıka- , rıyordu.
Başvekil Grandük Notarasın kı- I demişlerdir, zı... Onun insanı çileden çıkaran | n” derin ve masum bakışlarını, hare j ketlerindeki asaleti düşündü. Da- ' vı ha on altı yaşında olan bu sihirli ' ' ve büyülü kızın, ince ve narin vü-cudünün bütün hatları gözü önünde canlandı.
Hangisi?. Hangisini tercih ede-
Birdenbire yatağından sıçradı.
— Leon. diye bağırdı.
Leon, saray • •
dam idi. Ve Kos „ . -
rindft sır dostu îdi.
Leon derhal' imparatorun karşısına çıktı.
— Leon dedi, hazır mısın?
— Her vakit olduğu gibi haşmetpenah...
— O halde gidiyoruz.
— Yanıma kaç muhafız almamı emredersiniz?
— Hiç...
Leon şaşırdı. Vakit gece idi.
— Hiç mi buyurdunuz?
— Evet, ikimiz gideceğiz. Başka hiç bir kimsenin nereye gittiğimi bilmesini istemiyorum.
— Emir haşmetlûnundiir.
Alelacele sarayın, gizli bir kapısından çıktılar. Sokaklar zifiri karanlıktı- İki adam sımsıkı birbirine sarılmış olarak güçlükle yürüyorlardı. Gittikleri yol çok u-zundu. Belki bir saatten fazla yürüdüler. Zaman zaman imparator muhafız kumandanına gayet yavaş sesle bir takım şeyler söylüyor, kumandan da bu garip maceraları hayretle dinliyordu.
Nihayet dar ve çamurlu bir sokağa daldılar. Harap bir evin kapısı önünde durdular. İmparator kapıyı garip bir tarzda vurdu, kapı derhal açıldı. İnce ve ahenkli bir ses onlara hoş geldiniz diyerek içeriye aldı.
İmparator, geniş ve fevkalâde zarif bir .şekilde döşenmiş bir salona alındı. Kısa bir müddet sonra _________v
salonu açık mavi bir ışık kapladı. Hâdiseler öyle gösteriyor. Bu garip ışığın, ipek eşya üzerin- ! deki tatlı akisleri insanı hülyalara daldırıyordu.
Bir kaç misal veriyorum.
Çaldıran seferine gidiyordu. Yavuz’un babası zamanında büyük hareketler, harpler olmamıştı. Ba-yazıt, rahatına düşkündü. Devlet adamları ve ordu rahata alışmıştı. I İran seferi gibi, en sarp, çora : yol-ılarda iiç ay zahmet çekmeğe kimse razı olamıyor, bir an evvel İstanbul’a dönüp zevk ve sefaya kavuş-ı maktan başka bir şey düşünmiyor-du.
muhafızları kuman- ; Vezirler sızlanıyor, asker homur-antinin gizli işle- I danıyordu.
| Fakat bu arzularını Yavuz’ söyleyecekti?
O öyle bir ateş parçası i yaklaşmak her an tehlikeli idi.
IJemdem paşayı buldular. Hem-dem paşa, saf budalaca bir adamdı. Yavıız her gece onu yanından ayırma::. belki de onun saflığı, basitli-, ği ile eğlenmekten zevkalırdı. I Vezirler Hemdem paşayı kandır -mışlardj. O da, padişahı yanındaki I sevgisine güvcnere.c, bir fırsatını i bulflu; ‘ .
(Padişahım!.. İşte düşman karşımıza çıkmıyor. Bir İran seferi için bu kadar zahmete ne lüzum var? Acaba dönsek nice olur?)
I Deyivermişti. Millet ve memleketin selâmeti için karar verdiği bir seferden kendisini vazgeçirmek isteyen bu zavallıya karşı Yavuz öyle bir şeddetle mukabele etti ki..
— Ya öylemi? dedi. Sana bu aklı kim öğretti?
Ve sonra derhal Hemdem paşayı idam etti.
Ordunun bundan sonra hiç ses çıkarmadan Yavuz’u takip ettiğini söylemeğe hacet yok..
Mısır seferinden dönüyordu. Bir hamlede Akdeniz mıntakasının bu en zengin, en mühim ülkesini, Türk sınırları içine almış, geri dönüyordu. Yanında sadrazam Yunus paşp vardı. Padişah Yunus paşanın hareketlerini beğenmiyor, onun kötü niyetlerinden şüphe ediyordu..
Yunus paşa, esasen Mısır seferine
Bir de Mısıra bir Mısırlının vali olarak bırakılmasından dolayı gayri memnundu. Öyle söylerken, Yunus paşa sadrazam olmaktan ise, zengin Mısır’a vali olmağı arzu edermiş., her ne ise..
dahi yüzü kara haşrolup azîm azaba giriftar olursun. Allahtan korkmak gerek. Allahûtalaanın her halimizi gördüğünü bilmek gerek. Zinhar gaflet etmiyesin. Ve senin ahvalin ile mukayyet olunmaz san-mıyasın. Her hususta adamlarım vardır. Ahvaline behemehal mut-
Yazan: Zuhuri DANIŞMAN
Memnuniyetsizliğini belli etmeden duramadı:
— Evet şevketli, dedi. Bunca emek, masraf ve kan bahasına aldığımız Mısır arkada kaldı. Hem de onu hain bir Çerkeş'e bıraktık...
Bu kadarı Yavuz için kâfi idi. Derhal Yunuş paşayı idam ettirdi...
Bir de sadrazam Piri paşaya yazdığı hattı hümayuna bakınız:
(Benim vezirim. Ehval ve umur cümle senden sual olunur. Söyle ki tekâsül etmiş olmayasın. Elimden halâs olamazsın, ahirettc
talî olurum. Hattı hümayunumu bilcümle vezirlerime ve kazaskerlerime gösteresin. Anlar dahi elimden halâs olmazlar. Cümlesinin ahvaline sen mukayyet olasın. Zerre kadar zulme ıizayı hümayunum yoktur. Malûmun ola...)
Görülüyor ki devlet adamlarının halka zulmetmesine asla razı değildi. Ve devlet adamlarının hayatı her an tehlikede idi. Hattı hümayundan bunu anlamak kolaydır.
Uzun zaman Sultan Selim’e vezirlik yapan ihtiyar Piri paşa da her vakit canının kaygusunda idi. Yu-
Hânlstl» =
KESİMLER
Yolda sadrazam ile atbaşı bera-1 ber giderken bir aralık:
— Paşa dedi, işte- Mısır arkamız-
(Devamı var) | da kaldı.
r)
Mısır’ın 1949 Güzellik Kraliçesi Miss Ileııriet’te Ascar, Mısır'ı ziyaret etmekte olan İtalyan Senfoni Orkestrası Şefi Ferrucio Burco ile beraber Kahire’dc görülmektedir.
— Adam sen de!... sarhoştular onlar... yaptıklarına başka bir sebep bulamıyorum... Malikorn’un, şimdi ayıldığı için o söyledikleri sözlere nedamet ettiğine eminim... Elverir ki o söylediği sözleri ha-tırlıyabilsin... dedi.
Bu sözleri henüz bitirmişti ki arkalarından bir koşuşma gürültüsü işittiler ve akabinde de:
— Yakalayın!... kaçırmayın!... vurun!... gebertin!... öldürün!... yaygaraları başladı.
Boröverle diğerleri hemen yüz geri etiler.
Malikorn’un onbeş askeri, kılıçlarını çekerek koşar adımla geliyorlardı. Onları sesleri ile ve jestleri ile teşvik eden Malikorn ve üç arkadaşı önde idiler. Kapitcn mağlûbiyeti hazmedenıemişti. Artık, kendisine muvaffakiyet sağla-mıvan şeref ve haysiyet düşüncesini bir tarafa bırakarak, tasavvur ettiğinden daha korkunç olduğunu gördüğü düşmanı, adet fazlalığı ile ezmek ümidi ile kendisi ile beraber ondokuza baliğ olan maiyetini hücuma kaldırmıştı.
Boröver onu tanıdı ve maksadını sezdi. Soğukkanlılıkla, o yalnız kendisine has korkunç tebessümü ile:
— Hiç şiiphe yok artık, dedi: bu Malikorn denilen eski kurt beni haklamak istiyor.
Ve içinden de:
• Madam Katerin, harekete geçmekte gecikmedi!... acaba, şu Ma-likorn’u ileri sürmekteki maksadı nedir? Bu herif, Giz'leıin uşağıdır... Bu işin altında mutlaka Ros pinyak var... her ne hâl ise, onlar muhakkak beni ele geçirmek,
PAPAZ ÇAYIRI
Mişel Zevako — Çeviren ı Ragıp Rıfkı
50
öldürmek istiyorlar... öyle ise, o türlü bir iş yapalım ki bu maksatlarına nail otamasınlar!. dedi.
Yalnız kendisinin öldürülmesi matlup olduğunu söylemekle aldanmış olmuyordu. Delili de su idi: Malikorn ile askerleri, artçı olarak geriden gelen dört kişiye, yanlarından geçtikleri hakle tenezzül etmemişlerdi. Ve, Trenkmay, Korpodibal, Burakan, Starapafor, ani bir hayrete düşmüş olmaları, veya şeflerinden emir beklemeleri dolayısiyle kılıçlarını çekine-mişlerid... yaygaracı güruh da, geçerken onları çarpmakla iktifa etmişti. Malikorn, koşarken bunlara:
— Haydi, çekiniz arabayı!., canınızın cehenneme gitmesini istemiyorsanız, gidiniz buradan.... ihtarında bulundu.
Askerler, Boröver'le arkadaşlarını tğkip ederlerken çayırda dağılmışlardı. Orada gezinmekte olan kimseler, askerlerin kimlere saldırmak istediklerini bilmediklerinden korkudan bağıra çağıra kaçışıyorlardı. Bu suretle o civar, mucize kabilinden bir sür’at-le boşalıvermiş, kimseler kalmamıştı.
Boröver, Ferriyer'e baktı. Vikont. kılıcını çekmiş ve kendisini'
yardıma karar vermiş bir halde duruyordu. Şövalye, içinden:
• Giz Efendiler ve Madam Katerin, bu işte bana yardım ettiğinden dolayı onu affetmiyecekler-dir... Fakat, ne yapayım? ...hemen buradan gitmesini söylemek ona hakarettir ve ben bunu yapamam!... Haydi canım!... olacak o-lur... yaşayan görür!...- dedi.
Oda kılıcını çekti. Daha çevik daha kabadayı olmalarından askerlerin hayli ilerisinde de koşan Malikorn ile üç kafadarı nı göstererek,mahiyeti anlaşılmaz bir tebessümle:
— On’arı bekliyecek miyiz? Dedi,
Döğüşmeğe can atan Ferriyer:
— Hayır, beklemek olmaz; hemen hücum edelim!... diye bağıldı.
Ve hücuma geçtiler.
İlk rastladıkları, Melikorn'un iki arkadaşı idi. Yıldırım sür’atiyle iki hücum yapıldı ve bu iki asker yere yuvarlandı. Canları cehenneme, gitmişti... Şimdi karşılarında Malkorn ile öteki arkadaşı vardı. Bir kasırga gibi saldırıldı ve asiler, kalçası delinerek düştü. Ma likurn Boıöver tarafından bütün kuvvetiyle kafa tasına indirilen demir kılıç kabzası ilv» tepelene
rek olduğu yere çöktü.
Sıçrayarak çayıra, şimdi kuman-dansız kalan onbeş askerin karşısına çıktılar. Gayet uzun adımlarla otları çiğneyen Boröver. döğüşün şiddetinden galeyana gelmişti... dudakları titriyor, burun delikleri açılıp kapanıyor, gözlerinden ateşler fışkırıyordu.... kendisine döğüş narası attı:
— Boröver! arslan Boröver!...
Ve, meydan döğüşünün husule getirdiği tehevvür ve gazapla saçları darma dağınık olmuş, gözleri yuvalarından fırlamış olan Ferriyer de onunla beraber:
— Boröver! diye bağırdı.
Ve öteden, ilerliyen askerlerin arkasından dört yiğit:
— Boröver!... Boröver! diye bağırarak cevap verdiler.
Bu dört kahraman, askerlerin gerisinde idiler... askerler, buna dikkat etmediklerine pek büyük hata etmişlerdi. Gerçi, bunlar on kişilik bir grup halinde idiler... Daha müdebbir veya korkak olan diğerleri geride dağınık bir hâlde kalmışlardı.
Müsademe başladı ve pek korkunç oldu. Kurjılannda yalnız iki kişi bulacaklarını sanan askerlere arkadan da bizim dört babayiğit bütün kuvvetleriyle hileum et-
kandaki hattı hümayunu aldıktan sonra bir gün bir fırsatını bulup hükümdarına dedi ki:
(Benim şevketli efendim. Günün birinde bir bahane ile nasıl olsa beni de öldüreceksin. Bari bir gün evvel öldürürseniz de endişeden halâs olsam..)
Sultan Selim, Piri paşanın bu zarif nüktesi karşısında pek çok gülmüş ve aynı zarafetle şu cevabı vermiştir:
(Benim de hatırımdan geçmiyor değil. Seni de senden evvelkiler gibi öldürüvereyim, diyorum. Fakat yerini tutacak bir adam bulamadım. Yoksa seni muradına vâsıl etmek işten bile değildir.)
Sultan Selim'in huzuruna girecek olanlar, evvelâ vasiyetnamelerini yazarlardı. Sağ salim çıkarlarsa sadaka verirlerdi.
Buna mukabil garip büyüklükleri vardı.
Mısır seferinden dönerken İbnî Kemâl ile atbaşı beraber geliyorlardı. îbni Kemal’in atı bir çamura bastı ve sıçrayan çamurlar, Yavuz’u tepeden tırnağa kadar boyadı. Ibni Kemâl'in rengi attı, vezirler de teessür içinde idiler. Herkes İbni Kemâl'in ölüm emrini bekliyorlardı. Halbuki Yavuz, çamur içinde kalan elbisesini çıkardı:
(Bunu saklayınız. Ülemâ atının ayağından çıkan çamur dahi, hükümdarlar için medarı iftihardır. Öldüğüm vakit sandukamın üzerine konulsun...)
Dedi.
Mısır seferi sırasında hazînenin müzayakası vardı. Para lâzım olmuştu. O sırada zenginlerden birisi vefat etmiş ve bir küçük çocuk bırak mıştı. Bu haber defterdar’m kulağına gelir gelmez, ölen zangin’in pek çok olan altınlarının hâzineye alınmasını padişaha işgüzarlık ederek bildirmişti. Koca Yavuz, defterdarın kâğıdı altına kendi eliyle şu yazıları yazmıştı:
Müteveffaya rahmet, evlâdına afiyet, maline bereket, gammaza ne...)
Şiddet yanında merhamet ve ada-
Hazinei devlet ağzına kadar dolu olduğu halde Yavuz’un, şahsı için faizle ödünç para aldığı meşhurdur.
Onun ölmü de, büyüklüğü ile mütenasip olmuştur.
Hayatına ait enteresan vak’ala-rından bir kısmını da başka bir yazıya bırakıyorum.
KİRALIK
Bakanlıklar Olgunlar sokağı Olgunlar apartımanında 3 oda hol. Saat 12-14 arasında kapıcıya müracaat.
Kaloriferli daire
3 oda, hol. Her gün sıcak su, tam konfor. Müracaat: Sümer sokak No. 10/10. (37)
tiler ve gayet kısa bir zaman içinde Boröver, Ferriyer, Burakan, Koı-podibal, Stfaporfar ve Tıenkmay karşılarına gelen askerleri yere serdiler.
Geri kalan şaşırmış, afallamış, korkudan ötleri patlamış dört asker, kendilerine devler gibi görünen altı kişi tarafından sarıldıklarını görünce artık ömürlerinin son dakikilart geldiğini anladılar...
Boröver, bunları da ecdatlarına kavuşturmak üzere olan arkadaşlarını eliyle durdurarak:
— Haydi, defolunuz... sizi affediyoruz. Başka sefer, Boröver’e hücum etmeden evvel ihtiyatlı hareket ediniz... dedi.
Zavallılar, hemen kirişi kırdılar ve sanki korku ayaklarına kanat takmış gibi uçarcasına kaçtılar.
Boröver, yerde otlar üzerinde kan birikintileri içine uzanmış cesetlere bir an kadar baktı...
Diğer dört veya beş döküntüye gelince, onlar kavgaya katılmadılar... döğüşün aldığı şekli görür görmez hemen ortadan kayboluverdiler.
Boröver, böyle pek kısa bir zamanda başardığı bu korkunç işi düşünerek yerde, otlar üzerinde kan birikintileri içinde yatan on cesedi seyretti ve üzüntülü bir sesle:
— Zavallı adamlar!... diye mırıldandı.
Bu sözü işiten Ferriyer.'
— Size, onlara ? acımanızı tavsiye ederim. Vücudunuzda ufak bir sıyrık dahi bulunmaksızın yaşamakta olmanızda onların bir suçu yoktur.
(Devamı var)
program — 12.30 Müzik? îr — 13.00 Haberler — (Pl) — 13.30 öglo gazetesi — 13.46 Müzik: (Pl) — 14.00 Aksam programı, hava raporu ve kapanış.
18.00 M. S. Ayan — 18.00 Müzik: Semai ve şarkılar — 18.30 Müzik: Radyo salon orkestrası — 19.00 M. S. Ayan ve haberler
— 19.15 Geçmişte bugün — 19.20 Müzik: (Yurttan sesler) — 20.00 Müzik: (Pl) — 20.15 Radyo gazatesl — 20.30 Müzik: İnce saz — 21.00 Temsil — 21.45 Serbest saat
— 22.00 Konuşma — 22.15 Müzik: (Pl) — 22.45 M. S. Ayarı ve haberler — 23.

İSTANBUL RADYOSU
10 OCAK 1950 SALI
17.57 Açılış v müziği (Pl) — 19.00 Haberler (Pl) — 19.20 Rady konseri — 20.00 Memleket türküleri Ok yan Mahmut Karındaş — 20.15 San ar. lan (Pl) — 20'30 Müzik bilmeceleri — 2C Hafif ara müziği (Pl) — 20.50 Son ayd
Karışık şarkılar (Pl) — 21.15 Fasıl h konseri — 22.'00 Oda müziği (Pl) Dans mlizigl (Pl) — 22.45 Hab 23.00 Dans müziği (Pl) — 23.30 P
lüzümlutelefonlarŞ5 s
Yangın ....................... '
Trenler .............. 12028 -; A
Hava Yollan ........ 14881
Yataklı vagonlar .... 11566
Su ânza ............ 21575
Elektrik ............ 24846
Havagazı ........... 24846
Başkent taksi ...... 22222
Yeni Güven Taksi.... 22333
Sizin Taksi ........ 23333
Merkez Taksi ....... 11111

SİNEMALAR VB EĞLENCE YERLERİ
Büyük Ankara Ulus Yeni Park Sümer
Sus

(15031) : Ruy Blao (23432) : Aşk Yuvası (22294) : Hazin Aşk (14040) : Kanlı Buse (11131) : Kaptan Kit (14072) : Üç Ahbap Çavuşlar, Fedai Denizaltılar
(14071) : Kadınlar çiftliği, Gönüller Kraliçesi

NÖBETÇİ ECZANELER Güray, Derman, Gülhane
J TAKVİM Ls.
Hicri) 1369 — Rebiül’evvel: 21
Rumî: 1365 — Aralık: 28 İO OCAK 1950 SALI
Vasati

öğle İkindi Aksam Yatsı İmsak
2.27
L23
1.47
!.00
..S7
!.41
9.(
12.1
12
ZAFER’in Abone Şartlan Memleket İçi
aylık .............. 28
Memleket dışı
12 yhk ................ 66 Ura
6 » 30 »
3 ) 15 )
ZAFER’in İlân Şartlan
Baslık .................. 15 Ura
5.
.... 3 ı
.... 2 ı
Ölüm. ,
3 Uocü sayfada cm.
e 6. cı sayfada am....
Dotum. Nikâh. Nisan
MevlOt ilânları 6 santimi eartlylo 15 Ura.
Devamlı ilânlar için hususî tarife tatbik edilir
Gajseteye gönderilen evrak vo van lar neşredilsin edilmesi iado
İlânlardan mesuliyet kabul edilmez |
Sahibi ve Başmuharriri
MÜMTAZ FAİK FENİK
Bu nüshada yazıişlerini fiilen İdare eden: Hikmet YAZICIOĞLU
Dizildiği yer:
ONAN MÜRETTİPHANESİ
Basıldığı yer: GÜNEŞ MATBAASI
10/1/1950
ZAFER
Sahile
I Başmakaleden devam ı
■k Baştarafı Birincide) | miyı leı- arasında hayret uyandırdığını arz;LM . söylemiş ve «hemşerimiz olan Gü - I deceğjz. naltayı Çörçilin mertebesine yüksel' teceğiz- demiştir.
Bundan sonra komisyon raporla- . rının müzakeresine geçilmiş ve raporlar üzerinde münakaşa ve ten-kidler yapılarak seçimlerde vasıta tedariki ve diğer hususlar gözö-nünde bulundurularak alınacak ted birler tesbit edilmiştir.
Müteakiben konşan bazı delegeler de halk partisine Halk evleri vasıtasiyle genel ve özel bütçelerden muazzam yardımlar, yapıldığını halbuki Halk Evlerinin dejenere i olduğunu artık bir kültür yuvasın- i dan uzaklaştırıldığını siyasi emel- j lere âlet edildiğini söylemişlerdir |
Bundan sonra seçim hazırlıkları raporları da okunmuş ve münaka- | şalardan sonra raporda C.H.P. nin l 946 seçimlerinde .yaptığı hilelere 1 tekrar teşebbüs ettiği takdirde alınacak tedbirler görüşülmüştür.
Raporların okunmasını müteakip Adnan Menderes kürsüye gelmiş ve şunları söylemiştir :
■ Muhterem heyetiniz bu kış günlerinde memleketin dört bucağından bin bir müşkülâtla buraya gelmiş bulunuyor. Dâvamızın ciddiyet vekaı- ve ehemmiyetine olan imanınızın günden güne arttığını ve sarsılmaz bir kitle olarak genişlediğini görmekte ve sonsuz bir haz duy maktayız.
Aynı zamanda mukaddes dâvamızın tahakkuku için toplanmış tenvir tenevvür etmiş bulunuyoruz. Bizi pek güzel bir şekilde ve vukuflu olarak samimiyetle tenkid ediyor, noksanlarımızın ikmalinde yardımcı oluyor, her türlü güçlükleri yenmeye çalışıyorsunuz.
Bu büyük millet 7 kânunusani 946 danberi ayaktadır. İkinci Büyük kongreden sonra iktidarın isnat ve iftiralarda bulunarak partimize karşı olan yersiz hücumları bizi daha üstün gayretlere sevk etmektedir.
Fakat bunların hakikî maksatları nelerdir? İktidarın bu şekilde taarruza geçmesi nedir ?Haksız olmalarının vicdanlara damla damla çökmüş olmasının bir neticesidir. Kendi sesiyle kendisine kuvvet aramasıdır.
Korkak ve____________
gece ıssız bir yerden geçerden tür- , kü söylemesidir.
Kendisini kuvevtli gibi göstere- | rek -istediğimizi yapacağız, ne is- ■ tersek olacaktır. Her fırsat elimiz- i dedir.» diye bizi tehdit ediyorlar. Bir kargaşalık yaratmak, ifrata sev ketmek suç işlemeye sevk etmek I gibi zavallı hareketlerde bulunu- ' yorlar.
Arkadaşlar.. Bizim kuvvetimiz kalplerimizde, vicdanlarımızda, memleket ve millet aşkıyla Tıer an artmaktadır. Millî teminat andını husumet andı diye adlandıran en kötü mevkilere şahsiyat çukurlarına düşerek haksız dâvalarını müdafaaya yelteniyorlar. Biz kuvvetimizin derecesini bütün memleketle beraber pekâlâ biliyor ve bütün dünyaya da bildirmiş bulunuyoruz.
Arkadaşlar.. İktidar ne yaparsa, hangi yolsuzluğa baş vurursa vursun yakasını kaptırmış bulunuyor, l Biz mukaddes ve büyük dâvamızı ' büyük Türk milletine en büyük kit leye mal etmiş bulunuyoruz. Onun sarsılmasına artık imkân yoktur.
Zannediyor musunuz ki iktidar 1946 da yapılanları bir daha tahakkuk ettirecek ve bu cesareti göste recektir. Buna imkân yoktur. 1946 seçimlerinde teşkilâtımız yarım bile değildi. O zcunan iktidar emniyeti için çalıştı. İktidar için değil emniyeti için çalıştı fakat bugün öyle değildir, bugün iktidar için çalışmakta ve dört senedenberi topladığımız manevi hazneleri ki bunu çok iyi kullanacağız ve iktidar mut laka milletin arzusiyle Demokrat Partinin olacaktır. Çürük mesnetlere dayanarak bir altın madeni keşfetmiş bütün ümidini can kurtaran simidi telâkki ettiği iftira ve isnatlara bağlanmıştı halbuki tarihte ilk defa olarak bir mucize olacak tır iktidarın bir elden bir ele geçmesi hâdisesi yakındır. Biz onların istediği yerde değil istediğimiz yerde meydan muharebesi vereceğiz. Onların haksız cephelerini tarumar e-deceğiz 1950 seçimi tarihte bir defa olacaktır onlar bu seçimleri huzursuzluk yaratarak kargaşalık yaparak kazanmak niyetindedirler. Huzur ve sükûn havasını bulamazsak seçimelre girmiyeeeğiz. Esasen bizsiz seçim yapamazlar. Her türlü tedbir ve hüsnüniyete rağmen yine milleti hiçe sayarlarsa 1946 daki gibi hiieye saparlarsa kazandığımız milletvekilliği, adedi ne olursa ol sun Meclise girmeden istifa edeceğiz. Meclise girmiyeceğiz ve hükümet olamaz.
Türk milleti dürüst ve namuslu bir seçim beklemektedir. Celâl Boyarın da ifade ettiği gibi 1946 me-todların sapılmadığı ve dürüst hareket edildiği takdirde, kimsenin kim şeye en küçük bir iğbirarı olmıya -çaktır.»
Fuat Köprülünün konuşması
Müteakiben Fuat Köprülü kürsü ye gelmiş ve ezcümle şunları söylemiştir:
«İktiar hatalı bir yoldadır. Bu manevi, ruhi ve fikri bir mücadeledir. Üç dört milyonluk bir kitleyi ihtiva eden ve yurdun dört tarafında teşkilâtlanmış bulunan partimiz günden güne kuvvetini sevgi ve sem
jruz. Büyük Türk milletinin | tam zamanında i§p başladı nıuvaf-veçhlle itidal ile hareket e- , fak ve muzaffer oldu. Bu imanlıla-| ı ın imansızlara karşı bir mücadele-Size yakın tarihten bir misal ve- | sidir. Halk Partisinin yaygarası, ku* , reyim; ; ru sılası ve son ışıkları da kuvveti-1
Dunuupınardan evvel o vakit or-' ni kaybetmektedir.
duşuz, silâhsız ve sessiz duruluyor • 1946 ile 1950 arasındaki mesafe
deniyordu; İçten dıştan tahrikler ya- | 4 değil 54 senedir.» pılıyorum.Taarruz edilecekse edilsin i ~ ............
gibi sözler savfediliyordu. Her kafp-dan bir söz çıktığı bu zamanda o büyük adam sinirlerini kaybetse i- ' di plânlarını acele tatbik etse idi ne olurdu. Halbuki o bir takım sathi düşüncelere ehemmiyet vermedi'
•fa (Baştarafı Birincide) dedikten sonra Bütçe komisyonunun meseleye el koyduğunu buna rağmen neticenin iyi ölmediğini j belirterek dedi ki :
■ Hükümet I-Ialk partisine değil, halk partisi hükümete dayanıyor. Bunun için meseleler felâket ve facia içindedir.»
Alakand'm bu sözleri Halk Partililer arasında asabiyet uyandırdı. .• Ali Rıza Esen oturduğu yerden sıra-; ya yumruklarını vurarak «Sen sus. sen sus- diye bağırdı.
Eminiddin Çeliköz. Alakand'ın , sözlerini reddettiğini ifade etti, ı Kemal Zeytinoğlu bu kasabanın kurulmasında bazı eksiklikler olduğunu su işi ele alındığı halde elek trik, kanalizasyon ve yol meselelc-| rinin ihmal edildiğini belirterek bu i hususlarda hükümetin izahat verine [ sini istedi. İnşa edilecek bina tiple-1 rinin Bakanlar Kurulunca tesbit edilmesinin doğru olmadığını söyledi.
Sedat Pek'in kürsüye gelmesi ile C.H.P. taraflarında gürültüler azal di.
Pek dedi ki : «Papağan yalnız kuş olduğu için makbuldür. Papağanlar gibi tekrar yapan insanların hareketi makbul değildir. Bu kürsüde ehemmiyet verilecek lâf yeni lâftır.
di»
En büyük tehlike!
Çan Kay şek Amerikaya
'I
Doğumevi hâdisesi
edebilecek
Başhekimle M.T.A. Genel kâtibinin dâvâsına dün de devam edildi
Doğumevi başhekimi Zekai Tabire hakaret etmekten sanık Maden Tetkik Ararçna Enstitüsü Genel Kâtibi Şekip Engineri aleyhine açılan dâvaya dün de 4 üncü Asliye Ceza Mahkemesinde devam edilnpŞtir.
Dünkü duruşmasında Doğumevi santralcisi Meliha Akna şahit olarak dinlenmiş ve ifadesinde Şekip Ergirlerinin kendisinden . doktorun telefon numarasını istediğini fakat Şekip Erginerinin çok hiddetli olduğunu söylemiştir.
Şekip Engineri bu şahidin doğru söylemediğini o sırada kısa boylu sarışın ve bukle saçlı bıf genç kızın bulunduğunu söylemiştir.
ı ğini gördüğümüz -zamanlar dlı olmuş, I ve bunun üzerine yine bu sütunlar-ı da bu meseleyi açık bir şekilde mü-' ı ııakaşa etmiştik.
Fuat Köprülünün konuşmasından — Sise «cnnetin anahtarlarım gc-sonra kongre sona ermiş ve bütün' ifadesini başka ne suretle
elegelere Gar Gazinosunda bir ye- rZL'1' edebilirdik?
mek ziyafeti verilmiştir. . °ta : Bu sözle.
Bugün Demokrat Parti Genel k3d“‘' ,
merkezi taraflıdan bit- bevannamo
neşredilmesi muhtemeldir. ! “)"“•* telMnlerm, yeryüzüne tatbik
—J__________________________—— | edilmiş manevi ve derin bir manası
. ve bunların yepyeni ve felsefî bir 1 tefsiri vardır. İnönü, mukades tarihin yazdığı, peygamberlerin cennet I ve cehennem mevzuu hakkında yâp-I nuş oldukları izahların da tamamiylc I dışına çıkarak, millete, dünyaya [ ait maddî Ibir cennetin anahtarlarını sunmakta ve hakikî, rahat ve hu-i zuruıı dünyada kavgasız yaşamak olduğunu anlatmağa çalışmaktadır. Cennetin, anahtarlarına bizzat keridi-I sinin sahip olduğunu ve onu bu vesile ile millete hediye ettiğini anlatmak isteyen sayal İnönü, bu sözleriyle bütün vatandaşların üstünde, kendisinde insanları sevk ve idârc ı için mânevi bir kuvvet bulunduğu-' nu ifade etmiş olmuyor mu?.» [ İnönü’nün Ege bölgesinde «Size ' cennetin anahtarlarını getirdim» dediği zamandan bu ana kadar altı ay ı geçti. Ve ibu müddet zarfında da [ Halk Partisinin propagandaları gittikçe artmağa ve garip şekiller alma-. ğa başladı.
Bundan on beş gün kadar evvel de Başbakıuı Sivasta söylediği bir nutkunda, Halk Partisini bir iman partisi olarak vasıflandırdı; ve Haz-reti Muhammed, nasıl bir kaç ar -kadaşîyle beraber İran ve Bizansi titretti ise, bu iman partisinin de imansızlara karşı muzaffer olacağını söyledi. İmansızlar onun kasdince tabiî demokratlardı!
Şimdi bundan sonra bir de halk partisi kongrelerinde din maskesi altında geniş ölçüde bir propagandaya başlandığını görüyoruz. İşte dünkü sayımızda hüzünle bahsettiğimiz kitaptan aldığımız parçalar bunun açık bir delilidir.
Öyle anlaşılıyor ki, Halk Partisi geiecek seçimleri kazanmak için artık her şeyi yapmağa karar vermiş vaziyetledir. Belki bu kitaptan parti nin yüksek kademelerinin malûmatı yoktur. Fakat Halk Partisi propagandasını idare edenler, gerek baş-kanlâfıniii cennet anahtarlarından gerek Şemseddin Günaltay'ın Hazret! Muhammed misalinden kuvvet almış olmadıklarını iddia edebilir miyiz?
Bu vaziyet, karşısında bütün vatandaşlar hakikaten büyük bir endi şe İçindedirler. Nereye gidiyoruz? Ataüürk inkılâbını böyle mi müdafaa edeceğiz? Halk Partisi seçimlerde kazanmak bahasına Laiklik ve İnkılâpçılık prensiplerini feda mı ediyor? Muasır medeniyet seviyesinin üstüne bu vasıtalarla mı çıkacağız? Mahut kitapta olduğu gibi bir adam nasıl olur da kalkar, eski mecelleden bize misal getirir ve (U-muru batma da bir şeyin delili o şeyin makamına kaim olur) diye bir kaziyeye dayanarak «her demokrat particinin sözü düşman sözüdür; fakat biz, Allahın emrine ve büyük Inönünün nasihatlerine uyuyoruz» diyebilir? ve bu sözler nasıl Laik bir parti kongresindeki üyelere dağıtılır?
Bizim bildiğimize göre, cennetin hakiki anahtarı, dünya işlerini dünyaya, ahret işlerini ahrete bırakmak, ve Allahla kul arasındaki vicdanî ve mânevi bağlan politikaya âlet etmemektir.
Bu sözleri içimiz burkularak, kalbimiz sızlayarak yazıyonız..
Halk Partisinde son zamanlarda bu nevi propagandalara revaç verenlere sorarız: Azimetin ne tara fa? Seçim yolu, hiç bir zaman din kanalından geçmez! Ve bn memlekette irticai körükleyen propagandalara kimse müsade edemez. Çünkü elimizde kanun vardır.
Mümtaz Faik FENİK
Milliyetçi Çin Hükümeti Başbakanı bütün Asyanın Sovyetleştiı ilmesini hedef tutan bir plândan bahsediyor
Paris Radyosu, 9 (Basın - Yayın) , — Hong Kong'dan bildirildiğine göre, milliyetçi Çin Başbakanı Yang Si Çang basına verdiği bir demeçte, Mareşal Stalin ile Mao Tse Tung'un, bütün Asyanın Sovyetleştirilmesini hedef tutan bir plânın gerçekleştiril meşine çalıştıkları hakkında elinde deliller olduğunu söylemiştir.
Miliyetçi Başbakan, bu plânların kendisine mukavemet üyeleri tarafından verilmiş olduğunu açıklamış tır.
Bu plana göre Sovyetler Çin komünistlerine askeri yardımda bulunmayı, meselâ I-Iindisıanda olduğu gibi, açıkça savaş halinde bulunmadıkları memleketlerde gizli yardımlar yapmayı vaadetmişlerdir.
Bir iyen üyesinin lenkidler j
Vaşington, 9 (a.a.) (United Press) I . — Başkan Trumanır» geçen hafta [ , kongrenin açılış oturumunda, oku- i düğü mesaj hakkında radyoda de -. meçte bulunan, ayan üyesi Robert Taft, dış politika alanına cumhuriyetçi parti ile demokrat parti ara-1 sında şimdiye kadar mevcut olan i beraberliğin artık son bulduğunu söylemiş ve Formoza adasındaki
milliyetçilere Amerikan yardunının teşmil edilmemesi hususunda hükümetçe alman kararı tenkit etmiştir.
Diğer taraftan yine radyoda demokrat partilinin görüşünü açıkla-yari âzası üyelerinden Douglas, For-moza adasının avunması meselesinde Amerikan hükümetinin aldığı durumu överek demiştir ki:
Amerika, Fornıozadaki duruma müdahale ederse, bu, Malaya ya -rimadasındaki ahâliyi ve Hindistan halkını. Amerikanın aleyhine' çevirir. Hükümetimiz bu hükümetlerle işbirliği etmeli Ve bunlara komünist tehlikesine karşj bir destek olmplr tbr.
ihmali karşısında beliren bir ıstırap lan bahsetmesinin ayıp saymanın ayıp olduğunu kaydederek dedi ki: Bilhassa devletin okuttuğu bir köylü çocğunun kalkıp bunları söylemesi büsbütün ayıptır. Bu ifadeyi bilhassa Şevket Raşit kullanmamalı di. Büyük Millet Meclisi onun vak-tiyle yaptığı hataları düzeltmek için mütemadiyen yeni kanun tadilleri yapmakla meşguldür.»
Alakandm bu sözleri C.H.P. lileri kızdırdı. Sen ne karışıyorsun» diye sesler yükseldi;
Bu hava içerisinde konuşan Ala-kand vaktiyle C.H.P. grupunda Cemil Sait Barlasın Faik Kurdoğlu ; zihniyeti ile mücadele etmekteyiz 1 tarzındaki ifadesini hatırlatarak ayni zihniyetin bugün de başlamakta olduğunu söyledi.
Kürsüye gelen İsmail Uğur hiddet ve şiddetle bağırarak Alakand köylü sözü hakkında şu mütalâayı ilen sürdü : Köylülük ayıp değildir. C H. P. memleketin ışığı, meşalesidir. Türk Milleti bir felâket altında kalınca bu ışık altında toplanacaktır.
Hatipoğlu — Ben bakanlığım zamanında yaptığım işlerin hesabını ,her an vermeğe hazmım. İcraatımdaki sevap ve hataları Alakandın ihata edeceğini sanmıyorum* dedi.
Ala -.ant oturduğu yerden «Sen bu, azametinle kendini ve partini yıktın* diye bağırdı.
Başkan, yeterlik önergesi olduğunu söyledi. Fakat Kurdoğlu şahsını hedef tuttukları iddiasiyle söz almakta ısrar etti. Başkan söz vermek istemedi. Neticede yeterlik aleyhine konuşacağını söyliyerek Kurdoğlu kürsüye geldi ve kendi şahsından bahsetti- Ve «Muhalefet bugünkü haliyle kendini göstermiştir.» Bu münakaşalara karışmıyan Millet Partililer şiddetle Kurdoğlunu protesto ettiler
Haşan Dinçer ayağa kalkarak: Böyle konuşmamasını ihtar etti. A-sabileşen Kurdoğlu Dinçer’e «sen sus» diye cevap verdi.
Reis Kurdoğluna sadet haricine çıktığını ihtar etti. Bu arada Kurdoğlu Cemil Sait Barlasa atfedilen mütaleaya temasla ezcümle şu ma-aide konuştu ı
-Vaktiyle bir dejenere tarafından ortaya atılan bu hususa lâyik olduğu. cevabı vermiştim.
Bundan sonra maddelere geçildi. Alakand ve Zeytinoğlu söz alarak

Amerikamn yeni
M"?hu Kitapta
kabahatli bir adamın ! Memleket ihtiyaçları konuşulurken
her zaman bu tekrarlanan ve artık makbul olmadığı anlaşılan sözleri particilik gayreti ile burada tekrarlamak faydasızdır. Hükümet C, H. P. ye dayanmaktadır. Aksi iddiayı şiddetle reddederim. Hattâ şef bile bize dayanır, biz şefe değil... D. P de olduğu gibi bizde şefe dayanılmaz.»
D. P. sıralarından »Buna ne lü zum var sesleri yükseldi. C.H.P. den Ali Rıza Esen «Haydi haydi, lüzum var» mukabelesinde bulundu.
Sedat Pek sözlerini şöyle bitirdi: «Büyük Türk halkı gelsin de muhalefeti görsün.»
Şevket Raşit Hatipoğlu «Böyle meseleleri politika için âlet yapmak benim ölçülerime göre ayıptır. Mesele hükümet tarafından benimsenmiştir.» dedi.
Söz alan Faik Kurdoğlu, Şevket
Raşit Hatipoğlunu destekledi.
Kemal Zeytinoğlu sözlerinin yan lış anlaşıldığını, istikbale matuf projelerden bahsetmediğini, elektrik ve kanalizasyon işinin halledilmeden __________ _______„____„_____________
bina yapılmasına geçilmesinin doğ- ı bazı tadil tekliflerinde bulundular ru olmadığını söyledi. ! hepsi de reddedildi. Böylece teklifin
Alakant, hükümetin 9 sene süren birinci müzakeresi bitti.

C.H.P. Kongresinde dağıtılan mahut kitap
A Baştarafı Birincide) ana şart olmasına rağmen «tecavüze mâni olmaya kâfi değildir» demek te,dir.
Truman, «daha kuvvetli müdafaanın icabettiğini» belirtmekte ve bir çok milletlerin «kalkınma gayretle-’ rini ciddî bir şekilde yavaşlatmak-sızın başka bir yerden yardim almadan müdafaalarını kuvvetlendireni'. I' ' yedeklerini» işaret ederek söyle de-[ mdktedir:
•Bunların müşküllerini halletmek " ve kendi müdafaamızı kuvvetlendir- , mek için geçen sene Şimal Atlant’k .; komşularımızla bu salladın müşte- 1 rek müdafaasına ait bir plân hazır-lamak ve tatbik etmek üzere birleş meye karar verdik. Bu kararımızı. ; anlaşmaya vardığımız devletlere ■ kendi imkânlarını takviye etmek ü-zere silâh verilmesini temin eden 1949 karalıklı müdafaa yardımlaş- . ması kanunu ile tatbik mevkiine koyduk. Bu kanun aynı zamanda. Türkiyenin müdafaasını kuvvetlen-dirmeesine büyük, yardımı dokunan [ve Yunanistan'daki çete harbinin I bastırılmasını temin eden evvelce _ (mevcut yardım, programımızı da de- . ,v.am ettirmektedir. Buna ilâveten . . k^ııun orta ve uzak doğudaki muayyen yerlere de askerî yardım yapıl- .
.masını temin etmiştir.»
. Başkan, bu malî yılı için bütün ı askerî yardım programlarına 1.1 mil , • yar dolar istemiş olmasını izah ede- . •rek (geçen malî yıl tahsisatı 1,359 . milyar dolardı) son kabul edilen . program gereğince müşterek savun . ma plânlarının hazırlanması ve ihtiyaç listelerinin müfredatının tesbiti vakte muhtaç olunduğundan, daha evvelce kabul edilen Türkiye * Yunanistan programı kısmı hariç olmak üzere, bu tahsisattan sarfedile- , eek meblâğın oldukça az olacağına» , işaret etmektedir.
★ (Baştarafı Birincide)
255 sayılı nüshasında «Şayanı hayret bir vesika neşrediyoruz. C. H. P. kongelerinde din siyasete âlet o-luyor, lâyiklik ve inkılâpçılık bu mudur. başlığı altındaki bir yazınızda ismimin ve resmimin yalana ve yanlışa âlet edilmek istenildiğini gör-
Meclis
Ordu C. H. P. il kongresi iki gün-' lük çalışma saatlerinde, çok ciddî memleket dâvalarından, halk dilek lerinden,. köy kalkınması dâvaların dan başka âfakî işlere vakit ayıra-mamıştır.
Doğrdan doğruya halk hayırına — --------— -------,o_. ve memleket gelişimine ve Ordu -
Aşağıdaki doğrulamanın aynı nun dertlerine tahsis edilen kongre
—3 °..--------- —.......... uuu uerııerıne iciıısn» euııeıı Kongre
sahıfe ve sütunlarda aynı puntu ile sempatisini ve şahsımı öne süren bu vo mcmımio h.ı-i'b-t» n™— v yazının ne gibi maksatlarla Zafere
getirildiğini ve gazetenizde sütunlarla yer tuttuğunu anlamak güç değildir.
Din gibi mukaddes bir mefhumu dünya politikasına âlet etmek bizim şiarımız değldir. Şahsım ve partimin mensupları göğsümüzde şerefle taşıdığımız ideolojimizin sembolü olan altı okun delâlet ettiği mânayı biliyoruz, hem çok iyi biliyoruz.
Bahse konu olan kitabı henüz görmedim, içinde neler olduğunu bilmiyorum. Kitabın bir fikir mahsulü olduğuna inanıyorum. İnanı belirten kitapların vicdanı sorumu yazanına aittir. Herkes her kitabı okuyabilir, din kitaplarımızı da seve seve okuduğumuz gibi.
Lâiklik dinszlik demek değildir. Kimsenin vicdanına gem vurmak aklımızdan geçmez. Böyle bir kitap çıkmış ve delegeler almış olabilir. Ancak fert hürriyetini parti demagojisi olarak kullanmak, bizzat görülmüş ve. hakikati bilmiyen kulak dedikodularını şahsî hüviyetleri çürütme yolunda sarfetmek doğru değildir.
ve resmimle birlikte Basın Kanununun maddei mahsusna göre ve ilk çıkacak nüshada gazetenize dercini rica ederim.
Bu kongrede dağıtıldığı bana atfedilen .Demokrat, Partinin hüviyeti yahut köyde muhakeme, adlı bir kitabın; bu yazınız çıkıncaya kadar, yaptığını söyliyecck kadar dürüst bir adam sıfatilc söylüyorum ki mevcudiyetinden bile haberdar değilim.
Sümerbank fabrikalarının 25 senelik çalışmalarına dair olan resimli küçük bir broşürü, bizzat Ankara-dan getirerek delegelere verilmek üzere parti kâtibine verdim. Bu kon grede bu broşürden başka bir kitabın dağıtıldığını görmedim, duymadım, hattâ bilmiyorum.- Gazetenizde sözüne ve dostluğuna itimat ederek •C. H. P. Müfettişi Antalya Milletvekili Niyazi Aksu tarafından Or d uda toplanan Halk Partisi kongrelerinde dağıtıldığını, ifade ettiğiniz bu haberi hayretle karşıladım.
Şahsımı ve hüviyetimi, pedagojik formasyonumu tanıyanların hayret-bilc etmiyerek yalnız gülmekle ge-çişdirecekleri bu haberi yalanlamağa bile lüzum görmüyorum. Ancak şahsımı tanımıyanlar için ve me-1 suliyetini üzerimde taşıdığım ve kon grede temsilci bulunduğum, C. H. P. ye şahsımla karıştırılarak yapılatıl
Not — Bu satırları yazdıktan sonda Parti Müfettişi Niyazi Aksu'dan bir tekzip mektubu aldık. Bunu zaten bekliyorduk. Bu mektub ayrı sütunlarımızda bulacaksınız. Fakat şunu hemen söyliyeyim ki, bu kitabın Ordu Parti Kongresinde dağıtılmış olduğu bir hakikattir. Kitabın bir nüshası bizde mevcuttur. Temenni edelim ki, bu yazımız, artık bu nevi propagandalara bir nihayet vermek imkânlarını hazırlamış olsun. Bundan biz ancak memnunluk duyarız.
S. Rusya’da yeni bir atom infilâkı aldu
■fc (Baştarafı Birincide)
Bu sabah öğleye doğru Rathfarn-ham rasathanesi sözcüsü Afp muha birine, saat tam 24.10/40 da kaydedilen depremin mikrosismik yani tabiî sebeplerden, bilhassa hava şartlarından ileri geldiği aşağı yukarı muhakkaktır demiştir, buna rağmen kesin neticeye varmadan önce bir kaç rasathanenin kayıtlarını mukayese etmek lâzımdır.
NOT:
! receğimiz [mevzuu ola:
Antalya Milletvekili Niyazi Aksu
Bu cevaba bizim de ve-cevap vardır. Bahis ın kitap Ordu C. II. P
lût şekeri dağıtır gibi bizzat dağıtmamış, fakat kitap başkalarına verilerek tevzi edilmiştir.
İşin tuhafı şudur;
Parti müfettişi bahis mevzuu kitabı görmediğini ve içinde neler olduğunu bilmediğini söylediği halde -Kitabın bir fikir mahsu -lü olduğuna inanıyorum. demektedir. Bilmediği, okumadığı kitabın bir fikir mahsulü olduğuna inandığını söylemesi hakikaten anlaşılmaz bir muammadır. Niyazi Aksu’nun böyle bir kitap çıkmış, ve delegeler almış olabilir. Demesi de kitabın delegelerin elinde bulunmuş olduğuna bir nevi ikrardır. Sunu da söyliyelim ki, kitap Ulus ,hasımevinde basılmıştır. Ve üzerin-[de 1 lira fiyat olduğu halde, kitır
Britanya Milletler camiası | Dışişleri Bakanları konferansı
★ (Baştarafı Birincide) Bundan sonra Asyayı ilgilendiren başlıca üç konu üzerinde durulacaktır ki; bu konular Güney Doğu As y adak i durum, Çinde vukubulan son gelişmeler ve Japonya ile barış mua hedesi işidir. Siyasî görüşmelera muvazi olarak ekonomik ve malî ı meselelerde bahis mevzuu edilecek ,se de bu husustaki görüşmeler ka-, palı olacak ve müzakerelerin tefer ı rüatı neşredilmiyecektir.
Hindistan Basın Ataşesinin kokteyli
Hindistan Büyük elçiliği Basın Ataşesi Anvar Jamal Kidvai dün akşam Bahçelievlerdeki ikametgâhında bir Kokteyl vermiştir. Bu kokteylde Endonezya mümessili Helmi, ve şah ' rimizde bulunan bir çok gazeteciler hazır bulunmuşlardır. Bu esnada Ilindistana ait çok güzel filmler de l gösterilmiş, ve davetliler, Hindistan Basın ataşesinin evinde geçir- I dikleri bu, güzel saatlerden dolayı |
Atatürke’de dil uzatılıyor
* (Baştarafı Birincide) kaydedelim ki kitapta Demokrat Partiyi [batırmak için, âyetlere, hadîslere dayanılarak yapılan parti propagandaları dışında ayrıca Atatürk’ün şahsiyetine tecavüz eden cümlelere de rastgeldik.
Kitabın müellifi, Celâl Dayara hücum ederken İnönü’yü yükseltmeğe çalışırken, Atatürk’e de tariz dilini uzatmaktadır.
Şu cümleleri beraberce okuyalım ;
«Bize kadar sızan malûmata göre, Atatürk mahut içki âlemlerinden birinde İsmet Paşaya bir emir vermiş, bu emir Hatay meselesine mütedair imiş. İsmet Paşa bu emre ehemmiyet vermemiş, sonra Atatürk’ün de iştirâk ettiği bir heyeti vekile toplantısında mesele bahis mevzuu olmuş. Atatürk İsmet Paşadan sormuş, o da içki masasından verilen bir emri ciddi telâkki etmekte mazur olduğunu bildirmiş. Atatürk bun dan hiddetlenmiş «Sen Lozan-da iken verdiğim emirleri de bu masa başından veriyordum» demiş. Vc Celâl Bayar da Atatürk’ü iltizam eder şekilde mü nakaşa olmuş. Atatürk’ün İsmet Paşa'ya, ikamete memur eder şekilde izin vermesinin sebebi
, hu imiş.'..»
Bütün Ibu. lâübali cümleler, bu garip ifade tarzı, bize yekpa rc. biv vatan Ibalışeden, Büyük Atatürk’ün yüksek .şahsiyetine tevcih edilmiş bir tariz değil de nedir?
O, Ataatürk ki, bütün bu inkılâpları, ona borçluyuz. İstîk-1 lâlimizi, hürriyetimizi- ona borçluyuz. Ve bizzat İnöıtü dahi o-ııa ölümünden sonra «Türk devletinin banisi eşsiz kahraman, Atatürk vatan sana minnettardır» diye hitap etmiştir. O halde, Atatürk inkılâplarının mütevellisi olduğunu ilân eden bir partinin bu giin Atatürk'ü yıpratmak Ve ona hücum etmek için yazılan bir ki-. tabı kongresinde bedava dağıt-masuun sabebi nedir?.
Dahası var: Bu kitap, Ülüs Basımevinde tabedilmiştir. O Ulus gazetesi ki, onıı evvelâ İradei Milliye adı altında Atatürk kurmuştur. Ve Ulus binasının içinde Atatürk’ün büstiü altında bu ifade yazılıdır, O halde nasıl olur da Atatürk’ü bize içki masasından emir veren bir adam halinde küçün^şi-yerek yazıtan bir kitabı Ulus Basımevi basar, ve ıbu kitap, Atatürk inkılâplarına sadakatile avutduğu C.H.P. kongrelerinde üyelere propaganda için bedava dağıtılır?...
Görülüyor ki, mesele neresinden bakılırsa bakılsın, korkunçtur; fecidir. Bir taraftan din politikaya âlet edilmiş, ve öbür taraftan Atatürk’ün yüksek şahsiyeti hırpalanmağa çalışılmıştır.
Hayır, Atatürk, inkılâplarım ve cumhuriyeti, Türk gençliğine emanet etmiştir. Ve biz ona söz söyletmeyiz! Onun yüce isminin küçük politika oyunlarına âlet edilmesine asla müsaade etmeyiz!
Efendiler, Türk milletinin kalbini kazanmak isliyorsanız, varsa eserlerinizle avunun!..
Ne inkılâpta bir adım geri, ne irticaa doğru Ibir tek karış ileri..
Türk milletinin tuttuğu yol budur. İnkılâp yürüyecek, vc din politikanın dışında yalnız vatandaşla Allalı arasında vicdani bir rabıta olarak kalacaktır.
Büyük dâvanın muzaffer ol-ması içiıı hepimiz bir gayeye
Müteakiben söz alan Bülent Nüri üzen ae Hk duruşmada dinlenen Mahmurenin yalan şahadette bulun-| duğuntı çünkü Başbakanlık rapor-I türlerinden Mehmet Karabacak ve I Konya, doğumevi başhekimi Muh-; lis Gencin yanında Şekip Erginerine ı tertip yapıldığını söylediğini açıkla lamıştır.
Bundan sonra söz alan savcı, Zekai Tahirin neden Şekip Erginerine suç tertip edilmesini istediğini sanıktan sormuştur. Sanık vekili hâdisenin' -Vukuunu müteakip bu işi resmiyet^ intikal ettirmesi ve mağdur dufumda bulunan doktorun kândi vaziyetini kurtarmak maksad/yle mukabil bir dâva açmak yoluna gittiğini ileri sürmüştür.
Savcı odacı Haşan Şenin ifadesinde bir tenakuz olup olmadığını sor ■ ması üzerine sanık vekili bunun şa-I hadetînin esası hâkim huzurunda ; vermiş olduğu ifade olduğunu Sâğ-' lık Bakanlığı tahkikatında odacı* nin ifadesinin savcılıkça nazarı iti-. bara alınmamasını ileri sürmüştük
Bülent Nuri Esen bundan sonra ' doktor Zekai Tahit hakkında il’ 1* dare kurulüncâ tahkikat- yapılmakta olduğunu ve bu hususta Daniş -taya da müracaat edeceklerini söy-[ lepıiştir.
I Duruşma avukat tarafından göste-’ rilen şahitlerin dinlenmesi için baş-l ka bir güne- talik edilmiştir;
Karma Komisyonda seçim tasarısı müzakeresi başladı
★ (Baştarafı Birincide) tylüteakiben söJz alan Sadan Din-
[çer, iyi bir Seçim Kanununa üi(?hâ" leketin ihtiyâcı bûlunduğun’a âeçlm _ lerin nisbi usulle mi yoksa ekserîydt i usuliyle mi yapılmasının münâkâfâ edilmesi lâzım geldiğini soytenÜş ve Anglo - Sakson memlcketlei'i Seçim Kanunlarından misaller ver-. miştir;
1 Haşan Dinçer sözlerine devamla hükümet tasarısında nisbi usulün kabul edildiğini halbukj .buğun p çin bünyemizin nisbi, uşulü,
i etmeye müsait. olmadığımı söylıye-rek tasarının prensiplerine gedmiş I-ve. adli teminatın laftan ibaret ol-I duğunu ve bunun bir kül halinde mütalea edilmesi lâzım .geldiğini? Iıalbuki adlî teminatm parçalanmış olduğunu, onun İdarî otoriteye ter . kedil.diğini' ifade ederek bu hükmün -hakikâtte adlî teminatın verilmiş i olmasının, ifadesi olmadıâtpr söyle-' nıiş ve misaller vererek seçim ku-( rulüna seçilen 11 kişinin 6 ilâ ff inin yine Halk Partililerin teşkil edece-' ğini bu vaziyet karşısında hâkimin nezaretinin kalkmış olacağım söyü-
i yerek «Buna adlî teminat değil halkı oyalama denir» demiştir. '
Haşan Dinçer Halk Partisinin san l'dık başlarındaki ekseriyeti.eldp etmek için bütün gayretini sarfettığj-ni bu vaziyet karşısında adlî teminatın ya tam olarak kabul edihnesi ! yahut da kabul edilmemesi lazım geldiğini söylemiştir. Dinçer adalet Bakanının hâkimlere ait her tüllü değişikliğe Baltanın sal'âluyeti olduğunu ve İller Kanununun da bunu, desteklediğini söylemiştir.
j Bundan sonra Ahmet Kemal Va--rınca -İlim heyetine teessüf ederim hükümete de gaflet isnat ederim» diye söze başlamış ve ilim heyetinin teklifinin tam olarak getirilmediği'
[ ni söyliyerek. «itirazlara tahkik. is* nin ilim heyetine bırakılmasın» hu-
. kûmet içimgaflet sayarım» demiştir , Müteakiben şöz alan Fhhri ,Ka-rakaya, Ali Rıza Türel ve Emin Ha--lim Ergun tasan üzerinde konuşmuş laı- ve mükemmeliyetinden bahşet" -rnişlerdîr.
Daha sonra Mümtaz Ökmen tekrar söz almış ve Haşan Dinçerih ko nuşmalarını desteklemiştir.
Bundan sonra söz alan Sedat Çumralı seçim emniyeti üzerinde durarak tasarıda seçmenlerin emniyet içinde rey atabilmelerini temin £den iTÜkümlerin noksan, olduğunu ■ söylemiştir, .i
. -Müteakiben söz alan Fikri Apoy-.İm ve 11 ııİki Karagülle:_kışa_&££L_
Sahile : 6
ie/i/iflso
Bugün Avrupacıda en kuvvetli durumda olan Macarlar maalesef hariçle temas imkânından mahrumdurlar
Macarlar, bu sene futbold a Avrupa’da en kuvvetli durum dadır-lar. Fakat de mirperde ark asında kalan ve son zamanlarda 1 iariçle temas yapmak imkânlarından mah rum bulunan Macarlar, ku\rv etlerini yabancılar karşısında g.istermi-' yorlar.
Bize hiç de yabancı olmıyan Ve memleketimizi en sık ziyaret eden Macar takımlarının bugünkü durumları hakkımda okuyucularımıza biraz malûmâJ verelim:
Macaristan’ın futbol birinciliklerinin sonbahar dönemi 25 A ralık ta rihinde resmen sona ermişti/.-. Yalnız demiryolu takımının bas ı maçları kalmıştır ki, bunun cj a ligin başında bulunan takırrüarıı ı durumuna tesiri olmıyacaktır.
Macaristan’ın bugün en kuvvetli takımı, eski adı (Kispeşt) -olan Ordu Spor Birliği takımıdır.'
Ingilterede bu Aıafta oynanan maçlar
Cumartesi günü yapılan maçlar dan Charlton Fulham maçı ₺ eyecan bakımından son senelerde yapılan karşılaşmaların en güzeli olmuştur. Bilhassa bundan 15 gün evvel Li-verpool ile Chelsea ve Arsenal ile Manchester United maçları bu hafta ki karşılaşmaların yanında sönük kalmıştır. ^Charlton - Fulham maçının hususiyeti, her iki takımın fevka lâde bir oyun çıkarmaları ve ikişer de gol atmış olmaları idi. 52 bin kişilik bir seyirci kütlesi önünde oynanan bu iki Londra takımının maçında, atılan her golden sonra duyulan heyecan olmuştur.
Oyun başlar başlamaz hücuma geçen Charltonlular, Fulham kalesini sıkıştırmaya başladılar. Sol iç Bravn’ın Fulham müdafaasını aşan bir pasım sağ açık Reyt anî bir şüt-le 4 üncü dakikada gole çevirdi. Topun ortaya gelmesinden hemen sonra Fulham santrforu Rovley ile sağ iç Thomas fevkalâde bir şekilde paslaşarak ilerlemeye başladılar ve Thomas kaleye gayet yakın bir mesafeden çevirdiği topu Charlton kalesine sokarak beraberliği temin etti. Günün en göze çarpan oyuncusu muhakkak ki Charlton sağ açığı Först olmuştu. Bu oyuncu her defasında karşısındaki beki kolayca geçmiştir.
Diğer taraftan Fulham’lılann paslaşmaları da fevkalâde olmuştur. Her iki kalenin devamlı olarak tehlikeli duruma girmesi, oyunun süratli geçtiğine en bariz delildir. İlk devre 1-1 berabere bitti.
İkinci devreye yine Charlton’un hücumiyle başlandı. Fakat sağ içleri aksıyordu. Bu arada Fulham sağ-açığı kafa ile topu beklerin üzerinden aşırıp kaleci ile karşı karşıya kaldığı halde çektiği kuvvetli şütü Charlton kalecisi fevkalâde şekilde kurtardı. Akabinde Charlton’lular Fulham kalesine indiler ve sağ açıkları vasıtasiyle ikinci gollerini çıkardılar. Fakat hakem kale önünde karışıklıkta favul vererek golü saymadı, 22 inic dakikada da Charlton sağ hafi açığına yerinde bir pas aşırdı, o da hafif bir vuruşla bu defa hakikaten takımının ikinci golünü kaydetti.. Bu gol Fulham’lı -lan kamçıladı. Büyük bir gayretle ileri atıldılar.. Kazandıkları bir firikikten 35 metreden Fulham sağ-beki Flimen kurşun gibi bir şütle takımını tekrar berabere duruma getirdi.
Bundan sonra her iki takım çok gayret sarfettilerse de başka gol olmadı ve maç ta 2 - 2 beraberlikle sona erdL
İngiltere kupa maçlarında bu hafta sürprizler olmuştur. Bunlardan, geçen sene birinci küme şampiyonu olan ve bu sene likin ilk altı takımı arasında yer almış bulunan Port-smoufun üçüncü küme takımlarından Noriç’le ve geçen senenin kupa şampiyonu Vulverhampton’un ikinci kümeden Plymout takımiyle 1-1 berabere kalması olmuştur. Arsenal da Shefield’i ancak 1 _ 0 mağlûp edebilmiştir. Blackpool takımı Sout-hampton’u, Manchester United de Vembild’i 4 _ o yenmiştir. İkinci kümenin en başında bulunan Totenham takımı da birinci kümenin Stock ta-Jamını 1-0 mağlup ederek gelecek devreye lcalmiştır.
Macar futbol birincilikleri Fikstürü bugün şöyle bilmektedir:
1 Ordu Spor Birliği
2 MTK (Hungaria)
3 Frensvaroş ?
4 Çepel
5 Mateosz
6 Vaşaş
7 Eto
8 Şalgo Taryan
9 Szac
10 Uypeşt
11 Dorog
12 Szombathely
13 Debresen Lok.
14 Elöre
15 Şorokşar
16 Olaymunkaş
Bu seneki maçlarm kilere kıyasla ’ ’ *
büyük kulüplerin eskisi gibi as . rumda olmamaları ve umumiyetle takımlar arasında bir kuvvet muvazenesi bulunmasındadır. Bu sebeple memleketimizde de tanınan eşki kulüplerin şampiyonada henüz birinciliklere dahil olmuş takımlara yenilmesi kuvvetler arasındaki ahenkten ileri gelmekte ve bir sürpriz, teşkil etmemektedir.
Macar futbolünün bugünkü duru munu belirttikten sonra Macar Mil lî takımı hakkında şu küçük istatistiği vererek yazımızı bitirelim:
Geçen yıl içinde Macar millî takımı, bir temas müstesna, yaptığı maçların hepsini kazanmıştır. Bu arada Avusturya ve İsveç millî takımlarını da üstün bir oyundan
tablo arzct-
24
22
20
18
17
16
16
16
16
15
14
12
9
8
8
7
karakteristik vasfı,
15
15
14
15
15
15
15
15
15
15
15
14
14
15
15
15 geçen
sonra mağlûp etmiştir. Tek mağlû , biyetleri, geçen yılın başlarında Çeklere karşıdır ki, sonradan iki memleketin kulüpleri arasında yapılan hususî temaslarda Macarlar kahir farklarla Çeklere de galip gelmişlerdir,
Kişpeşt takımı, eskiden beri birinci ligte olmakla beraber birinciliğe pek az ulaşabilmişti. Halbuki bu seneki durumu çok kuvvet lidir. Takımını takviye etmiş ve yeni baştan kurmuştur. MTK’nın başarısı ise, genç elemanlar yetiş-tlrmiye verdiği önemden ileri geliyor. Frensvaroş ise, takımda genç oyunculara yer vermiye başlamış ve ligte muvaffakiyetli neticeler almıştır. Tanınmış şampiyon takım lardan Uypeşt onuncu duruma düş müştür. Bu Uypeşt için pek tabiî bir netice değildir. Bu takım da şimdi yeni oyuncuları tecrübe etmeğe başlamıştır.
Sonbahar karşılaşmalarından son ra Macar lig karşılaşmaları iki ay için tatil edilmiştir. İlkbahar dönemi maçlarına 26 Şubatta başlanacaktır. Bu arada takımlar araların da hususî müsabakaları yapmaktadırlar.
Macar millî takımı şimdiye kadar 267 maç oynamıştır. 134 galibiyet, 57 berabere, 76 mağlûboyet, 701 gol atmış, 507 gol yemiştir. En büyük galibiyeti 1937 de Fransayı 13-1 yenmesidir. En büyük mağlûbiyeti 1909 da İngiltere’ye 8-2 yenilmesidir. N.S.
GAR GAZİNOSÜs^;:*.'
Cumartesi 11 Ocak 1950 akşamından itibaren tanınmış İspanyol Koro Atraksionu f
SOLERA DE ESPANA
Meşhur şarkıcı
PAQUITA SERANI) ve JOZE CASTRO
İştirakile her Pazar saat 17den 19 a kadar matine.
Tel; 15190 (69)
12603
First Wienna'nın
gelmesi şüpheli
19 Mayıs Stadyumu müsait olmaması yüzünden Viyanalılara telgraf çekildi
First Wienna takımının Mısır dönüşünde şehrimizde iki maç yapması hususunda evvelce bir anlaşmaya varılmıştı. Fakat 19 May.s Stad-yomunun bu hafta maçların yapılmasına müsait olmadığı nazarı iti-bare alınarak, bu organizeden vazgeçildiğine dair dün Kahireye bir telgraf çekilmiştir.
F. Wienna’nın telgrafı almadan önce, dün hareket etmesi de muhtemeldir. Bil vaziyet karşısında maçlar ’ « « .
mecburî olarak yapılacaktır.
Karşılaşmalardan biri Demirsporla, diğeri de Gençlerbirliğiyle olacaktır.
Askerî güçlerin de Ecnebi kulüple temaslar yapmasını isteyen Gençler-birliği kendi maçından feragat etmek arzusundadır.
Bu vaziyet karşısında, F. Wienna bir maçını da Askerî Güçler karması ile oynayacaktır. Aynca bu maçlardan birinden önce Harpoku-lu ile Yedeksubay takımları özel bir karşılaşma yapacaklardır.
İki Yugoslav takımının turnesi
İki Yugoslav futbol takımı halen turnede bulunmaktadır. Bunlardan •Kızıl Yıldız» takımı Malta’da muh telif takımlarla yaptığı maçları kazanmış ve son olarak Malta karma-siyle de 1 - 1 berabere kalarak ortaya konan kupayı almıştır.
Bu Yugoslav takımı daha evvel Şimal Afrikada Fas’ta ve Kazablan-ka’da yaptığı diğer bütün maçlan kazanmıştır.
Diğer taraftan yine Yugoslav «Lokomotif» takımı Marsilya’da bu şeh rin adını taşıyan takımla yaptığı maçta 3-0 galip gelmiştir.
Fenerli Erdoğan Viyanaya gidiyor
Uzun zamandır diz kapağındaki bir arıza yüzünden istirahatte bulunan Fenerbahçe ve Millî Takımın kıymetli oyuncularından Erdoğan, son günlerde tekrar idmana başlamışsa da ayağındaki ârızanın düzelmediği görülmüştür.
Fenerbahçe kulübü bu vaziyet karşısında Erdoğanı esaslı bir tedavi ve icap ederse ameliyata tâbi tut mak üzere yakında Viyanaya göndermeye karar vermiştir.
Türkiye Mason Derneği Ankara Şubesinden
Şubemizin yıllık Genel Kurul toplantısı 15 Ocak 1950 Pazar günü saat 10 da Yenişehirdeki Şube merkezinde yapılacağından Derneğimize mensup üyelerin bu toplantıya teşrifleri rica olunur.
• Toplantı gündemi aşağıda yazılıdır.
Gündem:
1 — Kongre başkan ve vekili ile iki kâtip seçimi
- 2 — 1949 yılına ait idare Kurulu ve hesap müfettişleri raporlarının okunması ve idare kurulunun ibrası;
3 — 1950 yılı için hazırlanan bütçenin tetkik ve kabulü;
4 — Dilek ve tekliflerin tetkiki;
5 — Yeni idare kurulunun seçimi.
(67)
I First Wienna Mısırda yine galip
First Wienna takımı Mısırda son karşılaşmasını Port Said kulüpler karması ile yapmış ve maçı 3-1 kazanmıştır. __________________
Taksim Hamamı
1/1/1950 den itibaren açılmıştır. Temizlik sıhati ve rahatı se-- venlerin emirlerine âmadedir. Bir defa tecrübe kâfidir.
Dışkapı trolleybüs durağı benzinci karşısında. (34)
Basın - Yayın ve Turizm
Genel Müdürlüğünden:
1 — Genel Müdürlüğümüzce hazırlanmış olan takribeh 7 - 8 formalık iki renkli, Türkçe, İngilizce ve Fransızca izahlı 15.ÛU0 adet albümün baskı ve cild işi pazarlıkla yaptırılacaktır.
2 — Muhammen bedeli 38.400 lira ve kati teminatı 5.760 liradır.
3 — ihale 14 Ocak 1950 tarihine tesadüf eden Cumartesi günü saat 11 de Çankırı caddesinde Nurettin Baki Ersoy apartmanında Genel Müdürlüğümüz Satınalma Komisyonunca yapılacaktır.
4 — İhaleye iştirak edebilmek için otset tesisatlı matbaa sahibi olduğunu ve personeli arasında Avrupâda ofset baskısında tecrübe gör müş bir mütehassıs bulunduğunu ve matbaasının Ticaret Odasına kayıtlı olduğunu tevsik edecek belgeleri komisyona ibraz etmek şarttır.
5 — Daha fazla izahat ve parasız şartname almak istiyenlcrin ay-
nı binada Genel Müdürlüğümüz İdari İşler Müdürlüğüne ve taliplerin muayyen gün ve saatte istenilen belgeler ve kafi teminat makbuziie birlikte Komisyona müracaatları ilân olunur. (19) - (133)
YENİ SİRKE
Parfümeri Mağazası hususî reyonunda mütehassısı tarafından çalıştırılması öğretilerek satışları yapılır.
Elna ile hes- nevi
Kolaylıkla yapılır
Çok cici olan bu dikiş makinesini bh- koro görmenizi tavsiye ederiz TEDİYEDE KOLAYLK GÖSTERİLİR (1626)
İlân
Ankara Teke! Baş Müdürlüğünden;
1 — Kaçak olarak yakalanıp Ankarada Dikmen ve Kırıkkalede Beş ev Biraderler Şarap Yapımevlerindemevcut sekiz kap dahilinde tahminen (248635) litre 1949 yılı istihsali kırmızı ve beyaz şaraplar 23/1/950 tarihine rastlıyan Pazartesi günü saat 14 de Ankara Tekel Başmüdürlüğünde müteşekkil komisyonda açık arttırma suretiyle satılacaktır.
2 — Şarapların tahlil raporları mevcut ve mahfuz olup içilebilir evsaftadır.
3 — Şaraplar toptan satılabileceği gibi küvler üzerine de ayrı ayrı satılabilecektir.
4 — Bu yoldaki şartnameler Ankara, İstanbul ve İzmir Tekel Baş • düdükleriyle Kırıkkale Tekel memurluğunda görülebilir.
5 — Arttırmaya iştirak edecekler beher litresi kırk beş kuruş he sabile alacakları mikdar üzerinden % yedi buçuk güven akçesini i-hale saatinden evvel Başmüdürlük veznesine yatırmaları lâzımdır.
(20) - (134)
Satılık KAMYON
Amerika Büyükelçiliği, 1943 modeli 1 1/2 tonluk Ford kamyonu satılığa çıkarmıştır. Teklifler 20 O-cak 1950 gece yarısına kadar kabul edilecektir. Büyükelçilik her hangi bir teklifi veya bütün teklifleri reddetmek hakkını muhafaza eder.
(55)
DARENDE KÜLTÜR DERNEĞİ YÖNETİM KURULU BAŞKANLIĞINDAN
Derneğimizin 8/1/1950 Pazar günü saat 10 da yaptığı Genel Kurul toplantısında ekseriyet temin edilemediğinden bu toplantının 11 Ocak 1950 Çarşamba günü akşamı saat 20 de yapılması kararlaştırılmıştır.
Sayın üyelerimizin belirli gün ve saatte Ankara Halkevi salonunda hazır bulunmaları önemle rica olunur. (08)
Yönetim Kurulu Bşk, Remzi Gürsoy
Gündem:
1 — Seçimin yenilenmesi.
Kiralık ODA
Ulus civarında müstakil ve mobilyalı. Telefon : 15048 e müracaat.
TRAŞ BIÇAĞI TRAŞ SABUNU
rıyosodo mevcut yüzlerce marka traş bıçaklarından artık hangisini seçeceğinizi bilemiyorsunuz ?
Yarından itibaren HAVANA traş bıçağın?* tecrübe ediniz, bunun hakikaten yüksek kalitede bir traş bıçağı olduğunu şiz de farkedeceksiniz.
Aynı zamanda HAVANA traş sabununu da kullanırsanız sizin için ağır olan bu günlük külfet hoş itiyat haline gelecektir.'
Kartal ve QUADRAT —
Çizmelerini tercih ediniz
Dünyanın en lüks ve sağlam çizmeleridir
Vatandaş: Pahalılıkla mücadele ediyoruz, aşağıdaki en ucuz fiyatlarla çizme satışı başladı.
Birinci mal Kartal Birinci mal Quadrat
22 No. dan 29 No. ya kadar 8 Ura 19 No-dan 26 No.ya kadar 5.50 lira
30 ) 34 .10
33 ) 38 ) )15
39 ) 49 ) )20
23
30
35
40
ŞABAN KULAK: Güven Kundura Mağ Saraçlar Çarşısı No. 107 Tel: 11919,
DIŞ TABİBİ
HALİD SUNGUR
Çantandaki muayenehanesini Anafartalar Vakıf İş Hanı kat L No. 115 e nakletmiştir.
(1379)
29 » » 8.75 .
34 . . 11.00 .
38 . » 16.00 .
44 . . 21.50
sası. Çıkrıkçılar Yokuşu,
(15791

Matematik
Fransızca
Fizik Dersleri
Zafer Gazetesine müracaat. Tel :15315
Ankara Asliye 3 üncü Hukak Yargıçlığmmdan
Davalı: İzmir Gür Şevkat sokak 12 No. da oturmakta iken hırsızlıktan mahkûm olup tahliye olunan U-şaklı Asım oğlu 334 D. lu Halil Hulusi Kaftancı'ya (başkaca adresi yoktur) Dosya No. 049/482.
Davacı: Naci Akdemir vekili A-vukat Muzaffer Öztunç tarafından mahkememize verilen dâva dilekçesinin özü:
Dâvacının dükkânından 2 adet 575 lira kıymetindeki halıları dolandırmak suretile aldığınız hakkında 3 üncü Asliye Ceza Mahkemesince mahkûmiyet knrarı verildiği, mezkur 575 lira ile birlikte ücreti vekâlet ye masrafı muhakemenin sizden tahsili istenmektedir.
Dâva arzuhali ve davetiye adreslerinize gönderilmişse de bulunamadığınız bildirilmiş ve ilânen tebligat icrasına karar verilerek duruşma 20/1/1950 Cuma saat 10 a talik olun muştur. Muayyen gün ve saatte mahkemeye gelmez ve sizi temsilçn bir vekil göndermezseniz duruşmanın gıyaben yapılacağı dâva arzuhali ve davetiyle yerine geçmek ü-zere keyfiyet ilân olunur. (Davetiye ve dâva arzuhali birer nüshaları mahkemenin mahsus cainekânma ilsak olunmuştur.) (73)
Konferans
Eğridir öğrenci Yurdunda tertiplenen konferanslardan ilki, dün gece yurdun okuma salonunda verilmiştir.
Yurt müdürü Tevfik Tığlı'nın idaresinde, öğrenci Haşan Erdoğan tarafından verilen «Okuma ihtiyacı» konulu ve tartışmalı olan bu konferansı, öğrenciler candan bir alâka ile takip etmişlerdir.
Bu, çok faydalı ve öğrencilerin yetişmesinde âmil olacak olan- konferansların devamı dileğinde bulunan, yurdun yüksek tahsil öğrencilerinden birçoğu, gelecek haftalarda konuşma yapmak üzçre, isimlerini yazdırmışlardır: , Bu suretle önümüzdeki Cumarteşi gecesi ikinci konferansın -Demokrasi vç Eğitim, konusunda Hu :uk öğrencisi Mustafa Cesur tarafından Verileceği ve girişlerin serbest olduğu öğrenilmiştir.
Denizli İsmet İnönü Lisesinden Yetişenler Demeği Ankara Şubesi Başkanlığından:........
Ankara şubemiz "Genel Kurulu 12 Ocak 1950 Perşembe günü saat 15 de, Ankara Halkevindc şubenin fesih meselesini konuşmak üzere top lanacaktır. Ekseriyet, temin edilmediği takdirde Pazar günü, saat 15 de aynı yerde toplanmak üzere sayın üyelerimizin, teşrifleri, rica oltlnur
Yeni Neşriyat
İslâm Ansikloped-sı
(42 inci ve 43 üncü cüzler)
İslâm Ansiklopedisinin 42 inci ve 43 üncü cüzleri de çıkmıştır. Bu cüzlerde Harizm (Zeki Velidi To-gan) Harızmî (Abdülhak Adnan A-dıvar) Harizmşah, Harızmşahlar (M. Fuad Köprülü) Harput (Besim Dar- I kot) Harunürreşid, Haşan paşa (M. Tayyip Gökbilgin) Haşan paşa Haşan - Peyzade (Orhan Köprülü) Ha-şimiler, Haşiş. Haşmel (Mehmet Kaplan) Hatem, Hatip Hatt ı Hümayun (t. H. Uzunçarşılı) Ha'-'rettin oaşa, Hazarlar makaleleri yanların la isimleri yazılı müellifler tarafın.ian l yeniden telif olunmuştur. Her cüz i Milli Eğitim Bakanlığı yayınevi»? . rile bütün kitapçılarda 2 şer lira f‘-' yatla satılmaktadır.
SANAT TAKVİMİ
Milli Eğitim Bakanlığı bu yıl da «1950 Sanat Takvimi» adı altında nefis bir sanat eseri yayımlamıştır.
Kuşe kâğıt üzerine renkli olarak basılan bu sanat takviminin her r- j yı, Topkapı Sarayı Müzesinde bulu-; nan ve üçüncü meşhur Türk ressamı Levni’ye, bir kısmı da ressam Abdullah-ül- Buharî’ye ait bulunan nefis Türk minyatürleriyle süslüdür. Kullanıldıktan sonra zımbalı yerlerinden koparılıp saklanabilecek şekilde tertiplenen «1950 Sanat Tak vimi», renkli biı- karton üzerine basılmış olup Türk baskı tekniğinin büyük bir başarısını ifade etmekledir.
1950 Sanat Takvimi. 350 kuruş fiyatla Milli Eğitim Bakanlığı Yayın-evleı-iyle bütün kitapçılarda satıl-i maktadır.

YÜCEL
Yücel’in Ocak 1950 tarihli ve 1 numaralı sayısı Türkiyede şimdiye kadar hiç bir mecmuanın erişemediği bir nefasette neşredilmiştir.
72 biivük sahife içinde 50 den fazla alâka çekici yazıyı, nefis tabloları ve memleketin en ünlü şairlerinin şiirlerini bir araya toplıyan Yücel’in bu eşsiz savısını biitiin okuyucularımıza tavsiye ederiz.
Memnuniyetle haber aldığımıza göre yurdun uzak kösc’evindg bulunan aydınlar için mecmua idaresine 500 savı ayrılmış hulunmakt.-ı-clır, 1 liralık posta pulunu açık adresi ile ve taahhütlü mektupla (Posta kutusu 2053, Beyoğlu, İstanbul' adresine gönderenlere Yücel’in ilk sayısı taahhütlü posta ile yollanacaktır. Yücel’i tetkik etmek istiyen okuyucularımızın bu fırsattan istifa de etmelerini bekleriz.
— Fesih kararının konuşulması
— Yönetim Kuriılu raporu.
— Denetleme raporu.
—.Tasfiye komisyonu seçimi.
(71)
DEVI.PT TİYATROSU Rİ YÜK TİYATRODA
Bu akşam temsil yoktur BUGÜN GİŞE AÇIKTIR
14 .Ocak Cumartesi saat 15 de Cumhurbaşkanlığı F. Orkestrası 4. Filarmoni Konseri
Opera temsilleri İki Opera birden Yarın akşam saat 20 de
İki Opera birden P Mascagni’ıün Köylü Namusu (C'avalleria Rustiçana) Opera 1 perde
R. Leoncavallo’nun Palyaço (Pagliacci) Opera 2 perde
1.3 Cuma akşamı öğrencilere 15 Pazar akşamı ayrı rol tevzi-atile ikinci ilk tçmsil
KÜÇÜK TİYATRODA
Bu akşam saat 20 de İki temsil birden ANTİGONE
Sc-ıpin'in Dolapları (Öğretmen ve Öğrencilere) DİKKATİ (Yıldız Ece) çocuk piyesinin yarınki temsilinde yer voktıır. 15 Ocak Pazar temsilinin yerleri bugünden itibaren satılacaktır.
Büyük Tiyatro Tel: 10370-40 Küçük Tiyatro Tel: 11169
Cumhurbaşkanlığı Filârmonik Orkestrası
4. Filarmoni Konseri
11 Ocak 1950 Cumartesi günü saat 15 te
Şefi Ferid Al.NAR
1 _ l. Van Beethoven (1770 1827)
Piyano konçertosu. So) ma ı.n- No. 4, op. 58
a) Allegro moderato e ) Andante Can moto ç.) Rorıılo Viviıro Ça(an: Mithat Fenmçn.
10 dakika ara
2 — Y. Brahıns (1883 1897)
3. Senfoni, Fa majör, op. 90
a) Allegro Cou hrio
b) Andante
c) Finale (Allegro)
3 — R. VVagner (18131883)
Tanhauser uvertürü.

Comments (0)