Kaynak: TÜSTAV - Türkiye Sosyal Tarih Araştırma Vakfı Arşivi

Cumartesi 6-10-946
^Haftalık kültür ve aktüaliteJDergisi *
25 kuruş
Ş İ İ R L E R :
ARAGON
SUAT TAŞER
FAİK BAYSAL
ME. FUAT HOP
NUH NACİ İBRAHİM
CELÂL VARDAR ADİL TALİP
KÜLTÜR VE AKSİYON
T. S. P. Yayınları
Partinin neşrine başladığı Etien-ne Fajon’dan Esat Adil Müstecabi tarafından çevrilen “Siyasi müca. dele ve Marksizm,, ile''Devlet ve İhtilâl,.broşürleri çıkmıştır.Her broşür 20 kuruştur. Edinmek isteyen okuyucularımız posta pulu göndermek suretile idarehanemizden isteyebilirler.
T. S. P. Konferansları
Türkiye Sosyalist Partisi Eylül ayı konferans programını mecmua, mız yazarlarından Vasık . Balkış'ın "kapitalist istihsal tarzının hususiyetleri,, konulu konferansıyla kapamıştır.
Ekim ayının konferans serisine şair Rıfat İigazın “Türk şiiri ve inkılâpçılık,, konulu konfeıansıy-la başlanacaktır. Bu ayın müteakip haftaıarmda verilecek konferanslar şunlardır ;
Uida maddeleri; Burhan Oğuz.
Marksist Roman ve Hikâye ı Sa-bana.t.n Ali.
Edebi eser nedir : Şerif Hulusi
Konfe(anslar cumartesi günleri saat 18 de parti merkez binasında verilmektedir.
Siyasî partiler
Ankara Dil ve Terih - Coğrafya Fakültesi sosyoloji doçenti B. Niyazi Berkes İngiltere, Amerika, Fransa ve Aimanyadaki muhafazakâr Liberal, sosyalist; kominist ve !Jn’ partilerinin tarihlerinden, teşkilâtlarından ve progran.larit.dan bahs-den değerli bir eser neşretti. İngiliz ve Amerikan neşriyatına dayanarak hazırlanmış bu mühim eserin siyasi eserlerden hemen tamamen mahrum olan kültür kütüpha. nemizde mühim bir yer alacağı muhakkaktır, Bu eser hakkında pek yakında bu sayfalarda bir tahlil yapmayı vadaderken, bu lüzumlu kitabı mutlaka okumalarını okuyucularımıza tavsiye ederiz.
Acticn necrruası
Fıansız kuı tu'ujundan soma kurul nuş Fransız mecm alarmın en müh mle.inden bi i ve Fransız işç partisinin ya ı ıesmi organı olan Action mecmuası pek
— 2 —*
yakında ikinci yılını tamamlamış olacaktır, Fransız işcişile geniş halk kitlesinin menfaatlerini müdafaa eden bu mecmuada, dünyanın ekonomik, sosyal ve politik meseleleri hakkında aydın görüşlü yazılar ' ulunmaktadır. Meselâ son geen 13 Eylül tarihi' 106 ncı sayısında, es i Vişi k’erikalizmini destekle, bir vaziyet takınan Kilise yardakçısı François Mauriac hakkında Pier-re Hezmc'nin güzel bir yazısı, Amerikanın Trusmanlarilc ve İn-gilte ea.n emperyalist işçi partisi hükümetle anlaşmak üzre statüsünde mühim değişiklikler yapan Fransız .Sosyalist partisi hakk ada Kriegel-Valrimunt un ittıhamiarla dolu bir yazısı, Ang-lo Amerikanlar tarafından .Sovyet Rusyaya karşı .aşılmaz bir set o.a.ak kuvvetlendirilmek istenen Almanya hakkmaa Byrnes’in son beyanatını tahlil iç.n V, Ledue ün yandığı bir yazı, Erskine Cald-wei den tercüme -“öiyah denli adam,, adlı tüyler ürpetıci bir hikâye, İkinci Cinan harbî başında Itayan.ara ve Alınanlara karşı Kahramanca döğüşen ve mağlup ola ak dört se.ıe aç ve bitkin bir halde mücadeleye dev..m eden kah. ı amanYunanist an nhüriyete kavuşacağı bir sırada yeni bir İngiliz işgai ve tö.ürü ve irticai atıuadü.ea bu memlekete İngil-terenın, secim eri ve Kralı nasıl kabul ettirdiğini, burada nasıl bir DOMİNYON idaresi ku du ğunu, ve Alman idaresi altında-k’nin ayni bir terör altında inli-yen Yunan halkının ıztıraplı hayatını anlatan Robert Scipion’un bir yazısı, nihayet Ame ikan sermayesinin pekine İngiliz sarrafını taka; ak bütün dünyayı fethe başlamasının birinci hucum borusu dernek olan «Cenup Afri-kasma girişi» ni anlatan Henrİ Claude un kıymetli yazısı vardır
Bu hareketli ve açık görüşlü mecmuayı okuyucularımıza hararetle tavsiye ederiz.
Editions Sociales’in Neşriyatı
İkmciCihan harbinden önce Fransada Marksist felsefe ve ilim kitaplarile, proleter edebiyat neşriyatını yapan Editİons Sociales Internationales’in yüzü aşan kıymetli kitaplarının ya tabıları tükenmiş, veya Fransa işgalinde bunlar Almanlar tarafından yakılmıştı. ı94!> yılında bu neşriyat müessesesi Editions Sociales adile tekrar kurulmuştur. Müessese marksist ilim ve fe’sefe kitaplarını Editions Sociales proleter edebiyat ve popüler Marksist kftapları da Hieret sujourd’ hui adı altında neşretmektedir.
Editions Sociales adı altında şimdiye kadar neşredilen eserler şunlardır :
Kari Marsk, Misere de la phi-losophıe: Reponse a la philos-ophie de la Misere de proud’hon Friedrich Engels, le role de'la Vio'ence dans 1’ histoire; V. I. Lenine, L’Etat et la Revolution V. I. Lenine, Materialisme et Emprio-Crîticisme; Georges Po-litzer, Principes elementaire, de philosop ie Jean Fonteyne^ Droit et justice en Ucss; Benoit Franc-hon, la bataille de la producti-on; Marcei Cachin, Science et Re'igion, Yeni Ün'versi enin felsefe de. sleri: I. C. Agran, Intro-duction, il. C. Augrand, les ori-ğines françaises du maierialisme 111. C. Angrand Materialisme di-alectique, N. C. Angrand et R. Garaudy, Materialisme historique, V. G. Teissier, Materialisme dialccticjueet B i o I o g i e ve H. Wa lon Materialisme dialectic[ue et psyekölogie, vesaire.
SENDİKA DÜŞMANLARI
----------:—V E-------------
İŞÇİ TEŞKİLATLANMASINDAKİ ZORLUKLAR, YANLIŞLIKLAR
İşçi sınıfının yüksek menfaatlerini memleket realitesine ve inkilâpçı metodlara göre ayar layınız, teşkilât işlerinde cehalet ve kaprislere yer vermeyiniz .

ESAT
Çok uzun yıllar bakımsız, dağınık teşkilâtsız ve rehbersiz bir ömür sürmüş olan işçi sınıfı nıha yet son günlerde kendine gelir gibi oldu. Bir kaç ihtilâlci siyasi partinin içinde toplanmağa ve kadrolaşmaya imkân buldu. Yine kendi öz varisliği içinden çıkarabildiği bazı rehber kadroların yardımiyle de sendikalalaşma yolunda bir iki adımatabildi. ,
Bu gayet basit ve diğer demokrat memle-ketlerdekilerine nisbetle son derece mücevazi olan kımıldanmalara, endişelere, evhamlara, tazyik ve bozgunculuklara yol açtı.
Kanunlarımızdaki hükümlere büyük bir hassasiyetle, itina ile uymayı bilen sendikacılığı bir tehlike gibi görmek ve göstermek sevdasına kapılanlar oldu. Bereket versin ki, çalışma bakanı Sadi Irmağın makul beyanatı bu gibi saçma sapan endişelerin ve yarı resmi çekingenliklerin artmasına engel oldu. Fakat, bozgunculuk bu sefer de başka bir yerden patlak verdi.
Tam manasile politika dışı ve tâîfiami-le demokratik bir karekter taşıyan ve münhasıran işçi sınıfının meslek birliklerinden ibaret olan sendikaların düzenlenip ^'gelişmesini zorlaştırmak maksadiyle dünya üzerinde hiç benzeri ve örneği olmayan bir takım işçi teşekkülleri, işçi demekleri ortaya sürüldü.
Hususi maksatlar peşinde ve direktifler altında meydana getirilen bu teşkilât dahi bünye ve karakter itibarile ne olursa olsun, beş on işçiyi bir oraya getirmek, toplamak bakımından aslında inkilâpçı bir hareket sayılmalıdır. Ancak işçi sınıfını içinden parçalama, iççi sınıfının sosyal kurtuluş mücadelesini zayıflatıp çürütme temayüllerini belli ettiği andan itibaren bu teşekkülleri aksi inkilâpçı ve anti demokratik olarak vasıflandırmaya ve işçi arkadaşlarımızı ikaz etmeye mecbur kalacağız.
Asıl dava, asıl mesele işçilerimizin teşkilatlanmasıdır, meslek ve emek haklarını kendi kendilerine koruyabilir bir kuvvet haline gelmesidir. Go-rünüşde pek basit olan bu problem tatbikattaki
ÂDİL
bir takım zorluklar ve yanlışlıklar yüzünden kolayca çözülememektedir.
İşçi sınıfını meslek birlikleri, yani bütün milletlerin kullandıkları tabirle, send kalar hah’nde toplamanın ve teşkilatlandırmanın demokratça bir yolu, inkılâpçı bir metodu vardır. Bunun dışında bir yoı ve metod takip eden erin gayreti işçi sınıfının birleşmesini geciktirmek, teşkilât'anmasını zor aldırmaktan başka hiç bir işe yaramıya-caktır. Bu beynelmilel sendikacılık metodunun kendi mil.i ve İçtimaî bünyemizin hususiyetleri de göz önünde tutulmak şarûyı e tatbik şekli ancak şöyle olabilir.
1) cenuika tabirini işçi meslek birlikleri için en uygun bir ısım olarak kabul etmek ve bunun dışında işçiyi şaşırtıcı, parçalayıcı isimler altında teşKİlatlanma hevesinden vazgeçmek:
2) 1 ürkıyeaeki bütün istihsal ve işletme şubelerini yesdiğerinden ayırt edip bu şubeleri kafi olarak tespit etmek;
3; Aynı istihsal veya işletme şubesine bağlı bütün işçi_erin m es.ek menfaatlerini temsil etme üzere i ürkiye çapında sendikalar kurmak: (meşe â Türkiye mensucat işçileri sendikası, Türkiye deniz işçileri sendikası gibi)
Aynı istihsal veya işletme şubesinde çalışan fakat gördüğü iş bakımından ayrı bir meslek zümresine mensup olan işçileri de bulundukları istihsal veya işletme sendikasına bağlamak; (meselâ, bir dokuma fabrikasının marangozu veya elektrikçisi, mensucat sendikasına bağlanmalıdır.
5) Ayni istihsal veya işletme mevzuu üze-ı nde işçi toplulukları bulunan vilâyet ve kazaları tıpkı bir siyasî parti teşkilâtı gibi şubeler halinde Türkiye çapındaki bu sendikalara bağlamak.
6) Türkiyenin istihsali ve işletme şubeleri sayısın n hiç olmazsa yarısı kadar sendka kurulduktan sonra, bu sendikaların herbirinin, kendi azâsi arasında seçecekleri bilfarz, onar murahhasın müşterek teşennüs eriyle «Türkiye Sendika, lar Federasyonı» alı alcınla bir felerasyon mey
— 3
dana getirmek, bu federasyonun ana n zarrma-mesini tesbit ve fedarasyon mute ebbis icra ko-m‘tesini seçmek lâzımdır.
7) Bu suretle aşağıdan yu’arıya meydan3 gelmiş olan sendikalar ve sendikalar fede asyonunu da mî-le ti. mek için de, tay n ed ecek asgarî bir müddet içinde her se.ıdi a kendi kongıesni yapmalı, fede.asyon kong.esi iç n murahhas’armı seçmelidir. Sendika kongrele; ince seçilmiş olan murahhasların iştirakiy e te iki yıldı bir, federasyon kong es; yapılma'ı feda, asyonun me.kez icra komitesi seçilmelidir.
lş n ancak bu demokratik metodladır ki işçi sınıfı hakikî ananasiyle birleşmiş ve teşkilâtlanmış sayılabilir.
Esasen fede asyon kurulduktan son a bunun dışında kalan veya kalmak istıyen diğer işçi teşekkülleri hiçbir mana ifade etmedikle ini ken( i kend .e.ine anlayacaklar ve federasyona bağ a-nacak ardır.
Hatala m ve yanlışlık arm neresinden dönülürse işçi sınıfı lehine ge e biı kazanç tenkil edeceği düşünülmeli ve yanlış yol üze. inde yürümekte ısrar edi.memelidir.
bu sebeple :
1) İşÇı sendikalarına karj, ba^ka adlar altında birlikler, ue.neferler kurulması suretiyle teşkilâtlanmayı, birleşmeyi zorlaştiııcı, işçi saflarını parçalayıcı hat ekede.den vazgeç.lmelidir.
2) ı epeaen inme federasyon ar kurmak hevesinden ıeragat eaılme.idır. çünkü bir teda.asyon ancak ıürkıye çapında müstakil istihsal veya ış-Leime senuzkalarınıu demok.ar.k merkeziyetçi bir metodla meyuana getuaoı.eceK.en bir teşeKKufdur. Ortada tam kadrolu sendikalar yokken federasyon M.endııığmuea vucut bulamaz.
3) ı urkıyeue b.r tek ıederasyon kuru.abilir. Mıılı ve s.yası nudutiar ıçmde bir çok tederas-yomaruaıı müteşekkil bir kon fede ı a s iyon tasavvu.u ço( gar.p ve gıi.ünç olur. Çüncü kon-tederasy^n a. ancak ae/.ecer a ası te^k.lâta mansusıur Her mıLetin bir te( sendıkaLr ıcde-rasyonu vardır, bu mıılı sendika ar. federasyonlarının çt.rakıyle de dünya çapında bir (Dünya işçi federasyonu» kuru muştur.
4) Aynı istihsal şubesi üzerinde her vilâyette muştaki b.r sendika kurmak usulü de yal-nış ve za. adıdır. Çünkü bu su. erle send katarın sayısı her vilâyette yirmiyi, bütün l’ürkıyede de bini aşar.
5) Bir taraftan ayni isbhsa' veya işlet ne şubesi adına kurulmuş olan vilâyet sendikalara arasında Iürkıye çapında b r ık mey ıana getirmek, diğer ta.aftan ayni vilâyette, muhtelif istihsal ve imletme şubeleri adına kurulmuş o'an senJıkaar aras.nua vilâyet çap n-a butik, mey dana getirmek lâzım gelir kı, bu nerece çapra
şıklık içinde teşkilâtlanmaya kalkmak biraz da abes ile uğraşmak olur.
6) Çapraşıklık bu kadarla da kalmıyor. Ayni istihsal şubesi adına her vilâyette ayrı ayrı kurulmuş olan müstakil sendikalar birleşince bir federasyon meydana gelmiş oluyor. Bunun adı meselâ, Türkiye mensucat sendikaları federasyonu olacak. Bu birinci federasyon. Diğer taraftan gene her vilâyette ayrı ayrı istihsal şubeleri adına kurulmuş olan sendikalar da vilâyet çapında aralarında bir birlik meydana getirecekler. Bunun adı da olsa olsa, çeşitli sendikalar federasyonu, olur. Bu da ikinci federasyon.
Vilâyet çapındaki, çeşitli vilâyet sendikaları federasyonu ile, Türkiye çapındaki, ayni istihsal şubesin'n v.lâyet sendikaları federasyonu şüphesiz ki birleşip bir Türkiye konfederasyonu meydana gelmiş olacak. Bu arap saçı bu kadarla kalmıyacak ; Türkiye işçilerinin bu acibü'acaip fede asyonları ve konfederasyonu, acaba dünya sendikalar federasyonuna karşı nasıl bir tavır takınacak ? Yoksa şöyle mi konuşu’acak : biz fede.asyonlar konfederasyonuyuz, sen ise aleladu bir federasyonsun, gel bize bağlan I
Görülüyor ki aziz dostlarım, kestirme, inki-lâpçı, demok. atik yol ve metottan bir defa uzaklaştık mı yandığımız gündür ! Bununla beraber, iyi niyetli olduklarından aslâ şüphe etmediğim, ya nız metod seçmekteki hataları aşikâr olan te,k lâfçılara karşı bu mevzuda söyleyeceğim son söz şudur :
İşçi sınıfının yüksek menfaatlerini memleket ıeal fesine ve mkilâpçı metodlara gö.e ayar-tayınız Teşkilât işlerinde cehalet ve kaprislere yer vermeyiniz 1
Harp ve İnsanlık
Karım Mübahat BaysaPa
Garip şey, hiç bir eksikleri yok,
Deli olur insan, deli olur...
Bez tıkalı matıraları yanlarında,
Su dolu postalları ayaklarında, Çantalarında tuzsuz peksimetleri, Artık karınları tok,
Artık yemeseler de oiur,.
Yalnız gözleri koskocaman açık, Birinin ayağı havada,
©bürünün başı altında kolu, Yürecikleri hâlâ sıcacık,
Yürecikleri avuçla kurşun dolu.
Elleri yapışık tüfeklerine,
Sımsıkı kapalı ağızlan,
Şaşılacak şey...
İnsan inanmıyor öldüklerine.
Ne yüzlerinde bir damla kan,
Ne toprakta kan...
Dostlar başına böyle ölüm,
Aldıkları can, verdikleri can,
Faik BAYSAL.
Tarihin Kaydettiği En Eski Grev
Yazan: İmre Syomai
İskenderiye ile Kahire arasındaki 25 kilometrelik saha üzerinde göz alabildiğine yepl tarlalar uzanır. Yakıcı güneş, pamuk tarlalarını okşar, ve bu son suz mesafelerde yer yer kül rengi lekeler görünür: Kil ve manda tersile yapı’mış. kapısız pen-ceres'z, bir delikten içerisine gi-ri’en Fel’ah kulubecikleri.
Mahsu’ vermekten yorulmıyan bu toprak, Sudan taradarnd n kara ve be^eket'i bir ba’çtk getiren NiF'n beslediği bin’t'ce kanalla sulanmaktadır. Burada hersey. toprak, hayvanlar, in-kanalla sulanmaktadır. Burada her şey. toprak havvanlar, insanlar, bereketlidir. Yılda dört defaya kadar mahsul a’ınır, hayvanlar akı’lara havret ve ‘ecek bir intizam dahilînde çoğalır, yeni doğmuş çocuk’arını emziren Fel-lah kadınları bir yenisine gebedirler. Çok zaman bu kadınların gürbüz kollarında iki yavrucuğu taşıdıkları görülür, peşlerine de, bağrışarak uzun siyah eteklerine tutunan irili ufaklı bir sürü çocuk takılmıştır. Su taşımak üzere başlarına aldıkları kocaman cerenûı ağırlığı altında dimdiktir, boyunları gergindir.
Fellâh erkeğile kadını, beş bin yıl önce yapılmış ve şimdi Londra, Paris, Kahire müzelerin de uyukluyan kabartma heykellerden dipdiri hayata atılmışlardır sanırsınız. Onların herşeyi, âdetleri, alışkanlıkları, çalışma usulleri, Firavunlar zamanındaki nin hâlâ değişmez bir şekilde tıpkı tıakısıdır; ölmek istemiyen bir geçmişin ebedî şahitleridir. Bunların beş bin yıl önceki ced-leri ayni kara sapanla toprağı sürer, ayni isteksiz adımlarla mandaların peşine gider, kendj nesille.inden gelenlerin dinî bir taassupla muhafaza ettiği ayni usul’ere göre tarlalarını soluyorlardı.
Firavunlar zamanındaki Fellâh paşalar ve beyler zamanm-daki glpi her zaman açtı. Çocukların gözlerini o zaman bugün olduğu gibi sinek sürfeleri yer' di. Fellâh bugün içinde karısının çamaşır yıkad’ğ’ ven ölmüş hay-van’arı attığı Nil'in san suyunu hıfzıssıhhaya karsı ayni kayıts-Z" lıkla içmekte devam eder Hayatında h:çb:r esaslı değişiklik olmadan be^ bin vıl geçmişt;r. Av-n’ı endi e’er, ayni ızt’raplar. ayni İçtimaî d e ğ i ş m e z mese'e’eri özü de top'anvş-tır.
Mısır arkoloü's'nden anhvan birile Kah:*e mü-esini ge~ecek olursanız, Ramses sti’â’es’ devrine ait o’up, umumiyetle isten an-lıyanlara gösterilmiven bir papi-ros be’ki size gösterilir.
Bu yazmada bir kâtip bu gün paşa'ann ve beylerin köleleri bu Fellah’arın cedleri o’an Fravun köleleri arasında kendi zamanında patlak vermiş bir grevin hikâyes'ni kaydetmiştir,

Ansızın sokağın başında büyük bîr gürültü kopuyor, kalabalık gözüküyor; Vücudü balç'ğa ve harca bu’anmış, orta’aında te'â-şa düzmüş ve acınacak bir vaziyetteki üç dört kâtibi sü-ük'iye-rekten bağıran haykıran yüzlerce adam ortaya çık'yor. Bunlar Mut mabedi in aatında çalran duvarcılar olup grev yapmışlardır ve şehrin valisi ve kiralın islerine bakan umum müdürü Psa u’ya şikâyetlerini bildirmek iç:n koşuyorlar. Bu ufak tefek karga-a lıklar az görülen şeylerden değildir, hepsinin de sebebi sefalet ve açlıktır. Herkes bi liyor ki, en iyi ücret, umumiyetle reislerin her ayın birinde ve ertesi ayın birine kadar yedecek
miktarda dağıttıkları buğdaydan Hint dansından iba-et zahire ta-yin'ne dayanır. Herkese ver'len mik ar, çok idare'i ku’lanıldığı takdirde şüphesiz ki yetecek derecededir, son derece yo Ucu bir ça’ı«madan son-a evine dönmüş ve öğleye doğru ancak çamurlu suda ıslatı’mış iki galeta yemiş kimsele-e ida’c’i yemen’n ’af-nı bir edin baka’ım. Ayın ilk günle inde aile'e", yiyece le i idarel1 ku'Ianmağa ba'madan bol bol yer içer, ayın orta’arma doğru pay'a azahr, ve şikâyet, vırıltı ba-’ar. son hafta içinde açlık kend'ni göster-r bunuu is üzerinde de tesiri görü’ür. Şantiyelerde ’ âtip’erin resmi ce+vel'e*'ne veya sadece ame’e ba la ın’n defterlerine bas vurulacak olursa her avın sonunda tekrarlanan işsizl’Uern ve bazan da aç’ık ve işç'le'i’n takatsizliği yüzünden patlak vermiş grevle-’n bu cet-velle”de kavdedi'diğî göü’ür.
Avın nnımcn günü Mut ma bed;nde calı-ti'dan ve vıveceği içeceği kalfamı’ duvs-cla- büyük b'r ba’abalı’r ha’inde şantiyeden çıkmışlar ve U' üncü Tut-mozis mabedi a’kasma (rid;p o-turmuHardır ve dur^a^an: *B'z açız, av sonuna kadar d*>ha on sek’-’ gün vad' divoda’-dt. Aldıkla’! î’c-et yet-'cek kada’ değil m’vd'? t,’çi|e’1in lâf'na bakılırsa, kâtipler tavmi bozu’' ö’çü ile ta’tıp vprmiş'er, ve hırsızl’k ederek zemrn o’muşlardr Beri taraman- kâb'p’e’ bu lânetleme şeytanları gelecek gün’eri dürün in e m ek1 e itham ed:yor, ve tayin'erî a’ır almaz har vurup ba-man savu’d'j'da’inı iddia edi-vo Jar. Kât'ple- de duvarcıla’da kendderine göre haklıdıria-, bunda şaşılacak bir rey yok. Gayri memnunlar işi bıra'ur bırakmaz, isleri idare eden müdür, yanında bir polis memuru clduğu halde.
(Devamı 16 da)
Yunan İş Konfederasyonu sekreteri KOSTOS THEOS’un beyanatından:
31 mart seçim'erinden sonra Yunan Sendikaları ile irtica arasındaki mücadele yeni bir safhaya girdi. Kra’cılar artık iktidar ellerine geçtiğinden demokratik hareketi ezebilecekler ini zan-netmek edîrler. Hudutsuz bir polis diktatörlüğü kurmak hususundaki plânlarında muvaffak olmak için hür sendika hareketini yek etmek niyetindedirler.
Demokrat Yunan Sendikaları, kralcıların öncülüğünü yaptıkları mürteci gurupların daima zulmu altında idi. Fakat mürte-cilerın hücumları şiddetlendikçe, sendikaların, işçi sınıfının birliği; işçiler için daha iyi iş ve hayat şartları ve demokratik hakları uğrundaki mücadelesi de okadar şiddetlenmekte idi. Bu gün de ayni mürteci ve kıralcı gurupların sendikalara karşı çok şiddetli bir hücumu karsısında bulunuyoruz. Her gün birçok sendika-list katledilmektedir. Bir gün içinde üç. beş hatta on katil vakası olmaktadır.
Yunanistanın bugünkü vaziyeti mürteci guruplar tarafından, bütün Yunan demokrasisine ve bilhassa “Genel iş konfederasyonu» etrafında top’anan demokrat sendikalara karşı giriştikleri tek taraflı bir dahilî harp manzarası göstermektedir. Yakın zamana kadar Yunanistanda, patrona sebepsiz olarak işçisini işten çıkarmayı men’eden bir kanun meriyette idi. Iş verenler, bu kanunu ekseriya kitaba uyduruyorlar, fakat nede olsa, bu kanun onların keyfi hareketlerini az çok tahdit ediyordu. Kuralcılar bu kanunu kaldırmaya karar verdiler. Ve bu kanunun, Yuna-nistanm ekonomik kalkınmasına engel olduğunu ileri süren Ingi
— 6 —
liz eksperleri tarafından desteklendiler.
Nihayet kanun kaldırıldı : ve derhal bunun akabinde başta sendika üyeleri olmak üzere işçilere kütle halinde yol verme’er başladı. Hemen bütün sendikaların fabrika komiteleri üyeleri işten çıkarıldı.
Başka bir misal : Bu senenin başında ücretlerin arttırılması uğrunda grevler çoğalmaktaydı. Patronlar hükümetten grevlere karşı tedbir almasını isliyorlardı. îş meseleleriyle vazifeli İngiliz ateşesi M. Hail bize müracaat ederek, grevlere son verilmesini temin etmemizi iste’ di.
— Yunanistan, diyordu, bu gün güçlükle sahile erişmiş kuvveti tükenmiş bir kazazedeye benziyor. Uzun bir tedaviye muhtaçtır. Yunanistanın tedavisi için hazırlanılmakta ve kalkınma plânları yapılmaktadır. Londraya malûmat vereceğim,bu plânların tahakkukuna yardım mı edeceksiniz, yoksa grevlerinizle buna engel mi olacaksınız, bilmem lâzım.
Kendisine cevap verdik: |
— İşçiler açtır, aldıkları ücret günde yarım kilo patates almaya bile kâfi değildir, isteklerinde haklıdırlar. Ve zaten işçilerden artık grev yapmama’arm1 istesek de bizi dînlemiyecekler-dir.
M. Hail :
— Grevler, işçi sınıfının vaziyetini ıslah değil daha ziyade fenalaştıracaktır. Grevleri des-
T. S. P. Yayınları
İkinci Broşür
Devlet ve Ihtiiâl
ETİEENNE FAJON
tekleyerek yabancılara Yunan Sendikaları hakkında kötü bir fikir veriyorsunuz, dedi ve ilâve etti :
— Ve eğer işçiler sizin tavsiyelerinizi dinlemiyorlarsa, sizi takibetmiyorlar demektir.
Bunun üzerine kendisine, geçenlerde îngılterede de kırk bin dok amelesinin yaptığı grevi durdurmak için sendika liderlerinin boş yere çalıştıklarını ha- «pj fırlatmak mecburiyetinde kaldık, ş işte Yunan Sendikaları bu güç şartlar içinde çalışmak mecburiyetinde bulunuyorlar. Bugün bizim ilk vazifemiz, kıra'cı ve faşist irticaa 'karşı işçilerin demokratik hakları için savaşmaktır. Bundan daha az ciddî olmayan diğer bir dava da işçilerin ücretlerini arttırmak ve hayat seviyelerini yükseltmek için mücadeledir. Yunanistanın emekçi sınıfları, gittikçe ağırlaşan hayat şartları içinde yaşamaktadır.
Hükümet ücretlerin hududunu tesp't etmiştir. Fakat hayat gittikçe pahalılaşmaktadır, tşçi-. nin alım kabiliyeti 1945 s.enesin-dekinden de aşağı düşmüştür.' J İşçilerin yarısından fazlası işsizdir.
Fakat bütün güçlüklere rağmen Yunan Sendikaları mücadeleden yılmamaktadır. İşçilerin hakları için, mücadele etmekte, irticaa karşı, Faşist diktatörlüğün Yunanistanda kök salmaması için savaşmaktadırlar. “Genel iş federasyonumuzun” “dünya sendikaları” birliğine kabul edilmesi, muvaffakiyet inancımızı kuvvetlendirmektedir.
Biliyoruz ki bütün memleketlerin milyonlarca teşkilâtlı işçisi demokratik hak ve hürriyetlerimiz uğrundaki haklı kavgamızı sempati ile takibetmektedirler.
YENİ VAHŞETE ACIT
Baraj ateşlerinin durdurduğu insanlar
Tam öğle vakti geri döndüler Yorgunluktan bitmiş, hırstan çıldırmış
Tam öğle vakti geri döndüler
Kadınlar yükleri altında iki büklüm
Erkekler lânete uğramış insanlar gibi
Kadınlar yükleri altında iki büklüm
Ve kaybolmuş oyuncakları için ağlayan Çocukların gözleri İri iri açılıyordu
Ve kaybolmuş oyuncakları için ağlayan Çocuklar anlamadan bakıyordu
İyi müdafaa edilmlyen ufuklarına
Çocuklar anlamadan bakıyordu
Dörtyol ağzındaki makineli tüfeğe
Ve kül olmuş büyük bakkaliyeye
Dörtvol ağzındaki makineütüfeğe
Askerler alçak sesle konuşuyordu Bir avluda bir albay vardı
Asrerler alçak sesle konuşuyordu
Yaralı ve ölülerini sayıyorlardı
Okulun bir sınıfında
Yaralı ve ölülerini sayıyorlardı
Sözlüler t ne diyecekti
Ey sevgilim ey ruhumun İşkencesi
Sözlüleri ne diyecekti
©lüfer fotoğrafları ile uyuyordu
Gökler öten kırlangıçlardan sonra yine yaşıyordu
Ölüler fotoğrafları ile uyuyordu
Yelken bezi sedyeler üzerinde
Onları birazdan gömeceklerdi
Yelken bezi sedyeler üzerinde
Delikanlıları taşıyorlardı.
Karınları kırmızı derileri boz renkte
Delikanlıları taşıyorlardı
Ama kim bilir bir işe yarar mı Ölecekler bırakın onları çavuş
Ama kim bilir bir işe yarar mı Saint-Omer’e de varsalar Lâf aramızda ne bulacaklar
Saint-Omer’e de varsalar
Düşmanı bulacaklar
Tankları bizi denizden ayırıyor
Düşmanı bulacaklar
Abbeviile'i aldıkları söyleniyor
Tanrı günahlarımızı affetsin
Abbeviile’i aldıkları söyleniyor
İşte böyle konuşuyordu topçular
Gelan geçen sivillere bakarak
İşte böyle konuşuyordu topçular
Boyanmış gölgeler gibi
Gözleri burada kafaları başka yerde
Boyanmış göig-|=r ğîTr;
Onları birdenbire gören bir yolcu Şikâyetlerine vahşice güldü
Onları birdenbire gören bir yolcu
Madenler kadar karaydı
Hayat kadar karaydı
Madenler kadar karaydı
Evine dönen bu dev
Mericourt veya Sallaumlnes’e
Evine dönen bu dev
Onlara bağırdı ne dönüyoruz, üzerimize bombalar veya yağmur vağsa bile
Onlara bağırdı bize ne dönüyoruz Evimizde gebermek bin kal daha iyi Karnımıza bir veya iki kurşun yiyerek
Evimizde gebermek bin kat daha İyi Yabancı topraklara gitmektense, Yaşadığımız yerde ölmek daha iyi
Yabancı topraklara gitmektense
Geri dönüyoruz geri dönüyoruz
Kalbimiz kederli işkembemiz boş
Geri dönüyoruz geri dönüyoruz
Gözyaşı dökmeden ümitsiz silâhsız
Gitmek İstiyorduk fakat bayii
Gözyaşı dökmeden ümitsiz silâhsız Orada rahat rahat yaşıyanlar üzerimize jandarmalarını saldırdılar
Orada rahat rahat yaşıyanlar
Bizi yine bombalar altına yolladılar
Bize geçmek yasak dediler
Bizi yina bombalar altına yolladılar Ne yapalım yine buraya dönüyoruz Mezarlarımızı kazmağa lüzum y°k
Ne yapalım yine buraya dönüyoruz Çocuklarımız karılarımı*! ı Teşekkür etmeğe lüzum yok
Ama çocukları karılarıyla
Maceralar peşinden koşan Saint-Christophe'lar Alevlere doğru yürüdüler
Maceralar peşinde koşan Saint-Chrlstophe'lar
O devler ki belirdiler
Ellerinde bir tek sopa bile tutmadan
0 devler ki belirdiler
Hiddetin beyaz gökleri üzerinde
A R A Û O N
Çeviren
EDİP köknel
- 7 —
SUAT TAŞ ER
NUH NACİ ÜZMEN
Umut
Paydostan Sonra
Yaşamak ummaktır. Yeşil yapraklar umar şu beli bükülmüş ağaç, yelkenler rüzgâr umar bir kız tanırım, sarışın sevgilisini esmer umar.
Aç karnına istiklâl umar
Bombay’lı amefe, Cava’lı topraksın. Hamburg'lu ana ekmek umar, Paris'i! çocuk intikam ben sulh umarım
Ramazan oğlu Recep kışlanın duvarına vermiş sırtını memleketten mektup umar ve her talim dönüşünde, her nöbete çıkışında tezkere umar.
Ummaktır yaşamak,
Çık bu saatte evinden
kilitle odanın ve kalbinin kapılarını, keder seni evde bulmasın, pişmanlık geri dönsün kapından. Vehimlerini azat et: soyun hatıralarından, tazelensin adımlarındaki kuvvet doğacak günü yolda’karşı la: yeni umutlarla başlar yeni giin; tahammül umuttan doğar.
Zaman bizim dostumuzdur, unutma en az Hürriyet kadar.
Ummaktır yaşamak,
İbret al, ders al geceden çevir başını gökyüzüne yıldızlara bak
Güneşli sabahların umududur yıldızlar.
Birvedâlık hükmü var hayatın, ölümün vakti saati sorulmaz. Serçe kuşu gibidir umut, dal yorulur, serçe yorulmaz.
Ben bu şehrin
Bu büyük bayram şehrinin
Bayramsız çocuğu
Selâm yollamak istedim bu sabah
Dostlara :
Selâm, önce,
Köprüde kürdan satan kardeş!
Selâm, beraber gazete sattığım çocuklaı1 Selâm, size O Tahmil - Tahliye şehrinin Sabır yüklü İşçileri!
Selâm bu ıstanbul şehrinden
Lymasol kasabasına!
Bütün limanlardaki hamallara
Seferde olan, olmıyan
Bütün gemicilere salam,..
Kara toprakla iç içe girmiş ırgat
Zengin kapılarında
Elleri nasırlaşmış çamaşırcı kadın
Ve mutfak penceresinden
Baharı seyreden kızlar
Selâm hepinize,
Şimdi yer yüzünde
Ayni şarkılar söylenmektedir
Şehir şehir, memleket memleket.
Şimdi mavi, masmavi gök üzerinden Bulutlar göç etmektedir..
Şimdi demir almadan önce gemiler Yelkenlerini takmadan önce
Selâm yollamada gemiciler birbirlerine Ve güneş dolu denizlere
Mendil sallamada kıyıdan
işçi kadınlar..
Şimdi
Ajans bahisler! bile edilmiyor kahvelerde
Şimdi bayram için
Bayram için beklemektedir Bayramsız çocuklar
Selâm bütün dostlara
aramızda olan olmıyan
Selâm size bu bayram dünyasının
Bayramsız insanları!
Fransa'nın Ananelerine Sadık Kalanlar
JEAN CASSOU
“1866 da Milletlerarası sergi tarafından hazırlanan «Paris reh* beri» allı kitabın başına alınan «Dünyaya sulh ilânı» yazısında, Victor Hvgo yirminci asırda İtalyanlarla Almanlar arasında. Ruslarla lngi'izler arasında, bir vakitler Pikardiyalılarla Burginyon-ları birbirlerine düşüren harp kadar akla gelmedik bir harp olacaktır, demişti.»
Büyük babanın kehâneti henüz gerçekleşmedi. Onun görüşü, bizim nesillerimizin marr’a-larla dolu zavallı yürüyüşün le görcmiyeceği kadar derinliklere nüfuz edebiliyor. Bizim daha çok yürümemiz lâzım. Lâk’n ümidle-rimiz gelecek realite ile, onun ışığile ve vuzuhile beslenmeğe inadçı bir ısrarla devam eiece'o Sulh olacaktır.
Biz sulh için böyle bir harbi yaptiK. Çünkü, her zamankinden fazla biliyor ve anlıyoruz ki, çoğu zaman o, kanla kazanılır. Ne fikir mücadelesi mey danında, ne de et mücadeleler1 meydanında hasmın rızasile elde edilir. Muharrirler, biliyoruz k* söz mukavemettir, sulhun sıkı sıkı sarılıp tutunacağı köşeleri olan polemik bir kuvvettir. Biliyoruz ki, her ifade bir başka ifadenin yerini tutamaz. İfademiz içinde kendimizi topladığımız zamandır ki, zihin selâmetini, bu yüksek kıymeti buluyoruz. Sulhun katiyen tevekkül ve hizmetle müteradif olmadığı — yüz kızartıcı bir sulh ki, huzuru değil, alçaklığın bütün endişelerini ve hasta şuurun durmadan kendi Çizerine dönünüşü doğurur — büyük dünya meselelerinde de böy-
1) Bu konferansın metni beş temmuz 1946 tarihli ve yüz on beş sayılı Les Lettres françaises mecmuasında çıkmıştır.
• • ©
Geçen sayımızda Fransan ın belli başlı entelektüellerinin teşebbüsü ile "Sulh emrinde Fransız düşüncesi,, adıyla kurulan birlik hakkında malumat vermiştik. Bu sayımızda bu birliğin açılış toplantısında verilmiş olan söylevlerden Fransız mukavamet hareketi kahramanı “Jean Cassou” nun nutkunun tercümesini veriyoruz.
• • • © •
ledir. Dünya meselesinde huzur, ancak saçmaya, insanca olmayana ve hayvanı olana karşı top yekûn harple var olabilir.
Bu mücadele içinde, tarihimizin en karışık ve bunaltıcı anlamlıdadır ki, bütüıı milletlerde birlikte kendilerini de tazyir edilmiş hisseden bazı muharrir’er birleşmek istediler ve bugün bizi burada meşgul eden toplanmanın iik taslağını ortaya attılar. Bazıları davete gelemediler, ve onların gölge’erî aramızda oturmaktadır ; yalnız Jacques Decıır. Georges Politzer gibi Fransız muharrirleri Birliğini ilk kuranların gölge’eri deği', mazi vahşetinin kurbanı olarak ölen bütün muharrirlerin ve asker olarak katıldıkları geçici muharebe ve ayaklanmada seve seve kanlarını döken bütün muharrirlerin gölgeleri. Onların kanı, en büyük dava ve en yüksek vazife şuuru içinde doğan bir dostluğu perçinlemektedir.
Franıız muharrirleri vasfı, ne sadece bir medenî hal unvanı, ne de hatioçe demeçlere bir vesiledir. Bu, hafızalarımızda daima hazır ve nazır, dünyanın her hangi bir vatanındakinden daha manalı millî bir cemaate
aid oluşun tanınması ve hatırlanmasıdır ; çünkü, bu cemaatle şumullu bir takım şeylere delâlet eder, ve bu vatan, kâinatın en büyük hatası yüzünden yenilmişti, en kötüsü de inkâr edilmişti. Az kalsın mahvolacaktı. Bilhassa o büyük ihanet şu idi : Fransız hakikatini düşünerek ve sistematik bir şekilde değiştirmek ve bu hakikatle alay etmek. Memleketimiz bu yüksek acıJM sonuna kadar tattı, ve hepsinin acısı olan o işkenceye katlanmağa mecbur oldu. Lâkin yokluğa karşı bütün kuvvetlerde dayandı, ve bu dayanmada hayat mukavelesine ve‘ yaşamak irade-ıne bağlanmış gibi duruyoruz. Bundan böyle, artık tesadüfen yaşamıyoruz, çünkü nefes alma cihazlarımız, biz onları düşünmeden de çalışmaktadır. Çünkü, her san'yede yaşamak istiyoruz, bizde hayat şuur ve irade olmuştur ; çiğneneni ivecek bir kuv • vetin tazyiki altında, küçük ve son derece çılgın da olsa, her dayanma faaliyetinin, eninde sonunda ruhtan başka bir şey olmayan mümkün bütün enerjisin bir noktada topladığı zaman da böyle idi.
Pek güçlükle nefes alan bu ruhî realite etrafında ölü ve diri, bilhassa tehdit altında olan, daha o zaman a’nmda ölümün damgasını taşıyan Fransa muharrirleri, belki sadece isimce olan farkları silip, asıl mühim olan esaslıyı, müşterek esasi' şeyi içimizden hiç birimiz unutamazız, gözden uzak tutamayız. O her bîrimizde, hepimizde mevcuttur. Gaddarcasına karartılmış, tam ve aydın şuuruna sahip olduğumuz Fransanın da bir tari-fidiri bu. Fransız sicilinin şu gö
(Devamı 12 inci sahifede)
Sandikalizmin Menşeleri
Onüçüncü asırdan Franzız İhtilâline kadar
Esnaf teşekkülleri rejimi - , bilhassa XIII üncü asırdan itibaren inkişaf eden esnaf teşkilâtı rejimi gerçekte sinesinde iki rejimi besler ; birincisi 16 inci asra kadar hakim olan, İkincisi ise birincisinin karikatürü clup, Fransız ihtilâli arifesine kadar yaşayanıdır, 14, 15 ve 16 inci asır-
larda esnaf teşkilâtı müsavatcı ve demokratik bir müesse; 17 ve 1b inci asırlarda ise, oligarşik ve kapitalist bir müessesedir) . İşçi faaliyetlerinin her iki devrede başka başka şekiller a’tm" da ve farklı karakterlerle kendini belli ettiğini düşünecek olursak bu hali pek tabiî buluruz.
Doğuştaki karakterlerde, türlü suiistimallerle henüz bozulmamış halile ifk esnaf teşkilâtı şekli 16 inci as-rdarı sonra yaşamamıştır. Teknik, iktisadi ve içtimai üçüzlü nizamiyle bu esnaf teşkilâtı kuvvetli bir terakki amilidir. İlk zamanlarda alemşümul iyi bir şöhreti vardı, ve asırlar boyunca Fransız mamulleri teşkilâtı n bu iyi şöhretinden faydalanmıştır. Hukuki bakımdan teşkilâtta üst olmak hakkı herkese açıktır; bu sayede çıraklar ve kalfalar İçinde bulundukları şartlardan daha iyisine ulaşmak imkânını buluyorlardı,
1) 16 inci asra kadar müsavata dayanan demokratik bir rejim bahis mevzuu idi; çünkü esnaf teşkilâtının azası nisbî müsavata (pares) dayanan şartlar içinde bulunuyor, müesesenin çalışmasına iştirak edebiliyorlardı. Sonra'arı esnaf teşkilâtı eskisine zıt karekteıler göstermeğe başladı, oligarşik ve kabita-list oldu; çünkü, teşkilât içinde ustalardan mürekkep az sayıda insanın hakimiyeti üzerine daya-nanan bir mertebeler silsilesi
***>•'•** YAZAN:
meydana çıktı, ve mertebeler silsilesinde aşağı derecede kalmağa mahkum kalfalar ve çıraklar üzerinde ustaların nüfuzu gittikçe arttı.
Muayyen bir staj devresini geçirdikten, ve ustasından izin aldıktan sonra çırak önce kalfa, sonra da usta oluyor. Esnaf teşkilâtı mertebeler silsilesinde yük-Se’mek ümidini herkes beslemektedir.
Esnaf teşkilâtı içinde ne sermaye ile emeğin ayrılması, ne farklı İçtimaî sınıflar, ne de sınıf şuuru vardır*
Onun için değil midir k1’, teşekkül eden topluluklarda hiç bir suretle meslekî bir karekter yoktur. Bu günkü sendikaların bariz vasfını teşkil eden mücade’e zihniyeti de bunlarda mevcut değildir.
17 inci asırda meydana çıkan confreri’ler, dini ve hayır sever karekter taşıyan bir takım cemiyetlerdir. Umumiyetle aynı bir sanaatin patronlarile işçilerini bir araya toplarlar, burada patronlarla işçileri birbirlerine bağlayan şey ibadettir. Toplanma yerleri, teşkilâtlarının pr>n-doya evliyasının adını taşıyan küçük kilisedir. Gelir kaynakları azalarının verdikleri aidattan ibarettir; bu paralar ayinler için, ■ bayram günlerinde dinî merasimler tertip etmek için, ölen azalarının gömme merasimlerine sarf etmek için, aralarında hasta ve parasız olanlara yardımlarda bulunmak için kullanılırlar.
Söylemeye hacet yok, dinî
karakter taşıyan bu tezahürlerin bazan çabucak işret ve sefahat sahnelerine inkılâp eden içki sofraları haline geldiği de olur. Öyle an’aşılıyor ki, confreri’ler tarafından toplanan pa-a-nın ziyafetler tertibi suretile israf edilmesinin önüne geçmek maksadile, kral tarafından bu müesseselere bir takım yasaklar kabul ettirildiği olmuştur. Bazı confrerîlerin nizamname’eri bi ze bu şeyi anlatmaktadır : Bu müesseseler bir takım tedbirler ahnağa ve ahlaksızca hareket'en sınırlamağa çalışıyorlar. Meselâ Saint Ömer kayıkçıları ziyafet talimatnamesinde “sofra basında arkadaşların mırıldanmaları ve birlerine çirkin söz söyleme’eri., yasak edilmiştir. Bu durumdaki yasakların, mes’ek sendikalarının kuvvetile ve ihtilâlci zihniyetle mücadele etmeyi gaye edinen 19 uncu asırdaki yasaklarla hiç bir bakımdan münasebeti yoktur. 16 inci asra kadar, mevcut grevlere bakınca, bunların nadiren meydana çıktıkları an’asılı-yor. Bu devrin sonundan itibaren, esnaf teşkilâtı rejiminde ilk bozulma alâmetleri kendisini belli etmeye başlayor.
Bu alâmetler bir rejimin çökmesini haber veriyor; sonraki asırlarda ise bu rejim yeni bir takım vasıflar kazanacaktır-
Gerçekten, XVI asır esnaf teşkilâtlarının kapanma devresinin başlangıcıdır. Sanayiin doğuşu, sınaî mamulatın inkişafı, kredinin yapılması, gittikçe daha katıiaşan esnaf teşkilâtlarının son derece dar çerçıvesini kırmağa çalışan âmillerin belli başlı olanlarıdır. Bundan başka. esnaf teşkilâtı bir takım ahkâma tabidir, iktisadi hayatın yeni zaruretlerine iyi intibak edememiş bir halde idi.
Ustalar imtiyazlarını ve menfaatlerini idame ettirmek için, tam b;r Kast halinde taazzuv etmeğe çalışıyorlar. Çırakların sayısını sınırlayarak, teşkilâta on veya yirmi yıl müddetle yeni ustalar almağı yasak ederek -XVII asırda bazı sanatlarda böyle olmuştur. — , kendi aralarına yal" nız ustaların çocuklarından başkalarını almamak suretiyle buna muvaffak oluyorlar. Kalfaların usta olmalarını çok güçleştirecek, hatta imkânsızlaştıracak bir takım hileli tedbirler sayesmde buna muvaffak oluyorlar. Usta olmak için aranan şartlar, ustaları teşvik etmek, kalfaların cesaretini kırmak için ortaya koyulmuş gibidir.
Ustalarla h’çbir akrabalıği veya rabıtası olmayan kalfaların cesaretleri kırılıyor. Usla olabilmek için kalfalardanbirşaheser arandığı halde, usta ile akraba olandan böyle bir şey aranmayor, o bir taraftan, adamına göre pek büyük nisbetler dahilinde artıp eksilen vergiler de konuyor.
Bir şaheser vücudâ getirmek zarureti, usta olmak için eskiden aranan liyakat yerine geçiyor.
Yavaş yavaş M. Lerasseur’ün söylediğine göre şaheserin icadı daha karışık iptidai maddesi daha pahalı, imali daha uzun zamana bağlı oluyor, öyle kî, icatçı zekâya sahip bir kalfa bile-para tedarik edememek, iptida1 madde tedarik edememek ve vakit bulamamak yüzünden, bu türlü bir çalışmayı iyi bîr neticeye vardırmak imkânlarını bu-lamayor. ,
Gelecekte bir takım rakipler türemesi korkusiyle usta'ar zanaatlarını kalfalara ve çıraklara öğretmekten çekiniyorlar; böylelikle kalflarla çıraklar ustalarına tabi kalıyorlar. Ustalık imti-henlarmda haz;r bulunan mümeyyiz heyetleri, imtihana gireceklerden hediye almak alışkanlığını kazanıyorlar. Lâkin, tatbikatta bunların hiç biri ustaların oğullarına ve damatlarına tatbik edilmiyor. Oğul ve damatlar için,
imtihan ortadan kaldırılmışa bile, çoğu zaman şaheser yerine «sudan bir imtihan» ikame edilir.
Aynı netice ustalık vergilerinin tesbitile de elde edilmiştir. Kalfaları ortadan kaldirtnak için bu resimler her zaman artacak bir şekilde tesbit edilmiştir. Bundan başka ka'falar daha başka esaslı bir tefrike tabi tutulmuşlardır: Paris bakırcıları teşkilâtında ustanın oğlu altısol, Pa risli ka!fa dört lira, yabancı on iki lira vermekle mükelleftirler-Böylelikle kalfanın vaziyeti, artık değişemiyecek bir hale gelmiş oluyor.
“İşçinin esnaf teşkilâtı idaresinden bu yavaş yavaş tardı ” ile M. Hauser’nin söyiediğıne göre) , 16 inci asırda esnaf teş* kilâtı oligarşik ve kapitalist bir müessese olmağa doğru gitmektedir. Ustaların karşısında kalfalar, sermaye karşısında da emek dikiliyor. Bu iki asır arasında ayrılma başlıyor, gittikçe da-ha derin bir uçurum hasıl olu-
DÜŞÜNCELER
Sırt üstü uzandım toprağa... Gözlerim
yer, yer göğün maviliğini gördüler ıhlamur ağacının yemyeşil yaprakları arasında.. Ağacın dalları
sallandı rüzgârda, ve rüzgâr ağacın dallarında... Ve maviliğinde göğün ta yukarda bir çaylak uçtu gölgesi yerde süzülerek.. Çaylağın pençesinde avı vardı... Ve ıhlamur ağacının kökleri toprakta hayatı emiyorlardı.. Dayadım sırtımı toprağa; kafamda düşünceler Bir yüzü gök yüzünde bir ucu köklerinde ağacın... Düşünceler Köklere, toprağa
çaylak, avı ve insanlara dair,.. Düşünceler...
Me. Fuat HOP.
yor; Böylelikle topluluklar v* birleşmeler doğmuş oluyor.
Aynı bir organizma içinde patronlarla işçileri toplamış olan confreri’ler ikiye ayrılıyor. Kendilerine karşı şereflerini ve nüfuzlarını muhafaza eden, bütün yükleri bunlara yükleyen ustaların takındıkları tavırdan hiç de memnun olmayan kaffa'ar, ustaların vücude getirdikleri confre-ri’lerle sık sık ihtilâfa düşen ayrı bir takım topluluklar vucu-de getiriyorlar. Bu ihtilâfların bir takım tehlikeler doğurmasını önlemek üzere bu grup'arm yerlerine Larşt aynı gün ve aynı kilisede merasim yapmalarını yasak etmek fırsatı hasıl oluyor.
Başka türtü topluluklar da beliriyor. : Kalfaları aynı confreri’ler içindeki ustalzrın üstünlüklerinden kurtarmak maksadını güden kalfalar birlikleri. Bu birlikler Fransamn her tarafında çoğalıyor. Bunların en meşhuru Tour de France adlı kalfa’ar birliğidir. BunUr kardeşlik birlikleridir (yardım cemiyetleri, ve iş bulma büroları) , bu cemiyetlerin azalan meslekî bilgilerini mükemmelleştirmek için bütün memleketi yaya olarak dolaşır, uğradıkları şehirlerde çalışırlar. «Roolsur» bunları şehre kabul eder, onlara çalışacak bir yer bnlur, ve icabında, mahalli kalfalar birliğinin aracılığile bunlara yardım tahsis ettirir. Böylelikle türlü mıntaka'arın kalfaları arasında temas kurulmuştur; şüphe yok ki bu hal usta’arda bir takım endişeler uyandırmış, İdarî makamların bazı tedbirler almalarına sebep olmuştur: Usta olmak için, şehirde kalfa olmak için tekalif; yabancılara usta olabilmeleri için yüklenen son derece ağır vergiler ödemek mecburiyeti, Villers-Coherest in 1539 tarihli emirnamesile“zanrat-ler bahsında bazı kimselerin diğer kimselerle söz ve iş birliği etmelerini» yasak etmek. Bütün bunlar boşunadır. Vazife kalfa birliklerinin veya «tehlikelilerin»
(Devamı 16 ncı sayfada)
— 11 —
$6 9’uucu sayfcıdorı devam
tenevvü.
Naûı tarafımdan ha'kın dehasn o muazzam seraksan koyabiliriz.
rünüşünde, tarihimizin şu veya bu anında, milletimizi teşkil eden sabit zekâ familyalarından birinm şu veya bu istikamete yöneliş* Fransanın bu tarifini şu veya bu aydınlığa yerleştirmiş olabilir ’• zenginliğimizi yapan bu
fardan bilancaya göre. Pascal veya Voltaire. Versaiiles’in dehası veya Le resmi yapılmış Haçlı seferlerin güzeşti üzerine
Lâkin, bu şekillerin, çu efsanele" rin ve bu tarihlerin her birinde hissettiğimiz hep o realitedir. Bü" t ün türliilükierile hakarete uğra-iyan hep bu realitenin kendisid:r ş te.
Cemaatimiz içinde bir temiz-eme yapmak arzusunu besliyoruz, ve bizi aşan bu büyük siyasî,- askerî ve malî menfaatlerin kaynaştığı muhitlerde bu işin ne derece kötü idare edildiğin' görmekten hoşnut olmadığımızı v® endişe duyduğumuzu biliyoruz • Bütün sahalarda yeniden hayat^ doğuşumuzun ısrarla isfediği b millî itirafı sonuna kadar götürmenin îstı’yerek ve iğrenç bir takım maksatlara dayanarak reddedildiği anlaşılıyor.Elbette ki,büyük siyas1 işler sahasında bu vahim bir şey, dir; çünkü, bu doğrudan doğrue ya olan menfaatlara dokunur vi bunun ayyuka çıkan neticeler" olur. Lâkin, bizim için de vahimdir bu: çünkü, kendimize bir şeref payı çıkarmak için değil, lâ kın mesuliyetimizi yükseltmek için bunu bilmemiz lâzıındır anahtar ve anahtarın rakamı münevverlerin elindedir. Aslında kudretinden daha büyük bir şey" ler olan Fransa, bizim şudur diyebileceğimiz Fransa olacaktır.
Onun içindir ki, yapılmış olan şeklile, temizleme işi kalbimizde
bîr huzursuzluk bırakmıştır, bu temizlemenin çok veya az şiddet" li olmasını istediğimiz için de' ğil, belki işin derinlerine, suçun derin’erine gitmediği için. Çün" kü, bir takım insan’ar hakkında hüküm verilmişse de, bu insan" larm kanaatleri ve akideleri hakkında hüküm verilmemiştir: dava dosyası ap açık ortaya konmamıştır, memleket geçirmiş olduğu tehlikenin ne mahiyette olduğunun bile farkına varma" iniştir, hazırlanan komplo, memleketin ruhuna mı. Fransanın rejimine mi, millî kudretinin bünyesine ve. realitesme mi, yoksa Fransız milletinin kendi kend’si birliği, iradesi mukadderatı, yıldızı hakk’nda edindiği fikre karşı mı hazır'anmıştır, söylenmedik bilinmedi.
Bu asrın ilk yıllarındanberi me lekelimizde acaip bir takıın yalancılar seslerini yükseltmeye başladır; bu yalancı peygamberlerin en yalancısı, hatta bu ya-ı lancılann en tipik olanı, büyük yalancı Maurras'tır. Bu adamın ve adamların öğütleri, çok tuhaf değil mi, “İlâhi baskın,, dan sonra muzaffer orduların mem-lekefimizde yaydıkları öğütlerin tıpa tıp ayni idi. Bu bozgun, yazı yazma faaliyeti, kendini itham ed’ci bir hezeyana terkeder gibi köleliğe terketmiş bir ruhun bütün fantazilerine cevaz veren bir muharrirler zümresi tarafından desteklenmiştir. Yazı yazmak ve düşünmek faaliyeti, sofizmlerin, hataların mantıkî bozuklukların, ahlâki sapkınlıkların, sadık ihtirasla zehirlenmiş mevzuların, zihin bozukluklarının, marazlı cümlelerin, mümkün bütün misallerini, zihnî tetralojinin mümkün ve mümkünü yok bütün
misallerini bir a-aya toplayan tam bir katalog vücuda getirmiştir.
Bugüne kadar dünyanın tanımadığı en büyük ruhî buhranı geçirmekteyiz. Bozgunumuzun karanlık hicabı, bu bozgunun hazırlanışındaki karanlıklar,Vichy, Almanlar, hapishanelerin dehşeti. kamplardaki kâbuslar, uyku farımızda bizi tedirgin edecek bütün bu şeyler, daha derin bir suçun dış alâmetlerinden ve dış görünüşünden başka bir şey değildir: o suç ta, Fransız muharrirlerinin, zihnin işlemesinde ve insan sözünün kul’anılmasmda ha' îm eze’î kaidelere karşı açıktan açığa işledikleri suçtur.
*
Bizim mes’eğimiz. derinden derine düşünmek mesleğidir. Onun için değilmid:r ki, mani dc:ecesine vardıracak kadar da olsa, sihirli buhran üzerinde ıs arla duruyoruz; böy’esine karşıt kapa kombiuezon’arı ve böyle bir şekil değiştirme ve manevra sistemi karşısında bu kadar inatla hayret göstermiyece ~ .........i, sebep-
yollarını tetkik ederek-' ı tam bir şuuruna ve tam bir aydınlıkla ap açık orta-„ i az kalsın
kaybediyorduk, o iyiye ki Fransız dehasının realitesi adını veriyoruz.
Tekrar kavuştuğumuz bu realiteyi, onu hiç gözden kaybet-miyecek gibi sıkı sıkı tutuyoruz. Karşısına çıkıp müeadele ediğimiz kuvvetler, şu anda biie, bu realite ka şısında yeniden derlenip toplanmaktadır. Faşizm, yeni maskeler al tında tekrar ininden çıkmaktadır. İğrenç çehreleri aldatıcı bir kılıkla bir defa daha karşımıza çıkarmağa yelteniyorlar. Yine bir defa daha, Fransız hakikatinin şu veya bu cephesine zarar vermeğe, Yahudi düşmanlığını geçer akçe bir kanaatmiş gibi tekrar meydana çıkarmağa, laikliğe sanki o çoktan kazanılmış bir zafer değilmiş
ğiz artık. Çünkü kötüyü ferini ve ’ tir ki, iyinin varacağız, _ iyinin ihtişamını ya koyacağız; bu iyiyi
12 —
gibi dokunmağa kalkışıyorlar. Hümanizmanm bütün emellerini ve kanaatlerini kucaklayan Cumhuriyet tabiri, halkçı olduğu kadar kıralcı tarihimiz'n bütün yolların nihayetinde dikilen bıı hayal, Gumhuriyet dava mevzuu olmuş ve tehlikeye düşmüş bulunuyor. Bununla beraber, bu tazyik yıllarından sonra ve bu kardeşlik yıllarından sonra, Bau-delaiıe’in bahsettiği ve hayat ve geleceğin zevki alan «Cumhuriyetin bu sonsuz tadı^ nı zevk'e tad.yor ve sanki onu daha da fazla tatmak istiyoruz!
Bu amber kokulu tadı bütün milletlerle birlikte tatmak istiyoruz, ve ıztıraplarımızın en acısı, yalnız bizim gözümüzde değil, Fransaya itimadı oİan milletin gözünde de lekelenmiş Fran-sanın yüzünü görmektir. Vatanımızın yok ed.la iş bütün ha-yaberınoeıı, ah l ne yazık ki, yokluğunu en derinden duyduğumuz şudur : milletler için ev-ve,ce var olanı. Bizim için kaybedilmiş olan bu hayai, daha korkunç bir şekilde milletler için de Kaybolmuştu ; onların hayal kırıklığı, bizim hayal kırıklığımız, müsamaııa götürmez bir derecede arttırmıştı. Qnlar ıç n, belki de bı.hassa onlar için bu hayali ihya etmek, elde etmesi, takdis etmek istiyoruz. Çünkü onlar bu hayale sevgi ile bağlanmışlardı. Ve bu sevgi o hayalı bizim Kendi sevgimizden daha da sağıam bir şeKıide nakli göstermektedir, e •
Yemden başka memleketlerin muna.r.rlerıne aoğru yüzümüzü döndürmekten, onlarla münasebete girişmekten, onları kardeşçe münakaşalara davet etmekten sevinç duyuyoruz. Onların da hepimizin taksim edilemez müşterek bir hazine olan hüriyet e payları vardır. Mücadeleyi birlikte yürüttük. Bence sizlere hatırlatılması pek lüzumlu olan bir endişemi buracığa sıkıştırdığım için beni mazur görünüz : bu tabloda bazı gölgeler, bilhassa bir gölge, ispanyayı görüyorum. Ir.san oğlunun
düşmanı yere serileli iki yıl oldu, ilk darbeyi yiyen memleket ise hâ'â demir kafes içindedir. Hitler İspanyada, sınırlarımızda hep yaşıyor. Dachau rejimi İspanyada dm madan çalışıyor-Orada insanlar kurşuna diziliyor, msan’ara işkence ediliyor. Fede-rico Carc'a Lorca ve Antonio Machado’nun cesetlerine yeni bir takım şa'rlerin daha cesetleri ilâve ediliyor. Ispanyol edebiyatı, İspanyol düşüncesi, İspanyol ruhu hâlâ mahvedilmekte. kökünden kesilmekte, kendini besliyen topraktan ve hayırlı kaynaklarından sökülüp atılmaktadır. Ben derim ki, bu rezalet devam ettiği müddetçe, biz hürriyete kavuşmuş Fransızlar, ge-çekten gönül rahatlığına kavuştuğumuzu iddia edemeyiz.
* * *
Bizi teyekkuza davet eden sebepler, dostlarım, hadsiz hesapsız ve kuvvetlidir. Bu sebeple.- bizi birleşmeğe de davet edi yor. Ve bu birleşme, bütün endişemizi en büyük tehbkenin geldiği esaslı noktalar üzerinde toplamamızı istiyor. Az kalsın ortadan yok olmağa yüz tutmuş
Irgat Iarın Şarkısı
Sürüyle yaratılmışız
Gencimiz ihtiyarimiz var Daha fazlamız sakat-Saçımızdan tırnağımıza kadar gün yanığı, yağmur ıslağı Derimiz muşambalara benzer, Hep bu yüzden.
Avunacak şeyimiz yok
Daha sevinmedik ömrümüzde Çekilmedik deıtier çekeriz Allahın her gü-ıünde Katlanmak bizim içinmiş Elden ne gel ir..
Bildiğimizden çetinmiş dünya Çetinmiş. -
Masum mahpuslarız
Kelepçemiz bileğimizde değil de günlümüzde-.
Adil TALİP.
Fransa davası ile, tehlikede olan bütün insanın davasıdır : bütün melekelerde insanı ayıran ve asil yapan insan, aklı ile, aklının müşterek metodlarile, külliye olan iştiyakile, ada'et ve hüriyet ihtiyacile, içinde yaşıyan ve onu kendi seyyaresini iyi anlamağa ve seyyaresi için iyi bir gelecek hayal etmeğe sürükliyen bütün musikilerde insan.
Muharrirler, iyi bir zanaat sahibiyiz. Kelimeleri doğrudan doğruya hizmete alalım almayalım, bunları ap açık bir sosyal bir gayede veya daha serbest bir şekilde hasbi işlerde kullanalım, her zamankinden daha iyi biliyoruz ki. kelimelerin nazik ve büyük bir niyet temizliği ve sağlam b'r vicdan istiyen bir kullanılışı vardır. Hiç bir zaman insan olduğumuzu ve insan oğul-larile münasebetimizi unutma malıyız. İnsanca olan her şey insandan gel'r. Bıı prensipîn a-levini ve ışığını elimizde tutaraktır ki, daha fazla Fransız Fransanın, her zamankinden daha fazla dünyaya göstermek istediği ananeye toptan sadık kalacağız.
HİKAYE
MMElIHIHHIHHIttİl
BABAMIZ
Yazan: Valentin KATAYEF
Çeviren : Hulusi ŞERİF
nerede ? Uslu dur. gelince,
— Uykum var. Üşüyorum. —- Ee e e, ne yapalım. Benim de uykum var. Giyin, mızmızlık etme. Yeter artık, kaşkolünü tak. Başlığını giy^abuç’arını da.. Yün eldivenlerin Kıpırdama.
Çocuğu giydirince, kadın elinden tuttu, birlikte çıktılar. Çocuğun uyku Sersemliği geçmişti. Souktan tir tir titriyor, her adımda sendeliyordu. Mavi, buz gibi bir siein arkasında belli belirsiz şafak sökmüştü.
Ana eşarpla çocuğun boynunu sıkı sıkı sardı, yakasını kaldırdı, uykulu, asık suratını öptü — Çocuk dört yaşlarında idi. Camları kırılmış verandalara tırmanan bakir asma dallarından buzlar sarkıyordu : So-uk sıfırın altında yirmi beş derece idi.
Ağızlarından kaim bir buhar salıverdiler.
— Nereye gidiyoruz, anne ?
— Söyledim sana, gezmeye gidiyoruz,
—Ne diye valizi aldın, peki?
— Lâzım da ondan. Sus. Konuşma. Ağzını açmı, hasta olacaksın. Ne soıık yarabbi I Bastığın yere dikkat et, yoksa kayıp düşersin.
Arabaların girip çıktığı iki kanatlı kapı altında kapıcı sırtında içi kürklü paltosu, önünde önlüğü, göğsünde de alâme-tile duruyordu. Kadm hiç bakmadan geçti. Adam hiç bir şey söylemedi, kapıyı kapadı.
Ana ile çocuk sokakta idiler. Kar yağmıyordu. Her tarafı buz, kırağı kaplamıştı. Çıplak, kara, souktan çatırdayan akasyaların altından yürüdüler.
İkisinin de elbiseleri birbirinin aynı idi, içi kürklü aynı pal» — 14 ....
to, içi yünlü botlar, kalın yünden eldivenler. Lâkin annenin başında kareli bir örtü, oğlanın ise başlık vardı. Sokakda kimsecikler yoktu. Dört yol ağzına meydana konmuş bir
oparlörün kulakları çınlatan zır-layışı kadının tüylerini diken diken ettti. Sonra, bunun radyodaki sabah neşriyatı olduğunu anladı ; Her gün olduğu gibi, bu gün de zurnanın ötüşü, yeni bir günün başladığını haber vererek-ten, musikili homurtusu ile caddeyi dolduruyordu. Oğlan opar-löre doğru başını kaldırdı:
— Horoz mu, o anne ?
Evet, yavrum.
— Onun içinde üşümüyormu?
— Üşümez. Uslu dur. önüne bak.
Oparlörün içinde bir şey zırıldadı, kıpırdadı. Bir gencin sesi duayı andıran bir eda ile üç , defa şu sözleri tekrarladı:
“Sabahlarınız hayırlı olsun I Sabahlarınız hayırlı olsun h Sabahlarınız hayirh olsun* I
Sonra aynı buzlu ve sarıcı ses rumence duayı okudu:
"Göklerde olan babamız, adin mukaddes, saltanatın her yerde hakim, senin iraden üzerimizde olsun...,,
Caddenin köşesini dönünce kadın dönüp arkasına baktı, ve sanki bu çok yüksek ve dokunaklı ses kendisini takip ediyormuş gibi, daracık bir sckagı hemen bütün uzurduğunca, çocuğu da ardından sürükliyerek koştu. Sonra ses sustu : Dua bitmişti Denizden doğru gelen rüzgâr sokakların donmuş koridorlarında esmekte idi. Tam karşılarında, kanlı bir sis ardından birdenbire meydana çıkıveren bir alman devriyesi bir mangalın başında ısınmakta idi.
Kadın başka sokağa saptı. Çocuk, yünlü küçücük botlarını Surüyeı ekten,yanında kısa ve hızlı adımlarla yürümekte idi. Yanakları kızarıyordu. Burnunun ucunda donmuş bir damlacık sarkıyordu.
— Anne, şimdi geziyoruz değil mi ?
— Evet.
— Bu kadar hızlı yürüyerek gezmekten hoşlanmıyorum ben.
— Sabret.
İki kapılı bir avluyu geçtiler, başka bir sokağa çıktılar. Şimdi gün doğmuştu. Mavimsi ve kırağılı sis’n ardından penbe, hemen kırılıp dağdıverecek gibi bir şafak süzülüyordu; öylesine dondurucu bir şefak ki, ham bir ıneyva gibi dişleri kamaştırıyordu. Sokakta bir kaç kişi vardı. Hemen hepsi de aynı istikamette gidiyorlardı. Hepsinin de bir eşya dengi vardı. Bir kısmı bunla-
rı kendi sürdükleri küçük arabalarla taşıyorlardı. Bir kısmı da kızak ayaklariie çıplak kaldırımı kazıyan tepe tepe doldurulmuş kızakları çekmekte idiler:
Bu sabah, insanlar, karıncalar gibi, hepsi de şehirin muhtelif noktalarından gelip aynı yere doğru ağır ağır sürükleniyorlardı ,yahudiler, şehrin deniz seviyesindeki en alçak ve kuvvetli kısmında, iskeletleri insana her hangi bir at canbazhanesinın çadırını hatırlatan yanmış neft sarnıçlarına bakın Peresype'deki getoya gitmekte idiler, İki sıra paslanmış tek örğü manii, fare kapanı gibi girilecek bir tek yeri olan bir kaç pis mahalleyi içine almakta idi.
Yahudi'er Peresype’e doğru inen sokaklardan gidiyorlardı. Şimedifer köprülerinin altından
ğüçiyorlard ı. Buz tutmuş yaya kaldırımlar üzerinde ayakları kayıyordu. İçlerinde yürümeye takati olmayan bazı ihtiyarlar, bir takım tifolıdar vardı: Bunları tezkerelerle taşıyorlardı. Bazıları düşüyorlardı : Oldukları yerde, sırtını bir fenerin direğine dayamış, veya bronz çitlere yapışmış bir vaziyette kalıyorlardı. Hiç kimse başını çevirip bakmıyordu bile. Yalnız başlarına, devriyesiz gidiyorlardı. Biliyorlar ki, evde kalanlar kurşuna dikileceklerdir. Evinde Yahudi saklayanlar da ölüm cezasına çarpılırlardı; apartmanın birinde bir Yahudi bulundu mu id', orada oturanların hepsi sıradan geçecekti. Bu yüzden yahudi/ej. şehrin mahallelerinden kopup sarp sokaklar arasından, köprü altlarından geçip arabalarım ite kaka, sımsıkı sarılmış çocukları ellerinden tutup sürüyerek geto, ya doğru gidiyorlardı. Karıncalar gibi kırağı yağmış eder ve ağaç'ar arasından, dizi halinde yürüyorlardı. Kapalı kapılar ve sokak kapıları önünden, başında Rumen ve Alman devriyelerinin ısındıkları sıcacık mangalların önünden geçiyorlardı. Askerler bunlara aldırış bile etmiyorlardı: ayaklarını yere vrnuyor, yün eldivenlerde kulaklarını oğuşturu-yorlardı.
Souk pek müthişti. Bir şimal şehrinde olsa, son derece sert olurdu, Odesa’da ise, sadece insanın gözünü korkutuyordu : Bu türlü souklar her otuz yılda bir olurdu. Mavimsi ve yeşilimsi bir sis arasından, güneşin daracık çenberi y^rı parlıyor gibi idi.
Kadın bir rusu andırıyordu. Çocuk da öyle. Babası kızdordu-da zabitlik eden bir rusdu. Ama bu hiç bir şey ifade etmezdi ki: kadın Yahudi idi. Ana oğul ge-to’va gitmek mecburiyetinde idiler. Sabahleyin kaaın pasaportunu yırtmış, buz tutmuş helâ kuburuna atmıştı. Her şey yatışm-caya kadar şehıin sokaklarında sürtmek kararını vererek dışarı çıkmıştı, Böylelikle işin içinden
Gün Gelecek
Gün gelecek:
Kuşlar neden göç ettiklerini, Deniz ayışığmın kadrini bilecek; Saşak bire bin verdiğine pişman olmayacak, Anaların hakkı ödenecek dünyada.
Gün gelecek :
Meyvesini kıskanan ağaç, Hicabından bakamıyacak toprağa Yağmurunu esirgeyen buluttan Hesap sorulacak,
Kahrından çatlayacak kısır tarla.
Celal VARDAR.
sıyrılacağım sanıyordu. Geto’ya gitmek çılgınlıktan başka bir şey değildi, ölüm muhakkak. Kala-ba’ık cadde’erde.ı sakınarak çocukla birlikte bütün şehri dolaştı. İlk önceleri çocuğun hiç sesi çıkmadı: Geziyorlar, diye düşünüyordu. Sonra sızlanmaya başladı.
— Anne, neye hiç durmadan hep yürüyoruz ?
•— Geziyoruz.
Bu kadar hızlı yürüyerek gezilmez ki- Yoruldum ben.
— Biraz sabret, biraz sabır yavrum. Ben de yoruldum. Öyle iken hiç şikâyet etmiyorum. Lâ-k:n gerçekten h’zlı, hem de pek hızlı yürüdüğünün o da farkında idi. arkasından kovalayan varmış gibi sanki koşuyor gibi idi, Daha yavaş yürümeği denedi. Çocuk annesine baktı, .tanıyamadı Annesinin çarpılmış ağzını, örtüsünün altından kayan souktan ağarmış saçlarını bebekleri sabit etrafı mosmor - oyuncak hay-van'arda gördüğü gözlere benzer gözlerini görüp korktu. Korkusu-dan ağlamağa başladı.
— Eve dönmek istiyorum, anne pipi yapmak istiyorum.
Almanca, ilânlarla kaplı bir
köşkün arkasına çabucak çocuğu çekti. Anne onun düğmelerini çözer, rüzgârdan muhafaza ederek sıkı sıkı giydirirken, souktan titreyen çocuk ağlamakta devam ediyordu. Sonra, tekrar yürümeğe başladıkları zaman, çocuk karnı acıktığını söyledi. Kadın bir kaymakçı dükkânına daldı, içerde kürklü yün ve yakaları kaldırılmış kaputlara sarınmış iki Romen polisi gördü. Elinde vesikaları yoktu; kendisini tevkif edecekler, Geto’ya götürecekler diye korkdu. Yanlış bir dükkâna girmiş gibi yaptı, birdenbire kapıyı şırak diye kapadı. çocuk ne olduğunu anlamadan kadının arkasından koşuyordu. başka bir kaymakçı dükkânına daldı, içeride kimse yoktu. Yüreğine su serpilen kadın,bir at nalı asılmış olan kapı eşiğinden geçti. Çocuk sımsıkı sarılmış, bir sandalyenin üstüne tünemiş bir halde, pek sevdiği kefiri içti, galetayı çiynedi. Kadın heyecan içinde ne yapacağını düşünüyordu. Hiç bir şey aklına gelmiyordu. Lâkin kaymakçı dükkânında demir bir soba yanıyordu. burada insan pek âlâ ısınabilirdi.
Kaymakçı dükkânının sahib kadın, kendisine lüzumundan fazla bir dikkatle bakıyormuş gibi geldi. Çarçabuk patasını verdi. Kaymakçı kadın penceeye doğru tasalı tasalı baktı, ve biraz sobanın yanında kalmasını ken-disİne teklif* etti. Hararetten kız mış olan soba gürül gürül yanıyordu. Cidarlarına kıvılcım saçıyordu. Sıcak çocuğu gevşetmişti. Gözleri kapanmakta idi
Kadın daha fazla acele etti, kaymakçı dükkânının sahibi kadına tekar etti, acele işi olduğunu söyledi. Dükkanda bir saat kadar kalmışlardı. Uyuklayan ve karnı doymuş olan çocuk güçlükle ayakları üzerinde durabiliyordu. Kadın çocuğu omuzlarından tutup sarsdı, yakasını düzeltti, kadın tekrar onıı sokağa doğru süıükledi.
(Sonu galecek sayıda)
- 15 —
Tevfik Fikret
İdeolojisi ve felsefesi SABlHA SERTEL
Fiatı 200 krş.
YIĞIN
Okuyunuz ve okutunuz.
ARKADAŞLARIM
Niyaz i
“Tekin değil bu oğlan,, derdi hocalar soğuk davranırlardı mektepte sana.
Ayakyolunda cıgara içtiğin söylenirdi mahalle çocuklarile gezer derlerdi : simit satar, aşık atarmışsın derlerdi Hacettepe'de.
Yoktu kapıcısından başka dostun
Musevi Mahallesindeki mektebimizin : yasağa gözyumar alırmış seni birinci dersten sonra «içeri.
Cedvel tahtasının sırtıyla vururdu Ramazan hoca: döver döv,r affederdi seni kerrat cetvelinde iyisin diye.
Mürakıbın çocukları da şaşırırdı sekiz kere dokuzun kaç ettiğinde.
Verirdin hesabını tanesi yüz paradan
iki solukta yüz simidin.
Gelmediğin de olurdu ara sıra tanesinde on para kalırmış, günde yüz simitten, yirmi beş kuruş, ucuzluk devirde iyi para.
• . -
Sonra gelmez oldun bir aralık
ba*an haberlerin gelirdi kulağıma:
“Rakı, şarap ne bulursa İçermiş, esrarkeş Ahmet’le birmiş derlerdi arkadaşlar, orta mektep çağında.
“Ana ölmüş, baba ölmüş,,
“İpsiz olmnş, ayyaş olmuş,”
“geçenlerde hapis olmuş’’ dediler Demek böyle ha Niyazi.
İbrahim GÖKTÜRK.
Sendikalizmin Menşeleri
(Devamı 11ci sayfadan) ve hürriyet vazifesi kalfalar birlikleri veya «gavot» larm teşekkül ettiği görülüyor; bunlar bir birlerde mücade'e ediyor, bazan işi kargaşalık çıkarmağa kadar vardırıyorlardı. Sonra, bir Sion-bise’nin evliyalığı altındaki dülgerler birlikleri meydana çıktı.
İşe yatırdan sermâye üzerindeki idareyi elinde tutmak isteyen ustalar tarafından İsrarla takip ve tacizedilen bu topluluklar bilhassa 17 inci asırda küfre saptıklarından dolayı kilise tarafından, bütün 18 inci asır boyunca da kötü işler yaptıklarından dolayı İdarî makamlar ta rafından mahkum edilmiştir. Böyle olduğu halde, hiç bir kuvvet bu birliklerin çoğalmasının önüne geçememiştir, kuvvetli bir çok brlikler kurulmuştur. Meselâ, bu arada 18 inci asırda kurulan kâğıtçı kalfaları birliğini sayabiliriz. Lâkin, bu birliklerin faaliyet sahası henüz sınırlanmış bulunuyordu. İşçiler müşterek menfaatleri hakkında iyiden iyiye aydın bir şuur sahibi değillerdi; meslekî tesanüt hissinden son derece uzaktılar. Bunun en iy* delillerinden biri de, karışık işçi toplulukları arasında bir topluluk olarak bulundukları halde, madenciler kendi aralarında birlikler kurmamışlardı.
Müessisi Esat Adil Müstecabi.İmtiyaz sahibi,neşriyatı fiile ı idare eden: Haşan Tannkut Yıllığı 10, altı AylığıSOO, üç aylığı 230 kuruştur. Adres:P. K. 519 —Nam Basımevi.

Comments (0)