Kaynak: TÜSTAV - Türkiye Sosyal Tarih Araştırma Vakfı Arşivi

BU SAYIDA :
Sosyalistçe Millet ve Milliyet Anlayışı
ESAT ÂDİL
Yeni Dünya
.RAUF MUTLUAY
Çanlar Bizim İçin Çalmıştı...
ASIM S ARP
M ar ia n ne
ATİLLA İLHAN
' Muzaffer Tayyip İçin Şimdilik
SABAHATTİN BATUR
Sulh Emrinde Fransız Düşüncesi
ŞERİF HULUSİ
V E
HAŞAN TANR1KUT, JETHİ GİRAY, SUAT TAŞER, İHVAN KABACIOĞLU
KÜLTÜR VE AKSİYON
Faşizm bize, hiç de bu efendiye göründüğü kadar cana yakın görünmüyor. Bu, «Millî hudutlar dahilinde bir sosyalizm denemesi değil, olsa olsa millî hudutları aşan banavarca bir kıtal ve cinayet denemesidir.»
Adamın biri
Cahit Külebi da neşredilmiş ve edilmemiş 37 şiirini bir araya topladı, kitabın adı: Adamın Biri. Değerli bir ressamın da desenlerini taşıyan bu üç formalık kitap basmak itibarile de hoş. Adamın biri harp içinde, ve Mehmet Ali gibi şa-rler şairin sanat anlayışında müs-i bet bir değişmeyi ve gelişmeyi müjdeleyor-
Külebi’nin bütün şıirierinde bir tereddüt, bir şüphe ile karşılaşmaktayız. Temenni edelim ki bu çekingenlik onun mizacından gelmiş olsun, yoksa inanışından değil. Ne olursa olsun bu 37 şiir samimiliğin ys titizliğin en canlı örnekleridir' Şairi tebrik ederiz'
Spartacus
Milâttan önce 73 ve 71 yıllan arasında İtalyanın cenubun-1da vuku bu’.an kölelerin isyanını Spartacus adlı bir şahsiyetin idare ettiğini, iki yıl müddetle Ro-mayı sarstığını biliriz. Bu tarih’ kahramanın, adı zamanımızda Alman sosyalisti Kari Liebknecht tarafından kurulmuş ihtilâlci osyalist partisinin adında dao yaşıyordu. Ingiliz gazetelerinden birinin değerli muharrir ve as’en bir Macar olan Arthur Koestler, (Spartacus) adTe yazdığı tarihi bir romanda bu t.arihı şahsiyetin hayatını isyanın sebeplerini ve idaresini güzel bir üslûpla tasvir etmiştir, Albert Lehman tarafından fıansızcaya tercüme edilip, Pariste 1945 yılında basılan bu mühim eseri okuyucularımıza sağlık veririz.
T. S. P KONFERANSLARI
Türkiye sosyalist partisinin kendi azası için tertiplemiş olduğu konferanslardan İkincisi "milli mesele ve sosyalizm,, idi. Konferansçısı Hüsamettin ©zdoğu marksist millî meseleyi gayet açık olarak ortaya koydu. Hür ve müstakil millet davasının sosyalizmin ana davası olduğu için emperyalizme Karşı olan her milli kurtuluş hareketinin sempati ile karşılanması icabetti-ğinj belirtti.
üçüncü konferansın mevzuu "cemiyeıin inkişafı,, idi.
Geçen hafta Mustafa Sörklüce bu konferansında cemiyetin ge-llşmes seyri izah etti. Konferans sonunda bir çok münakaşalar yapıldı.
Bu haftanın mevzuu “ Emperyalizmin İktisadî karakteri,, dir
Konferans Vasık Ealkış tarafından verilecektir.
Antifaşist gençler iüplaniist
Geçenlerde Prağda yapılacak, milletlerarası anti faşist gençler toplantısında bizden de Türk anti faşist gençliğimizi temsil üzere bir heyet işe girişti, bu daveti tetkik eden mesul makamlar bu şerefi kabul etmek luzumunu duymamış o-Iacaklarkı böyle bir heyetin gitmesine luzum görmediler.
Tabiidir ki bizim icabet etmemekliğimiz bu toplantıyı geçiktir-medi. İşittiğimize göre faşizmin tetkiki üzerine Anglosakson öğelerle İslav öğeler ihtilâfa düştüğünden tetkik yapmaktan vazgeçilmiştir. Eğer ölüm kamplarından ve cephelere dünyayı salhaneye çeviren faşist canavar ve cellatların kurbanı olan milyonlarca masum İnsana sorulabilmesindsn, ister İslav ister Anglosakson Ve hatta Cermen olsun faşizmin tetkiki üzerinde herhalde hiç bir ihtilâfa düşmezlerdi.
Kongrenin faşizmin tetkik üze-de tereddüt eden cesaret alan Tasvirin meşhur sağ sütun muharriri fikir faşizmini ne güzel tarif ediyor. "Faşizm millî hudutlar dahilinde bir sosyalizm denemesidir'.,
Cumhuriyet maarifinde ilk hakikî inkılâpçı hamleyi yaparak Köy Enstitülerini kuran, onları yıllarca büyük dirayet ve gerçek bir demokrat zihniyetle idare eden Bay İsmail Hakkı Tonguç vazifesinden çıkarılmıştır.
*
Köy enstitüleri öğretmenleri arasında geniş çapta nakiller yapıldığı ve bu enstitülere son günlerde ş'ahit olduğumuz anti - demokratik hareketlere uygun bir çehre verileceği haber alınmıştır.

Demokrasinin m üd af i I iğini yaparken yeni basın kanunu ile birlikte artık susacaklarını kahramanca ( ) bir mağdurluk edası (!) içinde ilân eden muharirleri görüyor, hayret ediyoruz. Bu söz ve yazı hürriyeti denilen mukaddes realitenin katlini kabul ettiğimizi ilân etmektir. Okuyucularımıza "ben korktum haberiniz olsun,, demektir. "Benim demokratlık ve cesaretim işte bu kadardır,,diye kendimi ele vermek-itr.
Türkiyede Sosyalist partisi Yayın'armdan ;
_ 2
" ~ Sosyalistçe Millet ve Milliyet Anlayışı —
Gerçek millet onlayışını ve gerçek millet duygusunu, büyük halk kilelerinin İktisadî ve İçtimaî kurtuluş davası yerine az’ığin zümrelerin egemenlik davasını yürütenlerde cra-mak hiç bir şey bilmemekten ileri gelir.
Yazan : Esat ADİL.
Azası ve genel sekreteri olmakla büyük bir şeref duyduğum Türkiye sosyalist partisi programının ana prensiplerinden birinin de milliyetc'lik olduğunu öğrenenlerden bir çoğunun hayrete düştüklerini ve bir çoğunun bü hayretlerini açıklamaya lüzum gördüklerini haber almaktayım.
Bunların bir kısmı i’e tanışmak ve münakaşa yapmak fırsatı buldum. İçlerinde mark-sizmi az çok tetkik etmiş, olanları ikna etmek şüphesiz daha kolay oldu.
Bir sosyalist partisinin veya bir sosyalistin millet varlığını kabul etmesini hakiki olarak milliyetperver geçinmesini hayret ve hatta hiddetle karşılayanları asla yadırgamamak gerektir. Çünkü hayretin sebebi, marksizm ve sosyalizm û zerinde doğru biı bilgiye sahip olmamaktan hiddetin sebebi ise m'İlet ve milliyet mefhumları üzerinde yanlış tarifler ve haksız inhisarcılılkar güdülmekten ileri gelmektedir.
Markscılar hiç bir zaman milleti inkâr etmiş değillerdir. Bilakis, millet mârksizmin kabul ettiği yegâne muştaki! varlıktır. Millet anlayışını ve miilîyet duygusunu saçma sapan tariflerden kurtarmış olan da yine bizzat mark-sizmdir.
Milliyet öyle bir ideolojidir ki, millete verilen manaya göre değişir. Bir marksistin milet anlayışı ile bir faşistin millet anlayışı arasındaki farklar onların milliyetçilikleri arasındaki farkların aynıdır.
Bir sosayiİstİn milliyetçi oluşuna niçin hayret ediyorlar ? Çünkü onlar, sosyalizmin ne olduğunu bilili yorlar. Haksız ve menfur iftiraların tesirinden kendilerini kurtaramayanlar sosyalistleri millet, milliyet, vatan düşmanı sayıyorlar.
Eğer onlar bilseler ki, sosyalizm: Her milletin kendi millî ve siyasi sınırları içinde gerçek bir bağımsızlığa taraftardır ve hiç bir milletin küçük veya büyük, zayıf veya kuvvetli, diğer hiç bir millet ta afından dokunulama-mazhğı bir prensibini kabul etmiştir. Şüphesiz ki, bir sosyalistin herkesten fazla millet ve milliyet mefhumuna bağlı olduğunu tasdike mecbur kalırlardı..
Yine eğer onlar bilselerdi ki, sosyalizm bir millet halinde yaşayanlaıın her türlü millî servetler ve kaynakları üzerinde milletçe müşterek haklarını ve faydalanma salâhiyetlerini farımaktadır, her türlü fert ve zümre üstünlüğünü, istismarcılığı red etmektedir, yurt üzerindeki refah ve saadetm bütün millete ait olması lâzımgeleceğini ileri sürmektedir, şüphesiz ki, onlar bir sosyalistin millet ve milliyet bahsında en samimî ve en dürüst bir insan olduğunda asla tereddüt etmezlerdi.
Bir sosyalistin milliyetçi oluşuna niçin hayret ediyorlar? Çiin'-ü on’ar : artık bu suretle herkesi aldatacak imkânı kaybetmiş oluyorlar. inhisarları altına almış oldukları millet ve milliyet merhumuna takdık’arı maskelerin al aşağı edilmesine kızmaktadırlar. Bir milletin, büyük bir ekseriyetin küçük bir zümre elinde mağdur edilmesine göz yummanın, küçük milletlerin büyük milletlere peşkeş çekilmesine göz yummanın, miletleri birbirine düşman edici ideolojilerle gerçek milliyet ideolo-fisi arasında hiç bir münasebet bulunmayışına göz yummanın, milletin ne olduğu ne de olması lâzımgeid ği gibi tarif edilmeyişine göz yummanın sosyoloji namına bir sahtekarlık olduğunu ortaya ■koyanlar ancak markscılardır. Milleti gerçek ve yüksek varlığı içinde kabul eden, onu kendi millî bünyesi içinde hür bir gelişmeye tabi tutmak isteyen faşizm değil, mârksizmdir.
Dünyada lıiç bir insan, kendi milletini bir ıriarksist kadar sevemez. Çünkü başka hiç bir merkep kendi toprağına ve her şeyden önce kendi milletine Bağlanabilmek için marksizm kadar realist bir görüş ve idealist bir imaıı kaynağına malik olamamıştır. Marksizm. Bize her şeyden önce insanı ve insan olarak da her şe’den önce kendi mensup olduğu milleti sevmesini öğretmiştir. Bütün Avrupanın son mukavemet ve millî kurtuluş hareketlerini tet-kit etmiş olanlar bunun böyle olduğunu kabule mecburdurlar,
Polonya, Fransa, Çekoslovakya, Belçika Norveç, Danimarka, Yoğoslavya ve nihayet Yunanistan mukavemet hareketlerinde en büyük yurtseverlik, kahramanlık, fedakârlık ör-
- 3 -
netlerini veren’er Marksistler olmuştur. Yalnız Fransada, düşmana karşı yapılan çete harplerinde yüzbinden fazla marksist yurtları uğruna seve seve canlarını vermişlerdir. Niçin ?
Çünkü onlar vatan, millet mefhumunu en yüksek bir mefhum o’arak kabul ediyorlardı. Çünkü onlar, marksca ve sosyalistçe millet anlayışı içinde milliyetçi idiler ve oniaıın bu milliyetçiliği, faşitslerin, nazistlerinkisi gibi sahte değil gerçekten samimi idi.
Türk sosyalistlerin in ve marksistlerinin de yurt ve millet davasında herhangi bir istismarcı ve istilâcı düşmana karşı en ön plânda nasıl kahramanca savaşabilmek niyet ve azminde olduklarından hiç kimsenin şüphe etmeye hakkı yoktur.
Bir marksist ile bir faşist arasındaki millet anlayışı üzerinde bir lahza duralım:
Faşiste göre millet: İÇanda, dilde, dinde birliktir. Ona göre üstün ırk aşağı ırk vardır. Bütün milletleri, kendi milletinden aşağı görür ve onları hakir bulur. Bu sebeple milletler arası dostluğun düşmanıdır. Tasavvur ediniz ki, her millet böyle düşünse yer yüzü yalnız kendini üstün ve başkalarını hakir gören milletlerin bir harp ve husumet sahası olacaktır. Faşistçe milliyetçilik harp ve tecavüz ideolojisinden başka bir şey değildir.
Halbuki, bu anlayış ne. ilme, ne de realiteye uygundur. Kanda, dilde, dinde beraberlik arzetmediği halde yer yüzünde gayet büyük kuvvetli ve kültürlü milletler vardır. Yine aynı zamanda aralarında ırk, dil, d‘n beraberliği olduğu halde ayrı ayrı yaşayan yine bir çok büyük, kuvvetli, kültürlü milletler vardır.
Marksizme göre millet: Ülke, dil, iktisadi hayat, kültür ve anane beraberliğidir.
Demek oluyorki ki, millet bağımsız bir vatan üzerinde ayni dili konuşan, aynı kültür ve an'ane içinde gelişen ve aralarında refah ve saadet bakımından iktisadi hayat beraberliği bulunan siyasi, iktisadi ve İçtimaî topluluğun tam kendisidir.
Böyle bir millet anlayışının ideolejis'dir ki ona milliyet denir - faşist milliyetçiliğinin güd-düğü yolun aksine bir yol tutar.
O da, hür ve bağımsız mil’etler avası karşılıklı dostluk ve kardeşlik hür milletin kendi millî kültür ve ekonomisi içinde hür olarak inkişaf etmesi ve başka milletlere de bu şekilde inkişaf hakkını tanıması, bizim milliyetçiliğimizin en gerçek ifadesidir.
İstanbul
Ah İstanbul I
Sokaklarında kucak kucak çiçek satılan şehir! Haliç, tersane ameleleri...
Bir tütün yaprağı gibi: rejili işçi kızlar; İnsanlarla dolu, canım insanlarla!
Vapurlar, tramvaylar...
; Ayaklarım koşuyor, kahrolası ayaklarım! Ekmek peşinden.
Kapayın ellerinizle yüzünüzü büyük patronlar! Mahmut Yesarî bey geçiyor Babıâli caddesinden.
"Vazgeç ulan Taksimden! Dertliyim yine bu akşam... Söyle kızım Leman, Beni ağlatıncıya kadar söyle... Şöyle bir şarkı olsun : hüzzamdan" "Güzeldir hüzzam makamı
Biz dertliyiz,
Ehli kalemdeniz,
Bir kaç kadeh bulanık rakı içelim,
Balık pazarında bu akşam,,
Balık pazarında iyot kokuyor akşam...
Yanımdaki masada “Cevriyem” türküsünü söylüyor Büyük elli, büyük ayaklı üç adam:
“Yarın yine havada lodos var,
Yarın yine....
Gözlerinden anladım Cevriyem sende kara sevda var, İstanbul, güzel şehir,
Affeyle bizi.
Gerçi övemedik ufkunu, mehtabını, denizini!
Sen doldur oğlum bizim kadehlerimizi Dertliyiz yine bu akşam...
Sen söyle kızım, AksaraylI Leman
Hüzzam'dan söyle
Güzeldir, hazindir hüzzam".. Fethi GİRAY
Elde değil düşünmemek
Kurum kurum kuruyasın Kızılırmak:
Çocukluğumu sen götürdün, götürdün de nerelerde yitirdin?
Nar gibi akşamların vardı, üstünde yanan ışıklı gelincikler yıldızlardı, kızarmış iri birçörek doğardı geceleri
ay yerine..,
Çıplak ayaklı bir çocuk oturmuş karanlığın içine hayaller kurardı kendine göre..
Elde değil düşünmemek gideni
Kurum kurum kuruyasın Kızılırmak,
Iköksöz bir ağaca döndürdün beni.
Çocukluğum sende yatıyor.
uykularım yatıyor
! kara kavakların gölgesinde ;
, s hafızamda sığırcık kuşları ötüyor..
Ş Türkülerim ’
I türkülerim susmuştur çoktan ]
ay ışıklı söğüt dallarında,
Belki de hâlâ düşünür o kargalar telgrafın tellerinde.
Sual TAŞER
3 -
(Aldous Huxîey - ABrave NewWcrld Ç; Orhan Burian-M. E. B. Dünya edebiyatından lercümeler serisi, Ankara 1945: F: 2 40 Kr)
“Sadece kırkdört katlık kül-rengi bodur bir bina. Büyük methalin üstünde şu yazılar: iç Londra kuluçkalama ve şartlama merkezi; çerçeve içinde de dünya devletinin şiarı : Topluluk, benzerlik, istikrar.,,
Aldous Hux’ey kitabına böyle başlar. Ford’dan, - yahut ruh meselesinden bahsedildiği zaman benimsenen isme göre Freud’den sonra 632 istikrar yıbnda dünyanın vaziyeti şöyledir : Toptan stihsal prensip'eri nihayet biyolojiye de tatbik edilmiş, ana rahminin tıpatıp vasıflarına 'sahip suni vasatlar içinde insan yetiştirilmiştir. Hem de isteriden evsafta.Bokanovski amelyesiyle yumurtalar tomurcuklandırılmış, içtimai istikrarın ,en büyük vasıtalarından olan bu iş sayesinde tek bir yumurtadan binlerce di-zi eş ikizler imal etmek mümkün olmuştur. Ve tarihte ilk deca olarak bir dünya devleti kurulmuştur ; tarihte ilk defa olarak; topluluk, benzerlik, istikrar.
Nüfusun iyi şekilde tertibi için buzdağları Örnek alınmıştır; onda dokuzu su seviyesinden a-şağıdadır, onda biri yukarıda. Alfalar-yani, birbirinden ayrı, soyca iyi, dilediğini seçmek ve üstüne mesuliyet almak iktidarında olan fertler-en üstün sı-nıfdırlar ve pek azdırlar. Sonra, zait nakıs betalar, gamalar, deltalar ve en aşağı sınıf; ipsilon'ar. Her rüşeym henüz şişedeyen «İçtimaî kader biçme müfehassısları» tarafından hususi muame’elere maruz bırakılır. Meselâ: kendilerinde zekâ bulunmasına ihtiyaç olmayan ve iz n verilmeyen aşağı sınıflar normalin altında yetiştirilir. Gıdaları eksik verilir, oksijen'eri azaltılır, z'ra “ herkese kendi sınıfının verasetile beraber kendi sınıfının muhiti
de empoze edilmektedir.,, Sınıf şuurunun yerleşmesi için aşağı sınıflar kısa boylu, çirkin ve bedeni kuvvetlerine mukabil, zihni kıymetsizliklerde, hususi surette yetiştirilmektedir. Böylece bünyelerinin verdiği hüküm, son-ra’arı zihinlerine de kabul ettirilecektir. Bunu temin için “tarihin ahlakileştirici ve içtimaileştirici en büyük kuvveti,, olan “uykuda ders verme, usulü kullanılır. Ehemmiyetine göre, yıllarca müddet ve binlerce defa tekrarlatılan fikirler. Öyle ki nihayet insanın zihni bu fikirlerden ibaret olur; hem bütün hayat boyunca. Muhakeme eden, isteyen, karar veren zihin hep bu telkinlerden ibarett:r. Bu telkinler de hep............... Devlet-
ten gelen te'k'nlerdir. Böylece “Tanrı cennetinde; dünyanın da her işi yolundadır.,, Bu insanlardan hiçbiri aşamıyacağı bir engelle karşılaşmamıştır, ve hiçbiri, bir arzu duyduğu anla onun yerine gelmesi arasında uzun bir zaman fasılası geçirmek zorunda kalmamıştır. Bir tanesi arzuladığı bir kızı elde etmek için hemen dört hafta beklemek zorunda ka’mıştır ki bu, pek müthiş bir şeydir. “Herkes, herkes içindir,, ve artık şahıs hürriyetine, yani «dörtköşe bir delikte yuvarlak bir çivi olmak serbestisi» ne ihtiyaç h’ssedilmemektedir.
Burada müellifin, geniş mu-hayyilesile anlaşan insansever-liğinin, harikulade telif kabiliyetine rastlarız. Bu dünyanın insanları — yapılan telkinler sayesinde — kendilerinden başka bir şey olmayı, hallerinden da
ha güzel bir vaziyeti arzulamazlar. Bu da bahtiyarlık ve faziletin sırrıdır, yapmaya mecbur olduğumuz şeyi sevmek. Bütün şartlama bu gayeyi hedef edinmiştir, insan’ara kaçın ansıyacakları içtimai mukadderatlarını sevdirmek. Kitabın- oyalayıcı kısımları, Pmin harikulade inkişafı ve tekniğin müthiş gelişmeleridir. Buna mukabil hakikatin, aşkın, benliğin, tabiatın, aile ye idealin - tabii hakkın-da mevcut olmadığı bu a'emde hiç bir trajedinin yer etmediği mükemmel bir yutturmaca İçtimaî düzen, buna mukabil, o namütenahi güzel olan SOMA vardır. “Rahatlaştıran, mahmurlaştıran hoş bir şekilde hayale daldıran bir ilâç, hristiyanlık ve alkolün bütün faydalarını temin eder, cepte taşınır ve herkesi faziletli yapar.
Bir gün bu dünyaya bir vahşi gelir, Anne ve insan sevgisini, âşkı »biraz tanrıyı ve pek çok Shakespeare’i bilen bir vahşi. Uzun mücadelelerden sonra . bu «yeni dünya» da yaşayamaz, intihar eder.
Aldous Hux’ey’in kitabı burada biter.
* * *
Bu. nefis bif kitapdır. Fevkalâde zek'ce, İnce bir ironi ile, ilk plânda bir ütopia gibi geliyorsa da - müellif, önsöz yerindeki iktibasile bunu kabul etmiştir - asbnda, dünyamızın geçilmiş olduğu bir buhrana aittir. İçinde yaşadığımız dünyaya da çok benzer. İlkten bu yeni dünya gayet insani ve doğru görünüyor. İkinci bir Yunan mucizesi yaratılabilmiştir. İnsanlar, geçim derdi düşünmeden yaşamakta ve kimse halinden şikâyet etmemektedir. O Yunan mucizesi ki bir çok insana hâlâ, (Devamı 11’inci sayfada)
2 —
Kitaplar Arasında
ÇANLAR BİZİM İÇİN ÇALMIŞTI..
Eilme alınmış bir romanı !(*) okurken'çok -şeyler’ düşündüm. Aşka, harbe, ihanete, ölüme ve siyasete aid çok şeyler.. Hatta İspanya harbini dünya harbinin başlangıcı sayan büyük realist’ lerin heyecan ile politika adamlarının soğuk kanlı konferanslarım içine alan yakın tarihi düşündüm. Siyasî düşünceleri bırakalım, Va'ansiyadan Madride Madridde'n Patise taşınmağa mecbur kalan Mil'etlerarası yazıcılar kongresinin açılış nutkunda Juan Negrin’in sözlerinin gerçekliği beni heyecanlandırdı, Negrın demişti ki :
«Âsilere karşı açtığımız mücadele, önceleri- memleketimizin istiklâli için yapılan bir savaştı. Sonraları yavaş, ya-aş insanlığın _ hürriyeti için -başlıyan bir mücadele haline geldi.»
Bıı muazzam savaş içinde geçen günlere nisbetle okuduğum romanın ne kadar slthî, ne kadar küçük kaldığını eseri bitirince daha iyi an’adım. Bu küçüklüğe rağmen romanda büyük insanların davası için çalışan temiz, samimi, merd halk çocuk-lariyle tanışmamızı epeyce kâr saydım. İhtiyar Anselmo ne güzel adamdır, diyorum ve Augus-tin'in kendisine Negro denilmesi üzerine gösterdiği erkek hiddeti hisseder gibi oluyorum.
“Çanlar Kimin İçin Çalıyor?,, romanı İspanyadaki faşist ayaklanmadan sonra geçen dramdan b.r zerredir. Bir çeteci grubunun mücadele hikâyesidir. Pablo çetesinin bulunduğu bölgedeki bil" köprüyü vakti gelince dinamitle uçurmak vazifesini alan bir Ame-
li] Çanlar kimin için çalıyor, Erncst Hemingway -Vahdet Gültekin Yıldız romanlar serisi, İstanbul 1946
Yazan : ASIM SARP
rikalının (Robert Jordan - ingles) karariiaha ge’mesi ve ^vazifesini başarı-ile bitirdikten s«nra bir düşman kurşuniyle ölmes’ne kadar geçen macera, yazarın meharet’ sayes:nde kardeş kavgasının muhtelif sahnelerini canlandıran geniş bir-aşk, harp, macera romanı olmuştur. Psikolojik tahlillerin, fe'sefi düşüncelerin. tabiat tasvirlerinin süsünden ve yükünden uzak kalan ki-tabta Ernest Hemingway, neyi anlatmak, neyi hissettirmek istemişse onu muhavere voliyle mükemmel şekilde yapmıştır. Romandaki konuşma dilinin samimiliği tabiiliği ilk bakışta göze çarpan bir hususiyet ve başarıdır. Doğrusu V. Gültekin de temiz bir Türkçe ile takdire değer bir tercüme örneği vermiştir.
Biz bu sürükleyici ve iyi kurulmuş romanı okurken güzel aşk sahneleriyle orta seviyedek1 okurları tahrik eden bir romanla karşılaşmanın azabını duyduk. Halbuki Ispanyol iç harbi gibi başlıyan fakat faşist silâhlarının tecrübe meydanı haline getirilen şerefli İspanyanın kavgasına aıd ciddî eserlere^ hadiseleri izah ediş felsefesi, mücadelnnin azametine denk dolgun romanlara ne çok ihtiyacımız var. Bununla beraber «diz çöküp yaşamaktansa, ayaktaölmekiyidir». diyen ve «benliğinden iyilik ve hakikat fışkıran» kahraman Passionaranm memleketinin iyi insanlarından bir kaçını tanımamız ve iyi bir yazıcı ile karşılaşmamız romanı okumak zahmetimizi fazlasıyle ödüyor.
Sevgilisi Maria’ya :
“Hürriyeti, şerefi, insanların ça'ışmak ve karınlarını doyurmak hususundaki haklarını sevdiğim gibi seviyorum seni. Uğ
runda kan döktüğümüz Madridi sevdiğim gibi, ölen bütün arkadaşlarımı sevdiğim gibi seviyorum seni.,, ■
Diyen Robert Jordan'ın bu ifade tarz.ı içinde bulunduğu grubun sosyal terbiyesi ile ahenk teşkil ediyor. Zira Cümhuriyetçı İspanyanın enerjik ve vatansever insanları; büyük mal sahiplerinin bulunduğu bir mem'ekette ferd istismarının da var olacağını an'amışlardır. Mallarının ve servetlerinin kendi vatandaşları aleyhinde muhafazası için faşişt-leşen adamlara lâvik oldukları cezayı gözleri kıpırdama dan verecek h'nçta ve cesarettedirler. Onlar - bunları romandaan nlıyoruz, her memleketin toprak davasiyle yakından alâkalıdır’ar. Ve esas!1 reformumun hasretini çekmektedirler. Bu şuura varan insanlara “seni ebediyyeıı seveceğim,,-gibi adî ifadelerle sevgiyi bildirmek herhalde doğru olmazdı} Onlara “Hürriyeti, şerefi, insanların çalışmak ve karınlarını doyurmak hususundaki hakkını sevdiğim gibi seviyorum seni.» demek lâzımdır. Bun'arı söyliyen Jordan’ın vazifesini bitirdikten sonra tatlı aşk ve hayat hülyalarını tahakkuk ettirmemesi okuyucuda Fa-şisto - Nazisto - Falanzjst gü-rûhunun barbarlığına karşı kin uyandırıyor. Jordanın Maria’dan ayrılış sahnesini okurken harb esnasında Toledo sokaklarında söylendiğini eski bir röportajdan öğrendiğim şarkı hafızamda hazin varlığını hatırlattı:
“Sana, cepheye gitmeden nişan'anmak ta, evlenmek te yasak. Fakat cepheye gittikten sonrada sen yine evlenemezsin. Kardeş Madrid, sana giden gelmiyor.”
Amerikalı Jordan da bir çok namuslu yabancılarla beraber
— 6 —
sp anyol demskra tları için dÖ-ğüştü ve Öldü. Ölmeğe hazır olanlar bitmeden Âsîler Almanya ve kalyadan gönderilen ka-ragömleklilerin yardımıyle kardeş kaniyle sulanan şehirlerden iğrenç bir muzaffer edasiyle geç-ti'er ve yabancı kuvvetlere dayanarak diktatörlük ilân ettiler.
Harp bitmeden büyük Fransız edibi, Ramain Rolland bağırmıştı:
«Avrupa ve Amerikanın İnsanları. Sizi çağırıyorum. İspanyanın Fyardım’na koşunuz. Zira, sîzler de dahil olduğunuz halde hepimiz tehd’t altındayız. Bu kadınların, bu çocukların, bu dünya hazınelerin'n mahvolmasına müsaade etmeyin. Şayet susarsanız mahvolacak olan sizîn-kilerdir. Çocuklarınız, kadınlarınız, sevdiğiniz bütün şey-er, hayatı güze! ve mukaddes yapan her şeydir.»
O zaman bu davete kulak vermeyen kapitalist âlemi «ademi müdahale komitesiyle,, işin pişmesini bekledi, Rollatıd’m hitabı taş duvarlarda akis yapmadı. Ama hakikata karşı kulaklarını tıkayanlar bu sağırlıkları-nmm cezasını çocuklarının- kadınlarının, sevdikle inin cesediy’e ödedilir.
Daha o zamanlar ik’nci dünya harbinin ilk tohumların n atıldığı Servantesin ve sıcak sesli kastanyetlerin mem'eketi için çok şeyler yazılm’ştı. tlya Ehren-burğ'lar, Aleksi Tolstoy’la', Mi-hail Koltsif’lar, Andre Malraux -lar.. çok sayfa’ar doldurdular. Yazıları, meşru bir hükümete karşı girişilen meşum isyanı.dünya hürriyetçilerine bütün çıplak-lıgıyle anlatmıştı. Türk okurları o zam andanberi Passîonaı anın safında olduğu halde Alkazar muhasarası gibi tahrif edilmiş filmlerle yaralandı. Şimdi de «Ç-an'ar Kimin İçin Çalıyor,, la arzu ettiği ölçüde İspanya savaşın n derinliklerine menemenin azabını duymaktadır. Ve tercü-mecilerimize karşı her halde
Vie scvietique
Parisfte 22 Haziran 1946 dan itibaren (Vie sovietique) (Sov-yetlerde hayat) adile haftalık bir mecmua çıkmağa başlamıştır. Bu mecmuada Scvyetlerdeki ilim, edebiyat ve sanat karakterle.'ile sos yad meseleler hakkında vesika değerini taşır kıymetli yazılar vardır. Ayrıca her nüshada b’r hikâye, bir roman tefri-nası, ve bir hafta içinde_Sovyet Rusjada çıkmış kitapların bir bibliyografyasını da bulacaksınız. Bu mühim mecmuayı okuyucularımıza sağlık veririz.
küskünlük hisleri beslemektedir
Okuyucular, göklere yükselen İspanyol paro’asını unutmamışlardır.
“No Passaran. „
Faşizmin şerefsiz silâhı beşinci kolun ilk alçaklık imtihanı’ nı verd'ği İspanyada Maerid müdafaasını aşanlar Stalingrad’ın kızıl gögsünü delemediler. Ve Lozovsky’nin No pasaran anlamına gelen katî hükümlü cümlelerinin değer'ni sıfıra indire-mediler. İspanyada kazanılan muharebe, Stalingradda başlıyan hezimetle kaybedilmiş bir hsrb ve öldürülmüş bir dava hab'ni aldı.
Muazzam fedakârlık'ardan sonra kapitalist ülkelerin şaşırtılmış efkârı umumiyesi anladı ki: İspanyada ölen’er için çalınan çan’ar kendileri için çalınmıştı. Kendile-i ve bütün insanlık hak-jarı için.
Tek bir dünyanın insanları. İspanya harbinden çok şeyler öğrenebilirdi. Halbuki dünyayı tehdid eden tehlikeyi anlamak için harbin herkese çok acı ıztı-rablar vermesini bekledik. Şimdi anlıyoruz.
Çan'ar bizim için çalmıştı. Artık halk çocuklarının sermayedarlar hesabına ölmemesi için çan seslerine dikkat etmek lâzıuı
Yeni dünya
Sayfa 5 den devam kâbına erişilmez bir medeniyet seviyesi gibi görünmekde, buna mukabil eski Atina, Isparta-nın insan haklarını en geniş mikyasta reddeden birer sistem olduğu unutulmaktadır Kurulacak dünyanın düsturları ne olursa clsun onun en medeni tarafı, harikulade te'-'nik gelişmeleri, müthiş zenginlikleri değil, millî serveti en adil şekilde taksim eden1 çalışanı hakkını, istismarcı sınıf lara cezasını ve: en sınıfsızlığı ve ten geni1’, asil, en hakiki manasi-le insan telâkkisi olacaktır.
Mûlcaddemede deniliyor ki : ‘Utopiaların gerçekleşmek 'ihtimali evvelce zannedildiğinden çok fazladır. Bugün bambaşka bir mesele karşısındayız. Onların büsbütün gerçekleşmesini nasıl önlemeli? Utopialar gerçekleşebilir şeylerdir hayat utopialara doğru yürüyor. Belki de yeni bir çağ başlıyor, bir çağ ki aydınları, yetişkin sınıfları utopialardan kaçınmak ve utopialik olmayan daha az olgnu ama daha: hür bir cemiyete dönmek çarelerini düşünmeğe dalacaklardır.’.
Hayır, insan cemiyetlerinin buzdağları gibi onda dokuzu su seviyesinden aşağıda olarak ter-tip'enmesi, ve büyük kelimelerle «uykuda ders verir» gibi asırlarca uyutulması devri artık geçmiştir. Bu hakikatin zıddına olan hiçbir utopia gerçekleşemeyecektir. Ve sosyalist bir sistemin kurulmuş olduğu bir cemiyet, bir daha da utopialar yaratmak fantezisine ihtiyaç hissetmiyecek-tir. Uzun lâfın kısası bugünün hakikati bir tanedir. Bunu, bunun gibi güzel kitap'arı okudukça daha iyi anlıoyruz. Bir dünya birliği - uzak da olsa - bir utop;a değildir. Kütlelerin haklarını bulması, hakikata, insanlığa ve kendimize en geniş mikyasta ileri adım'ar vermeğe iktidarımız,'yalnız bir tek yolla mümkündür. Bu yirminci asrın en büyük hakikatidir. Sosyalizm.
Rauf MUTLU AY.
7 ™
ŞAFAK VAKTİ DÜNYADAN :
*>^****>*******
Wl A R İ
Sahiden fevkalâde bir ahval yaşıyor
Yıldızların en mükemmel senfonisi içinde Kanatları rüzgâra vurgun yeldeğlrmenleri.
Hollanda. Çocuk dergilerinden tanıdığım memleket 0lüm çiseliyor sinsi bir yağmur gibi,
Ağiamak sırası sana gelmiş akibet-Alışmadığın şarkilar delirmiş havalarda put kesilmiş sıra sıra değirmenlerin miğferli gölgeler belirmiş duvarlarda.
Oy Döne'm ne sen sor, ne de ben söyliyeyim anlaşmak için gözlerimiz kifayet eder: Hoilanda düşmüş. Belçika tarumar olmuş, Kafileler, yollar boyunca kafileler.
Ben bir kuş hatırlarım- Mavi kanatlı bir kuş Yelken açmış bir gemi, Ateş rengi lâleler.
Bahar. Bayram sevinci. Saadet insanlar için. Hayır, gece bir bombardıman yaşadık:
Saadet bizden ırak, bahar perişan.
Nasıl Döne'm kanamasın söyle yüreğim, sahiden fevkalâde bir ahval içindedir ruhlarında en büyük yangınlar tutuşan Belçikalı, Hollanda’lı insan kardeşlerim.
Büyük alnını eğmiş böyle düşünmemelisin Ne kadar ümitler kararsa Marianne.
En yiğitçesine ölüm: Dövüşerek ölmektir gözlerinde tebessüm avuçlarında kan rüzgâr gibi esip, şimşek gibi çakarak.
Fransa... Vatan Hürriyet demektir-Bak Marianne. Ölenlere, ölenlere bak, Bak kalbime, yanıyor, yanıyor ıstırabtan: Polonya terkedilmiş. Norveç işgal altında Belcikanm üzerinde şimdi uçaklar, Çok geçmeden burada olacaklar.
Büyük alnını oğmiş böyle düşünmemelisin yakışmıyor Marianne, b'J sana yakışmıyor. Yanardağlar fışkırsın gayri yüreğinden, Saplansın kıllç gibi, haykır, düşmana sesin. Hani nasıl başlıyordu o ihtilâl şarkısı, Söyle, erganunlar uğuldasın derinden koroların harikulade dalgalanışı ve bir bayrak gibi önde giden kahramanlar. Marseillaıse çağlasın, çağlıyan gibi;
Haydi Marianne, haydi vatan çocukları. Yürüyeiim, Hürriyet, aziz hürriyet.
Yeter artık, yeter kahretme beni.
Bilirim hayal buniar, hayal Maıianne Ağiamak mı, terkedilmiş çocuklar gibi, Ağlamak mı yürekten yaşın yaşın, kana kana Ağlamak mı. hayır aklımdan bile geçmez Ağlama Döne’m, ağlamıya alışmadık
Ağl ama gün yüzlüm, güneş çehrelim, Hürriyet keskin etsin kılıçlarınızı Haydi kalkın, kalkın vatan çocukları Efendiler yürümezse biz yürüyelim.
Sevgilim, şu orman Argon ormanı Verdun kalesidir gördüğün kala. Eüyüdükçe büyür dünya yangını Neyleyim tutuştu bir yol meş’ale Düşmüşüz Hürriyet diyerek yola, Hani düldül, nerde bizim zülflkâr? Hilafsız her gece bir güne çıkar Her ümit parlak bir güneştir, inan Çıksın karşımıza zalim ordulaJ Ölelim yaşamak, için Marianne,
_ *
Bahar gelmiş. Mevcudat sevda ile sarhoş Ağaçlara kan yürümüş, su yerine bu mevsim. Yapraklar ürperiyor, Savaş ferman dinlemez. Dağbaşlarmda bırakılmış münzevi ölüler yumrukları sıkılmış, yüzleri mütebesssim yağmurlar yıkamış, yağmurlar saçlarım. Daha neler görecek zavallı gözlerimiz.
İşte yaklaşıyor, yine ayak sesleri.
Harabeler tütüyor her geçtikleri yerden.
Delik deşik edilmiş Hürriyet arzuları.
Uzaktan, çok uzaktan bir ses duyuyor musun ? Bir trampet. Sonra sükûn, sükûn havalar dolusu ve nihayet bir çığlık, bir ötelerden.
Bir lahzada çanlar gibi yıldızlar çalıyor, doldurmuş gök kubbeyi bir rüzgâr uğultusu siyah kartallar gibi uçaklar alçalıyor.
Kalbi mi delinmiş Alsace’lı şu askerin kan fıskiyeleri fışkırıyor yüzüme?
Kuyruklu’yıldızlar mı şu civara düşenler karanlığın koyııundan cayır cayır yanarak ?
Nedir bu Boşanması mı cehennemlerin? Bir kıvılcım, bir kıvılcım sıçramış gözüme. Çan sesleri açılıyor havada yaprak yaprak. Dağl arın arkasında devler mi kudurmuş?
Zincir şıkırtıları, zindan ve ölüm
Sonra, sonra sükpn, sükûn havalar dolusu. Kahrolası bir sağırlık, delirtici bir sükût. Çiçekleri sersem etmiş taze kan kokusu. Uzaktan, çok uzaktan bir ses duyuyormusun? Mjnnet dolu bir ses, Gaskonya’fı arkadaş, Gerçi sen herşeyinle artık yaşamıyorsun artık unutulmuş bir hikâye hürriyet.
ANNE..
lâkin kulak ver, bu sesi duy topraktan: Sana minnet, Fransa'dan sana minnet
Hele bir kan ile dünya yıkansın âhir bir zelzele, bir zelzele beklenecek.
Hey sevgilim, hemen haber uçurduk Neyleyelim döşlü Verdun kalesi
Zafer kuşun tutamadık kaçırdık Mateme büründü Frenk ülkesi
Derken duyulan ses Jeanne Darc’in sesi Dur, diyor vatani beklemelisin
Dövüş, eğilme sen, zal!m eğilsin Damarda kallr mi dökülecek kan çıkalım dağlara, dağlar sevinsin ©lelim yaşamak için Mcrianne,
Hey sevgilim bunda mekân tutmuşuz Savoie dağları bizimle şendir Gözlerde bulut yok, yürek korkusuz Kahramanlık demi işte bu demdir İnsan’ln vatani Cümle alemdir cümle âdemoğlu seninle kardeş Tutuştu mu bir yel kalbinde ateş Dövüşür fek kişi gibi durmadan Yükselsin diyerek semaya güneş ©lelim, yoşamak için Marianne.
Eski nur beldesi Paris, karanlık şehir hevecanla kımıldar bir okyanus gibi gözleri kör, matem düşmüş sinesine. Kanlı sabahlara bakan yoz geceleri yorgun mülteciler, askerler gelir gelir insanlarla dolu garp yollarından karanlık dokunmuş cümlesine herbiri bir güneş bekler yarinden. Gölgeler dalgalanır, gölgeler konuşur gölgelerde yaşlyan tehlikeli bir şey var, Kocaman yarasalar gibi uçuşur Heyûlâlar doîaşır duver duvar.
Eski nur Beldesi Paris, Karanlık şehir Dudaklarda solan hozin bir tebessüm, Yıldızlara, serenad, serenad-sons espoir-Eğlenmiyor emsalsiz kemallar artık. Karanfiller solmuş, kcrılar kimsesiz, her lâhza yoklaşan bir kâbus gibi ölüm. Döne'm seni alrnasln, almaşla bu kararlık. Ona kaldı fabrikalar, şehirlerimiz Ona kaldı İnsanlar, Ona kaldı Hürriyet. Gel, Sevgilim, gel kumru gögüslü Döne'm, Gel yaşiyan başka İnsanlar da var, gel onlar da bilir dövüşmesini Maginot'dc, Dunkerdue'de ölenler kadar. Bırak ağlasın Paris, bırak ağlasln Sen Döne'm - gözlerini güneşe çevir-Daha binlercesi var böy'e can verecek. Eski nur beldesi Paris karanlık şehir Hele bir vakteşirip toprak uyansın Evve1 deli yağmurlar şiddetlenecek.
Kahramanlar kalbimize çizilmiş hatıranız
Evvelce Ispanya’da, Çin' de sf.vaşmıştınız
Özge bir maceradır Habeşistan çölleri.
Şimdi aynı semanın, yıldızların altında
İşte yine birlikte, yine başbaşasımz.
Seni çocuk gözlerinden tanırım Fierre
Sen ölümle büyümüşsün, onlar yine çocuk kalmış. Ya sen Auguste, tiyatro meraklısı adam, Gülmüyorsun, anlaşılan perde kapanmış, Gaston, küçük kadınlar; güzel şeyleri sever, üç lisanda küfreden çaylak bakışlı Henri Yıkılmış yüzü koyun ağzını aşamadan.
Sizler, siz hürriyet şehitleri, üşüyeceksiniz, Şafak vakti, bir rüzgâr çıktı serin
Bırak Döne'm bırak rahat uyusunlar Bırak, hayallerini dağıtmasın ellerin.
Rüzgâr çıktı ; Yüzleriniz üşüyecek.
Yoruldunuz, dinlenmek hakkınızdır çocuklar. Yüreğiniz rahat olsun, dövüşenler var
Yarım kalan şarkınıza onlar devam edecek.
Hey sevgilim, hürriyete dua et Hürriyetsiz yaştyaınaz memleket, Hür yaşamtk için gelmiştir insan Hürriyet, müsavat, sulh ve saadet, ©lelim, yaşamak için Marianne.
ATTİLÂ İLHAN
Not; Şafak vakti dünya ismiyle hazırlanan İkinci cihan harbi destanından.
KÖNUŞMA:
Kastamonu lisesindeyken şimdilik Kemalle beraber Rüştüden öğrenip tanıdığımız Muzaffer, .'ciniz sanatını yaşıyan, sanat yo-1 uyla insan’ara yararlı olabileceğini düşünen bir kişi olarak gözümüzde canlanmıştı. Yemez, içmez, durmadan okur, yahutta şiirler yazarmış. Öyle bir sanat I tygusu varmış ki Muzafferin, kimselere benzemezmiş. Türk şiiri üzerine bir konuşma olsa o ı -stirmeden ‘ Nazımla başladı,, dermiş. Daha bazı şairleri de bu ı rada söy'emek istermiş; ama onlara bir yönden kızarmış ta.. Hele bir huyu varmış : Geceleri sokaklarda dolaşmayı pek sever» şçilerle Uzunnıehmet parkında oturur ahbaplık edermiş. Her yeri işçi ile dolu olan bu memlekette emeğin bir heykel gibi i er adımda insanın karşısına dikildiği bu şehirde, Muzafferin i çilerle böyle ahbaplık etmesi, i.zerine bir ara dedikodu bile olmuş. Dünyanın dört bucağında :ia eksik olmıyan böyle kötü ruh-u dedikoducular, Muzaffeıe, ner ' eyse bir vatan ha:ni gö-. üyle bakarla mış. Öyleyken Mu -' affer bunlara ald rmaz geceye şiir söylermiş. Geceyi kapımda bekletmem ya içeri odaya almalıyım, ya beraber dışarı çıkmalıyım. Geceyi kapımda beklemem» dermiş. Herkesle konuşmaz, herkese eyvallah, demezmiş ; ama insanoğulları, hem-şerileri, arkadaşları için yaşadığını söylermiş. “Rivayete göre Allahın talihsiz kulu Üsküdarlı Şükruye hanımın ortanca oğlu ve yirminci yüzyılın eli ayağı bağlı zavâllı şairi Muzaffer T ay-yip Uslu “Şiirler söylemek istiyorum size siz sevgili insan kardeşlerime,, diyerek Zonguldağın rıhtımboyunda gezermiş İşçilerin
- 10 —
Yazan : Sabahattin BATUR toplu olduğu bir yerde, bayram günleri yüksekçe bir yerin üstüne çıkıp bağırmazmış, ama şiir’er yazarak onların bastığı kitaplardan okuyabildiği, onların yaptığı tarak’arla saçların tarayabildiği için can1 gönülden teşekkür edermiş.
Sait. Faik Abasıyanık’m diliyle söylersek «Medarı maişet-motoru»nu işletebilmek için Zon-guldağa yani Rüştünün,Kemal’in benim memleketime gelmiş. Yoksa o doğduğu şehri İstanbu’u canı gibi severmiş, cebinde parası olsa ne kadınlara kürk man -to alırmış ne de ayakkabı, «Vapura atlayıp Doğru İstanbula giderim. Oh benim güzel İstanbullun dermiş. Ama bakmayın Öyle söy’ediğine, cebine pa a koyup vapura bindirseniz bile, özü özünden sözü gönlünden tem’z, fakat el eri ayaklan kapkara is iç:nde amelelerle sokaklar dohıp taşan Zönguldağı bir türlü bırakamazmış. Hele bir keres nde ayrılacak olmuş fakat üzüntüsüne dayanamamış, hemen geri dönmüş.
İnsanoğıdiarının kan dökmesine, boğuşmasına bir tü. lü gönlü ı azı olmazmış onıyor sanırmış. Her üzüntüsüne sebep dünya harbi
‘‘Son günlerimi yaşıyorum sanki Gökyüzünü seyretmemiştim böyle hiç
Başımı kaşıyarak
Bu kadar mahzuru etmemişti beni Babası,ölen çocuk
Dalı kırılan ağaç
Kocası sarhoş kadın
Bu kadar mahzun etmemişti beni Ah, boyu devrilesi
Köroiası dünya harbi,, ■
sakin yanlış anlaşılmasın, o hak uğrunda hürriyet uğrunda
insanlık dâvasının savunması uğrunda kaıî’arını dökenler için söylemezmiş bunu, o savaşı sevmezmiş. O daha çok sald'rgan insanlara, insanlık topluluğu iç'nde üstünlük dâvası güdenlere tek ke'ime ile Faşistlere kızarmış, Elinden gelse, böy'e’e'i-ııi bir kaşık suda boğmak istermiş. işte zaten böyle ruhlu o-lan'ar Muzafferi kötülemek istermiş.
Oysa, bir çok acılarla geleceğini bildiği barışı dört gözle bekarmış. Her şeyin Harpten sonral lac bilecağ ine inanmak ister, “hele bir harp bitsin,, dermiş.

Muzaffer belli bir dâvaya inanmış ama bazan da umutsuzluğa düşermiş. Zonguldağın ortasından geçen b’nler, onbinler-ce amelenm alın teri ile bes'e-nen bir simsiyah dereye bakar, den’z kenarlarında soğan ekmek, kavun ekmek yiyenlere bakar, bir de kaloriferli apartmanlarda kokteyl partilere icabet edenlere bakammış. Bunların ikisine de bakarmışta Muzaffer bir an için umutsuzluğa düşe mış. Bu dünya da, şöyle gönlünün isteği ile yazamıyacağını düşünerek ölümden bir şeyler beklermiş.
'‘Bir ümidim vardı içimde yaşarken Belki diyordum kendi kendime Belki öldükten sonra
Mümkündür yaşamak Ekmek elden su göl ten
Onu da kaçırdım elimden Söyleyin ne yapayım,,
Böyle söy'emiş, ama nerde ne yapılacağını o çok iyi bilirmiş. Gel gelelim, parasızlık pulsuzluk yüzündeı a'abiidiğine sıkıntı çekermiş. Zaten ufak tefek
bir şeymiş, bakımsızlık ta bir yandan bindirince kendini daima ölüm yumruğu altında hissedermiş. Hatta şiirlerinin çoğunda bu koıkuyu sezmek mümkünmüş.
“Diyecekler kİ arkamdan Ben öldükten sonra O, ya İniz şiir yazardı ve yağmurlu gecelerde Elleri cebince gezerdi . Yazık diyecek Hatıra defterimi okuyan ne talihsiz adammış İmanı gevremiş parasızlıktan.,,
Hastaymış Muzaffer, kendisinin dediğine bakılırsa ‘ Önce öksürüvermiş öksürüvermiş hafiften derken ağzından kan gelmiş. Bir ikindi üstü durup dururken,, yaşamayı da öyle severmiş, öyle severmiş ki yaşamayı eli ile tuttuğu, gözüyle gördüğü, sesini işittiği şeylerden olmak istemeziniz. Muzaffer istediği kadar bunların tadını bilmiş olsun, hastahk, bakımsız’ık yüzünden boyuna ilerlermiş, Sanatoryom-larda ismi yazılıymış, sırası, gelince çağrılacağını ümit edermiş. Beklermiş sırasını, arca şöyle sırt üstü yatıpta rahat edemezmiş ki evinde, sonra aç ka’» mak korkusu varmış.
Bütün bunların arasında o-kumak, bir şeyler öğrenmek te istermiş. Gelgelelim okumak içinde para lâzımmış para. Yalamak için para bulamıyan okumak için nasıl para bulabilirmiş. Hasılı işleri çok kötüymüş Muzafferin...
Ne ya'an söyliyeyim, Rüştünün bize anlatmağa başladığı daha ilk gün’erde elini sıkmadan yüzünü görmeden tanıdığımız, aramızda yaşamağa baş'a-yan bu dosta hırslanır gibi olmuştum. Rüştünün düşüncelerimizde yarattığı bu halk dostu, şiir kahramanı Muzaffer Tayyip Uslunun, gerçek bir insan olmamasından kon uyordum. Yoksa, diyordum. Rüştü aynı dert-
Atom Bombası Kimlerin El lidedir ?
Amerikan ve İngiliz devlet adamları atom bombası sırrını başka memleketlere vermemek ve imal-’ni her türlü kontroldan kurtarmak için ellerinden geleni yapıyorlar. Daha açıkçası atom bombasının, kapitalizmin elinde geniş halk kiEe'erini imha edebilecek kuvvetli bir silâh olarak bul tınmasını istiyorlar. Sulh pazarlıkları yapılırken, obir tarafta Amerika yarınki harplerde kuşanılacak atom silâhını, korkunç masraflar bahasına, tecrübeler yaparak hem küçük dev-Jetlerin gözünü korkutuyor, hem de Amerikan milletiırn manevi yatını kuvvetlendirmeğe’çalışıyor. Atom bombası gerçekten sulh emrinde mi kullanılıyor. Bunun inhisarı Amerikan milletinin elinde midir? Birinci suale- il’rn adam'arınm protestoları en iyi cevabı vermiştir, İkinci sualin cevabı: Atomun sun bîr kaç tröstün elindedir, Amerika b u n 1 arın haklarını müdafaa etmek, Amerikan ordusunu emirlerine amade bulundurmaktan başka bir şey yapmıyor.
M, Rııbinstein, Temps Nou-veaux mecmaasının 15 Temmuz
erin çilesini çektiği bir hayattın, bir yaşamanın bazı yerlerini değiştirerek bir roman nıı yazmak istiyordu. Bizden sakladığı bazı taraflarının şiir havası içinde hikâye gibi mi anlatmak isliyordu, Çünkü söylediği şey'e-rin bazı y’er'eri kendi hayatına daha çok benziyordu.
Öyle olduğu halde Zongul-dağa döndüğümüz zaman M. T. Usluyu gerçek bir insan olacak görmek tanımak istiyordum. Muzafferin gerçek olması sanki bana davam kazandıracakmış gibi geliyordu. Aradan zaman ge'çti, Zonguldakta Muzafferi çok tuhaf bir şekilde,; akrabası olacak
İŞ46 tarihli sayısında yazdığı (İnhisarcı tröstler atom enerjisi-n-n sahipleridir) adlı makalesinde, Proeyon, (Les Etoiles) mecmuasının 16 Temmuz 1946 tarihli sayısında yazdığı (Atom sırrı büyük bankaların ve tröstlerin inhisarı altındadır» adlı makalesinde vesikalara dayana; ak atom sırrını şu trÖslerin ellerinde bulundurduklarını yazmışlarda
1° Canadian Radium and Uranium Company. Amerikan sermayesinin hakûn olduğu bey-nelmi'el bir konsorstyomun şubesidir, atom enerjisinin iptidai maddesini temin eder. Bu konsor-siyoın 1936 yılında kanser tedavisinde kullanılan radyum istihsalini kendi arzus'le azaltmakla ittiham edilmişti. Yalnız bu kon-sörs'yomun bütün insanlığl1 a'âkadar eden meselelerdeki çirkin hareket tarzını anlatmağa elverr.
2°. \Vestinghpuse Electric Company. Bu tröst 1892 de Morgan bankası tarafından kurulmuştur. Uraniıımu tasfiye eder
Devamı 16 da
bir kişinin dedikodusunu açığa çıkarmak içm uğraşırken tanıdım. Sonra senli benli arkadaş olduk. Onu daha çok sevdim.
Aradan yine bir hayli zaman geçti, birdenbire Rüştü ölüverdi. Daha Rüştünün üzüntüsünden kurtulamadan Kemal de gitti. Kemalin ölümünden slo-rumlıı olduğumuzu düşünürken N. Ilhan Berk :
— Sana çok acı bir haber getirdim Zonguldaktan, dedi.
— Aman çabuk söyle., yoksa !?-.. dedim.
— Evet Muzaffer... dedi. Bense şaşkına döndüm.
— 11
SULH EMRİNDE FRANSIZ DÜŞÜNCESİ
İkinci cihan harbi sona erdiği halde, sulh masası başına oturulmasına rağmen, faşizm halâ yaşamaktadır. Kapitalistler daha düne, kadar faşizmle mücadele ettiklerini unutarak, bugün bu' mücadeleyi faşizmin boş bıraktığı cihan pazarlarını paylaşmak, tehlikede olan pazarlan korumak mücade-’csi şeklinde göstermekten çekinmiyorlar: bu manada, İkinci Cihan Harbi halâ devam etmektedir. Kuvvetten düşmüş İtalyan. Alman, Japon ve İspanyol faşizmi, kapitalistler tarafından finanse edilmek * suretile, himaye ve kontrol sürüp gitmektedir. Mmanya kadar faşist bir küçük burjuva hü“ kûmeti olan Amerikayı da sürüklemeğe muvaffak oldukları bu politika ile birçok gaye takip etmektedir.
Bu sebeple kapitalizm, Orta ve Yakın doğuda Cenup Ame-rikasında, ilh . harpten önce ve harp esnasında kuvvetle yayılmış olup, harbin sonralarına doğru biraz zayıflayan faşist cereyanı kuvvetlendirerek, bura pazarlarına hazırlop bir yumurta gibi konmuş, hem de bura hükümetlerini kendi politikasına alet etmiştir.
Gerek Fransız, gerekse Sov-vel matbuatı, taksim edilmiş Al-manyanın kendi idare'eri altındaki kısmında naziliği tasfiye e-dip demokrat bir idareye geçtikleri halde, İngiltere ile Amerikanın Almanyadaki kendi işgal mıntıkalarında eski sanayi adamlarile müessesele-rini himaye etmek suretile, onları yerde, aksine yemden canlandırdıklarını, de m o k -r a t idare şekline geçmek İstemediklerini, geniş halk kitlelerinin aç bırakıldığını, yazmak-
yazan : Şerif HULUSİ
fadırlar. Yunan seçimlerinin baskı a’tmda yapılmasını ve hâlâ Yunanistana kralın gelirilmesine çalışılmasını, Mısırda faşist bir re-jim'n iktidarda bulunmasını, Fran-ko İspanyası ile Ingille'e arasında esaslı ıkt'sadî münasebetler kurulmasını, İtalyada bütün faşist müessese’.erin Anglo-Amerıkan mali yardımına nail olmalarını n hayet Atom Bombasını Amerikan kontrolü altına vermek ve el altından Ingiltereyi de bu koııtrola iştirak ettirmek temayülünü, ilh... iddialarına delil olarak gösteriyorlar. Gerçekten, bu türlü şartlar altında haz’r-lanan bir sulhun yakın bir harbin tohumlarını şimd'den içinde taşıdığı su götürmez bir hakikattir. Demek oluyor ki, tröst' çü’er peşlerine taktıklar ı kapitalizm çığırtkanları
N O T
1) Yunanjstandan dönünce Elu-ard'la mülakat yapan bir muharrire büyük şairin söylediği şu sözler hatırıma geldi : "Yunan halkının cesaretini, hürriyete olan aşkını, adalete olan imanını kim, zayıftır, diye övünebilir ? Hiç kimse- Bu"hiç kimse,, sözünü İngilizceye tercüme etmeği pek isterdim.,,
2) Bu hareket bu birliğin faşız' me karşı gösterdiği ilk mukavemet değildir. Yunan seçim terinin hem hükümsüz olduğunu ilân etmiş, hem Ingiliz politikasını ayıplamış, hem de bu seçimlerde müşahit olarak bulunan Fransız heyetinin insanlığa yakışmayan kayıtsız hareketini protesto etmişti.
ile birlikte sulha, dünyanın yarınına, geniş halk tabakalarının rahat ve huzura kavuşmalarına karşı bir suikast hazırlamaktadırlar. Bu büyük suikast hareketi karşısında hakiki demokra tlar müttefiki alan küçük dev.'et-sulhu korumak, sulhu sağlam teme'lere dayandır’ mak, geniş halk kitlelerinin gerçek demokıas'ye geçmelerine mani bu Anglo-Amerikan faşizm hortlağına karşı mücadele etmek vazifesini üzerine almış bulunuyor. Birlenmiş milletler meclisinde ce'yan eden hadise’er, Paris^ te toplanan sulh konferansındak* 1 2 münakaşalar bunu açıkça ispat etmiştir. Hakikî çehresile, bir kapitalizm ve geniş ha’k kitlesi-n’n insanlık hakları mücadeles:n-den başka bir şey olmayan bu savaşta Fransanın hiç te aktif b'r rol oynamadığı, hatta ara sıra tröstçülük tezine temayül bile ettiği görülüyor.
Bu müthiş mücadelede hükümetin kararsız halini gayet iyi gören Fransız Muharrirler Milli Birliği, bir taraftan Atom bombası tecrübeleri yapılırkan, bir taraftan da sulh konuşmalarının birinci safhası sona ererken, «sulh emrinde Fransız düşüncesi» adını taşıyan ve dört gün süren bir kongre yapmışlar 2) 20 haziran 1946 cumartesi günü ilk oturanınım yapan kongıe Jean Cas-sonu’nun açış nutkundan sonra dört gün suasile şu alim ve muharrirleri dinlemiştir, Paul Lan-geuin. Marcel Prenant, Aragon, Jean-Richard Block, Emde Da, noen, Eluard. «Jean Mareenac, Claude Morgan; Elsa Triolet-jlh..
Umumiyetle kongrede konuşulan meseleleri üç esaslı fik’r etrafında toplamak mümkündür:
— 12 —
İ— Bütün insanlık düşüncesi, bununla işbirliği edecek Fransız düşüncesi faşizmle amansız bir mücadeleye girişerek, bir sınıf insanların geniş halk kitlelerine üstün olmak ve hükmetmek iddialarını kökünden koparıp atmalı, yine bir smıf insan n geniş halk kit'elerini sömürmelerine mani olmalı, bütün mil’etlerin mut’ak bir hüriyet içinde yaşamak haklarını tanımalı ; ancak bu sü etle sulhu korumak mümkün olur; 2—İlmî, istedikle-i maksat uğrunda, ve bilhassa harpçı maksatlar uğrunda ku'lanan mahdut bir zümrenin madrabazlıkl — rina alet olmaktan çıkarmalı, il-m‘n halk kitlelerini mistifye etmek için kulanılmasına mani olmalı, ilmi zihniyetle telifi mümkün olmayan, lâkin İlmî kisveye bürünmüş faşist usulü bir takım müga’atalara müsaade etmemelidir ; ancak o zaman ilim sulha ve insanlığın ilerlemesine fayda'j alet vasfını yeniden kazanmış olur ; herkes bilir ki, ilim bu en esaslı sosyal vasfını son bir asır içinde büsbütün unutmuşta ; 3— asırlardaııberi aristokrasinin uja-ğı olan edebiyat ve sanata ge ünce, son asır zarfında onun cemiyetle büsbütün alâkasını kes' nr’ş mücerret bir alem'n tasvir, haline geldiğini biliyoruz. Bu suretle aristokrasi elinde bir lüks1 bir şantaj, faşizmin elinde ise bir propaganda aleti o'an böyle bir sanat ve edebiyatın geniş halk kitlelerinin hayatına arkasını döndüreceği, sosyal değeri-, ni inkâr edeceği tabii idi. Onun için edebiyatı ve sanatı zincirlerinden kurturmak gibi bir vaziyetle karşı karşıyayız. ikiye ayrılan Fransız edebiyat ve sanatından Vichy'ye iltihak ve faşizmle işbirliği eden satılmış olana karşılık, mukavemet hare-
Haftanın Olaylarından
Faşi .m burjuvazinin kendf-ne kurtuluş çaresi o'arak icat ettiği a’et'erin en menfurudur. Avrupanm göbeğinde besleyip sem’rttıği ve halk hareketini ezmek n'yetile ortaya attığı bu aletin 1939-45 yıl'arı içinde yine masum halk kitlelerine çektir-d'k'eri ilk emperyal’si harbin faciasını gölgede br a cır. Bu harp bite’i daha iki sene olmadığı halde inhisarcı kapitalizm pir yenisine haırlık olmak üze e şimdiye kadar 13 milyar para harcamıştır. Bu gün bu hak'kati bütün insanlık öğrenm'ş bulunuyor. Şimdiden büyük bir mesele ile karşıkarşıyayız: Söz hürriyetini basın hürriyetini ve bütün insanlık haklarını asil ve asıl gaye edindiklerini iddia ederek bu «ga
ketine işt'râkle sosyal değftrini ispat etmiş mukavemet edebiyatı, edebiyat ve sanatın su’h emrinde nasıl çalışmaları lâzım geldi ği hakkında ilk azimli adımları atmış bulunuyor. Faşizmin aman1 sız düşmanı, geniş halk kitlesinin hayatını aksettirecek temiz bir ayna olmak, hiç bir suretle bir otoriteye sarılmamak ve bir sınıfa uşak olmamak : yeni edebiyat ve sanattan sulh ve insanlık emrinde beklediğimiz en büyük hizmet bu olmalıdır.
Kongrede ileri sürülen fikirleri bu üç noktada hulâsa etekten sonra, başka bir yazıda Jean Cassou'nun «Fransanm ananelerini sadık olanlar» adlı açış nutkunun tercümesini vereceğiz bunu Paul Langenin'in ellim bir harp sebebi olmamalıdır,» Ma-Jcel Prenantın «Biyoloji karşısında ırçılık», Aragon'un «Muharrir ve sulh» adlı nutuklarının tercümeleri takip edecektir.
ye» uğrunda heyetler, tetkikler propogandalar yapan; kendileri ui insan'yet duygularının kalesi olarak ilân eden inhisarcı kapi-alistler bu basbayağı komedya--nin arkasında insan öldürme ; vasıtalarının imali için milyarlar harcıyorlar... Koyun postuna bürünerek böy'ece yeryüzünün iki milyar insanı aldatmak, maksatlarına alet etmek ve sahtekârlıklarına inandırmak isteyenlerin foyası bir daha ve bu sefer inkârı ve tekzibi mümkün olmayan bir şekilde ortaya vurulmuş • tur bu hadise üzerinedir ki, mu kadder iflâsına doğru bir adım daha attığını anlayan kapitalizm bu demaske ediliş karşısında şimdi is'.e ik krizler geçirmekete dir.
Çalışma Bakanının İşçi Sendikaları Hakkındaki Demeci
--,(*> « -
Bu demeç, Tüık işçi sınıfı ve sendikacıları arasında çok iyi bir tesir bırakmıştır.
Çalışma bakanı Sadi Irmak sou ayların en büyük sosyal ve demokratik hareketlerinden biri olan işçi sendikaları hakkında iyi niyetli ve anlayışlı demeçte bulunmuştur. Bu demeci 12 Eylül tarihli Tasvir gazetesinden ayrı m iktibas ediyoruz:
“Bizim nazarımızda kurulan sendikalar tamamen kanuni ve meşru teşekküldür. Kendilerini n memleketin yüksek menfaatlerine faydalı olmalarını can ve gönülden dde.im. Sendikalarla iş birliği etmeye amadeyiz. Bu teşekküllerin bakanlığın gayelerine kıymetli hizmetler edeceğinden eminim.
A L A R Yazan : Haşan Tanrıkut
Tarihi maddecilik; pratik, te- ' orik esasları ansında bulunan akıllara hayret verici inscamı ve varlığı bir taraftan cemiyet ola. rak, öte taraftan tabiat o'a-ak kucaklayan sonsuz genişliği ile insan zekâsının' bu giine kadar yaratabilmiş olduğu en büyük sentezidir.
*
Tarihi maddeciliğin en harikulade tarafı bu kadar geniş hudutlar içinde bu kadar sağlam bir insicam yaratabilmiş olmasıdır.

Teori ile pratik arasında tezat bulunmadığını söylediği zaman burjuva Kant bu fikri yine bir teori olarak ileriye sürmüştü.
Ekonomik istismarı temsil ettiği ha’.de iktidara seçimle geçen bir parti, halkın rizasını almağa değil halkı aldatmağa muvaffak olmuş demektir. Çün-ki halkın bile, bile soyulma yı kabul edeceği düşünülemez.
. ★
Seçinde başa geçmediği halde ekonomik istismarı ortadan kaldıran bir hareket, seçimle başa geçerek ekonomik istismarı devam ettiren bir hareketten bin kat daha halkçıdır,

Jores’e sıkılan kurşun, Jores'in düşman gözüne, halk hareketinden ibaret görünecek kadar büyük olduğunu İfade eder.
*
İhtilâl seri bir tekâmül, tekâmül tedrici bir ihtilâldir,

Tekâmül denilen «kendiliğin -
dem oluş ileri ve geri kuvvetlerin ihtilâlci safhaya ulaşamaya-rak karşılık’ı tezatlar muvazenesi halinde cemiyeti tedrici inkişafa doğru götürmeleridir,

İhtilâl, ileri - geri kuvvetler muvazenesinin kuvvetlerden biri lehine bozulması demektir. Her ihıilâ'ci teşebbüs, mevcut sosyal muvazeneyi yıpratmak, yıkmak, muvakkat bir anarşi yaratmak yolunu tutar.

Liberal demokrasi, mahdud burjuva zümresine ekonomik hakimiyeti, halka söz hürriyetin1 bahşederken fabrika’arın, bankaların, malikânelerin... sözle yıkılmayacağını bilmekten gelen bir emn'yet duygusu içinde bulunur; o müesseseler! yıkmak isteyen ihtilâl ve sosyalizm teşebbüslerini gayrı insanı, gayri ahlâkî olarak ilân eder.

Söz hürriyetile halka deşarj mkânı verecek kendini ihtilâl tehlikesinden korumağa çalışan kapitalizm halkın deşarjına (tenkit, hücumu, küfür) muhatap olmak üzere, bu tenkid ve küfürler1 memnuniyet ve nezaketle kabıJ eden, kös dinlemiş «hükümet’ adlı bir heyet çıkarır..

Burjuvazi, medeniyetile öğü-niir. Onun medeniyet eserlerinden kol işçilerinin, kafa işçilerinin emeğini kaldırırsanız kubbede hoş bir sadadarı başka ne kalır?

Burjuvazistanda âlim daima kapitalist nizamın yarattığı ekonomik baskı altında mahdud ve
mahud zümrenin menfaatlerine hizmet eder: âlimin keşif v® icadlarmdan lâyikile faidalanmak imkânı yalnız burjııyalarda vardır.

Halk istismarın realitesi, münevver hakikatin nazariyesi içinde yetişir ve Halkçı rejimler, parti po ası içinde realiteyle teorinin kaynaşmasından doğar.

Tarihi maddecilik menşe illetlerinin değil tekâmül illetlerinin ilmidir.

İnsanlar tekâmülün yolu üzerine çıkardan manîleri kaldırma» suı etile tekâmüle hizmet ederler

Aristokrasinin, burjuvasi denilen daha geniş bir sınıf tarafından kuşatılarak onun bünyesi içine eritilmesi suretile hukukî safhaya ulaşan müsavat, şimdi Proleterya dinilen en geniş sınıfın burjuvaziyi kuşatarak onu kendi bünyesi iç'nde eritmesi suretile de ekonomik safhaya ulaşmaktadır.

Dâva, insanda iman halin alarak hayat ve istikbâl endişesi bu iman içinde erimedikçe daima caymak veya satın alınmak tehlikesi vardır.
İşlerine geleceği anda faşizm, insanlığın başına bir daha belâ etmekten aslâ çekinm eyecek olan kapitalistler bizim, faşizme, kenj ilerinden çok daha şiddetle -düşman oluşunuzdaki sebebi bir türlü anlayamıyorlar halbuki bu en ileri fikirle en geri fikir; ger' çek insan severiikle, sahte in" san severlik, asil demokrasiyle, • ekil demokrasisi arasındaki farktan ibaret basit bir meseledir.
14 -
Koca Şevket Usta
Doğan RÜŞENAY.
“Otuz senelik, ülküm olan işçi sendikalarının ve partisinin kurulduğunu gördükten sonra artık ölsem de gam yemem» dediği zaman Koca Şevket Usta'nın gözleri yaşarmıştı. Bu sözleri kendi partisinin, kendi evine en yakm semtte şube açtığı giin, sesi heyecan’a titreyerek söylerken hepinfz dâvasına imanla inanan bu gökler kadar temiz, karıncalar kadar çalışkan işçiyi ruhumuzun bütün heyecanile ku-caklad k.
Ne ede, ne zaman işçnin dâvasına yardım edecek, onun ülküsünü ileri götürecek bir teşebbüs, bir toplantı, bir konuşma veya konferans olursa Koca Şevket Ustayı orada bir dağ heybetile dikilmiş görürsünüz. Her işçi kendi dâvasına onun kadar inanacağı gün işçi kurtulacaktır.
Sendikasının işleri için koltuğunda koca, koca paketler olduğu halde en uzun mesafeleri tereddütsüzce aııveren bu dev-ruhiu, devcüsselli namus örneği işçinin yanında ben daima saygı ve muhabbet hisleri duydum. Dâvasma sarsılmaz bir şuur, sön-dürülemez bir iman ve Türk işçisine has bir dürüstlükle bağlanan Koca Şevket Usta için her münevver ancak bu duyguları-hissedebilir.
Türkiye Deniz İşçileri Sendikasın m Tahmil ve Tahliye Bürosu başkanı Koca Şevket Usta l İşçi sınıfı senin gibi öncüleri, senin gibi şuur dolu elemanları olduğu içn hakkile övünebilir...
Paydostan sonra, ayağınd a koskoca ayakkapları, sırtında yıpranmış günlük elbisesile ben-
Türk işç si Sendikalizmi alkışlıyor
Memleketimizde cemiyetler kanununun değişmesi ile birdenbire hummalı bir faaliyetle işçi sen" dikaları kurulmaya başladı. Ayrı ayrı istihsal pre~S'pîerıne dayanarak kurulan bu teşekkülleri yakından tetkik edersek hepsinn ayni istihsal sahasında bilfiil çalışan işçiler tarafından kurulduklarını görüyoruz ki bu memleketimiz hesabına memnuniyet verici bir hadisedir. Çünkü asırlar-danberi Türkiyede kasten ihmal edilmiş ana davalardan en mühimi hiç şüphesiz ki işçi davasıdır.
Türk işçişi her devirde patronların oyuncağı olmuş çok çalışmış az kazanmış hasta olmuş sefalet çekmiş ölmüş çocuklarına ıztır^ptan başka miras bırakmamıştır.
Buna mukabil fabrika sahipleri he.gün biraz daha .kasaların doldurarak milyonlara sahip olmuşlardır, halbuki demokrat memleketlerde işçilerini normal yaşamalarından biraz fedakârlığa davet etmek isteyen patron derhal bir kaya selâhiyetile birleşe-rek karşısına o istihsalin amele-zeri güç bulunur bizim yaman usta doğruca ya partisine, ya sendikasına gelip oturacak orada günün dertlenni, işlerini konuşacaktır. O anlarda, yüzünün çizgilerinden hemen anlarsınız ki bu oldukça yaşlı, çoluk çocuk sahibi, fakir, mütevazı ve son derece nazik adam muazza n hayat sıkıntısı içinde memnun ve bahtiyardır. Yüzü, imanın ışıklı ümitleriyle dolmuştur.
Koca Şevket Usta İşçi sınıfının iftihar ves.lesidir.
NOTıBu sütunda zaman, zaman işçi portreleri bulacaksının.
sini dikilmiş görür ve bu kırıl? mâz azmin önünde eğilmek' -r başka çıkar yol bulamamıştır.
İşte bunun içindirki demo.t rat memleketlerde işçi her mede ni insan gibi mesut müreffeh yarınından emin olarak bütün enerjisini fabrikasına vermiş Vtı bundan da Rasyonel çalışma dediğimiz işçi kolaylaştırma doğ-muştur. Garp tekniğinin akı!-" lara durgunluk verecek çalışma ve yaratma kabiliyetini ora işçisinin sendikaları vasıtasile organize edilmiş olması yani meslek bilgisini sendika tarafından tertiplenen konferans b."oşur kitan ve sarne gibi çeşitli neşir va ' talan’ ile usanmadan teçhiz ed *-meşinden doğmuş olduğu inkâr kabul etmez bir bedalıattir.
Memleketimiz şimdiye kad; t muhteris ve egoist düşünce;'1’ yüzünden bu hakikati kavramamış, netice hiç bir yenilik d -gurmayan k’asik istihsalcı sad hariçten iatîbai maddesi tem ı edemedikçe çalışamayan ve bunun için de inkişaf imkânı bulamayan mahdut bir endüstrin' ı esiri olmuştur.
Aşırlardanberi günlük nafakasını temin edebilmek için fa -rikasında yaz;n güneşin kızdırdı ■ ğı oluklu saçtan çatısı altınd' cehennem gibi sıcak kulakla.! sağır edici makine gürültüleıî ve çarkların her dönüşünde he. taraftan dökülen tozlar buran buram kar yağarken sobasız vj ateşsiz buz gibi demirlerin üzerinde pabucunun altı delik olarak en az yarım saat çamurda yürüyerek işine varmak gibi gayrı sıhhî şa-tlar ve bin bir eziye’-altında çalışan bir ameleden (Dev&mı 16 da)
Tevfik Fikret
İdeolojisi ve felsefesi SABİHA SERTEL
Fiat! 200 krş.
SENDİKA
Haftalık işçi gazetesi
Okuyunuz ve okutunuz.
İş ve İşçi Hayatı
(15ci Sayfadan devam) düşüncesini kayıp etmekten başka bîr şey beklemezkez bu gün send;kaları etrafında yarışırcasına toplanan Türkiye işçisi şuurunu muhafaza ettiğini dünyaya isbat etmiştir.
Sendikaları hakkında bir takım isnatlar ve tezvirler yapılmasına rağmen işçi hergün tez gjih başında bu tesanüaün faydalarını birbirlerine izah etmekte ve bu hareketiyle de zaman zaman aleyhinde neşriyat yapanlara it ürür keıvan yürür kabilinden cevap vermektedir.
Sendikalar h;ç bir siyasi gaye taşımayan sadece kendi mensup olduğu istihsal çevresi dahilindeki üyelerine kanunlara ve rilipte iş veren tarafından alıko-nan hakların ve bürokratik mahiyette çıkarılmış bazı iş kanunlarının pratik ve işçiye faydalı olabilmesini temin için icap .eden müdahaleyi yapmaktan ibaret bir gayesi ve ayrıca kendi çerçevesi dahilinde meslek kursları açmak işçiye okuma zevkini aşılamak maksadiyle kütüphaneler kurmak her nevi spor ve eğ-celer tertiplenerek en tabii hakkı olan cemiyet hayatını insanlara bahj ettiği eğlencelerden istifadesini mümkün kılmak ve kısa zamanda işçi kültür seviyesinin yüskelmesini sağlayarak onu fert olarak dahi kimseye hakkını çiğnetmemi öğretmekten ibaretli, Eğer bu hareketten rahatsız ola-
Alom Bombası
(II Sayfadan devam)
ve kullanır. Bu tröstün meşhur A. E. G. Alman tröstiyle olan açık ve gizli münasebetlerini bütün dünya bilir.
3. Du Pont de Nemours. Bu tröst. W. E. C. ye uranium temin eder. Bu muazzam k^mya tröstü, Frankfurttaki 1. G. Far-ben adlı meşhur Alman kimya tröstiy le sıkı münasebet halindedir.
4. 1942 yılında Clinton atom fabrikası yapılmağa başladığı zaman : General Electric, Kellog Corporation, Amerikan Telegr-aplı and Telephone, Western Union, Columbia Braadcasting System. Standard Oil, ilh.. Ame-rikayı ve bütün dünyayı sarmış muazzam tröstler de her türlü
caklar buluııuyoasa b'unu asır-lardanberi ettikleri rahata mahsup ederek muvazene bulmaya çalışabilirler. Sendikalizmin hakiki mahiyetini anlamayan veya sahsi menfaatine uygun görme -yen’er istedikleri kadar tezvırat-te kötü yorumlulukta devam etsinler bir gün hadİsuttaki tekâmül kendilerini çürütecektir. Memleketini sevee yurdun bir mamureye dönmesini isteyen her vatandaş işçi sendikalarının kurulmasını alktşlamalıdır.
İhvan KABAC10ĞLU.
yardımlarda bulunmuşlardır.
Alman faşizmde harpten önce, harp devammca ve hâ'â bugün Alman tröstlerde ve tabii Alman ve İtalyan faşizmi i'e el birliği ederek çalışan bu mües-seselere ait hakların ıı Amerika ve Ingîlltere tarafından Birleşmiş Milletler Kurulunda müdafaası bu iki memlektie.ı kimlerin elinde o 1 d u ğ unu göstermesi bakımından, bütün dünya için ibret alınacak bir derstir. Amerikan ve İngiliz hükümetleri, politikacıların ağzından bu tröstlerin umum müdürlerini konuşturuyor, Faşizmi hatta müdafaa ediyor. Harp geri gelirse, bütün dünya bundan Amerika ile Ingiltereyi birinci derecede mesul tutmalıdır.
Ş. H.
Marko Paşa
Mizah Gazetesi
Yakında çıkıyor.
-
GÜN
Müessisi Esat Adil Müstecabi. imtiyaz sahibi ve neşriyat müdürü : Haşan Tanrıkut
Yıllığı 10, altı Ayhğı533, 3 aylığı 2o0 kuruştur. Adrev.P. K. 519 —Nam Basımevi.

Comments (0)